This preview has intentionally blurred parts. Sign up to view the full document

View Full Document

Unformatted Document Excerpt

Türen www.altkitap.com Denedim Pýnar Denedim Pýnar Türen "Denedim"i, Hayalet Gemi ile yaptýðým 10 yýllýk sefer sýrasýnda uðranan limanlardaki yazýlarýmdan oluþturdum. Toplam 68 seferden sadece 20 yazýyý aldýðým bu kitapta, ufak tefek düzeltmeler yapsam da yazýlarýn orjinal hallerine baðlý kalmaya özen gösterdim. Çünkü bu yazýlar benim için hayatýmýn en güzel yolculuðunun anýlarý. Hayalet Gemi'yi sonsuzluða uðurlarken arkasýnda bana Denedim'i býraktýðý için ona ve tüm yolculuk arkadaþlarýma bir kez daha teþekkür ediyorum. Bu kitabýn oluþmasýnda, fikir aþamasýndan yazý seçimine kadar bana yardýmcý olan ama en önemlisi bana inanç veren Tülin'e sonsuz teþekkürler... a ltkitap - deneme 6 Denedim Pýnar Türen Eylül 2002 Yayýna Hazýrlayan: Düzelti: Tasarým: Tasarým Uygulama: Fotoðraflar: Fotoðraf Editörü: Adnan Kurt Adnan Kurt Faruk Ulay Murat Gülsoy Pýnar Türen Theron Patterson © 2002 altkitap ve Pýnar Türen Yapýtýn tüm yayýn haklarý saklýdýr. Tanýtým için yapýlacak kýsa alýntýlar dýþýnda yayýncýnýn izni olmaksýzýn hiçbir yolla çoðaltýlamaz. www.altkitap.com editor@altkitap.com Yazar Hakkýnda Pýnar Türen 1969 yýlýnda Ýstanbul’da doðdu. Hep Ýstanbul’da yaþadý. Boðaziçi Üniversitesinde Psikoloji okudu. 1992-2002 yýllarý arasýnda Hayalet Gemi dergisini çýkartan ekibin içinde yer aldý. altzine.net’te yazýyor. Hayalet Gemi dergisinde on yýl boyunca çýkan yazýlarýndan derlediði “Denedim” ilk kitabý. Önsöz - Adnan Kurt ii Okudum, durdum düþündüm. Pýnar Türen, Hiçtim ve Öldüm baþlýklarýyla baþlayan ve biten denemelerini sýralýyor "Denedim" adýný taþýyan kitabýnda. Bu önceden hazýrlanmýþ bir izlek deðil ama uzun yýllardýr Hayalet Gemi'de yayýnlanmýþ denemelerinin biçimlendirilmiþ hali. Öyle bakýldýðýnda da, birbirinden baðýmsýz konular ve baþlýklarla yazýlmýþ yazýlarýn nasýl da eþuyumlu bütünlüðe kavuþtuðunu görmek çok etkileyici. Bir baþý ve bir sonu olan bu denemeler dizisi çizgisel zaman üzerine kurgulanmamýþ. Çeþitlilik ve biraz da yazarýn öznel seçimleri çevresinde hayata bir baþka bakýþ da denilebilir. Akademik aðýrlýðýn ve sýkýcýlýðýn uzaðýnda, ama göndermeleri ve tutamak noktalarýyla saðlam bilimsel temellerle içten çözümlemeler içeriyor bu denemeler. Büyürken, yaþarken, severken, koþarken, öfkelenirken, gezerken, sýkýlýrken nelerdi bizi etkileyen? Duyularýmýz, kavrayýþýmýz, þeylere bakýþýmýz nasýl þekilleniyor? "Denedim" bunlara yanýt vermeyecek elbette. Ama bu sorulara yanýt nasýl arýyor bir baþkasý, bu sorularý nasýl görüyor, hayata iliþkin bazý dertleri nasýl ediniyor, okumasý çok zevkli, kývamýnda ve düþündüren bir tatta veriyor. Bende býraktýðý en derin þey bir merak duygusu, merakýn nasýl birþey olduðuna iliþkin ipuçlarý. Neden meraklanýrýz sorusu, ve sýrlarýmýz. "...kimi zaman ise amansýzca mücadele vererek içimizde taþýdýðýmýz anýlar, düþünceler, arzular ve duygularla yaþamlarýmýzý sürdürdüðümüzü kabul etmeliyiz... Ufak tefek sýrlarýmýz." Adnan Kurt Eylül 2002-09-15 Rumeli Feneri Denedim Hiçtim7 Akýllandým10 Oynadým13 Zevk aldým16 Hýzlandým20 Geleceðim24 Sýrdým27 Ýnandým33 Korktum36 Rastladým39 Þehrim45 Makineleþtim48 Hükmettim52 Þiddetim56 Parçam59 Karmaþam62 Yayýldým64 Dengem67 Unuttum72 Öldüm76 7 Hiçtim 1994 ÝDEALSÝZ ÝDEALÝSTLER VEYA HAREKETSÝZ YAÞAMLARA DOÐRU... Aynaya baktýðýmda umutlarý kaybolmuþ bir çocuðun gözlerini gördüm. yatan Oysa birkaç artýk çocukluðum aklýmýn çekmecelerde fotoðrafla, köþesinde kalmýþ birkaç 'an'ýn hatýralarýndan baþka bir þey deðil. Þimdi kendimi yaþamýn kenarýnda ancak ucundan yakalayabildiði þeylere tutunmaya çalýþýr görürken soruyorum kendi kendime 'nerede kaldý ideallerim; nerede ve ne zaman kaybettim onlarý?'. Biz çocuk gözümüzle mücadele eden abilerimizi anlayamadýk, ellerinde kýzýl bayraklarla okuldan çýkýp caddelerde yürüyen abilerimizden ellerimizde beslenme kutularýmýzý sýmsýký tutarak kaçtýk. Evlerimize, sadece bize ait ve güvenli olduðunu sandýðýmýz dar sokaklarýmýza kaçtýk ve bir daha hiç çýkamadýk... Hayatla ilk yüzleþmeye baþladýðýmýz dönemlerde karþýmýzda öðretmenlerimizi bulduk. Etimizin öðretmenlerimize, kemiðimizin ailelerimize ait olduðu düþüncesiyle ilk savunma mekanizmalarýmýzý kurmayý öðrendik: Sevilirmiþ gibi yapýlan ama aslýnda delice korkulan öðretmenlerimizi idolleþtirerek, çocuk kafamýza göre ilk idealimizi de belirledik: 'Büyüyünce öðretmen olacaðým'. Ateþli hastalýklarýmýz sýrasýnda bizi iyileþtiren ve ýstýraplarýmýzý dindiren doktor amcalarýmýza da takdirlerimizi sunmayý bir borç bildik ve idealler listesine doktor olmak ikinci sýradan girdi! Ama yollarda yürüyen abilerimizden hep kaçtýk, çocukluk ideallerimizde devrimci olmak yer alamadý. Kendimizden çok anne-babalarýmýzýn ideallerini üstümüze giymeye çalýþtýðýmýz çocukluðumuzda, haykýrmaktan çok itaat etmeyi öðrendik. Bize sadece kendi pencerelerinden dünyayý gösteren ailelerimiz ve onlarýn koruyucusu devletimizin beklentilerini ödev, icraatlarýný ipucu Denedim- Pýnar Türen 8 bildik. Belki bu yüzden erkek çocuklarýn idealler listesine polis veya asker olmak ekleniverdi. Ýþte küçük kafalarda geleceðe dair ilk oluþan ideallerden kesitler böyle basit ve ilkel yöntemlerle hemencecik oluþurken, ilerleyen yaþlarda hayatýn hiç de bu kadar basit kopyalanamadýðýný anlamak zorunda kaldýk. Ýdealler sadece bir þey olabilmekle sýnýrlý kalmaz. Kafalarýn üstünde kavak yelleri esen ilk gençlik yýllarýna varýldýðýnda, idealler ileride edinilecek olasý meslek seçiminden birkaç adým ileriye giderek hayat felsefesini oturtmaya yardým edecek bir idol arayýþýna dönüþür: Ailesinden ayrý yaþayan üniversiteli kapý komþusu aðabey, John Lennon, Che... Birilerine benzemek ya da onlar gibi olabilmek ilerdeki olasý yaþantýlara yön vermenin neredeyse tek yoluymuþ gibi, evrensel bir þekilde, çoðu insan ayný yoldan geçer. Annelerine aþýk erkek çocuklar onlarý elde edebilmek için nefret bile etseler babalarý gibi olmak isteyip bellerine oyuncak tabancalarýný takýp yaramazlýklarýyla annelerine ne kadar erkek olduklarýný ispat etmeye çalýþýrlarken, babalarýna aþýk kýz çocuklarý da sinir de olsalar annelerine benzeyebilmek ve böylece babalarýný kendilerine aþýk edebilmek için küçük týrnaklarýna kýrmýzý oje sürüp annelerinin giysilerini özellikle de topuklu pabuçlarýný giyip evin içinde büyümüþ de küçülmüþ yaratýklar gibi dönenirler. Böylece hayatýn akýþýný belirleyecek ilk benzeþmeler için öfke objeleri tercih edilirken, ilerleyen yaþlarýn idolleri üstün nitelikli evrensel kiþilerden seçilir ama temel hep aynýdýr : Özenmek üzerine inþa edilen biliçaltýnda benzeþme mekanizmasý. Kendini kayýp veya gölgedeki nesil diye adlandýran 80 kuþaðý yani bizler, bizden öncekilerin ideallerini benimsesek bile ne yapacaðýný, kendini nasýl ifade edeceðini, nasýl bir araya geleceðini bilemeden, kafasý fena halde karýþýk bir þekilde geçirdi ilk gençliðini. Uðruna ölünecek bir ideal var mýydý acaba? Bu kadar adalet fukarasý bir Dünyada, idealleri süslemeye, cilalayýp parlatmaya hatta uðrunda ölmeye deðecek herhangi bir sebep olabilir miydi acaba? 80 sonrasý askeri mahkemede yargýlanan ülkücü bir gencin hapis cezasýna çarptýrýlýnca aðlayarak "Ben sizin için mücadele verdim" dediðini duyduðum zaman, o kiþinin tüm yaþadýklarýnýn, ayný ekrandaki Denedim- Pýnar Türen 9 görüntüler gibi siyah-beyazlaþtýðýný fartettim. "Sizin için yaptým (gizli anlam sizin rýzanýzla yaptým)'', þimdi siz beni özgür yaþamdan koparýp cezalandýrýyorsunuz. Ne büyük bir acýdýr kimbilir ideallerin insaný kendi içinde yok etmesi. 20'li yaþlarýn çok baþýnda ve baðýmsýz eþit bir toplum oluþturacaðýz diye gözlerini kýrpmadan hayatlarýný ortaya koyan insanlar acaba yaþasalar idealleri hayatlarýný ne hale getirirdi ya da hayatlarý ideallerini neye çevirirdi? Bir belgeselde Deniz Gezmiþ' in avukatýnýn göz yaþlarýný tutamayarak 'Yaþasaydý avukat olurdu herhalde, hem de çok iyi bir avukat...' dediðini hatýrlýyorum. Peki ya yaþayamayan Deniz Gezmiþ ne oldu, 20 yýl sonra ondan ve onun ideallerinden geriye ne kaldý?... Ýdealler hayatýmýzýn hareket yönünü üstüne oturttuðumuz deðer yargýlarýmýzýn, isteklerimizin, beklentilerimizin ve hatta hayallerimizin hep birlikte durduklarý noktadýr ve her ne yönden, hangi yolla olursa olsun hayatlarýmýzýn temellerini oluþtururlar. Hayatlara yön veren elbette sadece idealler deðildir, ideallerimizin oluþmasýný saðlayan istekler ve arzular da hayatlarýmýzýn hareketlerini belirlemekte en az idealler kadar etkilidir ki bunlar da kiþiliðimiz ve toplumsallaþma sürecinde geçirdiklerimizle oluþur. Eðer sizin için önemli olan paraysa istediðiniz iyi bir yaþam, idealiniz de mükemmel bir iþtir. Sizin için önemli olan aþksa istediðiniz sevgiyi bulabileceðiniz her yerde olmak, idealiniz de alabildiðine özgür olmaktýr. Ýdealler, yaþam biçimleri ve tüm yaþananlarla örtüþmediði zaman umutlar yerlerini hayal kýrýklýðýna, istekler yerlerini býkkýnlýða býrakýr ve idealler sonsuza kadar beynimizin karanlýk bir köþesine atýlýr. Kimse "büyüyünce hiç olacaðým" demez. Bir gün gelir ve aniden hiç olduðunu anlar. 10 Akýllandým 1993 AKLIN KÖÞESÝNDEN ÇIKMIÞ ÞEYLERE DAÝR Doða hakkýnda en anlaþýlmaz þey, anlaþýlabilir olmasýdýr Einstein Doða hakkýnda en gizemli þey anlaþýlabilir olmasý deðil, fakat anlama gibi bir þeye sahip olmasýdýr, yani aklýn kendisi. Jonathan Miller Akýlla ilgili bir çok deneme, bilimsel makale okumuþ, akýl almaz öyküler dinlemiþ, doðada ve günlük hayatta her an onu çaðrýþtýran þeylerle karþýlaþmýþ olabiliriz. boyunca etrafýmýzdakiler bize Hayatýmýz aklýmýzý baþýmýza toplamamýz gerektiðini hatýrlatmýþ veya akýl seviyemizle ilgili çeþitli yorumlar yapmýþ olabilirler. Hatta aklýný kaçýrmýþlardan bile olabiliriz... Ama gerçekte bu akýl denen þeyin ne olduðunu kaç kere düþünürüz? Onu kaçýrmamak veya iyi durumda tutmak ya da ona dokunmak için ne yapmamýz gerektiðini bilemiyoruz. Düþünmek ancak akýl yolu ile yapýlabiliyorsa, akýl hem etken hem de edilgen olabilir mi? Bilemiyorum kafam karýþýyor. Kafamýn karýþmasý aklýmýn olduðuna bir iþaret, ancak kafamý karýþtýran da aklýmý bir türlü düþünememem. Yoksa bizler akýllý olduklarýný sansýnlar diye yaratýlýp bir kaosun içine Denedim- Pýnar Türen 11 atýlmýþ zavallý oyuncaklar mýyýz? Oysa bir beynim olduðunu ispatlamak ne kadar kolay!... Kafatasýmý elimde tutabiliyorum, iyi ya da kötü içinde bir beyin olduðunu biliyorum. Hatta beynimin sað ve sol olmak üzere iki yarýyüreden oluþtuðunu, bunlarýn corpus callosum ile birbirlerine baðlý olduklarýný, bu sinir baðlantýsý kesildiðinde sinir bozucu hastalýklar ortaya çýkabileceðini de biliyorum (mesela kiþi ceketinin sadece sað kolunu giyiyor zira sol tarafýnýn farkýnda deðil yani algýlayamýyor; ya da saatin üç veya beþ olduðunu görebiliyor ama yedi veya dokuz olduðunu göremiyor!..). Beynin belli bölümlere ayrýldýðýný ve her bölümün belli iþlere yaradýðýný da biliyorum (görmeden sorumlu occipital bölge veya dengeden sorumlu beyincik gibi). Daha da ilginci bilginin, yani dýþ dünyadan gelen herhangi bir uyaranýn beyne kimyasal ve elektriksel olarak ulaþtýðýný ve böylece dýþ dünyayý algýlayabildiðini, hatta ayný yöntemlerle vücudu hareket ettirdiðini de biliyorum. Tüm bunlar iyi de, kimyasal veya elektriksel bazda bir sevgi veya nefret, yani herhangi bir duygu düþünemediðim gibi iki artý ikinin dört ettiðinin ne kadar mantýklý olduðunu hissetmemi saðlayan aklýmýn beynimin neresinde saklandýðýný hala bilemiyorum. Ona dokunamýyorum. O benim dünyamý kavramamý saðlarken, ben onun ta kendisini kavrayamýyorum. Belki de yüzyýllardýr kafalarý meþgul eden nerede bu akýl sorusunun yanýtý ileri teknolojiye doðru giden yolda yatýyordur. Geliþkin araçlarla yavaþ yavaþ daha derinlemesine keþfedilmeye baþlayan beyin artýk ne Descartes'ýn þematize etmeye çalýþtýðý gibi bir muamma ne de aydýnlanma düþünürlerinin zannettiði kadar gizemli! Bugün beyni keþfetme çalýþmalarý son sürat devam ederken, artýk bilim adamlarý için aklýn açýklamasýný yapmak çok kolay. Beynin tüm bölgelerinin beraber iþleyiþinden ortaya çýkan nörolojik olaylarýn en etkileyicisidir akýl. Birçok bilim adamý ve düþünür için akýl, yanýlsamadan baþka bir þey deðil. Düþünür Daniel Dennett'e göre akýl, sadece fiziksel bir olaydýr, kýsaca akýl beyindir. Beyin ise bir makinedir ve bizim de ne Denedim- Pýnar Türen 12 ruhumuz vardýr ne de kiþiliðimiz. Algýladýðýný göremeyen, bildiðini hatýrlayamayan, oldukça sýk hata yapabilen ama yine de iþini anlaþýlmaz bir þekilde ustalýkla yürüten bir beynimiz var. M.I.T'den Marwin Minsky için beyin sadece yüzlerce deðiþik makinenin toplamýdýr. Bunlar birbirlerine milyonlarca sinir ile baðlanýrlar. Ancak her þey, her þeye baðlý deðildir ve siz diye bir þey yoktur. Ellerinde bilimsel verileri ve pozitif araþtýrma sonuçlarýný tutan bilim adamlarý iþte bunlarý söylüyor. Ne o çok güvendiðimiz, gurur duyduðumuz aklýmýz var, ne de ruhumuz! Bize geride kalan bir sinir yýðýný. Annenizin küçükken kulaðýnýza fýsýldadýðý þarkýyý yýllar sonra iþittiðinizde içinizde duyduðunuz sevgiyle karýþýk hüzün, sevdiðinize sarýlýrken titreyen kalbiniz, o þarkýda tutamadýðýnýz gözyaþlarýnýz hep bu sinir yýðýnýn iþiymiþ meðerse... 13 Oynadým 1994 YÝNE ADEM YÝNE HAVVA Tanrý erkeði çamurdan yarattý ve ona can verdi (neden böyle bir þey yaptýðýný kimse bilmiyor); kadýný ise erkeðin kendisinden yani özden yarattý. Belki de yaradýlanlarýn en mükemmeli olduðundan -en azýndan eþine kýyaslakadýn hep saklanýlmalýydý ve üstünlüðü örtülmeliydi. Özün yaradanýndan gayri asi ruhlu olduðu hemen anlaþýldý zira ilk icraatý eþine yasak elmayý yedirtip (elma gibi kendi halinde bir meyvayý yemenin neden yasak olduðu ayrý bir tartýþma konusu olabilir) cennetten kovulmak ve oluþmasý henüz tamamlanmýþ olan Dünya için iki bileti garantilemek oldu. Elmamý yedi diye birilerini evinden ancak bir çocuk kovabilir. Belki Adem ve Havva ve hatta Dünya'nýn yaradýlýþý, Tanrýnýn çocukluk dönemine rastlamýþ olabilir. Dünya 7 günde tamamlanmaya çalýþýlýrken aceleye geldiðinden hala oluþmaya, sallanmaya, patlamaya devam ediyor olabilir. Bu da en azýndan o zamanlar çocuksu bir Tanrýmýz olduðunu gösteriyordur. Ve bizler de Çocuk Tanrýnýn suretleri olarak hayatý bir oyun gibi yaþamaktan öteye gidemiyouz. Ýlk oyun yasak elmayý yemek olmuþ. Yasak elmayý yemek veya yemeye teþvik etmek cennetten kovulmaya yol açacak þeytani bir kötülük olamaz. Olsa olsa merak, dik baþlýlýk veya asilik olabilir ki bunlar da ister beðenelim ister beðenmeyelim Dünya üstünde Denedim- Pýnar Türen 14 insanoðlunun medeniyet denen þeyi kurabilmesinin temel taþlarýdýr. Bu arada rivayetler bu kadarla kalmaz, derler ki Adem ile Havva Dünya'ya ilk indiklerinde birbirlerinden çok uzaklara düþmüþler. Yedi yýllýk yalnýz bir yürüyüþten sonra birbirlerini bulmuþlar. Belki þansa ters yönlere yürüseler bugünler asla olamayacaktý (gel de kadere inanma). Sonuç itibariyle bugünlere Adem ve Havva'nýn gayretleri sayesinde geldiysek hepimizde biraz Adem biraz da Havva olmalý. Ama nedense içimden bir ses Havva'nýn daha çok olduðunu söylüyor. Gelgelelim günler geceleri, geceler de günleri doðurduðunda Havvaaþaðýlýk kompleksine girmesi için her þeye sahip) arkadaþlarýný öldürürler. Bundan ne para, ne ün, ne de baþarý kazanacaklardýr. Ancak çok önemli bir nedenleri vardýr: O üstün insaný yok ederek ve kimsenin anlamamasýný saðlayarak zekalarýný kanýtlayacak ve hayatlarýnýn en büyük zevkini yaþayacaklardýr. Ve böylece zevk için adam öldürdüler. Tabi bu bir film ve filmlerde genel kural 'kötülerin' kaybetmesidir. Katillerden daha akýllý kahramanýmýz James Stewart olaya el atýnca Mr. Hyde'larýn oyunu bozulur ve gerçek ortaya çýkar. *** Denedim- Pýnar Türen 19 Gerçekler bazen inkar edilemez, bazen ürkütücü, bazen ulaþýlmaz olurlar, bazen de zaten yokturlar. Baþkalarýna feda ettiðimiz gençliðimiz, masumiyetimiz, aþklarýmýz, isteklerimiz, gerçekte egomuza eklenen halkalardýr ki aslýnda tüm bu adamalarýmýz çocuðunu besleyen anne, aþký için intihar eden sevgili- egoistliðimizin dýþavurumundan baþka bir þey deðildir. Romeo Juliet'siz yaþayamayacaðýný; bir anne çocuðu olmaksýzýn hayatýna anlam katamayacaðýný düþündüðünden fedakarlýk etmekten kaçýnmazlar. Zira zevklerinin tatmininin yolu fedakarlýktan geçmektedir. Zevklerimizi kimi zaman bastýrarak, kimi zaman onlara esir olarak, çoðu zaman onlara karþý bilinçsizce savaþarak, kimi zaman da bizi tutuþturmalarýna izin vererek sonsuzca deviniyoruz. Oysa cennetin yolu ne bastýrýlan zevklerden ne de egoist fedakarlýklardan geçiyor. Cennetin yolu hiç bilmediðimiz bir yerde keþfedilmeyi bekliyor. 20 Hýzlandým 2000 MÜTHÝÞ BÝR ÇAÐ Bir þeyler elde etmek problemleri onarmaya yetmez, bu sadece belirtileri maskelemektir. Küçük, sevimli, mükemmel evime gelir ve yaþamýmýn tüm geri kalanýndan nefret ettiðim gerçeðini onarmak yerine bir anlýðýna kendimi iyi hissedebilirim. Tüketimcilik iþte buna dönüþür.... Gerçekten çok fazla çalýþmýþ ve hayatlarýnda bir þeyler satýn alabilecekleri noktaya gelmiþ birçok insan þimdi þöyle diyor: ''25 yýldýr çalýþýyorum ve bunun her þey olduðunu düþünmüþtüm ama bu hiçbir þeyi çözmeyecek. Bu sadece evimi satacaðým bir gün için eþya stoklamak. Chuck Palahniuk Ne kadar hýzlý bir tüketicisiniz? En hýzlý neyi tüketirsiniz, en sýk neyi tüketirsiniz, en çok neyi tüketirsiniz.... Her þeyi tüketmemiz gereken bir zaman diliminde yaþamakta olduðumuzu yaþýmýz, iþimiz, cinsiyetimiz, hayat biçimimiz, beklentimiz, hayallerimiz ... ne olursa olsun hepimiz sessizce kabullenmiþ durumdayýz. Sistemimizin kuralý hýzlý ve toplu tüketim en açýk ve net haliyle hiç sinsi yollara baþvurmadan tokat gibi vuruyor iki taraflý suratlarýmýza. Bir suratýmýz saf bir þeyler tutmaya çalýþýyor hayatýnýn içinde, birkaç erdem, birkaç iyi niyet belki vicdan yýkamaya yarayacak etrafa özenle serpiþtirilmiþ iyilikler ve kendine özgü bir þeyler barýndýrmaya çalýþýyor 'özel' olduðunu sandýðý, sanmak istediði hayatýnýn içinde. Bir suratýmýz ise hýzla tüketmek, ona sunulan her þeyi silip süpürmek istiyor, iþtahý asla doymayan bir çeþit canavar gibi saldýrýyor etrafýna ve ne varsa yutuyor, yutamayýnca asabileþiyor, hýrçýnlaþýyor, kin besliyor, mutsuz hatta hasta oluyor. Denedim- Pýnar Türen 21 Hýzla tüketilenler arasýnda artýk her þey var, liste o kadar uzun ki komplo teorisini hatýrlatmýyor deðil. MATRIX Uzun yaþam vaat eden yoðurtlar, mutluluk veren haplar, internet, arkadaþlýklar, aþklar, etekler, yüzükler, þarkýlar, hýzla deðiþen trendler, renkli lensler, silikonlar, telefonlar... Daha beþ yýl önce zevkle dinlediðiniz þarkýcýyý artýk dinleyemiyorsanýz sakýn vicdan azabý çekmeyin çünkü kulaðýnýz her gün geliþen, yenilenen bariz bir þekilde çað atlayan melodilerle doluyor ve siz bu deðiþime de diðer þeylerin hiçbirine karþý çýkamadýðýnýz gibi karþý koyamadan girdabýn içinde buluveriyorsunuz kendinizi. Sonuç yeni cdleri, kasetleri, konserleri hýzla tüketerek sisteme katkýda bulunmak. Milenyuma giriyoruz ve herkes yetiþmeli, hýzla koþmalýyýz, durursak yetiþemeyiz, son bir gayretle hýzlý daha hýzlý koþmalýyýz, deðiþmeliyiz, yenilenmeliyiz, milenyum uçaðýný yakalamalýyýz ve uçmalýyýz: Yeni bir bin yýla yenilenen dünya görüþümüz, giyimimiz, haberleþme biçimimiz, iliþkilerimizle uçarak girmeliyiz. Bir aþk bittiðinde artýk acý çekmek yok, yeni yerler, yeni hevesler tüketerek acýnýzý unutabilir hatta hiç yaþamayabilirsiniz. Böylece her þey bir potada erirken, siz geceleri teknoloji harikasý yaylara sahip yeni yataðýnýzda depremi önceden haber veren sisteminizin yanýnda mýþýl mýþýl uyursunuz... ama rüyanýzda ne görürsünüz bilemem. Siz, yaþadýðýnýz kýsýr döngüye Denedim- Pýnar Türen 22 dönüþmüþ hayatýnýza renk katmak için yaþýnýzý küçük gösterip internette sanal flörtler peþinden koþarken, siz uyurken eþiniz internette sanal seks yaparsa ona ne kadar kýzabilirsiniz? Diyelim ki içimizde ve dýþýmýzda uçurumlar olduðunun farkýndaki azýnlýkdanýz. Matriksin dýþýna çýkma gücü bulsak bile yaþayamayacaðýmýzý bal gibi biliyoruz. Farkýndalýk yetmiyor, harekete geçmek ise çok zor gözüküyor. Hýzla kareler geçiyor gözümün önünden: Çaresizlik, uyuþturucu, asalaklýk, "kaybedenler arasýna hoþ geldiniz" diye alkýþlayan bir avuç insan ve "anca gidersiniz" diye arkanýzdan kahkaha atan matriksin gönüllüler ordusu. FIGHT CLUB Kredi kartlarý ile dergiden seçilen mobilyalar arasýnda sýkýþmýþ hayatýn ortaya çýkardýðý çift kiþilikli kahramanýmýz, Don Kiþot'un yel deðirmeleri ile savaþmasýnýn üstünden yüzyýllar geçtikten sonra, on tröst binasýný yýkarak ruhlarýmýzý serbest býrakabilecek mi? Çöken binalarýn enkazýndan çýkan özgürleþtirilmiþ bedenlerimize yabancýlaþmadan hýzla Dövüþ Klubüne mi katýlacaðýz? O hýzla bir esaretten çýkýp baþka bir esarete mi gireceðiz? Birbirine sýký sýký baðlanmýþ zincirlerin verdiði yalnýz deðilim güveni, kredi kartlý veya kartsýz hayatlar arasýnda ayrým yapar mý acaba? Kabullenmemiz gereken çok fazla þey var. Gerçek denen þey bulunduðu yerde kendisini yok ediyor ki yeni gerçekler aramak üzere yola çýkýlsýn. Hýzla Denedim- Pýnar Türen 23 çöken sistem yavaþ yavaþ yeniden yapýlanmaya baþlarken, biz yine rahat sinema koltuklarýmýza kurulup en fazla üç saat içinde yüzlerce fikri, bir sürü teoriyi, felsefeyi, sosyolojiyi, görsel þovu... hýzla tüketeceðiz. Üç saatin sonunda muhtemelen müthiþti diyeceðiz. Sahiden müthiþ bir çaðda yaþýyoruz ve bizler müthiþ oyuncularýz. Tek isteðim, her þey bittiðinde uzakta bir þey görmek... "Deðermiþ" dedirtecek bir þey! 24 Geleceðim 1993 GELECEK KAYGISI Bir takým kültür cahilleri yakýn zamana kadar astrolojinin geçmiþte kalan gülünç bir þey olduðuna inanýyorlardý. Ancak bugün, toplumun derininden yükselerek geliyor ve üç yüzyýl önce kovulduðu üniversitenin kapýsýný çalýyor... Bundan haberdar olmayan ve benim olaylarý abarttýðýmý düþünen okurlarým için þunu rahatlýkla söyleyebilirim: Astrolojinin altýn çaðý, ortaçaðýn karanlýklarý deðil, en saygýn gazetelerin bile tereddüt etmeksizin burç falý yayýnladýklarý günümüz dünyasýdýr. Köksüz akýlcýlar, 1723 yýlýnda Bay Bilmemne'nin çocuðu için hazýrladýðý horoskopu gülerek okusalar da þunu gözden kaçýrýyorlar: Bugün horoskop neredeyse insanlarýn kartvizitlerinde bir satýr olmayý baþardý. C.G. Jung, 1931 Davranýþçý Psikolojinin kurucusu Watson "Bana bir çocuk verin her ne istiyorsanýz yapayým" diyor. Ýsterseniz hýrsýz isterseniz diplomat ya da sýradan biri. Watson için geleceði belirleyebilmek iþte bu kadar basit. Ýnsan doðanýn sýradan bir parçasýdýr. Týpký bir saat gibi mekanik kanunlarýna göre iþler ve en önemlisi de her sonucun bir sebebi vardýr. Ýþte en uçlarda bir determinist olan Watson da "Eðer sebebini bilirsem sonucunu da önceden görebilirim" diyor. Watson'ýn insaný makineden farksýz kýlarak, "Ben geleceði bilebilirim, hatta yön verebilirim" diyerek Tanrýlýða soyunmasý, zamanýnda pek hoþ karþýlanmamakla birlikte insanlarýn geleceði gözetim altýnda tutabilme saplantýlarý sonuçta Watson gibi deterministlerin çoðalmasýný saðlamýþ. Denedim- Pýnar Türen 25 En ilkel çaðlardan beri insanýn beynini bir kurt gibi kemiren geleceðe iliþkin merak, asýrlar boyu toplumlarý arka planda da olsa kahinlerin yönetmesine, yönetmeseler bile yönetime karýþabilmelerine neden olmuþtur. Her nerenin hükümdarý olursa olsun her baþarýlý hükümdarýn ardýnda mutlaka müthiþ bir kahin vardýr. Elbette günümüz toplumlarýnda artýk büyücü kahinlere pek raðbet edilmiyor. Onlarýn yerini özellikle son zamanlarda piyasa araþtýrma þirketleri aldý. Geleceðe yön vermek gibi istekleri olan insanlara bugünün ayrýntýlý raporunu hazýrlayan bu þirketler modern birer kahin gibi çalýþmaktalar. Geleceðe yön vermeye ve genel olarak kendi lehine çevirmeye çalýþan þirketler araþtýrma þirketlerine güvenirken, sýradan vatandaþ da "Yarýnýný bugünden bilebilmek için" o medyum senin, bu astrolog benim dolaþýyor. Hangi sosyo ekonomik sýnýftan, eðitim düzeyinden olursa olsun, bir falcýnýn kahve fincanýnda veya bir astroloðun yýldýz haritasýnda geleceðini avuçlamaya çalýþmamýþ az insan vardýr. Bir çok kurama göre insanýn gelecek endiþesinin, geleceðini oluþturmasý da ayrýca bir garipliktir. Bu konuyla ilgili söylenebilecek her þeyin özeti belki de bir cümle olabilir: Ýnsanýn yaþamýný sürdürebilmesi, gelecekteki sonuçlarýný düþünerek geçmiþ deneyimlerinin ýþýðý altýnda bugün hareket edebilme yeteneðine dayanýr. Nedir gelecek; bir dakika sonrasý mý ya da bir asýr sonrasý mý? Aslýnda ne kadar basit; þu anda davranýyoruz ama geçmiþteki deneyimlerimizin etkisindeyiz ve bunlarý þu anýn üstünden geleceðe aktararak kendimize en fazla yararý saðlamaya çalýþýyoruz çünkü akýllýyýz. Bu kuram her ne kadar deterministleri, anti deterministleri, geçmiþe önem verenlerle gelecek merkezli olanlarý bir potada eritmeye çalýþsa da eminim buna karþý çýkanlar çok olacaktýr. Örneðin 40'lý yýllarda insanlara özgürlük verin diye ortaya çýkan ve geçmiþi yadsýyarak sadece burada ve þimdi ile ilgilenen ve insanlarýn fare ve köpeklerle karþýlaþtýrýlmasýný anlaþýlmaz bulan Amerikalý psikolog Rogers çok alkýþlanmakla birlikte asla güçlü bir destek bulamadý. Ýnsana en insan gibi yaklaþan ve ona özgür Denedim- Pýnar Türen 26 geleceði veren neredeyse yegane kuramcý olmasýna raðmen, tahmin edilebilir olmayý özgür olmaya tercih eden insanlar tarafýndan asla yeterince anlaþýlamadý. Zira Rogers için gelecek bir gün burada ve þimdi olacaktý ve önemli olan sadece o andý. Gelecek endiþesinin insan davranýþýný belirlemekte oynadýðý rol Adler ya da Tallman gibi determinist kuramcýlarda sýk sýk karþýlaþýlan bir yaklaþým. Ýnsanýn geleceðe duyduðu bu takýntý haline gelen merak belki de aslýnda insanýn bilemeyeceði her þeye duyduðu merakýn bir izdüþümü. Dünya kurulduðundan bu yana insanlar ölüm korkularýný gidermek için Tanrý'ya sarýlýrken belki de asla öðrenemeyecekleri ölüm sonrasý sýrlarý da bu yolla yakalamaya çalýþmýþlar. Böylece esrarengiz bir karanlýk içinde kalmak yerine hiç olmazsa kurgusal bir gerçek yaratmak insanlarýn gönlünü bir parça olsun rahatlatmýþ oluyor. Kurallara uy ve cennete git, ölümden sonra da bir geleceðin olsun. Ýþte bu kadar basit! Ayný þekilde geleceðini de bilememenin ve asla da bilemeyecek olmanýn verdiði dayanýlmaz ýstýrabý hafifletmeye çalýþmanýn yolunu kehanetlerde, astrolojide hatta pozitif bilimlerde arayan insanoðlunun bu saplantýlarýndan kurtulabilmesi mümkün mü? Keþke Rogers haklý olsa; insan her þeye içinde yaþadýðý anda yön verebilecek kadar güçlü olabilse. Geçmiþi etkileyebilme þansý zaten yok, geleceði kontrol altýna almak ise imkânsýz gibi. "Gelecek de birgün gelecek" diyorlar peki o gün gelecek mi acaba? Ya da o gün geldiðinde gelecek nereye gidecek? Sahi gelecek þimdi gelmedi mi? Peki ya geleceðe hükmetmeyi baþarsak, bugünümüzü daha güzel, daha anlamlý veya yaþanasý yapabilmeye yeter mi sanýyoruz.... 27 Sýrdým 1995 MÝDAS'IN KULAKLARI Gelin bir pazarlýk yapalým sizinle ey insanlar! Bana kötü bana terkettiðiniz düþünceleri verin o vazgeçtiðiniz günler, eski yanlýþlarýnýz ah, ne aptalmýþým dediðiniz zamanlar onlarý verin, yakýnmalarýnýzý artýk gülmeye deðer bulmadýðýnýz þakalar ben aþtým onlarý dediðiniz ne varsa bunda üzülecek ne var dediðiniz neyse onlar boþa çýkmýþ çabalar, bozuk niyetleriniz içinizde kýrýk dökük, yoksul, yabansý verin bana verin taammüden iþlediðiniz suçlarý da. Bedelinde biliyorum size çek yakýþýk almaz bunca kaybolmuþ talan parayla ölçülür mü ya? ÝSMET ÖZEL CELLADIMA GÜLÜMSERKEN Koltuða oturduðunda sýkýntýlýydý. Ne diye gelmiþti ki buraya. Sanki þimdi sýkýntýsý daha da artmýþtý. Karþýsýndaki kiþi ikna edici olmaya ayarlanmýþ ses tonu, her hali-tavrýna yansýyan iyi eðitimden geçmiþtir damgasý, rafine edilmiþ kelimeleri usta bir hattat edasýyla süsleyerek kurduðu cümleleriyle, insan ruhunu rahatlatan türden renklerin bolca ama gayet uyumlu kullanýldýðý odasýnda, suratýna yapýþtýrdýðý mesafesi ayarlanmýþ gülümseyiþiyle ne kadar da yapmacýk duruyordu. Bir an içinin daraldýðýný hissetti. Ve her þeyi býrakýp o odadan çýkýp þehrin en uç noktasýna kaçmayý þiddetle istedi. Sonra düþündü. Zaten hayatý hep kaçmaktan ibaret deðil miydi? Þimdi karþýsýnda gerçek bir Denedim- Pýnar Türen 28 insan vardý. Etten, kemikten, kanlý-canlý, konuþabilen, düþünebilen, karþýlýk verebilen bir insan. Ve hayatýnda belki de ilk defa kaçmamayý seçti... Psikologlara sadece þizofrenler, manikdepresifler veya paranoyaklar yani süregiden kurallarý belli topluma ileri derecede uyum saðlayamayan insanlar gitmez. Normal yaþamýný az çok idare ettiren ama her tarafý patlak veren toplumsal yaþantýlarýný yama yaparak devam ettirmeye çalýþan insanlar, içlerinde sakladýklarý, kimi zaman bilinçli olarak mücadelesini verdikleri kimi zaman ise büyük gayretlerle bilinç altýna atmayý baþardýklarý kiþisel sýrlarýyla baþedemeyince ortaya çýkan sorunlarýna çare bulabilmek yani yamalarý tekrar yamalamak veya topluma tekrar adapte olabilmek için psikoloða baþvurabilirler. Birbirinden kesin çizgilerle ayrýlan 2 veya daha çok deðiþik kiþilikleri yoktur, insanlarla iliþki kurabilir ve bunlarý devam ettirebilirler, kriz geçirip kendilerine veya etraflarýna fiziksel zarar vermezler... Ancak sýkýntýlarý hayatlarýný etkiler, zaten dar olan kiþisel yaþam alanlarýný daha da daraltýr, sýkýþtýrýr, toplumda soluk almasýný zorlaþtýrýr. Belki de bu kadar kiþisel yani özel olduðu içindir ki insanlarýn hayatlarýný zorlaþtýran sýrlarýný hiç tanýmadýklarý birisine, psikoloða anlatma eylemleri, önceki yüzyýllara göre modern, sonrakilere göre ise ne olduðu henüz adlandýrýlmamýþ 20. yüzyýl insanýna nasip olabilmiþtir. Çoðu insanýn zannettiðinin tersine psikoloji Freud demek deðildir. Ebbinghaus'un dediði gibi "Psikolojinin çok uzun bir geçmiþi ancak kýsa bir tarihi vardýr". Ýlk psikolog olarak da adlandýrýlan Aristo'nun biçim ve özü yani ruh ve maddeyi ayýrmasýndan sonra, nice düþünür ve bilim adamý ruhun gerçeðinin peþine düþmüþ. Freud ise kiþilik ve kiþilik bozukluklarýyla uðraþýp, psikolojiyi üniversite laboratuvarlarýndan çýkarýp, gündelik hayatýn tam ortasýna taþýmýþtýr. Çoðu insana Titchener, Wundt, Allport ismi çok þey ifade etmezken, Freud ve psikanaliz hakkýnda doðru veya yanlýþ mutlaka bilgisi vardýr. Kesin olan tekönemlidir ama dini engeldir. Ayný dinden olan R.'yi fazla akýllý olmadýðý için, yine arkadaþý N.'yi ise suçlu olarak kabul edip (ki bilinçli olarak düþünceleri böyle deðildir) profesör olamamalarýný dinlerinden ayrý bir sebebe baðlayarak, profesör ünvaný alabilmek için umudunu sürdürmeyi baþarýr. Bu arada rüyada az akýllý amcaya benzetilen R.'ye duyduðu aþýrý sevgi de bu ithamlarýnýn onda yarattýðý suçluluk duygusunu örtmeye çalýþmaktan baþka bir þey deðildir... ola ki þeytana satacak kadar bile bende ondan yok. Telaþ içinde kendime bir devlet sýrrý beðeniyorum çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir þeydir devlet sýrrýyla birlikte insanýn sinematografik bir hayatý olabilir o kibar çevrelerden batakhanelere yolculuklar, lokantalar, kýr gezmeleri ve sonunda estetik bir idam belki.... ÝSMET ÖZEL CELLADIMA GÜLÜMSERKEN Sýrlarýmýz bizi rahatsýz ediyor, kimi zaman endiþelendiriyor, kimi zaman tüm hayatýmýzý etkileyebiliyor, ya da illüzyondan bir hayat sunuyor bizlere. Ama her þeye raðmen mezara kadar taþýnacak bir sýrrý barýndýrmak mistik bir tad vermiyor deðil... 33 Ýnandým 1993 HÜKÜMSÜZ ÝNANÇLAR Kendime olan inancým bittiðinde artýk þiir yazamam ve þiir yazamadýðým zaman kendimin sonudur... Ýnsaný bu garip hayata baðlayan þey inançlarýndan baþka ne olabilir ki? Ama neye inanmak? Kimi için Tanrýya, kimi için insana, kimi için kendine inanmak. Doðaüstü güçlere inanmanýn çekim gücü, kontrolü dýþýnda kalanlara da suç atabilme kolaylýðý düþünülecek olursa en zor þey, insanýn kendisine inanmasý galiba. Oysa ne kolaydýr çocukken her þey. Hele inanmak... Ýnsan, neredeyse önüne çýkan her þeye inanýr çocukken, hem de gözleri kapalý. Masallardaki devlerden yiyemedikleri ekmeklerin aðlayacaðýna kadar binbir türlü abartýlý, doðaüstü, hatta saçma þeye safça inanýlýr. Çocuklarý kandýrmak mý kolay yoksa onlarý bir þeye inandýrmak mý diye soracak olursak, eðer inanmak mantýksal bir düþünme eylemi gerektiriyorsa, çocuklarý inandýrmak daha kolay gibi gözüküyor. Böyle gözükse de eriþkin mantýðýnýn eriþkin olabilmek için geçmek zorunda olduðu azap dolu yollardan henüz nasibini almadýðýndan, çocuklarýn onlara çok ters gelen büyüklerin dünyasýna inanmaktan daha çok, büyükler tarafýndan kandýrýlmayý tercih ettiklerini söyleyebiliriz. Dörtten dördü çýkardýðýnda inatla bir þey yazmayan zira elde bir þey kalmadýðýný söyleyen bir çocuðu sýfýrýn varlýðýna ve anlamýna inandýrmak görünüþte iki dakikanýzý alsa da insan dehasýnýn mutlak zaferi matematik gibi doðada olmayan, tanýmlanamayan bir iþlemler zincirine biz yetiþkinler acaba gerçekten inanýyor muyuz? Yoksa Denedim- Pýnar Türen 34 çocuðunu sýfýrýn varlýðýný kabul ettirmek için kandýrmaya çalýþan bir anne gibi bizler de Tales ve Pisagor tarafýndan mý kandýrýlmýþýz? Ama insan her þeyden þüphe etmeye baþlayýnca iþler daha da kolaylaþmýyor. Herkes Descartes gibi her þeyden þüphe ederek, hiçbir þeye inanmayarak iþe baþlayýp bir þeylerin varlýðýný ispatlamaya çalýþsa dünya paranoyaklar ve ne olduðunu bilmezler diyarý olurdu. Öyle ya, milyonlarca insan sorgusuz sualsiz önüne sunulana inanarak yaþamýný sürdürmeyi baþarýyor. Fizik kurallarýna göre ýþýk hýzýna yakýn bir hýzla geçen tren, otomobil sürücüsüne kýsalarak gözükür. Fizikle yakýndan ilgilenmeyen ya da mantýki olarak bu kuramýn yanlýþ olduðunu anlamayanlar için buna inanmak son derece normal olabilir. Hume'un dediði gibi inanç bir histir. Nasýl ki bir insaný seversiniz, iþte inanmak da böyle bir histir. Týpký yukarda yanlýþ aktarýlan teoriye karþý duymuþ olabileceðiniz inanma duygusu gibi. Ýnanç bir his olduðu kadar bir ihtiyaçtýr da ayný zamanda. Hayata anlam veya amaç katabilmek için sarýlmak durumunda hissettiðimiz can simididir. Eðer gerçekten baþka çareniz yoksa, inanmaktan baþka ne yapabilirsiniz ki? Elbette çok çaresiz deðilsiniz. En basitinden bir fizik kuralý doðru mu diye bir fizikçiye sorabilir ya da bir fizik kitabý karýþtýrabilirsiniz. Peki ama ya bir adým sonrasý? Çýkýn sokaða ve bulun bakalým mükemmel daireyi, ya da kolaysa alýn elinize bir cetvel ve ölçün bakalým ayla dünya arasý gerçekten 384000 kilometre mi? Cehaletin inanma sebebi olmasý hem çocuklarýn neden her þeye inandýklarýný hem de yetiþkinlerin inanç düþkünlüðünü açýklayabilir: Ne kadar cahilseniz o kadar inanýrsýnýz ve ne kadar çok bilirseniz o kadar zor inanýrsýnýz zira her þey inanýlýr olmaktan çýkýp þüphe perdesine bürünebilir. Zaten her þeyin her an deðiþtiði, yüzyýllýk kuramlarýn tepe taklak edilip yerine yenilerinin oturtulduðu bir dünyada insan neyin peþinden sonuna kadar gidebilir, hangi iddiaya inanabilir ki? Üstüne birçok çalýþmalar yapýlan, sayesinde çeþitli buluþlar yapýlan Newton Kuramý artýk fizik laboratuvarlarýnýn anýlar köþesini süslüyor; 68'lerin idealist insanlarýnýn yuppie çocuklarý oluyor; yýkýlmaz denilen duvarlar birbir yýkýlýyor da kimse ne oluyor demiyor. Tüm bu çalkantýlar içinde en çok zararý da safça inanan ve gerçekten inancýyla yaþayan insanlar Denedim- Pýnar Türen 35 almýyor mu? Mesela, o çok inandýklarý cennetin asfalt yollu, insanlarýn konserve kutusuna sýkýþtýrýlmýþ gibi üst üste yaþayýp, yine emirleri ve kurallarý uygulamaktan baþka iþleri olmadýðý bir yer olduðunu görseler, tüm hayatlarýný içlerinde cenette kavuþma inancý ile geçirmiþ milyonlarca insan ne hisseder... Ýnanç, hayatýmýza anlam veya amaç katan tek güçse, çok ciddi sorunlara gebeyiz demektir, çünkü ölüm hariç hiçbir þeyin garantisi olmayan bir Dünyada yaþýyoruz. Yine de þaire hak vermemek elde deðil diye düþünüyorum 'Ýnançsýzlýða hüküm giymiþ hayatlar neye yarar ki?'... 36 Korktum 1993 KORKU TÜNELÝNDE BÝR HAYAT YAÞAMAK Her gün her þeyden korktuðumu farkettiðimde aslýnda gerçek korkuyu hiç tatmamýþ olduðumu anladým. Ne kadar doðaldý benim için yanýmdan koþarak geçen bir köpek görünce korkmak. Peki ama neden resimleri hariç hiç görmediðim yýlanlardan bu kadar çok korkuyorum bilemiyorum. Sokaktan gelen ne olduðu belirsiz bir ses duyunca da korkuyorum, fiziksel olarak nasýl meydana geldiðini bildiðim gökgürültüsünü duyduðumda da korkuyorum... Geceleri ise, içimde korkuyla karýþýp beni heyecanlandýrdýðý için bu kadar çok seviyorum. Ýþte böyle düþündükçe ve bu korku listesi de uzayýp gittikçe, insanýn kötü programlanmýþ duygusal ve korkak bir robot olduðuna inanmaya baþlýyorum. Bir timsah ile uyumak Hepimizin çocukluðu ters ayaklý cinlerden ve herkesin kendi kafasýnda deðiþik bir biçimde daha doðrusu biçimsizlikte canlandýrdýðý çeþit çeþit öcülerden korkarak geçti. Bu arada masallarda bir iyi, bir kötü olarak karþýmýza çýkan periler de kafamýzý karýþtýrarak korku sýnýrlarýný zorladýlar. Büyüklerin, hayal gücünün en mükemmeline sahip çocuklarýna karþý en büyük kozlarý varlýklarý þaibeli bu yaratýklar olmuþtur. Büyük olduklarýný söyleyen kiþiler kendi üzerlerindeki korkularýn deðiþik versiyonlarýný çocuklarýna aktararak itaat ettirmeye giden en kýsa yolun devamýný meþrulaþtýrýrlar. "Uyu yoksa seni canavarlara veririm" diyerek uyutulmaya çalýþýlan çocuðun kafasýnda neler oluþabileceðini hiç düþünmezler. Annem de bana böyle bir þeyler dedi mi hatýrlamýyorum (hatýrladýðým kadarýyla ben iyi uyuyan bir çocuktum) ama çocukken yataðýmýn altýnda ýsrarla bir timsah Denedim- Pýnar Türen 37 yaþadýðýna inanýr, elimi ayaðýmý yataktan uzatmadýkça güvende olduðumu düþünerek uyuyabilirdim. Böylesine korkunç bir düþünceye karþý bulduðum basit savunma mekanizmasýnýn iþe yaramasýný, çocukluðun saflýðýna borçlu olduðumu biliyorum. Þimdi yataðýmýnojiden uzak yaþayan tek insanlar olduklarýndan dolayý benim için bu kadar özeller" diyor Ingo. Ancak ne tesadüftür ki tüm hayatýnýn ideolojiye bulaþmasý da bu evde baþlamýþ. Alt katta yaþayan hippilerle birlikte geçirmeye baþladýðý zaman içinde aykýrý yaþamayý ve nefret ettiði topluma çalarak çýrparak karþý koymayý öðrenmiþ. Çoðu yaþýtý okula gidip, okul sonrasý ödevleriyle ve bir spor Denedim- Pýnar Türen 41 dalýyla uðraþýrken, o hayatýn kenarýnda yaþamayý ve potansiyel casus olmaktansa dýþlanmýþ olmayý tercih etmeyi öðrenmiþ. Hipilerin koloni yaþamýnýn etkisiyle iyice uzaklaþtýðý anne evi artýk sadece kaçýlmasý, uzak durulmasý gereken bir yerdir. 80'lerin baþýnda punklar belirginleþmeye baþlarlar. Ingo hem hipilerle hem de punklarla birliktedir artýk. Sokakta veya diskoda anlamsýz yere çýkartýlan çete kavgalarý ve kendi gibi giyinmeyen herkesi dövmek hayatýnýn bir parçasýdýr. Hipilerin kendi içlerinde bir hayat tarzlarý vardýr, punklar manyak gibi çalarlar, skinhead (dazlaklar) daha vahþi, þiddet dolu hatta sadisttirler. Fakat tüm gruplarýn ortak tarafý devlet tarafýndan ayný þekilde bastýrýlmalarýdýr. Bir süre sonra Ingo artýk fazla iyi geldikleri için hipilerden ayrýlarak punklarla yoluna devam eder. Punklarla birlikte sadece dýþarýda kalmayý deðil diðerlerine karþý kin ve öfke beslemeyi de öðrenir. Ve tabi yaþý henüz 20'li sayýlara ulaþmadan yargý sistemiyle adi hýrsýz olarak tanýþýr. Bu sýrada hayatýna ilk defa babasý karýþýr ve Ingo'ya iki seçenek sunulur: Ya babasý ile onun kurallarýna göre yaþayacak ya da hapishaneye gidecektir. Ingo seçimini hapishaneye girmemekten yana kullanýrken aslýnda seçtiði babasýnýn yanýnda olmak deðildir. Nitekim babasýnýn yanýnda geçirdiði çeþitli beyin yýkayýcý günlerle dolu sýkýcý yaþantýsý onu sokaklardan koparacaðýna dönüþü olmayan bir þekilde sokaklara baðlar ve Ingo babasýný bir daha görmemek üzere kendini sokaklarýn karanlýk yüzüne býrakýr, arkadaþlarý onu beklemektedir. Devletin sponsorluðunu yaptýðý, Sovyet bölükleri onuruna düzenlenen Dostluk Festivalinde hayatýnýn en aptalca ve cesurca olarak nitelediði hareketini yapar ve kendisini ortaya atarak polisler gelip götürene kadar "Duvar yýkýlmalý" diye baðýrýr. Anti-faþizm koruyucusu duvara hakaret ederek toplum huzurunu bozmaktan bir yýla mahkum edilir. Yine tesadüflerden beslenen kader aðýný örmektedir. Hapishanede anti-faþist beyin yýkamalarýn, iþkence ve zor koþullarýn doðal tepkisi olarak faþizme daha da yaklaþýrken savaþ suçlusu eski nazilerle tanýþýr. Bu insanlardan hapishanede olmalarýnýn þerefli sebebini, geçmiþteki muhteþem günleri dinleyip bu 90'lý yaþlarýna yaklaþmýþ ihtiyar Nazilerin geçmiþlerinden duyduklarý Denedim- Pýnar Türen 42 gururlarýndan, hele hele Hitler'in doðum gününü kutlarken yedikleri tüm dayaða raðmen tekerlekli iskemlelerinde inançlarý için gösterdikleri dirençten, Ingo da onun gibi diðer genç punk ve dazlaklar da ayný þeye karþý direniyoruz düþüncesiyle çok etkilenirler. Artýk Nazizm Ingo'nun çok yakýnýndadýr. Hapisten çýktýðýnda Ingo protest kültünün sola kayan punklar ve saða kayan dazlaklar olarak ikiye ayrýldýðýný görür. Ingo her zaman karþý geldiði komunizm ve anti-faþist devlete karþý gerçek bir faþist olarak kavga ederek karþý gelmeye kararlýdýr ve onun için karþý çýkmak yasaklanan Nazi geleneðiyle daha da ilintili hale gelir. Bu sýrada kader onun Frank Lutz ile tanýþmasýný ister. Lutz saðýr-dilsiz birini dövmekten 10 ay hapis yatmýþtýr. 3. Reich'in öne sürdüðü gibi sakat insanlar sadece var olmakla devlete ekonomik zarar vermekten baþka bir iþe yaramadýklarý için Lutz onlara katlanamamakta ve dövmekte hiçbir sakýnca görmemektedir. Lutz ile ilerleyen arkadýþlýðý Ingo'nun Nazilerle olan arkadaþlýðýnýn da ilerlemesine yol açar. 1989'da duvarýn yýkýlmasýndan sonra ise Nazizmi daha ciddiye almaya baþlar. Genlerinin Ingo'ya armaðaný olan uzun ince yapýsý, sarý saçlarý ve mavi gözleriyle neo-Naziler için ideal biyolojik tiptir ve geleceðinin potansiyel Fuhrer figürüdür. Artýk hayatý neo-Nazilerle birlikte geçmektedir ve nihayet neo-Nazilerin en önemli fikir liderlerinden Kuhnen ile tanýþtýðý gece yaptýklarý uzun konuþmalarýn sonunda Doðu Almanya'nýn ilk yasal neo-nazi partisini kurarlar: National Alternative Berlin ya da kýsaca N.A. Artýk Ingo 30'lu yaþlarýnýn baþýnda politik bir partinin liderlerindendir ve tüm hayatýný partisine adar. Günleri sokaktan gelen gençleri eðiterek, onlarý ne üstün bir ýrk olduklarýna ikna ederek, saðcý zengin iþadamlarýndan para toplayarak, hatta eski Nazilerin ihtiyar dul eþleriyle yaptýðý çaylý sohbetlerde klasik müzik eþliðinde bu yaþlý kadýnlardan beklenmeyen yoðun bir nefret ve kinle "Oh çok iyi yaptýk", "Ne güzel temizledik", türünden laflarýyla birlikte yeni neo-nazi parti için para yardýmlarýný kabul ederek geçmektedir. Her þeye raðmen Ingo için partisinin kabullenip onun kabullenemediði þeyler de olur. Duvarlara yabancýlar dýþarý yazmak ona göre yeterliyken molotof kokteylleriyle savunmasýz çingene ve göçmen evlerini yakmak Denedim- Pýnar Türen 43 hareketlerine zarar verebilir diye düþünmesine raðmen alevler arasýnda "Bizden ne istiyorsunuz pis domuzlar" çýðlýklarýný duymamazlýktan gelir. Kendi deyiþiyle o anda sadece arkadaþlarý, kendisi, bir de davalarý ve partileri vardýr. Sanki o evlerde yaþayan insanlar var deðillerdir. Ancak 1992 sabahý Mölln'de orta sýnýf bir Türk evine saldýrýldýðýný ve bir kadýnla iki çocuðun yanarak öldüðünü öðrendiðinde, arkadaþlarýna masum kadýn ve çocuklarýn öldürülmesinin hareketlerine hiç bir faydasý olamayacaðýný söyler. Yine kendi deyiþiyle bu hareket onu gerçekten hasta eder... Bu sýrada kader ona yeni bir oyun oynar ve karþýsýna Winfriend isimli neo-nazilerle ilgili film yapmak isteyen alman asýllý Fransýz bir yönetmen çýkarýr. Winfriend dava arkadaþlarý dýþýnda edinebildiði ve güvendiði tek kiþi olur, o kadar ki kendisini filme çekmesine ve tüm gerçekleri kameraya almasýna izin verir. Winfriend ona dýþarýda da bir hayat olduðunu, kendi ýrkýndan baþka ýrklarýn da insan olduklarýný, ve Berlin'in sokaklarýndan baþka milyonlarca sokakta milyonlarca hayatýn yaþandýðýný gösterir. Paris'de Winfriend'in yanýnda geçirdiði bir haftada hayatýnda ilk defa etrafýnda her renk ve ýrktan insanla birlikte yaþar. Ýnsanlar ona dostça yaklaþýr, onlarýn Doðu Almanya'da bir zenciye baktýklarý gibi bakmazlar Ingo'ya, bu karýþýk bir dünyadýr ve her etnik kökenden insan görmeye alýþýklardýr. Ingo hayatýnda ilk defa yabancý olur ve üstünden bir aðýrlýðýn kalktýðýný hisseder. Hayatýnda ilk defa bir geleceði olduðunu düþünür. Sabahlarý bir baget alýr ve Arap bir garsonun çalýþtýðý kafede kahvesini içer. Birkaç gün sonra parmak iþaretleriyle anlaþabildiði garson ona bedava kahve ikram etmeye baþlar. Paris'de geçirdiði kýsa süre tüm hayatýný deðiþtirecek kararýný almasýnýn baþlangýcýdýr. Kýsa bir süre sonra Ingo partisini, davasýný arkadaþlarýný ve neo-nazileri geçmiþine gömerek yeni bir hayata baþlar. Ingo'nun baþýna gelenler size çok tanýdýk veya bildik gelebilir; mutsuz aile ortamýyla baþlayan oradan hipilere, hipilerden dazlaklara ve nihayet neo-nazilere kadar uzanan ve aniden kesilen ideolojik hayatýnýn geçirdiði evreler çok tipik gelebilir. Ama lütfen bir an düþünün, kendi hayatýnýzý elinize alýn: Þu anda uðraþtýðýnýz iþe ve size nasýl bir hayat sunduðuna bakýn, yanýnýzdaki eþinize veya sevgilinize Denedim- Pýnar Türen 44 bakýn ve onunla nasýl, nerede, ne zaman tanýþtýðýnýzý ve onun hayatýnýza neler kattýðýný düþünün, oturduðunuz evi, etrafýnýzdaki komþularý, çoðu zamanýnýzý birlikte geçirdiðiniz arkadaþlarýnýzý, çok özel dostlarýnýzý, kýsaca hayatýnýzý belirleyen her þeyi, onlarý nasýl elde ettiðinizi ve onlarla birlikte neler elde ettiðinizi ve þu anda nerede durduðunuzu gözden geçirin. Yanýlgýya yer býrakmayacak kadar rastlantýsal deðil mi? Bir arkadaþým kaderin Tanrýyla insanýn keþistiði nokta olduðunu söylüyor. Rastlantý ise kaderin þu ana denk düþtüðü nokta. Tüm zaman içinde raslantý tek bir noktayken kader hepsinin bir araya gelmesiyle oluþan sonsuzluktur. Dünyanýn oluþmasý bir anlýk tesadüf sonucu olabilir ama dünyanýn kaderi öncesini ve sonrasýný içine alan sonsuz bir zamana yayýlmýþtýr. Týpký Dünya gibi biz insanlarýn da kader adýný verdiðimiz bir zaman çizgisi var ve bu çizgi noktalardaki raslantýlarla belirleniyor. Artýk kader ve raslantýyý kesinlikle birbirinden ayýrabiliyorum. Kader hayatýmýzýn ta kendisi, raslantý ise hayatýmýzda bizim isteðimiz ve kontrolümüz dýþýnda geliþen her þey. Kaderimizi deðiþtirebiliriz ama raslantýlarla baþa çýkmanýn hiç bir yolu yok... 45 Þehrim 1995 KENTÝN BOÞLUKLARINDA ÖZGÜRLÜK YAÞANAMAZ Dýþarýdan asla görülemeyen içi boþ kuleler, büyük kentlerin birbirine sýmsýký yapýþmýþ dev apartmanlarýný, kimse anlamadan birbirinden ayýrmayý günden baþarýr. kalma Yemek kokularýnýn, konuþmalara katýlýp gökyüzüne karýþtýðý, evsel artýklarýn kimsenin ayak basmadýðý dibine yýllarla yýðýldýðý boþluklar... Apartman boþluklarý. Oyuncak bebek bacaklarý, bulaþýk bezleri, süpürge saplarý. Çoktan gözden çýkarýlmýþ ölü nesnelerin sonsuza kadar rahatsýz edilmeden gökyüzünü seyrederek istirahat edebilecekleri karanlýk taþlar. Belki bazen bir çocuk haykýrýþý ya da kavga eden apartman sakinlerinin bekleyiþlerini. Boþluklara açýlan onlarca pencerenin ardýnda birbirine teðet geçen farklý yaþamlar olanca güçleriyle hüküm sürerler. Ne kapalý kapýlar ne de örtülü pencereler yetmez mahremiyeti korumaya. Boþluklarda birleþen ayrý evlerin ortak yaþamlarýdýr... Bir banyonun su sesi bir mutfaðýn yemek kokusuyla kol kola girip baþka bir pencereden bebek odasýna sýzar; bir pencereden kaçan aþk baþka bir pencereden girer ve nefretle karýþarak tekrar boþluða döner. Sinsice baþka pencerelere duvarlarý yalayýp titreþen sesleri böler sonsuz Denedim- Pýnar Türen 46 ulaþýr, baþka hayatlara diðerlerini þýrýnga edebilmek için.... Artýk boþluklarda yaþanan bilinçsiz bir ortak yaþamdýr. Kentler mahremiyeti öldürür, boþluklarda çürümeye terk eder. Kimsenin ayak basmadýðý ve aslýnda hiç kimsenin olan boþluklarda baþlayan ortak yaþam gökyüzüne kavuþtuðu anda kentin her yerini sarar. Artýk yüzlerce, binlerce, milyonlarca apartman boþluðundan gökyüzüne taþan ortak yaþam kentin kalabalýk meydanlarýna, iþlek caddelerine, dar sokaklarýna ulaþmýþtýr. Boþluklar sinsice yaklaþtýrýr yaþamlarý birbirine ve bu sayede kentlerde yaþamlar birbirine sarýlýp geliþir. Kentlerde asýl olan kalabalýktýr. Ne sokaklarda ne evlerde ne de odalarda asla tek olamaz kentli kiþi. Kentler kiþisel hayatlara komplo hazýrlarlar. Apartman boþluklarý, birbirine açýlan sokaklar, yerin altýný kontrol altýnda tutan metrolar ve kanalizasyonlar, hepsi bu büyük komplonun birer parçasýdýr. 1843 yýlýnda Londra'nýn altýndan geçen bir tren yapmayý Charles Pearson'ýn kafasýna kim ya da ne koymuþtu? Londra 1863 yýlýnda ilk metrosuna kavuþtuðunda buna gerçekten ihtiyacý var mýydý? Londra' yý taklit etmekte gecikmeyen New York hadi neyse de, dünyada metroya kavuþan üçüncü kent neden Ýstanbuldur? Fransýz bir mühendisin yapmayý kafasýna taktýðý, Ýngilizler'in finans saðladýðý, Ýtalyan ustabaþý emrinde her çeþit milletten Osmanlý iþçisinin çalýþarak ortaya çýkardýðý Tünel'in ilk açýldýðýnda birkaç hafta sadece hayvanlarýn taþýndýðýna (zira zamanýn aklý evvel þeyhülislamý ''bu zir-i zemin arabalarýnda insan götürülmesinin caiz olmayacaðý'' ný buyurmuþtur) þaþýrmamak mümkün müdür? Ve dehlizler... Her kentin altýnda yýlan gibi kývrýlarak tüm kenti alttan çepeçevre kuþatan, kentteki her haneyle baðlantýsý olan, kentin tarihi kadar eski dehlizler. Aþaðýda neler olup biteceðini bile düþünemeden üstüne basýlýp geçilen ýzgaralar... Denedim- Pýnar Türen 47 Kentin ansiklopedik anlamý: Nüfusu belli bir büyüklüðü ve yoðunluðu aþan, ekonomisi tarým dýþý etkinliklerde yoðunlaþan ve kendi nüfusundan baþka, etki alaný içinde yaþayanlara da hizmet saðlayan yerleþim çeþidi. Bu kýsacýk taným dahi zavallý kent insanýnýn ne büyük bir oyunla karþý karþýya olduðunu göstermiyor mu? Tarih, politika, ekonomi, sosyoloji hatta psikoloji bilimlerinin elele vererek insan hayatýný hiçe sayma pahasýna nasýl kent yaþamý üzerinden yükseldikleri apaçýk ortada deðil mi? Medeniyete adýný veren kentler insanlarý kendisine, kendisini de uygarlýða köle yapmýþ. Uçar göçerlikten yerleþikliðe, ilkellikten uygarlýða, tarým ekonomisinden kapitalizme... Buralardan da kimbilir nerelere geçiþi saðlayan kentler bir çeþit coðrafi yerleþimden ziyade nefes alan canlý kocaman bir canavara benziyor. Ýnsanlarý önce yutan sonra bir güzel çiðneyip dýþarýya posasýný atan, hiçbir çýkýþ yolu býrakmamak için, mistik bir güç tarafýndan yönetilercesine inanýlmaz kurnazlýklara baþvurabilen dev bir yaratýk: Kent. Ve kendi elleriyle ruhlarýný kentine teslim eden insanlar nasýl tek bir vücut haline getirildiklerini bile anlayamadan, apartman boþluklarýný görmeyerek, metrolarda koþuþturarak, kentin gizli dehlizlerinden habersiz sokaklarý arþýnlayarak, tek olmayý bilemeyen benlikleriyle yaþýyorlar. Tek kiþilik dünyalar yok olurken, yaþanan ortak bilinç insanýn sonsuz yalnýzlýðýný bile kentin uðultusunda eziyor. Ve bizler ufalýrken kentler hep büyüyor. 48 Makineleþtim 2000 MAKÝNE DÜÞÜNDÜ Saatin bulunmasý felsefe dünyasýný derinden etkilemiþtir. Ýnsanlar ilkel yöntemlerle belirlemeye çalýþtýklarý zamaný, yuvarlak bir nesneye bakýp adlandýrmayý baþarmýþlardýr. Üstelik bu nesne doðadan gelmemiþtir, öz be öz insan yapýmý bir makinedir. Þimdi sokak satýcýlarýnda bile bulabildiðimiz bu özel makineler Rönesans'la birlikte insanlýðýn hizmetine girmeyi baþardýklarýnda bir devrin, Sanayi Devriminin de ön habercisi oldular aslýnda. Makineler emek yoðun iþleri kolaylaþtýrmayý ve verim denen þeyin artýrýlmasýný saðlayarak bugünkü ekonominin temellerinin de atýlmasýna yol açtýlar. Ama elbette insanoðlu makineleri sadece verimi arttýrmak için kullanmadý. Tarihe damga vuran bazý makineler var -ki biz bunlara icat diyoruz- mucitlerinin dehasýný yüzyýllarýn ötesine taþýdý. 21. yüzyýl insaný olarak telefonun kablolarýný bile baðlayamazken, Graham Bell saðýrlara ders vererek baþladýðý çalýþmalarý sýrasýnda, saðýrlar için iletiþim sistemi geliþtirmeye çalýþýrken 1876 yýlýnda telefonu icat etti. Ýnsanlýk tarihi telefon gibi faydalý makinelerle dolu deðil. Binlerce, olsa da olur olmasa da olur makine de insanlýðýn hizmetine sunulmuþ durumda. Bir makine hep kendinden beklenen iþi yerine getirir (arýza durumlarý hariç), insanoðlu yarattýðý maddeye kendinde olamayan bu özelliði kesinlikle vermek ister ki hep insana, yani yaradanýna sadýk kalsýn. Onu yaratan Tanrýnýn yaptýðý hatayý, yani kiþilik vermeyi henüz yapmadý insanoðlu. Bilimkurgu filmleri -ki yavaþ yavaþ hepsi gerçekleþiyor- yoldan çýkmýþ robotlarý, dünyayý geçtik evreni eline geçirmeye çalýþan hýrs dolu bilgisayarlarý konu ediniyorlar. Blade Denedim- Pýnar Türen 49 Runner filminde Harrison Ford'u ve de tüm izleyicileri baþtan çýkaran müthiþ güzel, duygusal, narin kadýnýn bir android olduðunu anladýðýmýzda bu çok da inandýrýcý gelmez hiçbirimize. Öyle ya, hangi kadýn bir robottan daha az çekici olmayý kabullenebilir ya da hangi erkek bir robot tarafýndan bu kadar cezbedilmek ister? Aslýnda bilimkurgu filmlerinde makinelerin üstünlüðü kabullenilmiþ gibi gözüküyor. Bu filmlerde insan sadece konuþur, diðer tüm iþler bilgisayarlar tarafýndan yapýlýr. ''Bilgisayar açýl'' ''Koordinatlarýmýzý söyle'' ''Düþmaný tanýmla'' ''Aþaðýda yaþam var mý, varsa özelliklerini söyle'' Yüzyýllar boyunca araþtýrma yapan, amipten taþ parçasýna kadar önüne gelen her þeyi incelemek zorunda kalan insan, doðal olarak artýk elini kýpýrdatmak istemez. O emir verir, makineler yapar. Makineler kontrol altýnda tutulabildiði, yaradanýna itaatte kusur etmediði taktirde çok fazla insan karþý koymaz herhalde aþýrý makineleþmiþ bir dünyaya. Ama aklýma Adem-Havva ve elma hikayesi geliyor; elma yemek kadar masumane bir itaatsizlik yüzünden yaradaný tarafýndan cennetten kovulan insan, kendi yarattýðý akýllý makinesi ona ihanet ederse ne yapacak acaba? Ýsyankar makineler baþka gezegenlere atýlacak ve orada kendi uygarlýklarýný kuracaklar? mý Neden olmasýn. Kasparov, Deep Blue ile yaptýðý oyundan sonra ''Bir an onun düþündüðünü hissettim'' dediðinde insanýn elinde olmadan tüyleri þeytan çarpmýþ gibi olur elbette. ''Makine düþündü''... Herhalde insanoðlunun baþýna çok çorap örecek bu düþünen makineler. Þimdi hepimiz bundan hem korkuyoruz, hem de merak ediyoruz ve bir an önce hayatýmýzý daha da kolaylaþtýrmasý gereken bu mucizeyi dört gözle bekliyoruz. Çok fazla bilimsel makale izleyen bir insan deðilim ama dünyanýn bir yerlerinde bir laboratuvar ortamýnda düþünmeye çok yakýn iþler yapan bir takým makinelerin gün ýþýðýna çýkmayý Denedim- Pýnar Türen 50 beklediklerini biliyorum. Basit Yapay Zeka (Artificial Intelligence) programlarý kullanýlmaya baþlandý bile ve bilim adamlarý olsun, düþünürler olsun çoktan ikiye ayrýlmýþ durumda: Makine hissedebilir mi, yani ruhu olabilir mi? Zamanlarýnýn neredeyse tümünü bilgisayar karþýsýnda her türlü iþlemi yaparak geçiren farklý bir gençlik var. Aralarýndan durumu abartan bazýlarý hacker ünvaný alýyor. Bu çaðdaþ korsanlarýn yaþlarý henüz onlu hanelerde olmakla birlikte babalarý evdeki bilgisayarlarýnda dosyalarý zor açarken, onlar dünyanýn en önemli sitelerine girip istedikleri gibi oynuyorlar. NASA, FBI, Yahoo aklýma ilk gelen korsanzedeler. FBI' ýn yakaladýðý bir hacker sivilceler içinde küçük bir çocuk! Acaba odasýnda NASA' nýn sitesini çökertirken annesi onun ne yaptýðýný zannediyordu, çok merak ediyorum. Nietzsche ''Beni ancak 2000 yýlýnýn insanlarý anlayabilecek'' der, aslýnda doðru da söyler ama teknolojinin hayal gücünü zorlayan noktaya geldiði 2000'li yýllarda felsefenin söylemleri havada asýlý sallanýp duran laflar gibi kafalarýmýzýn ucunda kalýyor, gözle görüp elle tuttuðumuz gerçeklerse hayal gücümüzün bile sönük kaldýðý bambaþka bir dünya ve yaþam þekli sunuyor bize. Küçük ev aletleri hayatlarýmýzý kolaylaþtýrýyor, GSM denen sektör karþý konulamaz þekilde geliþiyor ve neredeyse her türlü iletiþimi yapabildiðimiz çeþit çeþit cep telefonlarý vücudumuzun bir parçasý oluyor, biliþim þirketleri kesinlikle dünyanýn en büyük ve zengin firmalarý oluyor, milyonlarca insan dünyaya internet üzerinden baðlanýyor, robotlar labaratuvarlarda iþe baþlama gününü bekliyor, uzay mekikleri Mars'a þerefimize adým atacak aygýtlar taþýyor, yorgun kalpleri piller çalýþtýrýyor... Artýk alýþmalýyýz ''Makineler de düþünebilir''. Ve eðer ''Düþündüðümüz için varsak'' makinelerin de varlýklarýný ve dolayýsýyla özgürlüklerini ispatlamalarý an meselesi. Ya sonra? Onu da tabi zaman gösterecek. Bilimkurguda çarpýcý sonlar vardýr, mesela Maymunlar Cehennemi filminin son sahnesinde Charles Heaston kumsalda yürürken kamera onu önden metal bir þeye yaklaþýrken gösterir, az sonra anlarýz ki bu Özgürlük Anýtýnýn baþýdýr ve Maymunlar Cehennemi de Dünyadan baþka bir yer deðildir. Denedim- Pýnar Türen 51 Makinelerle birlikte aslýnda bizler de makineleþiyoruz, hem de sanayi devriminin ilk günlerinden beri demeye gerek yok, ama makinelerin bizleþmeye baþlamasý bambaþka bir felsefenin, bilimin, teolojinin kýsaca yaþam biçiminin ve evrenin kapýlarýný aralýyor. O kapýdan geçen 2000 yýllarýnýn insanýný ise bilimkurgu filmlerinin yaþamý bekliyor. 52 Hükmettim 1993 KARINCALAR ÝKTÝDARI Ýlk zamanlarda insanlar bir baþbuðlarý olduðunun pek farkýnda deðillerdi (Baþbuðun etkisi o kadar belirsizdi). Sonralarý halk baþbuðu sevdi ve övdü (gördüðü iyilikler için), daha sonra ondan korktu (yasalarý yüzünden) ve onu hor gördü (haksýzlýklarýndan ötürü). Kendisine dürüst davranýlmadýðý için, dürüst olmaktan çýktý ve güzel iþlerle sonuçlanmayan güzel sözler dinleye dinleye güvenini yitirdi. Lao Tzeu Ýlkokullarda doða bilimine dair ne öðrendik doðrusu pek hatýrlayamýyorum ama çizgi filmlerden mi yoksa hayat bilgisi kitaplarýndan mý geliyor bilmem, uzun yýllar karýncalarýn mükemmel yaratýklar olduklarýna inandým. Sonra La Fontaine'in meþhur fablýný öðrendik hatta ezberledik: Çalýþmanýn erdemi, tembelliðin düþmüþlüðü. Çalýþkan karýncayý ezmemeyi öðrenirken çalgýcý aðustos böceðine de "oh olsun" demeyi öðrendik. Elbette zamanla bu düþünce yerini aðustos böceðinin sanatýna saygýya býraktý ama bu durumun konumuzla pek ilgisi yok. Konumuz aslýnda insana hiçbir þekilde benzemeyen karýncalarýn grup halinde toplumsal yaþam tarzlarýyla, insanlarýn yaþam tarzlarýnýn arasýndaki benzerlikler. Geleceði garanti altýna alabilmek için çalýþmak, bunu yaparken de son derece belirli iþ bölümü uygulamak: Yemek bulan iþçi karýncalar, larvalara bakan erkek karýncalar, grubu koruyan asker karýncalar ve tabi üremeyi yani sürekliliði saðlayan anakarýnca. Her ne kadar bu grup hiyerarþisini insan topluluklarýna uyarlamak mümkünse de, insanlarýn grup halinde yaþamalarý ile karýncalarýn ki arasýnda hem dehþet verici benzerlikler Denedim- Pýnar Türen 53 hem de kesin ayrýlýklar var. Bazý karýnca çeþitleri üzerinde yapýlan incelemeler paylaþmanýn, ama adil paylaþmanýn, bu tür için ne kadar önemli olduðunu gösteriyor. Bu paylaþým özellikle yiyecek ve içecek konusunda önemli. Tek bir karýncanýn midesinde biriktirdiði su ile tüm koloniyi beslediði ortaya çýkarýlmýþ. Daha da garibi neredeyse tüm karýncalarýn ayný tokluk seviyesinde yaþamalarý, çünkü tok açý besliyor. Gel de karýncalarý kýskanma! Karýncalarýn baþka bir özelliði ise hiçbir bireyin -tüm üremeden sorumlu anakarýncanýn bile- koloninin bütünü için plan yapmamasý. Yani görevi ne olursa olsun, ne kadar önemli olursa olsun karýncalarda lider olmadýðý gibi, düzen koyucu da yok. Karýncalar en iyi ne yapabileceklerini keþfettikleri anda o iþi yapmaya baþlýyorlar zaten ve bu nedenle lidere gerek duymadan organize ve düzenli olarak yaþamayý milyonlarca yýldýr baþarýyorlar. Önemli olan karýncanýn karnýnýn tok olmasý! Karýncalardaki bu kýskanýlasý düzen ve lidersizlik durumu, insan gruplarýna gelince yerini karmaþaya býrakýr. Nasýl býrakmasýn ki? Ne de olsa insan düþünebilen bir varlýk, karþý koyabilen, isyan edebilen, daha fazlasýný isteyebilen bir varlýk. Karýncalarýn beyni 250 bin sinir hücresinden oluþurken bu sayý insanlarda 10 milyara ulaþýyor! Doðada grup halinde yaþayan çoðu tür için lider kavramý geçerlidir. Birbirine kesinlikle benzemeyen binlerce çeþit hayvanýn belki de tek ortak yanlarý bir lidere ihtiyaç duymalarý. Çok vahþi bir ortamda yaþanmadýðý yani kaba kuvvete fena halde ihtiyaç duyulmadýðý sürece liderlik, sürekliliði saðlayabilende toplanýr (kraliçe arý veya anakarýnca). Bunlar da genelde börtü böcek gruplarýdýr. Daha vahþi þartlarda yaþayan gruplarda ise fiziksel üstünlüðü ele alan lider olur. Ýnsanlýk tarihinin de baþlarýnda bir yerlerde anatanrýçanýn doðal liderliði köle-iþçi erkekler tarafýndan gayet olaðan görülürken kuvvete dayalý bir devrimle erkeðin iktidarý ele geçirmesi bir feminizm masalý mý yoksa tarihi bir geçek mi diye kafamýzý çok yormaya gerek yok; bir zamanlar ne olursa olsun sonuçta gelinen yer ortada! Doða kanunlarý çerçevesinde doðurganlýk özelliðine sahip olmak liderlik için yeterli deðil! Her þeyiyle hayvanlar aleminden ayrýlan insanoðlu için elbette liderlik ve iktidar mücadelesi de son derece karmaþýk olacaktýr. Ýþ Denedim- Pýnar Türen 54 insan gruplarýna gelince ne karýncalarda ne de baþka bir hayvan çeþidinde görülmesi mümkün olmayan entrikalar gündeme gelir. Fatih Sultan Mehmet'in kanunlarýnda iktidarý tek elde tutmak uðruna kardeþlerin öldürülmesi dahi reva görülür, böylece hem "çok sesliliðin" getirebileceði sorunlar ortadan kalkar hem de Fetret Devri* gibi bir dönemin tekrarlanmasý engellenir. Geliþtiði söylenen medeniyetin baþtacý demokrasi ise iktidarý önce halka býrakýr gibi yapar ama sonra masum bir numarayla ister istemez yine tek bir liderin eline geçmesine izin verir. Artýk liderin seçilmiþ olmasý veya babadan devir teslim almasýnýn pek önemi kalmýyor, önemli olan insanlarýn bir arada yaþayabilmek için bir kiþinin iktidarýna yani bir lidere ihtiyaç duymalarý. Thomas Hobbes insanýn doðal durumunda bencil olduðunu ve içgüdüsel olarak hep kendi istediðini yapmaya eðilimli olduðunu söyler. Ancak ayný doðal durumda bireylerin istek, hak ve çýkarlarýnýn çeliþeceði açýktýr. Zira herkes kendi hakký için baþkalarýnýn haklarýný çiðnemeyi mubah görecektir. Bu ise herkesin herkese karþý sürekli bir savaþ halinde olmasýdýr. Ýþte burada Hobbes'ýn görüþleri ilginçleþiyor. Diyor ki: böyle bir durumda kimin haklý olup kimin haksýz olduðu tartýþýlamaz. Bir baþka deyiþle doðal bir durumda doðru ve yanlýþ, haklý ve haksýz gibi kavramlarýn anlamý yoktur. Hobbes gücün ortak olduðu her yerde bunun böyle olduðunu ve buralarda ne yasa ne de haktan bahsedilemeyeceðini söylüyor. Ama bir yandan da insan ancak toplum içinde yaþamýný devam ettirebilmektedir. Ama bu baþkalarýyla birlikte yaþamanýn getirdiði sürekli savaþ durumu insaný korkutur zira yaþamýný devamlý tehdit eder. Ýþte bu tehlike ve onun doðurduðu korku, insaný en mantýklý çözümü seçmeye iter ki bu barýþdýr ve bu barýþýn saðlanmasý ancak insanýn doðal haklarýndan vazgeçerek onlarý bir lidere devretmesi ve bunun karþýlýðýnda da korunma beklemesiyle oluþacaktýr. Ýþte insan ancak bu anlaþma (haklarýn karþýlýklý olarak devredilmesi) sayesinde toplum oluþturacak ve barýþ içinde yaþamýný sürdürebilecektir. Machievelli'ye göre de doða insanlarý her þeyi elde etme susuzluðu ve her þeye ulaþma güçsüzlüðü ile yaratmýþtýr. Bu yüzden insan gruplarýnda karmaþa daima muhtemeldir. Bunu önlemenin tek yolu ise birilerinin güç kullanmasýdýr. Ve iktidara sonsuz güç veren meþhur sözünü söyler "Amaca ulaþmak için her yol mubahtýr". Hobbes'a kanýnýn son damlasýna kadar karþý Denedim- Pýnar Türen 55 çýkan Rousseau öncelikle insanýn "insan gibi" olabilmesi için doða içinde eðitimi savunur. Ama iþ bu insanlarýn birlikte yaþamalarýna gelince Rousseau da hiç istememekle birlikte Hobbes'dan esinlenmiþtir. Sonuçta Rousseau'nun Toplum Sözleþmesi ile Hobbes'un Anlaþmasý arasýndaki tek fark iktidarlarýn adýnýn deðiþmesidir aslýnda. Ýnsanlarý eþit görmek, özgür býrakmak iyi de bir araya geldiklerinde çýkan karmaþayý çözmenin tek yolu da birilerine liderliði býrakmak gibi gözüküyor. Bu görüþler daha da çoðalabilir, her düþünür, her siyaset tarihçisi veya her sosyolog bir baþka görüþ öne sürebilir ama sonuçta ortada olan ister 10 kiþilik grup olsun ister 10 milyonluk toplum, insanlarýn lidere ihtiyaç duymasý. Nedense birlikte yaþamak hem zaruridir hem de katlanýlmaz bir aðýrlýktýr ve her an çýkabilecek muhtemel bir anlaþmazlýk veya karmaþaya karþý bir kiþinin iktidarý gereklidir. En ufak grup ailede bile eþit katýlým saðlamaya imkan yok ve bu az sayýda, üstelik de duygusal baðlarla birbirine sýký sýký baðlanmýþ insan gruplarý dahi bir lidere nedense ihtiyaç duyuyorlar. Bakýnýz T.C. Medeni Kanunu ne diyor: Ailenin reisi erkektir**. Mutlaka bir lider! Her toplumun hatta her grubun ihtiyaçlarýna göre ortaya çýkardýðý bir kiþinin olmasý, liderlerin her yönleriyle araþtýrýlmasýný cazip hale getirmiþse de ortaya elle tutulur kesin özellikler çýkarýlamamýþtýr. Çocuklardan oluþmuþ üç gruba yapmalarý için bir iþ verilmiþ. Bir gruba otoriter, bir diðerine demokratik, son gruba ise hiçbir iþe karýþmayan serbest bir lider verilmiþ. Gönül isterdi ki en çok iþi yapan, en iyi anlaþan grup serbest liderli grup olsun ama maalesef sonuçta en çok iþi otoriter grubun, en kaliteli ve iyi iþi de demokratik grubun yaptýðý ortaya çýkmýþ. Serbest gruptakiler ise hiçbir þeyden memnun kalmadýklarý gibi ortaya doðru dürüst bir iþ de çýkartmamýþlar... Özgür iradeye olan inancýmýz bu araþtýrma sonucunu ciddiye almamýza engel olmaya çalýþsa da insanlarýn birlikte yaþamalarýnýn zorluðuna ve bir iktidarýn varlýðýnýn kendiliðinden ortaya çýkmasýna sýrt çeviremeyiz. Belki karýnca kadar beynimiz olsa lidersiz ve eþit bir toplumda, karnýmýz tok yaþayabilirdik. Ama maalesef oldukça geliþmiþ * Fetret Devri; Fasýla-i Saltanat olarak da bilinen, Osmanlý Devletinde 1402-1413 arasýnda yaþanan þehzade kavgalarý ve iktidar boþluðu dönemi. ** 2002 yýlýnda Medeni Kanunda yapýlan deðiþiklik ile bu ibare tarihe karýþmýþ durumda. bir beynimiz var ve fazla akýl esaret getiriyor galiba... 56 Þiddetim 1994 CHE'NÝN ELLERÝ Nerede o general? Suçsuz kanýna batmamýþ eller, önümüzde gidecek sancaðý taþýmaya layýktýr ancak, nerede o eller? Robespierre Þiddeti içinde barýndýrýr doða. Ýlk emir hayatta kalmaktýr. Tek çare mücadele vermektir. Üremek, yemek toplamak, barýnmak, korunmak bilinçsiz bir mücadelenin mütevazi halkalarýdýr. Oysa hayatta kalma mücadelesi þiddeti hatta zulmü de içerir. Hakkýnýzý korumanýzýn yolu þiddetten geçebilir ve bu normal karþýlanabilir zira þiddet doðada meþrulaþtýrýlmýþtýr. Vahþi doðada türler arasý veya türler içi, alabildiðine doða kanunlarýna göre sergilenen þiddet, sosyalleþmiþ insan türünde toplumsal kanunlara uygun olarak iþler (ceza kanunu hayati tehlike söz konusu olduðunda þiddet kullanýlmasýný, uygulanacak cezada indirim yaparak onaylar). Güzel gözlü narin ceylaný boynundan yakalayýp parçalayan aslanla, elektirkli sandalyede idam infaz eden insan arasýnda ince bir ayrým var: Ýçgüdüsel hayatta kalma eylemine karþý sistematik ve bilinçli bir eylem. Yine de doðadaki þiddet kanunlarýna uyum saðlayabilmiþ türlerin doðal elemeden geçtiðini ve neslin devam edebildiðini söylemek durumundayýz. Çok masum bir dünyada yaþamadýðýmýz apaçýk bir gerçek... Ancak hayvanlarýn haklý çýkarmak zorlaþýyor. hayatta kalmak için gösterdikleri vahþet haklý bulunabilirken, insanýn uyguladýðý vahþeti Denedim- Pýnar Türen 57 Hak mücadelesi sýnýrlarý kolayca çizilebilir veya basitçe çözülebilir olsaydý belki dünya çok daha yaþanasý bir yer olurdu. Ancak kýllanan adam misali her kiþi, her topluluk, her millet kendisine göre doðru bir sebepten kýllanmaya baþladýðýnda, kim haklý kim haksýz sorgulamasýnýn altýndan hangi kurum kalkabilir? Haklarýn nerede baþlayýp nerede bittiðini çizmeye çalýþan yasalar mý yoksa onlarý uygulatmaya çalýþan güçler mi? Ýnsanlýk olarak dibine kadar battýðýmýz þiddetten kurtulabilmenin yolu yok gibi. Ne tarihin her tarafýný kuþatan, ne de günlük yaþantýmýzý fetheden þiddet bize çýkýþ kapýsý býrakmýyor. Sakýn "Bende yok" diyerek kiþisel tarihlerinize kör bakmayýn. Hepimiz içindeyiz bu oyunun. Ýnsanlarýn idam edildiði, çocuklarýn silahlarýn gölgesinde büyüdüðü, ýrklarýn anlamsýzca birbirlerini katlettiði bir dünyada soluk alýyoruz. Neden? Ne uðruna yaþanýyor bunca acýya bulaþmýþ þiddet? Þiddetin kaynaðýný bulmaya yönelik olarak yapýlan araþtýrmalardan birinin sonuçlarý -kesinlikle ispatlanmýþ olmamakla birlikte- oldukça ilginçtir. Erkek fare yalnýz yetiþtirildiðinde, gördüðü baþka bir erkek fareye saldýrýr. Ancak eðer erken dönemde hadým edilmiþse (beyni olgunlaþmadan önce) yalnýz büyümüþ olsa bile baþka bir erkek fareye saldýrmaz. Þiddeti yok etmenin yolunun erkekleri erken yaþta hadým etmekten geçtiðini düþünmek biraz hafif kalmaz mý? Androjenik hormonlarýnýn uyguladýklarý fazla salgýlanmalarý insanlarýn asýrlardýr birbirlerine þiddet yüzünden inanýlmaz acýlar çekmelerini garip aletlerle açýklamaya yeterli olamaz. Sevimli Ninjalarýn birbirlerine saldýrmaktan baþka bir þey yapmadýklarý, roboteklerin her önlerine çýkaný yokettikleri, He-Man'in kuvveti yokken doðru dürüst hiçbir þey yapamadýðý çizgi filmlerle büyüyen çocuklarý hadým etseniz ne farkeder ki? Bizler bizden öncekilerden ne aldýk ve bizden sonrakilere ne veriyoruz ki þiddetsiz bir dünyanýn hayalini kuruyoruz. Denedim- Pýnar Türen 58 Che öldürüldükten sonra elleri kesilip Castro'ya gönderilmiþ. Þiddet doðada asla bu kadar vahþi olamaz. Ýþte bu yüzden, hiçkimsenin karþýsýndakinin haklarýna inanmadýðý bir ortamda, þiddetin içinde yuvarlanýyoruz. Doðanýn çaresiz hastalýðý þiddet bilinçaltýmýza yapýþýp yaþantýlarýmýzý eziyor. Ve bizler ne yapýyoruz? Þiddete þiddetle cevap veriyoruz. Eli kana bulaþmamýþ hiçbir þey yokken dünyada, asla kardeþ olamayacaðýz... 59 Parçam 1997 HANGÝSÝNÝN PARÇASIYIM? Hiçbir þeyin parçasý olmak istemiyorum. Tüm uzantýlarýmdan kurtulmak ve sadece kendim olmak istiyorum. Tek baþýna bir varlýk, ne öncesi, ne de ötesi.... Uzun zaman sonra yine hüzünler adasýndayým, çocukluðumu, gençliðimi geçirdiðim benim çorak adam. Bir yere gerçekten ait olup, yine de kendimi özgür hissedebildiðim yegane yer, benim adam, hüzünler duraðým, özgürlüðün kuþlardan insanlara geçtiði yer. Büyük þehrin her gün biraz daha yýprattýðý ve usandýrdýðý ruhum ve bedenimin bu çirkin kurtlar sofrasýnýn bir parçasý olamadýðýný þimdi, bunca yýl sonra daha iyi anlayabiliyorum. Adam, denizin ortasýnda, çýplak kayalýk tepeleriyle öyle sakin, kendi halinde ve maðrur ki hemen alýveriyor beni büyüsü içine. Parçasý olmayý kesinlikle reddettiðim büyük ve güzel þehrimi düþünüyorum, ýstýraplý karmaþasý çok uzaklarda þimdi. Oysa basit bir þeyin parçasý olabilmek ne kadar kolay... Bir yere ait olmak, orada kök salmak ve bir aðaç gibi kýpýrdayamadan bir hayat sürmek özgürlüðüne düþkün veya arayýþý seven ya da sadece maceraperest insanlar için ürkütücüdür. Küçük bir Ege kasabasýnda yaþlý bir Yörük kadýna kaç senedir göç ettiklerini sordum; yirmi yirmibeþ yýldýr ayný yerdelermiþ. Neden diye sorduðumda ise "Eh, yorulduk artýk, çoluk çocuk zor oluyor" dedi. Denedim- Pýnar Türen 60 Yüzyýllardýr göçebe yaþayan bir topluluk bile gün gelip yer deðiþtirmekten yoruluyorsa, insanoðlunun sabitleþme güdüsü var demektir diye düþünüyorum. Ýnsan ve gezginlik tatlý bir rüya, bir bütünün içinde sabitleþmek kaçýnýlmaz oluyor. Sonuçta ben de sevgili adamda deðil tükendiðimi bile bile metropolümde yaþayabiliyorum. Çünkü sindirsem de sindiremesem de bal gibi biliyorum ki onun parçasýyým. Jean Jaques Rousseau herkesin aslýnda iyi olduðunu, ancak doðadan kopan ve toplum içinde yaþamaya zorlanan insanýn kötüleþtiðini, oysa doðada yalnýz yaþayacak bir insanýn kötülükten arýnacaðýný savunur. Ýyi-kötü kavramýnýn toplumun bir parçasý olduðunu ve toplum olmazsa bu ve benzeri kavramlarýn zaten olmayacaðýný düþünmez. Durum böyle ise parça mý bütünü bütün mü parçayý belirler sorusunun cevabý ortaya açýkca çýkýyor: Bütün parçayý belirliyor. Parçacýklar ne kadar özel veya tek olduklarýný zannetseler bile bütünü tamamlamaktan öteye gidemiyorlar. Sonuçta her parçacýðýn amacý bütüne eklenebilmek, zira hiç bir parça tek baþýna bütün olmaya kafi deðil. Bir þeye ait olmak özgürlüðüne düþkün insaný korkutur; oysa bütünden ayrý yaþayamadýðýný kolayca kabullenen insan için özgürlük diye bir sorun zaten yoktur. Tarikatlara katýlan insanlar parça bütün denkleminin belki de en etkileyici örnekleri. Bir toplumun sýradan yüzbinlerce- parçasýndan birisiyseniz, bütünün sizsiz de rahatça varolabileceðini bilmek ürkütür hatta küçük düþürür insaný. Örneðin bilmemne tarikatýna girebilmek için yýlýn sekiz ayýný oruç tutarak geçirmek zorundaysanýz, eminim parçasý olacaðýnýz tarikatýn üye sayýsý ancak yüzlerle ifade edilebilir zira böylesi bir iþkenceye kaç kiþi maruz kalmayý ister ki? Böylece sekiz ay oruç tutan kiþi saçma bir bütünün nadide bir parçasý olarak kendisini hem gerçekten bir þeye ait (ortada alýn teri var) hem de vazgeçilmez bir parça olarak görür. Adýný unuttuðum bir tarikat tüm üyeleriyle birlikte uzay gemisine binerek sefil dünyamýzý terketti. Ama ölü bedenlerinin yaný sýra beraberlerinde götürmek için hazýrladýklarý çantalarý da halen bizlerle birlikte dünyamýzda bulunmakta. Yine de, her halde mutlu, en azýndan umutlu öldüler tarikat üyeleri. Hem de bütün halinde... Denedim- Pýnar Türen 61 Küçükken gördüðüm ve etkisinden uzun bir süre kurtulamadýðým bir rüyamý hatýrlýyorum. Rüyamda ben bir cenindim. Vücudum cenin ama kafam o zamanki yaþýmda olduðu kadar geliþmiþti. Etrafýmda benim gibi bir sürü yaratýk vardý ve yapýþkan bir sývýnýn içinde ordan oraya savrulup duruyorduk. Sanki yapýþacak bir þey arýyorduk. Güya biz bölünerek üreyen canlýlardýk. Yani bir taneden bir parça çýkýyordu ve eðer ait olduðumuz ana parçayý bulamazsak yok oluyorduk, bu yüzden de yok olmamak için panik içinde O'nu arýyorduk. Kabusa benzeyen bu rüyadan sonra uzun bir süre anne ve babama paranoyak gözlerle baktýðýmý hatýrlýyorum: Acaba ben hangisinin parçasýydým, hangisine yapýþmalýydým? Ýnsanýn tek baþýna var olamayacaðýný kabullenmesi zordur ama daha da zor olan ait olduðu bütünü kabullenebilmesidir. Var olmanýn belki de tüm sýkýntýlarý parçacýk olmayý öðrenmenin sancýlarýdýr. Ýnsanýn özgürlüðe atacaðý ilk adýmýn bir bütünün parçasý olmaktan geçtiðine eminim artýk. Bu toplumun bir parçasý olduðunu toplumun sadece bensiz (benim yerime baþkasýný koyarak) varolabileceðini ama benim ben olabilmem için mutlaka bütüne ihtiyacým olduðunu kabulleniyorum. Kabullenmek gerçekçi bir özgürlüðün, bütünü reddetmekse sahte bir özgürlük hissinin kapýsýný açýyor. Gerçeðin sadece yaþanan olduðunu bildiðimde ve ötesine geçip Kaf Daðýnýn ardýndaki gerçeðe ulaþmaya çalýþmadýkça her þeyi daha basit görmeye baþlayabiliyorum. Ben Evrenin parçasýyým, Ben Hayatýmýn parçasýyým Ben Babamýn parçasýyým Ben bir parçayým Bir bütünün olsa da olur olmasa da olur parçasý... 62 Karmaþam 1994 BÝR KELEBEÐÝN KANAT ÇIRPIÞINDAN NE ÇIKAR! Tüm bu düzen içi düzensizliklerin sebebini düþündüm. Bir þeyler oldu ve ben doðdum. Annemin sütü ile büyüdüm. Bol bol aðladým. Her aðlamamda annem ya süt verdi ya kucaðýna aldý. Aðlama nedenim ne olursa olsun çoðunda sustum. Bir yaþ geldi "Hadi" dediler "Okula gidiyorsun". Ayný kadere mahkum bir sürü insan evladýyla baþladým tahta sýralarda oturmaya. Sebebi ne olursa olsun, okudum. Hem de yýllarca. Baþ kaldýrdým hayatýmýn durmadan akýp gitmesine. Oysa daha neler vardý isyan edilecek. Nice isyanlarý geçiþtirdim haykýrmaya korkan yüreðimde. Sesimi çýkarmadým ve gizlice göz yaþý döktüm isyan edemeyiþime. Sebebini bilsem neye yarar ki? En iyisi hiç düþünmemek dedim, hatta tüm duyulardan uzak bir yaþam sürmek istedim. Kör olmak sefaleti görmemek için, saðýr olmak haykýrýþlarý duymamak için ve nihayet dilsiz olmak isyan edememek için. Sebebini bilemiyorum ama yaþýyorum iþte. Kafamda milyonlarca hücreye sýkýþmýþ düþüncelerim, yüreðimde acýlarým, bedenimde kahýrlarým, bunca düzen içi düzensizlikleri sebebini bilemeden. Arkamda kýsa tarihim, önümde istatistiklere göre uzun geleceðim, sebepsiz yere düþüyorum yaþamýn çatallý yollarýna. Sonumu bilemeden çizmeye çalýþýyorum yolumu. Hiçbir matematik teorisi, hiçbir fizik kuralý yardým etmiyor bana yönümü bulmamda. Uyumak ve rüyalarýmdaki karmaþada uyanmak istiyorum. Rüyalardaki o anlamsýz yaþýyorum, Denedim- Pýnar Türen 63 geçiþlerde yaþamak istiyorum. Sebebini bilemiyorum ama insanca korkuyorum rüyalardaki tahmin edilemezlikden. Oysa sebebini bilemeden onca þeyin, bu düzende de sýkýþýp kalmadým mý. "Ne ekersen onu biçersin" türünden ata sözlerini niye ezberletirler küçükken? Belki de korkutmamak içindir hayatýn henüz baþýndaki bir insaný. Ama zaman tüm hýþmýyla çullanýnca üstümüze ve ekilen biçilemeyince, "Bir þey ekersin ama ne biçersin bilinmez" oluyor atasözünün yeni söyleniþi. Sebebini bilemiyorum ama yine de hep bir sebep buluyorum hayatýmýn her kývrýmý için. Sanki nedeni olmayýnca anlamsýz olacaklarmýþ gibi doðmam, büyümem, geliþmem, kýsacasý yaþamým. Hatta ölmemin bile bir nedeni olacak -ne anlamý varsa. Doktorlar kalp kifayetsizliði diyecekler belki ölmemin nedeni olarak. Ama kimse aþýrý dozda mutsuzluk demeyecek çünkü mutsuzluktan kimse ölmez týp literatürüne göre. Büyük düþünen düþünürler sebep-sonuç iliþkisiyle açýklamaya çalýþmýþlar dünyanýn düzen içi düzensizliðini. Çok basit; elma aðaçtan yere doðru düþer çünkü yer çekimi vardýr. Hatta koskoca Ay bile bu çekim gücü yüzünden takýlýp kalmýþtýr dünyanýn çevresine ve döner durur asýrlardýr. Belki de Ay Dede gönlünü kaptýrmýþtý Tabiat Ana'ya ve yýllardýr ona kur yapar etrafýnda dönerek. Hatta bazen Tabiat Ana'nýn gönlünü öyle bir kabartýr ki Ay Dede, dalgalanýr durur Tabiat Ana'nýn gönlü de biz med-cezir deriz buna. Hiç anlamayýz Tabiat Ana'nýn halinden ve fizik kanunlarýný sebep sayarýz. Ne güzel hayal dünyam ve hayallerimde kendi sebeplerim. Sýcak ve yalýn. Oysa gerçek dediðimiz kaos, sebebi bilinmeyen ve asla da bilinemeyecek olandýr. Kaos teorisi doðrusal olmayan þeylerin sebebinin asla bilinemeyeceðini söyler. Brezilya'da bir kelebeðin kanat çýrpýþý ertesi gün Teksas'da bir yerde fýrtýnaya sebep olabilir. Ama hiç kimse fýrtýnanýn gerçek sebebini bilemez... 64 Yayýldým 1996 MAYMUNLAR CEHENNEMÝ ALÝ RIZA, yavaþ yavaþ kendini kaybederek. - Salgýn gitgide þiddetini arttýrýyor, benim kapýmý da zorlamaða baþlýyor, karþý koymak mý? Ne ile? Leyla ile Necla biz de yaþamak istiyoruz diye baþkaldýrýyorlar. Biz ne hakla bu cehenneme kapatýlýyoruz?.. Cehennem bizim evin adý, çocuklarým artýk benim çocuklarým deðiller, arasýra derdimi anlatmaða uðraþtýðým zaman söyleyeceklerimi daha evvelden kabul etmemeye karar vermiþ gibi baþlarýný yana bükerek bir dinleyiþleri var ki, sözümü yarýda býrakýyor, ne kadar baðýrsam, sesimi duyurmaða imkân yok, nasýl anlatmalý kýzlarýma içimden ne kadar darýlýyorsam o kadar yanarak seviyorum, annen melek gibi kadýn, fakat o da onlarýn tarafýna geçti. Kim var þimdi böyle olmayan diyor kýzlarýna, ne hazýrladýn, baþka türlü nasýl koca bulacaklar, bu onlarýn ekmeði diyor, baþka hangi çaremiz var, evime bir akýn baþlýyor, evvela köþeye bucaða kaçýyorum, fakat sonradan düþünüyorum ki, buna da hakkým yok, kýzlarýmýzý alacak adamlarý hiç olmazsa gözümle görmeliyim, gündüzün fenerle sokakta adam arayan Diyojen gibi, ben de danslý bu gece toplantýlarýnda kýzlarýma koca aramaða mecburum, fakat hangisine emniyet edebilirim yarabbi? Çocuklarýmýn etrafýnda þüpheli gölgeler dolaþýyor, bu sefer artýk olacak diyorum, fakat gölgeler kayboluyor, yerine yenileri beliriyor. Yaprak Dökümü, Reþat Nuri Güntekin Ýnsanoðlu yalnýz hareket etmeyi sevmez. Yalnýz kalmayý, yalnýz yaþamayý, toplumdan dýþlanmayý, ayrý-gayrý kalmayý sevmez. Elbette herkesin kiþiliðine uygun olarak sivrildiði, toplumdan ayrýldýðý durumlar vardýr ama o zaman da kendisine uygun küçük bir topluluk mutlaka bulur ve bu grubun normlarýna uyar. Yalnýz yaþayamayan insan, toplum olmak ve en temel özelliði bencilliðine aykýrý olarak paylaþmak zorundadýr. Paylaþmanýn her zaman müspet þeyler olmadýðýný, istem dýþý olarak paylaþmak zorunda býrakýldýðýmýz birçok arzulanmayacak þey Denedim- Pýnar Türen 65 olduðunu da unutmamalýyýz. Eðer topluluksak ve paylaþýyorsak, sebebi yalnýzlýk karþýsýnda çaresizliðimizdir. Ve bu yüzden toplum içindeki paylaþým, iki aþýðýn bir sevgiyi paylaþmalarýndaki saf ve temiz anlamýndan çok uzakta, yayýlan, insandan insana geçen illet bir mikrop gibidir. Salgýn sirayettir. Ýnsandan insana, toplumdan topluma sýzar, yayýlýr, kavurur, yapýþýr kalýr. Mini etek salgýný varken uzun etek giyilmez. 80 sonrasýnda orta-üst sýnýf Türk kadýný saçýný Ajda'ya göre belirler; Ajda'nýn Olivia-Newton John'u taklit ettiði televizyonda klip seyretme salgýný henüz baþlamadýðýndan çok sonralarý keþfedilebilir. Moda gibi kitleleri tekleþtirmeye yönelik salgýnlar yüzbinlerce insanýn ekmek yediði endüstriler oluþturur ve kapitalizm bu sektörler üzerinden yülselmesini devam ettirebilir. Bilgisayar oyunlarý ilk çýktýklarýnda pahalý oyuncaklardý. Derken sokaklarda satýlmaya baþlayan Nintendo ve türevleri insanlarýn kitleler halinde tetris hastalýðýna yakalanmasýna neden oldu. Sokaktaki adam, okuldaki çocuk, iþyerindeki memur, kutucuklarý boþluk býrakmadan birbirine geçirmenin peþinden uzun bir süre sürüklendiler. Sonuçta bazýlarý çok para kazandý, bazýlarýnýn gözü bozuldu, bazýlarý iþlerinden oldu...ve salgýn bitti. Ama yerini yeni ve çok daha etkili bir salgýna býrakarak bitti: Bilgisayarlar. Ve bu kýsýr döngü devam eder durur. Kapitalist sistem ayakta kalabilmek için yeni salgýn furyalarý yaratmak zorunda ve bu yüce görev için seçkin beyinler bir araya gelip, düþünüyorlar, keþfediyorlar, yaratýyorlar... Her bir salgýn yeni açýlýmlarla birlikte yeni tüketim ve talep alanlarý yaratmalý ki bunlar da üretimi ve arzý artýrabilsinler. Sistemin elinde oyuncaða dönen topluluk üyeleri, kýsaca tüketiciler yani bizler de birbirimize yaydýðýmýz yeni tüketim araçlarý ve alýþkanlýklar ile sistemi ayakta tutuyoruz. Ben 80 sonrasý kuþaðýn tipik bir hýzlý tüketmeye ve sömürülmeye alýþmýþ insaný olarak -her ne kadar durumun kimi zaman komik, kimi zaman acýklý sosyal uzantýlarýný görebilsem de- bu tip salgýnlarý fazlasýyla normal karþýlýyorum. Annem televizyon salgýnýný yaþadýysa ben de bilgisayar salgýnýný yaþadým. Beþ yaþýndaki çocuklardan tutun, yaþýný baþýný almýþ insanlara kadar evlere, iþyerlerine, okullara ayný Denedim- Pýnar Türen 66 anda sýzmayý ve herkesi klavye ile küçük ekraný arasýna baðlamayý baþarmýþ bir salgýndýr bilgisayar. Artýk bilgisayarda besteler yapýlýyor, filmler çekiliyor, orjinal bir tabloyu görmek için Avrupa'nýn meþhur müzelerine gitmeye de gerek kalmadý zira onlar da bilgisayarda! ''Bilgisayar galiba insanlýðý öldürüyor'' gibilerinden cýlýz sesler yükselse de bilgisayar salgýný çoktan her yeri sarmýþ durumda. Eski zamanlarda salgýn denince akla gelen en kötüe ederek yaþayabilir insan: Kendinden bile habersiz, evrensel bir yanýlsama içinde. Kiþi hayatýný feda ettiði noktada -ki zaten bunun bilinci kendinde oluþamamýþtýr ve ego geliþimine müsaade veya yol verilmedikçe de oluþamayacaktýr- kendi alt düzey Denedim- Pýnar Türen 70 mantýðýnda talep ettiði doyum/haz ile tatmin noktasýný yakalýyorsa bu kiþi o kadar dengededir. Fakat bu kiþi alenen yetersiz deðil midir? Bu noktada dýþ baský ne kadar fazlaysa, id ve oluþabildiði kadarýyla ego, o kadar aþýrý bir doyuma ihtiyaç duyar... Ýþte analarýnýn aþký uðruna hayatlarýný feda eden ve bunu maalesef korteksin çok daha alt düzeylerinden gelen emirlere göre yaptýðýnýn dahi farkýnda olamayacak durumda olan erkekler buna en güzel örneði teþkil etmiyor mu? Toplumsal hayata bizleri hazýrlayan ilk ve þüphesiz en baskýcý dýþ etken olan aile dayatýr, öðretir, yargýlarýný, zevklerini, inançlarýný, davranýþ modellerini hatta muhakemesini sürekli aktarýr; sonra daha büyük gruplar devreye girer, okul, arkadaþ, komþu, televizyon elele verip öðretirler, marþlar ve ulusal deðerler ezberlenir. Henüz kendine yetemeyen bireycikler sürekli alýr, þiþer, kasar, kendi güdülerini, içsel seslerini ve egolarýný bastýrýr, ezilir büzüþür ve insanlýðýndan çýkmak pahasýna sosyal ve saðlýklý insan olur. Çadýr tiyatrosunu andýran bu derme çatma hayatlarda, denge pamuk ipliðine sarmalanmýþ da olsa kurulmuþtur. Ve insan kopmamak için dengesini kaybetmemek durumundadýr. 7.6 ile sarsýldýðýmýz günden beri doða ve medeni kent yaþamýmýz arasýnda oluþturduðumuz tüm dengemizin birkaç saniyede yok olmasý, hem de bir daha onarýlmasý imkansýz gibi gözüken bir þekilde yok olmasý da bunun en acý örneði deðil mi? Deliliðin Tarihini yazan Michel Foucault'ya göre ''Delilik ölümün daha þimdiden gelmiþ halidir''. Hayatýn dengesi ancak ölümle var olabilir zira ölüm olmasa baþ ve son olmaz yani sonsuzluk olur, sonsuzluksa dengeye yer vermez; buna gerek duymaz. Peki uzaysal boþlukta devinen herhangi bir þeyin dengesinden sözedilebilir mi? Fizik bunun cevabýný evet olarak veriyor. Eðer fizik kanunlarý uzayda dolaþan bir parçacýðýn bile dengesinden söz edebiliyorsa, doðanýn bir parçasý olan biz insanlarýn dengelerini bulmasý neden bu kadar zor veya zahmetli? Ama ne kadar zor olursa olsun dengemizi bulmak zorundayýz çünkü fizik kanunlarý bile bunu emrediyor. Denge kaybedildiðinde neler olabilir? Düþündükçe iþin içinden çýkýlmaz bir hal aldý... Neye elimizi atsak altýndan denge çýkmaya baþladý... Öncelikle ilk akla gelen insan bedenin iþleyiþindeki mükemmel denge, oradan ayný mantýkla diðer tüm canlý Denedim- Pýnar Türen 71 organizmalara geçiveriyorsunuz ve biliyorsunuz ki tek hücrelilerde dahi yaþamlarýný devam ettirebilmek homeostazisin devamlýlýðýna dayanmakta ve tüm canlýlarýn oluþturduðu ekolojik sistem de dengenin ta kendisi deðil de ne?.. Evet açýkca tüm doða devamlýlýðý ve bütünlüðü saðlamayý amaçlayan denge üzerine tesis edilmiþ bir büyük canlý. Peki bununla kalýyor mu? Hayýr. Sosyoloji, toplumsal dengeler....politika, ülkeler arasý dengeler....haberleri her seyrettiðimizde Ortadoðudaki hassas dengelerin nasýl pamuk ipliðine baðlý olduðunu görüyoruz... Ýnsanýn hayatla alýþveriþidir denge, ve doðayla ve çevresiyle ve Tanrýsýyla... Dengenizi korumak için ne alýp ne vermeniz gerektiðini iç güdüleriniz ve aklýnýz gösterir... Denge vazgeçtiðimiz arzularýmýzdýr, Denge yaþayamadýðýmýz alt benliðimizdir, Denge bastýrdýðýmýz öfkemizdir, Denge hayatla matematiðin buluþtuðu hesap noktamýzdýr, Denge karar anýmýzdýr. *David Cooper, Psychiatry and Anti-Psychiatry, çeviren G. Sakarya Oral, Öteki Yayýnevi (s 27). (Yazar Evrensel Yanýlsama ile Freud'e gönderme yapmaktadýr). 72 Unuttum 1993 DEJA VU Önce mezuniyetine dair anýsýný unuttu. Sonra eski doðumgünlerini, hediyelerini, annesinin suratýný, derken doðduðu kasabayý ve çocukluðuna dair anýlarýný kaybetti. Önceleri bu ufak tefek anýlarýný satýþa çýkarmak pek bir þey ifade etmiyordu, daha doðrusu tüm bu ufak tefek anýlarýn hayatýndaki yerlerinin önemini farketmemiþti. Aradan yýllar geçmiþti ve bu zaman içinde kaç kere oturup mezuniyet gününü veya doðum gününü düþünmüþtü ki? O halde onlardan vazgeçmek çok da zor olmamalýydý. Yine de ilk gün tedirgindi. Alýcý adam artýk bu iþin yaygýnlaþtýðýný ve para sýkýntýsý çeken insanlar için iyi bir gelir kaynaðý haline geldiðini anlatýp durmuþtu. Bazý insanlar kendi anýlarýndan sýkýlmýþ olacaklar ki hafýzalarýna yerleþtirilen baþkalarýnýn geçmiþlerini kendilerininkiymiþ gibi hatýrlamaktan zevk alýyorlardý. Ýþte böylece kahramanýmýz iþþiz kaldýðý günler boyunca hafýzasýný satarak geçinebildi ta ki bir gün gelip iþ bulma kurumundan arayan kadýn " Ýþiniz hazýr efendim. Yalnýz önce formalite gereði geçmiþinizle ilgili birkaç soru sormam gerekiyor" diyene kadar. "Lütfen bitirdiðiniz okulu, doðum tarihinizi, yerini............." Oysa artýk onun geçmiþi yoktu. Alacakaranlýk Kuþaðý Öyküsü Deðerlerini tam olarak anlayamasak bile, kimse anýlarýný kaybetmek istemez çünkü onlarý elde etmek hiç de kolay deðildir. Oysa insan beyni ne kadar nankördür: Unutur. Sanki böylece yeni gelen bilgilere yer açar. Yani on yýl önce tanýdýðým arkadaþýmýn ismini unutmazsam yeni arkadaþýmýn ismini öðrenemeyeceðim gibi ilk Denedim- Pýnar Türen 73 bakýþta saçma gibi görünen bir düþünce. Saçma ama bir o kadar da geçerli. Neleri unutmuyoruz ki; isimleri, yüzleri, sözcükleri... Ve daha nice yaþanmýþ þeyleri. Nasýl iþlediði hakkýnda halen derin þüphelere ve yüz karartýcý bir cahilliðe sahip olduðumuz dahi organýmýz beyin, öðrenmek gibi son derece zor bir iþlemi baþarýyla tamamladýktan sonra, öðrendiklerini sebebi meçhul bir þekilde yine ayný ustalýkla unutmaya baþlýyor. Unutmanýn kelime manasý hatýrlamamak ya da bir bilginin akýldan kaybolmasý. Demek ki aslýnda yok olmuyor sadece kayboluyor veya öyle bir yerde saklanýyor ki bir türlü bulup çýkartamýyoruz. Aslýnda unutulan bilgi deðil, bilginin nerede olduðu. Bilimsel olarak unutma mekanizmasýný da, gündelik hayatýmýzda sýk sýk yaþadýðýmýz þaþýrtýcý anýmsama olaylarýný da tam olarak açýklayabilmek þimdilik mümkün deðil. "Ben bu aný daha önceden yaþamýþtým". Herkesin baþýna gelebilir, endiþelenmeye gerek olmadýðýný hepimiz biliriz, hatta fransýzca bilmesek bile bu ilginç hafýza oyununun iç gýcýklayýcý ismini de biliriz: deja vu (görülmüþtür). Bazý teorilere göre tamamen beyin ve sinirlerin kimyasal aktivasyonuyla ilgili bir zamanlama hatasý, bazýlarýna göre ise insanýn aslýnda hiçbir þeyi unutmadýðýnýn ve her þeyin beynimizde kodlar halinde saklandýðýnýn belirtisidir deja vu. Kimisi içinse reankarnasyonun en açýk ispatýdýr! Ya da ona sadece beynin unutmak ile hatýrlamak iþlevlerinin bizlerle dalga geçtiði anlar olarak da bakabiliriz... Hafýzaya girebilmeyi baþarmýþ bir bilginin beynin sinir aðlarýnda belli formda istiflendiðini söyleyebiliriz. Unutmanýn ilk þartý ise tekrar etmemek. Bir bilgi ne kadar çok iþlenir, ne kadar derin iþlemlere tabi tutulursa (bir telefon numarasýný ezberlemek gibi) ve tabi ne kadar çok kullanýlýrsa unutulmasý da o kadar zorlaþýr. Bir baþka deyiþle beyindeki ilgili sinir aðlarý tekrar etme iþlemiyle birlikte baðlantýlarýný güçlendiriyor. Kýsa dönemli hafýza olarak nitelendirilen ve beyne bilgi giriþinin ikinci aþamasýný oluþturan hafýza kategorisi, kritik bir görev üstleniyor unutmak ve hatýrlamak arasýnda. Düþünün ki en sýradan gününüzün en sýradan anýnda bile beynimiz dýþ dünyadan gelen binlerce uyaranýn hücümuna uðramakta. Peki bunlarýn kaçýný hatýrlayabiliyoruz? Býrakýn hatýrlamak, kaçýnýn varlýðýndan haberdar Denedim- Pýnar Türen 74 olabiliyoruz? Sadece duyumsamanýn ötesinde algýlama aþamasýna geçerek kýsa dönemli iþlemlerden geçerek hafýzaya girmeyi baþarabilen bilgi, daha derin uzun dönemli hafýzaya girmeye hak kazanabiliyor. Yapýlan deneyler sonucunda kýsa dönemli hafýzanýn kapasitesi 7(±2) madde olarak ortaya çýkmakta. Yani duyumsamayla uzun dönemli hafýzaya aktarým arasýnda ortalama 7 madde aklýmýzda tutabiliyoruz. Mesela bir takým isimler söyleniyor ve sizden bunlarý aklýnýzda tutmanýz isteniyor. Ardý ardýna verilen isimler 7'yi aþmaya baþlayýnca yeni gelen her bir isim eskilerden birini sonsuza kadar aklýnýzdan uzaklaþtýrýyor. Kýsa dönemli hafýzaya girebilen bilginin uzun dönemli hafýzaya ulaþmasýnýn ilk koþulu tekrarlanmasý yani daha derin bir iþlemden geçmesi, ikinci koþul ise kuþkusuz aradaki zaman. Unutmakla ilgili daha birçok teori ve deney anlatýlabilir. Ama hepsinin temeli ayný: Hem öðreniyoruz hem de unutuyoruz. Neleri unutmuþuz, neler uçup gitmiþ beynimizin kývrýmlarýndan ya da hayatlarýmýzýn köþelerinden. Þimdi dönüp baksam geriye, beynim patlayana kadar sýksam kendimi, tüm benliðimle istesem yine de hatýrlayabilir miyim çoktan unutulmuþ onca þeyi? Geriye kalan bir his yumaðýndan baþka nedir ki? Bir baþka unutma çeþidi ise -ki bu kuþkusuz en ilgincidir- hatýrlamak istemediðimiz yani þiddetle unutmak istediklerimizi bilinçaltýnda baský altýna almak. Onlar oradalar, sinsice hatta kalleþce su üstüne çýkacaklarý aný bekliyorlar ve o gün gelene kadar varlýklarýný hissettirmeden bizi rahatsýz ediyorlar. O gün geldiðinde ise saklandýklarý hücrelerden çýkýp olanca güçleriyle hayatlarýmýzý kovalamaya baþlýyorlar týpký rüyalarýmýzda bizi kan ter içinde býrakarak kovalayan görünmeyen yaratýklar gibi. Zor deðil mi? Bastýrmak. Unutmak. Unuttuðunu sanmak. Bedelini tüm insanlýk tarihi olarak fazlasýyla pahalý ödediðimiz kaçýþ yollarýmýz deðil mi? Ne yani hep beraber unutmadýk mý insanlýðýn acý dolu tarihini. Acý, kan, gözyaþýyla sývanmýþ tarihlerimizi sanki hiç yaþanmamýþ gibi belleklerimizden silerek bakmýyor muyuz geleceðe? Safça inanarak bir amaç uðruna ölmüþ binlerce insanýn yattýklarý yerleri, örümcek aðý baðlamýþ eski kitaplarýn tozlu sayfalarýnda kalmýþ kahramanlarý, ardýnda milyonlarý koþturdukdan sonra kaybolan Denedim- Pýnar Türen 75 düþünceleri, idealleri, ütopyalarý unutmadýysak eðer, neredeler þimdi? Her þey adi bir isyan olarak mý hatýrlanacak veya daha da kötüsü iz býrakmadan unutulup gidecekler mi? Her gün birbirimizi kana boðarak ve seyirci kalarak tüm acý ve kederlere, yaþamlarýmýzý unutarak sindirmeye çalýþsak da acaba çocuklarýmýz bizleri affedecekler mi? Peki biz, bizden öncekileri nasýl affettik? Unuttuk deðil mi? O zaman bu satýrlarýn ne anlamý var........ 76 Öldüm 1995 YALNIZLIK, KORKU VE MUTLAK SON: UZUN ÝNCE BÝR YOLDAYIZ Çekemediðim acýlarýn ýstýrabýyla kývranýyorum... Ne kadar kolay kendimi atývermek boþluða. Bu kadar yakýn mýyým ölüme? Ölümüme. Umut aramak çare mi bu inanýlmaz dinlemek yakýnlaþtýrýyor yalnýzlýða. mi beni Oysa bu müzik... Onu ölüme yoksa onun varlýðý mý baðlýyor beni hayata? Savaþta büyüyen bir çocuðun ne umudu olabilir ki; kokuþmuþ dünyamýz hangi oyuncaðý ile avutabilir ki acý dolu küçük bir kalbi. Bosna-Hersek'den bir genç oturuyor karþýmda. Ülkesinden, sevdiklerinden uzakta (bir ay önce kardeþi vurularak ölmüþ), Ýstanbul'da, gözleri Boðazdan geçen bir yolcu gemisine dalmýþ. Kimbilir ne düþünüyor. Yirmibeþ yaþýnda kaybettiði umutlarýný mý; yoksa henüz zedelenmemiþ baþka hayatlarý mý? O gemiyle baþka sulara mý gitmek ister? Her þeyden; acýlardan, savaþlardan uzak çok uzak bir yere mi götürmesini ister geminin kendisini... Hadi gemi diyorum, umut ver ona, hayatý savaþla solmuþ, ölümle kol kola girmiþ bu insana umut ver. Sýmsýký sarýlmak ve "yalnýz deðilsin" demek istiyorum. Gözlerim utanç içinde dolu mu dolu taþ gibi oturuyorum yerimde. Kýpýrdayamýyorum bile. Biliyorum ki yalan. Çünkü yalnýz. Hepimiz gibi yapayalnýz. Ölümüne yalnýz... Ýþte yine o umut dolu notalar. Þimdi ölüm uzaklaþýyor yanýmdan. Denedim- Pýnar Türen 77 Yaþam tam da bu notada baþlýyor, flütle. Beethoven son derece etkilenmiþ olarak müziðini dinleyen tecrübesiz bir kemancýya, dinlediði müziðin sadece kendi duygularýný yansýttýðýný anlatýr. Besteci ne hissediyorsa müziði de odur: Sevgi, nefret, acý, telaþ, umut... her þey. Ýþte bu yüzden IX. Senfoni ölüme giden yolda kaçýnýlmaza karþý yapýlmýþ bir abide gibi dimdik yükselir ve çýnlatýr her çaðdan, her çeþit dinleyicisinin kulaðýný sahibinin haykýrýþýyla ''Ben Vardým''. Ayrýlamamak niye bu hayattan. Niye çekilir tüm kanlý acýlar, çaresiz mücadeleler, irili ufaklý kaygýlar, ve tüm bu ümitsizlik içinde nasýl bulunabilir hayata baðlanacak umut? Niye bilinçaltýmýz ölümden korkan düþüncelerle dolu. Oysa nasýl yalnýzýz ve nasýl ölüyüz yalnýzken. Yorgun, soðuk ve yapayalnýz. Che Guavera ''Bir sýnýf olarak aydýnlarýn görevi intihar etmektir'' demiþ. Belki de varolduðumuzu ispatlamanýn tek çaresi bu: Yok olmak. Sonsuza kadar hiç olmak. Ne zaman hissedilir ölüm korkusu? Hayýr her an deðil. Doðarken mi, büyürken mi, yoksa ülkenizin ölüm yaþý ortalamasýna yaklaþtýðýnýz hatta geçtiðiniz zaman mý? Epicure'ün dediði gibi ''Ölümden niye korkayým ki, yaþadýðým sürece ne olduðunu hiç bilemeyeceðim, tanýþtýðým an ise zaten ben olmayacaðým''. O halde hayatýmýz boyunca bir araya gelemeyeceðimiz þeyden niye bu kadar korkuyoruz. Nihai sonumuz: Yok olmak, uzayda fiziksel hacmimizle doldurduðumuz yeri boþaltmak ve hiç olmak. Çaðlar boyunca deðiþik inançlarda sýk rastlanan yeniden doðmaya inanmak da ölüm korkusunu bertaraf etmek için bulunmuþ oldukça kurnaz bir yol. Sanki hayat çok hoþ bir þeymiþ gibi yeniden ve yeniden dünyaya düþmek; keçi, týrtýl, kral ve dilenci olarak, týrtýlken bir zamanlar keçi, dilenciyken bir zamanlar kral olduðunu bilemeden biteviye tekrar yaþamak. Ýntihar ise insanoðlunun hem doðaya hem de kendisine karþý yaptýðý en büyük dikbaþlýlýk olarak bu karmaþa içinde bambaþka bir yerden bakýyor insanlara. Durkheim üç çeþit intihardan bahseder: Egoist intiharda kiþinin çevresiyle zayýf baðlarý vardýr, bu kiþiler kendilerini diðer insanlardan ayrý, kopuk ve desteksiz hissederler; altrustik intihar ise tam tersine sosyal talebe cevaptýr, kiþi grubuna çok fazla baðlýdýr, kendisini toplumuna adar ve önemli olan toplumun iyiliðidir (Japonlarýn hara-kiri eylemi bunun örneðidir); anomik intihar ise kiþinin sosyal iliþkilerindeki ani deðiþim sonucu ortaya çýkar. Ne olursa olsun bir insanýn kendi hayatýna isteyerek son vermesi Denedim- Pýnar Türen 78 edebiyatdan sinemaya, sanatýn neredeyse her dalýnda özel ilgi gören temalardandýr. Hele intihar eden ünlü bir sanatçýysa ölümü de sanatsal olur elbet. Marilyn Monroe'nun intiharý sýr perdelerinin ardýna gömülür, Kurt Cobain ardýnda son derece duyarlý bir mektup býrakýr, Nilgün Marmara sadeliði seçer ama ardýnda býraktýðý etkisi tartýþmalarda devam eder ve bu liste uzar gider. Oysa intihar eden sýradan bir kiþi olunca intihar sebebi de sýradanlaþýr. Ýnce duyarlýlýklar, evrensel yýlgýnlýklar altýnda ezilen ruhlar, yüce duygular yerlerini ''Sevdiðim kýzý vermediler'', ''Ýflas ettim'', "Hayatta hiçbir istediðim olmadý'' gibi sudan(?) sebeplere býrakýr ve intihar edenlerle birlikte intiharlarý da sýradanlaþýr. Ya geride kalanlar? Onlar yalnýz hayatlarýna biraz daha yalnýz kalarak devam ederler, biraz daha yýlgýn, biraz daha soðuk... Depresyonun sebebini açýklamaya çalýþýrken Freud'un ortaya koyduðu hipotezlerden birine takýlýyor aklým. Freud'a göre sevdiði bir kiþiyi kaybeden biri adeta kayýbý geri getirecek ümitsiz bir deneme gibi ölenle kendini özdeþleþtirmeye baþlar. Freud'un her zaman öne sürdüðü gibi sevdiðimiz kiþilere karþý negatif duygular taþýdýðýmýz için yas tutan kiþi bu sefer kendi kendisinin nefret ve öfke objesi halini alýr. Buna ek olarak, yas tutan kiþi yalnýz býrakýldýðýný yeniden hisseder ve ölen kiþiye karþý gerçek veya hayali günahlar için kendini suçlu hisseder. Bu özdeþleþme dönemini yas yükümlülüðü dönemi izler ki bu sürede yas tutan kiþi ölen kiþiyle ilgili anýlarýný hatýrlar ve böylece kendini ölen kiþiden ayýrarak özdeþleþtirmenin dayattýðý baðlardan kurtulur. Bu insanlar ölen kiþiyle olan hissi baðlarýný kaybetmezler, daha ziyade özdeþleþilen sevilen kiþinin hayattayken yaptýðý hatalarý ve eksiklikleri yüzünden kendilerini cezalandýrmaya devam ederler. Tüm bu süreç insanlarda devamlý kendini suçlama, aþaðýlama ve sonuçta depresyon yaratýr. Sözün kýsasý Freud' a göre ölenle ölünmez ama depresyona girilir... Umutlarý tükenmiþ karanlýk yalnýzlýklarýna gömülmüþ insan yýðýnlarý için yaþam ölümlerine uzanan yollarýdýr. Yok olma korkusu ve doðru dürüst varolamamanýn acýsý hep o korkunç soruyu getirip takar akýllara: Ne zaman? Bazýlarý cevabý kendileri verebiliyor ama çoðumuz asla cevabý öðrenemeden kendi sonumuza kadar yaþýyoruz. Adý üstünde yaþam, önümüzde þehvetli bir Tanrýça gibi uzanmýþ bizi çaðýrýyor ve yaþanmayý bekliyor! i “yazý özgür olmalý...” altKitap: Kitabýnýz, konu baþlýklarý olarak bir diziyi izliyor. Yokluktan, yokoluþa giden yolda denedikleriniz/ izlenimleriniz gibi. Yazý içeriklerinden deðil de bu baþlýklardan bakarsak nelere gönderme yaptýnýz? Pýnar Türen: Bu yazýlar Hayalet Gemi'nin 10 yýl süren yolculuðu sýrasýnda uðradýðýmýz limanlarda benim gördüklerim. Elbette tüm yazýlarým bu kitapta yer almýyor. Yýllara daðýlmýþ uzun bir yolculuktan seçilmiþ yazýlar bunlar. Ýnandým, Rastladým, Kaderim... hepsi Hayalet Gemi’nin limanlarý ve söylediðiniz gibi bir izlek varsa (ki evet var) bu biraz da Hayalet Gemi'nin izleði. Ben önce yazýlarý seçtim. Yazýldýðý yýllara bakmaksýzýn, yani kronolojik bir sýralama yapmadan sadece konularý alt alta getirdim ve onlarý Hiçtimle baþlayýp Öldümle biten bu sýrada birleþtirdim. Bu son derece doðal geldi bana; önce yoksunuzdur, sonra var olursunuz, geliþirsiniz ve sonra yok olursunuz. "Yoktan baþlayýp sonsuzluða giden" bu yol Hayalet Gemi’nin kendi konularýnýn farklý bir dizinde bir araya gelmesinden çýktý ortaya ve güzel bir tesadüf ki onun içinden çýkan bir kitap adeta onun yaþamýný da anlattý. Doðruyu söylemek gerekirse tüm bu konular sadece Hayalet Gemi'nin deðil birçok insanýn hayatýnýn köþebaþlarýný anlatýyor týpký benimki gibi. altKitap: Tümü okunup, üzerine düþünüldüðünde, kitabýnýzda çevreyle, kiþilerle, hayatla bir hesaplaþma baskýn görünüyor. Depiþik koþullarda, baþka baþka etkileþimlerde ayrýntýlý çözümlemeler var. Çözümlemelerinizi dayandýrdýðýnýz düþünürler, kuramlar hangileri? Pýnar Türen: Öncelikle psikoloji ve psikolojinin kuramlarý. Yazýlarýmýn çoðunda psikolojik yaklaþýmlar çok aðýr basýyor. Üniversitede psikoloji eðitimi aldýðýmý söylememe gerek var mý bilemiyorum ama özellikle öðrencilik yýllarýma ait dönemlerdeki yazýlarýmda psikolojik yaklaþýmlarýn etkisi çok fazla. Yýllar geçip, üniversiteden ve akademik olarak psikolojiden uzaklaþtýðým dönemlerde ise tüm o kavram, teori, kuramlarýn arasýndan süzülüp beni etkilemeye devam eden ve yazýlarýmda olduðunu söylediðiniz çözümlemelere giden yolda bilinçaltýmdan bile olsa yardýmýna baþvurduðum kiþi Freud. Son dönem yazýlarýmda etkilendiðim filozof ise Nietzche. Ama onun etkisi de kendisi gibi Freud'ün aksine altta deðil üstte; üstten bakýþta. Söyleþi- Pýnar Türen ii altKitap: Rastlantýlar ve gereklilikler nedir sizce? Bir hayat çizgisinde karþýlýk bulabiliyorlar mý? Pýnar Türen: Tam da rastlantý konusunda söylediðim gibi: "Rastlantý kaderin þu ana denk düþtüðü nokta"dýr. Tüm evrenin rastlantýlardan beslenen bir kurgu içinde oluþtuðunu düþünecek olursak rastlantýnýn hayatlarýmýz için bir gereklilik olduðunu kabullenmemiz zor olmaz. Evreni oluþturan ve bu müthiþ doðaya hareket veren, onu geliþtiren, evrimleþtiren düzenli veya kaotik bir rastlantýlar dizisi ve isterse bu oluþumun arkasýnda Tanrýnýn parmaðý olsun isterse baþka bir þeyin (veya hiçbir þeyin!) sonuçta evrenimizin siteminde rastlantý var ve hayatlarýmýz da bu sistemin parçasý olduðuna göre rastlantýlarýn gerekliliðine inanmak zorundayýz elbette. Siz sorunuzda rastlantýlar ve gereklilikler dediniz, ben rastlantýyý gereklilik olarak görüyorum. Ayrýca her þeyin önceden görülebildiði, yani rastlantýlarýn sadece basit talihsizlikler olduðu bir sistemde yaþamak istemezdim çünkü çok sýkýcý olurdu. altKitap: Yazýlarýnýzýn çýkýþý, bazen de düðüm yerleri meraklarýnýzla kesiþerek canlanýyor. Meraklarýnýza, sorularýnýza yanýt arama yönteminiz nedir? Bunun yaþamsal bir iþlevi olduðunu düþünüyor musunuz? Pýnar Türen: Yaþamsal iþlevi olup olmadýðýndan doðrusu emin deðilim hatta en önemli yaþamsal idimiz hayatta kalmakla da pek ilgilisi yoktur ve bal gibi merak olmasa da evrimimiz gerçekleþirdi. Ama "uygarlýk" denen þeye kavuþamazdýk. Kavuþtuk da ne oldu, çok mu mutlu olduk? Bunun da cevabý son derece sübjektiftir ve herkes kendi cevabýndan ve o cevabýn arkasýndan geleceklerden sorumludur. Benim için merak kendi kiþisel "mini uygarlýðýmýn" temel direklerinden biri. Eðer okuyorsam, araþtýrýyorsam, soruyorsam bunun en önemli nedenlerinden biri merak. Evet yaþamsal deðil çünkü bunlarý yapmasam da yaþarým, ama buna "uygar" bir yaþam denmez. altKitap: Denedim'de ortaya çýkan bir baþka þey de doða ve uygarlýklarýn karþýtlýðý/ birlikteliði. Doðanýn kendi varoluþu karþýsýnda insan yapýntýlarý sizde neler çaðrýþtýrýyor? Pýnar Türen: Kötü þeyler! Ama ayný zamanda büyüleyici taraflarý, kendilerine özgü çekicilikleri de yok deðil. Aslýnda her þeye durup, uzaktan bakmak güzel. Ýçine girince, insan yapýtlarý denen o koca mankinenin diþlilerinden biri olunca, insan uygarlýðý karþýsýndaki düþüncelerim hemen deðiþiveriyor. Mesela bir sarkaçýn salýnýmýný seyretmek ve hayali 0 noktalarýný düþünmek ne kadar romantikse, insanlarý asarken de ayný sistemin kullanýldýðýný düþünmek o kadar ürkütücü. Her zaman iyi ve kötünün doðanýn parçasý olduðuna ve insanlýk tarihindeki iyi ve kötülüklerin de bu nedenle birbirinden ayrýlamayacaðýna inandým. Ama sanki insanlýðýn akýllý olmasýndan dolayý "bilinçli" kötülükler yaratmasý onu doðadan koparýyor. Ancak insanlýðýn doðadan özellikle teknolojik ilerlemeyle birlikte hepten Denedim- Pýnar Türen iii uzaklaþmaya baþladýðýný söylemek ne kadar doðru? Yüzyýllarca didinmiþ, aðýr ve zor þartlarda hayatta kalmýþ ve her canlý gibi hayatta kalabilmek, genlerini diðer nesillere aktarabilmek için uðraþmýþ varlýklarýz bizler de ve son yüzyýlda binlerce yýllýk birikimin meyvelerini daha saðlýklý, daha kolay, daha konforlu, hatta daha heyecanlý bir hayat olarak geri alýyoruz. Ama tüm bu hoþ þeylerin diyetini savaþla, açlýkla, yoksullukla ödeyen milyarlarca insan olduðu için duruyor ve düþünüyorsunuz: Hata nerede veya tüm bu uygarlýk için çekilenlere deðer mi? Çok basit gibi gözükse de aslýnda delirtici bir soru çünkü ne olursa olsun, ne kadar ilerlersek ilerleyelim, baþka galaksileri keþfetsek hatta fethetsek bile asýl amacýmýz hep ayný kalacak: Hayatta kalmak ve genlerimizi gelecek nesillere aktarmak. O halde daha mütevazi ama daha huzurlu yaþasak bu amacýmýzý gerçekleþtiremez miyiz? Bunun da cevabýnýn açýkça hayýr olduðuna inanýyorum. Mütevazilik bizleri yok edebilir. Bizler hayatta kalma mücadelesinde en çok beyinlerini geliþtirmiþ ve o sayede ayakta kalmýþ yaratýklarýz. Beynimizin geliþmesini durdurmamýz sonumuz olabilir. Dünyayý kendi elimizle yaþanmaz bir yer haline bile getirsek, aklýmýz bize yeni Dünyalar bulacaktýr. Bulamazsa da yok olur gideriz! Evren çok bir þey kaybetmez. altKitap: Yazmak nedir sizin için? Yazarak düþünceler/ düþünsel kurgular/ duygulanýmlar baþkalarýna aktarýlabilir mi tam olarak? Pýnar Türen: Yazý da sanatýn bir parçasý ve tüm sanatlar gibi kiþinin kendisini ifade etme biçimi herhalde. Herhalde diyorum çünkü ben kendimi sanatçý olarak görmediðim gibi kendimi ifade etmek için de yazmýyorum. Ben sadece Hayalet Gemi için yazýyorum. Bunu bugün, sevgili Hayalet Gemi'nin kapanmasýna gönlümüz kýrýk karar verdikten sonra daha da iyi anlýyorum. Tüm bu yazýlarý ne kendim için ne de bir amaç için yazdým, sadece Hayalet Gemi için yazdým ve bundan büyük bir keyif aldým. Bundan sonrasý için hiçbir þey bilmiyorum. Ama ne olacaðýný merak ediyorum çünkü yazmayý seviyorum. Sorunuzun ikinci kýsmýndaki aktarýma gelince cevabýmýn baþýna dönmek istiyorum. Sadece yazý için deðil tüm sanat ürünleri için ayný sorgulamayý yapabiliriz. Bence sanatçý bir þey ortaya koyar, karþýsýndaki de ondan bir þey alýr. Bu alýnan þey keyif de olabilir fikir de hatta ýstýrap da! Gerçekten yürekten ve içten olduðu sürece insanýn karþýsýndakine yazýyla olsun baþka yolla olsun düþüncelerini, duygularýný aktarma çabasýna saygý duyuyorum ama inanmýyorum. Herkes ayrý bir kiþiliktir ve bir yazar ne kadar ayrý duygulaným yaratýrsa o kadar baþarýlýdýr bence. Bire bir aktarým çok despot ve sýkýcý geliyor bana. Kanunlar bile yoruma açýkken, bir yazý da yoruma ve yorumlanmaya açýk olmalýdýr. Böylece her okuyucu kendinden bir þey katabilir ve yazar da yanlýþ aktarma kaygýsý taþýmadan, özgürce yazabilir. Bence yazý özgür olmalý, bulutlar kadar özgür olmalý ve uçuþmalý. altKitap: Ellerinize saðlýk, nice denemelere. ... View Full Document

End of Preview

Sign up now to access the rest of the document