5_Harry_Potter_ve_Zuemruedueanka_Yolda__351_l__305___287___305_

5_Harry_Potter_ve_Zuemruedueanka_Yolda__351_l__305___287___305_

Info iconThis preview shows page 1. Sign up to view the full content.

View Full Document Right Arrow Icon
This is the end of the preview. Sign up to access the rest of the document.

Unformatted text preview: Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı çindekiler B R NC BÖLÜM: Dudley'nin Ruhu Ağzında • 9 K NC BÖLÜM: Bir Baykuş Olayı • 34 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Öncü Kol • 62 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Grimmauld Meydanı, On ki Numara • 85 BEŞ NC BÖLÜM: Zümrüdüanka Yoldaşlığı • 111 ALTINCI BÖLÜM: Asil ve Pek Köklü Black Ailesi • 135 YED NC BÖLÜM: Sihir Bakanlığı • 163 SEK Z NC BÖLÜM: Duruşma • 183 DOKUZUNCU BÖLÜM: Mrs VVeasle/nin Hıçkırıkları • 202 ONUNCU BÖLÜM: Luna Lovegood • 237 ON B R NC BÖLÜM: Seçmen Şapka'nm Yeni Şarkısı • 263 ON K NC BÖLÜM: Profesör Umbridge • 290 ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Dolores'le Ceza • 327 ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Percy ve Patiayak • 363 ON BEŞ NC BÖLÜM: Hogwarts Yüksek Müfettişi • 398 ON ALTINCI BÖLÜM: Domuz Kafası'nda • 429 ON YED NC BÖLÜM: Yirmi Dört Numaralı Eğitim Kararnamesi • 455 ON SEK Z NC BÖLÜM: Dumbledore'un Ordusu • 484 ON DOKUZUNCU BÖLÜM: Aslan ve Yılan • 514 Y RM NC BÖLÜM: Hagrid'in Hikâyesi • 544 Y RM B R NC BÖLÜM: Yılanın Gözü • 570 Y RM K NC BÖLÜM: St Mungo Sihirsel Hastalıklar ve Sakatlıklar Hastanesi • 601 Y RM ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Kapalı Koğuşta Noel • 635 Y RM DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Zihinbend • 666 Y RM BEŞ NC BÖLÜM: Böcek Kapanı • 700 Y RM ALTINCI BÖLÜM: Görülen ve Öngörülmeyen • 734 Y RM YED NC BÖLÜM: At-Adam ve Gammaz • 770 Y RM SEK Z NC BÖLÜM: Snape'in En Kötü Anısı • 803 Y RM DOKUZUNCU BÖLÜM: Meslek Danışmanlığı • 837 OTUZUNCU BÖLÜM: Grawp • 869 OTUZ B R NC BÖLÜM: S.B.D.'ler • 904 OTUZ K NC BÖLÜM: Ateşin çinden • 937 OTUZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Kavga ve Uçuş • 964 OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Esrar Dairesi • 981 OTUZ BEŞ NC BÖLÜM: Tülün Ötesi • 1002 OTUZ ALTINCI BÖLÜM: Korktuğu Tek Kişi • 1035 OTUZ YED NC BÖLÜM: Kayıp Kehanet • 1051 OTUZ SEK Z NC BÖLÜM: kinci Savaş Başlıyor • 1083 Dünyamı sihirli yapan Neil, Jessica ve David'e • i ! Page 1 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı • B R NC BÖLÜM Dudley'nin Ruhu Ağzında Yazın o zamana kadarki en sıcak günü yavaş yavaş sona ererken, Privet Drive'm büyük, kutu kutu evlerinin üzerine uykulu bir sessizlik çökmüştü. Çoğunlukla pırıl pırıl parlayan arabalar şimdi yolda tozlanmış halde duruyordu, bir zamanlar zümrüt yeşili olan çimler ise kavruk ve sararmıştı kuraklıktan dolayı su hortumlarının kullanımı yasaklanmıştı çünkü. Araba yıkama ve çim biçme gibi iki önemli günlük uğraştan yoksun kalan Privet Drive sakinleri, serin evlerinin gölgesine çekilmiş, bir türlü gelmek bilmeyen meltemi davet edercesine pencerelerini ardına kadar açık bırakmıştı. Dışarıdaki tek kişi, dört numaralı evin önünde, bir çiçek tarhında sırtüstü yatan yeniyet-me bir çocuktu. Sıska, siyah saçlı, gözlüklü bir oğlandı, kısa sürede çok boy atanların bir deri bir kemik, biraz sağlıksız görünüşüne sahipti. Kot pantolonu yırtık ve kirli, tişörtü bol ve solmuştu, spor ayakkabılarının tabanları da kalkmıştı. Harry Potter'ın bu hali, pasaklılığın yasalarca cezalandırılması gerektiğini düşünen komşuların gözünde onu hiç de sevimli kılmıyordu. Ama bu akşam büyük bir ortanca öbeğinin arkasına saklandığı için, yoldan geçenlerin gözüne çarpmayacağı kesin gibiydi. Aslında Harry, ancak Ver-non Enişte ya da Petunia Teyze kafasını oturma odası penceresinden dışarı uzatıp tam aşağıdaki çiçek tarhına bakarsa fark edilebilirdi. Şöyle iyice ölçülüp biçildiğinde, Harry buraya saklanma fikrinin tebrike layık olduğunu düşünüyordu. Belki sıcak ve sert toprağın üzerine uzanmak çok da rahat değildi, ama hiç olmazsa oturma odasında oturup teyzesi ve eniştesiyle televizyon seyretmeye çalıştığı zaman olanlara katlanmıyordu: Kimse ters ters bakmıyor, sinirden dişlerini gıcırdatarak haberleri duymasını önlemiyor, ona çirkin sorular yöneltip durmuyordu. Sanki bu düşünce kanatlanıp açk pencereden içeri girmiş gibi, birden Harry'nin eniştesi Vernon Dursley'nin sesi duyuldu. "Oğlan içeri girmeye çalışmaktan vazgeçti çok şükür. Nerde bu, peki?" "Bilmem," dedi Petunia Teyze, kayıtsızca. "Evde değil." Vernon Enişte homurdandı. "Haberleri izliyormuş..." dedi sert sert. "Aslında ne iş çeviriyor, merak ediyorum. Sanki normal bir çocuk haberlerde ne olduğunu merak edermiş gibi - Dudley'nin hiçbir şeyden haberi yok; Başbakan'ın kim olduğunu biliyorsa şaşarım! Hem, bizim haberlerimizde onun gibilerle ilgili ne olurmuş ki -" "Vernon, şrşştl" dedi Petunia Teyze. "Pencere açık!" 10 "Ah - evet - kusura bakma, canım." Dursley'ler sustu. Harry yakınlardaki VVisteria VValk'ta oturan kedi düşkünü kaçık ihtiyar hanım Mrs Figg'in ağır ağır yürüyüşünü izlerken, Fruit 'n' Bran mısır gevreğinin cıngılını dinledi. Mrs Figg kaşlarını çatmış, kendi kendine söyleniyordu. Harry çiçeklerin arkasına saklandığına pek memnun oldu, çünkü Mrs Figg son zamanlarda sokakta ona her rastlayışında çaya davet etmeyi âdet edinmişti. O köşeyi dönüp gözden kaybolduktan sonra, Vernon Eniş-te'nin sesi bir kez daha pencereden dışarı süzüldü. "Dudd çaya mı gitti?" Petunia Teyze, muhabbetle, "Polkiss'lerde" dedi. "Bir sürü küçük arkadaşı var, öyle popüler ki..." Harry, "hıh" dememek için kendini zor tuttu. Dursley'ler oğullan Dudley konusunda gerçekten şaşılacak kadar aptalca davranıyorlardı. Onun yaz tatili boyunca her akşam, çetesinin bir başka üyesiyle çay içtiği şeklindeki ger-zekçe yalanlarının hepsini yutmuşlardı. Oysa Harry, Dud-le/nin hiçbir yere çay içmeye gitmediğini çok iyi biliyordu; o ve çetesi akşamlarını oyun parkını kırıp dökmek, sokak köşelerinde sigara içmek, arabalarla çocuklara taş atmakla geçiriyordu. Little Whinging'deki akşam yürüyüşleri sırasında, Harry bunların hepsini kendi gözleriyle görmüştü. Page 2 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Tatilin büyük kısmını sokaklarda avare avare dolaşıp, önüne çıkan çöp tenekelerinde gazete aramakla geçirmişti. Saat yedi haberlerinin başlayışını bildiren müziğin ilk notaları kulağına çalındığında, Harry'nin midesi altüst oldu. Belki bu akşam -koca bir ayın ardından- beklediği akşam olacaktı. 11 ''ispanya'daki bagaj personeli grevi ikinci haftasına girerken, mahsur kalmış rekor sayıda tatilci havaalanlarını dolduruyor —" Vernon Enişte, haber spikerinin cümlesi bitince, "Onlara ömür boyu siesta gerek, ben olsam öyle yaparım," diye hırladı ama, ne önemi vardı ki? Dışarıda çiçek tarhında, Harry'nin kasılmış midesi gevşedi sanki. Eğer bir şey olmuş olsaydı, elbette haberlerde ilk sırada yer alırdı; ölüm ve yıkım, mahsur kalmış tatilcilerden daha önemliydi. Nefesini ağır ağır bırakıp pırıl pırıl mavi gökyüzüne baktı. Bu yazın her günü böyle geçmişti: gerginlik, beklenti, geçici rahatlamalar ve sonra yeniden tırmanan gerginlik... ve daima, giderek aklından çıkarması daha da zor hale gelen bir soru: Neden henüz bir şey olmamıştı? Hep dinliyordu, ya Muggle'ların aslında ne olduğunu fark edemedikleri küçük bir ipucu çıkarsa diye - nedeni açıklanmamış bir kayboluş belki, ya da garip bir kaza... Ama bagaj personelinin grevini, Güneydoğu'daki kuraklığa ilişkin bir haber izledi (Vernon Enişte, "Umarım kapı komşumuz dinliyordur!" diye böğürdü. "Hani sabahın üçünde fıskiyesini açan!"), sonra Surrey'de tarlaya çakılmasına ramak kalan helikopterin haberi, onun ardından da meşhur bir kadın oyuncunun meşhur kocasından boşanmasına ilişkin haber ("Sanki onların pespaye ilişkileri umrumuzdaymış gibi," diye burun kıvırdı Petunia Teyze; oysa saplantılıymış gibi, kemikli ellerine geçirebildiği her dergide bu haberi takip ediyordu). Spiker, "- ve son olarak da, muhabbet kuşu Hophop bu yaz serin kalabilmek için yeni bir yöntem keşfetti," derken, Harry, 12 artık alev alev yanan akşam göğüne dikili gözlerini yumdu. "Barnsley'deki Beş Tüy'de yaşayan Hophop, su kayağı yapmayı öğrendi! Mary Dorkins olayı yerinde incelemeye gitti." Harry gözlerini açtı. Eğer su kayağı yapan muhabbet kuşlarına gelmişlerse, dinlemeye değer bir şey kalmamış demekti. Dikkatle dönüp yüzüstü yattı, sonra da dizleriy-le dirseklerinin üstünde yükselip pencerenin altından sürünerek çıkmaya hazırlandı. Ancak beş santim kadar gitmişti ki, arka arkaya büyük bir hızla birkaç şey birden oldu. Gürültülü, etrafta yankılanan bir şak sesi, uykulu sessizliği silah sesi gibi yardı; bir kedi, park etmiş bir arabanın altından ok gibi fırlayıp gözden kayboldu; Dursley'le-rin oturma odasından bir çığlık, böğürerek edilmiş bir küfür ve kırılan porselen sesi geldi. Sanki beklediği sinyal buymuş gibi, Harry zıplayıp ayağa kalktı, kılıcını kınından çıkarırmış gibi kot pantolonunun belinden ince tahta bir asa çıkardı - ama daha tam doğrulamadan, başının tepesi Dursley'lerin açık penceresine çarptı. Çıkan küt sesi, Petunia Teyze'nin daha da büyük bir çığlık atmasına yol açtı. Harry'ye başı ortadan ikiye ayrılmış gibi geldi. Gözlerinden yaşlar akarak olduğu yerde sallandı, sesin kaynağını saptamak için dikkatini sokak üzerinde odaklamaya çalıştı, ama daha o sendeleyerek doğrulurken, açık pencereden iki koca mor el uzanıp boğazına yapıştı. "Kaldır - onu - ortadan!" diye hırladı Vernon Enişte, Harry'nin kulağına. "Hemen! Kimseler-görmeden!" "Çek - ellerini!" dedi Harry güçlükle soluyarak. Bir13 kaç saniye boğuştular. Harry sol eliyle eniştesinin sosis misali parmaklarını boğazından çekmeye çalışırken, sağ eliyle de, havaya kaldırdığı asasını sıkı sıkı tutuyordu. Başının tepesindeki acı tam da berbat bir zonklamaya dönüşürken, Vernon Enişte cıyakladı ve sanki elektrik çarpmış gibi Harry'yi serbest bıraktı. Anlaşılan yeğeninden yükselen görünmez bir güç, onu tutmasını imkânsız hale getirmişti. Harry soluk soluğa ortanca öbeğine doğru düştü, doğruldu ve etrafa baktı. Gürültülü şaklamayı çıkaran her neyse ondan eser yoktu, ama yakınlardaki birtakım pencerelerden çeşitli yüzler onları gözetliyordu. Harry asasını çabucak kot pantolonunun içine soktu ve masum bir ifade takınmaya Page 3 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı çalıştı. Vernon Enişte, sokağın karşısında, tül perdelerinin ardından gözlerinden ateş saçarak bakan Bayan Yedi Numa-ra'ya el sallayarak, "Nefis bir akşam!" diye haykırdı. "Az önceki egzoz patlamasını duydunuz mu? Petunia'nın da, benim de yüreğimiz ağzımıza geldi!" Vernon Enişte, meraklı komşuların hepsi pencerelerinden çekilinceye kadar korkunç, manyakça bir şekilde sırıtmayı sürdürdü. Sonra o sırıtış yerini öfkeyle gerilmiş bir yüz ifadesine bıraktı ve eniştesi Harry'ye yanına gelmesini işaret etti. Harry birkaç adım yaklaştı, ama ellerin ona erişip boğabileceği mesafenin dışında durmaya özen gösterdi. Vernon Enişte hiddetle titreyen kurbağa sesi gibi bir sesle, "Ne halt etmeye yaptın bunu, çocuk?" diye sordu. Harry sakin sakin, "Neyi ne halt etmeye yaptım?" dedi. 14 Bu arada, o şaklamayı çıkaran kişiyi görme umuduyla, sokağın sağını solunu kollamayı da sürdürüyordu. "Start tabancası gibi bir ses çıkarmayı, hem de tam bizim -" Harry kararlı bir edayla, "O sesi ben çıkarmadım," dedi. Petunia Teyze'nin ince, at gibi suratı da Vernon Eniş-te'nin geniş, mor suratının yanında belirmişti. Dahası onun rengi de mora dönmüştü. "Niye penceremizin altında sinsi sinsi duruyordun?" "Evet - evet, tam üstüne bastın, Petunia! Penceremizin altında ne yapıyordun, çocuk?" Harry kadere rıza göstermiş bir sesle, "Haberleri dinliyordum," dedi. Teyzesiyle eniştesi birbirlerine öfkeli bakışlar attılar. "Haberleri dinlemek, ha! Yine mi?" "Eh, ne de olsa her gün değişiyor," dedi Harry. "Bana kurnazlık taslama, çocuk! Asıl niyetin ne, bilmek istiyorum - hem bu haberleri dinleme martavalıyla kafamı ütülemekten de vazgeç! Çok iyi biliyorsun ki, senin gibiler -" "Aman, Vernon!" diye fısıldadı Petunia Teyze. Bunun üzerine Vernon Enişte sesini öyle alçalttı ki, Harry onu duymakta zorlanmaya başladı. "- senin gibiler asla bizim haberlerimize çıkmaz!" "Siz bu kadar bilirsiniz işte," dedi Harry. Dursley'ler, faltaşı gibi açık gözlerle birkaç saniye ona baktılar, sonra Petunia Teyze, "Sen pis, küçük bir yalancısın," dedi. "Peki ya bütün o -" o da sesini alçalttı, Harry 15 daha sonraki kelimeyi ancak onun dudaklarını okuyarak çıkarabildi, "- baykuşlar ne yapıyor, sana haber getirmiyorlar madem?" Vernon Enişte, muzaffer bir fısıltıyla, "Aha!" dedi. "Hadi bakalım, buna da cevap bul, çocuk! Bütün haberleri o mikrop yuvası kuşlardan aldığını bilmiyoruz sanki!" Harry bir an duraksadı. Bu sefer gerçeği söylemek ona sahiden de bir şeylere mal olacaktı, her ne kadar tey-zesiyle eniştesi bunu itiraf ederken kendini ne kadar kötü hissettiğini hayatta anlayamasalar bile. "Baykuşlar..." dedi duygusuz bir sesle, "bana haber getirmiyor." " nanmıyorum," diye cevap verdi Petunia Teyze hemen. Vernon Enişte, üstüne basa basa, "Ben de," dedi. Petunia Teyze, "Bir işler çevirdiğinin farkındayız," dedi. "Aptal değiliz herhalde," dedi Vernon Enişte. Bir anda tepesinin tası atan Harry, "Bak işte bu yeni haber," dedi ve daha Dursley'ler onu çağıramadan olduğu yerde döndü, evin önündeki çimenliği geçti, alçak duvarın üstünden atladı ve sokaktan yukarı doğru yürümeye başladı. Artık başı dertteydi, bunu biliyordu. Daha sonra tey-zesiyle eniştesinin karşısına çıkıp bu kabalığının bedelini ödeyecekti. Ama şu anda pek de aldırmıyordu, kafasında çok daha acil konular vardı. Harry şaklamanın, Cisimlenen ya da Buharlaşan biri tarafından çıkartıldığından emindi. Ev cini Page 4 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Dobby de dur16 dük yerde havaya karışıp giderken tam aynı sesi çıkarırdı çünkü. Dobby'nin Privet Drive'da olması mümkün müydü? Dobby şu anda onu takip ediyor olabilir miydi? Bu aklına gelince hemen olduğu yerde dönüp geriye, Privet Drive'a baktı, ama görüldüğü kadarıyla sokak tamamen ıssızdı. Harry de Dobby'nin görünmez hale gelmeyi bilmediğinden emindi. Nereye gittiğinin pek de farkında olmadan yürüdü, son zamanlarda bu sokaklarda öyle çok taban tepmişti ki, ayaklan onu kendiliğinden en çok dolaştığı yerlere götürüyordu. Birkaç adımda bir dönüp arkasına bakıyordu. Petunia Teyze'nin can çekişen begonyalarının arasında yatarken yakınlarında bir yerde sihirli biri vardı, emindi bundan. Peki, niye kendisiyle konuşmamıştı, niye temas kurmamıştı, hem niye şimdi saklanıyordu? Derken, tam hayal kırıklığı duygusu doruğa ulaştığında, güveni sarsılmaya başladı. Belki de duyduğu sihirli bir ses değildi. Belki ait olduğu dünyadan en ufak bir temas işaretini bile büyük bir hevesle beklediğinden, tamamen sıradan gürültüleri fazla büyütüyordu. Bunun, bir komşunun evinde kırılan bir şeyin çıkardığı ses olmadığından emin miydi? Harry'nin içi fena halde burkuldu ve daha neye uğradığım anlamadan, yaz boyunca başına bela olmuş umutsuzluk duygusu onu yeniden baştan aşağı sardı. Ertesi sabah çalar saatle beşte uyanacaktı ki, Gelecek Posfasz'nı getiren baykuşa para verebilsin ama onu almaya devam etmeye değer miydi acaba? Harry bugünlerde birinci sayfaya şöyle bir bakıyor, sonra da gazeteyi bir ke17 nara atıveriyordu; gazetenin başındaki budalalar Volde-mort'un geri döndüğünü nihayet anladıklarında, bu haber manşetlere çıkardı nasılsa. Harry'nin ilgilendiği tek haber de buydu. Şansı varsa eğer, en iyi arkadaşları Ron ve Hermi-one'den mektup getiren baykuşlar da gelirdi ama, onların mektuplarının kendisine haber getireceği yolundaki umutları çoktan yıkılmıştı. Şu ey hakkında, ne olduğunu bilirsin, fazla bir şey söyleyemeyiz tabii... Mektuplarımız başkalarının eline geçerse diye önemli hiçbir şey söylemememiz tembih edildi... Hayli meşgulüz, ama burada sana ayrıntı veremem... Epeyce bir şeyler oluyor da, artık seni görünce hepsini anlatırız... yi de, ne zaman göreceklerdi onu? Kimse zahmet edip kesin bir tarih bildirmemişti. Hermione, Harry'nin doğum gününde gönderdiği kartın içine, Seni yakında göreceğimizi umuyorum diye çiziktirmişti ama, yakında ne kadar yakındı ki? Mektuplarındaki belli belirsiz imalardan anlaşıldığı kadarıyla, Hermione ile Ron aynı yerdeydiler, herhalde Ron'ların evinde. O, Privet Drive'a tıkılıp kalmışken, ikisinin Kovuk'ta eğleniyor olmalarının düşüncesine bile dayanamıyordu. Aslında onlara o kadar kızgındı ki, doğum gününde gönderdikleri iki kutu Balyumruk çikolatasını açmadan atmıştı. Ama sonra, Petunia Teyze'nin o gece için hazırladığı porsumuş salata önüne sürülünce pişman olmuştu, o başka. Hem Ron'la Hermione neyle meşguldüler bakalım? Harry'nin kendisi niçin meşgul değildi? Onlardan çok daha fazla şey halletmeyi becerdiğini kanıtlamamış mıydı? 18 Neler yaptığını hepsi de unutmuş muydu yani? Mezarlığa girip Cedric'in katledilmesini seyreden, sonra da o mezar taşına bağlanan ve ölümün eşiğinden dönen hep o değil miydi? Harry o yaz belki yüzüncü kere kendi kendine Bunu düşünme dedi, kararlı bir şekilde. Kâbuslarında mezarlığı ziyaret edip durması yeterince kötüydü zaten, bir de uyanıkken kafayı buna takması gerekmiyordu. Köşeyi dönerek Magnolia Crescent'a girdi; yarı yolda, vaftiz babasını ilk kez gördüğü yerden, bir garajın yanındaki dar yoldan geçti. Hiç değilse Sirius, Harry'nin neler hissettiğini anlıyor gibiydi. Doğru, onun mektupları da dişe dokunur bir haber verme açısından Ron ve Hermi-one'ninkiler kadar fakirdi ama, hiç değilse eziyet edici imalar yerine ihtiyat ve teselli sözleri içeriyorlardı: Bunun senin için sinir bozucu olduğunu biliyorum... Burnunu olur olmaz şeylere sokmazsan her şey yolunda gider... Dikkatli ol, cüretkârlık etme... Harry, Magnolia Crescent'ı geçip Magnolia Road'a saparak, karanlıkta kalmaya başlayan oyun Page 5 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı parkına doğru giderken, eh, diye düşündü, (genelde) Sirius'un sözünü dinledim. En azından, sandığını süpürgesine bağlayıp tek başına Kovuk'a gitme yönündeki dayanılmaz arzuya direnmişti. Aslında Harry, örnek bir davranış sergilediğini düşünüyordu. Hele bunca zamandır Privet Drive'a tıkılmanın, Lord Voldemort'un neler yaptığına işaret edebilecek bir şeyler duyma umuduyla çiçek tarhlarında saklanmanın onu ne kadar sinirlendirip öfkelendirdiği düşünülecek olursa. Yine de, büyücü hapishanesi Azkaban'da on 19 iki yıl yatmış, kaçmış, hüküm giydiği cinayeti işlemeye kalkışmış, sonra da çalıntı bir Hipogrif le sıvışmış bir adamın kalkıp da, cüretkârlık etme, demesi biraz küstahçaydı doğrusu. Harry, kilitli park kapısının üstünden atlayıp kavruk otlar arasından yürüdü. Park da onu çevreleyen sokaklar kadar boştu. Salıncaklara gelince, Dudley ile arkadaşlarının şimdiye kadar kırmayı başaramadıkları tek salıncağa oturdu, bir kolunu zincire sardı ve hüzünlü gözlerle yere baktı. Bir daha Dursley'lerin çiçek tarhında saklanamaya-caktı. Yarın haberleri dinlemenin yeni bir yöntemini bulmalıydı. Bu arada bekleyeceği hiçbir şeyi de yoktu, yine huzursuz, tedirgin edici bir gece dışında. Çünkü Cedric'e ilişkin kâbuslardan kurtulsa bile, uzun karanlık koridorlar hakkında rahatsız edici rüyalar görüyordu ve hepsi de çıkmazlarla ya da kilitli kapılarla sona eriyordu. Harry bunun uyanıkken hissettiği kapana kısılmışlıkla ilgisi olduğunu sanıyordu. Çoğu kez alnındaki eski yara izi de ciddi şekilde batıyordu, ama artık Ron ya da Hermione ya da Sirius'un bunu eskisi kadar ilginç bulacaklarını düşünüp kendini kandıracak hali yoktu. Eskiden yara izinin acıması, Voldemort'un güçlendiğine dair bir uyarı yerine geçerdi. Şimdi Voldemort döndüğüne göre, büyük bir ihtimalle ona, yara izinin sürekli acımasının beklenen bir şey olduğunu hatırlatacaklardı... üzülecek bir şey yok... bayat haber... Bütün bunların ne kadar adaletsiz olduğu duygusu kabardı içinde, hiddetle haykırmak istedi. O olmasa, kimse Voldemort'un geri döndüğünü bile bilmeyecekti! Ödü20 lü de tam dört hafta boyunca, sihirli dünyadan tamamen kopmuş, su kayağı yapan muhabbet kuşlarını duymak için, can çekişen begonyalar arasında çömelmiş halde, Little VVhinging'de tıkılıp kalmaktı! Dumbledore nasıl olur da onu böyle kolaylıkla unutabilirdi? Ron ve Hermi-one neden onu da davet etmeden bir araya gelmişlerdi? Sirius'un ona olduğu yerde kalmasını, uslu durmasını söylemesine daha ne kadar tahammül etmesini bekliyorlardı; ya da aptal Gelecek Postası'na yazıp Voldemort'un döndüğünü belirtme arzusuna dayanmasını? Bu hiddet dolu düşünceler Harry'nin kafasında anafor gibi döndü, ortalığa bunaltıcı, kadifemsi bir gece inerken içi öfkeyle buruldu. Hava ılık, kuru ot kokusuyla doluydu, duyulan tek ses de park parmaklıklarının gerisindeki trafiğin hafif uğul tuşuydu. O salıncakta farkında olmadan kim bilir ne kadar oturmuştu ki, birtakım seslerin derin düşüncelerini böl-mesiyle başını kaldırıp baktı. Çevredeki yolların sokak lambaları, parktan geçen bir grup insanın siluetini çıkaracak kadar kuvvetli, puslu bir ışık yayıyordu. Birisi avaz avaz, kaba bir şarkı söylüyordu. Ötekiler gülüyordu. Yanlarında götürdükleri pahalı yarış bisikletlerinden hafif tıkırtılar geliyordu. Harry bunların kim olduğunu biliyordu. Öndeki kişinin, sadık çetesinin eşliğinde evine dönen kuzeni Dudley Dursley olduğuna hiç şüphe yoktu. Dudley her zamanki kadar irikıyımdı, ama bir yıllık sıkı bir rejim uygulaması ve ortaya yeni bir yeteneğinin çıkması, fiziğinde hayli büyük bir değişikliğe yol açmıştı. Vernon 21 Enişte'nin, zahmet edip de dinleyen herkese keyifle anlattığı gibi, Dudley bu yakınlarda Güneydoğu'nun Okullararası Genç Ağırsıklet Boks Şampiyonu olmuştu. Vernon Eniş-te'nin deyişiyle "asil spor", Dudley'yi, ilkokul günlerinde Harry onun ilk kum torbası görevini yerine getirdiği zamankinden de daha heybetli kılmıştı. Harry artık kuzeninden hiç mi hiç korkmuyordu, ama Dudley'nin eskisinden daha sıkı yumruk atmasının ya da hedefe tam isabet kaydetmesinin de sevindirici bir yanı olmadığını düşünüyordu. Semtin bütün çocuklarının ondan ödü kopuyordu hatta onlara kaşarlanmış bir sokak serserisi olduğu ve St Brutus flah Olmaz Suçlu Çocuklar Güvenlik Merkezi'ne gittiği söylenen "o Potter denen çocuk"tan bile fazla korkuyorlardı ondan. Page 6 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Harry çimlerden geçen karanlık gölgelere baktı ve bu gece kimi dövdüklerini merak etti. Onlara bakarken, Etrafınıza bakın, diye düşündüğünü fark etti birden. Hadi... etrafınıza bakın... Burada tek başıma oturuyorum... gelin de şansınızı deneyin... Dudley'nin arkadaşları onun orada oturduğunu görselerdi eğer, hemen yanında biteceklerinden emindi. Peki, Dudley ne yapardı o zaman? Çetesinin önünde şanına leke sürdürmek istemezdi elbette, ama Harry'yi kışkırtmaktan da ödü kopardı... Dudley'nin iki arada bir derede kalışını izlemek gerçekten de eğlenceli olurdu doğrusu; ona bulaşmak, onu gözlemek, hem de o cevap vermekten acizken... ve eğer diğerlerinden herhangi biri Harry'ye vurmaya kalkarsa, hazırdı asası yanındaydı. Denesinler bakalım... sinir bozukluğunun bir kısmını vaktiyle hayatını 22 cehenneme çevirmiş olan çocuklardan çıkarmaya bayılırdı doğrusu. Ama dönmediler, onu görmediler, neredeyse parmaklıklara varmışlardı. Harry, onlara seslenme dürtüsüne hâkim oldu... kavga aranmak akıllıca bir şey değildi... büyüye başvurmamalıydı... yoksa yeniden okuldan atılmayı göze almış olurdu. Dudley'nin çetesinin sesi giderek azalıp kesildi; artık gözden kaybolmuşlardı, Magnolia Road'da ilerliyorlardı. Harry can sıkıntısıyla, Al işte, Sinüs, diye düşündü. Cüretkârlık etmedim. Burnumu olur olmaz şeylere sokmadım. Senin yaptıklarının tam tersi yani. Ayağa kalkıp gerindi. Petunia Teyze ile Vernon Enişte, eve dönme saatinin Dudley'nin geldiği saat olduğuna inanırlardı, ondan bir dakika bile sonra gitsen, geç kalmış olurdun. Vernon Enişte, bir kez daha eve Dudley'den geç gelirse Harry'yi barakaya kapamakla tehdit etmişti. Esnemesini bastırarak, kaşları hâlâ çatık, park kapısına doğru yola koyuldu. Magnolia Road da Privet Drive gibi, çimleri manikürden geçmişe benzeyen koca koca, kutu kutu evlerle doluydu, hepsi Vernon Enişte'ninkine benzer çok temiz arabalar kullanan koca koca, eski kafalı sahipleri vardı. Harry, Little VVhinging'i geceleri tercih ederdi; geceleri, perdeleri inmiş pencereler karanlıkta mücevher parlaklığında renk yamaları oluştururdu ve ev sahiplerinin yanından geçerken "asi genç" görünüşünü onaylamayan mırıltılar duyma tehlikesi yoktu. Çabuk çabuk yürüdü, böylece de daha Magnolia Road'un yarısındayken Dudley'nin çe23 tesi yeniden görüş alanına girdi, Magnolia Crescent'ın girişinde vedalaşıyorlardı. Harry büyük bir leylak ağacının gölgesine sığınıp bekledi. "... domuz gibi viyakladı, değil mi?" diyordu Mal-colm, ötekilerin canı yürekten kahkahaları arasında. " yi sağ kroşeydi, Koca D," dedi Piers. Dudley, "Yarın aynı saatte," dedi. "Bizim evde; annemle babam dışarıda olacak," dedi Gordon. "Görüşürüz o zaman," dedi Dudley. "Eyvallah, Dud!" "Görüşürüz, Koca D!" Harry yeniden yola koyulmadan önce, çetenin geri kalanı gitsin diye bekledi. Sesleri bir kez daha kaybolunca, köşeyi dönüp Magnolia Crescent'a girdi ve çok hızlı yürüyerek kısa sürede Dudley'ye seslenecek mesafeye geldi. Dudley akordu bozuk bir ıslık eşliğinde aheste beste yürüyordu. "Hey, Koca D!" Dudley döndü. "Ha," diye homurdandı. "Sen miydin?" "Sen ne zaman 'Koca D' oldun bakalım?" dedi Harry. Dudley, "Kes sesini," diye hırlayıp başını çevirdi. Harry sırıtıp adımlarını kuzeninin adımlarına uydurarak, "Kıyak isim," dedi. "Ama sen benim için hep Tini Minicik Dudleycik' olacaksın." "Sana KES SES N dedim!" dedi Dudley, salam gibi ellerini yumruk yapmıştı. "Çocuklar annenin sana böyle dediğini bilmiyor mu?" "Kapa çeneni." Page 7 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 24 "Ona kapa çeneni demiyorsun ama. Peki ya 'Bıcırık' ya da 'Agucuk Gugucuk' diyebilir miyim?" Dudley hiçbir şey söylemedi. Harry'ye vurmamak için bütün gayretiyle kendine hâkim olmaya çalışıyor gibiydi. "Ee, bu akşam kimi dövdünüz?" diye sordu Harry, gülümsemesi yüzünden silinerek. "Yine on yaşında birini mi? ki gece önce Mark Evans'ı dövdüğünüzü biliyorum -" "Kendi kaşındı," diye hırladı Dudley. "Yok canım?" "Bana hakaret etti." "Öyle mi? Yoksa sana arka ayakları üzerinde yürümeyi öğrenmiş bir domuza benzediğini mi söyledi? Öyleyse eğer, buna 'hakaret etmek' demezler, Dud; bu, gerçeğin ta kendisi." Dudley'nin çenesinde bir kas seğirmeye başlamıştı. Onu böylesine kızdırdığını bilmek Harry'ye büyük bir tatmin duygusu veriyordu. Sanki kendi sinir bozukluğunu kuzenine, elindeki tek çıkış noktasına akıtıyormuş gibi bir duyguya kapılmıştı. Dar yoldan Harry'nin Sirius'u ilk kez gördüğü yere döndüler, burası Magnolia Crescent ile VVisteria VValk arasında bir kestirme yol oluşturuyordu. Bomboştu, sokak lambası da olmadığı için, birleştirdiği sokaklardan çok daha karanlıktı. Bir taraftaki garaj duvarları ve diğer taraftaki yüksek çit ayak seslerini boğuyordu. "O şeyi taşıdığın için kendini koca adam sanıyorsun, değil mi?" dedi Dudley, birkaç saniye sonra. "Ne şeyi?" 25 "O işte... sakladığın o şeyi." Harry yeniden sırıttı. "Göründüğün kadar salak değilsin, ha Dud? Zaten o kadar salak olsan, aynı anda hem yürüyüp hem konuşamazdın, değil mi ya?" Harry asasını çıkardı. Dudley'nin göz ucuyla asaya baktığını gördü. Dudley hemen, " znin yok," dedi. "Olmadığını biliyorum. Yoksa gittiğin o ucube okulundan sepetlerler seni." "Kuralları değiştirmediklerini nereden biliyorsun, Koca D?" "Değiştirmediler işte," dedi Dudley, ama o kadar da emin görünmüyordu. Harry alçak sesle güldü. "O şey olmadan benimle dövüşecek cesaretin yok, değil mi?" diye homurdandı Dudley. "Ama senin on yaşında bir çocuğu dövmek için sadece dört kişiye ihtiyacın var, değil mi? Hem o herkesin kafasına kaktığın boks unvanın var ya? Rakibin kaç yaşındaydı? Yedi mi? Sekiz mi?" "On altı yaşındaydı, çok merak ediyorsan," diye hırladı Dudley, "ve ben onunla işimi bitirince yirmi dakika baygın kaldı, hem de senden iki kat ağırdı. Sen dur hele, ben babama o şeyi çıkardığını söyleyeyim de -" "Şimdi de babacığa koşuyoruz, öyle mi? Yoksa tini mini boks şampiyonu, berbat Harry'nin asasından korkuyor mu?" Dudley, "Geceleri bu kadar cesur değilsin ama, ha?" diye pis pis güldü. 26 "Şu anda gece zaten, Didoşçuk. Hava böyle kararınca ona gece diyoruz." Dudley, "Ben yatakta olduğun zamanı kastediyorum!" diye hırladı. Durmuştu. Harry de durup kuzenine baktı. Dudley'nin koca suratının küçük bir bölümünü görüyordu, ama o bölümde tuhaf bir muzaffer ifade vardı. Harry afallamış halde, "Nasıl yani, yataktayken cesur değilmişim?" diye sordu. "Neden korkacakmışım, yastıklardan falan mı?" Dudley soluk soluğa, "Dün gece seni duydum," dedi. "Uykunda konuşuyordun. nliyordun." Page 8 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Ne demek istiyorsun?" diye sordu Harry tekrar, ama sanki içine soğuk bir şey saplanmıştı. Önceki gece rüyasında mezarlığı yeniden ziyaret etmişti çünkü. Dudley havlarcasma kulak tırmalayıcı bir kahkaha attı, sonra ince, inildeyen bir sesle konuştu. " 'Cedric'i öldürme! Cedric'i öldürme!' Cedric de kim - erkek arkadaşın mı?" "Ben - yalan söylüyorsun," dedi Harry otomatikman. Ama ağzı kurumuştu. Dudley'nin yalan söylemediğini biliyordu - yoksa Cedric'ten nasıl haberi olurdu? " 'Baba! Yardım et, baba! Beni öldürecek, baba! Ühü ühüü!'" Harry yavaşça, "Kes sesini," dedi. "Kes sesini, Dudley. Seni uyarıyorum!" " 'Baba, yardım et bana! Anne, bana yardım et! Cedric'i öldürdü! mdat, baba! Yoksa beni -' O şeyi bana doğru tutma!" 27 Dudley dar sokağın duvarına doğru geriledi. Harry asayı tam onun kalbine doğru tutuyordu. Dudley'ye duyduğu on dört yıllık nefretin damarlarında nabız gibi attığını hissediyordu - şimdi saldırmak için, Dudley'ye bir uğursuzluk büyüsü yapıp onu eve ağızsız dilsiz, antenleri uzamış bir böcek gibi sürüne sürüne göndermek için neler vermezdi... Harry, "Bir daha bunun lafını etme," diye hırladı. "Beni anlıyor musun?" "O şeyi başka yere doğru tut!" "Sana beni anlıyor musun dedim." "O şeyi başka yere doğru tut!" "BEN ANLIYOR MUSUN?" "O ŞEY BEN M ÜSTÜMDEN -" Dudley, sanki buzlu suya batırılmış gibi zorlukla, zan-gırdayarak nefesini içine çekti. Geceye bir şeyler olmuştu. Yıldızlarla bezenmiş çivit mavisi gökyüzü birden kapkara ve ışıksız hale gelmişti -yıldızlar da, ay da, dar sokağın iki ucundaki sisli sokak lambaları da yok olmuştu. Arabaların uzaktan gelen uğultusu ve ağaçların fısıltısı da gitmişti. Sıcacık akşam birden insanın iliklerine işleyecek, ısıracak gibi soğumuştu. Mutlak, nüfuz edilmez, suskun bir karanlıkla sarılmışlardı, sanki dev bir el bütün sokağın üzerine kalın, buz gibi bir örtü örtmüş de onları körleştirmiş gibiydi. Harry bir an, istemeden büyü yaptığını düşündü, üstelik de elinden geldiği kadar şiddetle buna karşı koyduğu halde - sonra mantığı duygularına hâkim oldu - yıldızları yok edecek güce sahip değildi ki. Bir şeyler görme28 ye çalışarak başını bir o yana bir bu yana çevirdi, ama ağırlığı olmayan bir peçe gibi gözlerine bastırıyordu karanlık. Dudley'nin dehşete kapılmış sesi Harry'nin kulağına geldi. "N-ne y-yapıyorsun? D-dur!" "Hiçbir şey yapmıyorum! Sesini kes ve kımıldama!" "B-ben göremiyorum! B-ben kör o-oldum! Ben -" "Kes sesini dedim sana!" Harry olduğu yerde hareketsiz kaldı, görmeyen gözlerini sağa sola çevirdi. Soğuk öyle yoğundu ki, tir tir titriyordu; kollarındaki ve ensesindeki tüyler diken diken olmuştu - gözlerini açabildiği kadar açıp boş boş, görmeden etrafa bakındı. Mümkün değildi... burada olamazlardı... hayır, Little VVhinging'de olamazlardı... kulak kesildi... onları görmeden önce duyması gerekirdi... "B-babama söyleyeceğim!" diye sızıldandı Dudley. "N-nerdesin? Ne y-yapıyorsun -?" "Susar mısın sen?" dedi Harry tıslarcasına, "dinlemeye çalışı-" Ama kendi sustu. Tam da korktuğu şeyi duymuştu. Dar sokakta onlardan başka bir şey daha vardı, uzun uzun, boğuk boğuk, hırıltılı hırıltılı nefes alan bir şey. Harry dondurucu havada titreyerek dururken müthiş bir korkuyla sarsıldı. Page 9 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "K-kes şunu! Yapma diyorum! Ç-çakarım sana, yemin ederim çakarım!" "Dudley, kes -" 29 BAM. Harry'nin başının yanına gelen bir yumruk, ayaklarını yerden kesti. Gözlerinin önünde küçük beyaz ışıklar uçuştu. Bir saat içinde ikinci kez, Harry başının ortadan ikiye ayrıldığını sandı. Bir an sonra yere yapışmıştı, asası da elinden uçup gitmişti. "Dudley, seni gerizekâlı!" diye feryat etti Harry, dört ayak üstünde doğrulmaya çalışırken acıdan gözleri doldu, karanlıkta deli gibi etrafını yokluyordu. Dudley'nin körle-mesine gittiğini, sokağın kenarındaki çite çarptığını, sendelediğini duydu. "DUDLEY, GER DÖN! DOSDOĞRU ÜSTÜNE G D YORSUN!" Korkunç bir ciyaklama duyuldu, Dudley'nin ayak sesleri kesildi. Aynı anda Harry, arkasında sinsi, buz gibi bir soğuk hissetti. Bu tek bir anlama gelebilirdi. Sayıları bir taneden fazlaydı. "DUDLEY, AĞZINI KAPALI TUT! NE YAPARSAN YAP, AĞZINI KAPALI TUT! Asa!" diye telaşla mırıldandı Harry, elleri örümcekler gibi yerde uçuşuyordu. "Nerede - bu asa - hadi diyorum lumos!" Bulmasında ona yardımcı olsun diye çaresizce ışık aradığı için, büyüyü otomatikman söylemişti gözlerine inanamayarak, sağ elinin birkaç santim ötesinde ışığın yandığını görüp ferahladı - asanın ucu ışıklanmıştı. Harry asayı kaptı, ayağa fırladı ve geri döndü. Midesi altüst oldu. Heybetli, kukuletalı bir gölge kayarcasına ona doğru yaklaşıyordu; yerin üstünde süzülüyor, cüppesinin altın30 da ayak da yüz de görünmüyordu. Gelirken geceyi emiyordu. Geri geri sendeleyen Harry asasını kaldırdı. "Expecto patronum!" Asanın ucundan gümüşi bir buhar demeti çıktı ve Ruh Emici yavaşladı, ama büyü tam anlamıyla işlememişti; ayakları dolaşan Harry, Ruh Emici üstüne doğru gelirken daha da geriledi, kapıldığı panik beynini puslandır-mıştı - konsantre ol Ruh Emici'nin cüppesinin altından gri, yapış yapış görünen, lekeli iki el çıktı, ona uzandı. Bir çağıldama sesi Harry'nin kulaklarını doldurdu. "Expecto patronum!" Sesi cılızdı, uzaktan geliyordu. Asadan ikinci bir gümüşi duman demeti süzüldü, ama bu, ilkinden de cılızdı - yapamayacaktı artık, büyünün üstesinden gelemeyecekti. Başının içinde bir kahkaha yankılanıyordu, acı, tiz bir kahkaha... Ruh Emici'nin pis kokulu, ölüm gibi soğuk nefesinin kendi ciğerlerini doldurduğunu, onu boğduğunu hissedebiliyordu - düşün... mutlu bir şey... Ama içinde hiç mutluluk kalmamıştı ki... Ruh Emici'nin buz gibi parmakları boğazına kenetlenmek üzereydi - tiz kahkaha gittikçe daha da şiddetleniyordu. Kafasının içinde bir ses konuştu: "Ölüme boyun eğ, Harry... acısız bile olabilir... ben bilemem... hiç ölmedim..." Ron ve Hermione'yi bir daha asla göremeyecekti -Soluk almaya çalışırken, yüzlerini zihninde net olarak canlandırdı birden. 31 "EXPECTO PATRONUM!" Harry'nin asasının ucundan koskocaman, gümüşi, ça-talboynuzlu bir geyik fırladı. Boynuzları Ruh Emici'yi kalbinin olması gereken yerden yakaladı; Ruh Emici geriye savruldu, tıpkı karanlığın kendisi gibi ağırlıktan yoksundu. Geyiğin saldırısı karşısında, mağlup, yarasa gibi, kaçtı gitti. Harry geyiğe, "BURADAN!" diye bağırdı. Olduğu yerde dönerek sokaktan aşağı bir koşu kopardı, ışıklı asasını önünde tutuyordu. "DUDLEY? DUDLEY!" On adım anca gitmişti ki, onlara ulaştı: Dudley kıvrılmış, yerde yatıyordu, kollarını yüzüne Page 10 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı kapamıştı, ikinci bir Ruh Emici, üzerine eğilmiş, bileklerini yapış yapış elleriyle kavramış, onları yavaşça, neredeyse şefkatle ayırıyor, kukuletalı başını, sanki onu öpecekmiş gibi Dudley'nin yüzüne yaklaştırıyordu. Harry, "YAKALA!" diye böğürdü. Büyüyle yarattığı çatalboynuzlu gümüşi geyik, çağıldayan, kükreyen bir sesle, yanından dörtnala geçti. Gümüşi boynuzlar onu yakaladığında Ruh Emici'nin gözsüz yüzü Dudley'ninkin-den iki üç santim ötedeydi; havaya savruldu, diğeri gibi süzülerek karanlığa karıştı; geyik ise sokağın sonuna kadar eşkin adımlarla gitti ve gümüşi sisin içinde eriyip kayboldu. Ay, yıldızlar ve sokak lambaları yeniden can buldu. Sokak boyunca ılık bir rüzgâr esti. Komşu bahçelerde ağaçlar hışırdadı ve havayı yeniden Magnolia Crescent'ta-ki arabaların olağan uğultusu doldurdu. Harry neredeyse kıpırdamadan durdu, bütün duyuları titreşim halinde, 32 aniden normale dönüşe ayak uydurmaya çalıştı. Bir dakika sonra ise, tişörtünün bedenine yapıştığını fark etti; ter içinde kalmıştı. Az önce olup bitenlere inanamıyordu. Ruh Emici'ler burada, Little VVhinging'de ha! Dudley yerde kıvrılmış yatıyordu, inliyor, titriyordu. Harry onun ayağa kalkacak halde olup olmadığını görmek için eğildi, ama sonra arkasından, koşan birinin gürültülü ayak sesleri geldi. çgüdüsel olarak asasını yeniden kaldırdı, yeni gelenle yüz yüze gelmek için topuklarının üstünde hızla döndü. Kedi düşkünü kaçık ihtiyar hanım Mrs Figg soluk soluğa görüş alanına girdi. Kır düşmüş saçları filesinden kurtulmuştu, bileğinden şıngırdayan bir pazar filesi sarkıyordu, ayakları da ekose kumaş terliklerinden yarı yarıya dışarı çıkmıştı. Harry asasını çabucak saklamaya çalıştı, ama "Çıkar şunu, budala çocuk!" diye haykırdı kadın. "Ya etrafta daha da varsa? Ah, bu Mundungus Fletcher'ı öldüreceğimi" 33 K NC BÖLÜM Bir Baykuş Olayı "Ne?" dedi Harry, şaşkın şaşkın. "Gitti!" dedi Mrs Figg, ellerini ovuşturarak. "Birine gitti, bir süpürgenin arkasından düşen birkaç kazana ba-kacakmış! Gidersen derini yüzerini dedim, dinlemedi. Bak başımıza neler geldi! Ruh Emici'ler! yi ki Mr Tibbles'ı görevlendirmişim! Neyse, burada böyle dikilecek vaktimiz yok! Çabuk ol, seni geri götürmemiz lazım! Of, başımıza ne işler açılacak şimdi! Onu öldüreceğimi" "Ama -" Harry için sokakta iki Ruh Emici'yle karşılaşmak ne kadar büyük bir soksa, bu kaçık yaşlı komşunun Ruh Emici'lerin ne olduğunu bilmesi de neredeyse o kadar büyük bir şoktu. "Siz - siz cadı mısınız?" "Ben bir Kofti'yim, Mundungus da bunu gayet iyi biliyor. Ruh Emici'leri püskürtmede sana nasıl yardım edebilirdim ki? Seni tamamen korunmasız bıraktı gitti, üstelik uyarmıştım onu -" "Bu Mundungus beni takip mi ediyordu? Dur bir dakika - o'ydu demek! Evimin önünde Buharlaşan oydu!" "Evet, evet, evet, ama çok şükür ki ne olur ne olmaz 34 diye Mr Tibbles'ı bir arabanın altına yerleştirmişim, geldi beni uyardı, ama evine geldiğimde sen gitmiştin bile -şimdiyse - ah, Dumbledore ne der buna? Sen!" diye haykırdı hâlâ yerde yatan Dudley'ye. "Koca poponu yerden kaldır bakayım, hemen!" "Dumbledore'u tanıyor musunuz?" dedi Harry, ona şaşkın gözlerle bakarak. "Tabii ki Dumbledore'u tanıyorum, Dumbledore'u kim tanımaz? Haydi ama - geri dönerlerse sana pek yardım edemem, bir çay poşetine bile Biçim Değiştirtmekten acizim ben." Eğildi ve buruş buruş elleriyle Dudley'nin kocaman kollarından birini tutup çekti. "Kalksana, işe yaramaz ahmak, kalkl" Page 11 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Ama Dudley ya kalkamıyor, ya da kalkmıyordu. Yerde öylece kaldı, tir tir titriyordu, suratı kül gibi, ağzı sımsıkı kapalıydı. "Ben yaparım." Harry, Dudley'nin kolundan tutup çekti. Muazzam bir çabayla onu ayağa kaldırmayı başardı. Dudley bayılmanın eşiğinde görünüyordu. Küçük gözleri yuvalarında fıldır fıldır dönüyor, yüzünden aşağı ter bo-şanıyordu; Harry onu bırakır bırakmaz tehlikeli bir şekilde yalpaladı. "Çabuk!" dedi Mrs Figg telaşla. Harry, Dudley'nin kocaman kollarından birini kendi omzuna doladı ve ağırlığı altında hafiften beli bükülerek, onu yola doğru sürükledi. Mrs Figg önleri sıra sendeleye sendeleye yürüyor, endişeyle her köşeden başını uzatıp bakıyordu. 35 "Asanı hazır tut," dedi Harry'ye, VVisteria VValk'a girerlerken. "Gizlilik Nizamnamesi'ni boşver artık, zaten belli oldu, burnumuzdan fitil fitil gelecek, varsın ölümümüz yumurtadan olacağına ejderhadan olsun. Genç Yaşta Büyücülüğün Makul Kısıtlanması ha... Dumbledore tam da bundan korkuyordu işte - Sokağın sonundaki de ne öyle? Aman, Mr Prentice'mis... asanı ortadan kaldırmasana, çocuk, benden hayır yok diye diye tüy bitti dilimde!" Bir elle asa tutarken öbürüyle Dudley'yi çekmek hiç de kolay iş değildi. Harry sabırsızlıkla dirseğini kuzeninin böğrüne dayayıp onu dürttü, ama Dudley bağımsız hareket etme arzusunu hepten yitirmiş görünüyordu. Kendini bütün ağırlığıyla Harry'nin omzuna bırakmıştı, koca ayakları yerde sürükleniyordu. "Niye bana Kofti olduğunuzu söylemediniz, Mrs Figg?" diye sordu Harry, yürümeye devam etme çabasından soluk soluğa. "Defalarca evinize geldim - niye bir şey demediniz?" "Dumbledore'un emri. Sana göz kulak olacaktım ama hiçbir şey anlatmayacaktım, çok küçüktün çünkü. Seni canından bezdirdiğim için çok özür dilerim, Harry, ama Dursley'ler bende keyif çattığını düşünseler, hayatta izin vermezlerdi gelmene. Kolay değildi yani... of, oof," dedi trajik bir sesle, ellerini bir kez daha ovuşturarak, "hele Dumbledore bunu bir duysun - Mundungus nasıl gider, gece yarısına kadar görevde kalması gerekiyordu - nerde ki bu adam? Olanları Dumbledore'a nasıl anlatacağım şimdi? Cisimlenemem ki ben!" "Benim bir baykuşum var, onu ödünç alabilirsiniz," 36 diye inledi Harry, Dudley'nin ağırlığı altında omurgasının kırılıp kırılmayacağını merak ederek. "Harry anlamıyorsun! Dumbledore'un mümkün olduğunca hızlı hareket etmesi gerekecek. Bakanlık'in küçük yaşta büyüyü tespit etmek için kendi yöntemleri var, senden çoktan haberleri olmuştur, hiç şüphen olmasın." "Ama Ruh Emici'lerden kurtulmaya çalışıyordum, büyüye başvurmak zorundaydım - herhalde Ruh Emi-ci'lerin Wisteria Walk'ta ne işi vardı diye meraklanırlar asıl, değil mi? "Aah, ah, keşke öyle olsa, ama korkarım ki - MUN-DUNGUS FLETCHER, ÖLDÜN SEN!" Şak diye bir sesin ardından, ortalığa bayat tütünle karışık kuvvetli bir içki kokusu yayıldı. Tam karşılarında, yırtık pırtık paltolu, bodur, tıraşsız bir adam belirmişti. Kısa çarpık bacakları, uzun dağınık kızıl-sarı saçları ve koca kulaklı bastıbacak av köpeklerinin hüzünlü havasını taşıyan, kan çanağı gibi torba torba gözleri vardı. Ayrıca elinde gümüşi renkte, sarıp sarmalanmış bir şey tutuyordu. Harry bunu görür görmez bir Görünmezlik Pelerini olduğunu anladı. "N'oluyo, Figgy?" dedi, bir Mrs Figg'e, bir Harry'ye, bir Dudley'ye bakarak. "Gizlilik öldü mü?" "Şimdi sana gösteririm gizliliğü" diye bağırdı Mrs Figg. "Ne olacak, Ruh Emiciler oldu, seni işe yaramaz, kaytarıcı, sinsi hırsız!" "Ruh Emici'ler mi?" diye tekrar etti Mundungus, adeta donakalarak. "Ruh Emici'ler ha, burda ha?" "Yaa, burda, beş para etmez yarasa pisliği seni!" diye 37 cıyak cıyak bağırdı Mrs Figg. "Ruh Emici'ler gelip senin nöbetinde çocuğa saldırıyor!" "Vay canına/' dedi Mundungus cılız bir sesle, bir Harry'ye, bir Mrs Figg'e bakarak. "Vay canına, ben -" "Sense çalıntı kazan peşinde koşuyorsun! Sana gitme demedim mi ben, ha? Demedim mi?" Page 12 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Ben - şeyy, ben -" Mundungus fena halde tedirgin olmuş gibiydi. "Çok - çok iyi bir iş imkânıydı, yani -" Mrs Figg kolunu kaldırıp, ucundan sarkan pazar file-siyle Mundungus'un suratına ve boynuna vurmaya başladı; gelen şıngırtıya bakılırsa, filenin içi kedi maması doluydu. "Ahh - yav bırak - brrak beni, deli moruk! Birinin Dumbledore'a söylemesi lazım!" "Evet - söylemesi - lazım!" diye bağırdı Mrs Figg, kedi maması dolu fileyi eli uzandığmca Mundungus'un her yanına savurarak. "Ve - o - biri - sen - olsan - iyi - olur -hem - niye - burada kalıp - yardım - etmediğini - de -anlatırsın!" "Saç filene hâkim ol yav!" dedi Mundungus, başını kollarıyla korumaya çalışarak. "Gidiyorum, gidiyorum!" Ve yine yüksek bir şak sesiyle kayboldu. "Umarım Dumbledore onu gebertirl" dedi Mrs Figg hiddetle. "Hadi ama, Harry, ne bekliyorsun?" Harry, Dudley'nin cüssesi altında güç bela yürüyebiliyordu, ama kalan bir gıdım nefesini de bunu belirterek tüketmemeye karar verdi. Yarı baygın Dudley'yi kolundan çekti ve yalpalayarak ilerledi. "Seni kapıya kadar götüreyim," dedi Mrs Figg, Privet 38 Drive'a girerlerken. "Belki başka Ruh Emici de vardır etrafta diye... eyvah ki ne eyvah, nasıl bir felaket bu... bir de sen kendin püskürtmek zorunda kaldın onları... halbuki Dumbledore ne pahasına olursa olsun senin büyü yapmanı önlememizi söylemişti bize... eh, gerçi dökülmüş iksirin arkasından ağlanmaz... ama kedi de cinperilerin arasına daldı bir kere." "Yani," dedi Harry soluk soluğa, "Dumbledore... beni... takip mi ettiriyordu?" "Tabii ki takip ettiriyordu," dedi Mrs Figg sabırsızca. "Ne yani, haziranda olanlardan sonra kendi başına dolaşmana izin vermesini mi bekliyordun? Aman Yarabbi, çocuk, bir de bana senin için akıllı demişlerdi... şte geldik... şimdi içeri gir ve orada bekle," dedi, dört numaraya ulaştıklarında. "Sanırım biri kısa sürede seninle temasa geçecektir." "Siz ne yapacaksınız?" diye sordu Harry hemen. "Doğruca eve gidiyorum," dedi Mrs Figg, karanlık sokağı gözleriyle tarayarak ve ürpererek. "Yeni talimat beklemem gerekiyor. Sen evde kal yeter. yi geceler." "Bir dakika, gitmeyin! Daha sormak istediğim -" Ama Mrs Figg, kumaş terlikleri şıpıdık şıpıdık ederek, pazar filesi şıngırdayarak, hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı çoktan. "Durun!" diye bağırdı Harry arkasından. Dumble-dore'la temasta olan birine soracak milyon tane sorusu vardı; ama birkaç saniye sonra Mrs Figg karanlığa karışmıştı bile. Harry asık bir suratla Dudley'yi omzunun daha rahat bir yerine dayadı ve dört numaranın bahçesinde ağır ağır, güç bela ilerledi. 39 Holün ışığı yanıyordu. Harry asasını kot pantolonunun beline soktu, zili çaldı ve Petunia Teyze'nin ön kapıdaki camda tuhaf bir biçimde dalgalanan siluetinin giderek büyüyüşünü izledi. "Diddy! Nihayet, ben de merak - merak - Diddy, ne oldu?" Harry göz ucuyla Dudley'ye şöyle bir baktı ve kolunun altından tam vaktinde çıktı. Suratı soluk yeşile dönmüş olan Dudley bir an olduğu yerde sallandı... sonra da ağzını açıp paspasın üstüne kustu. "D DDY! Diddy, neyin var senin? Vernon? VER-NON!" Harry'nin eniştesi oturma odasından langır lungur koşuşturarak geldi. Endişelendiği zamanlarda hep olduğu gibi, posbıyığı bir aşağı bir yukarı sallanıyordu. Telaş içinde, Petunia Teyze'nin, dizlerinin bağı çözülmüş olan Dud-ley'yi kapı eşiğinden geçirmesine yardım etmeye koştu, bir yandan da kusmuk havuzuna basmamaya çalışıyordu. "Hasta, Vernon!" "Nen var, oğlum? Ne oldu? Mrs Polkiss sana çay diye ne idüğü belirsiz bir şey mi verdi?" "Niye üstün başın toz toprak içinde, yavrum? Yere mi yattın?" "Dur bir dakika - hırsızlar mı saldırdı yoksa?" Petunia Teyze çığlığı bastı. Page 13 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Polisi ara, Vernon! Polisi ara! Diddy, yavrum, konuş anneciğinle! Ne yaptılar sana?" Bütün o patırtıda kimse Harry'yi fark etmemişti, bu da onun işine geliyordu tabii. Vernon Enişte kapıyı çarpa40 rak kapatmadan kendini içeri atmayı başardı ve Durs-ley'ler gürültülü bir şekilde holden mutfağa ilerlerken, usul usul, çıt çıkarmadan merdivenlere doğru gitti. "Kim yaptı, oğlum? simlerini ver bize. Yakalarız onları, sen hiç merak etme." "Şşşt! Bir şey söylemeye çalışıyor, Vernon! Ne var, Diddy? Söyle anneciğine!" Harry ayağını en alt basamağa koymuştu ki, Dudley yeniden sesine kavuştu. "O." Harry, ayağı basamakta, kalakaldı, yüzünü buruşturmuş, patlamayı bekliyordu. "ÇOCUK! BURAYA GEL!" Harry yarı korkulu yarı kızgın, ayağını yavaşça basamaktan indirdi ve geri dönüp Dursley'lerin peşinden gitti. Dışarıdaki karanlıktan sonra, haddinden fazla temiz mutfağın tuhaf, hayal gibi bir ışıltısı vardı. Petunia Teyze, Dudley'yi bir iskemleye doğru götürüyordu; Dudley hâlâ bayağı yeşil ve yapış yapış görünüyordu. Vernon Enişte bulaşıklığın önünde durmuş, küçücük kısık gözleriyle Harry'ye ters ters bakıyordu. "Oğluma ne yaptın?" dedi tehditkâr bir hırıltıyla. "Hiçbir şey," dedi Harry, Vernon Enişte'nin ona inanmayacağını bile bile. "Ne yaptı sana, Diddy?" dedi Petunia Teyze, titreyen bir sesle. Bir taraftan da elindeki süngerle Dudley'nin deri montunun önündeki kusmuğu siliyordu. "Yoksa - yoksa hani o şeyden mi yaptı, yavrum? Yoksa - şeyini mi kullandı?" 41 • Dudley ağır ağır, titreyerek başını salladı. Petunia Teyze feryat eder, Vernon Enişte ise yumruklarını kaldırırken, Harry, "Hiç de kullanmadım!" dedi sert bir sesle. "Ona hiçbir şey yapmadım, ben değildim o -" Ama tam o sırada mutfak penceresinden içeri bir hüt-hüt kuşu süzüldü. Vernon Enişte'nin kafasını sıyıran hüthüt mutfağın öbür tarafına uçtu, gagasında taşıdığı kocaman parşömen zarfı Harry'nin ayaklarına bıraktı, kanadının ucu buzdolabının tepesini sıyırarak zarif bir şekilde döndü, pencereden çıktı ve bahçenin üzerinden uçup gözden kayboldu. "BAYKUŞ HA!" diye böğürdü Vernon Enişte. Mutfak penceresini çarparken, şakağındaki yorgun düşmüş damar öfkeyle atıyordu. "Y NE M BAYKUŞ! EV MDE BAYKUŞ STEM YORUM ARTIK!" Ama Harry zarfı açmaya koyulmuştu bile. Kalbi âde-melması civarında bir yerde atarken mektubu çıkardı. Sayın Mr Potter, Bu akşam saat dokuzu yirmi üç dakika geçe, Mugg-le'lann yaşadığı bir bölgede ve bir Muggle'ın yanında Pat-ronus Büyüsü yaptığınıza dair istihbarat aldık. Genç Yaşta Büyücülüğün Makul Kısıtlanması Kararnamesinin böylesine ciddi bir ihlalinin sonucu olarak, Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulundan atılmış bulunmaktasınız. Bakanlık temsilcileri kısa süre içinde, asanızı imha etmek için ikamet yerinize gelecek. Daha önce de Uluslararası Sihirbazlar Konfederasyonu Gizlilik Nizamnamesi Bölüm 13'e aykırı bir eylemde bu- 42 Ilınmaktan dolayı resmi bir uyan almış olduğunuzdan, 12 Ağustos sabahı saat y'da Sihir Bakanlığı'nda bir disiplin duruşması için hazır bulunmanız gerektiğini üzülerek bildiriyoruz. Esenlikler dileriz, Saygılarımızla, Page 14 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Mafalda Hopkirk Sihrin Uygunsuz Kullanımı Dairesi Sihir Bakanlığı Harry mektubu başından sonuna iki kere okudu. Vernon Enişte ve Petunia Teyze'nin konuştuğunun hayal meyal farkındaydı. Kafasının içi olduğu gibi buz tutmuş, hissizleşmişti sanki. Zihnine tek bir gerçek ulaşabiliyor, hatta bir ok gibi saplanıp felç ediyordu. Hog-warts'tan atılmıştı. Her şey bitmişti. Asla geri dönemeyecekti. Başını kaldırıp Dursley'lere baktı. Vernon Enişte'nin yüzü iyiden iyiye morarmıştı, yumrukları hâlâ havada, bağırıp çağırıyordu; Petunia Teyze ise kollarını yine öğürmeye başlayan Dudley'ye dolamıştı. Harry'nin bir süreliğine sersemleşen beyni yeniden uyanır gibi oldu. Bakanlık temsilcileri kısa süre içinde, asanızı imha etmek için ikamet yerinize gelecek. Tek bir çıkar yol vardı. Kaçması gerekiyordu - hem de hemen. Harry nereye gideceğini bilmiyordu, ama bir konudan emindi: ster Hogvvarts'ta ister dışarıda, asasına ihtiyacı vardı. Neredeyse rüyadaymışçasına, asasını eline aldı ve mutfaktan çıkmak için arkasını döndü. 43 "Nereye gittiğini sanıyorsun sen?" diye bağırdı Vernon Enişte. Harry cevap vermeyince, koşarak mutfağı geçip, hole giden kapının önünü tuttu. "Senle işim bitmedi daha, çocuk!" "Çekil önümden," dedi Harry sakin bir ses tonuyla. "Hiçbir yere gidemezsin, önce bana oğlumun nasıl böyle -" "Önümden çekilmezsen uğursuzluk büyüsünü yersin," dedi Harry, asasını kaldırarak. "O numaralar bana sökmez!" diye hırladı Vernon Enişte. "Okul dediğin şu tımarhanenin dışında o elindeki-ni kullanmana izin vermediklerini biliyorum!" "Tımarhane beni kapı dışarı etti," dedi Harry. "Yani canım ne isterse yapabilirim. Üç saniyen var. Bir - iki -" O sırada bir ŞAK sesi mutfakta çınladı. Petunia Teyze çığlık attı, Vernon Enişte bağıra çağıra eğildi, Harry ise o gece üçüncü kez kendi neden olmadığı bir kargaşanın kaynağını arıyordu. Hemen de buldu: Mutfak penceresinin pervazında, sersemlemiş, biraz dağılmış görünen bir peçeli baykuş duruyordu, besbelli az önce kapalı pencereye toslamıştı. Vernon Enişte'nin ıstırap dolu bir sesle "BAYKUŞLAR!" diye bağırışını duymazdan gelen Harry, koşarak gidip pencereyi açtı. Baykuş, ucuna küçük bir parşömen tomarı bağlı olan bacağını uzattı, tüylerini silkeledi ve Harry mektubu alır almaz uçtu gitti. Harry, elleri titreyerek ikinci mektubu açtı. Mesaj siyah mürekkeple alelacele yazılmıştı, leke içindeydi. 44 Harry Dumbledore az önce Bakanhk'a geldi, meseleyi halletmeye çalışıyor. TEYZENLE EN ŞTEN N EV NDEN AYRILMA. BAŞKA BÜYÜ YAPMA. ASANI TESL M ETME. Arthur YJeasley Dumbledore meseleyi halletmeye çalışıyor... ne demekti bu? Dumbledore'un gücü Sihir Bakanlığı'nm kararını değiştirtmeye yeter miydi? Hogwarts'a dönmesine izin vermeleri gibi bir ihtimal var mıydı o zaman? Harry'nin göğsünde küçük bir umut filizi tam tomurcuk vermişti ki, anında paniğe kurban gitti - büyü yapmadan asasını vermemeyi nasıl becerecekti ki? Bakanlık temsilcileriyle düello yapması gerekecekti ve böyle bir şey yaparsa, atılmak şöyle dursun, Azkaban'a düşmesi bile işten değildi. Kafası deli gibi çalışıyordu... ya kaçıp Bakanlık tarafından yakalanma riskine girecekti ya da hiçbir yere gitmeyip onu burada bulmalarını bekleyecekti. Birinci yöntem çok daha cazip görünüyordu, ama Mr Weasley'nin onun iyiliğini düşündüğünü de biliyordu... hem, Dumbledore daha önce bundan çok daha kötü meseleleri halletmişti. "Peki," dedi Harry. "Fikrimi değiştirdim, burada kalıyorum." Hızla gidip mutfak masasına oturdu ve Petunia Teyze ile Dudley'ye döndü. Dursley'ler onun böyle aniden fikir değiştirmesi karşısında şaşırmışlardı. Petunia Teyze yüzünde umutsuzluk dolu bir Page 15 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ifadeyle Vernon Enişte'ye 45 baktı. Vernon Enişte'nin mor şakağındaki damar her zamankinden de daha fena atıyordu. "Bütün bu kahrolasıca baykuşlar kimden geliyor?" diye homurdandı. " lki Sihir Bakanlığı'ndan geldi, atıldın diyor," dedi Harry sakin sakin. Kulak kesilmiş, Bakanlık temsilcileri gelirse diye dışarıdaki sesleri dinliyordu, hem Vernon Enişte'nin bağırıp çağırmasını dinlemektense sorularını cevaplamak daha kolaydı. " kincisi arkadaşım Ron'un ba-basındandı, kendisi Bakanlık'ta çalışır." "Sihir Bakanlığı mı?" diye böğürdü Vernon Enişte. "Sizin gibileri hükümette ha? şte bu her şeyi açıklıyor, hem de her şeyi. Tevekkeli değil ülke tepetaklak gidiyor." Harry karşılık vermeyince Vernon Enişte ona ters ters baktı, sonra kızgın bir sesle, "Peki niye atıldın?" diye sordu. "Büyü yaptığım için." "HAH!" diye kükredi Vernon Enişte. Yumruğunu buzdolabının tepesine indirdi, buzdolabının kapağı açıldı; Dudley'nin yağ oranı düşük yığınla abur cuburu yere dökülüp patladı. " tiraf ediyorsun yani! Dudîey'ye ne yaptın?" "Hiçbir şey," dedi Harry, bu defa biraz daha az sakin bir sesle. "Ben yapmadım -" "Yaptı," diye mırıldandı Dudley, beklenmedik bir şekilde. Vernon Enişte ile Petunia Teyze, Harry'yi derhal susturmak için heyecanla el kol hareketleri yaparak Dudley'nin üzerine eğildiler. "Söyle, oğlum," dedi Vernon Enişte, "ne yaptı?" 46 "Anlat, yavrum," diye fısıldadı Petunia Teyze. "Bana asasını doğrulttu," diye mırıldandı Dudley. "Evet, öyle yaptım, ama -" diye kızgın bir sesle lafa girdi Harry, ama "KES SES N !" diye kükrediler Vernon Enişte ve Petunia Teyze koro halinde. "Söyle, oğlum," dedi Vernon Enişte yine, bıyığı hiddetle sallanarak. "Her yer karardı," dedi Dudley boğuk bir sesle. Ür-perdi. "Her yer karanlıktı. Sonra bir... bir şeyler duydum. Kafamın i-içinde." Vernon Enişte ve Petunia Teyze yüzlerinde katıksız bir dehşet ifadesiyle birbirlerine baktılar. Dünyada en sevmedikleri şey büyüydü elbette -ki hortum kullanımı yasağını onlardan daha çok çiğneyen komşular, büyünün hemen arkasından geliyordu- ama birtakım sesler duymaya başlamış insanların bu konuda ilk 10'a gireceği de kesindi. Besbelli Dudley'nin aklını kaçırdığını düşünüyorlardı. "Ne tür şeyler duydun, Bıcırık?" diye fısıldadı Petunia Teyze. Suratı bembeyaz kesilmiş, gözlerinde yaşlar birikmişti. • Ama Dudley pek söyleyebilecek gibi görünmüyordu. Yine ürperdi ve koca sarı kafasını iki yana salladı. lk baykuşun gelişinden beri üzerine çöküp her yanını uyuşturmuş olan korkuya rağmen, Harry meraka kapıldı. Ruh Emici'ler insanın hayatındaki en kötü anlarını yeniden yaşamasına neden olurlardı. Şımarık, pohpohlanmaya alışmış, zorba Dudley ne duymak zorunda kalmıştı acaba? "Peki niye düştün, oğlum?" dedi Vernon Enişte, çok 47 hasta birinin başucunda kullanabileceği türden, fazlasıyla alçak bir sesle. "Ta-takıldım," dedi Dudley titrek bir sesle. "Sonra da -" Gepgeniş göğsünü işaret etti. Harry onun ne kastettiğini anladı. Dudley, umut ve mutluluk insandan emilip giderken ciğerleri dolduran o yapış yapış soğuğu anımsıyordu. "Korkunç," dedi Dudley çatlak bir sesle. "Soğuk, çok soğuk." "Peki," dedi Vernon Enişte, zorlama bir sükûnetle. Bu arada Petunia Teyze kaygıyla elini Dudley'nin alnına koymuş, ateşini kontrol ediyordu. "Sonra ne oldu, Duddyci-ğim?" "Sanki... sanki... sanki... artık... artık..." "Sanki artık hiç mutlu olmayacakmışsın gibi geldi," diye gerisini getirdi Harry, donuk bir sesle. "Evet," diye fısıldadı Dudley, hâlâ titreyerek. Page 16 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Ya!" dedi Vernon Enişte, heybetli sesi geri gelmişti. Doğruldu. "Demek oğluma zırtapoz bir büyü yaptın, kafasının içinde sesler duysun ve - ve kedere mahkûm olsun diye, öyle mi?" "Kaç kere söyleyeceğim?" dedi Harry, sinirlenmeye başlayıp sesini yükselterek. "Ben yapmadım! ki Ruh Emici yaptı!" " ki - neydi o zırvalık?" "Ruh - E - mi - ci - ler," dedi Harry, tek tek heceleyerek. " ki tane." "Bu canına yandığımın Ruh Emici'leri de neyin nesiy-miş?" 48 "Büyücü hapishanesi Azkaban'ın muhafızları," dedi Petunia Teyze. Bu sözcükleri iki saniyelik rahatsız edici bir sessizlik izledi. Hemen sonra, Petunia Teyze iğrenç bir küfür etmişçesine ağzını eliyle kapadı. Vernon Enişte yuvalarından uğramış gözlerle ona bakıyordu. Mrs Figg haydi neyse de - Petunia Teyze? "Nereden biliyorsun bunu?" diye sordu, afallamış halde. Petunia Teyze kendinden tiksinmiş gibiydi. Özür dileyen, korku dolu gözlerle Vernon Enişte'ye baktı, sonra elini at gibi dişlerinin önünden indirdi. "O pis - çocuk - ona söylerken duydum - yıllar önce," dedi kesik kesik konuşarak. "Annemle babamdan bahsediyorsan, niye isimlerini kullanmıyorsun?" dedi Harry yüksek sesle, ama Petunia Teyze onu duymazdan geldi. Fena halde bozulmuş görünüyordu. Harry apışıp kaldı. Yıllar önceki bir feveran sırasında haykıra haykıra Harry'nin annesinin bir ucube olduğunu söylediğinden beri, Petunia Teyze'nin kız kardeşinden söz ettiğini hiç duymamıştı. Sihirli dünyayla ilgili bu bilgi kırıntısını bu kadar uzun süredir hatırlıyor olmasına hayret etti, özellikle de bütün enerjisini böyle bir dünyanın varolduğunu görmezden gelmeye harcarken. Vernon Enişte ağzını açtı, kapadı, sonra yine açtı, yine kapadı, en sonunda da, sanki nasıl konuşulacağını hatırlamak için çaba sarf etmesi gerekiyormuşçasına, üçüncü kez ağzını açıp boğuk boğuk konuştu: "Yani - yani - bunlar 49 ee - bunlar - ee - gerçekten varlar, öyle mi - ee - Ruh-bir-şeyciler?" Petunia Teyze başını salladı. Vernon Enişte, biri "Bir Nisan!" diye bağırır umuduyla gözlerini Petunia Teyze'den Dudley'ye, ondan da Harry'ye çevirdi. Kimse böyle bir şey yapmayınca bir daha ağzını açtı, ama o anda akşamın üçüncü baykuşunun gelişiyle, söyleyecek yeni sözcükler bulmaya çalışmaktan kurtuldu. Baykuş, tüylü bir top mermisi gibi, hâlâ açık olan pencereden içeri uçtu ve Dursley'lerin üçünün de korkudan zıplamasına neden olan bir tangırtıyla mutfak masasının üzerine kondu. Harry, resmi gibi görünen ikinci bir mektubu baykuşun gagasından çekti aldı ve o uçup karanlığa karışırken, zarfı yırtıp açtı. Vernon Enişte gidip pencereyi çarparken, bir yandan da, "Yetti - şu - pis - baykuşlar," diye söylendi dalgın dalgın. Sayın Mr Potter, Yaklaşık yirmi iki dakika önceki mektubumuzu takiben, Sihir Bakanlığı asanızı derhal imha etme kararını gözden geçirmiştir. Resmi bir karara varılacak olan 12 Ağustos tarihli disiplin duruşmanıza kadar asanız sizde kalabilir. Hogıvarts Cadılık ve Büyücülük Okulu Müdürü ile yaptığı müzakerelerden sonra, Bakanlık, okuldan atılıp atılmayacağınız konusunun da aynı tarihte kararlaştırılması üzerinde anlaşmıştır. Bu nedenle kendinizi, durumunuz yeniden tetkik edilene dek okuldan uzaklaştırılmış sayabilirsiniz. 50 En iyi dileklerimizi sunarız. Saygılarımızla, Mafalda Hopkirk Sihrin Uygunsuz Kullanımı Dairesi Sihir Bakanlığı Page 17 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Harry mektubu baştan sona üç kez hızla okudu. Daha atılmamış olduğunu bilmenin getirdiği rahatlamayla böğ-ründeki düğüm biraz gevşedi, ama korkulan henüz tamamen kaybolmamıştı. Görünüşe bakılırsa her şey ağustosun on ikisinde yapılacak olan şu duruşmaya bağlıydı. "Ee?" Vernon Enişte'nin sesi Harry'yi bulunduğu ortama döndürdü. "Şimdi ne oldu? Seni bir şeye mahkûm ettiler mi? Sizin güruhta ölüm cezası var mı?" diye ekledi umutla, sanki sonradan aklına gelmişçesine. "Bir duruşmaya gitmem gerekiyor," dedi Harry. "Yani orda mı mahkûm edecekler?" "Galiba." "Umudumu yitirmeyeyim öyleyse," dedi Vernon Enişte pis pis. "Eh, hepsi bu kadarsa..." dedi Harry ayağa kalkarak. Yalnız kalmak, düşünmek, belki Ron, Hermione ya da Si-rius'a mektup göndermek için yanıp tutuşuyordu. "HAYIR, TAB K HEPS BU KADAR DEĞ L!" diye böğürdü Vernon Enişte. "OTUR YER NE!" "Yine ne var?" dedi Harry sabırsızca. "DUDLEY!" diye kükredi Vernon Enişte. "Oğlumun başına ne geldiğini harfi harfine bilmek istiyorum!" " Y !" diye bağırdı Harry; sinirinden, hâlâ elinde tut51 tuğu asasının ucundan etrafa kırmızı ve altın rengi kıvılcımlar saçıldı. Dursley'lerin üçü de korkuyla irkildiler. "Dudley'yle Magnolia Crescent ve VVisteria Walk arasındaki yoldaydık," dedi Harry, hızlı konuşarak ve sinirine hâkim olmaya çalışarak. "Dudley bana kurnazlık etmeye kalktı, ben de asamı çektim ama kullanmadım. Sonra iki Ruh Emici belirdi -" "Ama NED R K bu Ruh Edici'ler?" diye sordu Ver-non Enişte öfkeyle. "Ne YAPARLAR?" "Söyledim ya - içindeki bütün mutluluğu emip alırlar," dedi Harry, "bir fırsatını bulurlarsa da, öperler -" "Öperler mi?" dedi Vernon Enişte, hafiften irileşmiş gözlerle. "Öperler mi?" "Ağzının içinden ruhunu emip almalarına böyle deniyor." Petunia Teyze minik bir çığlık koyverdi. "Ruhu mu? Yoksa onun ruhunu - ruhu hâlâ -" Dudley'yi omuzlarından tutup sarstı, ruhunun içeride takırdadığını duyabilecek mi diye deneme yapıyordu sanki. "Tabii ki ruhunu almadılar, alsalar anlardınız," dedi Harry öfkeyle. "Onları püskürttün, ha oğlum?" dedi Vernon Enişte yüksek sesle. Konuşmayı bildiği sulara çekmeye çalışan birinin görünümüne sahipti. "Onlara iki tane çaktın, ha?" "Bir Ruh Emici'ye iki tane çakamazsın," dedi Harry dişlerini sıkarak. "Niye bir şeyi yok peki?" diye horozlandı Vernon Enişte. "Niye içi boşalmadı peki?" 52 "Çünkü ben Patronus -" VIJT. Bir tangırtı, kanatların pır pırı ve etrafa yavaşça yayılan tozlar eşliğinde, mutfak şöminesinden dördüncü bir baykuş fırladı. "TANRI AŞKINA!" diye kükredi Vernon Enişte. Uzun süredir yapmadığı bir şeyi yapıyor, bıyığından tutam tutam kıl koparıyordu. "BURADA BAYKUŞA MÜSAADE ETMEM, BUNA GÖZ YUMMAM, SÖYLÜYORUM BAK!" Ama Harry baykuşun bacağından parşömen tomarını çıkarmaya koyulmuştu bile. Bu mektubun Dumbledo-re'dan geldiğinden ve her şeyi -Ruh Emici'leri, Mrs Figg'i, Bakanlık'ın neyin peşinde olduğunu, kendisinin, yani Dumbledore'un her şeyi nasıl halletmeyi düşündüğünü-açıkladığmdan öylesine emindi ki, ömründe ilk kez, Siri-us'un elyazısmı görünce hayal kırıklığına uğradı. Vernon Enişte'nin baykuşlar hakkındaki bitmek bilmeyen yaygarasını duymazdan gelerek ve bacadan çıkan bu en son baykuşun yarattığı toz bulutundan dolayı gözlerini kısarak, Sirius'un mesajını Page 18 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı okudu. Az önce Arthur bize neler olduğunu anlattı. Ne yaparsan yap, bir daha evden dışarı adım atma. Harry'ye göre bu tepki bu gece olan onca şey karşısında o kadar yetersizdi ki, parşömenin arkasını çevirip mektubun devamı var mı diye baktı, ama başka bir şey yoktu. Sinirlenmeye başlamıştı yine. Tek başına iki Ruh Emi-ci'yi püskürttüğü için kimse "aferin" demeyecek miydi? Mr VVeasley de Sirius da, sanki Harry yanlış bir şey yapmış da, azarlamayı ne kadar hasar oluştuğunun tespitinden sonraya bırakıyorlarmış gibi davranıyorlardı. 53 "... bir baykuş olayı, aman yani bir baykuş alayı, dadandı evime. Buna müsaade etmem, çocuk, müsaade -" "Baykuşların gelmesine engel olamam," diye çıkıştı Harry, Sirius'un mektubunu avcunun içinde buruşturarak. "Bu gece neler oldu, işin gerçeğini duymak istiyorum!" diye havlar gibi bağırdı Vernon Enişte. "Madem Dudley'yi incitenler Ruh Eğici'lerdi, sen niye okuldan atıldın? O zamazingodan yapmışsın işte, kendin söyledin!" Harry sakinleşmek için uzun bir soluk aldı. Başı yine ağrımaya başlamıştı. Mutfaktan çıkmayı, Dursley'lerden uzaklaşmayı her şeyden çok istiyordu. "Patronus Büyüsü'nü Ruh Emici'lerden kurtulmak için yaptım," dedi, kendini sakin olmaya zorlayarak. "Onlara karşı işe yarayan tek şey bu." "Ama Ruh Edicilerin Little Whinging'de ne işi vardı?" dedi Vernon Enişte, zıvanadan çıkmış halde. "Bir şey diyemeyeceğim," dedi Harry bıkkınlıkla. "Hiçbir fikrim yok." Başı floresan ışığın ışıltısına tempo tutarcasına zonk-luyordu şimdi. Öfkesi yavaş yavaş diniyordu. Kendini bitmiş tükenmiş hissediyordu. Dursley'lerin hepsi birden gözlerini ona dikmiş bakıyorlardı. "Senin yüzünden," dedi Vernon Enişte şiddetle. "Bunun seninle ilgisi var, çocuk, eminim. Yoksa niye buraya gelsinler? Yoksa niye o yolda ortaya çıksınlar? Herhalde kilometrelerce mesafede senden başka - başka -" Belli ki "büyücü" sözcüğünü söylemeye içi elvermiyordu. "Senden başka öyle biri yoktur." 54 "Niye geldiklerini bilmiyorum." Ama Vernon Enişte'nin sözleri, Harry'nin yorgun düşmüş beynini yeniden harekete geçirmişti. Sahi, Ruh Emici'ler Little VVhinging'e niye gelmişlerdi ki? Harry'nin olduğu yolda ortaya çıkmaları nasıl tesadüf olabilirdi? Buraya gönderilmiş miydiler? Sihir Bakanlığı Ruh Emici'le-rin kontrolünü mü kaybetmişti? Dumbledore'un tahmin ettiği gibi, Azkaban'dan ayrılıp Voldemort'a mı katılmışlardı? "Bu Ruh Ezici'ler bir üşütükler hapishanesini mi bekliyor?" diye sordu Vernon Enişte, Harry'nin düşüncelerinin izinden acemice giderek. "Evet," dedi Harry. Başının sızısı bir dursa, mutfaktan çıkıp karanlık odasına bir gidebilse, düşünebilse... "Aha! Seni tutuklamaya gelmişlerdi!" dedi Vernon Enişte, doğruluğu su götürmez bir sonuca varmış birinin muzaffer edasıyla. " şte bu, değil mi, çocuk? Kanundan kaçıyorsun!" "Tabii ki kaçmıyorum," dedi Harry. Bir sineği kovmak istermiş gibi başını iki yana salladı, şimdi kafası çılgıncasına çalışıyordu. "Peki o zaman neden -" Harry alçak sesle, Vernon Enişte'den çok kendi kendine, "Onları o göndermiş olmalı," dedi. "Ne dedin? Kim göndermiş olmalı?" "Lord Voldemort," dedi Harry. "Büyücü", "sihir" ya da "asa" gibi sözcükleri duyduklarında irkilen ve ciyaklayan Dursley'lerin, gelmiş 55 geçmiş en kötücül büyücünün adını duyup da bir parça bile ürpermemelerinin ne kadar garip olduğunu hayal meyal fark eder gibi oldu. "Lord - dur bir dakika," dedi Vernon Enişte. Yüzünü buruşturmuştu, bir domuzunkine benzeyen Page 19 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı gözlerinde yavaş yavaş bir anlama ışığı belirmişti. "O adı duymuştum... o değil miydi, hani -" "Annemle babamı öldüren kişi, evet," dedi Harry. "Ama o gitmişti," dedi Vernon Enişte sabırsızca, Harry'nin annesiyle babasının öldürülmesinin acı verici bir mesele olduğuna dair en ufak bir belirti göstermeden. "O dev herif söylemişti. Gitmiş." "Geri döndü," dedi Harry sıkıntıyla. Petunia Teyze'nin hastane gibi temiz mutfağında, son model buzdolabının ve geniş ekran televizyonun yanında durup Vernon Enişte'yle sakin sakin Ruh Emici'lerden bahsetmek Harry'ye çok tuhaf geliyordu. Ruh Emici'lerin Little VVhinging'e gelmesi, Privet Drive'ın iflah olmaz bir biçimde sihirden yoksun dünyasını onun ötesindeki dünyadan ayıran muazzam, görünmez duvarda gedik açmıştı adeta. Harry'nin iki yaşamı bir şekilde birleşmiş, her şey tepetaklak olmuştu; Dursley'ler sihirli dünyaya ilişkin ayrıntıları öğrenmek istiyorlardı, Mrs Figg Dumbledore'u tanıyordu; Ruh Emici'ler Little Whinging'de süzülüyordu ve kendisi Hogwarts'a belki de asla dönemeyecekti. Harry'nin başı iyice zonklamaya başladı. "Döndü mü?" diye fısıldadı Petunia Teyze. Harry'ye daha önce hiç bakmadığı gibi bakıyordu. Ve birdenbire, ömründe ilk defa, Harry, Petunia Teyze'nin 56 annesinin kardeşi olduğunun tam anlamıyla bilincine vardı. Şu anda bundan niye böylesine etkilendiğini bilmiyordu. Tek bildiği, odada Lord Voldemort'un geri dönmesinin ne anlama gelebileceğini sezebilecek yegâne kişinin kendisi olmadığıydı. Petunia Teyze daha önce ömründe ona öyle bakmamıştı. Büyük, solgun gözleri (kız kardeşi-ninkilerden o kadar farklıydı ki) nefret ya da kızgınlıkla kısılmamış, korkudan faltaşı gibi açılmıştı. Petunia Teyze'nin Harry kendini bildi bileli sürdürdüğü amansız kandırmaca -sihir diye bir şeyin de, Vernon Enişte'yle yaşadığı dünyadan başka bir dünyanın da olmadığı kandırma-cası- ansızın yerle bir olmuş gibiydi. "Evet," dedi Harry, bu defa doğrudan doğruya Petunia Teyze'ye hitap ederek. "Bir ay önce döndü. Onu gördüm." Petunia Teyze'nin elleri Dudley'nin deri kaplı iriyarı omuzlarını bulup sıkı sıkı kavradı. "Bir dakika," dedi Vernon Enişte, bir karısına, bir Harry'ye bakarak. Belli ki ikisinin arasında oluşan bu beklenmedik anlaşma onu sersemletmiş, kafasını karıştırmıştı. "Bir dakika. Bu Voldizımbırtı döndü diyorsun yani." "Evet." "Şu aileni öldüren kişi." "Evet." "Şimdi de arkandan Ruh Ekici'leri mi gönderiyor?" "Öyle görünüyor," dedi Harry. "Anlıyorum," dedi Vernon Enişte, bir beti benzi atmış karısına, bir Harry'ye bakıp pantolonunu çekerek. Sanki şişiyor, kocaman mor suratı Harry'nin gözlerinin önünde 57 geriliyordu. "Eh, işte bu, kantarın topunu kaçırır," dedi. Kendini şişirirken gömleğinin önü iyiden iyiye gerginleşmişti. "Bu evden çık git, çocuk!" "Ne?" dedi Harry. "Beni duydun - DIŞARI!" Vernon Enişte öyle bir bö-ğürmüştü ki, Petunia Teyze ile Dudley bile yerlerinden zıplamışlardı. "DIŞARI! DIŞARI! Bunu yıllar önce yapmam gerekirdi! Baykuşlar burayı huzurevi niyetine kullanıyor, pudingler patlıyor, salonun yarısı yerle bir oluyor, Dudley'nin kuyruğu çıkıyor, Marge tavanda geziniyor, bir Ford Anglia uçuyor - DIŞARI! DIŞARI! Bittin artık! Tarih oldun sen! Madem peşinde bir kaçık var, artık burada kalamazsın, karımı ve oğlumu tehlikeye atamazsın, başımızı belaya sokamazsın. Beş para etmez annenle babanın izinden gidiyorsun madem, yetti artık! DIŞARI!" Harry olduğu yere mıhlanmış gibi kaldı. Bakanlık'tan, Mr VVeasley'den ve Sirius'dan gelen mektuplar sol avcu-nun içinde buruşmuş halde duruyordu. Ne yaparsan yap, bir daha evden dışarı adım atma. TEYZENLE EN ŞTEN N EV NDEN AYRILMA. "Beni duydun!" dedi Vernon Enişte öne eğilerek. Koca mor suratı Harry'ninkine o kadar yaklaşmıştı Page 20 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ki, tükürükleri yüzüne sıçrıyordu. "Yürü bakalım! Yarım saat önce evden ayrılmaya can atıyordun! Ben de tamamen aynı fikirdeyim! Git, bir daha da buraya ayak basma! Seni baştan niye kabul ettik, bilmem, Marge haklıydı, yetimhaneye göndermeliydik. Fazla yufka yürekliydik, içinden çıkarabiliriz sandık, seni normale döndürebiliriz sandık, ama sen baştan çürüktün, yetti artık baykuşlar*." 58 Beşinci baykuş bacadan aşağı öyle hızlı fırladı ki yere çarptı, sonra tiz bir çığlıkla tekrar havalandı. Harry kırmızı bir zarfın içindeki mektubu almak için elini kaldırdı, ama baykuş başının tepesinden geçip doğruca Petunia Teyze'ye gitti. Bunun üzerine Petunia Teyze çığlık attı ve kollarını yüzüne kapatıp eğildi. Baykuş kırmızı zarfı onun kafasının üstünden aşağı bıraktı ve dönüp bacadan yukarı uçarak gitti. Harry fırladı, ama Petunia Teyze mektuba daha önce ulaştı. "Sen aç istiyorsan," dedi Harry, "ama nasılsa mektupta ne dediğini ben de duyacağım. Bir Çığırtkan o." "Bırak onu, Petunia!" diye kükredi Vernon Enişte. "Elini sürme ona, tehlikeli olabilir!" "Bana gönderilmiş," dedi Petunia Teyze titreyen bir sesle. "Bana gönderilmiş, Vernon, bak! Mrs Petunia Durs-ley, Mutfak, Dört Numara, Privet Drive -" Korkuyla soluğunu tuttu. Kırmızı zarftan duman çıkmaya başlamıştı. "Aç!" diye yüreklendirdi onu Harry. "Aç da bitsin şu iş! Nasılsa olan olacak." "Hayır." Petunia Teyze'nin eli titriyordu. Bir kaçış yolu arıyormuş gibi, gözleri mutfağı delice taradı, ama çok geçti artık - zarf alevler içinde kalmıştı. Petunia Teyze çığlığı bastı ve zarfı elinden attı. Mutfağı masanın üzerindeki yanan mektuptan gelen ve duvarlarda yankılanan korkunç bir ses kapladı. "Unutma, Petunia." 59 Petunia Teyze bayılacak gibi oldu. Elleri yüzünde, Dudley'nin yanındaki sandalyeye çöktü. Sessizlikte, zarftan artakalanlar da kül oldu. "Nedir bu?" dedi Vernon Enişte boğuk bir sesle. "Ne - ben anla - Petunia?" Petunia Teyze hiçbir şey demedi. Dudley şapşal şapşal annesine bakıyordu, ağzı açık kalmıştı. Sessizlik dehşet verici bir şekilde uzadı. Harry dumura uğramış halde teyzesine bakıyordu, başı patlayacakmış gibi zonkluyordu. "Petunia, hayatım?" dedi Vernon Enişte çekingen çekingen. "P-Petunia?" Kadın başını kaldırdı. Hâlâ titriyordu. Yutkundu. "Çocuk - çocuk burada kalacak, Vernon," dedi cılız bir sesle. "N-ne?" "Kalıyor," dedi. Harry'ye bakmıyordu. Yeniden ayağa kalktı. "O... ama Petunia..." "Onu kapının önüne koyarsak komşular dedikoduya başlayacak," dedi. Hızla her zamanki uyanık, aksi tavrına dönüyordu, ama yüzü hâlâ çok solgundu. "Olmayacak sorular soracaklar, nereye gittiğini öğrenmek isteyecekler. Onu tutmak zorundayız." Vernon Enişte eskimiş bir lastik gibi sönmeye başlamıştı. "Ama Petunia, hayatım -" Petunia Teyze ona aldırmadı. Harry'ye döndü. "Odanda duracaksın," dedi. "Evden çıkmayacaksın. Git yat şimdi." 60 Harry kıpırdamadı. "O Çığırtkan kimdendi?" "Soru sorma/' diye parladı Petunia Teyze. "Büyücülerle temasta mısın?" "Sana git yat dedim!" "Ne demek istedi? Neyi unutma?" Page 21 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Git yat!" "Nasıl -" "TEYZEN DUYDUN, G T YAT ARTIK!" 61 . ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Öncü Kol Ruh Emicilerin saldırısına uğradım ve belki de Hog-ıvarts'tan atılacağım. Neler olduğunu, buradan ne zaman çıkacağımı bilmek istiyorum. Harry karanlık yatak odasındaki masasına ulaşır ulaşmaz bu cümleleri üç ayrı parşömen parçasına yazdı. lki Sirius'a, ikincisi Ron'a, üçüncüsüyse Hermione'yeydi. Baykuşu Hedwig dışarıda avlanıyor, kafesi masada boş duruyordu. Harry odada bir aşağı bir yukarı yürüyerek onu beklemeye başladı; başı çatlayacak gibi ağrıyor, yorgunluktan gözleri batıyor ve kaşınıyordu, ama beyni uyu-yamayacak kadar meşguldü. Dudley'yi çeke çeke eve getirmekten sırtı ağrımıştı. Kafasındaki iki şiş, fena halde zonkluyordu; biri pencerenin, diğeri Dudley'nin yumruğunun geldiği yerdeydi. Öfkeyle dolu, siniri burnunda, dişlerini gıcırdatıp yumruklarını sıkarak, pencerenin önünden her geçişinde yıldızlarla dolu gökyüzüne kızgın bakışlar atarak bir aşağı bir yukarı yürüdü durdu. Ruh Emici'ler onu haklamaya gönderiliyor, Mrs Figg ve Mundungus Fletcher gizlice 62 onu takip ediyor, Hogwarts'tan uzaklaştırılıyor ve Sihir Bakanlığı'nda bir duruşmaya çağrılıyor - ve hâlâ kimse çıkıp ona neler olduğunu söylemiyordu. Peki ya o Çığırtkan da neyin nesiydi? Mutfakta öyle korkutucu, öyle tehditkâr bir şekilde yankılanan kimin sesiydi? Niye bilgi alamıyor, burada kapalı kalmış bekliyordu? Niye herkes ona yaramaz çocuk muamelesi ediyordu? Başka büyü yapma, evde kal... Yanından geçtiği okul sandığına bir tekme savurdu, ama kızgınlığının yatışması şöyle dursun, şimdi kendini daha da kötü hissediyordu; vücudunun çeşitli yerlerindeki acılara bir de ayak parmağmınki eklenmişti. Topallaya topallaya pencerenin önünden geçerken, Hedwig hafif bir kanat hışırtısı eşliğinde, küçük bir hayalet gibi içeri süzüldü. "Nihayet!" diye hırladı Harry, Hedwig kafesinin üstüne yumuşak iniş yaparken. "Bırak onu şimdi, sana bir iş vereceğim!" Hedwig iri, yuvarlak ve kehribar rengi gözleriyle, ga-gasındaki ölü kurbağanın üzerinden ona sitem dolu bir bakış fırlattı. "Buraya gel," dedi Harry. Eline üç küçük parşömen rulosuyla deri bir şerit alıp, tomarları Hedwig'in pullu bacağına bağladı. "Bunları doğruca Sirius'a, Ron'a ve Her-mione'ye götür, şöyle güzel, uzun cevaplar almadan da döneyim deme. Gerekirse yeterli uzunlukta cevaplar yazdırana kadar gagala onları. Anladın mı?" Hedwig, hâlâ gagasında duran kurbağa yüzünden boğuk bir sesle öttü. 63 "Hadi yola koyul o zaman," dedi Harry. Hedwig hemen havalandı. O gider gitmez Harry soyunmadan kendini yatağa fırlatıp gözlerini karanlık tavana dikti. Bütün o diğer berbat duygular yetmezmiş gibi, şimdi bir de Hedwig'e çıkıştığı için kendini kötü hissediyordu; ne de olsa o, Privet Drive dört numaradaki tek arkadaşıydı. Neyse, Page 22 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Sirius, Ron ve Hermione'nin cevaplarıyla geri gelince ona kendini affettirirdi. Çabuk yazacakları kesindi; bir Ruh Emici saldırısını görmezden gelecek değildiler ya. Büyük bir ihtimalle yarın kalktığında, her tarafından anlayış damlayan ve derhal Kovuk'a götürülmesi planlarına yer veren üç tane şişkin mektup bulacaktı. Bu huzur verici düşünceyle birlikte uyku onu sarıp sarmaladı ve bütün diğer düşünceleri boğdu. * Ama ertesi sabah Hedvvig dönmedi. Harry günü odasında geçirdi, bir tek tuvalete gitmek için dışarı çıktı. Petu-nia Teyze o gün üç kere, üç yaz önce Vernon Enişte'nin yerleştirdiği kedi kapısından içeri yemek bıraktı. Harry ne zaman ayak seslerini duysa, ondan Çığırtkanla ilgili bilgi almaya çalıştı, ama teyzesi ser verip sır vermiyordu; ha ona soru sormuştu, ha kapı koluna. Dursley'ler bunun dışında Harry'nin yatak odasından uzak durdular. Zorla onların yanına gitmenin de bir anlamı yoktu Harry'ye göre; yeni bir kavga çıkarmakla eline hiçbir şey geçmezdi, olsa olsa iyiden iyiye kendini kaybeder, belki bir yasadışı büyü daha yapardı. Bu, üç gün böyle devam etti. Harry bazen dinmek bilmez bir enerjiyle doluyor, kafasını hiçbir şeye veremeyip 64 odada volta atıyor, onu bu karışıklığın ortasında endişelenmeye terk ettikleri için herkese veryansın ediyordu; bazen de üzerine öyle bir miskinlik çöküyordu ki, bir saat boyunca yatağında yatıp sersemleşmiş halde gözlerini boşluğa dikiyor, Bakanlık duruşmasının düşüncesiyle her tarafı sızım sızım sızlıyordu. Ya aleyhinde karar verirlerse? Ya gerçekten onu okuldan atarlar ve asasını ortadan ikiye kırarlarsa? Ne yapardı, nereye giderdi? Bundan böyle sürekli Dursley'lerle birlikte yaşayamazdı. Başka bir dünya, gerçekten ait olduğu bir dünya görmüştü bir kere. Acaba Sirius'un geçen yıl Bakanlık'tan kaçmak zorunda kalmadan önce teklif ettiği gibi, onun evinde yaşayabilir miydi? Hâlâ reşit olmadığı düşünülürse, orada tek başına yaşamasına izin verilir miydi acaba? Yoksa bundan sonra nereye gideceğine başkaları mı karar verecekti? Uluslararası Gizlilik Nizamna-mesi'ni, Azkaban'da hücreye kapatılmasına neden olacak kadar ciddi bir şekilde mi ihlal etmişti? Ne zaman bu düşünce aklına gelse, Harry yataktan kalkıp yine volta atmaya başlıyordu. Hedwig gittikten sonraki dördüncü gece, Harry yine duygusuz anlarından birini yaşıyor, yorgun zihni tamamen boşalmış halde, gözlerini tavana dikmiş bakıyordu ki, eniştesi odaya girdi. Harry yavaşça başını çevirip ona baktı. Vernon Enişte en fiyakalı takım elbisesini giymişti, yüzünde müthiş bir kendini beğenmişlik ifadesi vardı. "Dışarı çıkıyoruz," dedi. "Pardon?" "Biz -yani teyzen, Dudley ve ben- dışarı çıkıyoruz." 65 " yi," dedi Harry ruhsuz bir sesle. Gözlerini tekrar tavana dikti. "Biz yokken odandan çıkmak yok." "Tamam." "Televizyona, müzik setine ya da herhangi bir eşyamıza el sürmek yok." "Peki." "Buzdolabından yiyecek çalmak yok." "Tamam." "Kapını kilitliyorum." "Kilitle tabii." Harry'nin hiç karşılık vermemesinden açıkça şüphelenen Vernon Enişte ona ters ters baktı, sonra da lap lap yürüyerek odadan çıktı ve arkasından kapıyı kapadı. Harry anahtarın kilidin içinde dönüşünü ve Vernon Enişte'nin merdivenlerden paldır küldür inişini duydu. Birkaç dakika sonra da araba kapılarının çarpışını, motorun homurtusunu ve besbelli arabanın uzaklaştığına işaret eden sesi işitti. Dursley'lerin gitmesi Harry'ye hiçbir şey ifade etmiyordu. Evdelermiş, dışarıdalarmış, umrunda bile değildi. Kalkıp odasnın ışığını yakacak gücü bile bulamadı kendinde. Oda giderek daha da Page 23 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı karanlıklaştı. Yatağında uzanmış, Hedwig'in döneceği o mutlu anın beklentisiyle her zaman ardına kadar açık tuttuğu pencereden gelen gece seslerini dinliyordu. Boş evin her tarafından gıcırtılar geldi. Borular lıkır-dadı. Harry hiçbir şey düşünmeden, bir tür uyuşukluk içinde, kederle sarmalanmış halde, orada öylece yattı. 66 Derken, aşağıdaki mutfaktan hayli belirgin bir şangırtı duydu. Hemen doğruldu ve dikkat kesildi. Dursley'ler dönmüş olamazdı, daha çok erkendi, hem arabalarının sesi de kulağına çalınmamıştı. Birkaç saniyelik sessizlik oldu, sonra birilerinin sesi geldi. Hırsızlar, diye düşündü, yataktan usulca kalkarak -ama hemen sonra, hırsız olsalar alçak sesle konuşacakları aklına geldi, oysa mutfakta gezinen her kimse kesinlikle böyle bir zahmete girmiyordu. Başucundaki komodinden asasını aldı ve kapıya dönerek olanca dikkatiyle dinledi. Ansızın irkildi, kilitten bir tıkırtı yükselmiş, kapısı ardına kadar açılmıştı. Harry hiç kıpırdamadan olduğu yerde durup açık kapıdan karanlık merdiven sahanlığına baktı, başka ses gelecek mi diye kulak kesilmişti, ama gelmedi. Bir an tereddüt etti, sonra hızla ve çıt çıkarmadan, odasından çıkıp merdivenlerin başına gitti. Yüreği ağzına geldi. Aşağıdaki karanlık holde birileri duruyordu, cam kapıdan gelen ışıkta siluetleri gözüküyordu; sekiz dokuz kişiydiler ve Harry'nin görebildiği kadarıyla hepsi ona bakıyordu. "Birinin gözünü çıkarmadan o asayı indir, evlat," dedi birisi alçak sesle homurdanarak. Harry'nin kalbi gümbür gümbür atıyordu. Bu sesi tanıyordu, ama asasını indirmedi. "Profesör Moody?" diye sordu tereddütle. ' 'Profesör' meselesini bilemeyeceğim," dedi aynı ses 67 homur homur, "öğretmenlik yapmaya pek fırsatım olmadı, değil mi? Aşağı gel, seni şöyle doğru dürüst görmek istiyoruz." Harry asasını biraz indirdi, ama sıkı sıkı tutmaya devam etti, olduğu yerden de kımıldamadı. Şüphelenmek için çok geçerli bir nedeni vardı. Yakın zamanda Deli-Göz Moody'yle birlikte dokuz ay geçirmiş, ancak daha sonra onun Moody falan değil, bir sahtekâr olduğunu öğrenmişti; dahası, bu sahtekâr, gerçek kimliği ortaya çıkmadan önce Harry'yi öldürmek istemişti. Ne yapacağı konusunda bir karar veremeden, aşağıdan biraz kısık ikinci bir ses geldi. "Her şey yolunda, Harry. Seni götürmeye geldik." Harry'nin kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi oldu. Bu sesi de tanıyordu, ama bir seneden uzun süredir duymamıştı. "P-Profesör Lupin?" dedi inanamayarak. "Siz misiniz?" "Niye karanlıkta duruyoruz?" dedi üçüncü bir ses. Bu seferki, Harry'nin hiç tanımadığı bir kadın sesiydi. "Lu-mos." Bir asanın ucu parlayıp, sihirli ışığıyla holü aydınlattı. Harry gözlerim kırpıştırdı. Aşağıdakiler merdivenin dibinde toplanmış, dikkatle onu izliyorlardı, bazıları daha iyi görebilmek için boynunu uzatmıştı. En yakınında Remus Lupin duruyordu. Hâlâ hayli genç olmasına rağmen Lupin'in yorgun ve hasta bir görünümü vardı; Harry'nin ona veda edişinden bu yana saçın-daki beyaz teller artmıştı ve cüppesi her zamankinden de 68 yamalı ve pejmürdeydi. Bununla beraber, Harry'ye bakan yüzünde koca bir gülümseme vardı. Harry de şokta olmasına karşın ona gülümsemeye çalıştı. "Oo, tam da düşündüğüm gibi görünüyor," dedi ışıklı asasını yukarı kaldırmış olan cadı. Aralarında en genç o görünüyordu; solgun, kalp biçiminde bir yüzü, ışıldayan koyu renk gözleri ve parlak mor renkte kısa, diken diken saçları vardı. "Naber, Harry?" "Evet, haklıymışsın, Remus," dedi en arkada duran kel, siyahi bir büyücü -kalın, telaşsız bir sesi vardı ve kulağına altın bir halka takmıştı-, "adeta James'in kopyası." Page 24 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Gözleri hariç," dedi arkadaki hırıltılı sesli, gümüş saçlı büyücü. "Gözleri Lily'nin gözleri." Burnunun hatırı sayılır bir parçası eksik olan uzun kır saçlı Deli-Göz Moody, birbirine hiç uymayan iki gözünü kısmış, Harry'ye şüpheyle bakıyordu. Bir gözü küçük, koyu renk ve boncuk gibiydi, öbürüyse kocaman, yuvarlak ve canlı bir elektrik mavişiydi - duvarların, kapıların ve kendi kafasının arkasını görebilen sihirli gözdü bu. "O olduğundan iyice eminsin ya, Lupin?" diye homurdandı. "Gözcülük edeceğiz derken, onun kılığına girmiş bir Ölüm Yiyen'i alıp götürmeyelim de. Ona sadece gerçek Potter'ın bilebileceği bir şey soralım. Tabii aranızdan biri yanında Veritaserum getirmediyse?" "Harry, Patronus'un hangi biçimi alıyor?" diye sordu Lupin. "Çatalboynuzlu geyik," dedi Harry ürkekçe. "Bu o, Deli-Göz," dedi Lupin. Harry, herkesin gözlerini üzerinde fazlasıyla hissede69 rek asasını kot pantolonunun arka cebine sokup merdivenlerden indi. "Asam oraya koyma, evlat!" diye kükredi Moody. "Ya tutuşursa? Senden iyi ne büyücüler bu yüzden poposunu kaybetmiştir!" Mor saçlı kadın, Deli-Göz'e ilgiyle, "Poposunu kaybetmiş kim var tanıdığın?" diye sordu. "Boşver şimdi, sen asanı arka cebinde tutma yeter!" diye gürledi Deli-Göz. "Asa güvenliğinin esaslarındandır bu, ama artık kimse zahmet edip de uygulamıyor." Topal-laya topallaya mutfağa doğru ilerledi. Kadın gözlerini yuvarlayıp tavana bakarken de, "Görmedim sanma," diye ekledi sinirli bir sesle. Lupin elini uzatıp Harry'nin elini sıktı. "Nasılsın?" diye sordu, Harry'ye dikkatle bakarak. " -iyiyim..." Harry bunun gerçek olduğuna inanmakta güçlük çekiyordu. Dört hafta hiçbir şey olmamış, onu Privet Drive'-dan almaya yönelik bir plan yapıldığının en ufak belirtisini bile görmemişti, şimdiyse çok önceden ayarlanmış gibi aniden bir dolu büyücü ortaya çıkmış, evinde sakin sakin duruyorlardı. Göz ucuyla Lupin'in etrafındakileri süzdü; hâlâ büyük bir hevesle ona bakıyorlardı. Birden dört gündür saçını taramadığının farkına vardı. "Ben - Dursley'ler evde olmadığı için şanslısınız..." dedi geveleyerek. "Şanlıymışız, hah!" dedi mor saçlı kadın. "Onları dışarı çeken bendim. Onlara Muggle postasıyla bir mektup gönderdim, ingiltere'nin En Bakımlı Banliyö Çimi Yarış70 ması'na aday gösterildiniz diye. Şu anda ödül törenine gidiyorlar... daha doğrusu onlar öyle sanıyor." Bir an Harry'nin gözünün önüne, ngiltere'nin En Bakımlı Banliyö Çimi Yarışması diye bir şey olmadığını öğrenince Vernon Enişte'nin yüzünün alacağı hal geldi. "Gidiyoruz, değil mi?" diye sordu. "Kısa sürede mi?" "Birazdan diyebiliriz," dedi Lupin. " 'Tehlike yok' işaretini bekliyoruz." "Nereye gidiyoruz? Kovuk'a mı?" diye sordu Harry umutla. "Hayır, Kovuk'a değil," dedi Lupin, eliyle Harry'ye "mutfağa gel" işareti yaparak; büyücülerden oluşan küçük grup da arkalarından geliyor, hepsi merakla Harry'yi inceliyordu. "Çok riskli. Tespit edilemeyecek bir yere Karargâh kurduk. Biraz vakit aldı..." Deli-Göz Moody mutfak masasında oturmuş, bir cep şişesinden büyük yudumlar alıyor, sihirli gözü her tarafı tarayıp Dursley'lerin vakit kazandıran çok sayıda mutfak aletini gözden geçiriyordu. "Bu, Alastor Moody, Harry," diye devam etti Lupin, eliyle Moody'yi göstererek. "Evet, biliyorum," dedi Harry tedirgin tedirgin. Bir yıldır tanıdığını sandığı biriyle tanıştırılmak insana tuhaf geliyordu. "Bu da Nymphadora -" "Bana Nymphadora deme, Remus," dedi genç cadı, ür-pererek. "Adım Tonks." "Nymphadora Tonks, soyadıyla anılmayı tercih ediyor," diye tamamladı Lupin. 71 Page 25 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Budala bir anne kalkıp sana da Nymphadora adını koysa, sen de soyadın kullanılsın isterdin," diye mırıldandı Tonks. "Bu da Kingsley Shacklebolt." Uzun boylu siyahi büyücüyü gösterdi, adam eğilip selam verdi. "Elphias Do-ge." Hırıltılı sesli büyücü başıyla selam verdi. "Dedalus Diggle-" Heyecanlı Diggle, "Daha önce karşılaşmıştık," diye cikledi, mor renkli silindir şapkasını düşürerek. "Emmeline Vance." Zümrüt yeşili şallı, ciddi görünümlü cadı başını hafifçe yana eğdi. "Sturgis Podmore." Saman rengi saçlı, köşeli çeneli büyücü göz kırptı. "Ve Hestia Jones." Pembe yanaklı, siyah saçlı cadı ekmek kızartma makinesinin yanından el salladı. Harry onlarla tanıştırılırken her birini sıkıntıyla başını eğerek selamladı. Keşke bana değil de başka bir yere bakıyor olsalardı, diye düşündü; kendini aniden sahneye çıkarılmış gibi hissediyordu. Ayrıca niye bu kadar çok kişinin geldiğini de merak ediyordu. "Hayret verecek kadar çok kişi gelip seni almaya gönüllü oldu," dedi Lupin, Harry'nin zihnini okumuşçasına; dudaklarının kenarları hafifçe seğirdi. "Eh, ne kadar çok, o kadar iyi," dedi Moody esrarlı bir edayla. "Biz senin korumalarınız, Potter." " 'Tamamdır' işaretini bekliyoruz," dedi Lupin, mutfak penceresinden dışarı bakarak. "Aşağı yukarı on beş dakikamız var." "Şu Muggle'lar çok temiz, değil mi?" dedi Tonks denen cadı. Mutfağı büyük bir ilgiyle inceliyordu. "Benim 72 babam Muggle doğumlu, ama pasaklı bir ihtiyar. Sanırım büyücülerde olduğu gibi, kişiden kişiye değişiyor, ha?" "Şeyy - evet," dedi Harry. "Bak -" Lupin'e döndü, "neler oluyor, kimseden haber almadım, V61-" Birkaç cadı ve büyücü tıslarcasına tuhaf sesler çıkardılar; Dedalus Diggle yine şapkasını düşürdü, Moody ise "Sus!" diye kükredi. "Ne oldu ki?" dedi Harry. "Burada bunları konuşamayız, çok riskli," dedi Moody, normal gözünü Harry'ye çevirerek. Sihirli gözü tavana dikiliydi hâlâ. "Lanet olsun," diye ekledi kızgın bir sesle, bir elini sihirli gözüne götürerek, "takılıp duruyor - o pislik herif taktığından beri." Ve bir lavabo pompasınınkini epey andıran iğrenç bir plop sesiyle, gözünü yuvasından çıkardı. "Deli-Göz, bu yaptığın iğrenç bir şey, farkmdasın değil mi?" dedi Tonks, sohbet eder gibi. "Bana bir bardak su getirir misin, Harry?" diye rica etti Moody. Harry bulaşık makinesine gidip temiz bir bardak aldı ve musluktan su doldurdu. Büyücüler hâlâ onu ilgiyle izliyorlardı. Sürekli gözlerinin onda olması Harry'nin sinirine dokunmaya başlamıştı. "Sağol," dedi Moody, Harry bardağı verdiğinde. Sihirli gözünü suya atıp parmağıyla dürteledi; göz şimşek hızıyla dönerek, hepsine tek tek baktı. "Dönüş yolculuğunda üç yüz altmış derece görüş açısı istiyorum." "Nasıl gidiyoruz - her nereye gidiyorsak?" diye sordu Harry. 73 "Süpürgeyle," dedi Lupin. "Tek yolu bu. Cisimlenmek için çok gençsin, Uçuç Şebekesi'ni gözlüyor olacaklar, izinsiz bir Anahtar yapmak da başımıza çok büyük iş açar." "Remus senin iyi uçtuğunu söylüyor," dedi Kingsley Shacklebolt kalın sesiyle. "Harika uçuyor," dedi Lupin, saatine bakarak. "Neyse, gidip eşyalarını toplasan iyi olur, Harry, işaret geldiğinde hazır olmalıyız." "Gelip sana yardım edeyim," dedi Tonks neşeli bir sesle. Harry'yle birlikte holü geçip merdivenlerden çıktı, bir taraftan da merak ve ilgiyle etrafına bakmıyordu. "Tuhaf bir yer," dedi. "Biraz fazla temiz değil mi, ne dersin? Biraz anormal. Hah, bu daha iyi," diye ekledi, Harry'nin odasına girip ışığı açtıklarında. Odasının evin geri kalanından çok daha dağınık olduğu su götürmezdi. Çok kötü bir ruh haliyle dört gün boyunca odasına tıkılı kalmış olan Harry, ortalığı toplama zahmetine katlanmamıştı. Kitaplarının çoğu yere saçılmıştı, kafasını dağıtmak için hepsini bir bir eline almış, sonra da bir kenara fırlatmıştı; Hedwig'in kafesinin temizlenmeye ihtiyacı vardı, kokmaya başlamıştı; Muggle Page 26 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı giysileriyle büyücü cüppelerinden oluşan karman çorman bir yığın, açık duran sandığından yerlere taşmıştı. Harry kitaplarını toplayıp aceleyle sandığına atmaya başladı. Tonks açık gardırobunun önünde durup, kapısının içinde asılı aynadaki yansımasına eleştirel gözlerle baktı. 74 Diken diken saçından bir tutamı çekiştirerek, "Biliyor musun, sanırım mor benim rengim değil," dedi düşünceli düşünceli. "Beni biraz solgun mu gösteriyor, ne dersin?" "Eee -" dedi Harry, Britanya ve rlanda'nın Quidditch Takımları'nın üzerinden ona bakarak. "Evet, öyle gösteriyor," dedi Tonks kararlı bir ses tonuyla. Bir şey hatırlamaya çalışıyormuş gibi gözlerini sıkı sıkı yumup yüzünü buruşturdu. Bir saniye sonra, saçı çiklet pembesine dönmüştü. "Bunu nasıl yaptın?" dedi Harry, gözlerini yeniden açan kadına ağzı bir karış açık bakarak. "Ben bir Metamorfmagus'um," dedi Tonks, yansımasına yeniden bakıp, saçını bütün açılardan görebilmek için başını çevirerek. Arkasında duran Harry'nin yüzündeki şaşkın ifadeyi aynadan görerek, "Yani görünümümü istediğim gibi değiştirebilirim," diye ekledi. "Böyle doğdum. Seherbaz eğitimi sırasında Saklanma ve Kılık Değiştir-me'de hiç çalışmadan en yüksek notları aldım, süperdi." "Sen bir Seherbaz mısın?" dedi Harry, etkilenmişti. Bir Kara-büyücü-yakalayıcısı olmak, Hogwarts'tan sonra düşündüğü tek meslekti. "Evet," dedi Tonks, gururla. "Kingsley de öyle, ama benden biraz daha üst düzeyde. Ben daha bir yıl önce kabul edildim. Gizlilik ve z Sürme'den neredeyse kalıyordum. Felaket sakarım, buraya geldiğimizde aşağıdaki tabağı kırışımı duydun mu?" "Metamorfmagus olmak öğrenilebilen bir şey mi?" diye sordu Harry, eşyalarını toplamayı unutup doğrularak. Tonks kıkırdadı. 75 "Ara sıra o yara izini saklamak hiç de fena olmazdı, ha?" Gözleri Harry'nin alnındaki şimşek biçimli yara izine takıldı. "Evet, fena olmazdı," diye geveledi Harry, arkasını dönerek. nsanların yara izine bakmalarından hoşlanmıyordu. "Eh, senin işi zor yoldan öğrenmen gerekecek, korkarım," dedi Tonks. "Metamorfmagus olunmaz, doğulur, çok nadirdirler. Çoğu büyücünün, görünümünü değiştirmesi için bir asaya ya da iksire ihtiyacı vardır. Ama artık gitmemiz lazım, Harry, eşyalarını toplamamız gerekiyordu," diye ekledi suçlu bir ses tonuyla, yerdeki dağınıklığa bakarak. "Haa - evet," dedi Harry. Birkaç kitap daha aldı. "Aptallık etme, ben yaparsam daha çabuk olur - top-lan\" diye haykırdı Tonks, asasını geniş bir hareketle yerin üzerinde gezdirerek. Kitaplar, giysiler, teleskop ve ölçek hep birlikte havalanıp karman çorman halde sandığa doluştular. "Pek düzenli olmadı," dedi Tonks, sandığa gidip içindeki karışıklığa bakarak. "Annemin her şeyi düzenli bir şekilde yerleştirme gibi bir becerisi var -o yerleştirince çoraplar bile kendi kendine katlanıyor- ama nasıl yapıyor bir türlü çözemedim - bir tür bilek hareketi -" Umut içinde, asasını tutan eliyle hızlı bir bilek hareketi yaptı. Harry'nin çoraplarından biri cılız bir kımıltının ardından sandığın içindeki karmaşanın üstüne yığıldı. "Aman, neyse," dedi Tonks, sandığın kapağını patta76 dak kapatarak, "en azından hepsini koyduk. Şu da biraz temizlense iyi olur," dedi Hedwig'in kafesini işaret ederek. "Aklapakla." Birkaç tüy ve pislik ortadan kayboldu. "Eh, böyle biraz daha iyi - şu ev işi büyülerini bir türlü kı-vıramamışımdır. Pekâlâ - her şeyi aldık mı? Kazan? Süpürge? Vay be! - Bir Ateşoku ha?" Harry'nin sağ elindeki süpürgeyi görür görmez gözleri iri iri açıldı. Uluslararası standarttaki bu süpürge, Siri-us'un hediyesi ve Harry'nin gurur kaynağıydı. Page 27 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Bense hâlâ bir Kuyrukluyıldız ki Yüz Altmış kullanıyorum," dedi Tonks imrenerek. "Şey, neyse... asan hâlâ kotunda mı? Poponun iki yarısı da yerinde mi? Pekâlâ, gidelim. Lokomotor sandık." Harry'nin sandığı yerden birkaç santim havalandı. Tonks, sol elinde Hedwig'in kafesi, asasını bir orkestra şefinin batonu gibi tutarak, sandığı odanın öbür tarafına uçurup önleri sıra kapıdan dışarı çıkarttı. Harry elinde sü-pürgesiyle onun peşinden merdivenlerden indi. Mutfağa döndüklerinde Moody gözünü yerine takmıştı. Göz temizlendikten sonra öyle hızlı dönmeye başlamıştı ki, ona bakınca Harry'nin midesi bulamyordu. Kingsley Shacklebolt ve Sturgis Podmore mikrodalga fırını inceliyorlar, Hestia Jones ise çekmeceleri karıştırırken bulduğu patates soyucuya bakıp kahkahalar atıyordu. Lu-pin, Dursley'lere yazılmış bir mektubu mühürlemekle meşguldü. "Harika," dedi Lupin, Tonks ve Harry içeri girdiğinde başını mektuptan kaldırarak. "Sanırım bir dakikamız falan var. Bahçeye çıkıp hazır durumda beklesek iyi olur 77 herhalde. Harry, teyzenle eniştene bir mektup bıraktım, endişelenmesinler -" "Endişelenmezler," dedi Harry. "- güvendesin -" "Bu olsa olsa morallerini bozar." "- onları bir dahaki yaza göreceksin diye." "Mecbur muyum?" Lupin gülümsedi ama cevap vermedi. "Buraya gel, evlat," dedi Moody aksi bir edayla. Asa-sıyla Harry'ye yanına gelmesini işaret etti. "Sana bir Ha-yalbozan yapmam lazım." "Ne yapmanız lazım?" dedi Harry tedirgin bir sesle. "Hayalbozan Büyüsü," dedi Moody, asasını kaldırarak. "Lupin'in dediğine göre bir Görünmezlik Pelerinin varmış, ama uçarken üstünde durmaz; böyle daha iyi gizlenirsin. Hadi bakalım -" Kafasının üstüne asasıyla sertçe dokundu ve Harry, sanki Moody orada yumurta kırmış gibi tuhaf bir hisse kapıldı; asanın değdiği yerden vücuduna soğuk damlacıklar yayılıyor gibiydi. " yi numara, Deli-Göz," diye takdir etti Tonks, Harry'nin karnına doğru bakarak. Harry vücuduna baktı, daha doğrusu eskiden vücudunun olduğu yere, çünkü gördüğü şey artık ona ait değil gibiydi. Görünmez değildi; sadece arkasındaki mutfak bölümünün rengini ve dokusunu almıştı. Anlaşılan, iki ayaklı bir bukalemuna dönüşmüştü. "Hadi bakalım," dedi Moody, asasıyla arka kapının kilidini açarak. 78 Hep birlikte dışarı, Vernon Enişte'nin güzel ve bakımlı çimlerine çıktılar. "Hava açık," diye homurdandı Moody, sihirli gözüyle semaları tarayarak. "Biraz daha bulut örtüsü iyi olurdu gerçi. Pekâlâ, sen," diye buyurdu Harry'ye, "bitişik düzende uçacağız. Tonks tam önünde olacak, kuyruğundan ayrılma. Lupin seni aşağıdan koruyacak. Ben arkanda olacağım. Diğerleri etrafımızda turlayacak. Ne olursa olsun safları bozmuyoruz, anladın mı? çimizden biri öldürülürse-" "Öyle bir ihtimal mi var?" diye sordu Harry endişeyle, ama Moody onu duymazdan geldi. "- diğerleri uçmaya devam etsin, durmayın, safları bozmayın. Hepimizi haklarlarsa da bir sen kalırsan, Harry, artçı kol hazır bekliyor; doğuya uç, seni bulurlar." "Böyle şen şakrak konuşma, Deli-Göz, işimizi ciddiye almıyoruz sanacak," dedi Tonks. Harry'nin sandığıyla Hedwig'in kafesini süpürgesinden sarkan bir emniyet kayışına bağladı. "Çocuğa planı anlatıyorum sadece," diye homurdandı Moody. " şimiz onu sağ salim Karargâha ulaştırmak, bu arada ölürsek -" "Kimse ölmeyecek," dedi Kingsley Shacklebolt, kalın, sakinleştirici sesiyle. "Süpürgelerinize binin, ilk işaret geldi!" dedi Lupin sertçe. Gökyüzünü gösterdi. Çok, çok yukarılarda, yıldızların arasında parlak kırmızı kıvılcımlar çakıyordu. Harry onların asa kıvılcımları olduğunu hemen anladı. Sağ bacağını Ateşoku'nun üze79 Page 28 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı rinden attı ve sapı sıkı sıkı kavradı. Süpürge hafif hafif titriyordu, sanki o da havalanmaya Harry kadar hevesliydi. " kinci işaret, gidelim!" dedi Lupin yüksek sesle. Üstlerinde yine kıvılcımlar çakıyordu, bu defa yeşildiler. Harry ayağıyla yere kuvvetlice vurdu. Serin gece havası saçını yalarken, Privet Drive'ın kare biçimindeki düzenli bahçeleri hızla geride kalıp, koyu yeşillerden ve siyahlardan oluşan bir yamalı bohçanın içinde gözden kayboldu. Bakanlık duruşmasına dair her şey Harry'nin aklından çıktı gitti, sanki yüzüne vuran rüzgâr onları başının içinden söküp atmıştı. Kalbi zevkten çatlayacak gibiydi; yeniden uçuyordu, bütün yaz hayalini kurduğu gibi Privet Drive'dan uzaklara uçuyordu, eve dönüyordu... bir an, bütün sorunları küçülüp yok olmuş, engin, yıldızlı gökyüzünde önemsizleşmiş gibiydi. Muhteşemdi. Moody arkasından, "Tam sol, tam sol, yukarı bakan bir Muggle var!" diye bağırdı. Tonks yön değiştirdi, Harry de önündeki süpürgeden deli gibi sallanan sandığını izleyerek onu takip etti. "Daha fazla yüksekliğe ihtiyacımız var... çeyrek mil daha!" Yükselirlerken soğuktan Harry'nin gözleri yaşla doldu; aşağıda araba farları ve sokak lambalarının topluiğne başı büyüklüğündeki ışıklarından başka hiçbir şey göre-miyordu artık. O minicik ışıklardan ikisi Vernon Eniş-te'nin arabasına ait olabilirdi... Dursley'ler şimdi, Çim Yarışması diye bir şey olmadığından küplere binmiş halde, boş evlerine dönüyor olmalıydılar... Harry bunu düşününce kahkahalarla güldü, ama diğerlerinin cüppelerinin hışırtısı, sandıkla kafesi tutan emniyet bağının gacırtısı ve 80 havada hızla giderken rüzgârın uğuldaması sesini bastırdı. Bir aydır kendini bu kadar canlı ya da bu kadar mutlu hissetmemişti. "Güneye dönün!" diye bağırdı Deli-Göz. " leride kasaba var!" Aşağıdaki ışıklardan oluşmuş örümcek ağının üzerinden geçmemek için sağa doğru uçtular. "Güneydoğuya yönelin ve yükselin, ileride içine saklanabileceğimiz alçak bir bulut var!" diye seslendi Moody. "Bulutların içinden gitmiyoruz!" diye bağırdı Tonks kızgın bir sesle, "sırılsıklam oluruz, Deli-Göz!" Onun böyle demesi Harry'nin içini rahatlattı; Ateşo-ku'nun sapını tutan elleri ufak ufak hissizleşiyordu. Keşke palto giyseydim, diye düşünüyordu; titremeye başlamıştı. Deli-Göz'ün talimatları doğrultusunda arada bir yön değiştirmeye devam ettiler. Harry, kulaklarını acıtmaya başlayan buz gibi rüzgâr yüzünden gözlerini kısmıştı. Daha önce sadece bir kez süpürge üzerinde bu kadar üşüdüğünü hatırlıyordu - üçüncü sınıftayken fırtınalı bir havada Hufflepuff la yaptıkları Quidditch maçında. Etrafındaki koruma çemberi, dev yırtıcı kuşlar gibi turlayıp duruyordu. Harry zamanın izini yitirdi. Ne kadardır uçtuklarını merak etti, ona en az bir saat olmuş gibi geliyordu. "Güneybatıya dönüyoruz!" diye haykırdı Moody. "Otoyoldan geçersek hiç hoş olmaz!" Harry artık o kadar üşümüştü ki, aşağıda giden arabaların içindeki rahat, kuru ortamı özlemle andı. Uçuç tozuyla yolculuğu daha da bir özlemle andı; şöminelerin içinde fırıl fırıl dönmek rahatsız edici olabilirdi ama, en 81 azından alevlerin içi sıcaktı... Kingsley Shacklebolt hızla yanından geçti, saçsız kafası ve küpesi ay ışığında hafifçe parlıyordu... şimdi Emmeline Vance sağındaydı, elinde asası, başını bir sağa bir sola çeviriyordu... sonra o da üzerinden geçip gitti, yerine Sturgis Podmore geldi... "Bir parça geri dönmeliyiz, takip edilmediğimizden emin olmamız gerek!" diye bağırdı Moody. "DEL RD N M , DEL -GÖZ?" diye çığlık attı Tonks önden. "Hepimiz buz kestik, süpürgelerimize yapıştık kaldık! Rotadan uzaklaşıp durursak oraya anca bir dahaki hafta varırız! Ayrıca, artık geldik sayılır!" " nişe geçme vakti!" dedi Lupin'in sesi. "Tonks'u takip et, Harry!" Harry, Tonks'un peşinden dalışa geçti. Şimdiye kadar gördüğü en büyük ışık kümesine doğru gidiyorlardı: Parıl parıl parlayan dikey ve yatay çizgilerin arasına simsiyah bölümlerin serpiştirildiği, birbirini keserek sere serpe uzanan, muazzam bir yığın. Alçaldıkça alçaldılar, en Page 29 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı sonunda Harry farları ve sokak lambalarını, bacaları ve televizyon antenlerini tek tek seçebilmeye başladı. Yere ulaşmayı çok istiyordu, ama inince birinin onu ısıtıp süpürgesinden sökmesi gerekeceğinden de emindi. " şte geldik!" diye seslendi Tonks. Birkaç saniye sonra, inmişti. Harry onun tam arkasına kondu ve küçük bir meydanın ortasındaki bakımsız çimenin üzerinde süpürgesinden indi. Tonks, Harry'nin sandığını çözmeye başlamıştı bile. Harry titreyerek çevreye göz gezdirdi. Etrafındaki evlerin pis cepheleri hiç de cesaret verici değildi; bazılarının kırık 82 pencereleri sokak lambalarının ışığında sönük sönük pa-rıldryordu, kapıların çoğunun boyası kalkmıştı, çoğu evin önündeyse yığınla çöp birikmişti. "Neredeyiz?" diye sordu Harry, ama Lupin sessizce, "Birazdan," dedi. Moody pelerininin içinde bir" şeyler arıyordu, yamru yumru elleri soğuktan beceriksizleşmişti. "Buldum," diye mırıldandı, gümüş bir çakmağa benzeyen bir şeyi havaya kaldırıp çakarak. En yakındaki sokak lambası püf diye söndü. Elindeki "çakmamağı" yeniden çaktı; bir sonraki lamba da söndü; meydandaki bütün lambalar karanlığa gömülene ve geriye sadece perde örtülü pencerelerden ve yukarıdaki hilalden gelen ışık kalana dek devam etti. "Dumbledore'dan ödünç aldım," diye homurdandı Moody, Püfür'ü cebine koyarak. "Pencereden bakan Muggle'ları hallettik böylece, ha? Hadi bakalım, çabuk ol." Harry'yi kolundan tutup çimenlikten yola, oradan da kaldırıma götürdü; Lupin ve Tonks, aralarında Harry'nin sandığıyla arkalarından geliyor, koruma ekibinin geri kalanı da asalarını çıkarmış yanlarından yürüyordu. En yakın evin üst penceresinden, bir müzik setinin boğuk sesi geliyordu. Kırık bahçe kapısının iç tarafındaki ağzına kadar dolu çöp torbaları yığınından, çürümüş çöpün keskin kokusu yükseliyordu. "Al bakalım," diye mırıldandı Moody, Harry'nin Ha-yalbozan'lı eline doğru bir parşömen parçası uzatıp, üze83 rinde yazanları okuyabilsin diye ışıklı asasını yakında tutarak. "Hemencecik oku ve ezberle." Harry kâğıda baktı. Bitişik elyazısı bir yerden tanıdık geliyordu. Şöyle diyordu: Zümrüdüanka Yoldaşhğı'mn Karargâhı na, Londra, Grim-mauld Meydanı, on iki numaradan ulaşılabilir. • 84 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM " Grimmauld Meydanı, On ki Numara "Zümrüdüanka Yoldaşlığı da neyin -?" diye başladı Harry. "Hayır, evlat!" diye hırladı Moody. " çeri girene kadar bekle!" Parşömen parçasını Harr/nin elinden çekti ve asasının ucuyla tutuşturdu. Mesaj alevlenip büzüşür ve yere doğru süzülürken, Harry yeniden evlere baktı. On bir numaranın dışında duruyorlardı; sola bakınca on numarayı gördü; ancak sağda on üç numara vardı. " yi ama on -" Lupin yavaşça, "Ezberlediğin şeyi düşün," dedi. Harry düşündü ve cümlenin "Grimmauld Meydanı, on iki numara" bölümüne geldiğinde, on bir ve on üç numaralar arasında ansızın ortaya yıpranmış bir kapı çıktı, hemen ardından da kirli duvarlar ve pis pencereler belirdi. Sanki fazladan bir ev şişiyor, iki tarafındakileri iterek kendine yer açıyordu. Harry, ağzı açık, bakakaldı. On bir numaradaki müzik seti bangırdamayı sürdürüyordu. Besbelli içerideki Muggle'lar hiçbir şey hissetmemişti. 85 Page 30 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Moody, Harry'nin sırtını dürterek, "Hadi, çabuk ol," diye homurdandı. Harry yeni beliren kapıya bakarak, aşınmış taş merdivenlerden yukarı çıktı. Kapının siyah boyası eskiydi, yol yol çizilmişti. Gümüş kapı tokmağı kıvrılmış bir yılan şeklindeydi. Anahtar deliği ya da mektup atma deliği yoktu. Lupin asasını çıkararak kapıyı bir kez tıklattı. Harry birçok gürültülü metalik tıkırtı duydu, bir de zincir takırtısına benzer bir ses. Kapı gıcırdayarak açıldı. "Çabuk içeri gir, Harry," diye fısıldadı Lupin. "Ama fazla ileri gitme ve hiçbir şeye dokunma." Harry eşiği aşarak neredeyse zifiri karanlık olan hole girdi. Rutubet ve toz kokusu alıyordu, bir de mayhoş bir çürüme kokusu. Burası insanda terk edilmiş bir bina izlenimi uyandırıyordu. Dönüp bakınca, diğerlerinin arkasından sırayla geldiklerini gördü. Lupin ve Tonks, sandığı ve Hedwig'in kafesini taşıyorlardı. Moody en üst basamakta durmuş, Püfür'ün sokak lambalarından çaldığı ışık toplarını salıveriyordu. Hepsi ampullerine uçtu ve Moody topallayarak içeri girip ön kapıyı kapamadan önce, meydan bir an turuncu bir ışıkla ışıldadı. Kapı kapanınca da, hol tam bir karanlığa gömüldü. "Gel bakalım -" dedi Moody. Harry'nin başına asasıyla sertçe vurdu. Harry bu sefer sırtından aşağı sıcak bir şey akıyormuş hissine kapıldı, Hayalbozan Büyüsü kaldırılmış olmalıydı. "Şimdi kimse kıpırdamasın," diye fısıldadı Moody, "burayı biraz ışıklandırayım." Diğerlerinin alçak sesle konuşmaları Harry'nin kötü 86 bir hisse kapılmasına yol açtı, sanki ölüm döşeğindeki birinin evine gelmiş gibiydiler. Hafif bir tıslama sesi duydu, duvarlardaki eski moda gaz lambaları hayat bularak uzun, kasvetli bir koridorun yer yer. kalkmış duvar kâğıtlarını ve havlan dökülmüş halısını titrek ve zayıf bir ışıkla aydınlattı. Üzerinde örümcek ağları olan bir avize tepede parıldıyordu, uzun yılların kararttığı portreler duvarlarda çarpık çurpuk asılıydı. Harry, süpürgelikte bir şeyin seğirttiğini duydu. Hem avize, hem de yakındaki dengesiz masanın üstündeki kollu şamdan yılan şeklindeydi. Telaşlı ayak sesleri duyuldu. Ron'un annesi Mrs Weas-ley, holün öbür ucundaki bir kapıda belirdi. Onlara doğru hızlı hızlı gelirken yüzünde bir hoşgeldin tebessümü vardı, ama Harry son gördüğünden beri onun hayli zayıflayıp sararmış olduğunu fark etti. "Ah, Harry, seni görmek ne güzeli" diye fısıldadı Mrs VVeasley. Önce onu kaburgalarını kırarcasma kucakladı, sonra da kol boyu uzakta tutarak, eleştirel bir gözle inceledi. "Solgun görünüyorsun; beslenmeye ihtiyacın var senin, ama korkarım yemek için biraz beklemen gerekecek." Onun arkasındaki büyücüler çetesine dönüp telaşla fısıldadı: "Az önce geldi, toplantı başladı." Harry'nin arkasındaki büyücülerin hepsi ilgi ve heyecan dolu sesler çıkardılar ve onun yanından geçip sıra halinde, Mrs VVeasley'nin az önce geldiği kapıya yöneldiler. Harry, Lupin'in ardından gitmeye kalkınca Mrs VVeasley onun önünü kesti. "Hayır, Harry, toplantı yalnızca Yoldaşlık üyelerine mahsus. Ron ve Hermione üst katta, toplantı bitene kadar 87 onlarla bekleyebilirsin, sonra da yemek yiyeceğiz." Çok önemli bir şey söyler gibi fısıldayarak ekledi: "Ve holde alçak sesle konuş." "Niye?" "Hiçbir şey uyansın istemiyorum." "Nasıl ya-" "Sonra açıklarım, şimdi acelem var, toplantıda olmalıyım - ama sana nerede uyuyacağını göstereyim." Parmağını dudağına götürüp sus işareti yaparak Harry'nin önüne düştü. Uzun, güve yemiş perdelerin önünden parmaklarının ucunda yürüyerek geçtiler. Harry bu perdelerin arkasında başka bir kapı olduğundan kuşkulandı. Kesik bir ifrit bacağından yapılmışa benzeyen kocaman bir şemsiyeliğin yanından geçip karanlık bir merdivenden çıktılar, duvardaki plakalara monte edilmiş bir dizi kurutulmuş kafanın önünden geçtiler. Harry biraz daha yakından bakınca, bu kafaların ev cinlerine ait olduğunu gördü. Hepsinin biraz domuz burnuna benzeyen burunları vardı. Page 31 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Harry'nin hayreti, attığı her adımla birlikte artıyordu. Çok Karanlık bir büyücüye aitmiş gibi duran böyle bir evde ne işleri vardı? "Mrs Weasley, neden -?" Mrs VVeasley, aklı başka yerde, "Ron'la Hermione her şeyi açıklarlar, canım, benim hemen gitmem lazım," dedi. " şte -" ikinci katın merdiven sahanlığına varmışlardı, "- sağdaki kapı senin. Toplantı bitince çağırırım." Yine bir telaşla, merdivenleri indi. Harry kir pas içindeki sahanlığı geçti, yatak odası kapısının yılan başı şeklindeki tokmağını çevirip kapıyı açtı. Gözüne kasvetli, yüksek tavanlı, çift yataklı bir oda çarptı; sonra tiz bir cıvıldama duyuldu, bunu daha da tiz bir çığlık izledi ve bol miktarda gür saç, görüşünü tamamen kapadı. Hermione kendini Harry'nin üstüne atıp var gücüyle öyle bir kucaklamıştı ki, neredeyse onu yere düşürecekti. Bu arada Ron'un minik baykuşu Pigwidgeon ise başlarının üstünde heyecanla dönüp duruyordu. "HARRY! Ron, burda işte, Harry burda! Geldiğini duymadık! Ay, nasılsın! yisin, değil mi? Bize çok kızdın mı? Kızmışsındır eminim, mektuplarımız beş para etmezdi, biliyorum - ama sana hiçbir şey söyleyemezdik. Dumbledore söylemeyeceğimize yemin ettirdi; ah, sana söyleyecek öyle çok şeyimiz var ki, hem senin de bize anlatacakların var - Ruh Emici'ler! Duyduğumuz zaman -ve o Bakanlık duruşması - düpedüz rezalet, ben iyice araştırdım, seni atamazlar, atamazlar işte; Genç Yaşta Büyücülüğün Makul Kısıtlanması Kararnamesi'nde, hayatı tehdit eden durumlarda büyü kullanılmasına ilişkin hüküm -" Ron, kapıyı Harry'nin arkasından kapatırken, "Bırak da bir nefes alsın, Hermione," dedi sırıtarak. Ayrı kaldıkları bir ay boyunca birkaç santim büyümüş görünüyordu, artık her zamankinden daha boylu ve daha sıskaydı, ama uzun burnu, parlak kızıl saçları ve çilleri aynıydı. Hermione, hâlâ ağzı kulaklarında, Harry'yi bıraktı, ama başka tek kelime etmesine fırsat kalmadan hafif bir Vl]t sesi duyuldu ve karanlık gardırobun tepesinden be89 yaz bir şey süzülerek, okşarcasına Harry'nin omzuna kondu. "Hedwig!" Kar beyazı baykuş, Harry tüylerini okşarken gagasını tıklattı ve onun kulağını muhabbetle kemirdi. "Fıttırmış gibiydi," dedi Ron. "Senin son mektuplarını getirdiğinde bizi öyle gagaladı ki, ölüyoruz sandık, şuna bak -" Harry'ye sağ elinin işaretparmağındaki, biraz iyileşmiş ama besbelli çok derin kesiği gösterdi. "Ha, evet," dedi Harry. "Kusura bakma ama, cevap istiyordum yani -" "Biz de sana cevap vermek istiyorduk, abi," dedi Ron. "Hermione'nin aklı çıktı, öyle bir başına habersiz kalırsan aptalca bir şeyler yapacağını söyleyip duruyordu, ama Dumbledore bize -" "- bana söylememeniz için yemin ettirdi," dedi Harry. "Evet, Hermione söylemişti zaten." En iyi iki arkadaşını görünce içine yayılan sıcaklık, karın boşluğuna buz gibi bir şeyin dolmasıyla soğumuştu. Birden -tam bir ay boyunca onları görme özlemi çektikten sonra- Ron ile Hermione onu yalnız bıraksalar daha memnun olacağım fark etti. Gergin bir sessizlik oldu, Harry diğer ikisine hiç bakmadan Hedwig'i otomatik hareketlerle okşuyordu. Hermione, soluğu biraz kesilmiş halde, "Böylesinin daha iyi olduğunu düşünüyordu galiba," dedi. "Dumbledore, yani." "Peki," dedi Harry. Hermione'nin ellerinde de Hed90 wig'in gagasının izlerini gördü, buna hiç üzülmediğini fark etti. Ron, "Sanırım ona göre, senin en emniyette olduğun yer Muggle'ların yanı -" diye lafa başladı. "Öyle mi?" dedi Harry, kaşlarını kaldırarak. "Sizin ikinizden biri bu yaz Ruh Emici'lerin saldırısına uğradı mı?" "Eh, hayır - ama Zümrüdüanka Yoldaşlığı'ndan birilerinin her an peşinde olmalarının nedeni de bu Page 32 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı -" Harry aniden içinde büyük bir boşluk duygusu hissetti, sanki merdivenlerden inerken bir basamağı atlamış gibi. Demek izlendiğini ondan başka herkes biliyordu. "Pek işe yaramadı ama, değil mi?" dedi, sesini yükseltmemek için elinden geleni yaparak. "Sonuçta kendi başımın çaresine bakmak zorunda kaldım, değil mi?" "Öyle kızdı ki," dedi Hermione, neredeyse huşuyla. "Dumbledore. Onu gördük. Mundungus'un nöbeti sona ermeden oradan ayrıldığını duyunca. Korkutucuydu." "Eh, ben ayrıldığına memnunum," dedi Harry, soğuk soğuk. "Ayrılmasaydı eğer, ben de büyü yapmayacaktım ve belki de Dumbledore beni yaz boyunca Privet Drive'da bırakacaktı." "Peki hiç... Sihir Bakanlığı duruşması için endişeli değil misin?" diye sordu Hermione yavaşça. "Hayır," diye yalan söyledi Harry, meydan okurcasına. Onlara arkasını döndü, Hedwig omzuna kurulmuş, halinden memnun görünüyordu; Harry etrafa bakındı, ama bu oda hiç de onun moralini yükseltecek türden bir oda değildi. Rutubetli ve karanlıktı. Boyası soyulmakta olan duvarların çıplaklığını biraz olsun gideren tek şey, 91 süslü bir çerçeve içindeki boş bir tuvaldi. Harry tuvalin yanından geçerken, pusuya yatmış, görünmeyen birinin kıs kıs gülüşünü duyduğunu sandı. Sesine hâlâ ilgisiz bir hava vermeye çalışarak, "Peki, Dumbledore benim hiçbir şeyden haberdar olmamamı niye o kadar istiyor?" diye sordu. "Siz - ee - zahmet edip ona sordunuz mu hiç?" Tam vaktinde başını kaldırınca, ikisinin bakıştığını gördü ve tam da onların korktuğu şekilde davrandığını anladı. Bu durum da sinirlerini düzeltmedi tabii. "Neler olup bittiğini sana anlatmak istediğimizi Dumbledore'a söyledik," dedi Ron. "Söyledik, abi. Ama şimdi cidden işi başından aşkın, buraya geldik geleli onu topu topu iki kere gördük, pek vakti de yoktu. Sana yazdığımızda önemli şeyler söylememeye yemin ettirdi, baykuşların ele geçirilebileceğini söyledi." Harry, " stese yine de bana haber ulaştırabilirdi," dedi. "Şimdi bana, baykuşlar dışında bir mesaj iletme yöntemi bilmiyor demeyeceksiniz herhalde." Hermione, Ron'a baktı ve sonra, "Ben de bunu düşündüm," dedi. "Ama senin hiçbir şey bilmeni istemiyordu." "Belki de bana güvenilmeyeceğini düşünüyor," dedi Harry, onların yüzlerindeki ifadeyi kollayarak. "Kalın kafalılık etme," dedi Ron. Hayli sıkkın görünüyordu. "Ya da kendi başımın çaresine bakamayacağımı." "Elbette öyle düşünmüyor!" dedi Hermione endişeyle. "Peki öyleyse, siz ikiniz burada olup biten her şeyin 92 bir parçasıyken, ben nasıl oluyor da Dursley'lerde kalıyorum?" dedi Harry. Kelimeler telaştan birbirinin üzerine biniyor, sesi her sözcükle birlikte gittikçe daha fazla yükseliyordu. "Nasıl oluyor da sizin ikinizin olup biten her şeyi bilmenize izin veriliyor?" "Bilmiyoruz ki!" diye sözünü kesti Ron. "Annem bizi toplantıların yakınına bile sokmuyor, çok genç olduğumuzu söylüyor -" Ama Harry, kendi de farkına varmadan bağırmaya başlamıştı bile. "DEMEK TOPLANTILARA KATILMADINIZ, AMAN NE KÖTÜ! Y NE DE HURDAYDINIZ AMA, DEĞ L M ? BERABERD N Z! BENSE B R AY BOYUNCA DURSLEY'LERDE TIKILDIM KALDIM! ÜSTEL K DE S Z N YAPAB LD Ğ N ZDEN ÇOK DAHA FAZLASINI YAPMIŞTIM, HEM DUMBLEDORE DA BUNU B L YOR FELSEFE TAŞI'NI K M ALDI? RIDDLE'DAN K M KURTULDU? K N Z DE RUH EM C 'LER N EL NDEN ALAN K M?" Bir ay boyunca Harry'nin aklından geçmiş her tür acı ve küskünlük şimdi açığa çıkıyordu: Habersiz kalınca asabının bozuluşu, hepsinin onsuz birlikte olmalarına kırılışı, takip edilmesine ve bunun kendisine söylenmemesine karşı öfkesi - yarı yarıya utandığı bütün duygular sonunda zincirlerinden boşaldı. Hedwig gürültüden korkup yeniden gardırobun üstüne süzüldü; Pigwidgeon telaşla cı-vıldadı ve başlarının etrafında daha da hızla dönmeye koyuldu. "K M GEÇEN YIL EJDERHALARLA SFENKSLER Page 33 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 93 VE BAŞKA HER TÜRLÜ ĞRENÇ ŞEY ALT ETMEK ZORUNDA KALDI? ONUN GER DÖNDÜĞÜNÜ K M GÖRDÜ? K M ONDAN KAÇMAK ZORUNDA KALDI? BEN!" Ron, ağzı yarı açık, orada öyle duruyordu, besbelli afallamıştı ve söyleyecek şey bulamıyordu, Hermione ise ağladı ağlayacak durumdaydı. "AMA BEN N YE NELER OLDUĞUNU B LEY M K ? NEDEN K MSE BANA OLAN B TEN SÖYLEME ZAHMET NE KATLANSIN K ?" "Harry, biz sana söylemek istedik, gerçekten istedik -" diye başladı Hermione. "O KADAR DA ÇOK STEM Ş OLAMAZSINIZ, DEĞ L M , STESEN Z BANA B R BAYKUŞ GÖNDER RD N Z, AMA DUMBLEDORE S ZE YEM N ETT RD -" "Ettirdi ama -" "DÖRT HAFTA SÜREYLE PRIVET DRIVE'A TIKILDIM KALDIM, ÇÖP TENEKELER NDEN GAZETE ÇALDIM, NELER OLUP B TT Ğ N ÖĞRENEY M D YE -" " stedik, ama -" "ÇOK GÜLMÜŞSÜNÜZDÜR HERHALDE, HA, HEP N Z BURAYA ÇEK LM ŞKEN -" "Hayır, cidden -" Hermione çaresizce, "Harry, gerçekten çok özür dileriz!" dedi, artık gözlerinde yaşlar panldıyordu. "Kesinlikle haklısın, Harry - senin yerinde olsam öfkeden çılgına dönerdim!" Harry gözlerinden ateşler saçarak ona baktı, hâlâ derin derin nefes alıyordu, sonra yine onlara arkasını döndü, 94 bir aşağı bir yukarı yürümeye koyuldu. Hedvvig gardırobun tepesinden kederli kederli öttü. Sadece Harry'nin ayaklarının altındaki tahtaların matemli çıtırtısıyla bozulan uzun bir sessizlik oldu. Birden, "Hem burası neresi böyle?" diye sordu Ron'la Hermkme'ye. Ron hemen, "Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nm Karargâhı," dedi. "Acaba kimse zahmet edip de bana Zümrüdüanka Yoldaşlığının ne -?" Hermione çabucak, "Gizli bir örgüt," dedi. "Başında Dumbledore var, o kurdu zaten. Geçen sefer Kim-Olduğu-nu-Bilirsin-Sen'e karşı savaşan kişiler." "Kimler var?" dedi Harry, ellerini cebine sokup olduğu yerde durarak. "Hayli kalabalık-" "Yirmi kadarını gördük," dedi Ron, "ama daha fazla olduklarını sanıyoruz." Harry gözlerinden ateşler saçarak onlara baktı. "Ee?" diye sordu, bir ona, bir öbürüne bakarak. "Ee," dedi Ron. "Ee ne?" "Voldemort!" dedi Harry öfkeyle. Hem Ron'un, hem de Hermione'nin yüzlerine korku dolu bir ifade geldi. "Neler oluyor? Neler karıştırıyor? Nerede? Onu durdurmak için ne yapıyoruz?" Hermione ürkek ürkek, "Sana söyledik, Yoldaşlık bizi toplantılara almıyor," dedi. "Onun için de ayrıntıları bilmiyoruz - ama genel bir fikrimiz var," diye ekledi telaşla, Harry'nin yüzündeki bakışı görünce. 95 "Fred'le George Uzayan Kulak'ları icat etti de/' dedi Ron. "Bayağı işe yarıyorlar." "Uzayan -?" "Kulak'lar, evet. Ama son zamanlarda kullanmaktan vazgeçmek zorunda kaldık, çünkü annem buldu ve çılgına döndü. Fred ve George, annem onları çöpe atmasın diye hepsini saklamak zorunda kaldılar. Ama annem neler olduğunu anlayana kadar hayli işe yaradılar. Yoldaşlık'tan bir kısmının Ölüm Yiyen'leri izlediğini biliyoruz, onlar hakkında kayıt tutuyorlar -" "Kimileri de Yoldaşlık'a yeni insanlar katmaya çalışıyor -" dedi Hermione. Ron, "Bir kısmı da bir şeyi koruyor," dedi. "Hep koruma görevinden söz ediyorlar." Harry alayla, "Ben olmayayım sakın?" diye sordu. "Aa, evet," dedi Ron, yüzünde her şeyi yeni yeni anlamaya başlayan birinin ifadesiyle. Burnundan soluyan Harry, yeniden odada dolaştı, Ron ve Hermione'den başka her yere bakıyordu. Page 34 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Peki, toplantılara alınmadığınıza göre, siz ikiniz ne yapıyorsunuz?" diye sordu. "Bana çok işiniz olduğunu söylemiştiniz." "Biz," dedi Hermione çabucak, "bu evi temizliyoruz. Çok uzun zamandır boş kalmış, burada bir şeyler türemeye başlamış. Mutfağı temizlemeyi başardık, yatak odalarının büyük kısmını da. Sanırım bugün misafir odasını AYYY!" ki şaklamayla, Ron'un ikiz ağabeyleri Fred ve George, birden odanın ortasında belirmişlerdi. Pigwidgeon her zamankinden de çılgınca cıvıldamaya koyuldu ve ok gibi fırla96 varak gardırobun üstündeki Hedwig'in yanına gitti. Hermione, Ron kadar canlı kızıl saçlara sahip, ama daha tıknaz ve biraz daha kısa boylu ikizlere, "Yapmayın şunu n'olur!" dedi halsizce. "Selam, Harry," dedi George, ona gülümseyerek. "Senin kulak okşayıcı sesini duyduk gibi geldi de." "Öfkeni böyle içine atmamalısın, Harry," dedi Fred, o da gülümsüyordu. "Hepsini boşalt gitsin. Elli mil ötede seni duymamış bir iki kişi kalmış olabilir." Harry, "Siz ikiniz Cisimlenme sınavından geçtiniz galiba?" diye homurdandı. Fred, "Hem de üstün başarıyla," dedi. Elinde çok uzun, ten rengi, sicime benzer bir şey tutuyordu. "Merdivenden inmek otuz saniye daha fazla sürerdi ancak," dedi Ron. Fred, "Vakit Galleon'dur, küçük kardeş," dedi. "Her neyse, Harry, parazit yapıyorsun, alıcımız çalışmıyor. Uzayan Kulak'lar," diye ekledi, Harry'nin havaya kalkan kaşlarına cevap olarak. Elindeki sicimi havaya kaldırdı; Harry, sicimin sahanlığa kadar uzadığını gördü. "Aşağıda neler olup bittiğini duymaya çalışıyoruz." Ron, Kulak'a bakarak, "Dikkatli olmanız gerek," dedi, "annem bir daha onlardan birini görürse..." Fred, "Riske değer," dedi, "önemli bir toplantı yapıyorlar." Kapı açıldı ve kızıl saçlardan oluşan bir yele göründü. "Ah, merhaba, Harry!" dedi Ron'un küçük kardeşi Ginny, neşeyle. "Sesini duydum gibi geldi de." Fred'le George'a döndü, "Uzayan Kulaklardan umu97 du kesin," dedi. "Annem mutfak kapısına Sarsılmaz Büyüsü yapmış." Süngüsü düşmüş görünen George, "Nereden biliyorsun?" diye sordu. "Tonks bana nasıl anlayacağımızı söylemişti," dedi Ginny. "Kapıya bir şeyler fırlatıyorsun, çarpmazsa Sarsılmaz hale getirilmiş demek. Ben de boyuna merdivenlerin üstünden Tezekbombası atıp duruyorum, kapıya ulaşmadan havada yön değiştiriyorlar. Yani Uzayan Kulak'ların o aralıktan geçmesine imkân yok." Fred derin derin içini çekti. "Yazık. htiyar Snape'in ne işler peşinde olduğunu öğreneceğime bayağı inanmıştım." "Snape mi?!" dedi Harry hemen. "Burda mı o?" "Evet," dedi George, kapıyı usulca kapattı ve yataklardan birinin üzerine oturdu; Fred ve Ginny de onu izlediler. "Rapor veriyor. Çok gizli." "Rezil," dedi Fred, tembel tembel. Hermione ayıplarcasına, "Artık bizim tarafımızda," dedi. Ron burnundan soludu. "Bu, onun bir rezil olmasını engellemez. Bizi gördüğünde o bakışı yok mu..." "Bili de onu sevmiyor," dedi Ginny, sanki bu, meseleye noktayı koyarmışçasına. Harry hırsının geçtiğinden emin değildi ama, bilgi edinmeye duyduğu açlık, bağırma dürtüsüne baskın çıkmıştı. Diğerlerinin karşısına, yatağa oturdu. "Bili burada mı?" diye sordu. "Mısır'da çalıştığım sanıyordum ben onun." 98 Fred, "Eve gelip Yoldaşlık için çalışabilsin diye masa başı işi istedi," dedi. "Mezarları özlediğini söylüyor ama," sırıttı, "bir karşılığı da varmış." "Ne demek istiyorsun?" George, "Şu Fleur Delacour'u hatırlıyor musun?" dedi. "ingiliyz.ee'sini ileğletme için Gringotts'ta Page 35 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı çalışmaya başlamış -" "Bili de ona bir sürü özel ders veriyor," diye bıyık altından güldü Fred. "Charlie de Yoldaşlık'ta," dedi George, "ama hâlâ Romanya'da. Dumbledore örgüte olabildiğince çok yabancı büyücü getirilmesini istiyor, Charlie de çalışmadığı günlerde gereken temasları kurmaya çalışıyor." Harry, "Bunu Percy yapamaz mıydı?" diye sordu. Son haber aldığında, üçüncü Weasley kardeş Sihir Bakanlığı' nın Uluslararası Sihirsel şbirliği Dairesi'nde çalışıyordu. Harry böyle deyince bütün VVeasley'ler ile Hermione birbirlerine karanlık ve anlamlı bakışlar attılar. Ron gergin bir sesle, "Ne yaparsan yap, ama annemle babamın önünde Percy'den bahsetme," dedi. "Neden bahsetmeyeyim?" "Çünkü Percy'nin adı her geçtiğinde babam elinde ne varsa kırıyor, annem de ağlamaya başlıyor," dedi Fred. Ginny hüzünle, "Felaket," dedi. George, yüzünde ender görülen cinsten çirkin bir bakışla, "Bence ondan kurtulduğumuz isabet oldu" dedi. "Ne oldu ki?" diye sordu Harry. Fred, "Percy'yle babam kavga ettiler," diye cevap ver99 di. "Daha önce babamın kimseyi böyle haşladığım görmemiştim. Normalde bağıran hep annemdir." "Okul bittikten sonraki ilk haftaydı," dedi Ron. "Gelip Yoldaşlık'a katılmak üzereydik. Percy eve geldi ve bize terfi ettiğini söyledi." "Şaka mı ediyorsun?" dedi Harry. Percy'nin çok hırslı olduğunu bildiği halde, Harry onun Sihir Bakanlığı'ndaki ilk işinde pek de başarılı olmadığı izlenimine kapılmıştı. Percy, patronunun Lord Volde-mort'un kontrolünde olduğunu anlamamak gibi hayli büyük bir basiretsizlik göstermişti (Bakanlık buna inandığından değil tabii - hepsi Mr Crouch'un aklını kaçırdığını düşünüyordu). "Evet, hepimiz şaşırmıştık," dedi George, "çünkü Percy, Crouch meselesinde başını hayli belaya soktu, bir soruşturma oldu falan. Percy'nin Crouch'un keçileri kaçırdığını anlamış ve üstlerine bildirmiş olması gerektiğini söylediler. Ama Percy'yi bilirsin, Crouch sorumluluğu ona bırakmıştı, o da şikâyet etmedi tabii." "Peki, nasıl oldu da terfi ettirdiler?" Harry haykırmaktan vazgeçtiği için normal konuşmayı sürdürmeye pek hevesli görünen Ron, "Biz de onu merak ettik zaten," dedi. "Eve geldiğinde kendinden pek bir hoşnuttu -her zamankinden bile daha hoşnut, eğer böyle bir şeyi hayal edebiliyorsan tabii- ve babama, Fudge'ın bürosunda çalışma teklifi aldığını söyledi. Hogwarts'ı biti-reli henüz bir yıl olmuş biri için gerçekten çok iyi bir iş: Bakan'in kinci Asistanı. Babamın çok etkileneceğini bekliyordu sanırım." 100 Fred beş karış suratla, "Ama babam etkilenmedi," dedi. "Niye?" diye sordu Harry. George, "Eh, anlaşılan Fudge Bakanlık'ı birbirine katıp, kimsenin Dumbledore'la teması var mı diye kontrol ediyormuş," dedi. "Bugünlerde Dumbledore Bakanlık'in gözünden düşmüş durumda," dedi Fred. "Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in geri döndüğünü söyleyerek sadece sorun yaratmaya çalıştığını düşünüyorlar." George, "Babam diyor ki," dedi, "Fudge, Dumbledore'la işbirliği halinde olan herkesin masasını boşaltabileceğim açıkça belirtmiş." "Mesele şu ki, Fudge babamdan şüpheleniyor, onun Dumbledore'la dost olduğunu biliyor ve Muggle takıntısı yüzünden de hep babamın biraz üşütük olduğunu düşünmüştür." Kafası karışan Harry, " yi ama, bunun Percy'yle ne ilgisi var?" diye sordu. Page 36 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Şimdi ona geliyorum. Babama göre Fudge'm Percy'yi bürosunda istemesinin tek nedeni, ondan aile -ve Dumbledore- hakkında casusluk yapmak için yararlanmayı düşünmesi." Harry hafiften bir ıslık çaldı. "Bahse girerim Percy buna bayılmıştır." Ron sahte sahte güldü. Tamamen keçileri kaçırdı. Dedi ki - eh, bir sürü korkunç şey söyledi. Bakanlık'a girdiğinden beri babamın kö-ü şöhretine karşı mücadele etmek zorunda kalmış, baba101 mm hiç hırsı yokmuş ve onun için -bilirsin işte- fazla parası olmamış, yani -" Harry kulaklarına inanamayarak, "Ne?" derken, Ginny de kızgın kedi sesine benzer bir ses çıkardı. "Biliyorum," dedi Ron alçak sesle. "Ama sonra daha da beterini söyledi. Dedi ki, babam Dumbledore'un peşine takıldığı için budalanın biriymiş, Dumbledore'un başı büyük derde girecekmiş, babam da onunla birlikte mah-volacakmış ve o -Percy yani- kimin tarafında olması gerektiğini biliyormuş, o da Bakanlık'mış. Ve eğer annemle babam Bakanhk'a ihanet edeceklerse, o da herkesin artık onun ailemizden biri olmadığını bilmesi için elinden geleni yapacakmış. O gece eşyalarını toplayıp evi terk etti. Şimdi burada, Londra'da yaşıyor." Harry alçak sesle küfretti. Gerçi her zaman Ron'un ağabeyleri arasında en az Percy'yi sevmişti, ama yine de onun Mr Weasley'ye böyle şeyler söyleyebileceği aklından bile geçmemişti. Ron, "Annem perişan oldu," dedi. Bilirsin işte - ağladı falan. Percy'yle konuşmaya çalışmak için Londra'ya geldi, ama o, kapıyı annemin suratına çarptı. şyerinde babamla karşılaşınca ne yapıyor, bilmiyorum - herhalde görmezden geliyordur." Harry ağır ağır, "Ama Percy, Voldemort'un döndüğünü biliyordur mutlaka," dedi. "Aptal değildir, annenle babanın kanıt olmadan her şeyi riske atmayacaklarını da bilir." Ron, "Evet ama, işte senin adın da işin içine karıştı," dedi, Harry'ye gizlice bir bakış atarak. "Percy tek kanıtın 102 senin dediklerin olduğunu söyledi ve... bilmiyorum yani... bunun yeterli olmadığım düşünüyormuş." Hermione acı acı, "Percy Gelecek Postası'nı ciddiye alıyor," dedi, diğerlerinin hepsi de onaylarcasına başlarını salladılar. Harry onlara bakarak, "Ne diyorsunuz siz?" diye sordu. Hepsi dikkatle onu süzüyordu. "Sen - sen Gelecek Postası'nı almıyor musun?" diye sordu Hermione, ürkek ürkek. "Evet, alıyorum!" dedi Harry. Hermione daha da endişeli şekilde, "Peki - yani - baştan sona okuyor musun?" diye sordu. Harry, kendini savunurcasma, "Hayır, okumuyorum," dedi. "Eğer Voldemort hakkında bir şey yazacak olsalar manşete çıkardı, değil mi?" Ötekiler adı duyunca irkildi. Hermione telaşla konuşmayı sürdürdü: "Eh, görmek için baştan sona okuman lazımdı ama - şey - bu hafta bir iki kere senden söz ettiler." "Ama görürdüm -" "Sadece ilk sayfayı okursan göremezsin," dedi Hermione, başını sallayarak. "Uzun makalelerden söz etmiyorum. Senden şöyle bir söz edip geçiyorlar, sanki bitmek bilmez bir şakaymışsın gibi." "Sen ne demek -" Hermione zoraki bir sakinlikle, "Aslında hayli mide bulandırıcı," dedi. "Rita'nın yazdıkları üzerine bir şeyler kuruyorlar işte." Ama o artık orada çalışmıyor, değil mi? »o, hayır, sözünü tuttu - zaten başka şansı da yok103 tu," diye ekledi Hermione, hoşnut bir şekilde. "Ama şimdi yapmaya çalıştıklarının temelini de o attı." "Neyin yani?" dedi Harry sabırsızlıkla. "Pekâlâ, senin orda burda yere yığıldığını ve yara izinin acıdığını falan yazmıştı, biliyorsun." "Evet," dedi Harry. Rita Skeeter'ın onun hakkında yazdıklarını hemencecik unutması mümkün Page 37 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı değildi zaten. "Eh işte, sanki büyük bir trajik kahraman ya da öyle bir şey olduğu hayalleri gören, ilgi peşinde biriymişsin gibi şeyler yazıyorlar," dedi Hermione. Sanki Harry'nin bunları çabucak duyması söylediklerini daha az tatsız hale getirecekmiş gibi, hızlı hızlı konuşuyordu. "Senin hakkında kötü niyetli yorumlar sokuşturup duruyorlar araya. Abartılı bir şey yazarlarsa eğer, 'Harry Potter'a yakışan bir hikâye' gibi şeyler söylüyorlar; birinin başına komik bir kaza falan gelirse, 'Umarız başında yara izi yoktur, yoksa kalkıp ona tapınmamızı isteyebilir7 diyorlar -" Harry öfkeyle, "Kimsenin bana tapınmasını -" diye başladı. Hermione hemen, " stemediğini biliyorum -" dedi, korkmuş görünüyordu. "Ben biliyorum, Harry. Ama ne yaptıklarını görüyorsun, değil mi? Seni kimsenin inanmayacağı birine dönüştürmeye çalışıyorlar. Bunun arkasında Fudge var, neyine istersen bahse girerim. stiyorlar ki sokaktaki büyücüler sana bir espri konusu, ünlü olmak ve bunu sürdürmek arzusuyla gülünç palavralar atmaya bayılan aptal bir çocuk gözüyle baksınlar." "Demedim ki - istemedim ki - Voldemort benim annem104 le babamı öldürdül" dedi Harry, tükürür gibi konuşarak. "Meşhur oldum, çünkü ailemi katletti ama beni öldüre-medi! Kim bununla ün kazanmak ister ki? Hiç düşünmüyorlardı, bana kalsa asla -" "Biliyoruz, Harry/' dedi Ginny içtenlikle. Hermione, "Tabii, Ruh Emici'lerin sana saldırması hakkında tek kelime etmediler," dedi. "Birisi onlara çenelerini tutmalarını söylemiş herhalde. Oysa bu gerçekten büyük bir haber olurdu, kontrolden çıkmış Ruh Emi-ci'ler. Senin Uluslararası Gizlilik Nizamnamesi'ni ihlal ettiğinden de söz etmediler. Biz ederler sanmıştık, senin bu 'aptal gösterişçi' imajına pek uyardı çünkü. Bizce eteklerindeki bütün taşları dökmek için senin atılmanı bekliyorlar - yani, eğer atılırsan demek istiyorum, elbette," diye telaşla devam etti. "Aslında atılmaman gerek, yani kendi yasalarına uyarlarsa, aleyhindeki iddia geçerli değil." Tekrar duruşmaya dönmüşlerdi, Harry ise bunu düşünmek istemiyordu. Konuyu nasıl değiştirsem diye düşündü, ama merdivenden gelen ayak sesleri, onu yeni bir konu bulma derdinden kurtardı. "Eyvah." Fred, Uzayan Kulak'ı şöyle iyice bir çekiştirdi. Hemen sonra yine büyük bir şaklama duyuldu, o ve George yok oldular. Birkaç saniye sonra Mrs VVeasley yatak odası kapısında belirdi. "Toplantı bitti, şimdi aşağı inip yemek yiyebilirsiniz. Herkes seni görmek için ölüyor, Harry. Bütün o Tezek-bombaları'nı mutfak kapısına kim bıraktı?" 105 l "Crookshanks," dedi Ginny, hiç yüzü kızarmadan. "Onlarla oynamayı seviyor." "Ah/' dedi Mrs VVeasley, "ben de acaba Kreacher mı demiştim, böyle tuhaf şeyler yapmaya bayılıyor da. Şimdi, holde alçak sesle konuşmayı unutmayın. Ginny, ellerin leş gibi, ne yapıyordun sen? Git de yemeğe oturmadan yıka lütfen." Ginny ötekilere bakıp yüzünü buruşturdu, annesinin peşinden odadan çıkarak Harry'yi Ron ve Hermione'yle yalnız bıraktı. kisi de onu kaygıyla kolluyorlardı, başkaları gider gitmez yine bağırmaya başlamasından korkar gibiydiler. Onların böylesine ürkek gözükmesi, Harry'nin biraz utanmasına yol açtı. "Bakın..." diye mırıldandı, ama Ron başını salladı, Hermione de yavaşça, "Kızacağını biliyorduk, Harry," dedi, "aslında seni suçlamıyoruz, ama senin de anlaman gerek: Dumbledore'u ikna etmeye sahiden çalıştık -" "Biliyorum," dedi Harry sadece. Okul müdürünü içermeyen bir konu bulmak için kafasını zorladı, çünkü Dumbledore'un düşüncesi bile Harry'nin içinin yeniden öfkeyle kaynamasına yol açıyordu. "Kreacher kim?" diye sordu. "Burada oturan ev cini," dedi Ron. "Kaçığın teki. Hiç onun gibisini görmedim." Hermione, Ron'a bakıp kaşlarını çattı. "O, kaçık değil, Ron." Page 38 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Hayatının amacı, başının kesilip tıpkı annesi gibi bir plakaya konması," dedi Ron sinirli sinirli. "Bu normal mi, Hermione?" 106 "Eh - evet, Kreacher biraz garip ama, bu onun kabahati değil." Ron, Harry'ye bakıp gözlerini devirdi. "Hermione hâlâ E.R. .T/ten vazgeçmedi." Hermione ateşli ateşli, "Onun adı E.R. .T. değil bir kere!" dedi. "Ev Cini Refahını lerletme Topluluğu. Ve böyle diyen yalnızca ben değilim, Dumbledore da Kreacher'a daha iyi davranmamız gerektiğini söylüyor." "Tabii, tabii," dedi Ron. "Hadi, açlıktan ölüyorum." Önlerine düşüp kapıdan çıktı, sahanlığa geldi, ama merdivenleri inemeden "Durun!" diye soludu Ron. Kolunu uzatarak Harry ile Hermione'nin yürümelerini engelledi. "Hâlâ holdeler, belki bir şeyler duyabiliriz." Üçü dikkatlice tırabzanlardan aşağı göz attı. Loş hol, aralarında Harry'ye korumalık etmiş olanların da bulunduğu cadılar ve büyücülerle doluydu. Kafa kafaya vermiş, heyecanla fısıldaşıyorlardı. Harry grubun tam ortasında, Hogwarts'taki en sevmediği öğretmeni olan Profesör Snape'in siyah, yağlı saçlı başım ve heybetli burnunu gördü. Harry tırabzandan biraz daha eğildi. Snape'in Zümrüdüanka Yoldaşlığı için neler yaptığıyla çok ilgileniyordu... ince, ten rengi bir sicim Harry'nin burnunun dibinden aşağı indi. Başını kaldırıp bakınca, Fred ve George'un yukarıdaki sahanlıkta durmuş, Uzayan Kulak'ı aşağıdaki karanlık insan yumağına doğru sarkıttıklarını gördü. Ne var ki, bir an sonra insanlar ön kapıya doğru hareket etmeye başlayıp gözden kayboldular. 107 Harry, Fred'in Uzayan Kulak'ı tekrar yukarı doğru çekerken, "Lanet olsun," diye fısıldadığını duydu. Ön kapının açıldığını, sonra kapandığını işittiler. Ron, Harry'ye alçak sesle, "Snape hiç burada yemek yemiyor," dedi. "Tanrıya şükür. Gel hadi." Hermione, "Ve holde sesini alçaltmayı unutma, Harry," diye fısıldadı. Duvardaki ev cini kafaları sırasının önünden geçerlerken, Lupin, Mrs VVeasley ve Tonks'u ön kapıda gördüler, gidenlerin ardından kapının birçok kilidini ve sürgüsünü büyüyle mühürlüyorlardı. Onları merdivenlerin altında karşılayan Mrs VVeasley, "Aşağıda, mutfakta yiyoruz," diye fısıldadı. "Harry, canım, holden ayaklarının ucuna basarak geçer misin lütfen, şu kapıdan -" GÜM. Mrs VVeasley, "Tonks!" diye seslendi hiddetle, arkasına dönüp bakarak. Yerde iki seksen uzanmış Tonks, "Kusura bakmayın!" dedi ağlamaklı bir halde. "Şu aptal şemsiyelik, ikidir ona takılıp -" Ama söylediklerinin geri kalanı korkunç, kulak paralayan, kanı donduran bir feryadın içinde kayboldu. Harry'nin daha önce önünden geçtiği güve yemiş kadife perdeler savrulup açılmıştı, ama arkalarında kapı falan yoktu. Harry bir an bir pencereden baktığını sandı; arkasında siyah başlıklı ihtiyar bir kadının, sanki işkence görüyormuş gibi haykırıp durduğu bir pencere - sonra karşısındakinin hakiki boyutta bir portre olduğunu fark 108 etti, ancak ömründe gördüğü en gerçekçi, en sinir bozucu portreydi bu. htiyar kadının salyaları akıyor, gözleri fıldır fıldır dönüyordu, haykırırken yüzünün sararmış derisi iyice geriliyordu; arkalarındaki hol boyunca diğer portreler de uyanmış, onlar da bağırmaya başlamışlardı; Harry gürültüyü duyunca resmen gözlerini yumdu ve elleriyle kulaklarını kapattı. Lupin ve Mrs Weasley fırlayıp perdeyi ihtiyar kadının üstüne çekmeye çalıştılar, ama kapatamadılar, kadın daha da beter feryat etmeye başladı, ellerini onların yüzünü tırmalayıp parçalamak istercesine uzatıyordu. "Pislikler! Pespayeler! Kirin, kötülüğün tohumlan! Melezler, dönüşüme uğramış yaratıklar, ucubeler, defolun gidin bur-dan! Ne cüretle ceddimin evini kirletir -" Page 39 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Tonks, koskocaman, ağır ifrit bacağını çeke çeke yerine taşırken özür üstüne özür diliyordu. Mrs VVeasley perdeyi kapamayı bırakmış, hol boyunca aşağı yukarı koşturarak diğer portreleri asasıyla Sersemletiyordu. Uzun siyah saçlı bir adam Harry'nin karşısındaki bir kapıdan hışımla çıktı. "Kes sesini, seni korkunç ihtiyar cadaloz, sesini KES!" diye kükredi, Mrs Weasley'nin bıraktığı perdeyi tutarak. ihtiyar kadının beti benzi attı. "Seeen!" diye uludu, adamı görünce gözleri yerinden uğramıştı. "Kam bozuk, melanet, etimin ayıbı!" Adam, "Sana - KES - dedim!" diye kükredi. Muazzam bir gayretle Lupin'le ikisi perdeleri yeniden kapamayı başardılar. 109 Yaşlı kadının feryatları kesilip, yerini evde yankılanan bir sessizliğe bıraktı. Soluğunun hızı biraz artmış olan adam, uzun kara saçlarını gözlerinin önünden çekerek Harry'ye döndü. Vaftiz babası Sirius'tu bu. "Merhaba, Harry," dedi acı acı. "Görüyorum ki annemle tanışmışsın." 110 BEŞ NC BÖLÜM 1......• • '!' 9 ' f Zümrüdüanka Yoldaşlığı ''/>«•• "Neyinle -?" "Sevgili ihtiyar annemle," dedi Sirius. "Bir aydır onu indirmeye çalışıyoruz, ama galiba tuvalin arkasına bir Kalıcı Yapıştırma Büyüsü yaptı. Hadi, yine hepsi uyanmadan aşağı inelim, çabuk." Harry şaşkın şaşkın, " yi de, annenin portresi burada ne arıyor?" diye sordu. Holün kapısından çıkmış, dar bir taş merdivenden iniyorlardı, diğerleri de hemen arkala-rmdaydı. "Kimse sana söylemedi mi? Burası benim annemle babamın eviydi," dedi Sirius. "Ama ben son Black'im, o yüzden bana kaldı. Ben de Karargâh olarak Dumbledore'a teklif ettim - yapabildiğim tek yararlı şey de bu zaten." Daha iyi bir karşılama bekleyen Harry, Sirius'un sesinin ne kadar sert ve acı bir tonu olduğunu fark etti. Vaftiz babasının peşi sıra yürüdü, merdivenleri indiler, oradan da bodrumdaki mutfağa giden bir kapıdan geçtiler. Pürüzlü taş duvarları olan, mağara gibi bir odaydı, neredeyse yukarıdaki hol kadar kasvetliydi. Işığın çoğu, 111 odanın öbür ucundaki büyük bir ateşten geliyordu. Havada savaş alanından yükselen dumanları andıran, pipo dumanından oluşan bir pus vardı; pusun arasından da, karanlık tavandan sarkan ağır demirden tencerelerle tavalar görünüyordu. Toplantı için odaya pek çok koltuk tıkıştırıl-mıştı, ortalarında uzun bir tahta masa duruyordu; üzeri parşömen ruloları, kadehler, boş şarap şişeleri ve paçavraya benzeyen şeylerden oluşan bir yığınla doluydu. Mr Weasley ile en büyük oğlu Bili masanın ucunda kafa kafaya vermiş, alçak sesle konuşuyorlardı. Mrs VVeasley boğazını temizledi. Kızıl saçları dökülmeye yüz tutmuş, bağa çerçeveli gözlüklü, zayıf bir adam olan kocası dönüp baktı, hemen ayağa kalktı. "Harry!" dedi Mr VVeasley. Onu karşılamak için hızla yanına geldi, heyecanla elini sıktı. "Seni görmek ne güzel!" Harry omzunun üstünden, uzun saçları hâlâ atkuyruğu biçiminde olan Bill'in masada kalmış parşömenleri telaşla rulo haline getirdiğini gördü. Bili, aynı anda on iki tomarı birden toparlamaya çalışarak, "Yolculuk iyi geçti mi, Harry?" diye Page 40 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı seslendi. "Deli-Göz sizi Grönland üzerinden getirmedi, değil mi?" "Denedi," dedi Tonks. Bill'e yardım etmek için hızla yanına gider gitmez de son parşömenin üzerine bir mum devirdi. "Ay - kusura bakmayın -" Mrs VVeasley, "Tamam, şekerim," dedi ama sesi biraz öfkeli çıkıyordu. Elinin bir hareketiyle parşömeni eski haline getirdi. Mrs VVeasley'nin büyüsünün neden olduğu parıltıda Harry'nin gözüne bina planına benzer bir şey çarptı. 112 Mrs VVeasley onun baktığını görmüştü. Planı masadan kaptığı gibi/ Bill'in zaten dolmuş olan kollarına tıkıştırdı. "Böyle şeyler toplantıların sonunda hemen ortadan kaldırılmalı," dedi azarlarcasına, sonra da çok eski bir büfeye gidip yemek tabaklarını çıkarmaya koyuldu. Bili asasını çıkardı, "Evanesco!" diye mırıldandı ve tomarlar yok oldu. "Otur bakalım, Harry," dedi Sirius. "Mundungus'la tanışmıştın, değil mi?" Harry'nin bir paçavra yığını sandığı şey homurdanır gibi, uzun bir horultu koyuverdi, sonra da birden uyandı. "Bri adım mı söyledi?" diye mırıldandı Mundungus, uykulu uykulu. "Sirius ne dediyse o ossun..." Pek kirli elini oy veriyormuş gibi havaya kaldırdı, kan çanağı gibi gözleri mahmurdu. Ginny kıkırdadı. Hepsi onun çevresinde masaya otururken Sirius, "Toplantı bitti, Dung," dedi. "Harry geldi." "Ha?" dedi Mundungus, arapsaçı gibi kızıl-sarı saçlarının arasından Harry'ye kinle baktı. "Vay be, saiden gelmiş ha. Evet... yisin ya, 'Arry?" "Evet," dedi Harry. Mundungus asabi asabi ceplerinde bir şeyler arandı, hâlâ gözünü dikmiş Harry'ye bakıyordu, derken kararmış siyah bir pipo çıkardı. Pipoyu ağzına koyup ucunu asasıy-la yaktı, derin bir nefes çekti. Yükselen koca yeşilimsi duman bulutlarının ardında birkaç saniye gözden kayboldu. Kokulu dumanın orta yerinden bir ses, "Sana bi özür borcum var," diye homurdandı. 113 "Son kez söylüyorum, Mundungus," diye seslendi Mrs VVeasley, "o şeyi mutfakta içmekten vazgeçer misin lütfen? Özellikle de biz yemek yemeye hazırlanırken!" "Ah," dedi Mundungus. "Tamam. Kusura kalma, Molly." Mundungus piposunu yeniden cebine koydu. Duman bulutlan ortadan kayboldu, ama havada keskin bir yanmış çorap kokusu kaldı. "Ve eğer gece yarısından önce yemek yemek istiyorsanız," dedi Mrs Weasley odadakilerin hepsine birden, "yardıma ihtiyacım var. Hayır, sen olduğun yerde kal, Harry canım, uzun bir yolculuk yaptın." Tonks ileri atılarak, "Ben ne yapabilirim, Molly?" dedi hevesle. Mrs VVeasley tereddüt etti, endişeli görünüyordu. "Ee - şey... mesele yok, Tonks, sen de dinlen. Bugün yeterince çalıştın." "Hayır, hayır, yardım etmek istiyorum!" dedi Tonks neşeyle. Ginny'nin çatal bıçakları çıkardığı büfeye doğru koştu, bu arada da bir koltuk devirdi. Çok geçmeden, Mr VVeasley'nin denetimi altında bir dizi ağır bıçak kendi kendilerine etlerle sebzeleri keserken, Mrs VVeasley ateşin üzerinde asılı bir kazanı karıştırıyordu, diğerleri ise kilerden tabak, birkaç tane daha kadeh ve yiyecek çıkarıyordu. Harry masada, ona hâlâ acıklı acıklı göz kırpıştıran Mundungus ve Sirius'la bir başına kalmıştı. Mundungus, "Bizim ihtiyar Figgy'yi gördün mü bi ; sordu. diye: 114 "Hayır," dedi Harry, "kimseyi görmedim." Mundungus, sesinde yalvaran bir edayla öne eğilerek, "Bak," dedi, "gitmezdim ben ya, bi iş fırsatı çıktı -" Harry dizlerine bir şeyin sürtündüğünü hissedip irkil-di ama Hermione'nin çarpık bacaklı, Page 41 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı turuncuya kaçan sarman kedisi Crookshanks'ti bu sadece. Bir kez daha Harry'nin bacaklarına dolandı, mırladı, sonra da Sirius'un kucağına atlayıp kıvrıldı. Sirius dalgın dalgın onun kulaklarının arkasını kaşırken, dönüp Harry'ye baktı. Hâlâ suratsızdı. "Yazın iyi geçti mi, şimdiye kadar?" "Hayır, berbattı," dedi Harry. lk kez Sirius'un yüzünde sırıtmaya benzer bir şey görünür gibi oldu. "Neden şikâyet ettiğini anlamıyorum." "Ne?" dedi Harry, kulaklarına inanamayarak. "Bir Ruh Emici saldırısı şahsen benim çok hoşuma giderdi. Ruhum için ölümcül bir mücadele bu monotonluğa bir güzel son verirdi. Sen kötü günler geçirdiğini düşünüyorsun, ama hiç değilse dışarı çıkıp dolaşmışsın, bacaklarını biraz açmışsın, bir iki kavgaya karışmışsın... ben bir aydır içeri tıkılıp kaldım." "Niye ama?" diye sordu Harry, kaşlarını çatarak. "Çünkü Sihir Bakanlığı hâlâ peşimde, Voldemort da artık benim Animagus olduğumu öğrenmiştir. Kılkuyruk ona söylemiştir, yani şu büyük kılık değiştirme numaram artık işe yaramıyor. Zümrüdüanka Yoldaşlığı için yapabileceğim pek bir şey yok... en azından Dumbledore bu fikirde." 115 Dumbledore'un adım söylerken Sirius'un sesinin biraz donuklaşması, Harry'ye onun da Müdür'den pek hoşnut olmadığını belli etti. Harry vaftiz babasına karşı aniden taşkın bir sevgi duydu. Teselli edercesine, "Hiç değilse sen neler olduğunu biliyorsun," dedi. "Ne demezsin!" dedi Sirius iğneleyici bir edayla. "Snape'in raporlarını dinle, burada poponun üstünde rahat rahat oturup hoşça vakit geçirirken onun nasıl da hayatını tehlikeye attığına dair bütün o kötü niyetli imalarına göğüs ger... gelip sana, temizlik işi nasıl gidiyor, diye sorsun -" "Ne temizliği?" diye sordu Harry. "Bu yeri insanların yaşayabileceği hale getirmek," dedi Sirius. Elini havada sallayarak kasvetli mutfağı işaret etti. "On yıldır, sevgili annem öldüğünden beri burada kimse yaşamıyor, tabii ihtiyar ev cinini saymazsan, ki o da kafayı yemiş durumda - ne zamandır hiçbir şeyi temizlediği yok." "Sirius," dedi Mundungus. Konuşulanlarla hiç ilgilenmemiş gibiydi, boş bir kadehi dikkatle inceliyordu. "Bu som gümüş mü, aabi?" "Evet," dedi Sirius, kadehe hoşnutsuzlukla bakarak. "Birinci sınıf on beşinci yüzyıl gümüşü, cincücelerin elinden çıkma, üzerinde de kabartma Black aile arması var." "Ossun, çıkar elbet," dedi Mundungus, kolunun kenarıyla kadehi parlatarak. "Fred - George - HAYIR, TAŞIYIN YETER!" diye feryat etti Mrs Weasley. 116 Harry, Sirius ve Mundungus dönüp baktılar ve yarım saniye içinde kendilerini masadan geriye attılar. Fred ve George büyük bir yahni kazanını, demir bir Kaymakbirası sürahisini ve ağır bir ekmek tahtasıyla bıçağını büyülemişlerdi, hepsi havadan onlara doğru hızla geliyordu. Yahni masa boyunca kaydı ve ancak ucuna geldiğinde durdu, tahta yüzeyde uzun siyah bir yanık izi kaldı; Kaymakbirası sürahisi gümbürtüyle düştü, içindekiler her yere saçıldı. Ekmek bıçağı tahtanın üzerinde kayıp tam Siri-us'un sağ elinin birkaç saniye önce durduğu yere saplandı ve tekinsiz bir biçimde titremeye başladı. "TANRI AŞKINA!" diye haykırdı Mrs Weasley. "NE GEREK VARDI - YETT N Z ARTIK - BÜYÜ KULLANMANIZA Z N VAR D YE EN UFACIK ŞEY Ç N ASALARINIZI ÇEK YORSUNUZ!" "Sadece biraz vakit kazanmaya çalışıyorduk!" dedi Fred, ekmek bıçağını masadan çıkarmak için koşarak. "Sirius, kusura bakma, abi - kazayla oldu -" Harry de, Sirius da kahkahayla gülüyorlardı; iskemlesinden arkaya düşen Mundungus ayağa kalkarken onlara küfrediyordu. Crookshanks kızgın kızgın tıslayıp büfenin altına kaçtı, koca sarı gözleri karanlıkta parlıyordu. Mr Weasley yahni kazanım masanın ortasına getirerek, "Çocuklar," dedi, "anneniz haklı, artık reşit olduğunuza göre biraz sorumluluk duygusuyla hareket etmeniz gerek -" Mrs Weasley, "Ağabeylerinizin hiçbiri bu tür meseleler çıkarmamıştı!" diye bağırdı öfkeyle. Bu Page 42 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı sırada yeni bir Kaymakbirası sürahisini masaya çarparcasına koyup, he117 men hemen aynı miktarın etrafa saçılmasına yol açtı. "Bili iki adımda bir Cisimlenme ihtiyacı duymazdı! Charlie karşısına her çıkanı büyülemezdi! Percy -" Sustu ve kalakaldı, kocasına ürkmüş bir bakış atarak soluğunu tuttu. Mr VVeasley'nin yüzü birden ifadesizleş-mişti. Bili hemen, "Hadi, yiyelim artık," dedi. "Harika görünüyor, Molly," dedi Lupin, bir tabağa onun için yahni koyup masanın karşısına uzatarak. Herkes yemeğe otururken, bir süre tabaklarla çatal bıçakların şangırtısı ve çekilen iskemlelerin gıcırtısından başka ses çıkmadı. Sonra Mrs Weasley, Sirius'a döndü. "Ne zamandır sana söylemek istiyordum, Sirius, misafir odasındaki o yazı masasında kapalı kalmış bir şey var, takırdayıp titreyip duruyor. Elbette sadece bir Böcürt olabilir ama, diyorum ki dışarı çıkarmadan önce Alas-tor'dan bir bakmasını istesek daha iyi olur." Sirius kayıtsızca, "Sen bilirsin," dedi. Mrs VVeasley, "Oradaki perdeler de Doksi dolu," diye devam etti. "Yarın şuna bir el atsak diyordum." Sirius, "Sabırsızlıkla bekliyorum," dedi. Sesindeki alayı Harry fark etti, ama başka fark eden olduğundan emin değildi. Harry'nin tam karşısında Tonks, iki lokma arasında burnunun biçimini değiştirerek Hermione ve Ginny'yi eğlendiriyordu. Her seferinde Harry'nin yatak odasında takındığı aynı acılı ifadeyle gözlerini sıkı sıkı yumup yüzünü buruştururken, burnu bir büyüyüp Snape'inki gibi kanca burun oluyor, bir küçülüp düğme mantarı boyuna 118 iniyor, sonra da her iki burun deliğinden tutam tutam kıl fışkırıyordu. Besbelli bu bildik bir yemek vakti eğlencesiy-di, çünkü Hermione ile Ginny çok geçmeden en sevdikleri burunları istemeye başlamışlardı. "O domuz burnunu yapsana, Tonks." Tonks dediklerini yaptı ve başım kaldıran Harry bir an, dişi bir Dudley'nin masanın karşısından ona sırıttığı izlenimine kapıldı. Mr Weasley, Bili ve Lupin cincüceler hakkında yoğun bir tartışmaya girişmişlerdi. "Henüz renklerini belli etmiyorlar," dedi Bili. "Onun döndüğüne inanıyorlar mı, inanmıyorlar mı, daha onu bile anlamış değilim. Tabii, taraf tutmamayı da tercih edebilirler. şin dışında kalırlar." Mr VVeasley başını iki yana sallayarak, "Kim-Olduğu-nu-Bilirsin-Sen'in safına asla geçmezler, bundan eminim," dedi. "Onların da kayıpları oldu; geçen sefer, Notting-ham'ın orada bir yerlerde öldürülen cincüce ailesini hatır-lasanıza." Lupin, "Bence her şey onlara ne teklif edildiğine bağlı," dedi. "Ve altından da söz etmiyorum. Eğer bizim yüzyıllardır onlardan esirgediğimiz özgürlükler teklif edilirse, akılları çelinecektir. Ragnok'la şansın yaver gitmedi mi, Bili?" Bili, "Şu sırada hayli büyücü-karşıtı duyguları var," dedi. "Bagman meselesi yüzünden hâlâ öfkeli, Bakanlık'in iŞi örtbas ettiğini düşünüyor, o cincüceler Bagman'dan altınlarını asla alamadılar, biliyorsunuz -" Masanın ortasından gelen bir kahkaha sağanağı, 119 Bill'in söylediklerinin geri kalanını bastırdı. Fred, George, Ron ve Mundungus koltuklarında tepine tepine gülüyorlardı. "... ve so'ra," dedi Mundungus, gülmekten katılıyor, gözünden yaşlar akıyordu, "ve so'ra, olcak iş mi yani, di-yo ki bana, şöyle diyo, 'Hey, Dung, nerden buldun bunca kurbağyı? Çünkü bi Bludger evladı gitmiş benimkilerin hepsini yürütmüş!' Ben de diyorum ki, 'Bütün kurbağları-m yürütmüş ha, Will, ne günnere kaldık! E ööleyse sana biraz kurbağ lazım, ha?' Ve so'ra, koçlar, inanmıycaksınız ama, meymenetsiz mankafa kendi kurbağlarınm hepsini benden gerisingeri satın alıyo, hem de ilk aldıından daha pahalıya -" Page 43 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı " ş ilişkilerin hakkında daha fazlasını duymamıza gerek yok sanırım, çok teşekkür ederiz, Mundungus," dedi Mrs VVeasley sert sert. Bu arada Ron masanın üstüne kapanmış, ulurcasına gülüyordu. Mundungus hemen, "Kusura kalma, Molly," dedi, gözlerindeki yaşları silerken de Harry'ye göz kırptı. "Ama, anlıyosun ya, VVill zati onları Siğilli Harris'ten yürütmüştü, yani kötü bir şey yaptım sayılmaz." " yiliği kötülüğü nerede öğrendin bilmiyorum, Mundungus," dedi Mrs VVeasley soğuk bir edayla, "ama bana birkaç can alıcı dersi kaçırmışsın gibi geliyor." Fred ve George yüzlerini Kaymakbirası kadehlerine gömdüler. George hıçkırıyordu. Mrs VVeasley ayağa kalkıp tatlı olarak koca bir ravent pastası almaya giderken, nedense Sirius'a pis bir bakış attı. Harry dönüp vaftiz babasına baktı. 120 Sirius alçak sesle, "Molly, Mundungus'u hiç tasvip etmiyor/' dedi. Harry, daha da yavaşça, "Nasıl oluyor da Yoldaşlık'a girdi?" diye sordu. "Faydalı," diye mırıldandı Sirius. "Bütün düzenbazları tanıyor - e tanır tabii, kendi de öyle olduğuna göre. Ama Dumbledore'a çok sadıktır, vaktiyle başını beladan kurtarmış. Etrafta Dung gibi birinin bulunması işe yarıyor, bizim kulağımıza çalınmayan şeyleri duyuyor. Ama Molly, onu yemeğe davet etmenin biraz fazla olduğu görüşünde. Seni izlemesi gerekirken görevini ihmal ettiği için onu bir türlü bağışlamadı." Üç tabak kaymaklı ravent pastası yedikten sonra, Harry'nin kot pantolonunun kemeri rahatsız edecek kadar dar gelmeye başlamıştı (bu da az şey sayılmaz, çünkü bu pantolon eskiden Dudley'nindi). Kaşığını masaya bırakırken, konuşmalar kesilmişti: Tamamen doymuş ve gevşemiş görünen Mr Weasley, arkasına yaslanmıştı; Tonks ağzını ardına kadar açmış esniyordu, burnu da normal haline dönmüştü; Crookshanks'i büfenin altından çıkarmış olan Ginny, döşemeye bağdaş kurup oturmuş, o kovalasın diye Kaymakbirası mantarlarını yuvarlıyordu. Mrs Weasley esneyerek, "Yatma vakti geldi sanırım," dedi. "Henüz değil, Molly," dedi Sirius, boş tabağını iterek dönüp Harry'ye baktı. "Biliyor musun, sana hayret ediyorum. Buraya gelir gelmez ilk yapacağın şeyin Voldemort hakkında sorular sormak olduğunu sanırdım." Odanın havası öyle bir hızla değişti ki, bu, Harry'ye, 121 Ruh Emici'lerin gelişini çağrıştırdı. Birkaç saniye önce uykulu bir gevşeklik hâkimken, şimdi odada gayet uyanık, hatta gergin bir hava vardı. Voldemort'un adının telaffuz edilişiyle, masanın çevresinde bir ürperti dolaştı. Şarabından bir yudum almaya hazırlanan Lupin, kadehini yavaşça masaya bıraktı, dikkat kesilmişti. "Sordum!" dedi Harry hiddetle. "Ron ve Hermi-one'ye sordum, ama bizim Yoldaşlık'a girmemize izin verilmediğini söylediler, o yüzden de -" "Çok da haklılar," dedi Mrs Weasley. "Çok gençsiniz." Koltuğunda dimdik oturuyordu, ellerini yumruk yapıp koltuğunun kollarına koymuştu, yüzündeki uykulu ifadeden eser kalmamıştı. " nsanın soru sormak için ne zamandan beri Zümrüdüanka Yoldaşlığında bulunması gerekiyor?" diye sordu Sirius. "Harry bir aydır o Muggle evine tıkılıp kalmış durumda. Neler olduğunu öğrenmeye hakkı -" "Durun bakalım!" diye yüksek sesle onun sözünü kesti George. Fred kızgın kızgın, "Harry'nin sorularına nasıl cevap veriliyormuş, peki?" diye sordu. "Biz bir aydır sizin ağzınızdan laf almaya çalışıyoruz, bize hiçbir halt söylemediniz!" dedi George. " 'Çok gençsiniz, Yoldaşhk üyesi değilsiniz/ " dedi Fred, fena halde annesininkine benzeyen tiz bir sesle. "Harry reşit bile değil!" Sirius sakin sakin, "Yoldaşlık'ın ne yaptığının sana söylenmemiş olması benim kabahatim değil," dedi, "bu, annenle babanın kararı. Harry'ye gelince -" 122 Mrs VVeasley sert bir ses tonuyla, "Harry için neyin iyi olduğuna karar vermek sana düşmez!" Page 44 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı dedi. Normalde müşfik ifadeli olan yüzünde bu sefer tehlikeli bir ifade vardı. "Dumbledore'un ne dediğini unutmamışsındır umarım!" "Hangi bölümü?" diye sordu Sirius kibarca, ama kendini kavgaya hazırlayan bir adamın havasıyla. Mrs VVeasley, " htiyacı olandan fazlasını Harry'ye söylememek konusunda," dedi, ilk üç kelimenin üstüne basa basa. Ron, Hermione, Fred ve George'un başları, bir tenis maçı izler gibi bir Sirius'a, bir Mrs VVeasley'ye dönüyordu. Ginny, atılmış Kaymakbirası mantarı yığını arasında diz çökmüş duruyor, konuşmayı ağzı biraz açık halde izliyordu. Lupin'in gözleri Sirius'a dikilmişti. "Ona ihtiyacı olandan fazlasını söylemeye niyetim yok, Molly," dedi Sirius. "Ama Voldemort'un geri döndüğünü gören oydu" (bu adı söyleyince yine masanın çevresindeki herkes titredi) "ve çoğundan daha fazla hakkı var -" "O, Zümrüdüanka Yoldaşlığı üyesi değil!" dedi Mrs VVeasley. "Sadece on beş yaşında ve -" "Ve Yoldaşlık'takilerin çoğu kadar iş başardı," dedi Sirius, "hatta bir kısmından daha fazla." "Kimse yaptıklarını inkâr etmiyor!" dedi Mrs VVeasley, sesi yükselerek. Yumrukları koltuğunun kolları üstünde titriyordu. "Ama o hâlâ -" "Çocuk değil!" dedi Sirius sabırsızca. "Ama yetişkin de değil!" dedi, yanakları kızarmaya başlayan Mrs VVeasley. "O, James değil, Sirius!" 123 Sirius soğuk soğuk, "Onun kim olduğunu gayet iyi biliyorum, Molly, sağol," dedi. "Bildiğinden pek de emin değilim!" dedi Mrs VVeas-ley. "Bazen ondan öyle bir söz ediyorsun ki, en iyi arkadaşının geri döndüğünü düşünüyor gibisin!" "Ne varmış bunda?" dedi Harry. "Şu var ki, Harry, sen baban değilsin, ona ne kadar benzeşen de!" dedi Mrs VVeasley, delici bakışları hâlâ Siri-us'a dikiliydi. "Daha okuldasın ve senden sorumlu olan yetişkinler de bunu unutmamalı!" "Benim sorumsuz bir vaftiz babası olduğumu mu söylüyorsun?" diye sordu Sirius, sesini yükselterek. "Senin fazlaca cüretkâr hareket ettiğin zamanlar olduğunu söylemek istiyorum, Sirius. Dumbledore da bunun için seni evde kalasın diye uyarıyor ve -" "Sence bir sakıncası yoksa, Dumbledore'dan aldığım talimatı bu işe hiç karıştırmayalım!" dedi Sirius yüksek sesle. Mrs VVeasley kocasına dönerek, "Arthur!" dedi. "Art-hur, bana destek ol!" Mr VVeasley hemen konuşmadı. Gözlüğünü çıkardı ve karısına bakmaksızın, ağır ağır cüppesiyle temizledi. Onu burnunun üstüne özenle yerleştirdikten sonra cevap verdi ancak. "Dumbledore durumun değiştiğini biliyor, Molly. Artık Karargâh'ta kaldığına göre Harry'ye bir dereceye kadar bilgi verilmesini kabul ediyor." "Evet ama, bu başka, ona 'canının istediğini sor' demek başka!" 124 "Şahsen," dedi Lupin alçak sesle, nihayet gözlerini Si-rius'tan ayırarak; Mrs VVeasley sonunda bir müttefik bulma umuduyla hemen ona döndü, "ben de Harry'nin gerçekleri bilmesinden yanayım -tüm gerçekleri değil, Molly, ama genel tabloyu-, bizden öğrensin, çarpıtılmış bir şeklini öğreneceğine... başkalarından." Yüzünde yumuşak bir ifade vardı, ama Harry, Lu-pin'in, hiç değilse birkaç Uzayan Kulak'm Mrs VVeasley'nin yok etme işleminden kurtulduğunun farkında olduğunu anladı. "Pekâlâ," dedi Mrs Weasley, derin derin nefes alıp, bir türlü gelmeyen desteği bekleyerek masanın çevresindekilere bakarken, "pekâlâ... anladım ki azınlıkta kalacağım. Şunu söyleyeyim: Dumbledore, Harry'nin çok fazla şey bilmesini istemiyorsa bir sebebi vardır. Ben de Harry'nin çıkarını gönülden isteyen biri sıfatıyla diyorum ki -'' Sirius yavaşça, "O senin oğlun değil," dedi. Page 45 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Oğlum sayılır," dedi Mrs VVeasley yırtıcı bir tavırla. "Başka kimi var ki?" "Ben varım!" "Evet," dedi Mrs VVeasley, dudağını bükerek, "mesele şu ki, sen Azkaban'da kilitliyken onunla ilgilenmen biraz zor oldu, değil mi?" Sirius koltuğundan kalkmaya yeltendi. Lupin sert bir sesle, "Molly, bu masada Harry'yi dü-Şünen tek kişi sen değilsin," dedi. "Sirius, otur yerine." Mrs VVeasley'nin alt dudağı titriyordu. Sirius, yüzü bembeyaz, yavaş yavaş koltuğuna çöktü. 125 Lupin, "Bence Harry'nin de söz hakkı olmalı," dedi. "Kendi kendine karar verecek yaşta." Harry hemen, "Neler olduğunu bilmek istiyorum," dedi. Mrs VVeasley'ye bakmadı. Kendisini oğlu saydığını söylemesi hoşuna gitmişti ama, süt kuzusu muamelesi etmesi de sabrını taşırıyordu. Sirius haklıydı, çocuk değildi. "Peki öyleyse," dedi Mrs Weasley, sesi çatlak çatlak. "Ginny - Ron - Hermione - Fred - George hepinizin bu mutfaktan çıkmasını istiyorum, hemen." Anında kıyamet koptu. Fred ve George bir ağızdan, "Biz reşidiz!" diye böğürdüler. "Harry'ye izin varsa, bana niye yok?" diye bağırdı Ron. "Anne, duymak istiyoruml" dedi Ginny, ağlamaklı bir sesle. "HAYIR!" diye bağırdı Mrs Weasley ayağa kalkarken, gözleri çakmak çakmaktı. "Kesinlikle yasaklıyorum -" Mr VVeasley halsizce, "Molly, Fred ile George'a engel olamazsın," dedi. "Onlar sahiden reşit." "Hâlâ okuldalar." "Ama hukuken onlar artık yetişkin," dedi Mr VVeasley, aynı yorgun sesle. Mrs VVeasley şimdi kıpkırmızı olmuştu. "Ben - peki öyleyse, Fred ve George kalabilir, ama Ron-" Ron hararetle, "Harry nasılsa söylediğiniz her şeyi bana ve Hermione'ye anlatacak!" dedi. "Anlatırsın - değil mi ha?" diye ekledi kuşkuyla, Harry'yle göz göze gelerek. 126 Harry bir an için ona, tek kelime bile etmeyeceğini söylemek istedi. Bilgisiz bırakılmanın tadına varsındı bakalım, sevecek miydi? Ama Ron'la göz göze gelince bu kötü dürtü yok oldu. "Elbette söylerim," dedi Harry. Ron ve Hermione sevinçle gülümsediler. "Öyle olsun!" diye bağırdı Mrs VVeasley. "Öyle olsun! Ginny- YATAĞA!" Ginny de öyle sessiz sedasız gitmedi. Ta merdivenlerin tepesine kadar onun esip kükreyişini duydular; hole vardıklarında ise, Mrs Black'in kulak zarı patlatan feryatları bu şamataya eklendi. Lupin sükûneti sağlamak için telaşla portreye koştu. Ancak o dönüp mutfak kapısını kapatarak masadaki yerine oturduktan sonradır ki, Sirius konuştu. "Peki, Harry... ne bilmek istiyorsun?" Harry derin bir nefes aldı ve geçen ay boyunca kafasını taktığı soruyu sordu. "Voldemort nerede?" dedi, bu adı duyunca yinelenen titremelere ve irkilmelere aldırmayarak. "Ne yapıyor? Muggle haberlerini izlemeye çalışıyordum, onun elinden çıkmışa benzeyen hiçbir şey yoktu henüz; yani tuhaf ölümler ya da öyle şeyler." "Çünkü henüz hiç tuhaf ölüm olmadı," dedi Sirius. "En azından, bildiğimiz kadarıyla... epeyce de bir şeyler biliyoruz." "Hiç değilse, onun sandığından fazlasını," dedi Lupin. "Peki nasıl oldu da insanları öldürmeyi bıraktı?" diye 127 sordu Harry. Voldemort'un sırf bir önceki yıl birden fazla kişiyi öldürdüğünü biliyordu. Sirius, "Çünkü dikkati üzerine çekmek istemiyor/' dedi. "Onun için tehlikeli olur. Geri dönüşü pek de istediği şekilde olmadı, anlıyorsun ya. Yüzüne gözüne bulaştırdı." "Ya da, sen onun yüzüne gözüne bulaştırdın," dedi Lupin, memnun bir tebessümle. Page 46 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Nasıl?" dedi Harry hayretle. "Sağ kalmaman gerekiyordu!" dedi Sirius. "Onun Ölüm Yiyen'lerinden başka kimsenin, döndüğünü bilmemesi gerekiyordu. Ama sen hayatta kaldın ve tanık oldun." "Hem geri döndüğü anda bundan haberdar olmasını istediği son kişi de Dumbledore'du," dedi Lupin. "Ve sen Dumbledore'un hemen öğrenmesini sağladın." "Bunun ne faydası oldu ki?" diye sordu Harry. "Şaka mı ediyorsun?" dedi Bili, kulaklarına inanama-yarak. "Dumbledore, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in korktuğu tek kişiydi!" Sirius, "Senin sayende Dumbledore, Voldemort'un dönüşünden bir saat sonra Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nı yeniden toplamayı başardı," dedi. Harry hepsine birden bakarak, "Peki, Yoldaşlık ne yapıyor?" diye sordu. "Voldemort planlarını uygulayamasın diye var gücümüzle çalışıyoruz," dedi Sirius. Harry hemen, "Planlarının ne olduğunu nereden biliyorsunuz?" diye sordu. "Dumbledore'un parlak bir fikri var," dedi Lupin, "ve Dumbledore'un parlak fikirleri de normalde doğru çıkar." 128 "Dumbledore onun ne planladığını düşünüyor, peki?" "Eh, ilk olarak ordusunu yeniden kurmak istiyor," dedi Sirius. "Eski günlerde emrinde muazzam sayıda kişi vardı: ardından gelmeye zorladığı ya da büyülediği cadılarla büyücüler, sadık Ölüm Yiyen'leri, çeşit çeşit Karanlık yaratık. Devleri saflarına katmayı planladığını duydun, ama onlar peşinde olduğu gruplardan sadece birisi. Sihir Bakanlığı'nın karşısına hepi topu bir düzine Ölüm Yi-yen'le çıkmayacağı kesin." "Yani onun daha fazla müridi olmasını durdurmaya çalışıyorsunuz, öyle mi?" "Elimizden geleni yapıyoruz," dedi Lupin. "Nasıl?" "Şimdi, esas olan, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in döndüğüne mümkün olduğu kadar çok kişiyi ikna etmeye çalışmak, onların tetikte olmasını sağlamak," dedi Bili. "Ama bu hiç de kolay olmuyor." "Neden?" "Bakanhk'm tavrı yüzünden," dedi Tonks. "Kim-Ol-duğunu-Bilirsin-Sen döndükten sonra Cornelius Fudge'ı gördün, Harry. şte, konumunu hiç değiştirmedi. Böyle bir şeye inanmayı resmen reddediyor." "iyi ama neden?" dedi Harry çaresizce. "Niye bu kadar aptalca davranıyor? Eğer Dumbledore -" Mr VVeasley acı bir tebessümle, " şte meselenin can alıcı noktasına parmak bastın," dedi. "Dumbledore." Tonks üzüntüyle, "Fudge ondan korkuyor da ondan," 129 dedi. "Dumbledore'dan korkuyor mu?" diye sordu Harry, kulaklarına inanamamış gibi. Mr Weasley, "Bir şeyler çevirdiğinden korkuyor," dedi. "Fudge, Dumbledore'un onu devirmek için plan kurduğunu sanıyor. Dumbledore'un Sihir Bakanı olmak istediğini düşünüyor." "Ama Dumbledore istemiyor ki -" "Tabii ki istemiyor," dedi Mr VVeasley. "Bakan'lıkta asla gözü olmadı, hatta Millicent Bagnold emekli olunca bile. Hem de bir sürü insan onu bu makamda görmek istediği halde. Onun yerine Fudge Bakan oldu, ama Dumbledore bu iş için asla talip olmadığı halde, Fudge onun ne büyük bir desteğe sahip olduğunu asla unutmadı." "Fudge, Dumbledore'un ondan çok daha akıllı olduğunu, çok daha güçlü bir büyücü olduğunu içten içe biliyor; Bakan olduktan sonraki ilk günlerde boyuna Dumbledore'dan yardım ve tavsiye isterdi," dedi Lupin. "Ama anlaşılan iktidar pek hoşuna gitti, kendine de daha fazla güveniyor artık. Sihir Bakanı olmaya bayılıyor ve esas akıllı olanın kendisi olduğuna inanmayı da başardı; Dumbledore'un sırf ortalığı karıştırmak olsun diye sorun çıkardığına da kendini ikna etti." Harry hırsla, "Nasıl düşünebilir böyle bir şeyi?" dedi. "Dumbledore'un bunları uyduracağım nasıl düşünebilir -ya da benim uyduracağımı?" Page 47 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Çünkü Voldemort'un geri dönmüş olduğunu kabul ederlerse, ortada Bakanlık'in son on dört yıldır uğraşmak zorunda kalmadığı kadar büyük bir bela var demektir," dedi Sirius acı acı. "Fudge bu gerçekle yüz yüze gelmeye \ 130 kendini razı edemiyor bir türlü. Dumbledore'un onun konumunu sarsmak için yalan söylediğine inanması çok daha kolay." Lupin, "Sorunu anlıyorsun ya," dedi. "Bakanlık Vol-demort'tan korkmak için bir neden olmadığı konusunda ısrarlıyken, insanları onun döndüğüne ikna etmek zor iş. Hele bir de buna zaten inanmak istemediklerini düşünürsen. Üstelik Bakanlık, 'Dumbledore'un dedikodu tacirliği' dediği şeylerin hiçbirini yayınlamasın diye Gelecek Posta-sı'na da ağır baskı yapıyor. Bu yüzden de büyücü topluluğunun büyük kısmının olup bitenlerden hiç mi hiç haberi yok. Böylece de, Imperius Laneti'ni kullanacak Ölüm Yi-yen'ler için kolay hedef oluşturuyorlar." Harry, "Ama siz insanlara söylüyorsunuz, değil mi?" dedi, Mr Weasley, Sirius, Bili, Mundungus, Lupin ve Tonks'a bakarak, "insanlara onun döndüğünü haber veriyorsunuz?" Hepsi keyifsiz keyifsiz güldüler. Sirius huzursuzca, "Eh, herkes kitle katliamı yapmış biri olduğumu düşündüğüne ve Bakanlık da başıma on bin Galleon ödül koyduğuna göre, sokaklarda dolaşıp broşür dağıtamam pek, değil mi?" dedi. "Ben de topluluğun pek sevilen bir yemek misafiri sayılmam," dedi Lupin. "Bu da kurtadam olmanın mesleki handikapı." "Tonks ve Arthur çenelerini açarlarsa Bakanlık'taki işlerini kaybederler," dedi Sirius, "ve Bakanlık'ta casusları-mz olması bizim için çok önemli, çünkü Voldemort'un °rada casus bulunduracağından emin olabilirsin." 131 "Ama birkaç kişiyi ikna etmeyi başardık," dedi Mr VVeasley. "Örneğin bizim Tonks - geçen sefer Zümrüdüanka Yoldaşhğı'nda olamayacak kadar gençti. Seherbaz'ların bizim tarafta olması da büyük bir avantaj - Kingsley Shackle-bolt da ciddi bir kazanç oldu; Sirius için düzenlenen avm başında o var, Bakanhk'a Sirius'un Tibet'te olduğu yolunda bilgiler veriyor." "Ama eğer hiçbiriniz Voldemort'un döndüğü haberini yaymıyorsanız -" diye başladı Harry. "Hiçbirimizin haberi yaymadığını kim söyledi?" dedi Sirius. "Dumbledore'un başı niye o kadar dertte sanıyorsun?" "Ne demek istiyorsun?" diye sordu Harry. "Onun itibarını zedelemeye çalışıyorlar," dedi Lupin. "Geçen hafta Gelecek Postası'm görmedin mi? Yaşlandığı ve formdan düştüğü için Uluslararası Büyücüler Konfederasyonu Başkanlığından, üyelerin oylarıyla uzaklaştırıldığını bildirdiler, ama bu doğru değil; Voldemort'un döndüğünü bildiren bir konuşma yaptıktan sonra, Bakanlık büyücülerinin yaptığı bir oylamayla uzaklaştırıldı. Büyüce-şûra'daki -yani Büyücü Yüksek Mahkemesi'ndeki- Başsi-hirbaz rütbesini de indirdiler; hatta Birinci Sınıf Merlin Nişanı'nı da geri almaktan söz ediyorlar." "Dumbledore ise, onu Çikolatalı Kurbağa kartlarının üstünden çıkarmadıkları sürece ne yaptıklarına aldırmadığını söylüyor," dedi Bili, sırıtarak. Mr VVeasley sertçe, "Bunda gülecek bir şey yok," dedi. "Eğer Bakanhk'a bu şekilde meydan okumayı sürdürürse kendini Azkaban'da bulabilir, bizim istediğimiz son şey 132 de Dumbledore'un hapse girmesi. Kim-Olduğunu-Bilir-sin-Sen, Dumbledore'un dışarıda olduğunu ve niyetlerinden haberdar olduğunu bilirse, ihtiyatlı davranır. Eğer Dumbledore ortadan çekilirse eh, o zaman Kim-Olduğu-nu-Bilirsin-Sen meydanı boş bulacak demektir." Harry çaresizce, "Peki ama Voldemort daha fazla Ölüm Yiyen'e sahip olmaya çalışıyorsa, geri döndüğü ister istemez anlaşılmaz mı?" diye sordu. "Voldemort insanların evlerine gidip ön kapılarını çalmaz, Harry," dedi Sirius. "Oyun oynar, uğursuzluk büyüsü ve şantaj yapar. Gizli çalışmaya iyice alışkın. Zaten, kendine mürit toplamak onun ilgilendiği şeylerden yalnızca biri. Başka planları da var, gerçekten de çok sessizce uygulamaya koyabileceği planlar. Şimdilik onlar üzerinde yoğunlaşmış durumda." Page 48 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Harry hemen, "Mürit dışında neyin peşindeymiş?" diye sordu. Ona sanki, Sirius cevap vermeden önce Lu-pin'le bir an bakışmış gibi geldi. "Sadece sinsice elde edebileceği şeyler." Harry şaşkın şaşkın bakmaya devam edince, "Silah gibi bir şey," dedi Sirius. "Geçen sefer sahip olmadığı bir şey." "Daha önce güçlü olduğu sırada mı?" "Evet." "Ne tür bir silah, peki?" dedi Harry. "Avada Kedav-ra'dan da beter bir şey -" "Yeter!" Mrs VVeasley kapının yanındaki gölgelerin arasından konuşmuştu. Harry onun Ginny'yi yukarı götürüp dön133 düğünü fark etmemişti. Kollarını kavuşturmuştu ve öfkeden patlayacak gibi görünüyordu. "Derhal yataklarınıza gitmenizi istiyorum. Hepinizin," diye ekledi, Fred, George, Ron ve Hermione'ye bakarak. Fred, "Bize hükmedemezsin -" diye başlayacak oldu. Mrs Weasley, "Şimdi görürsün sen," diye hırladı. Siri-us'a bakarken hafiften titriyordu. "Harry'ye hayli bilgi verdin. Biraz daha verirsen, onu Yoldaşlık'a almaktan farkı kalmayacak." "Neden olmasın?" dedi Harry çabucak. "Katılırım, katılmak istiyorum, savaşmak istiyorum." "Hayır." Bu sefer konuşan Mrs VVeasley değil, Lupin'di. "Yoldaşlık reşit olmuş büyücülerden oluşuyor," dedi. Fred ve George ağızlarını açınca da, "Okulla ilişiği kalmamış büyücülerden," diye ekledi. "Aklınızdan bile geçmeyecek tehlikeler söz konusu, hiçbirinizin... Bence Molly haklı, Sirius. Yeterince söyledik." Sirius omzunu silker gibi oldu ama tartışmadı. Mrs VVeasley oğullarıyla Hermione'yi emreder bir tavırla çağırdı. Teker teker ayağa kalktılar, yenildiğini anlayan Harry de onları izledi. 134 ALTINCI BÖLÜM X. Asil ve Pek Köklü Black Ailesi Mrs Weasley asık suratla onların peşinden yukarı geldi. "Herkes doğruca yatağa, konuşmak yok," dedi birinci katın sahanlığına ulaştıklarında, "yarın çok iş var. Ginny uyumuştur herhalde," diye ekledi Hermione'ye bakarak, "uyandırmamaya çalış." Hermione onlara iyi geceler diledikten sonra bir üst kata çıkarlarken, Fred, "Tabii canım, uyumuştur," dedi alçak sesle. "Ginny şimdi Hermione gelsin de aşağıda konuşulan her şeyi anlatsın diye uyanık beklemiyorsa, ben de Pıtırkurt'um..." "Pekâlâ, Ron, Harry," dedi Mrs Weasley ikinci katın sahanlığında, yatak odasını işaret ederek. "Hadi bakalım yatağa." " yi geceler," dediler Harry ve Ron ikizlere. "iyi uykular," dedi Fred, göz kırparak. Mrs Weasley, Harry'nin arkasından kapıyı vurarak kapadı. Yatak odası ilk bakışta göründüğünden bile daha rutubetli ve iç karartıcıydı. Duvardaki boş tablo, görün135 mez sakini uyuyormuş gibi yavaş yavaş, derin derin soluk alıp veriyordu. Harry pijamasını giydi, gözlüğünü çıkarıp serin yatağa uzandı. Bu arada Ron, sürekli takırtı çıkarıp sabırsızlıkla kanatlarını hışırdatan Hedwig'le Pigwid-geon'ı yatıştırmak için gardırobun üstüne Baykuş kramı atıyordu. "Her gece avlanmaya çıkmalarına izin veremiyoruz," diye açıkladı Ron, vişne çürüğü pijamasını giyerken. "Dumbledore meydanda bir dolu baykuşun gezinmesini istemiyor, şüphe uyandıracağını Page 49 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı düşünüyor. Ah... az daha unutuyordum..." Gidip kapının sürgüsünü çekti. "Niye yaptın ki bunu?" "Kreacher," dedi Ron, ışığı kapatarak. "Burada kaldığım ilk gece, sabahın üçünde geldi. Emin ol, uyanıp da odanda sinsi sinsi dolaştığını görmek istemezsin. Neyse..." yatağına girdi, üstünü örttü ve karanlıkta dönüp Harry'ye baktı; Harry kirli pencereden içeri sızan ay ışığında onun siluetini görebiliyordu, "ne diyorsun?" Harry'nin ona neden söz ettiğini sormasına gerek yoktu. "Eh, bize zaten tahmin edemeyeceğimiz pek bir şey anlatmadılar, değil mi?" dedi, alt katta konuşulan her şeyi düşünerek. "Yani, tek söyledikleri Yoldaşlık'm insanların Vol-" Ron nefesini hızla içine çekti. "-demort'a," diye devam etti Harry kararlı bir sesle, "katılmasını önlemeye çalıştığı. Ne zaman onun adını söylemeye başlayacaksın? Sirius ve Lupin söylüyorlar." 136 Ron bu son sözü duymazdan geldi. "Evet, haklısın," dedi, "bize anlattıkları her şeyi zaten biliyorduk, Uzayan Kulak'lar sayesinde. Yeni olan tek şey -" Şak. "AH!" "Sessiz ol, Ron, annem yine gelmesin." " yi de, dizimin üstünde Cisimlendiniz!" "E ne yapalım, karanlıkta zor oluyor." Harry, Fred'le George'un bulanık siluetlerinin hop diye Ron'un yatağından kalktığını gördü. George ayakucu-na otururken Harry'nin yatak yayları gıcırdadı ve şiltesi birkaç santim çöktü. "Ee, geldiniz mi oraya?" dedi George hevesli hevesli. "Sirius'un bahsettiği silaha mı?" dedi Harry. "Daha doğrusu ağzından kaçırdığı," dedi, şimdi Ron'un yanında oturan Fred iştahla. "Bizim ihtiyar Uza-yan'larla işte bunu duymamıştık, değil mi?" "Sizce nedir?" dedi Harry. "Her şey olabilir," dedi Fred. "Ama Avada Kedavra Laneti'nden daha kötü bir şey olamaz, değil mi?" dedi Ron. "Ölümden kötü ne olabilir ki?" "Belki bir kerede bir sürü insanı öldürebilen bir şeydir," diye fikir yürüttü George. "Belki insan öldürmenin fena halde ac verici bir yoludur," dedi Ron korku içinde. "Acı çektirmek için Cruciatus Laneti var," dedi Harry, "daha etkili bir şeye ihtiyacı yok." Bir sessizlik oldu ve Harry, diğerlerinin de kendi gibi 137 bu silahın ne tür bir dehşet saçabileceğim merak ettiğini anladı. "Peki sizce kimde şimdi?" diye sordu George. "Umarım bizim taraftadır," dedi Ron, biraz ürkek bir sesle. "Bizdeyse, büyük ihtimalle Dumbledore'da duruyor-dur/' dedi Fred. "Nerede?" dedi Ron hemen. "Hogwarts'ta mı?" "Eminim ordadır!" dedi George. "Felsefe Taşı'nı da oraya saklamıştı." "Ama bir silah, Taş'tan daha büyüktür herhalde!" dedi Ron. " lla öyle olması gerekmez," dedi Fred. "Evet, büyüklük gücün garantisi değil," dedi George. "Ginny'ye baksana." "Nasıl yani?" dedi Harry. "Onun Yarasa-Umacı Büyüleri'nden birine hedef olmadın hiç, değil mi?" "Şışşt!" dedi Fred, yataktan biraz doğrularak. "Dinleyin!" Sustular. Merdivenlerden ayak sesleri geliyordu. "Annem," dedi George. Hemen arkasından şak diye bir ses geldi ve Harry, yatağının ayakucundaki ağırlığın kalktığını hissetti. Birkaç saniye sonra, kapı dışındaki döşeme tahtalarının gıcırdadığını Page 50 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı duydular; belli ki Mrs VVeasley konuşuyorlar mı diye bakmaya gelmişti. Hedwig ve Pigwidgeon mahzun mahzun öttüler. Döşeme tahtası tekrar gıcırdadı ve onun Fred'le George'u kontrol etmek için yukarı çıkışını duydular. 138 "Bize hiç güvenmiyor yani," dedi Ron üzüntüyle. Harry uykuya dalamayacağından emindi; bu akşam, üzerinde düşünecek o kadar çok şey olmuştu ki, saatlerce uyanık kalıp kafasında evirip çevirse hiç şaşmazdı. Ron'la konuşmaya devam etmek istiyordu, ama Mrs VVeasley gı-cırdata gıcırdata alt kata inmeye başlamıştı bile, o gittikten sonraysa başkalarının üst kata çıktığını net bir şekilde duydu... hatta, yatak odası kapısının dışında çokbacaklı yaratıklar usulca koşuşturuyordu ve Sihirli Yaratıkların Bakımı öğretmeni Hagrid, "Çok güzeller, di mi ha, Harry? Bu dönem silahlan okuyacağız..." diyordu ve Harry yaratıkların başının olması gereken yerde savaş toplarının bulunduğunu ve ona doğru döndüklerini gördü... eğildi... Sonra kendini, yatak örtüsünün altında kıvrılıp sıcacık bir yumak olmuş halde buldu. Odada George'un sesi yankılanıyordu. "Annem kalksınlar diyor, kahvaltınız mutfakta bekli-yormuş, sonra da size misafir odasında ihtiyacı varmış. Sandığından da çok Doksi varmış ve sedirin altında ölü Pofyumak'larla dolu bir yuva bulmuş." Çabucak giyinip kahvaltı eden Harry ile Ron, yarım saat sonra misafir odasına girdiler. Birinci kattaki bu odanın yüksek bir tavanı ve kirli goblenlerle kaplı zeytin yeşili duvarları vardı. Üstüne basıldıkça halıdan küçük toz bulutları yükseliyor, uzun, yosun yeşili kadife perdelerse, görünmez arılarla doluymuş gibi vızıldıyordu. Mrs Weas-ley, Hermione, Ginny, Fred ve George bu perdelerin etrafında toplanmışlardı, burunlarını ve ağızlarını kapatan örtülerle oldukça garip görünüyorlardı. Hepsinin elinde, 139 içinde siyah bir sıvı, ucunda bir püskürtücü bulunan büyük birer şişe vardı. Mrs Weasley, Harry ve Ron'u görür görmez, "Yüzünüzü örtüp bir fısfıs alın," dedi. nce bacaklı masanın üzerindeki siyah sıvı dolu iki şişeyi işaret etti. "Doksifilit. Hiçbir yeri bu kadar fena bürüdüklerini görmemiştim - o ev cini son on yıldır ne işle meşguldü acaba -" Hermione'nin yüzü bir kurulama beziyle kaplıydı, ama Harry yine de onun Mrs Weasley'ye sitem dolu bir bakış attığını açıkça gördü. "Kreacher çok yaşlı, muhtemelen altından kalkamıyor -" "Kreacher'ın isteyince nelerin altından kalkabildiğim bilsen çok şaşırırdın, Hermione," dedi Sirius, elinde ölü sıçanlarla doluymuş gibi görünen kan lekeli bir torbayla içeri girerek. "Şahgaga'yı besliyordum," diye ekledi, Harry'nin soru soran bakışlarına cevaben. "Yukarıda, annemin odasında tutuyorum onu. Neyse... şu yazı masası..." Sıçan torbasını bir koltuğa bıraktıktan sonra, eğilip kilitli kapaklı masayı incelemeye başladı. Harry masanın hafif hafif titrediğini ilk defa fark etti. "Yani aslında bunun bir Böcürt olduğundan bayağı eminim, Molly," dedi Sirius, anahtar deliğinden bakarak, "ama belki açmadan önce Deli-Göz'e bir baktırsak iyi olur - eğer ben annemi tanıyorsam, burada çok daha kötü bir şey olabilir." "Haklısın, Sirius," dedi Mrs Weasley. kisi de tasasız, kibar seslerle konuşuyordu ve Harry 140 bundan, ikisinin de önceki geceki anlaşmazlığı unutmamış olduğu anlamını çıkardı. Alt kattan gürültülü, çınlayan bir zil sesi geldi, hemen ardından da önceki gece Tonks'un şemsiyeliği devirme-siyle tetiklenmiş olan çığlıklar ve feryatlar kakofonisi yükseldi. "Zili çalmayın deyip duruyorum!" dedi Sirius, kızgın kızgın. Fırlayıp odadan çıktı. Merdivenlerden paldır küldür inişini duydular, bu arada Mrs Black'in ayaklamaları da bir kez daha evin içinde yankılanmaya başlamıştı: "Şerefsizlik lekeleri, pis melezler, kanı bozuklar, pisliğin çocukları../' "Kapıyı kapat lütfen, Harry," dedi Mrs VVeasley. Harry misafir odası kapısını kapatırken cesaret edebil-diğince ağırdan aldı; aşağıda olan bitene Page 51 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı kulak kabartmak istiyordu. Belli ki Sirius annesinin portresinin üzerindeki perdeleri çekebilmişti, çünkü kadın bağrınmayı bırakmıştı. Sirius'un holde yürüdüğünü, sonra ön kapının zincirinin takırtısını, daha sonra da Kingsley Shacklebolt'un o kalın sesini duydu: "Hestia nöbeti benden devraldı, yani şimdi Moody'nin Pelerini onda, ben de Dumbledore için bir rapor bırakayım dedim..." Ensesinde Mrs VVeasley'nin gözlerini hisseden Harry, istemeye istemeye misafir odası kapısını kapatıp Doksici-lere katıldı. Mrs VVeasley, sedirin üstünde açık duran Gilderoy Lockhart'ın Ev Zararlıları Rehberi'nde Doksi sayfasına bakıyordu. "Pekâlâ millet, dikkatli olmanız gerek. Doksi'ler ısırır, 141 dişleri de zehirlidir. Yanımda bir şişe panzehir var, ama kimseye vermek zorunda kalmasam daha iyi." Doğruldu, perdelerin tam önünde pozisyon aldı ve eliyle yanına gelmelerini işaret etti. "Ben söyler söylemez fısfis sıkmaya başlayın/' dedi. "Doğru üstümüze uçacaklar sanırım, ama fısfısların üzerinde yazdığına göre, şöyle sağlam tek bir fıs onları felç ediyormuş. Donup kaldıklarında, onları şu kovaya atın yeter." Onların atış alanından çekilip kendi fısfısını hazırladı. "Pekâlâ -sikini" Harry fısfısını sadece birkaç saniyedir sıkıyordu ki, kumaşın bir kıvrımından yetişkin boyda bir Doksi fırladı. Böceklerinkini andıran parlak kanatlan vınlıyordu, iğne gibi sivri minicik dişlerini çıkarmıştı, perimsi vücudu siyah kıllarla kaplıydı ve hiddetle dört yumruğunu da sıkmıştı. Harry üzerine Doksifilit püskürterek onu suratından vurdu. Doksi havada donakaldı ve şaşırtıcı bir tak sesiyle aşağıdaki yıpranmış halının üzerine düştü. Harry onu alıp kovanın içine attı. "Fred, ne yapıyorsun sen?" dedi Mrs VVeasley, azarlar-casına. "Onu hemen fısfısla ve at!" Harry dönüp baktı. Fred başparmağıyla işaretparma-ğının arasında, çırpınan bir Doksi tutuyordu. "Tamam," dedi Fred neşeyle. Doksi'nin suratına fısfis sıkıp bayılttı, ama Mrs VVeasley arkasını döner dönmez göz kırparak onu cebine attı. "Kaytartan Çerezkutularımız için Doksi zehriyle deney yapmak istiyoruz," dedi George alçak sesle Harry'ye. 142 Burnuna doğru uçan iki Doksi'yi beceriyle fısfıslayan Harry, George'a yaklaşıp çaktırmadan, "Kaytartan Çerez-kutusu da neyin nesi?" dedi. "Hasta eden bir dizi tatlı," diye fısıldadı George, Mrs VVeasley'nin sırtından gözünü ayırmayarak. "Tam anlamıyla, hasta etmiyor ama haa, yalnızca canın istediğinde dersten çıkmana yetecek kadar. Fred'le ben yaz boyunca bunlar üzerinde çalıştık. ki uçlu, renk kodlu, çiğnemelik. Kusma Pastilleri'nin turuncu tarafını yersen, kusuyorsun. Hastane kanadına gidiyorum diye dersten fırlayıp çıktı-ğındaysa, mor tarafını yutuyorsun -" " '- böylece normal haline dönüyor, koca bir saati kazançsız bir can sıkıntısına harcayacağına, kendi istediğin faaliyetle geçiriyorsun.' En azından ilanlara böyle yazıyoruz," diye fısıldadı Fred. Mrs VVeasley'nin görüş alanına girmemeye dikkat ederek, sürüden ayrılmış birkaç Doksi'yi yerden kapıp cebine attı. "Ama üzerinde biraz daha çalışmamız lazım. Şu anda deneklerimiz, kusmaktan mor ucu yutacak fırsatı bulamıyor." "Denekler mi?" "Biz," dedi Fred. "Sırayla deniyoruz. George Bayıltan Lezzetle/i denedi - Burunkanatan Nugat'ı ikimiz de denedik -" "Annem düello yaptık sandı," dedi George. "Şaka dükkânı planı var hâlâ yani?" diye fısıldadı Harry, fısfısının püskürtücüsünü ayarlıyor numarası yaparak. Mrs VVeasley tekrar saldırıya geçmeden önce fularıyla alnını silerken, Fred sesini daha da alçalttı. "Eh, bir yer 143 bulma fırsatımız olmadı henüz," dedi, "bu yüzden şu anda sadece posta havalesiyle çalışıyoruz. Page 52 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Geçen hafta Gelecek Postası'na ilan verdik." "Senin sayende, abi," dedi George. "Ama merak etme... annemin hiç haberi yok. Artık Gelecek Postası'm okumuyor, senle Dumbledore hakkında yalan yazıyor diye." Harry sırıttı. Şaka dükkânı açma emellerini gerçekleştirmeleri için VVeasley ikizlerini Üçbüyücü Turnuvası'nda ödül olarak kazandığı parayı almaya o ikna etmişti, ama yine de Mrs VVeasley'nin bu planın hayata geçirilmesinde parmağı olduğunu bilmemesinden memnundu. Mrs VVeasley, bir şaka dükkânı işletmenin iki oğluna yaraşır bir meslek olmadığını düşünüyordu. Perdelerin Doksi'lerden arındırılması bütün sabah sürdü. Çoktan öğlen olmuştu ki, Mrs VVeasley koruyucu fularım çıkarıp kendini çökük bir koltuğa attı, atar atmaz da tiksinti dolu bir çığlıkla yerinden sıçradı - ölü sıçanlarla dolu torbanın üzerine oturmuştu. Perdeler artık vızıldamıyor, şiddetli fısfıslamadan dolayı gevşek ve nemli duruyorlardı. Perdelerin altındaki kova baygın Doksi'lerle tıka basa doluydu, hemen yanı başında Crookshanks'in kokla-yıp durduğu, Fred'le George'un ise istekli istekli baktığı siyah Doksi yumurtalarıyla dolu bir çanak duruyordu. "Şunları da öğle yemeğinden sonra hallederiz." Mrs VVeasley şöminenin iki yanında duran tozlu vitrinli dolapları gösterdi. Garip nesnelerle dolup taşıyorlardı: bir dizi paslı hançer, pençeler, tomar yapılmış bir yılan derisi, üzerinde Harry'nin anlamadığı dillerde bir şeyler yazan kararmış gümüş kutular ve, en berbatı da, tıpasına büyük 144 bir opal taşı kakılmış, Harry'nin içindekinin kan olduğundan aşağı yukarı emin olduğu, süslü bir kristal şişe. Kapı zili tekrar çınladı. Herkes dönüp Mrs VVeasley'ye baktı. Alt kattan bir kez daha Mrs Black'in tiz çığlıkları yükselirken, Mrs VVeasley sıçan dolu torbayı eline aldı ve katı bir ses tonuyla, "Burada bekleyin," dedi. "Sandviç getireceğim." Odadan çıkıp dikkatle kapıyı arkasından kapattı. Birden herkes kapı eşiğine bakmak için pencereye üşüştü. Dağınık saçlı kızıl-sarı bir kafanın tepesiyle, anca dengede duran birtakım kazanlar gördüler. "Mundungus!" dedi Hermione. "Bütün o kazanları niye getirmiş?" "Herhalde saklayabileceği güvenli bir yer arıyor," dedi Harry. "Beni takip etmesi gereken gece bunlarla meşgul değil miydi? Şüpheli kazanlarla?" "Evet, haklısın!" dedi Fred, ön kapı açılırken; Mundungus kazanlarını kaldırıp çekerek kapıdan girdi ve gözden kayboldu. "Vay be, annem bundan hiç hoşlanmayacak..." George'la birlikte kapının yanına gidip kulak kabarttılar. Mrs Black'in çığlıkları dinmişti. "Mundungus, Sirius ve Kingsley'yle konuşuyor," diye mrıldandı Fred, dikkat kesilmekten çatılmış kaşlarla. "Doğru dürüst duyamıyorum... Uzayan Kulak'ları kullanmak tehlikeli olur mu, ne dersin?" "Değer belki," dedi George. "Gizlice yukarı çıkıp iki tane alabilirim -" 145 Ama tam o anda aşağıdan, Uzayan Kulak'lan tamamen gereksiz hale getiren bir bağırtı yükseldi. Mrs VVeasley avaz avaz haykırıyor, söylediklerini hepsi duyabiliyordu. "BURADA ÇALINTI MAL DEPOSU ŞLETM YORUZ!" "Annemin başkasına bağırmasına bayılıyorum," dedi Fred, yüzünde memnun bir gülümsemeyle. Mrs Weas-ley'nin sesi daha iyi gelsin diye oda kapısını birkaç santim araladı. "Güzel bir değişiklik oluyor." "- SORUMSUZLUĞUN DAN SKASI, SANK YETER NCE SORUNUMUZ YOKMUŞ G B B R DE KALKIP ÇALINTI KAZAN GET R YORSUN -" "Enayiler hızını almasına izin veriyorlar," dedi George, başını iki yana sallayarak. "Çok geç olmadan önlemen gerek, yoksa doldukça dolup saatlerce bağırabiliyor. Hem seni takip etmesi gerekirken sıvıştığından beri Mundungus'a patlamak için yanıp tutuşuyordu zaten, Harry - hah, işte Si-rius'un annesi de başladı yine." Holdeki portrelerden gelen bağrışlar ve çığlıklar, Mrs VVeasley'nin sesini bastırdı. George gürültüyü kesmek için kapıyı kapamaya hamle etmişti ki, bir ev cini odaya daldı. Peştamal gibi beline bağlanmış pis bir paçavra dışında tamamen çıplaktı. Çok yaşlı görünüyordu. Derisi vücuduna birkaç beden boldu sanki ve bütün ev cinleri gibi kel olmasına rağmen, Page 53 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı yarasalarınicıne benzeyen kocaman kulaklarından beyaz kıllar fışkırıyordu. Gözleri kan çanağından farksızdı ve soluk griydi, etli ve epey iri burnuysa domuz burnuna benziyordu. 146 Cin, Harry'yi ve diğerlerini fark ettiğine dair en ufak bir işaret vermedi. Onları hiç görmüyormuş gibi davranarak ve inatla, kambur kambur, ağır ağır, ayaklarını sürüyerek odanın öbür ucuna doğru yürüdü. Bir taraftan da kurbağa sesi eibi boğuk ve kalın sesiyle mırıldanıp duruyordu. "..>hem lağımdan farksız kokuyor, hem de bir suçlu, ama kadın da ondan matah değil, kanı bozuk iğrenç velet-leriyle gelmiş hanımımın evini altüst ediyorlar, ah zavallı hanımım, bir bilse, bir bilse evine alınan alçakları, kim bilir ne derdi ihtiyar Kreacher'a, ah, ne kadar utanç verici, Bulanık'lar ve kurtadamlar ve hainler ve hırsızlar, zavallı ihtiyar Kreacher'ın elinden ne gelir..." "Merhaba, Kreacher," dedi Fred yüksek sesle, kapıyı çarparak. Ev cini olduğu yerde dondu kaldı, söylenmeyi bıraktı ve çok abartılı, hiç inandırıcı olmayan bir şekilde irkildi. "Kreacher genç efendiyi görmedi," dedi, dönüp eğilerek Fred'e selam verdi. Yüzü hâlâ halıya dönük halde, gayet işitilebilir bir sesle ekledi: "Daha doğrusu, pis küçük kanı bozuğu." "Pardon?" dedi George. "O son söylediğini duyamadım." "Kreacher bir şey demedi," dedi cin, George'u da eğilip selamlayarak. Hemen ardından, kolaylıkla duyulabilecek bir fısıltıyla ekledi: " şte bu da ikizi, ne acayip küçük canavarlar bunlar." Harry gülsün mü gülmesin mi bilemiyordu. Cin doğruldu, hepsine hain hain baktı ve belli ki onu duyamayacaklarına karar vererek mırıldanmaya devam etti. 147 "... işte Bulanık da orada, arsız arsız dikilmiş duruyor, ah hanımım bir bilse, nasıl ağlardı kim bilir, bir de yeni bir çocuk var, Kreacher adını bilmiyor. Burada ne yapıyor? Kreacher bilmiyor..." "Bu, Harry, Kreacher," dedi Hermione tereddütle. "Harry Potter." Donuk gözleri faltaşı gibi açılan Kreacher, öncekinden de çabuk çabuk ve hiddetle söylenmeye başladı. "Bulanık, Kreacher'la sanki arkadaşıymış gibi konuşuyor, Kreacher'ın hanımı onu böyle biriyle birlikte görse, ne derdi kim bilir -" "Ona Bulanık deme!" dedi Ron'la Ginny aynı anda, çok kızmışlardı. "Önemli değil," diye fısıldadı Hermione, "aklı başında değil, ne dediğini bilmi-" "Kendini kandırma, Hermione, ne dediğini gayet iyi biliyor," dedi Fred, Kreacher'a büyük bir nefretle bakarak. Kreacher hâlâ mırıldanıp duruyordu, gözleri Harry'-deydi. "Doğru mu? Harry Potter mı o? Kreacher yara izini görebiliyor, doğru olmalı o zaman, Karanlık Lord'u durduran çocuk, bunu nasıl yaptı Kreacher merak ediyor -" "Hepimiz merak etmiyor muyuz, Kreacher?" dedi Fred. "Neyse, ne istiyorsun?" diye sordu George. Kreacher'ın kocaman gözleri hızla George'a döndü. "Kreacher temizlik yapıyor," dedi başından savarcasına. "Ne demezsin," dedi Harry'nin arkasından bir ses. 148 Sirius dönmüştü; kapı eşiğinden ateş saçan gözlerle cine bakıyordu. Holdeki gürültü dinmişti; belki de Mrs VVeasley ve Mundungus tartışmaya mutfakta devam ediyorlardı. Kreacher, Sirius'u görür görmez abartılı bir şekilde eğilip selam verdi, domuz burnuna benzeyen burnu neredeyse yere değecekti. "Doğrul," dedi Sirius sabırsızca. "Şimdi, neler çeviriyorsun?" "Kreacher temizlik yapıyor," diye tekrarladı cin. "Kreacher, Asil Black Ailesi'ne hizmet etmek için yaşıyor -" "Belli, her yer kir pas içinde, iğrenç," dedi Sirius. Kreacher, yeniden eğilip selam vererek, "Efendi her zaman böyle küçük şakaları severdi zaten," dedi, hemen ardından da mırıldanarak devam etti: "Efendi nankör bir domuzdu, annesinin kalbini kırdı -" Page 54 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Annemin kalbi yoktu, Kreacher," diye çıkıştı Sirius. "Sadece kiniyle yaşıyordu." Kreacher bir kez daha eğilerek konuştu. "Efendi nasıl diyorsa öyledir," diye mırıldandı öfkeyle. "Efendi annesinin çizmesinin kirini silmeye layık değil, ah, zavallı hanımım, Kreacher'in ona hizmet ettiğini görse kim bilir ne derdi, ondan nasıl da nefret ediyordu, nasıl da hayal kırıklığına uğramıştı -" "Sana ne işler çeviriyorsun diye sordum," dedi Sirius soğuk bir sesle. "Ne zaman temizlik yapıyorum numarasıyla ortada görünsen, biz atmayalım diye bir şeyler yürütüp odana götürüyorsun." "Kreacher, Efendi'nin evindeki hiçbir şeyi yerinden °ynatmaz," dedi cin, hemen ardından da hızla mırıldana149 rak, "goblen atılsa hanımım Kreacher'ı asla affetmezdi, yedi yüzyıldır bu ailede o, Kreacher onu kurtarmalı, Efen-di'nin, kanı bozukların ve veletlerin onu yok etmesine Kreacher izin vermeyecek -" "Ben de öyle düşünmüştüm zaten," dedi Sirrus, küçümseyen gözlerle karşı duvara bakarak. "Onun arkasına da bir tane Kalıcı Yapıştırma Büyüsü koymuştur kesin, ama atabi-lirsem mutlaka atacağım. Şimdi git burdan, Kreacher." Anlaşılan Kreacher açık bir emre karşı gelme cüretini gösteremiyordu; yine de, ayaklarını sürüye sürüye yanından geçerken Sirius'a fırlattığı bakış, derin bir nefretle doluydu. Odadan çıkana kadar da söylenmeye devam etti. "- Azkaban'dan geri gelip Kreacher'a emirler yağdırıyor, ah, zavallı hanımım, şimdi evi görse kim bilir ne derdi, içinde alçaklar yaşıyor, hazineleri dışarı atılıyor, benim öyle bir oğlum yok diye yemin etti, ama o geri geldi, üstelik katil olduğunu söylüyorlar -" "Söylenmeye devam edersen katil olacağım gerçekten!" dedi Sirius sinirli sinirli, cinin arkasından kapıyı vururken. "Sirius, aklı başında değil onun," dedi Hermione yalvarırcasına, "onu duyabildiğimizin farkında olduğunu sanmıyorum." "Çok uzun süre yalnız kaldı," dedi Sirius, "annemin portresinden çılgın emirler alıp kendi kendine konuştu, ama her zaman küçük pis bir -" "Onu serbest bıraksan," dedi Hermione umutla, "belki-" "Onu serbest bırakamayız, Yoldaşlık hakkında çok 150 şey biliyor," dedi Sirius ters ters. "Hem ayrıca, şoktan ölürdü. Git ona bu evden ayrılmasını öner de, bak bakalım nasıl bir tepki gösteriyor." Sirius odanın öbür ucuna, Kreacher'ın korumaya çalıştığı goblenin asılı olduğu yere yürüdü. Harry ve diğerleri de peşinden gittiler. Goblen son derece eski görünüyordu; solmuştu ve yer yer Doksi'ler tarafından kemirilmiş gibi görünüyordu. Yine de, üzerine işlenmiş sırma tel hâlâ ışıldıyor, Harry'nin çıkarabildiği kadarıyla Ortaçağ'a kadar uzanan adamakıllı dallanmış bir soyağacını gösteriyordu. Goblenin tepesine koca koca harflerle bir şey yazılmıştı: Asil ve Pek Köklü Black Ailesi "Toujours pür"* "Burada sen yoksun!" dedi Harry, gözleriyle ağacın dibini taradıktan sonra. "Eskiden şuradaydım," dedi Sirius, sigara yanığını andıran, küçük, yuvarlak ve kömürleşmiş bir deliği işaret ederek. "Canım ihtiyar annem ben evden kaçtıktan sonra beni uçurmuş - Kreacher alçak sesle bu öyküyü mırıldanmayı pek sever." "Evden mi kaçtın?" "On altı yaşında falandım," dedi Sirius. "Canıma yetmişti." "Nereye gittin peki?" diye sordu Harry, gözlerini ondan ayırmayarak. Fransızca "Daima saf". (Ed. n.) 151 "Senin babanın evine," dedi Sirius. "Büyükbabanla büyükannen bunu hiç mesele etmediler; bana Page 55 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ikinci bir oğul gibi davrandılar. Evet, okul tatillerinde babanın evinde kamp kurdum, on yedi yaşıma gelince de kendi başıma bir yere çıktım. Alphar Amcam bana epeyce bir altın bırakmıştı - o da buradan silinmiş, herhalde sebebi budur - neyse, ondan sonra kendi başımın çaresine baktım. Ama pazar kahvaltısı için Mr ve Mrs Potter'ın evi bana her zaman açıktı tabii." "Ama... niye...?" "Niye mi ayrıldım?" dedi Sirius, acı acı gülümseyip elini uzun, dağınık saçlarına götürerek. "Çünkü alayından nefret ediyordum: annemle babamdan, onların safkan saplantısından, bir Black olmanın insanı neredeyse kraliyet ailesi üyesi yapıyor olduğu inançlarından... onlara inanacak kadar kafasız olan budala erkek kardeşimden... işte şu o." Sirius ağacın en altını, "Regulus Black" yazısını dürttü. Doğum tarihinin hemen yanında, bir ölüm tarihi vardı (on beş yıl öncesinin tarihi). "Benden küçüktü," dedi Sirius, "ve sürekli kafama kakıldığı gibi, çok daha iyi bir oğuldu." "Ama öldü," dedi Harry "Evet," dedi Sirius. "Gerzek budala... Ölüm Yiyen'lere katıldı." "Dalga geçiyorsun!" "Yapma, Harry, ailemin ne tür büyücülerden oluştuğunu anlayacak kadar gezmedin mi bu evi?" diye sordu Sirius sinirli sinirli. 152 "Yani - annenle baban da mı Ölüm Yiyen'lerdi?" "Yo, yo, ama inan bana, Voldemort'un fikirlerini doğru buluyorlardı, büyücü ırkının arıtılması, Muggle doğumlulardan kurtulup başa safkanların getirilmesi taraftarıydılar. Ayrıca bu konuda yalnız da değildiler, Volde-mort gerçek rengini göstermeden önce onun fikirlerinin doğru olduğunu düşünen epeyce insan vardı... ama onun güç sahibi olabilmek için neler yapmaya hazır olduğunu gördüklerinde, korktular. Yine de bahse varım ki annemle babam, ilk katılanlardan olduğu için Regulus'u küçük bir kahraman sanmışlardır." "Bir Seherbaz tarafından mı öldürüldü?" diye sordu Harry duraksayarak. "Yo, hayır," dedi Sirius. "Voldemort öldürdü. Ya da daha büyük ihtimalle, ondan gelen emirle öldürüldü; Re-gulus'un bizzat Voldemort tarafından öldürülecek kadar önemli olduğunu sanmıyorum. O öldükten sonra öğrendiğim kadarıyla, boğazına kadar batmış, ama sonra ondan istenenleri görünce paniğe kapılmış ve çıkmak istemiş. Ama Voldemort'a istifanı veremezsin tabii. Ya ömür boyu hizmet ya ölüm." "Yemek," dedi Mrs Weasley'nin sesi. Asasını önüne doğru kaldırmış, ucunda üzeri sandviç ve kekle dolu koca bir tepsiyi dengede tutuyordu. Suratı kıpkırmızıydı ve belli ki hâlâ kızgındı. Ötekiler bir şeyler yemek için büyük bir hevesle yanına gittiler, Harry ise goblene daha da yakından bakmakta olan Sirius'un yanında kaldı. "Buna yıllardır bakmamıştım. şte Phineas Nigellus... 153 büyük-büyük-büyükbabam... Hogwarts'ın gördüğü en sevilmeyen Müdür'dü... ve işte Araminta Meliflua... annemin kuzini... Muggle avlamanın yasallaşması için Bakan-lık'tan bir Yasa Tasarısı geçirmeye çalıştı... ve sevgili Ella-dora Teyze... çay tepsilerini taşıyamayacak kadar yaşlanmış ev cinlerinin başının kesilmesi şeklindeki aile geleneğini o başlattı... tabii ne zaman aileden birazcık doğru dürüst biri çıksa, reddedilirdi. Bakıyorum da Tonks burada yok. Belki de Kreacher bunun için ondan emir kabul etmiyor - oysa aileden biri ne isterse yapmak zorunda -" "Tonks'la akraba mısınız?" diye sordu Harry, şaşırarak. "Evet, annesi Andromeda en sevdiğim kuzinimdi," dedi Sirius, gobleni dikkatle inceleyerek. "Hayır, Andromeda da burada yok, bak -" ki ismin, Bellatrix ve Narcissa'nın arasındaki bir başka küçük yuvarlak yanık izini gösterdi. "Andromeda'nın kardeşleriyse hâlâ burada, çünkü çok güzel, saygıdeğer safkan evlilikler yaptılar, Andromeda ise Muggle doğumlu biriyle, Ted Tonks'la evlendi, o yüzden de -" Sirius gobleni bir asayla havaya uçurur gibi yaptı ve acı acı güldü. Ancak Harry gülmedi; Page 56 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Andromeda'nın yanık izinin sağ tarafındaki isimlere bakmakla meşguldü. Çift çizgili bir altın işleme Narcissa Black'i Lucius Mal-foy'a bağlıyor, dik bir altın çizgiyse onlardan Draco ismine iniyordu. "Malfoy'larla akrabasın!" "Safkan ailelerin hepsi birbiriyle akrabadır," dedi Siri154 us. "Oğullarınla kızlarının sadece safkanlarla evlenmesine izin verince seçeneklerin epey azalıyor; sayımız çok azaldı çünkü. Molly ve ben evlilik yoluyla hısımız, Arthur'un da kardeş torununun çocuğu gibi bir şey oluyorum. Ama burada onların adını aramaya hiç gerek yok - kanı bozuk diye bir şey varsa, VVeasley'ler kesin onlardandır." Ama Harry şimdi de Andromeda'nın yanık izinin solundaki isme bakıyordu: Bellatrix Black, çift çizgiyle Ro-dolphus Lestrange'a bağlanıyordu. "Lestrange..." dedi Harry yüksek sesle. Bu ad hafızasında bir şeyleri harekete geçirmişti; bir yerden biliyordu, ama midesinde tuhaf, ürpertici bir his uyanmasına rağmen bir süre nereden olduğunu çıkaramadı. "Azkaban'dalar," dedi Sirius sadece. Harry meraklı gözlerle ona baktı. "Bellatrix ve kocası Rodolphus, genç Barty Crouch'la birlikte geldi," dedi Sirius, aynı haşin sesle. "Rodolph-us'un erkek kardeşi Rabastan da onlarlaydı." Ve Harry hatırladı. Bellatrix Lestrange'ı Dumbledo-re'un odasında duran, düşüncelerin ve anıların depolanabildiği Düşünseli denen tuhaf aygıtın içinde görmüştü: Uzun boylu, koyu tenli, şiş gözkapaklı bir kadındı. Mahkemesinde kalkıp Lord Voldemort'a sadakatinin sürdüğünü, düşüşünden sonra onu bulmaya çalışmaktan gurur duyduğunu ve bir gün sadakatinden ötürü ödüllendirileceğine olan inancını ilan etmişti. "Hiç söylemedin onun senin -" "Kuzinim olması bir şeyi değiştirir mi?" diye çıkıştı Bana kalırsa, onlar benim ailem değil. Hele o, ke155 sinlikle değil. Azkaban'da bir an gözüme çarpmasını saymazsan, onu en son senin yaşındayken görmüştüm. Sence onun gibi bir akrabam olduğu için gurur mu duyuyorum?" "Özür dilerim/' dedi Harry hemen, "Öyle demek istemedim - şaşırdım sadece -" "Önemli değil, özür dilemene gerek yok," diye mırıldandı Sirius. Ellerini cebine iyice sokarak goblene arkasını döndü. "Yeniden burada olmaktan hoşlanmıyorum," dedi, misafir odasına göz gezdirerek. "Yine bu eve tıkılacağım hiç aklıma gelmemişti." Harry onu çok iyi anlıyordu. Büyüyüp Privet Drive dört numaradan sonsuza dek kurtulduğunu sanıyorken, geri dönüp yine orada yaşaması gerekse kendini nasıl hissedeceğini biliyordu. " deal bir Karargâh tabii," dedi Sirius. "Babam burada yaşarken eve büyücü kısmının bildiği her tür güvenlik önlemini kurdu. şaretlenemez, böylece Muggle'lar asla gelip kapıyı çalmaz - sanki böyle bir şeyi isterlermiş gibi. Şimdi Dumbledore da kendi korumasını eklediğine göre, başka herhangi bir yerde bu kadar güvenli bir ev bulmak çok zor. Anlarsın ya, Dumbledore Yoldaşlık'm Sır Tutucusu -o bizzat nerede olduğunu söylemedikçe kimse burayı bulamaz-, Moody'nin dün gece sana gösterdiği not var ya, o Dumbledore'dandı..." Sirius kısa, havlarmış gibi bir kahkaha attı. "Annemle babam şimdi evlerinin ne için kullanıldığını görseler... eh, annemin portresi bu konuda sana bir fikir verebilir..." Bir an kaşlarını çattıktan sonra içini çekti. 156 "Arada bir çıkıp işe yarayacak bir şey yapabilsem hiç fena olmazdı. Dumbledore'a duruşmana giderken sana eşlik edip edemeyeceğimi sordum - Fırtık olarak tabii. Biraz moral destek verebilmek için. Ne dersin?" Harry kendini, midesi tozlu halıya düşmüş gibi hissetti. Önceki akşam yemeğinden beri duruşma bir kez bile aklına gelmemişti; en sevdiği insanların yanına gelmenin ve tüm olan biteni duymanın verdiği heyecanla, zihninden uçmuş gitmişti. Ancak Sirius'un sözleriyle, o ezici korku hissi geri geldi. Sandviçlerine yumulmuş Hermione ve VVeasley'lere baktı ve onsuz Hogwarts'a giderlerse Page 57 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı kendini nasıl hissedeceğini düşündü. "Merak etme," dedi Sirius. Harry başını kaldırınca Sirius'un onu izlemekte olduğunu gördü. "Eminim seni aklarlar, Uluslararası Gizlilik Nizamnamesi'nde canını kurtarmak için büyü kullanımına izin verildiğine dair bir şey vardır mutlaka." "Ama beni atarlarsa eğer," dedi Harry alçak sesle, "buraya gelip senle yaşayabilir miyim?" Sirius hüzünle gülümsedi. "Bakarız." "Dursley'lere dönmek zorunda olmadığımı bilsem, duruşma konusunda kendimi çok daha iyi hissederdim," diye sıkıştırdı onu Harry. "Burayı tercih ediyorsan bayağı kötü olmalılar," dedi Sirius kederli kederli. "Siz ikiniz, acele edin, yoksa yiyecek yemek kalmayacak," diye seslendi Mrs VVeasley. Sirius yeniden derin derin iç geçirdi, goblene karan157 lık bir bakış attı ve Harry ile ikisi gidip diğerlerine katıldılar. O öğleden sonra vitrinli dolapları boşaltırlarken, Harry duruşmayı düşünmemek için elinden geleni yaptı. Neyse ki hayli dikkat gerektiren bir işti, nesnelerin çoğu tozlu raflarından ayrılmaya çok isteksiz görünüyordu. Gümüş bir enfiye kutusu Sirius'u çok fena ısırdı; birkaç saniye içinde, ışınlan elinin üzerinde, sert ve kahverengi bir eldivene benzeyen bir kabuk çıktı. "Önemli bir şey değil," dedi, elini ilgiyle inceleyerek. Asasıyla üstüne hafifçe dokunup deriyi normale döndürdü, "içindeki, Siğilkabuğu tozu olmalı." Kutuyu dolaplardan çıkardıkları döküntülerin konduğu çuvalın içine attı; Harry biraz sonra George'un, elini bir kumaş parçasıyla dikkatlice sarıp, kutuyu gizlice zaten Doksi'lerle dolu olan cebine attığını gördü. Çirkin görünümlü gümüş bir alet buldular, çokbacaklı bir cımbıza benzeyen bir şey. Harry onu eline alınca bir örümcek gibi koluna tırmandı ve derisini delmeye çalıştı. Sirius onu hemen yakalayıp Doğanın Asaleti: Bir Büyücülük Şeceresi adlı ağır bir kitapla ezdi. Kurulduğunda hafiften tekinsiz, çın çın bir melodi çalan ve Ginny akıllıca bir hareketle kapağını kapatana dek hepsinin üzerine bir halsizlik ve uyku çökmesine neden olan bir müzik kutusu; hiçbirinin açmayı başaramadığı ağır bir madalyon; bir dizi çok eski mühür; ve, tozlu bir kutunun içinde, Sirius'un büyükbabasına "Bakanlık7 a hizmetlerinden dolayı" verilmiş bir Birinci Sınıf Merlin Nişanı buldular. "Onlara yığınla altın verdiği anlamına geliyor," dedi 158 Sirius, hor gören bir sesle. Madalyayı çöp çuvalının içine attı. Kreacher defalarca odaya çaktırmadan girip peştamalının altında bir şeyler kaçırmaya çalıştı ve her yakalandığında mırıldanarak feci küfürler etti. Sirius üzerinde Black armasını taşıyan büyük altın bir yüzüğü elinden aldığında, Kreacher hiddetten resmen ağladı ve Sirius'a alçak sesle Harry'nin ömründe duymadığı hakaretler ederek hıçkıra hıçkıra odadan çıktı. "Babamındı," dedi Sirius, yüzüğü çuvala atarak. "Kreacher ona anneme olduğu kadar bağlı değildi pek, ama yine de geçen hafta onu babamın eski bir pantolonunu okşayıp öperken yakaladım." * Mrs VVeasley sonraki birkaç gün boyunca onları çok çalıştırdı. Misafir odasını temizlemek üç gün aldı. En sonunda odadaki tüm tatsız şeylerden geriye sadece, duvardan çıkarılmasına yönelik tüm çabalara direnen Black soyağacı gobleni ve takırdayan yazı masası kaldı. Moody henüz Karargâh'a uğramadığından, içindeki şeyden emin olamıyorlardı. Misafir odasından zemin kattaki yemek odasına geçtiler ve orada, büfede gizlenmiş tabak boyunda örümcekler buldular (Ron çay yapacağım diye aceleyle odadan çıktı ve bir buçuk saat boyunca dönmedi). Sirius, Black armasını ve şiarını taşıyan porselenlerin hepsini paldır küldür bir çuvala attı. Kararmış gümüş çerçeveli eski fotoğraflar da porselenlerle aynı kaderi paylaştı, üstlerindeki cam kırılırken sakinleri çığlık çığlığa bağırdı. 159 Snape buna "temizlik" diyor olabilirdi ama, Harry'ye göre yaptıkları iş, eve savaş açmaktı. Ev de Page 58 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı gayet iyi direniyor, bu arada Kreacher da ona yardım ve yardakçılık ediyordu. Ev cini toplandıkları her yerde bitiveriyor, çöp çuvallarının içinden kurtarabileceği her şeyi kurtarırken, mırıldanması giderek daha da çirkinleşiyordu. Sirius onu giyecekle tehdit edecek kadar ileri gitti, ama Kreacher ona ağlamaklı gözlerle bakıp, "Efendi nasıl arzu ediyorsa öyle yapar," dedi. Hemen sonra da arkasını dönüp yüksek sesle söylenmeye başladı: "Ama Efendi Kreacher'ı kovmaz, yoo, hayır, çünkü Kreacher onların ne işler çevirdiğini biliyor, ya, evet, Karanlık Lord'a kumpas kuruyorlar, evet, bu Bulanık'larla ve hainlerle ve alçaklarla..." Bunun üzerine Sirius, Hermione'nin itirazlarına aldırmayarak, Kreacher'ı peştamalının arkasından tuttuğu gibi odadan dışarı fırlattı. Günde birkaç kez kapı zili çalıyor, Sirius'un annesi de işaret verilmiş gibi çığlık çığlığa bağırmaya başlıyor, Harry ve diğerleriyse ziyaretçinin söylediklerini duymak için kulak kabartıyorlardı. Ama Mrs VVeasley onları tekrar işlerinin başına çağırmadan önce duydukları tek tuk laftan çok az şey çıkarabiliyorlardı. Snape birkaç kez daha eve uğrayıp gitti. Harry onunla yüz yüze gelmediğine çok memnun oldu. Harry bir ara Biçim Değiştirme öğretmeni Profesör McGonagall'ı da gördü. Bir Muggle elbisesi ve mantosu içinde çok garip görünüyordu ve oyalanamaya-cak kadar meşgul gibiydi. Ancak bazen, ziyaretçiler yardım etmek için kalıyorlardı. Tonks'un onlara katıldığı unutulmaz bir akşamüstü, üst katlardaki bir tuvalette cani 160 bir ihtiyar gulyabani buldular. Sirius'la birlikte evde kalan, ama Yoldaşlık için esrarlı görevler gerçekleştirmek amacıyla gidip uzun süre gelmeyen Lupin, etraftakilere koca koca cıvatalar atmak gibi kötü bir âdet edinmiş büyük bir sarkaçlı saati onarmalarına yardım etti. Ron'un gardıroptan çıkardığı çok eski mor bir cüppe tam onu boğmaya çalışırken, Mundungus Ron'u kurtardı ve Mrs VVeasley'ye kendini biraz olsun affettirdi. Hâlâ iyi uyuyamamasına, koridorlarla ve kilitli kapılarla ilgili, yara izinin batmasına yol açan rüyalar görüyor olmasına rağmen, Harry yaz başından beri ilk kez eğlenebiliyordu. Meşgul olduğu sürece mutluydu; ancak iş bittiğinde, gardım indirdiğinde, ya da yatakta bitkin bir halde yatıp tavanda dolaşan bulanık gölgeleri seyrettiğinde, ufukta beliren Bakanlık duruşmasının düşüncesi yeniden aklına geliyordu. Atılırsa halinin ne olacağını merak ederken, korkudan içinde bir yerlere iğneler batıyordu. Bu düşünce öyle korkunçtu ki yüksek sesle söylemeye cesaret edemiyordu, hatta Ron'la Hermione'ye bile. ikisini sık sık birbirleriyle fısıldaşır ve ona doğru endişeyle bakarken görüyordu ama, bu konudan bahsetmemek konusundaki tavrını örnek almışlardı. Bazen hayal gücünün ona, asasını kıran ve Dursley'lere dönmesini emreden bir Bakanlık memurunu göstermesine engel olamıyordu. Ama Dursley'lere dönmeyecekti. Bunda kararlıydı. Buraya, Grim-mauld Meydanı'na gelip Sirius'la yaşayacaktı. Mrs Weasley'nin çarşamba akşamı yemekte ona dönüp usulca söyledikleriyle birlikte, sanki midesine bir tuğla düştü: "Yarın sabah için en iyi giysilerini ütüledim, 161 Harry, ayrıca bu gece saçını da yıkamanı istiyorum. yi bir ilk izlenim mucizeler yaratabilir." Ron, Hermione, Fred ve Ginny, birden konuşmayı bıraktılar ve dönüp ona baktılar. Harry peki anlamında başını salladı ve pirzolasını yemeye devam etmeye çalıştı, ama ağzı o kadar kurumuştu ki çiğneyemiyordu bile. "Oraya nasıl gideceğim?" dedi Mrs VVeasley'ye, elinden geldiğince tasasız bir sesle. "Arthur işe giderken seni de götürecek," dedi Mrs Weasley tatlılıkla. Mr VVeasley masanın öbür ucundan Harry'ye cesaret verir bir edayla gülümsedi. "Duruşma vaktine kadar büromda bekleyebilirsin," dedi. Harry dönüp Sirius'a baktı, ama daha aklındaki soruyu soramadan, Mrs Weasley cevabı vermişti bile. "Profesör Dumbledore, Sirius'un seninle gelmesinin iyi bir fikir olmadığını düşünüyor, doğrusunu istersen bence de -" "- ç ok haklı," dedi Sirius, dişlerini sıkarak. Page 59 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Mrs VVeasley dudak büzdü. "Dumbledore bunu sana ne zaman söyledi?" dedi Harry, Sirius'a bakarak. "Dün gece geldi, sen uyurken," dedi Mr VVeasley. Sirius dalgın dalgın çatalını bir patatese sokuyordu. Harry bakışlarını tabağına indirdi. Dumbledore'un duruşmadan bir önceki gece eve gelip de onunla görüşmek istememesi, Harr/nin kendini daha da kötü hissetmesine neden olmuştu - böyle bir şey mümkünse eğer. 162 YED NC BÖLÜM « Sihir Bakanlığı Harry ertesi sabah saat beş buçukta kalktı; sanki birisi kulağının içine doğru haykırmış gibi, aniden, tamamen uyanmıştı. Disiplin duruşmasının düşüncesi beynini en minik zerrelerine kadar doldururken bir an hareketsiz kaldı, sonra, daha fazla dayanamayarak bir hamlede yataktan kalktı ve gözlüğünü taktı. Mrs VVeasley, yeni yıkanıp ütülenmiş kot pantolonuyla tişörtünü yatağının ayakucu-na koymuştu. Harry onları sırtına geçirdi. Duvardaki boş tablo sinsi sinsi güldü. Ron yayılıp yatmıştı, ağzı bir karış açık, mışıl mışıl uyuyordu. Harry odayı geçip sahanlığa çıkarken ve kapıyı yavaşça arkasından kapatırken, o kıpırdamadı bile. Ron'u bir daha ne zaman göreceğini düşünmemeye ve belki de artık Hogwarts'ta sınıf arkadaşı olmayacaklarını aklına getirmemeye çalışan Harry, Kreacher'ın atalarının başlarının yanından sessizce geçerek merdivenlerden indi ve mutfağa gitti. Mutfak boştur diye düşünüyordu, ama kapıya vardığında, içeriden hafif bir uğultu çarptı kulağına. Kapıyı itip 163 açtı. Mr ve Mrs VVeasley, Sirius, Lupin ve Tonks, sanki onu bekliyormuş gibi orada oturuyorlardı. Hepsi dışarı çıkacak gibi giyinmişlerdi, sırtına mor bir kapitone sabahlık geçirmiş Mrs VVeasley hariç. O da Harry girer girmez ayağa fırladı. Asasını çekip telaşla ocağa doğru giderken, "Kahvaltı," dedi. "Gün - ay - aaaydın, Harry," diye esnedi Tonks. Saçı bu sabah sarı ve kıvırcıktı. " yi uyudun mu?" "Evet," dedi Harry. Tonks, yeni bir esnemeyle sarsılarak, "Ben büüü - tün ge - geeece ayaktaydım," dedi. "Gel de otur..." Bir iskemle çekti, bu arada yanındakini de devirdi. "Ne istersin, Harry?" diye seslendi Mrs Weasley. "Yulaf lapası? Kek? Füme balık? Pastırmalı yumurta? Kızarmış ekmek?" "Sadece - sadece kızarmış ekmek, teşekkürler," dedi Harry. Lupin, Harry'ye baktı, sonra Tonks'a, "Scrimgeour hakkında ne diyordun?" diye sordu. "Ah... evet... yani, biraz daha dikkatli olmamız gerek, Kingsley'yle bana tuhaf tuhaf sorular soruyor..." Harry konuşmaya katılması beklenmediği için adeta minnet duydu. çi buruluyordu. Mrs Weasley önüne iki parça marmeladı kızarmış ekmek koydu. Harry yemeye çalıştı ama, bunun hah çiğnemekten farkı yoktu. Mrs YVeasley öbür yanna oturup onun tişörtüyle uğraşmaya koyuldu, etiketini içeri soktu, omuzlarındaki kırışıkları düzeltti. Keşke yapmasa, diye düşündü Harry. 164 "... ve Dumbledore'a yarın gece nöbet tutamayacağımı söylemem gerek, çok ama çok yo - ooo orgunum," dedi Tonks, yine çeneleri kopacakmış gibi esneyerek. "Ben senin yerini alırım," dedi Mr VVeasley. "Ben iyiyim, zaten bitirilecek bir raporum da var..." Mr VVeasley'nin sırtında büyücü cüppesi değil, ince çizgili bir pantolon ve eski bir havacı montu vardı. Tonks'tan Harry'ye döndü. "Kendini nasıl hissediyorsun?" Harry omuzlarını silkti. Page 60 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Yakında bitecek," dedi Mr VVeasley, yüreklendirmek istercesine. "Birkaç saat içinde aklanırsın." Harry hiçbir şey söylemedi. "Duruşma benim katımda, Amelia Bones'un bürosunda. Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi'nin başındadır, seni o sorgulayacak." Tonks içtenlikle, "Amelia Bones iyidir," dedi. "Adildir, seni dinler." Harry başını evet anlamında salladı, hâlâ söyleyecek bir şey gelmiyordu aklına. Sirius birden, "Sinirlerine hâkim ol," dedi. "Kibar davran, gerçeklerden şaşma." Harry yeniden başını salladı. Lupin yavaşça, "Yasalar senin yanında," dedi. "Yaşça küçük büyücülerin bile, hayatlarını tehdit eden durumlarda büyü kullanmasına izin vardır." Çok soğuk bir şey Harry'nin ensesinden aşağı doğru kaydı; önce birisi ona bir Hayalbozan Büyüsü yapıyor sandı, sonra Mrs VVeasley'nin ıslak bir tarakla saçı üzerin165 de işe giriştiğini fark etti. Mrs Weasley başının tepesine sıkı sıkı bastırdı. Umutsuzca, "Hiç düz durmaz mı?" diye sordu. Harry başını iki yana salladı. Mr Weasley önce saatine, sonra Harry'ye baktı. "Sanırım artık gitmemiz gerek," dedi. "Biraz erken gerçi, ama burada oyalanmaktansa Bakanlık'ta olsan daha iyi diyorum." "Tamam," dedi Harry düşünmeden. Kızarmış ekmeğini elinden bırakıp ayağa kalktı. "Merak etme, Harry, bir şey olmayacak," dedi Tonks, koluna vurarak. " yi şanslar," dedi Lupin. "Mesele çıkmayacak, eminim." "Eğer çıkarsa da," dedi Sirius sert bir sesle, "senin adına Amelia Bones'la bizzat ilgilenirim..." Harry zar zor gülümsedi. Mrs Weasley ona sıkıca sarıldı. "Hepimiz arkandayız," dedi. "Tamam," dedi Harry. "Eh... sonra görüşürüz öyleyse." Mr VVeasley'nin peşine takılıp merdivenlerden çıktı, holü geçti. Sirius'un annesinin perdelerin ardında uykusunda homurdandığım duyuyordu. Mr VVeasley kapının sürgüsünü açtı ve soğuk, gri şafağa adım attılar. Hızlı hızlı meydandan geçerlerken, Harry, "Normalde işe yürüyerek gitmiyorsunuz, değil mi?" diye sordu. "Hayır, genellikle Cisimleniyorum," dedi Mr VVeasley, "ama sen elbette bunu yapamazsın ve bence oraya kesin166 likle sihirli olmayan bir şekilde gitmemiz en iyisi... daha olumlu bir izlenim yaratır, duruşmanın nedenini düşünecek olursak..." Yürürlerken Mr Weasley elini ceketinin cebinden çıkarmıyordu. Harry onun eliyle asasını sımsıkı kavradığını biliyordu. Bakımsız sokaklar neredeyse bomboştu, ama berbat durumdaki küçük metro istasyonuna geldiklerinde, erken saatte işe gidenlerle dolu olduğunu gördüler. Mr VVeasley, kendini gündelik işlerini yapan Muggle'ların yakınında bulduğunda hep olduğu gibi, coşkusunu saklamakta güçlük çekiyordu. Otomatik bilet makinelerini işaret ederek, "Cidden inanılmaz," diye fısıldadı. "Harikulade yaratıcı." "Bozuklar," dedi Harry, bir tabelayı işaret ederek. "Evet ama, yine de..." dedi Mr VVeasley, onlara şefkatle gülümseyerek. Biletlerini, makine yerine, mahmur görünen bir bekçiden aldılar (bu işi Harry halletti, çünkü Mr Weasley Muggle parası işlerinde pek başarılı değildi) ve beş dakika sonra onları tıngır tıngır Londra'nın merkezine götürecek bir metro trenine biniyorlardı. Mr VVeasley pencerenin üstündeki Metro Haritası'nı endişeyle tekrar tekrar kontrol ediyordu. "Dört durak daha var, Harry... Şimdi üç durak kaldı... iki durak sonra tamam, Harry..." Londra'nın tam göbeğindeki bir istasyonda indiler, elleri evrak çantalı, takım elbiseli erkekler ve tayyörlü kadınlardan oluşan bir dalgaya kapılıp trenden uzaklaştılar. Yürüyen merdivenlerden çıktılar, bilet turnikesinden geçPage 61 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 167 tiler (Mr Weasley, turnikenin biletini yutuşuna bayıldı) ve iki yanında heybetli binalar uzanan, trafiğin şimdiden yoğun olduğu bir caddeye çıktılar. "Neredeyiz?" diye sordu Mr VVeasley boş boş. Harry bir an, Mr VVeasley'nin sürekli haritaya bakmasına rağmen yanlış istasyonda indiklerini sandı ve kalbi durur gibi oldu; ama Mr VVeasley bir dakika sonra, "Ah evet... buradan, Harry," dedi ve onun önüne düşüp bir yan yola saptı. "Kusura bakma," dedi, "ama hiç trenle gelmedim ve Muggle bakış açısından her şey farklı görünüyor. Aslında ben daha önce ziyaretçi girişini de hiç kullanmadım." Onlar yürümeye devam ettikçe binalar küçüldü, daha az heybetli hale geldi. Sonunda, birkaç tane eski püskü görünüşlü büronun, bir meyhanenin ve dolup taşmış bir çöp konteynırınm bulunduğu bir sokağa vardılar. Harry, Sihir Bakanlığı'nın daha çarpıcı bir yerde olacağını beklerdi. " şte geldik," dedi Mr VVeasley neşeyle. Üzeri yazılarla bezeli bir duvarın önünde duran, birkaç camı eksik, eski ve kırmızı bir telefon kulübesini işaret etti. "Önden buyur, Harry." Telefon kulübesinin kapısını açtı. Harry neler olduğunu merak ederek içeri girdi. Mr VVeasley onun yanına sıkıştı ve kapıyı kapadı. Anca sığdılar. Harry'nin vücudu, sanki serserinin teki yerinden koparmaya çalışmış gibi duvardan eğri büğrü sarkan telefon cihazına yapışmıştı. Mr YVeasley, Harry'nin üzerinden ahizeye uzandı. 168 "Mr VVeasley, sanırım bu da bozuk/' dedi Harry. "Hayır, hayır, eminim iyi durumda," dedi Mr VVeasley, ahizeyi başının üstünde tutup kadrana bakarak. "Hadi bakalım... altı..." numarayı çevirdi, "iki... dört... bir dört daha... ve bir iki daha..." Kadran tıkır tıkır yerine dönerken, telefon kulübesinin içinde sakin bir kadın sesi duyuldu. Ses Mr VVeasley'nin elindeki ahizeden gelmiyordu, hemen yanlarında görünmez bir kadın duruyormuş gibi yüksek ve netti. "Sihir Bakanlığı'na hoşgeldiniz. Lütfen adınızı ve işinizi belirtin." "Şey..." dedi Mr VVeasley, belli ki ahizeye doğru konuşup konuşmaması gerektiğini kestiremiyordu. Sonunda ağızlığı kulağına tutarak işin ortasını buldu. "Arthur VVeasley, Muggle Eşyalarının Kötüye Kullanımı Dairesi'nden; bir disiplin duruşmasına katılmak üzere çağrılan Harry Pot-ter'a eşlik ediyorum..." Sakin kadın sesi, "Teşekkürler," dedi. "Ziyaretçi, lütfen rozeti alın ve cüppenizin önüne takın." Bir çıtırtı ve bir tıkırtı duyuldu, Harry genellikle iade edilen bozuklukların göründüğü madeni oluktan bir şeyin kaydığını gördü. Uzanıp aldı: Üzerinde Harry Potter, Disiplin Duruşması yazan kare şeklinde gümüş bir rozetti bu. Harry rozeti tişörtünün önüne takarken, kadın sesi yine konuştu. "Bakanlık ziyaretçisi, güvenlik masasında bir aramadan geçmek ve asanızı kayıt için sunmak zorundasınız; güvenlik masası Atriyum'un öbür ucundadır." Telefon kulübesinin zemini sarsıldı. Yavaş yavaş top169 rağa gömülüyorlardı. Kulübenin camlarından kaldırım yükseliyormuş gibi görünürken, Harry kaygıyla etrafına baktı; sonunda üstlerine karanlık çöktü. Hiçbir şey göre-miyordu; telefon kulübesi toprağın içinde ilerlerken sadece yeknesak bir gıcırtı duyuluyordu. Harry'ye aslında çok daha uzunmuş gibi gelen bir dakika kadar bir sürenin ardından, altın bir ışık demeti ayaklarını aydınlattı, sonra da genişleyip vücudu boyunca yükseldi, yüzüne vurdu. Harry sulanmasınlar diye gözlerini kırpmak zorunda kaldı. Kadının sesi, "Sihir Bakanlığı iyi günler diler," dedi. Telefon kulübesinin kapısı hızla açıldı. Mr VVeasley dışarı çıktı, ağzı beş karış açılmış Harry de onu izledi. Koyu renk ahşap döşemesi gıcır gıcır cilalanmış, çok uzun ve görkemli bir salonun bir ucunda duruyorlardı. Parlak mavi tavana parıl parıl altın simgeler kakılmıştı, muazzam bir semavi ilan tahtası gibi hareket edip değişiyorlardı. ki tarafta uzanan, parlak koyu renk ahşapla kaplı duvarların içlerine çok sayıda yaldızlı şömine yerleştirilmişti. Her birkaç saniyede bir, soldaki şöminelerden hafif bir ıslık sesiyle bir cadı ya da büyücü çıkıyordu. Sağ tarafta ise, gitmek Page 62 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı isteyenler şöminelerin önünde kısa kuyruklar oluşturmuştu. Salonun ortasında bir fıskiye vardı. Daire şeklindeki havuzun ortasında, gerçek boyutlarından büyük bir grup altın heykel duruyordu. En yüksek olanı, asasını dosdoğru havaya uzatmış, soylu görünüşlü bir büyücüydü. Güzel bir cadı, bir at-adam, bir cincüce ve bir ev cini onun çevresine toplanmışlardı. Son üçü, hayran hayran cadıyla büyü170 cüye bakıyordu. kisinin asalarının, at-adamın okunun, cincücenin şapkasının ve ev cininin iki kulağının ucundan pırıldayan sular fışkırıyordu. Böylece, Cisimlenenlerin pop ve şak seslerine, dökülen suyun şıpırtısı da karışıyor, çoğu sabahın erken saatlerine has asık suratlarla salonun öbür ucundaki altın kapılara doğru yürüyen yüzlerce cadı ile büyücünün ayak sesleri de bunlara ekleniyordu. "Buradan," dedi Mr Weasley. Kimi düştü düşecek parşömen yığınları, kimi eski püskü evrak çantaları taşıyan, bazıları yürürken Gelecek Postası'm okuyan Bakanlık çalışanları arasından kendilerine yol bularak kalabalığa karıştılar. Fıskiyenin yanından geçerlerken Harry'nin gözüne, havuzun dibinde parıldayan gümüş Sickle'larla bronz Knut'lar çarptı. Havuzun yanındaki küçük, kararmış tabelada şöyle diyordu: S H RL KARDEŞLER FISK YES N N TÜM GEL R , ST MUNGO S H RSEL HASTALIKLAR VE SAKATLIKLAR HASTANES 'NE BAĞIŞLANACAKTIR. Harry kendini çaresizce, Eğer Hogıvarts'tan atılmazsam ben de on Galleon koyacağım, diye düşünürken buldu. "Buradan, Harry," dedi Mr Weasley. Altın kapılara giden Bakanlık çalışanları selinden ayrıldılar. Soldaki bir masada, Güvenlik yazılı bir tabelanın altında oturan, kötü tıraşlı, parlak mavi cüppeli büyücü onlar yaklaşırken başını kaldırıp baktı ve Gelecek Postası'm elinden bıraktı. Mr VVeasley, eliyle Harry'yi işaret ederek, "Bir ziyaretçiye eşlik ediyorum," dedi. 171 "Buraya gelin," dedi büyücü, bezgin bir sesle. Harry ona yaklaştı, büyücü bir araba anteni kadar ince ve esnek olan uzun, altın bir çubuğu Harry'nin önünde ve arkasında gezdirdi. Sonra, "Asa," diye homurdandı, altın aleti bırakıp elini uzatarak. Harry asasını çıkardı. Büyücü onu, tek kefeli bir terazi benzeri garip pirinç bir cihaza bıraktı. Cihaz titreşmeye başladı. Kaidesindeki bir yarıktan, dar bir parşömen şeridi hızla çıktı. Büyücü bunu kopardı ve üzerinde yazılanları okudu. "On bir inç, anka telekli, dört yıldır kullanılıyor. Doğru mu?" "Evet," dedi Harry tedirgin tedirgin. "Bu bende kalsın," dedi büyücü, parşömen şeridini ucu sivri küçük pirinç bir çubuğa takarak. "Sen de bunu geri alıyorsun," diye ekledi, asasını Harry'ye doğru itti. "Teşekkür ederim." "Bir dakika..." dedi büyücü ağır ağır. Gözleri Harry'nin göğsündeki gümüş ziyaretçi rozetinden hızla alnına kaymıştı. Mr VVeasley kararlı bir edayla, "Teşekkürler, Eric," dedi ve Harry'yi omzundan tuttuğu gibi masadan uzaklaştırdı, altın kapılardan geçen cadılarla büyücüler seline yeniden daldılar. Kalabalık tarafından biraz itilip kakılan Harry, kapılardan, içerideki daha küçük salona geçen Mr Weasley'yi izledi; burada dövme altından parmaklıkların arkasında en azından yirmi asansör vardı. Harry ile Mr VVeasley 172 bunlardan birinin önündeki kalabalığa katıldılar. Yakınlarında, elindeki büyük mukavva kutudan hışırtılı sesler çıkan koca sakallı bir büyücü duruyordu. Büyücü, Mr VVeasley'ye başını sallayarak, " yi misin, Arthur?" dedi. Mr VVeasley kutuya bakarak, "Orada ne var öyle, Bob?" diye sordu. Büyücü ciddi bir sesle, "Emin değiliz," dedi. "Ağzından alevler çıkana kadar, bataklık standardında bir tavuk sanıyorduk. Bana, Deneysel Üretme Yasağı'nın ciddi bir ihlali gibi geliyor." Asansör büyük bir gürültü ve patırtıyla önlerine indi; altın parmaklık arkaya kaydı, Harry ile Mr Page 63 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı VVeasley kalabalığın geri kalanıyla birlikte bindiler. Harry arka duvara sıkışıp kımıldayamaz hale gelmişti. Bazı cadılarla büyücüler ona tuhaf tuhaf bakıyordu; kimseyle göz göze gelmemek için bakışlarını ayaklarına dikti, bir yandan da perçemini düzeltiyordu. Parmaklıklar kayarak tangırtıyla kapandı ve asansör, zincirleri takırdayarak yükselmeye başladı; o sırada, Harry'nin telefon kulübesinde duyduğu sakin kadın sesi bir kez daha asansörde çınladı. "Yedinci Kat, Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi; Britanya ve rlanda Quidditch Ligi Karargâhı, Resmi Tükü-renbilye Kulübü ve Saçmasapan Patentler Bürosu buradadır." " Asansör kapıları açıldı. Çeşitli Quidditch takımları posterlerinin duvarlara eğri büğrü asılmış olduğu tertipsiz görünüşlü bir koridor Harry'nin gözüne çarptı. Asansördeki büyücülerden bir kucak dolusu süpürge taşıyanı, 173 zorlukla kendini kurtarıp çıktı ve koridorun ucunda gözden kayboldu. Kapılar kapandı, asansör bir kez daha sarsılarak yükselmeye başladı ve kadının sesi yine anonsa başladı: "Altıncı Kat, Sihirli Ulaşım Dairesi; Uçuç Şebekesi Mercii, Süpürge Denetim daresi, Anahtar Bürosu ve Cisimlenme Sınav Merkezi buradadır." Asansör kapıları bir daha açıldı, dört beş cadıyla büyücü dışarı çıktı; aynı anda, birkaç kâğıt uçak içeri süzüldü. Onlar başının üstünde tembel tembel kanat çırparken, Harry başını kaldırıp baktı; eflatun renkteydiler, kanatlarının kenarında Sihir Bakanlığı damgasını görebiliyordu. Mr VVeasley, "Bölümlerarası notlar sadece," diye mırıldandı. "Daha önce baykuş kullanıyorduk, ama inanılmaz bir karmaşa yaratıyorlardı... masaların üstü baykuş pisliği dolmuştu..." Asansör takırdayarak yukarı doğru çıkarken, notlar da tavanda sallanan lambanın çevresinde kanat çırpıyordu. "Beşinci Kat, Uluslararası Sihirsel şbirliği Dairesi; Uluslararası Sihirsel Ticaret Standartları Kurulu, Uluslararası Sihirsel Hukuk Bürosu ve Uluslararası Büyücüler Konfederasyonu Britanya Kürsüsü buradadır." Kapılar açılınca, birkaç cadı ve büyücüyle birlikte notlardan iki tanesi ok gibi dışarı fırladı, ama birkaç not da aynı hızla içeri daldı; lambanın ışığı, onlar çevresinde uçuşurken yanıp sönmeye başladı. "Dördüncü Kat, Sihirli Yaratıkların Düzenlenmesi ve Denetimi Dairesi; Canavar, Varlık ve Ruh Bölümleri, Cin174 cüce rtibat Bürosu ve Zararlılar Danışma Bürosu buradadır." Ateş püskürten tavuğu taşıyan büyücü, "Pardon," dedi ve peşinde küçük bir not sürüsüyle asansörü terk etti. Kapılar yemden tangırdayarak kapandı. "Üçüncü Kat, Sihirli Kazalar ve Felaketler Dairesi; Büyü Kazalarını Düzeltme Ekibi, Unutturucu Karargâhı ve Muggle'ları kna Edici Mazeretler Komitesi buradadır." Bu katta, ucu yerlerde sürünen son derece uzun bir parşömeni okuyan bir cadı, Mr Weasley ve Harry hariç herkes indi. Asansör yeniden sarsılarak yükselirken, geri kalan notlar lambanın etrafında süzülmeyi sürdürdü, sonra kapılar açıldı ve ses duyuruda bulundu. " kinci Kat, Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi; Sihrin Uygunsuz Kullanımı Bürosu, Seherbaz Karargâhı ve Büyüce-şûra dari Hizmetleri buradadır." " şte bizim kat, Harry," dedi Mr VVeasley. Asansörden çıkıp cadının arkasından, iki tarafında kapılar uzanan koridorda ilerlediler. "Benim bürom katın öbür tarafında." "Mr VVeasley," dedi Harry, güneş ışığının içeri girdiği bir pencerenin yanından geçerlerken, "hâlâ yeraltında değil miyiz?" "Öyle," dedi Mr VVeasley. "Bunlar büyülü pencereler. Sihirsel Bakım her gün havanın nasıl olacağını tayin eder. Geçen sefer zam peşindelerken iki ay kasırgada kalmıştık. .. Hemen şurayı dönünce, Harry." Bir köşeyi döndüler, çift kanatlı ağır bir meşe kapıdan geçtiler ve bölmelere ayrılmış, konuşmalar ve kahkahaların yankılandığı kalabalık bir açık alana geldiler. Notlar 175 Page 64 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı bölmelere minyatür roketler gibi hızla girip çıkıyordu. En yakındaki eğri tabelada Seherbaz Karargâhı yazılıydı. Buranın önünden geçerlerken Harry çaktırmadan kapılardan içeri baktı. Seherbaz'larm bölmelerinin duvarları, aranan büyücülerin resimlerinden tutun da, ailelerinin fotoğraflarına, en sevdikleri Quidditch takımlarının posterlerine ve Gelecek Postasz'ndan kesilmiş yazılara varana kadar, her şeyle kaplanmıştı. Kırmızı cüppeli, atkuyruğu Bill'inkinden de uzun bir adam, çizmelerini masasına koyup oturmuş, tüy kalemine bir rapor dikte ediyordu. Biraz ileride, bir gözünün üzerinde göz bağı olan bir cadı, bölme duvarının üstünden Kingsley Shacklebolt'la konuşuyordu. Onlar yaklaşınca, Kingsley kayıtsızca, "Günaydın, VVeasley," dedi. "Sana bir şey söylemek istiyorum, bir saniyen var mı?" "Gerçekten bir saniyeyse olur," dedi Mr VVeasley. "Biraz acelem var da." Sanki birbirlerini pek az tanıyorlarmış gibi konuşuyorlardı ve Harry, Kingsley'ye merhaba demek için ağzım açınca Mr VVeasley ayağına bastı. Kingsley'nin peşinden sıra boyunca yürüyüp en sondaki bölmeye gittiler. Harry ufak bir şok geçirdi, Sirius'un yüzü her taraftan ona göz kırpıyordu. Gazete kupürleri ve eski fotoğraflar -hatta Sirius'un, Potter'ların düğününde sağdıç olarak bir fotoğrafı- duvarları süslüyordu. Sirius'suz tek yer, üzerindeki küçük kırmızı topluiğnelerin mücevher gibi parıldadığı bir dünya haritasıydı. Kingsley, Mr VVeasley'nin eline bir parşömen tomarı 176 tutuşturarak, "Al bakalım," dedi ters ters. "Son on iki ayda görülmüş uçan Muggle taşıtları hakkında mümkün olduğunca çok bilgiye ihtiyacım var. Black'in hâlâ eski motosikletini kullanıyor olacağı yolunda bilgiler edindik." Kingsley, Harry'ye abartıyla göz kırparak fısıltıyla ekledi: "Ona dergiyi ver, ilginç bulabilir." Sonra da normal bir ses tonuyla, "Fazla da gecikme, VVeasley," dedi, "hararetli silahlar raporundaki gecikme, soruşturmamızı bir ay engellemişti." Mr VVeasley sakin sakin, "Eğer raporumu okumuş olsaydın, terimin ateşli silahlar olduğunu bilirdin," dedi. "Ve korkarım motosikletler konusunda bilgi için de beklemen gerekecek; şu anda son derece meşgulüz." Sesini alçaltarak, "Saat yediden önce kaçabilirsen, Molly köfte yapıyor," dedi. Harry'ye eliyle "gel" işareti yaparak onu Kingsley'nin bölmesinden çıkardı; ikinci bir meşe kapı dizisinden başka bir geçide girdiler, sola döndüler, başka bir koridor boyunca yürüdüler, sağa dönerek loş ışıklı ve kesinlikle bakımsız bir koridora girdiler. Sonunda bir çıkmaza geldiler; solda aralık duran bir kapının arkasında bir süpürge dolabı görünüyordu, sağdaki bir kapının üstündeki donuk pirinç plakada ise Muggle Eşyalarının Kötüye Kullanımı yazılıydı. Mr VVeasley'nin kir pas içindeki bürosu, süpürge dolabından birazcık daha küçük görünüyordu. çeri iki masa sıkıştırılmıştı, duvarlara dizili ve tepelerinde düştü düşecek dosya yığınları olan ağzına kadar dolu dosya dolapla-n yüzünden, odada neredeyse adım atacak yer yoktu. Ge177 riye kalan azıcık duvar, Mr VVeasley'nin takıntılarının kanıtıydı: aralarında demonte edilmiş bir motorunki de bulunan birkaç araba posteri; Muggle çocuk kitaplarından kesilmişe benzeyen iki posta kutusu çizimi; ve bir prizin nasıl takılacağını gösteren bir şema. Mr VVeasley'nin ağzına kadar dolu gelen-evrak tepsisinin tepesinde, avutulmaz biçimde hıçkıran eski bir tost makinesi duruyor, iki tane boş deri eldiven parmaklarını çeviriyordu. VVeasley ailesinin bir fotoğrafı, gelen-evrak tepsisinin yanında duruyordu. Harry, Percy'nin fotoğraftan çıkıp gitmiş gibi göründüğünü fark etti. Mr VVeasley özür dilercesine, "Penceremiz yok," dedi, bir yandan da havacı montunu çıkarmış, koltuğunun arkasına asıyordu. " stedik ama, bizim bir pencereye ihtiyacımız olmadığını düşünüyorlar besbelli. Otur, Harry, Per-kins gelmemiş anlaşılan." Mr VVeasley, Kingsley Shacklebolt'un ona verdiği parşömen tomarını karıştırırken, Harry de Perkins'in masasının arkasındaki koltuğa sıkıştı. Page 65 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Mr VVeasley sırıtarak, "Ah," dedi, evrakın ortasından Dırdırcı adlı bir dergi çıkararak, "evet..." Sayfalarını karıştırdı. "Evet, haklı. Sirius'un bunu çok komik bulacağından eminim - aman aman, bu da ne şimdi?" O sırada açık kapıdan içeri hızla bir not süzülmüştü, hıçkıran tost makinesinin üstüne konmak için çırpınıyordu. Mr VVeasley onu açıp yüksek sesle okudu. " 'Bethnal Green'de üçüncü bir kusan umumi tuvalet istihbaratı alındı, lütfen derhal araştırın.' Bu iş gittikçe gülünç bir hal almaya başladı..." 178 l "Kusan tuvalet mi?" "Muggle-karşıtı eşek şakacıları," dedi Mr Weasley, kaşlarını çatarak. " ki tane de geçen hafta vardı, biri VVimbledon'da, biri Elephant and Castle'da. Muggle'lar sifonu çekiyor ve her şey ortadan kaybolacağına - eh, gerisini tahmin edebilirsin. Zavallıcıklar şeyleri çağırıp duruyor - susmukçu diyorlar sanırım - bilirsin işte, şu boruları falan tamir edenler." "Muslukçu mu?" "Hah, onlar işte; ama bu elbette sadece bir şaşırtmacadan ibaret. Elimden gelen tek şey, yapanı buluruz diye ümit etmek." "Onları Seherbaz'lar mı yakalayacak?" "Yo hayır, Seherbaz'lar için çok küçük bir iş bu, sıradan Sihirli Yasal Yaptırım Devriyesi - ah, Harry, bu Perkins." Kambur duruşlu, tiftik tiftik beyaz saçlı ve çekingen görünüşlü ihtiyar bir büyücü az önce soluk soluğa odaya girmişti. "Ah, Arthur!" dedi umutsuzca, Harry'ye bakmadan. "Çok şükür, ne yapacağımı bilemedim, seni beklesem mi, beklemesem mi... Evine bir baykuş gönderdim ama, belli ki sana yetişememiş - on dakika önce acil bir mesaj geldi -" "Kusan tuvaleti biliyorum," dedi Mr VVeasley. "Hayır, hayır, tuvalet değil, Potter denen çocuğun duruşması - zamanım ve yerini değiştirdiler şimdi, sekizde başlıyor ve aşağıda, eski On Numaralı Mahkeme Salo-nu'nda -" "Aşağıda, eski - ama bana demişlerdi ki - Merlin'in sakalı!' 179 Mr VVeasley saatine baktı, bir feryat kopardı ve yerinden fırladı. "Çabuk, Harry, beş dakika önce orada olmalıydık!" Mr VVeasley, peşinde Harry'yle koşa koşa bürodan çıkarken, Perkins onlara yol vermek için dosya dolaplarına yapıştı. "Niye zamanını değiştirmişler?" dedi Harry soluk soluğa, Seherbaz bölmelerinin önünden hızla geçerlerken, insanlar başlarını çıkarmış, onlara bakıyordu. Harry sanki içinde ne var ne yoksa hepsini geride, Perkins'in masasında unutmuş gibi bir hisse kapıldı. "En ufak bir fikrim yok, çok şükür ki erken geldik, eğer kaçırsaydm felaket olurdu!" Mr VVeasley asansörlerin yanında kayarak durdu ve sabırsızca "aşağı" düğmesine bastı. "Hadi AMA!" Asansör takırdayarak göründü, hemen içeri daldılar. Asansörün her duruşunda Mr VVeasley öfkeyle lanet okuyarak dokuz numara düğmesine basıp duruyordu. "Bu mahkeme salonları yıllardır kullanılmıyor," dedi öfkeyle. "Niye orada yapıyorlar bilmem ancak - yok, olmaz -" Üstünden dumanlar tüten bir kadehi taşıyan tombul bir cadı o anda asansöre girince, Mr VVeasley ne demek istediğini açıklamaktan vazgeçti. "Atriyum," dedi sakin kadın sesi. Altın parmaklık kayarak açıldı, fıskiyedeki altın heykeller uzaktan Harry'nin gözüne çarptı. Tombul cadı dışarı çıktı, yüzü pek yaslı, soluk tenli bir büyücü içeri girdi. 180 Asansör inmeye başlarken, mezardan gelir gibi bir sesle, "Günaydın, Arthur," dedi. "Seni buralarda pek görmüyoruz." Page 66 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Acil bir iş, Bode," dedi Mr VVeasley, topukları üzerinde sallanıyor ve endişeli endişeli Harry'ye bakıyordu. "Ah, evet," dedi Bode, gözlerini kırpmaksızın Harry'-yi inceledi. "Elbette." Harry pek bir şey hissedecek durumda olmasa da, Bo-de'un üstünden ayrılmayan bakışı onu rahatsız etmişti. "Esrar Dairesi," dedi sakin kadın sesi, başka da bir şey söylemedi. Asansör kapıları tangırdayarak açılırken, Mr VVeasley, "Çabuk ol, Harry," dedi. Yukarıdakilerden hayli farklı bir koridorda hızla ilerlediler. Duvarlar çıplaktı; pencere yoktu, koridorun en ucundaki sade siyah kapı dışında kapı da yoktu. Harry buraya gireceklerini sandı, ama Mr VVeasley onu kolundan yakaladığı gibi soldaki bir açıklığa, oradan da birkaç basamaklı merdivene sürükledi. "Buradan aşağı, aşağı," diye soludu Mr VVeasley, basamakları ikişer ikişer inerek. "Asansör bile buraya kadar inmiyor... neden burada yapıyorlar, hiç..." Merdivenin altına vardılar, Snape'in Hogwarts'taki zindanına giden koridora çok benzeyen, kaba taş duvarlı, mesnetler içinde meşaleleri olan bir başka koridordan koştular. Bu defa, demir sürgüleri ve anahtar delikleri olan ağır tahta kapıların önünden geçtiler. "On Numaralı... Mahkeme Salonu... sanırım... neredeyse... evet." Mr VVeasley, muazzam bir demir kilidi olan kirli ve 181 koyu renk bir kapının önünde sendeleyerek durdu ve duvara yaslanarak göğsünü tuttu. "Hadi git," dedi soluk soluğa, başparmağıyla kapıyı işaret etti. "Gir şuraya." "Siz - siz benimle gelmiyor -?" "Hayır, hayır, girmeme izin yok. yi şanslar!" Harry'nin kalbi, âdemelmasında trampet çalıyordu. Güçlükle yutkundu, ağır demir kapı kolunu çevirdi ve mahkeme salonuna girdi. 182 SEK Z NC BÖLÜM Duruşma Harry nefesini hızla içine çekti; kendine engel olamamıştı. Girdiği büyük zindan ona fena halde tanıdık geliyordu. Burayı daha önce görmekle kalmamış, buraya gelmişti de. Burası Düşünseli'nde ziyaret ettiği, Lestrange'la-rın Azkaban'da ömür boyu hapse mahkûm edilmelerini izlediği yerdi. Karanlık taş duvarlara meşalelerin donuk ışığı vuruyordu. Harry'nin iki yanında yükselen sıralar boştu, ama tam karşısındaki en yüksek sıralarda çok sayıda karanlık siluet vardı. Harry içeri girdiğinde alçak sesle konuşuyorlardı, ama kapı arkasından kapandığında ortalığa meşum bir sessizlik çöktü. Mahkeme salonunda soğuk bir erkek sesi yankılandı. "Geç kaldın." "Özür dilerim," dedi Harry ürkekçe. "Duruşma - duruşma saatinin değiştiğini bilmiyordum." "Bu, Büyüceşûra'nın suçu değil," dedi ses. "Bu sabah sana bir baykuş gönderildi. Otur." Harry bakışlarını odanın tam ortasında duran, kolları 183 zincirlerle kaplı koltuğa çevirdi. Daha önce o zincirlerin canlanıp, ortalarına oturanı bağladıklarını görmüştü. Taş zeminde yürürken ayak sesleri gürültüyle yankılandı. Koltuğun ucuna oturduğunda zincirler tehditkâr bir şekilde şıngırdadı, ama onu bağlamadı. Midesinde bir bulantıyla başını kaldırıp, yukarıdaki sıralarda oturanlara baktı. Yaklaşık elli kişi vardı ve görebildiği kadarıyla hepsi, göğsünün sol tarafında incelikle işlenmiş gümüş bir "B" harfi bulunan mor cüppeler giymişlerdi. Hepsi gözlerini dikmiş, küçümseyerek ona bakıyordu; bazıları yüzlerinde çok sert bir ifadeyle, bazılarıysa apaçık bir merakla. Page 67 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı En ön sıranın tam ortasında Sihir Bakanı Cornelius Fudge'ı gördü. Tombalak bir adam olan Fudge, genellikle limon yeşili bir melon şapka giyerdi, ama bugün onu bırakmıştı; bir zamanlar Harry ile konuştuğunda yüzüne yerleşen hoşgörülü gülümsemeyi de bırakmıştı. Fudge'm solunda heybetli, çok kısa kır saçlı, köşeli çeneli bir cadı oturuyordu; tek gözlük takmıştı ve ürkütücü görünüyordu. Fudge'm sağında bir başka cadı vardı, ama sıranın o kadar arkasına doğru oturmuştu ki yüzü karanlıkta kalıyordu. "Pekâlâ," dedi Fudge. "Sanık -nihayet- geldiğine göre, başlayabiliriz. Hazır mısın?" diye seslendi sıranın aşağısına doğru. "Evet, efendim," dedi Harry'nin tanıdığı hevesli bir ses. Ron'un ağabeyi Percy ön sıranın en ucunda oturuyordu. Harry, Percy'nin yüzünde bir tanıma belirtisi aradı, ama göremedi. Percy'nin bağa çerçeveli gözlüğünün arkasındaki gözleri parşömenindeydi, elinde bir tüy kalemle hazır bekliyordu. 184 "On iki ağustos tarihli disiplin duruşması," dedi Fudge çınlayan bir sesle. Percy anında not almaya başladı. "Küçük Yaşta Büyücülüğün Makul Kısıtlanması Kararnamesi ve Uluslararası Gizlilik Nizamnamesi'nde tanımlanmış ve Pri-vet Drive dört numara, Little VVhinging, Surrey adresinde ikamet eden Harry James Potter tarafından işlenmiş suçlardan ötürü. "Sorgu yargıçları: Cornelius Oswald Fudge, Sihir Bakanı; Amelia Susan Bones, Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı; Dolores Jane Umbridge, Bakanlık Müsteşarı. Mahkeme Kâtibi, Percy Ignatius YVeasley -" "Savunma tanığı, Albus Percival VVulfric Brian Durnble-dore," dedi Harry'nin arkasından bir ses usulca. Harry başını öyle hızlı çevirdi ki boynu tutuldu. Dumbledore, üzerinde gece mavisi uzun bir cüppe, yüzünde son derece sakin bir ifade, sükûnetle ona doğru yürüyordu. Harry'nin hizasına gelip, hayli kemerli burnunun ortasında duran yarım ay biçimi gözlüğünün arkasından Fudge'a baktı, uzun gümüşi renkte sakalı ve saçı meşale ışığında parıldıyordu. Büyüceşûra üyeleri fısıldaşmaya başlamıştı. Şimdi hepsinin gözü Dumbledore'daydı. Bazıları kızgın görünüyordu, bazıları hafiften korkmuş gibiydi; arka sıradaki iki yaşlıca cadıysa ellerini kaldırıp sallayarak selam verdiler. Dumbledore'u görünce Harry'nin göğsünde güçlü bir duygu uyanmıştı, ankanın şarkısının yarattığına benzeyen, kuvvetlendirici, umut dolu bir duygu. Dumbledore'un dikkatini çekmeye çalıştı, ama Dumbledore ona doğru bakmıyordu; gözleri hâlâ, açıkça bozum olmuş Fudge'daydı. 185 "Ah," dedi Fudge, rahatı tamamen kaçmış görünüyordu. "Dumbledore. Evet. Duruşma - ee saatinin - ve -ee - yerinin değiştirildiğini belirten mesajımızı aldın demek." "Gözümden kaçtı herhalde," dedi Dumbledore neşeyle. "Ancak, talihli bir hata sonucunda Bakanhk'a üç saat erken gelmiştim, zararı yok o yüzden." "Evet - şeyy - sanırım bir koltuğa daha ihtiyacımız olacak - ben - Weasley, acaba -?" "Zahmet etmeyin, zahmet etmeyin," dedi Dumbledore tatlı tatlı; asasını çıkarıp küçük bir bilek hareketi yaptı ve Harry'rdn yanında yumuşak bir kreton koltuk belirdi. Dumbledore oturdu, uzun parmaklarının uçlarını bitiştirdi ve onların üzerinden Fudge'a kibar bir ilgiyle baktı. Büyüce-şûra hâlâ huzursuzca fısıldaşıp kıpırdanıyordu; anca Fudge konuşunca duruldular. "Evet," dedi Fudge bir kez daha, notlarını karıştırarak. "Tamam o zaman. Peki. Suçlamalar. Evet." Önündeki yığının içinden bir parşömen parçası çıkardı, derin bir soluk aldı ve okumaya başladı: "Sanık aleyhindeki suçlamalar şunlardır: "Daha önce benzer bir suçlamadan dolayı Sihir Ba-kanlığı'ndan yazılı bir ihtar almasına rağmen, bilerek, kasıtlı şekilde ve yaptıklarının kanuna aykırılığının bilincinde olarak, iki Ağustos günü saat dokuzu yirmi üç geçe, Muggle'larm yaşadığı bir bölgede ve bir Muggle'ın yanında Patronus Büyüsü yaparak, 1875 tarihli Küçük Yaşta Büyücülüğün Makul Kısıtlanması Kararnamesi C Fıkrası ve Uluslararası Sihirbazlar Konfederasyonu Gizlilik Nizam186 namesi 13. Bölümü uyarınca suç teşkil eden bir fiilde bulunmak. Page 68 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Privet Drive dört numara, Little VVhinging, Sur-rey'de ikamet eden Harry James Potter sen misin?" dedi Fudge, parşömeninin üzerinden Harry'ye dik dik bakarak. "Evet," dedi Harry. "Üç yıl önce yasadışı büyü yaptığın için Bakanlık'tan resmi bir ihtar almamış miydin?" "Evet, ama -" "Yine de iki Ağustos gecesi bir Patronus yaratmadın mı?" "Evet, ama -" "On yedi yaşına gelmeden okul dışında sihir kullanmana izin verilmediğini bilmene rağmen?" "Evet, ama -" "Muggle'larla dolu bir bölgede olduğunu bilmene rağmen?" "Evet, ama -" "O sırada bir Muggle'ın çok yakınında olduğunu bilmene rağmen?" "Evet," dedi Harry öfkeyle, "ama bunun tek nedeni -" Tek gözlüklü cadı gürleyen bir sesle sözünü kesti. "Erişkin bir Patronus mu yarattın?" "Evet/' dedi Harry, "çünkü -" "Cismani bir Patronus mu?" "Ne Patronus?" dedi Harry. "Patronus'unun belirgin bir biçimi var mıydı? Demek istediğim, buhar ya da dumandan öte bir şey miydi?" 187 "Evet," dedi Harry, sabırsızlık ve biraz da çaresizlikle, "çatalboynuzlu bir geyikti, hep öyledir." "Hep mi?" diye gürledi Madam Bones. "Bundan önce de mi Patronus yarattın?" "Evet," dedi Harry, "bir yıldan fazla süredir yapıyorum bunu." "Ve on beş yaşındasın, öyle mi?" "Evet, ve -" "Bunu okulda mı öğrendin?" "Evet, üçüncü sınıfta Profesör Lupin öğretti, çünkü -" "Etkileyici," dedi Madam Bones, gözlerini ona dikip bakarak, "bu yaşta hakiki bir Patronus... gerçekten çok etkileyici." Madam Bones'un etrafındaki büyücü ve cadılardan bazıları yine fısıldaşmaya başlamıştı; birkaçı onaylarcası-na başını salladı, diğerleriyse kaşlarını çatmış, başlarını iki yana sallıyorlardı. "Burada mesele, büyüsünün ne kadar etkileyici olduğu değil," dedi Fudge ters ters, "hatta, çocuğun bir Mugg-le'ın gözünün önünde olduğu düşünülürse, ne kadar etki-leyiciyse o kadar kötü değil mi?" Daha önce kaşlarını çatanlar şimdi bu sözleri destek-lercesine mırıldanıyordu, ama Harry'yi konuşmaya iten, Percy'nin de başıyla bağnazca onaylaması oldu. "Ruh Emici'ler yüzünden yaptım!" dedi yüksek sesle, bu defa kimsenin sözünü kesmesine fırsat vermeden. Fısıltıların artmasını bekliyordu, ama onun yerine, ortalığa öncekinden de yoğun bir sessizlik çöktü. "Ruh Emici'ler mi?" dedi Madam Bones bir süre sonra. 188 Kalın kaşlarını öyle bir kaldırmıştı ki, tek gözlüğü düştü düşecek gibi görünüyordu. "Ne dernek istiyorsun, çocuk?" "Demek istiyorum ki, o sokakta iki tane Ruh Emici vardı, bana ve kuzenime saldırdılar!" "Ah," dedi Fudge tekrar. Yüzünde tatsız bir sırıtışla, bu şakayı onunla paylaşmaya davet edercesine, başını çevirip Büyüceşûra'ya baktı. "Evet. Evet, böyle bir şey duyacağımızı tahmin etmiştim." "Little VVhinging'de Ruh Emici'ler mi?" dedi Madam Bones, şaşkınlık dolu bir sesle. "Anlamıyorum -" "Anlamıyor musun, Amelia?" dedi Fudge, hâlâ sırıtarak. "Açıklayayım. Düşündü düşündü ve Ruh Emici'lerin çok parlak bir mazeret olacağına karar verdi, hem de çok çok parlak. Ne de olsa Page 69 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Muggle'lar Ruh Emici'leri göremiyor, değil mi, çocuk? Pek münasip, pek münasip... yani tanık yok, senin sözüne güveneceğiz..." "Yalan söylemiyorum!" dedi Harry yüksek sesle, mahkeme salonunda yeniden başlayan fısıldaşmalarm arasında sesini duyurabilmek için. " ki taneydiler, yolun iki ucundan geliyorlardı, etraf karardı ve söğüdü, kuzenim onları hissedip kaçmaya çalıştı -" "Yeter, yeter!" dedi Fudge, yüzünde hiç inanmayan bir ifadeyle. "Kusura bakmayın, çok iyi prova edilmiş bir öyküyü yarıda kesiyorum -" Dumbledore gırtlağını temizledi. Büyüceşûra yine sustu. "Aslında, o sokakta Ruh Emici'lerin varlığına dair bir tanığımız var," dedi, "Dudley Dursley'nin dışında demek istiyorum." 189 Fudge'm tombul yüzü gevşer gibi oldu, biri içindeki havayı boşaltmıştı sanki. Bir an Dumbledore'a bakakaldı, sonra kendini toparlamak isteyen bir adamın edasıyla tekrar konuştu: "Korkarım ki bu martavalı daha fazla dinleyecek vaktimiz yok, Dumbledore. Bu işin çabucak halledilmesini istiyorum -" "Yanılıyor olabilirim," dedi Dumbledore tatlı tatlı, "ama eminim Büyüceşûra Haklar Yönetmeliği'nde sanığa savunması için tanık sunma hakkı veriliyordu, öyle değil mi? Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi'nin politikası bu değil mi, Madam Bones?" diye devam etti, tek gözlüklü cadıya hitap ederek. "Doğru," dedi Madam Bones. "Çok doğru." "Aman, tamam, tamam," dedi Fudge sinirli sinirli. "Nerede bu kişi?" "Yanımda getirdim," dedi Dumbledore. "Hemen dışarıda bekliyor. Gidip -" "Hayır - VVeasley, sen git," dedi Fudge havlar gibi bir sesle. Percy hemen kalkıp yargıçların balkonunun taş basamaklarından koşarak indi ve Dumbledore'la Harry'nin yüzlerine bir kez bile bakmadan yanlarından hızla geçti. Biraz sonra Percy, arkasında Mrs Figg'le birlikte geri döndü. Mrs Figg korkmuştu, her zamankinden de kaçık görünüyordu. Keşke terlik yerine başka bir şey giymeyi akıl etseydi, diye düşündü Harry. Dumbledore ayağa kalkıp koltuğunu Mrs Figg'e verdi ve kendine yeni bir tane yarattı. Mrs Figg ürkek ürkek koltuğunun en ucuna oturduğunda, "Adınız ve soyadınız?" dedi Fudge yüksek sesle. 190 "Arabella Doreen Figg," dedi Mrs Figg titrek sesiyle. "Peki kimin nesisiniz?" dedi Fudge, sıkkın ve azametli bir sesle. "Bir Little Whinging sakiniyim, Harry Potte/m yaşadığı yerin çok yakınında oturuyorum/' dedi Mrs Figg. "Kayıtlarda, Harry Potter dışında Little Whinging'de oturan herhangi bir cadı ya da büyücü görünmüyor," dedi Madam Bones hemen. "Bu durum her zaman çok yakından takip edilmiştir, geçmişteki... geçmişteki olaylar sebebiyle." "Ben bir Kofti'yim," dedi Mrs Figg. "Yani zaten benim kaydım tutulmazdı, değil mi?" "Bir Kofti, ha?" dedi Fudge, ona kuşkuyla bakarak. "Bunu kontrol edeceğiz bakalım. Asistanım Weasley'ye ebeveyninizle ilgili bilgileri bırakın. Aklıma gelmişken, Kofti'ler Ruh Emici'leri görebiliyorlar mı?" diye ekledi, sıranın sağma soluna bakarak. "Evet, görebiliyoruz!" dedi Mrs Figg kızgın bir sesle. Fudge kaşlarını kaldırarak, başını çevirip tekrar ona baktı. "Pekâlâ," dedi soğuk soğuk. "Neymiş hikâyeniz?" " ki Ağustos akşamı saat dokuz sularında, kedi maması almak için Wisteria VValk'un köşesindeki dükkâna gidiyordum," dedi Mrs Figg hızlı hızlı, sanki söyleyeceklerini ezberlemiş gibi, "ki o sırada Magnolia Crescent ile VVisteria Walk arasındaki yolda bir patırtı duydum. Yolun başına yaklaştığımda, koşan Ruh Emici'ler gördüm -" "Koşan mı?" dedi Madam Bones sert bir sesle. "Ruh Emici'ler koşmaz, kayarcasına giderler." "Ben de öyle demek istemiştim zaten," dedi Mrs Figg Page 70 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 191 hemen. Solgun yanakları kızarmıştı. "Kayarcasına giden Ruh Emici'ler gördüm, çıkarabildiğim kadarıyla iki çocuğa doğru gidiyorlardı." "Neye benziyorlardı?" dedi Madam Bones. Gözlerini öyle kısmıştı ki, tek gözlüğünün çerçevesi etinin içinde kaybolmuştu. "Şey, bir tanesi iriyarı, öbürüyse hayli sıskaydı -" "Hayır, hayır," dedi Madam Bones sabırsızca. "Ruh Emici'ler... tarif et onları." "Haa," dedi Mrs Figg, şimdi kırmızılık boynuna kadar ilerlemişti. "Kocamandılar. Kocaman ve pelerinli." Harry karın boşluğunda korkunç bir düşme hissi duydu. Mrs Figg ne derse desin, Harry'ye öyle geliyordu ki, gördüğü en fazla bir Ruh Emici resmiydi ve bir resim bu varlıkların aslında nasıl şeyler olduklarını ifade edemezdi: tüyler ürpertici bir şekilde, yerden birkaç santim yüksekte süzülmelerini; çürümüş gibi kokmalarını; etraflarındaki havayı emerken çıkardıkları o korkunç hırıltıyı... ikinci sıradaki siyah posbıyıklı bodur büyücü, yanında oturan kıvır kıvır saçlı cadının kulağına eğilerek bir şeyler fısıldadı. Cadı sırıttı ve başını evet anlamında salladı. "Kocaman ve pelerinli," diye tekrar etti Madam Bones kayıtsızca, Fudge alay edercesine burnundan hıh diye soluk verirken. "Anlıyorum. Başka bir şey var mı?" "Evet," dedi Mrs Figg. "Onları hissettim. Etraf soğu-du, üstelik dikkatinizi çekerim, çok sıcak bir yaz gecesiydi. Ve kendimi... sanki dünyadan bütün mutluluk gitmiş gibi hissettim... ve... dehşet verici şeyler hatırladım..." 192 Sesi titredi, sustu. Madam Bones'un gözleri hafifçe açıldı. Harry onun kaşının altında, tek gözlüğün dayandığı yerde kırmızı bir iz gördü. "Ruh Emici'ler ne yaptı?" diye sordu. Harry' nin içinde bir umut kabardı. "Çocuklara saldırdılar," dedi Mrs Figg, şimdi daha güçlü ve kendinden emin bir sesle. Kızarıklık da yüzünden çekilmeye başlamıştı. "Biri yere düşmüştü. Diğeriyse geri geri gidiyor, Ruh Emici'yi püskürtmeye çalışıyordu. Harry' ydi o. ki kez denedi, ama sadece gümüşi bir buhar çıkarabildi. Üçüncü denemesinde başardı ve yarattığı Pat-ronus ilk Ruh Emici'yi kovaladı, sonra onun teşvikiyle ikincisini de kuzeninden uzaklaştırdı. şte... olanlar bunlar," diye sözlerini bitirdi Mrs Figg, biraz titrek bir sesle. Madam Bones hiç konuşmadan Mrs Figg'e baktı. Fud-ge ise ona bakmıyor, kâğıtlarıyla oynuyordu. Sonunda başını kaldırdı ve oldukça saldırgan bir tavırla, "Gördüklerin bunlar yani?" dedi. "Olanlar bunlar," diye tekrar etti Mrs Figg. "Pekâlâ," dedi Fudge. "Gidebilirsin." Mrs Figg gözlerini korkuyla Fudge'dan Dumble-dore'a çevirdi, sonra da kalkıp ayaklarını sürüye sürüye kapıya doğru yürüdü. Harry kapının onun arkasından kapanışını duydu. "Pek ikna edici bir tanık değil," dedi Fudge azametle. "Bilemiyorum," dedi Madam Bones, gür sesiyle. "Bir Emici saldırısının etkilerini gayet doğru tarif etti. Ay-lca °rada olmasalar niye oradaydılar desin, bilmiyorum." 193 "Ama Ruh Emici'ler öylesine bir Muggle banliyösüne gidip tesadüfen bir büyücüyle mi karşılaşıyorlar yani?" dedi Fudge alayla. "Böyle bir şeyin gerçekleşme ihtimali çok çok küçük olmalı. Bagman bile böyle bir şeye para -" "Hiçbirimiz Ruh Emici'lerin tesadüfen orada olduğunu düşünmüyor sanırım," dedi Dumbledore tatlı bir sesle. Fudge'in sağında yüzü karanlıkta oturan cadı hafifçe kıpırdadı, diğerleri donup kalmıştı. "Bu da ne demek oluyor?" dedi Fudge buz gibi bir sesle. "Bence birinin emriyle oraya gittiler, demek oluyor," dedi Dumbledore. "Biri bir çift Ruh Emici'ye Little Whinging'de gezinme emri verse, elimizdeki kayıtlarda görünürdü herhalde!" dedi Fudge, havlar gibi bir sesle. Page 71 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Bugünlerde Ruh Emici'ler Sihir Bakanlığı dışında birinden emir alıyorsa, görünmezdi," dedi Dumbledore sakin sakin. "Sana bu konudaki görüşlerimi anlatmıştım zaten, Cornelius." "Evet, anlatmıştın," dedi Fudge sert bir sesle, "ve senin görüşlerinin saçmalıktan başka bir şey olduğuna inanmam için hiçbir sebep yok, Dumbledore. Ruh Emici'ler yerlerinde, Azkaban'da duruyor ve onlardan istediğimiz her şeyi yapıyorlar." "O halde," dedi Dumbledore usulca ama net bir sesle, "Bakanlık'tan birinin iki Ağustos'ta bir çift Ruh Emici'yi o j sokağa niye gönderdiğini sormalıyız kendimize." Bu sözleri izleyen mutlak sessizlikte, Fudge'in sağın194 daki cadı öne doğru eğildi ve böylece Harry ilk kez görebildi. Harry onu iri, solgun bir kurbağaya benzetti, di, geniş, sarkık bir yüzü ve çok geniş, gevşek bir ağzı di. Vernon Enişte gibi boyunsuzdu. ri ve yuvarlak gözlç. ri, yuvalarından fırlayacakmış gibi görünüyordu bir^2 Kısa ve kıvırcık saçının üstündeki küçük siyah kadife f^, yonk bile uzun, yapışkan diliyle yakalayacağı iri bir sine&j getirdi Harry'nin aklına. "Kürsü, Bakanlık Müsteşarı Dolores Jane Umbridge'e söz hakkı tanıyor," dedi Fudge. Cadı, küçük kız sesi gibi titrek ve tiz bir sesle kon^. şunca Harry şaşırdı kaldı; vıraklamasını bekliyordu. "Sanırım sizi yanlış anladım, Profesör Dumbledorç// dedi, kocaman yuvarlak gözlerine işlemeyen yapmacı^ bir gülümsemeyle. "Ne kadar aptalım. Ama sanki bir a^ için, Sihir Bakanlığı'run bu çocuğa bir saldırı emri verdiğj. ni ima ettiniz gibi geldi bana!" Harry'nin tüylerini diken diken eden çın çın bir kal\_ kaha attı. Birkaç Büyüceşûra üyesi de onunla birlikte güldü. çlerinden birinin bile neşeli olmadığı bundan aşikâj-olamazdı. "Eğer Ruh Emici'lerin sadece Sihir Bakanlığı'nda^ emir aldığı doğruysa, bir hafta önce iki Ruh Emici'nj^ Harry'ye ve kuzenine saldırdığı da doğruysa, bunı^ mantıki sonucu, saldırı emrini Bakanlık'tan birinin vermiş olabileceğidir," dedi Dumbledore nazikçe. "Elbette sö? konusu iki Ruh Emici Bakanlık'ın kontrolü dışında da ola, bilir-" 195 "Bakanlık'in kontrolü dışında Ruh Emici yok!" diye çıkıştı Fudge. Kıpkırmızı kesilmişti. Dumbledore başını hafifçe eğdi. "O halde, hiç şüphe yok ki Bakanlık Ruh Emici'lerin niye Azkaban'dan bu kadar uzaklaştığı ve niye izinsiz saldırıda bulunduğu hakkında kapsamlı bir soruşturma yapacaktır." "Sihir Bakanlığı'nın ne yapıp ne yapmayacağına karar vermek sana düşmez, Dumbledore!" diye çıkıştı Fudge. Şimdi suratı, Vernon Enişte'nin bile gurur duyacağı morumsu bir kırmızıya dönmüştü. "Tabii ki düşmez," dedi Dumbledore kibarca. "Bu meselenin soruşturmasız geçiştirilmeyeceğine olan güvenimi ifade ediyordum, o kadar." Madam Bones'a bir bakış attı. Cadı da tek gözlüğünü düzeltip hafif çatık kaşlarla ona baktı. "Herkese hatırlatırım ki, bu Ruh Emici'lerin davranışı -çocuğun hayal gücünün ürünü değilseler bile- bu duruşmanın konusu değildir!" dedi Fudge. "Küçük Yaşta Büyücülüğün Makul Kısıtlanması Kararnamesi'nin Harry Potter tarafından ihlalini incelemek için burada toplandık biz!" "Elbette onun için toplandık," dedi Dumbledore, "ama Ruh Emici'lerin o sokakta olması, konuyla yakından ilgili. Kararname'nin Yedinci Bent'i, olağandışı koşullarda Muggle'larm önünde sihre başvurulabileceğini belirtiyor ve söz konusu olağandışı koşulların içinde, bir büyücünün ya da cadının kendi hayatını ya da başka bir büyücünün, cadının ya da Muggle'ın hayatını tehdit eden durumlar da -" 196 "Hiç nefesini tüketme, Yedinci Bent'e aşinayız!" diye hırladı Fudge. "Tabii ki aşinasınız," dedi Dumbledore nezaketle. "O halde Harry'nin bu koşullarda Patronus Büyüsü'nü kullanmasının bentte belirtilen olağandışı durumlar kategorisine girdiği konusunda hemfikiriz, değil mi?" "Ruh Emiciler gerçekten orada idiyseler, ki bundan şüpheliyim." "Bir görgü tanığının ağzından duydunuz," diye sözünü kesti Dumbledore. "Doğru söylediğinden Page 72 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı şüphe ediyorsanız yeniden çağırın, bir kez daha sorgulayın. Eminim itiraz etmeyecektir." "Ben - o - hiç -" diye bağırdı Fudge, önündeki kâğıtları karıştırarak. "O - bu meseleyi bugün halletmek istiyorum, Dumbledore!" "Ama tabii ki aksi takdirde ortaya ciddi bir adli hata çıkacaksa, bir tanığı kaç kere dinleyeceğine aldırmazsın," dedi Dumbledore. "Ciddi bir adli hataymış, sen onu külahıma anlat!" dedi Fudge böğüre böğüre. "Zahmet edip de bu çocuğun okul dışında sihir kullanımını mazur göstermek için sıktığı palavraların çetelesini tuttun mu hiç, Dumbledore? Uç yıl önce yaptığı Yükseltme Büyüsü'nü unuttun herhalde -" "Onu ben yapmadım, ev cini yaptı!" dedi Harry. "GÖRÜYOR MUSUN?" diye kükredi Fudge, abartılı hareketlerle Harry'nin bulunduğu yönü işaret ederek. "Ev ciniymiş! Hem de bir Muggle evinde! Daha neler!" Söz konusu ev cini şu anda Hogwarts Okulu'nun 197 hizmetinde," dedi Dumbledore. "Arzu ederseniz kendisini hemen buraya çağırabilirim." "Ben - yok - benim ev cinlerini dinleyecek vaktim yok! Ayrıca hepsi bu değil - halasını şişirmişti, Tanrı aşkına!" diye bağırdı Fudge, yumruğunu yargıç sırasına indirip bir mürekkep şişesini devirerek. Fudge notlarının üzerinden mürekkebi silmeye uğraşırken, Dumbledore, "En iyi büyücülerin bile bazen duygularına hâkim olamadığını kabul ettiğinden olsa gerek, sen de söz konusu olayda Harry için suç duyurusunda bulunmadın," dedi kibar kibar. "Daha okulda ne haltlar karıştırdığından bahsetmedim bile!" "Ama, Bakanlık Hogwarts öğrencilerini okuldaki kabahatlerinden dolayı cezalandırma yetkisine sahip olmadığından, Harry'nin oradaki davranışları bu duruşmayla ilgili değil," dedi Dumbledore her zamanki kibarlığıyla, ama bu defa sözlerinde bir nebze soğukluk vardı. "Bak bak!" dedi Fudge. "Demek okulda ne yaptığı bize düşmez, ha? Öyle mi sanıyorsun?" "Bakanlık Hogwarts öğrencilerini atma yetkisine sahip değil, Cornelius, bunu sana iki Ağustos gecesi de hatırlatmıştım," dedi Dumbledore. "Suçlamalar kanıtlanana dek asalara el koyma hakkı da yok; iki Ağustos gecesi sana bunu da hatırlatmıştım. Görünüşe bakılırsa, yasaların uygulanmasına yönelik takdire değer telaşında, eminim ki istemeyerek, sen de birkaç yasayı gözden kaçırmışsın." "Yasalar değiştirilebilir," dedi Fudge gaddar bir edayla. 198 "Tabii ki değiştirilebilir/' dedi Dumbledore, başını hafifçe eğerek. "Senin birçok değişiklik yaptığın da apaçık görülüyor, Cornelius. Baksana, Büyüceşûra'dan ayrılmamın istenişinden sonraki birkaç hafta içinde, küçük yaşta büyücülük gibi basit bir vakaya bakmak için tam bir suç davası duruşması yapmak âdetten olmuş bile!" Yukarıdaki büyücülerden birkaçı oturdukları yerde huzursuz huzursuz kıpırdandılar. Fudge'ın yüzü artık kahverengiye çalan mor bir renk almıştı. Ancak sağ tarafındaki kurbağaya benzeyen cadı, Dumbledore'a hayli ifadesiz gözlerle bakıyordu sadece. "Bildiğim kadarıyla," diye devam etti Dumbledore, "bu mahkemenin görevinin Harry'yi şimdiye kadar yaptığı her küçük büyü için cezalandırmak olduğunu söyleyen bir yasa yok henüz. Belli bir ihlalle suçlandı ve savunmasını sundu. Şimdi onun da, benim de elimizden gelen tek şey, sizin kararınızı beklemek." Dumbledore yeniden parmak uçlarını bitiştirdi, başka bir şey söylemedi. Fudge ona ateş saçan gözlerle baktı, çok öfkelendiği belliydi. Harry, içini rahatlatır umuduyla göz ucuyla Dumbledore'a baktı; Dumbledore'un Büyüce-şûra'ya, artık karar verme vaktinin geldiğini ima etmekle doğru bir iş yapıp yapmadığından hiç de emin değildi. Ancak Dumbledore bir kez daha, Harry'nin onun dikkatini çekme çabalarından habersiz görünüyordu. Yukarıdaki sıralara bakmaya devam etti. Büyüceşûra üyeleri telaşla nsır fısır konuşmaya başlamışlardı. Page 73 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Harry gözlerini ayaklarına indirdi. Şişip inanılmaz bir büyüklüğe erişmiş gibi görünen kalbi, kaburgalarının al199 tında güm güm atıyordu. Duruşmanın bundan uzun süreceğini sanmıştı. yi bir izlenim bıraktığından da hiç emin değildi. Pek bir şey söylememişti. Ruh Emici'leri daha ayrıntılı açıklaması gerekirdi. Nasıl düştüğünü, hem onun, hem de Dudley'nin nasıl öpülmenin eşiğinden döndüklerini... ki defa başını kaldırıp Fudge'a baktı ve konuşmak üzere ağzını açtı. Ama şişmiş kalbi artık hava kanallarını sıkıştırıyordu ve iki defasında da tek yaptığı şey, derin bir nefes alıp bakışlarını yeniden ayakkabılarına çevirmek oldu. Derken fısıldaşma sona erdi. Harry başını kaldırıp yargıçlara bakmak istiyordu, ama bağcıklarım incelemeye devam etmenin çok daha kolay olduğuna karar verdi. "Sanığın bütün suçlamalardan beraatı lehinde oy kullananlar?" dedi Madam Bones'un gür sesi. Harry sertçe başını kaldırdı. Havada birtakım eller vardı, birçok el... yarıdan fazla! Nefes nefese saymaya başladı, ama saymayı bitiremeden, Madam Bones konuştu: "Mahkûmiyet lehinde oy kullananlar?" Fudge elini kaldırdı; ve onunla birlikte, sağındaki cadı ve ikinci sıradaki posbıyıklı büyücüyle yanındaki kıvır kıvır saçlı cadı da dahil olmak üzere, altı kişi daha el kaldırdı. Fudge, boğazına bir şey takılmış gibi bir yüz ifadesiyle, dönüp hepsine baktı, sonra da elini indirdi. Derin derin iki nefes aldı ve bastırılmış öfkeden çatal çatal çıkan bir sesle konuştu: "Pekâlâ, pekâlâ... bütün suçlamalardan beraat etmiştir." 200 "Harika," dedi Dumbledore canlılıkla. Ayağa fırladı ve asasını çekip iki kreton koltuğu yok etti. "Eh, gitmem lazım artık. Hepinize iyi günler dilerim." Ve Harry'ye bir kez bile bakmaksızın, hızla zindandan çıktı. ! «J «O 201 DOKUZUNCU BÖLÜM Mrs YJeasley'nin Hıçkırıkları Dumbledore'un aniden ayrılması Harry'yi çok şaşırttı. Zincirli koltukta öylece oturup, geçirdiği şok ve içinde kabaran rahatlama duygusuyla boğuştu. Büyüceşûra üyeleri kalkmaya başlamışlardı; konuşuyor, kâğıtlarını topluyor-lardı. Harry de ayağa kalktı. Kimse ona en ufak bir ilgi göstermiyor gibiydi - Fudge'ın sağında oturan ve şimdi gözlerini Dumbledore yerine ona dikmiş olan, kurbağaya benzer cadı hariç. Harry onu görmezden geldi, gidip gidemeyeceğini sormak için Fudge'la ya da Madam Bones'la göz göze gelmeye çalışıyordu, oysa Fudge Harry'yi fark etmemekte kararlı gibiydi, Madam Bones da çantasıyla meşguldü. Bu durumda Harry çıkışa doğru birkaç tereddütlü adım attı ve kimse onu çağırmayınca da hızlı hızlı yürümeye koyuldu. Son birkaç adımlık mesafeyi koşarak geçti, kapıyı hızla çekip açtı. Solgun yüzünde kaygılı bir ifadeyle oracıkta bekleyen Mr Weasley'ye çarpıyordu az daha. "Dumbledore bir şey söylemedi -" "Aklandım," dedi Harry, kapıyı ardından çekerek, "bütün suçlamalardan!" 202 Ağzı kulaklarına varan Mr Weasley, Harry'yi omuzlarından yakaladı. "Harry, bu harika bir şey! Eh, tabii seni suçlu bulamazlardı, bu kanıtlarla mümkün değildi, yine de itiraf edeyim ki -" Ama Mr VVeasley lafını bitiremedi, çünkü mahkeme salonunun kapısı bir kez daha açılmıştı. Büyüceşûra üyeleri sırayla dışarı çıkıyorlardı. Page 74 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Merlin'in sakalı!" diye bağırdı Mr VVeasley şaşkınlıkla, geçebilsinler diye Harry'yi kenara çekerek. "Seni bütün mahkeme heyeti mi yargıladı?" "Sanırım," dedi Harry usulca. Büyücülerden bir iki tanesi geçerken Harry'ye başıyla selam verdi, aralarında Madam Bones'un da bulunduğu az sayıda kişi Mr VVeasley'ye, "Günaydın, Arthur," dedi ama, çoğu gözlerini kaçırdı. Cornelius Fudge ile kurbağaya benzeyen cadı, mahzenden son çıkanlar arasındaydı. Fudge, Mr VVeasley ile Harry duvarın bir parçasıymışlar gibi davrandı, ama cadı geçerken Harry'ye bir kez daha, sanki tartıyormuş gibi baktı. Yanlarından en son geçen kişi Percy'ydi. Fudge gibi o da babasıyla Harry'yi tamamen görmezden geldi; elinde koca bir parşömen tomarı ve avuç dolusu yedek tüy kalemle, sırtı dimdik ve burnu havada, yanlarından geçti gitti. Mr VVeasley'nin ağzı kasılır gibi oldu, ama bunun dışında üçüncü oğlunu gördüğüne dair hiçbir işaret vermedi. Percy'nin topukları Dokuzuncu Kafa giden merdivenlerde kaybolurken, Mr VVeasley Harry'ye yanına gelmesini işaret etti ve, "Seni dosdoğru geri götüreceğim ki 203 diğerlerine iyi haberi veresin," dedi. "Bethnal Green'deki o tuvalete giderken seni bırakırım. Gel haydi..." "Peki, tuvalet konusunda ne yapmanız gerekiyor?" diye sordu Harry, sırıtarak. Birden her şey eskisinden beş kat daha komik bir hal almıştı. Nihayet olanları algılamaya başlamıştı: Aklanmıştı, Hogıvarts'a dönüyordu. Merdivenleri çıkarlarken, Mr Weasley, "Haa, camı uğursuzluk büyüsüne karşı basit bir bozma büyüsü gere kiyor sadece," dedi. "Ama önemli olan hasarı onarmal değil, yakıp yıkmanın ardındaki tavır, Harry. Muggle'lar taciz etmek kimi büyücüye komik gelebilir, ama aslında çok daha derindeki, çok daha çirkin bir şeyin ifadesi. Ben kendi payıma -" Mr VVeasley cümlesini yarıda kesti. Tam da dokuzuncu katın koridoruna gelmişlerdi, Cornelius Fudge biraz ötede duruyordu; düz sarı saçlı, sivri ve solgun yüzlü, uzun boylu bir adamla alçak sesle konuşuyordu. ikinci adam onların ayak sesine döndü. O da lafını yarıda kesmişti. Soğuk gri gözlerini kısıp Harry'nin yüzüne dikti. "Bak sen..." dedi Lucius Malfoy sakin sakin. "Patro-nus Potter." Harry, sert bir şeye çarpmış gibi soluğunun kesildiğini hissetti. O soğuk gri gözleri en son bir Ölüm Yiyen'in ku-kuletasındaki deliklerin ardında görmüştü; adamın sesini de Lord Voldemort karanlık bir mezarlıkta kendisine işkence ettiği sırada duymuştu, adam onunla alay etmişti. Harry, Lucius Malfoy'un onun yüzüne bakma cüreti gösterdiğine inanamıyordu; onun burada, Sihir Bakanlığı'nda 204 olduğuna, ya da Harry daha birkaç hafta önce Cornelius Fudge'a Malfoy'un bir Ölüm Yiyen olduğunu söylemişken, Fudge'm onunla konuştuğuna inanamıyordu. Mr Malfoy, heceleri uzata uzata, "Bakan bana nasıl paçayı kurtardığından söz ediyordu, Potter," dedi. "Sıkışık durumlardan sürekli sıyrılman hayli şaşırtıcı... hatta, yılandan farksız." Mr VVeasley uyarmak için Harry'nin omzunu kavradı. "Evet," dedi Harry, "evet, kaçma işinde ustayım." Lucius Malfoy bakışlarını Mr VVeasley'nin yüzüne dikti. "Ve Arthur VVeasley! Burada ne yapıyorsun, Arthur?" Mr VVeasley, "Burada çalışıyorum," diye lafı kısa kesti. "Burada değil ama, ha?" dedi Mr Malfoy, kaşlarını kaldırıp Mr VVeasley'nin omzunun üstünden kapıya bakarak. "Ben seni ikinci katta çalışıyor sanıyordum... Muggle eşyalarını gizlice eve götürüp büyülemekle ilgili bir şeyler yapmıyor muydun sen?" Mr VVeasley, "Hayır," diye cevabı yapıştırdı. Parmakları Harry'nin omzunu delecekti neredeyse. Harry, "Siz burada ne yapıyorsunuz, peki?" diye sordu Lucius Malfoy'a. Malfoy, "Benimle Bakan arasındaki özel konuların seni ilgilendireceğini sanmıyorum, Potter," dedi, cüppesinin önünü düzelterek. Harry, bir cep dolusu altınınkine benzer bir şıkırtı duydu. "Hadi ama, sırf Dumbledore'un göz-bebeğisin diye bizlerin de seni aynı şekilde şımartmamızı bekleyemezsin... büronuza gidelim mi artık, Bakanım?" Page 75 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Elbette," dedi Fudge, sırtını Harry ile Mr VVeasley'ye dönerek. "Buradan, Lucius." 205 Alçak sesle konuşarak uzaklaştılar. Mr Weasley onlar asansöre girene kadar elini Harry'nin omzundan çekmedi. Harry onlar gidince, "Madem Fudge'la işi varmış, niye bürosunun kapısında beklemiyor?" diye öfkeyle patladı. "Burada, aşağıda ne yapıyordu?" Son derece huzursuz görünen Mr VVeasley, "Bana sorarsan, gizlice mahkeme salonuna girmeye niyetleniyordu," dedi. Bir yandan da, sanki konuştuklarının duyulmayacağından emin olmak istermiş gibi başını çevirmiş arkasına bakıyordu. "Atılıp atılmayacağını öğrenmeye çalışıyordu. Seni bırakınca Dumbledore'a da bir not göndereyim, Malfoy'un yeniden Fudge'la konuştuğunu bilmesi şart." "Ne gibi bir özel işleri varmış ki?" Mr VVeasley öfkeyle, "Altın olsa gerek," dedi. "Malfoy yıllardan beri her şey için cömertçe para dağıtıyor... bu sayede doğru insanlara ulaşıyor... ki sonra karşılığını isteyebilsin... geçmesini istemediği yasaları erteletsin... ah, çok iyi ilişkileri vardır Lucius Malfoy'un." Asansör geldi; Atriyum düğmesine basan Mr VVeasley'nin başının etrafında kanat çırpan bir not sürüsü hariç, asansör boştu. Kapılar tangırdayarak kapandı. Mr VVeasley sinirli sinirli notları kışkışladı. "Mr VVeasley," dedi Harry yavaş yavaş, "eğer Fudge, Lucius Malfoy gibi Ölüm Yiyen'lerle buluşuyorsa, eğer onlarla tek başına görüşüyorsa, ona Imperius Laneti yapmadıklarını ne biliyoruz?" Mr VVeasley yavaşça, "Sanma ki aklımıza gelmedi," dedi. "Ama Dumbledore, Fudge'ın şimdilik kendi hesabı206 na hareket ettiğini düşünüyor - ki Dumbledore'a göre bu da insanın içini rahat ettiren bir şey sayılmaz. En iyisi şu anda bu konuda daha fazla konuşmamak, Harry." Kapılar kayarak açıldı, artık neredeyse boş olan Atri-yum'a çıktılar. Nöbetçibüyücü Eric, yine Gelecek Posta-sz'nın arkasına gizlenmişti. Altın fıskiyenin önünden geçip gidiyorlardı ki, Harry bir şey hatırladı. "Bekleyin..." dedi Mr VVeasley'ye. Para kesesini cebinden çıkartarak fıskiyeye geri döndü. Yakışıklı büyücünün yüzüne baktı, ama yakından onun biraz zayıf ve budalaca göründüğünü düşündü. Cadının yüzünde, güzellik yarışmasına katılan birininkini andıran ruhsuz bir gülümseme vardı; ve Harry'nin cincü-celerle at-adamlar hakkında bildiği kadarıyla, onların ne türden olursa olsun herhangi bir insana böylesine içli içli bakarken yakalanmaları çok uzak bir ihtimaldi. Sadece ev cininin kölece itaatkâr tavrı inandırıcı görünüyordu. Harry, Hermione'nin ev cini heykelini görse neler diyeceğini düşünüp sırıtarak kesesini tersyüz etti ve yalnızca on Galleon atmakla kalmayıp, içinde ne varsa hepsini havuza boşalttı. * "Biliyordum!" diye bağırdı Ron, havayı yumruklayarak. "Sen hep paçayı kurtarırsın!" "Seni aklamak zorundaydılar," dedi Hermione; Harry mutfağa girdiği anda endişeden resmen bayılacak gibiydi, şimdiyse titreyen eliyle gözlerini kapatıyordu. "Zaten sana karşı dava açacak gerekçeleri yoktu, hem de hiç." "Yine de herkes pek rahatlamış görünüyor," dedi 207 Harry gülümseyerek, "yani hepinizin kurtulacağımı bildiği düşünülürse." Mrs VVeasley yüzünü önlüğüne siliyordu; Fred, George ve Ginny de şarkı söyleyip bir tür savaş dansı yapıyorlardı. "Kur-tul-du, kur-tul-du, kur-tul-du..." "Yeter artık! Oturun yerinize!" diye bağırdı Mr VVeasley, oysa o da gülümsüyordu. "Dinle, Sirius, Lucius Mal-foy Bakanhk'taydı -" "Ne?" dedi Sirius haşin bir sesle. "Kur-tul-du, kur-tul-du, kur-tul-du..." Page 76 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Kesin sesinizi, size söylüyorum! Evet, Dokuzuncu Kat'ta onu Fudge'la konuşurken gördük, sonra birlikte Fudge'm bürosuna gittiler. Dumbledore'un bunu öğrenmesi lazım." "Kesinlikle," dedi Sirius. "Biz ona söyleriz, sen merak etme." "Eh, ben gideyim öyleyse, Bethnal Green'de beni bekleyen bir kusan tuvalet var. Molly, ben geç geleceğim, Tonks'un nöbetini devralıyorum, ama Kingsley yemeğe gelebilir -" "Kur-tul-du, kur-tul-du, kur-tul-du..." "Yeter dedim - Fred - George - Ginny!" dedi Mrs VVeasley, Mr VVeasley mutfaktan çıkarken. "Harry, canım, gel de otur, biraz yemek ye, kahvaltı bile etmedin doğru dürüst." Ron ve Hermione onun karşısına oturdular, Harry Grimmauld Meydanı'na geldi geleli hiç bu kadar mutlu görünmemişlerdi. Harry'nin, Lucius Malfoy'la karşılaşmasının biraz törpülediği baş döndürücü rahatlama duy208 gusu yeniden kabardı. Kasvetli ev birden daha sıcak görünmeye başlamıştı, onları bağrına basıyor gibiydi. Gürültünün kaynağını anlamak için domuz burnu gibi burnunu mutfağa sokan Kreacher bile artık o kadar çirkin görünmüyordu. Ron sevinçle, "Tabii Dumbledore senin tarafında olduktan sonra, seni mahkûm etmelerinin imkânı yoktu," dedi. Herkesin tabağına koca koca tümsekler halinde patates püresi koyuyordu. "Evet, işin seyrini değiştirdi," dedi Harry. "Yine de keşke benimle konuşsaydı. Hiç değilse bana baksaydı," demenin ise kulağa hem nankörce, hem de çocukça geleceğini düşündü. Ve tam bunu düşünürken alnındaki yara izi öylesine fena yanmaya başladı ki, elini üstüne bastırdı. "Ne oldu?" diye sordu Hermione, korkmuş görünüyordu. "Yara izi," diye mırıldandı Harry. "Ama bir şey değil... artık hep oluyor..." Ötekilerin hiçbiri durumu fark etmiş görünmüyordu, şimdi hepsi, bir yandan Harry'nin ucu ucuna kurtulmasına sevinirken, bir yandan da yemek yiyorlardı. Fred, George ve Ginny hâlâ şarkı söylüyordu. Hermione hayli kaygılı görünüyordu, ama daha o bir şey söyleyemeden, Ron sevinç içinde, "Bahse girerim ki Dumbledore bu akşam gelir, bizimle birlikte kutlamak için yani," dedi. Mrs VVeasley, Harry'nin önüne koca bir tabak kızarmış tavuk koyarken, "Gelebileceğini sanmıyorum, Ron," dedi. 'Şu sıralar sahiden çok meşgul." 209 "KUR-TUL-DU, KUR-TUL-DU, KUR-TUL-DU..." "KES N SES N Z !" diye kükredi Mrs Weasley. * Sonraki birkaç günde Harry elinde olmadan, Grim-mauld Meydanı on iki numarada onun Hogwarts'a dönmesine o kadar da memnun olmayan birinin varlığım fark etti. Sirius haberi ilk duyduğunda çok güzel mutluluk numarası yapmış, Harry'nin elini koparırcasına sıkarken tıpkı diğerleri gibi ağzı kulaklarında gülümsemişti. Ancak çok geçmeden eskisinden de karamsar ve somurtkan bir hale geldi, herkesle daha az konuşmaya başladı, hatta Harry'yle bile. Artık sık sık annesinin odasına kapanıyor, Şahgaga'yla gittikçe daha çok vakit geçiriyordu. Harry duygularını Hermione ve Ron'a açınca, "Sakın suçluluk duyma!" dedi Hermione kararlı bir şekilde. Üçüncü kattaki küflü bir dolabı fırçalıyorlardı. "Sen Hog-warts'a aitsin, Sirius da bunu biliyor. Bence bencilce davranıyor." Ron, parmağına sıkıca yapışmış bir küf parçasını çıkarmaya çalışırken kaşlarını çatarak, " nsafsızlık etme, Hermione," dedi. "Sen de olsan tek başına bu eve tıkılmak istemezdin." Hermione, "Tek başına kalmayacak ki!" dedi. "Bu ev Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nın Karargâhı, değil mi? Harry de burada onunla oturacak diye umutlandı, hepsi bu." Harry elindeki bezi sıkarak, "Bence bu doğru değil," dedi. "Ona burada kalabilir miyim diye sorduğumda bana doğru dürüst bir cevap vermedi." Hermione akıllı akıllı, "Fazla umutlanmak istememiş210 Page 77 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı tir de ondan/' dedi. "Aslında belki o da kendini biraz suçlu hissetmiştir, çünkü içten içe senin okuldan atılacağını umuyordu sanırım. O zaman ikiniz de toplumdışı olacaktınız." Harry ve Ron bir ağızdan, "Hadi canım!" dediler ama, Hermione omuz silkmekle yetindi. "Siz bilirsiniz. Ama ben bazen Ron'un annesinin haklı olduğunu düşünüyorum. Sirius gerçekten de seni babanla karıştırıyor, Harry." Harry ateşli ateşli, "Yani kafadan kontak mı demek istiyorsun?" diye sordu. "Hayır," dedi Hermione sakin sakin. "Sadece uzun süre yapayalnız kaldığını düşünüyorum." Bu sırada Mrs VVeasley arkalarındaki kapıdan yatak odasına girdi. Kafasını dolaba sokup, "Daha bitirmediniz mi?" diye sordu. "Ben de buraya, mola verin demek için geldin sandım!" dedi Ron acı acı. "Buraya geldik geleli ne kadar küf temizledik, biliyor musun?" Mrs Weasley, "Yoldaşlık'a yardım etmeye pek hevesliydin," dedi. "Kendi payına düşeni Karargâh'ı yaşanır hale getirerek yapabilirsin." Ron, "Kendimi ev cini gibi hissediyorum," diye homurdandı. "Şimdi onların ne korkunç bir hayat sürdüklerini anladığına göre, belki E.R. .T.'te biraz daha aktif olabilirsin!" dedi Hermione umutla. Mrs VVeasley onları işleriyle baş başa bırakıp gitmişti. "Belki de insanlara hep temizlik 211 yapmanın ne berbat bir şey olduğunu göstermek kötü bir fikir değildir - sponsor desteğiyle Gryffindor'daki ortak salonu sileriz, bütün gelir E.R. .T.'e gider; hem bilinç yükselir, hem de fonlar artar." Ron sinirli sinirli, "Ben sana sponsor olayım da şu E.R. .T. muhabbetini kes," diye mırıldandı, ama yalnızca Harry'nin duyabileceği bir sesle. * Tatilin sonu yaklaştıkça, Harry her geçen gün daha sık Hogwarts hayalleri kurmaya başladığını fark etti; Hagrid'i tekrar görmeyi, Quidditch oynamayı, hatta sebze tarhlarından geçerek Bitkibilim seralarına gitmeyi iple çekiyordu. Dolapların yarısının hâlâ sürgülü ve kapalı olduğu, Kreacher'ın, yanından geçenlere gölgelerin içinden hırıltıyla hakaretler savurduğu bu tozlu, küf kokulu evden ayrılmak bir zevk olacaktı. Harry tabii ki bunları Sirius'un duyacağı yerlerde söylememeye özen gösteriyordu. Voldemort karşıtı hareketin Karargâhı'nda yaşamak, Harry'nin daha önce beklediği kadar ilginç ya da heyecan verici değildi hiç. Gerçi Zümrüdüanka Yoldaşlığı üyeleri düzenli olarak eve girip çıkıyor, bazen uğrayıp birkaç dakikalık fısıltılı konuşmalar yapıyor, bazen de yemeğe kalıyorlardı ama, Mrs Weasley, Harry ile diğerlerinin kulak mesafesine (ister Uzayan, ister normal olsun) girmelerine izin vermiyordu. Ve kimse, hatta Sirius bile Harry'nin, geldiği gece öğrendikleri dışında bir şeyler bilmesi gerektiğini düşünmüyor gibiydi. Tatilin son günü Harry tam gardırobun tepesinden 212 Hedwig'in pisliğini temizlerken, Ron elinde iki zarfla yatak odasına girdi. Zarflardan birini bir iskemleye çıkmış olan Harry'ye atarak, "Kitap listeleri geldi/' dedi. "Nihayet, ben unuttular sanmıştım, genelde daha önce gelir..." Harry pisliklerin sonuncusunu bir çöp torbasının içine süpürüp torbayı Ron'un başının üstünden köşedeki çöp sepetine attı. Sepet torbayı yutup yüksek sesle geğir-di. Harry mektubu açtı. çinde iki parça parşömen vardı: Biri, eğitim döneminin bir Eylül'de başladığına ilişkin her zamanki uyarıydı; ötekindeyse o yıl hangi kitaplara ihtiyacı olacağı bildiriliyordu. Listeyi okuyarak, "Sadece iki yeni kitap var," dedi. "Miranda Goshawk'ın 5. Sınıflar çin Temel Büyüler Kitabı ve VVilbert Slinkhard'm Savunma Sihri Kuramı." Şak. Fred ve George, Harry'nin yanı başında Cisimlendiler. Harry artık buna öyle alışmıştı ki, iskemlesinden bile düşmedi. Fred, laf olsun diye konuşurmuş gibi, "Slinkhard'ın kitabını kimin listeye koyduğunu merak Page 78 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ediyorduk," dedi. "Çünkü bu, Dumbledore yeni bir Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni buldu demek," dedi George. "Eh, vakti gelmişti artık," dedi Fred. Harry aşağı atlayıp onların yanına inerek, "Ne demek istiyorsunuz?" dedi. "Birkaç hafta önce Uzayan Kulak'ları kullanarak annemle babamın konuştuğunu duyduk," dedi Fred. "Anla213 dığımıza göre, Dumbledore bu yıl bu işi yapacak birini bulmakta cidden güçlük çekiyor." "Son dördünün başına neler geldiğini düşünecek olursanız, bunda şaşacak bir şey yok, değil mi?" dedi George. Harry, parmaklarıyla sayarak, "Biri kovuldu, biri öldü, birinin hafızası silindi, biri de dokuz ay bir sandıkta kilitli kaldı," dedi. "Evet, ne demek istediğini anlıyorum." "Senin neyin var, Ron?" diye sordu Fred. Ron cevap vermedi. Harry dönüp baktı. Ron, ağzı hafiften açık, olduğu yerde kalakalmış, Hogvvarts'tan gelen mektuba bakıyordu. Fred sabırsızca, "Neler oluyor?" dedi. Ron'un arkasına geçip omzunun üstünden parşömene baktı. Fred'in de ağzı bir karış açıldı. "Sınıf başkanı mı?" dedi, gözlerine inanamıyormuş gibi mektuba bakarak. "Sınıf başkanı, ha?" George bir zıplayışta Ron'un öbür elindeki zarfı kaptı, baş aşağı çevirdi. Harry, kırmızı ve altın sarısı bir şeyin George'un avcuna düştüğünü gördü. "Olamaz," dedi George fısıltıyla. "Bir yanlışlık olmalı," dedi Fred; mektubu Ron'un elinden çekip aldı, sahici olup olmadığını kontrol eder gibi ışığa tutup baktı. "Ron'u sınıf başkanı yapmak için insanın aklını peynir ekmekle yemiş olması gerek." kizlerin başları aynı anda döndü, ikisi de Harry'ye baktılar. Fred, "Yüzde yüz sen olursun diye düşünüyorduk!" dedi. Sesinde, sanki Harry onları bir şekilde aldatmış gibi bir ton vardı. 214 George gücenmiş gibi, "Dumbledore mutlaka seni seçer sanıyorduk!" dedi. "Üçbüyücü Turnuvası'nı kazandın falan!" dedi Fred. George, "Yaptığı bütün o çılgınca işler yüzünden olmalı," dedi Fred'e. "Doğru," dedi Fred ağır ağır. "Evet, başlarına öyle çok dert açtın ki, abi. Eh, hiç değilse ikinizden biri neye öncelik vereceğini iyi biliyor." Harry'nin yanına geldi, onun sırtına bir şaplak atarken, Ron'a yakıcı bir bakış fırlattı. "Sınıf başkanı... bastıbacak Sınıf Başkam Ronnie!" "Ayy, annem iğrenç davranacak," diye inledi George. Sanki biraz daha tutarsa elini kirletebilirmiş gibi, sınıf başkanı rozetini gerisingeri Ron'a fırlattı. Henüz tek kelime etmemiş olan Ron rozeti aldı, bir an ona baktı, sonra sahici olduğunu onaylatmak istermiş gibi Harry'ye uzattı. Harry rozeti aldı. Gryffindor aslanının üzerinde kocaman "SB" harfleri yazılıydı. Hogvvarts'taki ilk gününde Percy'nin göğsünde de bu rozetin aynını görmüştü. Kapı savrularak açıldı. Hermione koşarak odaya girdi, yanakları kıpkırmızıydı, saçı uçuşuyordu. Elinde bir zarf vardı. "Sen - sen de aldın mı -?" Harry'nin elindeki rozeti fark edince bir çığlık attı. Mektubunu sallayarak, heyecanla, "Biliyordum!" dedi. "Ben de, Harry, ben de!" Harry hemen, "Hayır," dedi, rozeti yeniden Ron'un eline tutuşturdu. "Ben değil, Ron." 215 "Tam - ne?" Page 79 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Sınıf başkanı olan Ron, ben değilim," dedi Harry. "Ron mu?" dedi Hermione, ağzı bir karış açılmıştı. "Ama... emin misin? Yani -" Ron ona yüzünde meydan okuyan bir ifadeyle bakınca kızardı. "Mektupta benim adım yazıyor," dedi Ron. "Ben..." dedi Hermione, iyice afallamış görünüyordu. "Ben... şey... hey! Aferin, Ron! Bu sahiden de -" "Sürpriz oldu," dedi George, başıyla onaylayarak. "Hayır," dedi Hermione, daha da fazla kızararak, "hayır, olmadı... Ron bir sürü... aslında o..." Arkasındaki kapı biraz daha açıldı ve Mrs VVeasley, elinde yeni yıkanıp ütülenmiş bir cüppe yığınıyla, geri geri yürüyerek odaya girdi. Yatağa doğru yürüyüp cüppeleri iki sıra halinde ayırırken, zarflara şöyle bir baktı ve, "Ginny kitap listelerinin nihayet geldiğini söyledi," dedi. "Onları bana verirseniz, bu öğleden sonra Diagon Yolu'na giderim; siz eşyalarınızı toplarken, ben kitaplarınızı alırım. Ron, sana yeni pijama da almam gerek, bunlar en az on beş santim kısa. Bu kadar hızla uzadığına inanamıyorum... ne renk isterdin?" George alaycı alaycı sırıtarak, "Rozetine uysun diye kırmızıyla altın sarısı al," dedi. Mrs VVeasley dalgın dalgın, "Neyine uysun diye?" dedi, bir yandan da bir çift vişne çürüğü rengi çorabı katlayıp Ron'un çamaşır yığınının üstüne koyuyordu. "Rozetine," dedi Fred, kötü haberi bir an önce verip 216 kurtulmak istermiş gibi bir edayla. "Güzel, pırıl pırıl, yeni sınıf başkam rozetine." Fred'in sözlerinin, pijamalarla meşgul olan Mrs VVeas-ley'nin kafasına dank etmesi bir an aldı. "Onun... ama... Ron,yoksa...?" Ron rozetini kaldırıp gösterdi. Mrs VVeasley tıpkı Hermione'ninki gibi bir çığlık attı. " nanmıyorum! nanmıyorum! Ah, Ron, ne harika! Bir sınıf başkanı! Ailede herkes sınıf başkanı oldu!" "Fred'le ben neyiz, komşu çocuğu mu?" dedi George, dargın dargın; annesi ise onu kenara itip en küçük oğluna sarılmıştı bile. "Hele baban bir duysun! Ron, seninle öyle iftihar ediyorum ki, ne harika bir haber, sen de Bili ve Percy gibi Öğrenciler Başkanı olabilirsin, bu ilk adım! Ah, bunca sıkıntının içinde böyle bir şey olması ne hoş, öyle heyecanlandım ki, ah, Ronnie -" Fred ile George onun arkasında yüksek sesle öğürü-yorlardı ama, Mrs VVeasley bunu fark etmedi; kollarını Ron'un boynuna sımsıkı sarmış, onun yüzünü öpücüklere boğuyordu. Ron'un yüzü rozetinden de kırmızı olmuştu. "Anne... yapma... anne, kendine hâkim ol..." diye mırıldanıyor, onu itmeye çalışıyordu. Mrs VVeasley onu bıraktı ve soluk soluğa, "Ee, ne olacak peki?" dedi. "Percy'ye bir baykuş almıştık, ama senin zaten baykuşun var." "N-ne demek istiyorsun?" dedi Ron, kulaklarına inancaya cesaret edemez gibiydi. 217 Mrs VVeasley şefkatle, "Bunun için bir ödülü hak ettin!" dedi. "Yepyeni bir resmi cüppe ister miydin?" "Biz almıştık zaten," dedi Fred, bu cömertliğinden sahiden pişman olmuş gibi bir tavırla. "Ya da yeni bir kazan, Charlie'nin eski kazanı iyice paslanmış; ya da yeni bir fare, Scabbers'ı hep sevmiştin sen -" "Anne," dedi Ron umutlu umutlu, "yeni bir süpürge isteyebilir miyim?" Mrs Weasley'nin yüzü biraz asıldı; süpürgeler pahalıydı çünkü. Ron telaşla, "Öyle çok iyi bir süpürge değil!" diye ekledi. "Sadece - yeni olsun yeter, değişiklik olsun diye..." Mrs Weasley bir an duraksadı, sonra gülümsedi. "Elbette isteyebilirsin... eh, eğer bir de süpürge almam gerekiyorsa, yola çıksam iyi olur. Sonra görüşürüz... küçük Ronnie, sınıf başkanı! Eşyalarınızı sandıklarınıza yerleştirmeyi de unutmayın... Page 80 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı bir sınıf başkanı... ay, içim kıpır kıpır oldu!" Ron'u yine yanağından öptü, gürültüyle burnunu çekti ve odadan hızla çıktı. Fred ve George bakıştılar. Fred, güya endişeli bir sesle, "Seni öpmezsek kusura bakmazsın, değil mi, Ron?" diye sordu. " stersen eğilip selam verebiliriz," dedi George. "Öff, kesin sesinizi," dedi Ron, onlara kaşlarını çatarak. "Ya susmazsak?" dedi Fred, yüzünde şeytani bir tebessüm vardı. "Bizi cezaya mı dikersin?" "Denese de görsem," diye kıs kıs güldü George. 218 Hermione öfkeyle, "Ayağınızı denk almazsanız yapabilir!" dedi. Fred ve George kahkahayı patlattılar, Ron da, "Yapma, Hermione," dedi. Fred, titriyormuş gibi yaparak, "Ayağımızı denk almamız gerekecek, George," dedi, "bu ikisi peşimizde olduğuna göre..." "Evet, yasalara karşı geldiğimiz günler geride kaldı anlaşılan," dedi George, başını iki yana sallayarak. Ve ikizler, gürültülü bir şak sesiyle Buharlaştılar. "Aman bu ikisi de!" dedi Hermione hiddetle, tavana baktı; Fred ve George'un, üst kattaki odalarında gülmekten kırıldıklarını duydular. "Onlara aldırma, Ron, kıskanıyorlar, hepsi bu!" Ron da tavana baktı ve kuşkuyla, "Kıskandıklarını sanmıyorum," dedi. "Sadece gıcıklar sınıf başkanı olur demişlerdir hep... yine de," diye ekledi, sesi daha mutlu çıkıyordu, "hiçbir zaman yeni süpürgeleri olmadı! Keşke ben de annemle gidip seçebilsem... Nimbus alacak parası hayatta yoktur ama, yeni bir Silsüpür var, onu alırsa harika olur... evet, en iyisi ben gidip ona Silsüpür'ü beğendiğimi söyleyeyim de haberi olsun..." Odadan ok gibi çıkıp Harry ile Hermione'yi baş başa bıraktı. Harry nedense Hermione'ye bakmak istemediğini etti. Yatağına döndü, Mrs Weasley'nin yatağın üzerine yerleştirdiği temiz cüppe yığınını alıp odanın öbür yanma, sandığına gitti. 'Harry?" dedi Hermione, tereddütlü bir sesle. 219 "Aferin sana, Herimone," dedi Harry; o kadar candan söylemişti ki, sanki ses onun sesi değildi. Hâlâ ona bakmayarak, ekledi: "Harika. Sınıf başkanı. Çok iyi." "Teşekkürler," dedi Hermione. "Şey - Harry - annemle babama haber vermek için Hedwig'i ödünç alabilir miyim? Gerçekten sevinirler - yani sınıf başkanı onların da anlayabileceği bir şey." "Tabii, hiç sakıncası yok," dedi Harry, yine ona ait olmayan o feci şekilde candan sesle. "Al tabii!" Sandığının üstüne eğildi, cüppelerini en alta koydu ve Hermione gardıroba gidip Hedwig'i aşağı çağırırken bir şey arıyormuş gibi yaptı. Birkaç dakika geçti; Harry kapının kapandığını duydu ama öyle eğilmiş halde kaldı, etrafı dinliyordu; tek duyabildiği, duvardaki boş tablonun yine kıs kıs gülmesi ve köşedeki çöp sepetinin tıksırıp baykuş pisliklerini çıkarmasıydı. Doğruldu ve arkasına baktı. Hermione çıkmıştı, Hed-wig de gitmişti. Harry yavaşça dönüp yatağına oturdu; görmeyen gözlerle gardırobun ayağına bakıyordu. Sınıf başkanlarının beşinci yılda seçildiğini tamamen unutmuştu. Okuldan atılma ihtimali yüzünden öyle kaygılanmıştı ki, o sırada bazı kişilere rozet gidiyor olması gerektiği aklına gelmemişti. Peki, ya hatırlamış olsaydı... ya bu aklına gelmiş olsaydı... ne beklerdi o zaman? Bunu değil, dedi kafasının içindeki küçük ve doğrucu bir ses. Harry yüzünü buruşturup ellerine gömdü. Kendi kendine yalan söyleyemezdi; eğer sınıf başkanı rozetinin yolda olduğunu bilse, onun Ron'a değil kendisine gelme220 sini beklerdi. Bu onu Draco Malfoy kadar kendini beğenmiş yapıyor muydu acaba? Kendini başka herkesten üstün mü görüyordu? Ron'dan daha iyi olduğuna gerçekten inanıyor muydu? Küçük ses meydan okurcasına, hayır, dedi. Doğru mu bu? diye merak etti Harry, endişeyle kendi duygularını deşerek. Ben Quidditch'te daha iyiyim, dedi ses. Ama başka hiçbir şeyde daha iyi değilim. Page 81 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Bu kesinlikle doğru, diye düşündü Harry; derslerde Ron'dan iyi yanı yoktu. Peki ya dersler dışında? O, Ron ve Hermione'nin Hogwarts'a başladıktan sonra birlikte yaşadıkları, çoğu kez okuldan atılmaktan çok daha büyük tehlikelere atıldıkları o maceralar? yi de, Ron ve Hermione de çoğu kez benimle birlikteydiler, dedi Harry'nin kafasının içindeki ses. Ama her zaman değil, diye Harry kendi kendisiyle tartıştı. Benimle birlikte Quirrell'la mücadele etmediler. Riddle ve Basilisk'in karşısına çıkmadılar. Sirius'un kaçtığı gece bütün o Ruh Emici'lerden kurtulmadılar. Volde-mort'un döndüğü gece benimle birlikte mezarlıkta değildiler... Ve geldiği gece üstüne çöken o haksızlığa uğrama duygusu yine kabardı. Ben kesinlikle daha fazlasını yaptım, diye düşündü Harry öfkeyle. kisinden de daha fazlasını yaptım! Ama belki de, dedi küçük ses adil bir biçimde, belki Dıımbledore sınıf başkanlarım kendilerini birçok tehlikeli du-rurna soktukları için seçmiyordıır... belki de onları başka ne221 denlerle seçiyordur... Ron'da senin sahip olmadığın bir şey olmalı... Harry gözlerini açtı ve parmaklarının arasından gardırobun pençe biçimindeki ayaklarına baktı, Fred'in ne dediğini hatırlamıştı: "Ron'u sınıf başkanı yapmak için insanın aklını peynir ekmekle yemiş olması gerek..." Harry acı acı güldü. Bir saniye sonra da kendinden iğrendi. Ron, Dumbledore'dan ona sınıf başkanlığı rozetini vermesini istememişti. Bu, Ron'un kabahati değildi ki. Şimdi o, Harry, yani Ron'un dünyadaki en iyi arkadaşı, sırf kendisinin rozeti yok diye surat mı asacaktı, Ron'un arkasından ikizlerle birlikte ona gülecek miydi, ilk kez Harry'yi bir şeyde alt etmişken Ron'un keyfini mi kaçıracaktı? Tam o sırada Harry merdivenlerde yeniden Ron'un ayak seslerini duydu. Ayağa kalktı, gözlüğünü düzeltti ve Ron kapıdan içeri hoplaya zıplaya girerken, yüzüne zoraki bir gülümseme oturttu. Ron, hayatından memnun bir şekilde, "Ucu ucuna yakaladım onu!" dedi. "Alabilirse Silsüpür alacağını söylüyor." "Süper," dedi Harry, sesindeki o tuhaf candanlığın kaybolduğunu duyunca da içi rahatladı. "Dinle Ron -aferin sana, abi." Ron'un yüzündeki tebessüm silindi. Başını iki yana sallayarak, "Benim başkan olacağımı hiç düşünmemiştim!" dedi. "Sen olursun diye düşünmüştüm hep!" 222 "Yok, ben başımı fazla derde soktum," dedi Harry, Fred'in yankısıymış gibi. "Evet," dedi Ron, "evet, öyle galiba... eh, sandıklarımızı toplayalım artık, ha?" Geldiklerinden bu yana eşyalarının bunca dağılmış olması garipti. Evin her yanından kitaplarıyla öteberilerini toplayıp yeniden okul sandıklarına yerleştirmeleri neredeyse bütün öğleden sonrayı aldı. Harry, Ron'un sınıf başkanı rozetini bir oraya bir buraya koyduğunu fark etti; önce komodinin üstüne, sonra kot pantolonunun cebine koydu; sonra aldı ve siyahın üzerinde kırmızının nasıl duracağını görmek istermiş gibi, katlanmış cüppesinin üstüne yerleştirdi. Ancak Fred ve George gelip de rozeti Kalıcı Yapıştırma Büyüsü'yle alnına yapıştırmayı teklif edince, şefkatle vişne çürüğü çoraplarına sardı ve sandığına koyup kilitledi. Mrs Weasley, Diagon Yolu'ndan saat altı civarında döndü; eli kolu kitap doluydu ve kalın kahverengi ambalaj kâğıdına sarılı uzun bir paket taşıyordu; Ron bunu özlem dolu bir iniltiyle ondan aldı. "Şimdi açmaya kalkma, insanlar yemeğe gelmeye başladı, hepinizin aşağı inmesini istiyorum," dedi Mrs Weasley, ama o gözden kaybolur kaybolmaz Ron hummalı bir şekilde kâğıdı parçalayarak açtı ve kendinden geçmiş bir halde, yeni süpürgesinin her santimetrekaresini incelemeye başladı. Bodrum katında Mrs VVeasley tepeleme dolu yemek masasının üstüne kırmızı bir bez asmıştı, üzerinde şunlar yazılıydı: 223 Page 82 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı T TEBR KLER RON VE HERMIONE YEN SINIF BAŞKANLARI Mrs VVeasley, Harry'nin onu tatil boyunca gördüğünden çok daha keyifliydi. Harry, Ron, Hermione, Fred, George ve Ginny'ye, onlar odaya girer girmez, "Öyle oturup yemek yemektense, küçük bir parti verelim dedim/' dedi. "Babanla Bili yolda, Ron. kisine de baykuş yolladım, ikisi de çok heyecanlandı," diye ekledi, yüzü mutluluktan ışıl ışıl. Fred gözlerini devirdi. Sirius, Lupin, Tonks ve Kingsley Shacklebolt zaten oradaydı, Harry kendine bir Kaymakbirası aldıktan az sonra da Deli-Göz Moody tahta bacağıyla topallaya topal-laya geldi. Deli-Göz seyahat cüppesini silkelenerek sırtından atarken, Mrs Weasley, "Ah, Alastor, geldiğine çok sevindim," dedi neşeyle. "Ne vakittir senden bir şey isteyecektik - misafir odasındaki kapaklı yazı masasına bakıp içinde ne olduğunu bize söyleyebilir misin? Belki feci bir şeydir diye açmak istemedik." "Mesele değil, Molly..." Moody'nin elektrik mavisi gözü yukarı doğru döndü ve mutfağın tavanını delercesine sabit baktı. "Misafir odası..." diye homurdandı, gözbebeği kısılırken. "Köşedeki masa mı? Evet, görüyorum... evet, bir Bö-cürt... çıkıp onu yolcu etmemi ister misin, Molly?" "Hayır, hayır, daha sonra kendim yaparım," diye 224 güldü Mrs VVeasley, "sen içkini iç. Aslında küçük bir kutlama bu..." Eliyle kırmızı bezi işaret etti. "Ailedeki dördüncü sınıf başkanı!" dedi şefkatle, Ron'un saçlarını karıştırarak. "Sınıf başkanı, ha?" diye homurdandı Moody, normal gözü Ron'un üstündeydi, sihirli gözüyse yan tarafa dönüp başının içine bakmaya başladı. Harry onun kendisine baktığı yolunda çok rahatsız edici bir hisse kapıldı ve Siri-us'la Lupin'e doğru yürüdü. "Eh, tebrikler/' dedi Moody, normal gözüyle hâlâ Ron'a dik dik bakarak. "Otoriteyi temsil edenler hep belayı üstüne çeker ama, herhalde Dumbledore senin belli başlı uğursuzluk büyülerinin çoğuna karşı koyabileceğini düşünüyor, yoksa seni tayin etmezdi..." Ron işe bu yönden bakılmasına hayli şaşırmış görünüyordu, ama babasıyla en büyük ağabeyi gelince cevap verme derdinden kurtulmuş oldu. Mrs VVeasley o kadar keyifliydi ki, yanlarında Mundungus'u getirmişler diye şikâyet bile etmedi; Mundungus olmadık yerleri tuhaf bir şekilde şişmiş uzun bir palto giymişti, onu sırtından çıkarıp Moody'nm seyahat pelerininin yanına koyma teklifini de reddetti. Herkes içkisini alınca, Mr VVeasley, "Eh, artık şerefe içmek lazım," dedi. Kadehini kaldırdı. "Yeni Gryffindor sınıf başkanları Ron ve Hermione'ye!" Ron ve Hermione, herkes şereflerine içip sonra da alkışlarken, sevinçle güldüler. Herkes yemek almak için masaya doğru ilerlerken, Tonks, Harry'nin arkasından doğru neşeyle, "Ben hiç sınıf başkanı olmadım," dedi. Bugün saçı domates kırmızısıydı 225 ve beline kadar uzanıyordu; Ginny'nin ablasıymış gibi duruyordu. "Bina Başkanım, birtakım gerekli niteliklerden yoksun olduğumu söyledi." Fırınlanmış patates alan Ginny, "Ne gibi?" diye sordu. "Uslu durma yeteneği gibi," dedi Tonks. Ginny güldü. Hermione gülüp gülmemeye karar ve-remiyormuş gibi baktı, sonra da bir arayol bularak fazladan koca bir yudum Kaymakbirası içip tıkandı. "Ya sen, Sirius?" diye sordu Ginny, Hermione'nin sırtını yumruklayarak. Harry'nin hemen yanında olan Sirius, her zamanki havlar gibi gülüşüyle güldü. "Kimse beni sınıf başkanı yapmazdı, James'le ikimiz çok ceza aldık. Lupin iyi çocuktu, rozeti o aldı." "Belki de Dumbledore en iyi arkadaşlarımı kontrol edebileceğimi ummuştur," dedi Lupin. "Fena Page 83 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı halde başarısızlığa uğradığımı söylememe gerek yok sanırım." Harry'nin morali birden düzeldi. Babası da sınıf başkanı olmamıştı. Birden parti çok daha keyifli bir hal aldı; Harry tabağını doldurdu, şimdi odadakilerden iki misli daha fazla hoşlanıyordu. Ron kendisine kulak veren herkese coşkuyla yeni süpürgesini anlatıyordu. "... on saniyede sıfırdan yetmişe çıkıyor, fena değil/ ha? Bir de Kuyrukluyıldız ki Yüz Doksan'in sadece altmışa çıktığını düşünecek olursan; o da, Hangi Süpürge?'ye göre, arkadan iyi bir rüzgâr esiyorsa." Hermione, Lupin'e ev cini hakları konusundaki görüşünü samimiyetle anlatıyordu. 226 "Bence bu, kurtadam ayrımı türünden bir saçmalık, değil mi? Hepsi büyücülerin kendilerini öteki yaratıklardan daha üstün görme şeklindeki korkunç yaklaşımından kaynaklanıyor..." Mrs VVeasley ile Bili ise, her zamanki gibi, Bill'in saçı konusunda tartışıyorlardı. "... gittikçe daha da zapt edilmez hale geliyor, o kadar da yakışıklısın ki, kısa olsa çok daha iyi görünür. Değil mi, Harry?" "Ha - bilmem -" dedi Harry. Fikri sorulduğu için biraz telaşlanmıştı; onlardan kayarcasma uzaklaşıp, Mun-dungus'la bir köşeye çekilmiş olan Fred ile George'un yanına gitti. Mundungus Harry'yi görünce sustu, ama Fred göz kırptı ve eliyle işaret ederek Harry'yi yanlarına çağırdı. "Merak etme," dedi Mundungus'a, "Harry'ye güvenebiliriz, o bizim mali destekçimiz." George, elini Harry'ye uzatarak, "Bak Dung bize ne getirmiş," dedi. Avcu, buruşmuş kara bezelyeye benzeyen şeylerle doluydu. Tamamen hareketsizdiler, ama içlerinden hafif bir tıkırtı geliyordu. "Zehirli Dokunakula tohumları," dedi George. "Kay-tartan Çerezkutuları için ihtiyacımız vardı ama, C-Sımfı lıcareti Yapılamaz Madde sayıldıkları için elimize geçirmekte zorluk çekiyorduk." "Öyleyse hepsi on Galleon, ha, Dung?" dedi Fred. Mundungus, "Ben onnarı bulayım diye onca zahmete girmişken, ha?" dedi; altları torba torba, kan çanağı gibi gözleri daha da fazla açılmıştı. "Kusura kalmayın, koçlar, 227 ama yirmilikten bir Knut aşağı olmaz." Fred, Harry'ye, "Dung şakacı bir arkadaşımız," dedi. "Evet, şimdiye kadarki en iyi şakası da bir torba Hırpı dikenine altı Sickle istemekti," dedi George. Harry alçak sesle, "Dikkatli olun," diye uyardı onları. "Ne?" dedi Fred. "Annem Sınıf Başkanı Ron'a cilve yapmakla meşgul, sorun yok." "Ama Moody'nin gözü üstünüzde olabilir," dedi Harry. Mundungus endişeyle dönüp arkasına baktı. " yi dedin," diye homurdandı. "Peki, koçlar, on diyelim, hemen alırsanız yani." Mundungus ceplerini ikizlerin hazır bekleyen ellerine boşaltıp yemeklere doğru uzaklaşınca, Fred sevinçle, "Sa-ğol, Harry!" dedi. "Biz en iyisi bunları yukarı çıkaralım..." Harry kendini biraz tedirgin hissederek onların gidişini izledi. Mr ve Mrs Weasley'nin, Fred ve George'un şaka dükkânı için nereden para bulduklarını bilmek isteyecekleri o anda aklına gelmişti; kaçınılmaz olarak, sonunda nasıl olduğunu öğreneceklerdi. Üçbüyücü'den kazandığını ikizlere vermek o şurada ona basit bir şey gibi görünmüştü ama, ya yeni bir aile kavgasına ve Percy'yle olduğu gibi bir soğukluğa yol açarsa? Mrs VVeasley, Fred ve George'un, yakışıksız bulduğu bir mesleğe adım atmalarını sağlayan kişinin Harry olduğunu öğrenince de onu oğlu sayacak mıydı bakalım? kizlerin onu bıraktığı yerde dikilmiş, eşlikçi niyetine sadece karın boşluğundaki ağır suçluluk hissiyle duran Harry'nin kulağına kendi adı çalındı. Kingsley Shackle-bolt'un kalın sesi, onu saran konuşmaların arasında bile 228 duyulabiliyordu. "... Dumbledore neden Potter'ı sınıf başkanı yapmadı?" dedi Kingsley. Page 84 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Kendince nedenleri vardır," diye cevap verdi Lupin. "Yapsa, ona güvendiğini de göstermiş olurdu. Ben olsam öyle yapardım," diye ısrar etti Kingsley. "Hele Gelecek Postası ikide bir onunla uğraşırken..." Harry dönüp bakmadı; Lupin ya da Kingsley'nin duyduğunu anlamalarını istemiyordu. Hiç mi hiç aç olmadığı halde, Mundungus'un ardına düşüp masaya gitti. Partiden duyduğu zevk, geldiği hızla uçup gitmişti. Keşke yukarıda yatakta olsam, diye düşündü. Deli-Göz Moody, burnunun kalanıyla bir tavuk budunu kokluyordu. Besbelli zehir izine rastlamadı ki, dişiyle bir parça kopardı. "... sapı spanyol meşesinden yapılmış, uğursuzluk büyüsüne karşı cilası ve içten yerleştirilmiş titreşim kontrolü var -" diyordu Ron, Tonks'a. Mrs VVeasley çenesi kopacakmış gibi esnedi. "Eh, ben en iyisi yatmadan önce şu Böcürt'ü halledeyim... Arthur, bunların çok geç vakte kadar oturmalarını istemiyorum, tamam mı? Harry, iyi geceler, canım." Mutfaktan çıktı. Harry tabağını bıraktı ve dikkati çekmeden onu izleyip izleyemeyeceğini merak etti. "iyisin ya, Potter?" diye homurdandı Moody. "Evet, iyiyim," diye yalan söyledi Harry. Moody cep şişesinden bir yudum aldı, elektrik mavisi gözü yan yan Harry'ye bakıyordu. 229 "Gel buraya," dedi, "yanımda seni ilgilendirebilecek bir şey var." Moody cüppesinin iç ceplerinin birinden çok yıpranmış bir büyücü fotoğrafı çıkardı. "Asıl Zümrüdüanka Yoldaşlığı," diye homurdandı. "Baktım ki Podmore'da en iyi pelerinimi geri verecek görgü yok, geçen akşam yedek Görünmezlik Pelerinimi arayayım dedim. Bunu buldum... insanlar görmekten hoşlanır diye düşündüm." Harry fotoğrafı aldı. Küçük bir büyücü grubu, kimi ona el sallayıp kimi bardaklarını kaldırarak, bakışına karşılık verdi. " şte ben," dedi Moody, gereksiz bir şekilde kendini işaret ederek. Resimdeki Moody'nin tanınmayacak bir hali yoktu, ama saçı daha az kırlaşmıştı ve burnu da sağlamdı. " şte yanımda Dumbledore, öbür tarafta Dedalus Diggle var... işte Marlene McKinnon, bu fotoğraf çekildikten iki hafta sonra öldürülmüştü, bütün ailesini hakladılar. Bunlar da Frank ve Alice Longbottom -" Harry'nin zaten iyi durumda olmayan midesi, Alice Longbottom'a bakarken bütün bütün kasıldı; onun yuvarlak, dost ifadeli yüzünü çok iyi biliyordu, hem de hiç karşılaşmamış olduğu halde; çünkü oğlu Neville'in tıpkısıy-dı. "- zavallıcıklar," diye homurdandı Moody. "Ölmek bile onların başına gelenden daha iyi... bu da Emmeline Vance, onunla tanıştın; ve işte besbelli Lupin... Benjy Fen-wick, o da gazladı, ancak birkaç parçasını bulduk... çekilin bakayım kenara," diye ekledi, resmi dürtükleyerek. 230 Küçük fotoğraf insanları yan yan gidip, kısmen görünenler önlere gelebilsin diye yer açtılar. "Bu, Edgar Bones... Amelia Bones'un kardeşi, onu da ailesiyle birlikte götürdüler, büyük bir büyücüydü... Stur-gis Podmore, vay canına, amma genç görünüyor... Cara-doc Dearborn, bu resim çekildikten altı ay sonra ortadan kayboldu, cesedini hiç bulamadık... Hagrid tabii ki hep aynı görünüyor... Elphias Doge, onunla tanıştın, o aptal şapkayı taktığını unutmuşum... Gideon Prewett, onunla kardeşi Fabian'ı öldürmek için tam beş tane Ölüm Yiyen gerekti, kahraman gibi mücadele ettiler... ilerleyin, ilerleyin..." Fotoğraftaki küçük insanlar birbirlerini ite kaka kenara çekildiler ve arkada saklı olanlar resmin en önüne geldi. " şte Dumbledore'un kardeşi Aberforth, onu sadece bu resim çekilirken gördüm, tuhaf adamdı... bu da Dor-cas Meadowes, Voldemort onu bizzat öldürdü... Sirius, saçı hâlâ kısayken... ve... al bakalım, bu ilgini çeker diye düşündüm!" Harry'nin yüreği yerinden oynadı. Annesiyle babası, gözleri ışıl ışıl, ona gülümsüyorlardı; Harry'nin Kılkuyruk olduğunu hemen anladığı küçük, sulu gözlü bir adamın iki yanında oturmuşlardı. Kılkuyruk, annesiyle babasına ihanet ederek onların nerede olduklarını Voldemort'a söyleyen ve Page 85 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ölümlerine sebep olan adamdı. "Ee?"dediMoody. Harry başını kaldırıp Moody'nin ağır yara izleriyle dolu, delik deşik yüzüne baktı. Belli ki Moody, Harry'ye az önce bir iyilikte bulunduğunu sanıyordu. 231 "Evet," dedi Harry, bir kez daha sırıtmaya çalışarak. "Şey... bir dakika, bir şey hatırladım... sandığa koymamışım..." Sandığa koymadığı bir nesne icat etmekten kurtuldu. Sirius, "O elindeki ne, Deli-Göz?" demiş, Moody de ona dönmüştü. Harry mutfağı geçti, kapıdan dışarı süzüldü ve kimse onu çağıramadan merdivenleri çıkmaya koyuldu. Bunun niye böyle bir şok etkisi yarattığını bilmiyordu; sonuçta, annesiyle babasının resimlerini daha önce de görmüştü, Kılkuyrukla da karşılaşmıştı... ama hiç beklemezken böyle birden karşısına çıkmaları... kimse bundan hoşlanmaz, diye düşündü öfkeyle... Sonra onları o diğer mutlu yüzlerle çevrili görmek... Parçalar halinde bulunan Benjy Fenwick, bir kahraman gibi ölen Gideon Prewett, işkenceyle delirtilen Longbot-tom'lar... hepsi fotoğrafta mutlu mutlu, ebediyen el sallıyor, sonlarının yakın olduğunu bilmiyorlardı... eh, Moody bunu ilginç bulabilirdi... Harry ise rahatsız edici buluyordu... Harry, yeniden kendi başına kalmaktan memnun, holdeki merdivenlerden parmaklarının ucuna basarak çıktı, doldurulmuş ev cini kafalarının yanından geçti. Ama ilk sahanlığa yaklaştığında birtakım sesler duydu. Birisi misafir odasında ağlıyordu. "Kim var orda?" dedi Harry. Cevap yoktu, ama hıçkırık sesleri devam ediyordu. Geri kalan basamakları ikişer ikişer çıkıp sahanlıktan geçti ve misafir odasının kapısını açtı. 232 Birisi karanlık duvarın önüne çökmüştü, asası elindeydi, bütün vücudu hıçkırıklarla sarsılıyordu. Tozlu eski halının üzerinde, bir tutam ay ışığında, Ron'un besbelli cansız bedeni uzanıyordu. Harry'nin ciğerlerindeki bütün hava boşaldı sanki; kendini döşemeden aşağı düşer gibi hissetti; beyni buz kesti - Ron ölü ha, hayır, olamazdı Ama bir dakika, sahiden olamazdı - Ron aşağıdaydı "Mrs VVeasley?" dedi Harry, boğuk bir sesle. "R - r - riddikulus!" diye hıçkırdı Mrs VVeasley, titreyen asasıyla Ron'un bedenini işaret ederek. Şrak. Ron'un vücudu Bill'inkine dönüştü, kollarını iki yana açmış, sırtüstü yatıyordu, gözleri faltaşı gibi açılmış, boş bakıyordu. Mrs Weasley daha da fazla hıçkırmaya başladı. "R - riddikulus!" diye hıçkırdı yine. Şrak. BüTin vücudunun yerini Mr VVeasley'ninki aldı, gözlüğü eğri duruyor, yüzünden aşağı bir kan damlası süzülüyordu. "Hayır!" diye inledi Mrs VVeasley. "Hayır... riddikulusl Riddikulus! R DD KULUS!" Şrak. Ölü ikizler. Şrak. Ölü Percy. Şrak. Ölü Harry... "Mrs VVeasley, çıkın burdan!" diye haykırdı Harry, döşemede yatan kendi cesedine bakarak. "Bırakın da başkası // "Ne oluyor burada?" Lupin koşarak odaya girmişti, hemen ardında Sirius vardı, Moody de arkalarından topallaya topallaya geliyor233 du. Lupin, önce Mrs VVeasley'ye, sonra yerde yatan ölü Harry'ye baktı, neler olduğunu hemen anlamıştı. Kendi asasını çıkararak, çok kararlı ve net bir şekilde söyledi: "Riddikulus!" Harry'nin cesedi yok oldu. Yattığı yerin üstündeki noktada, havada gümüşi bir küre asılı Page 86 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı duruyordu. Lupin asasını bir kere daha salladı ve küre, arkasında bir duman bırakarak kayboldu. "Ay - ay - ay!" diye yutkundu Mrs Weasley, sonra da ellerini yüzüne kapatıp bir ağlama krizine kapıldı. "Molly," dedi Lupin sıkıntıyla, ona doğru yürüyerek. "Molly, yapma..." Bir saniye sonra, Mrs VVeasley, Lupin'in omzunda, kalbi kopup çıkacakmış gibi ağlıyordu. Lupin onu sakinletirmek için, "Molly, sadece bir Bö-cürt'tü," dedi, başını okşayarak. "Sadece aptal bir Bö-cürt..." Mrs VVeasley, yüzü onun omzunda, "Onları hep ö - ö - ölü görüyorum!" diye inledi. "H - h - hep! Rü - rü - rüyamda görüyorum..." Sirius gözlerini halıya dikmiş, Harry'nin cesedi kılığına girmiş Böcürt'ün yattığı yere bakıyordu. Moody ise, onunla göz göze gelmemeye çalışan Harry'ye. Harry sanki Moody'nin sihirli gözü onu mutfaktan çıktığından beri izlemiş gibi garip bir duyguya kapılmıştı. "Arthur'a sö - soy - leme," dedi Mrs VVeasley. Şimdi yutkunuyor, bir yandan da hiç durmadan kolunun yeniyle gözlerini siliyordu. "Ben onun bi - bi - bilmesini istemiyorum.. . aptallık ettiğimi. 234 Lupin ona bir mendil verdi, Mrs VVeasley burnunu sildi. "Harry, çok özür dilerim. Hakkımda neler düşüneceksin kim bilir?" dedi tir tir titreyerek. "Bir Böcürt'ü başımdan atmayı bile beceremedim..." "Aptallık etmeyin/' dedi Harry, gülümsemeye çalıştı. Mrs VVeasley, gözlerine yine yaşlar dolarken, "Öyle e -en - endişeliyim ki," dedi. "Ailenin ya - ya yarısı Yoldaşlık'ta, bu işi atlatırsak bir mu - mu - mucize olacak... ve P - P - Percy de bizimle konuşmuyor... ya ko - ko -korkunç bir şey olursa ve onunla ba - ba - barışmış olmazsak? Peki, ya Artnu/la ben ölürsem ne olacak, Ron ve Ginny'ye k - k - kim bakacak?" "Molly, yeter artık," dedi Lupin, kararlı bir şekilde. "Bu sefer geçen seferki gibi değil. Yoldaşlık daha iyi hazırlandı, önde başladık, Voldemort'un ne işler çevirdiğini biliyoruz -" Mrs VVeasley o adı duyunca korkuyla cıyakladı. "Hadi ama, Molly, artık bu adı duymaya alışmalısın -bak, kimse incinmeyecek diye söz veremem, kimse böyle bir söz veremez, ama geçen seferkinden çok daha iyi durumdayız. Sen geçen sefer Yoldaşlık'ta değildin, onun için anlamıyorsun. Geçen sefer bizden bir kişiye yirmi Ölüm Yiyen düşüyordu ve hepimizi teker teker topluyorlardı..." Harry yeniden fotoğrafı, annesiyle babasının sevinçten ışıldayan yüzlerini düşündü. Moody'nin hâlâ onu gözlediğini biliyordu. Sirius birden, "Percy konusunda da üzülme," dedi. Hizaya gelecektir. Voldemort'un açığa çıkması sadece bir 235 zaman meselesi; bir kez ortaya çıkınca da, bütün Bakanlık onları affedelim diye bize yalvarmaya başlayacak. Ve özürlerini kabul edeceğimden de emin değilim/' diye ekledi acı acı. "Ve senle Arthur ölürseniz Ron'la Ginny'ye ne olacağına gelince," dedi Lupin, hafifçe gülümseyerek, "ne sanıyorsun, onları açlıktan ölmeye bırakacağımızı mı?" Mrs Weasley titreyerek gülümsedi: "Aptallık ettim," diye mırıldandı yeniden, gözlerini kurulayarak. Ama Harry on dakika kadar sonra, yatak odasının kapısını arkasından kapatırken, Mrs Weasley'nin aptallık ettiğini düşünemiyordu bir türlü. Annesiyle babasının, çevrelerindeki birçok kişi gibi, hayatlarının sonuna yaklaştıklarının farkında bile olmadan, o yıpranmış fotoğraftan gülümsemelerini unutamıyordu. Sırasıyla Mrs VVeasley'nin ailesinin her üyesinin cesedi kılığına bürünen Böcürt'ün görüntüsü, gözlerinin önünde çakıp duruyordu. Hiçbir uyarı olmaksızın, başındaki yara izi yeniden acıyla dağlandı, midesi berbat bir şekilde çalkalandı. Sertçe, "Kes şunu," dedi, acı azalırken yara izini ovalayarak. "Deliliğin ilk belirtisi, kendi kafanla konuşmaktır," dedi, duvardaki boş tablodan gelen sinsi bir ses. Harry onu duymazdan geldi. Kendini ömründe hissetmediği kadar yaşlı hissediyordu ve sadece bir saat önce bir şaka dükkânı için ve sınıf başkanı rozetini kim aldı diye kaygılanmış olması, şimdi Page 87 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ona inanılmaz görünüyordu. 236 ONUNCU BÖLÜM Luna Lovegood Harry çok rahatsız bir gece geçirdi. Annesiyle babası rüyalarına girip çıkıyor, ama hiç konuşmuyorlardı; Mrs VVeasley, Kreacher'ın cesedinin başında ağlıyor, Ron'la Hermione başlarında taçlarla onu izliyorlardı; Harry kendini bir kez daha, kilitli bir kapıyla sona eren bir koridorda buldu. Birden uyandı, yara izi batıyordu. Ron ise çoktan giyinmiş, ona bir şeyler söylüyordu. "... acele etmeliyiz, annem çileden çıkmış durumda, treni kaçıracağımızı söylüyor..." Evde bir kargaşadır gidiyordu. Harry'nin alelacele giyinirken duyduklarından çıkarabildiği kadarıyla, Fred'le George sandıklarını taşıma zahmetine katlanmamak için onları alt kata büyü yoluyla indirmeye kalkmış, bunun sonucunda da sandıklar Ginny'ye bodoslamadan çarpıp onu merdivenden iki kat aşağı yuvarlamıştı. Hem Mrs Black, hem de Mrs VVeasley avazları çıktığı kadar bağırı-yorlardı. "- AHMAKLAR, YA C DD B R SAKATLIK ÇIKSAYDI-" 237 "- P S MELEZLER, CEDD M N EV N K RLET YORSUNUZ -" Harry tam spor ayakkabılarını giyerken, Hermione telaşlı telaşlı odaya girdi. Hedwig omzunda iki yana sallanıyordu, koltuğunun altında ise kurtulmak için debelenen Crookshanks vardı. "Annemle babam Hedwig'i az önce geri gönderdi." Baykuş kibar kibar, küçük bir kanat çırpışıyla kafesinin üstüne atlayıp tünedi. "Hazır mısın?" "Hazır sayılırım. Ginny iyi mi?" diye sordu Harry, gözlüğünü takarak. "Mrs Weasley onu düzeltti," dedi Hermione. "Ama şimdi de Deli-Göz, Sturgis Podmore gelmeden çıkamayız diye yakınıyor, yoksa koruma ekibi bir kişi eksik kalırmış." "Koruma ekibi mi?" dedi Harry. "King's Cross'a korumayla mı gitmemiz gerekiyormuş?" "Senin King's Cross'a korumayla gitmen gerekiyor," diye düzeltti Hermione. "Neden?" dedi Harry alıngan alıngan. "Voldemort göze batmamaya çalışıyor sanıyordum, ne yani, bir çöp tenekesinin arkasından fırlayıp beni haklamaya mı çalışacak diyorsun?" Hermione'nin aklı başka yerdeydi. "Bilmiyorum, Deli-Göz öyle diyor işte," dedi saatine bakarak, "ama birazdan çıkmazsak treni kaçıracağımız kesin..." "S Z DE HEMEN AŞAĞI GEL R M S N Z LÜTFEN!" diye böğürdü Mrs VVeasley. Hermione, başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi sıçrayıp hızla odadan çıktı. Harry, Hedwig'i tuttuğu gibi kafesine tıktı ve sandığını ar238 kasından sürükleye sürükleye Hermione'nin ardından aşağı inmeye koyuldu. Mrs Black'in portresi öfkeyle uluyor, ama kimse perdeleri üzerine çekmekle uğraşmıyordu; holdeki bütün o gürültü onu nasıl olsa yeniden uyandırırdı zaten. "Harry, sen benimle ve Tonks'la geliyorsun," diye bağırdı Mrs Weasley -dinmek bilmeyen "BULANIKLAR! ALÇAKLAR! P S MAHLUKLAR!" çığlıkları arasında-"Sandığınla baykuşunu bırak, bagajla Alastor ilgilenecek... Tanrı aşkına, Sirius, Dumbledore olmaz dedi!" Harry holün her tarafındaki sandıkların üstünden at-laya atlaya Mrs VVeasley'ye ulaşmaya çalışırken, hemen yanında ayıya benzeyen siyah bir köpek belirmişti. "Aman yani..." dedi Mrs VVeasley çaresizce. "Eh, bir şey olursa sorumlusu sensin!" Ön kapıyı hızla açtı ve eylülün cılız gün ışığına adım attı. Harry ve köpek de peşinden gittiler. Arkalarındaki kapı pat diye kapandı ve Mrs Black'in ayaklamaları anında kesildi. On iki numaranın kaldırıma ulaşır ulaşmaz kaybolan merdivenlerinden inerken, Harry etrafına bakarak, "Tonks nerede?" dedi. "Şurada bizi bekliyor," dedi Mrs VVeasley sert bir sesle, gözlerini Harry'nin yanında sallana sallana giden siyah köpekten kaçırarak. Köşede onları ihtiyar bir kadın karşıladı. Kıvır kıvır kır saçları ve gondol biçiminde mor bir şapkası vardı. Page 88 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "N'aber Harry?" dedi göz kırparak. Saatine baktı. "Acele etsek iyi olacak, değil mi, Molly?" 239 "Biliyorum, biliyorum," diye inledi Mrs Weasley, daha uzun adımlar atmaya başlayarak, "ama Deli-Göz, Stur-gis'in gelmesini beklemek istedi... keşke Arthur yine Ba-kanlık'tan araba alabilseydi... ama Fudge bugünlerde değil araba, boş mürekkep kutusu bile vermiyor ona... Muggle'lar sihirsiz seyahat etmeye nasıl dayanabiliyor bilmem... Öte yandan, kocaman siyah köpek neşeyle havlıyor, etraflarında hoplayıp zıplıyor, hevesle güvercinlerin üstüne atılıyor, kuyruğunu kovalıyordu. Harry kendine engel olamayıp gülmeye başladı. Sirius çok uzun süredir içeride kapalı kalmıştı. Mrs Weasley neredeyse Petunia Teyze'yi andırır bir şekilde dudak büzdü. Yürüyerek King's Cross'a varmaları yirmi dakika aldı ve bu süre içinde Sirius'un Harry'yi eğlendirmek için birkaç kediyi korkutmasından daha önemli bir olay patlak vermedi. stasyona girdiklerinde, etraf tenhalaşana kadar dokuz ve on numaralı peronlar arasındaki bölmenin civarında gezindiler, sonra hepsi sırayla bölmeye yaslanıp içinden geçerek kendilerini peron dokuz üç çeyrekte buldular. Yola çıkmak üzere olan öğrenciler ve aileleriyle dolu peronda Hogwarts Ekspresi bekliyor, kara kara buhar püskürtüyordu. O tanıdık kokuyu içine çekince, Harry'nin içi kıpır kıpır oldu... gerçekten geri dönüyordu... "Umarım diğerleri de yetişir," dedi Mrs Weasley kaygıyla. Başını arkaya çevirmiş, peronun üzerindeki, dövme demirden kemere bakıyordu; yeni gelenler oradan çıkacaktı. 240 "Güzel köpek, Harry!" diye seslendi örgü örgü saçlı, uzun boylu bir çocuk. "Sağol, Lee," dedi Harry sırıtarak. Sirius da kuyruğunu çılgınca salladı. "Hah, iyi bari," dedi Mrs VVeasley, rahatlamış bir sesle, "işte Alastor da bagajlarla geldi, bakın..." Birbirine uymayan gözlerinin üzerine bir istasyon görevlisi şapkası çekmiş olan Moody, ağzına kadar sandıklarla dolu bir arabayı iterek kemerli girişin içinden topal-laya topallaya çıktı. Moody, "Her şey yolunda," diye fısıldadı Mrs VVeasley ve Tonks'a, "takip edildiğimizi sanmıyorum..." Birkaç saniye sonra, Mr VVeasley yanında Ron ve Her-mione'yle peronda belirdi. Fred, George ve Ginny, Lu-pin'le birlikte geldiklerindeyse, Moody'nin bagaj arabası neredeyse boşaltılmıştı. "Bir sorun yok ya?" diye homurdandı Moody. "Yok," dedi Lupin. "Yine de Sturgis'i Dumbledore'a şikâyet edeceğim," dedi Moody, "bu hafta ikidir gelmiyor. Mundungus kadar güvenilmez hale gelmeye başladı." "Eh, kendinize iyi bakın," dedi Lupin, herkesin elini sıkarak. En son Harry'nin yanına geldi ve sırtına bir şaplak indirdi. "Sen de, Harry. Dikkatli ol." "Evet, başını önünde tut, gözlerini de dört aç," dedi Moody, Harry'nin elini sıkarak. "Ve hiçbiriniz unutmayın - ne yazdığınıza dikkat edin. Kuşkunuz olan şeylerden mektupta hiç söz etmeyin daha iyi." Hepinizle tanıştığıma çok sevindim," dedi Tonks, 241 Hermione ve Ginny'ye sarılarak. "Yakında görüşürüz, sanıyorum." Bir uyarı düdüğü çaldı; peronda kalmış öğrenciler de aceleyle trene doluşmaya başladılar. "Çabuk, çabuk," dedi Mrs VVeasley telaş içinde, herkese sarılıp farkına varmadan Harry'yi ikinci kez kucaklayarak. "Mektup yazın... uslu durun... unuttuğunuz bir şey varsa göndeririz... hadi trene, acele edin..." Kocaman siyah köpek bir an arka ayakları üzerinde kalkıp ön patilerini Harry'nin omuzlarına dayadı, ama Mrs VVeasley Harry'yi tren kapısına doğru itekledi ve tıslar gibi bir sesle, "Tanrı aşkına, Sirius, biraz köpek gibi davran!" dedi. Page 89 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Tren hareket etmeye başlarken, Harry açık pencereden, "Görüşürüz!" diye seslendi, Ron, Hermione ve Ginny de onun yanından el salladılar. Tonks, Lupin, Moody ile Mr ve Mrs VVeasley'nin görüntüleri hızla küçülüp gözden kayboldu, ama siyah köpek pencerenin yanında hoplayıp zıplıyor, kuyruğunu sallıyordu; perondaki bulanıklaşmış insanlar onun treni kovalamasını kahkahalarla seyrediyordu. Derken bir virajı döndüler ve Sirius da gözden kayboldu. "Bizle gelmemeliydi," dedi Hermione, endişeli bir sesle. "Boşver ya," dedi Ron, "zavallı adam aylardır gün ışığına çıkmadı." "Eh," dedi Fred, ellerini çırparak, "bütün gün burada durup laklak edemeyiz, Lee'yle konuşmamız gereken bir iş var. Sonra görüşürüz." George'la ikisi sağdaki koridordan yürüyüp uzaklaştılar. 242 Tren hâlâ hızlanıyor, pencereden görünen evler şimşek gibi geçip gidiyor, onlar da ayakta bir sağa bir sola sallanıyorlardı. "Gidip bir kompartıman bulalım mı?" diye sordu Harry. Ron ile Hermione bakıştılar. "Şeyy," dedi Ron. "Bizim - şeyy - Ron'la benim sınıf başkanı vagonuna gitmemiz gerekiyor," dedi Hermione utana sıkıla. Ron, Harry'ye bakmıyordu; birden sol elinin tırnaklarıyla yakından ilgilenmeye başlamış gibiydi. "Haa," dedi Harry. "Tamam. yi." "Bütün yol boyunca orada kalmamız gerekeceğini sanmıyorum," dedi Hermione hemen. "Mektupta yazdığına göre, Öğrenciler Başkanlarından talimat alacakmışız, sonra da ara sıra koridorlarda kol gezecekmişiz sadece." " yi," dedi Harry yine. "Şey, sonra - sonra görüşürüz o zaman." "Evet, tabii," dedi Ron, Harry'ye kaygıyla bakıp gözlerini hemen kaçırarak. "Oraya gitmek tam bir eziyet, bana kalsa - ama mecburuz - yani, hoşlandığımdan değil, Percy değilim ben," diye lafını bitirdi meydan okurcasına. "Biliyorum, değilsin," dedi Harry, Ron da sırıttı. Ama Hermione ile Ron sandıklarını, Crookshanks'i ve kafesin-deki Pigvvidgeon'ı ön tarafa doğru sürüklerlerken, Harry içinde tuhaf bir eksiklik hissetti. Hogwarts Ekspresi'nde hiç Ron'suz yolculuk etmemişti. "Hadi," dedi Ginny, "acele edersek onlara yer tutabiliriz.' 243 "Doğru," dedi Harry, bir eliyle Hedwig'in kafesini, diğeriyle sandığının halkasını tutarak. Koridorda güç bela ilerleyip, geçtikleri kompartımanların camlı kapılarından içeri göz attılar, ama hepsi çoktan dolmuştu. Harry birçok kişinin ona büyük bir ilgiyle baktığını, hatta birkaçının yanındakileri dirseğiyle dürtüp onu gösterdiğini ister istemez fark etti. Üst üste beş vagonda bu muameleyle karşılaştıktan sonra, Gelecek Postas/'nm yaz boyunca okurlarına onun palavracı bir gösteriş budalası olduğunu anlatıp durduğunu hatırladı. Gözlerini ona dikip bakan ve hsıldaşan bu insanların o hikâyelere inanıp inanmadığını merak etti. En son vagonda, aynı Harry gibi Gryffindor'da beşinci yılına başlayan Neville Longbottom'la karşılaştılar. Bir eliyle sandığını sürüyüp, öbür eliyle debelenen kurbağası Trevor'ı zaptetmeye çalışmaktan yüzü kan ter içinde kalmıştı. "Merhaba, Harry," dedi soluk soluğa. "Merhaba, Ginny... her yer dolmuş... oturacak yer bulamıyorum..." "Ne diyorsun sen?" dedi Ginny, Neville'in yanından zar zor geçip arkasındaki kompartımana göz atarak. "Burada yer var, sadece Laklak Lovegood -" Neville kimseyi rahatsız etmek istemediği gibilerinden bir şeyler mırıldandı. "Aptallık etme," dedi Ginny gülerek, "ondan zarar gelmez." Kapıyı yana doğru çekip açarak sandığını içeri sürükledi. Harry ile Neville de peşinden girdiler. "Merhaba, Luna," dedi Ginny. "Burada otursak bir sakıncası var mı?" Page 90 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 244 Pencerenin yanındaki kız başını kaldırıp baktı. Beline kadar uzanan, dağınık, kirli sarı saçları, çok açık renk kaşları ve yüzüne şaşkın bir ifadenin kazınmasına neden olan fırlak gözleri vardı. Harry, Neville'in bu kompartımanı niye es geçmeyi tercih ettiğini hemen anladı. Kız buram buram çatlaklık kokuyordu. Belki asasını sağlama almak için sol kulağının arkasına sıkıştırmış olduğundan, belki Kay-makbirası tıpalarından yapılmış bir gerdanlık taktığından, belki de elindeki dergiyi baş aşağı tutmuş olmasından. Bakışları Neville'in üzerinden kayıp geçti, Harry'ye odaklandı. Başını salladı. "Teşekkürler," dedi Ginny, ona gülümseyerek. Harry ile Neville üç sandığı ve Hedwig'in kafesini bagaj rafına yerleştirip oturdular. Luna baş aşağı tuttuğu Dırdırcı adındaki dergisinin üzerinden onları izliyordu. Gözlerini normal insanlar kadar sık kırpmıyor gibiydi. Tam karşısına oturmuş olan Harry'ye gözlerini dikip öyle uzun uzun baktı ki, Harry oraya oturduğuna pişman oldu. " yi bir yaz geçirdin mi, Luna?" diye sordu Ginny. "Evet," dedi Luna hulyalı bir şekilde, gözlerini Harry'den ayırmayarak. "Evet, bayağı hoştu yani. Sen Harry Potter'sm," diye ekledi. "Biliyorum," dedi Harry. Neville kıkırdadı. Luna açık renk gözlerini bu kez ona çevirdi. "Ama sen kimsin bilmiyorum." "Hiç kimse," dedi Neville telaşla. "Hiç kimse falan değilsin," dedi Ginny sert bir sesle. 245 "Neville Longbottom - Luna Lovegood. Luna benimle aynı dönemde, ama Ravenclaw'da." "Sınır tanımayan bir zekâ, en büyük hediyedir insana," dedi Luna tekdüze bir sesle. Baş aşağı tuttuğu dergiyi yüzünü saklayacak kadar kaldırdı ve sustu. Harry ile Neville kaşlarını kaldırıp birbirlerine baktılar. Ginny kikirdememek için kendini zor tutuyordu. Tren, yoluna hızla devam edip açık araziye çıktı. Tuhaf, tedirgin edici bir gündü; vagon kâh gün ışığıyla doluyor, kâh kurşuni renkleriyle tehditkâr bulutların altından geçiyordu. "Bilin bakalım doğum günümde ne hediye aldım," dedi Neville. "Yine bir Hatırlatmaca mı?" dedi Harry, büyükannesinin Neville'e berbat hafızasını geliştirme çabasıyla gönderdiği mermerimsi aygıtı hatırlayarak. "Hayır," dedi Neville. "Olsa işime yarardı gerçi, eskisini kaybedeli asırlar oldu... ama değil, bakın..." Trevor'ı sıkı sıkı tutan elini değil de öbürünü okul çantasına daldırdı ve biraz karıştırdıktan sonra aradığını bulup çıkardı. Saksıya konmuş küçük gri bir kaktüsü andırıyordu, ama diken yerine küçük çıbanlara benzeyen yumrularla kaplıydı. "Mimbulus mimbletonia," dedi Neville gururla. Harry, Neville'in elindeki şeye baktı. Nabız gibi hafif hafif atışıyla tekinsiz bir görünüme sahipti, hastalıklı bir iç organa benziyordu. "Çok çok nadide bir şey," dedi Neville, yüzü ışıl ışıl. 246 "Hogwarts'taki serada bile var mı, bilmiyorum. Profesör Sprout'a göstermek için sabırsızlanıyorum. Büyük Amcam Algie, Asur'dan almış bunu bana. Bakalım yenilerini de üretebilecek miyim?" Harry, Neville'in en sevdiği dersin Bitkibilim olduğunu biliyordu ama, bu bodur küçük bitkiyi niye isteyebileceğini aklı hayali almıyordu. "Bir - ee - bir şey yapabiliyor mu?" diye sordu. "Bir sürü!" dedi Neville gururla. " nanılmaz bir savunma mekanizması var. Al, şu Trevor'ı tut bir dakika..." Kurbağayı Harry'nin kucağına atıp okul çantasından bir tüy kalem çıkardı. Luna Lovegood'un patlak gözleri baş aşağı dergisinin üzerinden bir kez daha belirip Neville'in ne yaptığını izlemeye koyuldu. Neville, dili dişlerinin arasında, Mimbulus mimbletonia'yı göz hizasına kaldırdı, kendine bir nokta seçti ve tüy kaleminin ucuyla bitkiyi kuvvetlice dürttü. Page 91 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Bitkinin üzerindeki bütün çıbanlardan kıvamlı, pis kokan, koyu yeşil bir sıvı fışkırdı. Tavana, pencerelere sıçradı, Luna Lovegood'un dergisine bulaştı; kollarını tam zamanında yüzüne siper eden Ginny, yapış yapış yeşil bir şapka takıyormuşa döndü, ama elleri Trevor'ın kaçmasını engellemekle meşgul olan Harry'nin yüzü olduğu gibi sıvıyla kaplandı. Sıvının gübre gibi iğrenç bir kokusu vardı. Neville'in de yüzü ve gövdesi sırılsıklam olmuştu, hiç olmazsa gözlerindekinden kurtulmak için kafasını salladı. "Ö - özür dilerim," dedi nefesi kesilerek. "Daha önce denememiştim... fark edemedim bu kadar... ama merak et247 meyin, Kokanözsu zehirli değildir," diye ekledi ürkekçe, Harry bir ağız dolusu sıvıyı yere tükürürken. Tam o anda kompartıman kapısı açıldı. "Ah... merhaba, Harry," dedi tedirgin bir ses. "Ee... kötü bir zamanda mı geldim?" Harry, Trevor'la meşgul olmayan eliyle gözlük camlarını sildi. Kapı ağzında uzun parlak saçlı çok güzel bir kız durmuş, ona gülümsüyordu: Ravenclaw Quidditch takımının Arayıcısı Cho Chang. "Ah... merhaba," dedi Harry şaşkın şaşkın. "Ee..." dedi Cho. "Şey... bir merhaba diyeyim demiştim... eh, hoşçakal." Epey kızarmış bir yüzle, kapıyı kapatıp gitti. Harry arkasına yaslanıp inledi. sterdi ki, Cho gelip onu bulduğunda bir grup çok sıkı insanla oturuyor, herkes Harry'nin yaptığı bir espriye kasıklarını tuta tuta gülüyor olsun; elinde bir kurbağa, yüzü Kokanözsu'ya bulanmış halde, Neville ve Laklak Lovegood'la oturuyor olmasın. "Takma kafana," dedi Ginny teselli edercesine. "Bak, bundan kolayca kurtulabiliriz." Asasını çıkardı. "Aklapak-lal" Kokanözsu yok oldu. "Özür dilerim," dedi Neville yine, cılız bir sesle. Ron ve Hermione, neredeyse bir saat geçtikten, yemek arabası gittikten sonra geldiler. Harry, Ginny ve Neville kabaklı poğaçalarını bitirmiş, Çikolatalı Kurbağa Kartla-rı'nı değiş tokuş ederken kompartıman kapısı açıldı. Ron ve Hermione, yanlarında Crookshanks ve kafesinde tiz perdeden öten Pigvvidgeon'la birlikte içeri girdiler. 248 "Açlıktan ölüyorum," dedi Ron. Pigwidgeon'ı Hed-wig'in yanma yerleştirdi, Harry'den bir Çikolatalı Kurbağa aldı ve kendini onun hemen yanına bıraktı. Ambalajı yırtıp açtı, kurbağanın kafasını ısırıp kopardı ve çok yorucu bir sabah geçirmiş gibi arkasına yaslanıp gözlerini kapadı. "Eh, her binanın beşinci sınıflarından ikişer tane sınıf başkanı var," dedi Hermione. Canı pek sıkkın halde yerine oturdu. "Birer kız, birer erkek." "Bilin bakalım Slytherin sınıf başkanlarından biri kim?" dedi Ron, gözlerini açmadan. "Malfoy," diye cevap verdi Harry hemen, en çok korktuğu şeyin başlarına geldiğinden emin bir şekilde. "Tabii," dedi Ron acı acı. Kurbağa'nın kalanını ağzına attı ve bir tane daha kaptı. "Öbürü de Pansy Parkinson denen şu gıcık yaratık," dedi Hermione hırçın bir sesle. "Beyin sarsıntısı geçirmiş bir ifritten daha mankafayken nasıl sınıf başkanı oluyor..." "Hufflepuff tan kimler var?" diye sordu Harry. "Ernie Macmillan ve Hannah Abbott," dedi Ron boğuk bir sesle. "Ravenclavv'dansa Anthony Goldstein ve Padma Pa-til," dedi Hermione. "Sen Padma Patil'le Noel Balosu'na gitmiştin," dedi belli belirsiz bir ses. Herkes dönüp Luna Lovegood'a baktı. Dırdırcı'mn üzerinden gözlerini Ron'a dikmişti. Ron ağzındaki koca Kurbağa lokmasını yuttu. "Evet, biliyorum, gittim," dedi biraz şaşırarak. 249 "Pek memnun kalmamıştı," diye bilgi verdi Luna. "Ona pek iyi davranmadığını düşünüyor, çünkü onunla dans etmeye yanaşmamışsın. Ben olsam aldırmazdım herhalde," diye ekledi düşünceli Page 92 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı düşünceli, "dans etmeyi pek sevmem." Yeniden Dırdna'nm arkasında kayboldu. Ron, ağzı bir karış açık, derginin kapağına bakakaldı, sonra da bir açıklama istermiş gibi dönüp Ginny'ye baktı, ama Ginny kikirdememek için yumruğunu ağzına bastırmıştı. Ron kafası karışmış halde başını iki yana salladı ve saatine baktı. "Arada bir koridorlarda kol gezmemiz gerekiyor," dedi Harry ve Neville'e, "muzırlık edenlere ceza verebiliyoruz. Crabbe ve Goyle'u bir şey yaparlarken yakalayayım diye sabırsızlanıyorum..." "Konumunu kötüye kullanmamalısın, Ron!" dedi Hermione sert bir sesle. "Tabii, tabii, ne de olsa Malfoy hiç kötüye kullanmayacak," dedi Ron alaycı bir edayla. "Yani onun seviyesine mi ineceksin?" "Yoo, o benim arkadaşlarımın hakkından gelmeden ben onunkilerin hakkından geleyim istiyorum, o kadar." "Tanrı aşkına, Ron -" "Göyle'a aynı satın tekrar tekrar yazdıracağım, ölür biter artık, yazmaktan nefret ediyor," dedi Ron mutlu mutlu. Goyle'un alçak, hırıltılı sesini taklit ederek ve yüzüne acı dolu bir konsantrasyon ifadesi yerleştirerek, havaya bir şeyler yazarmış gibi yaptı. "Bir... babunun... poposuna... benzememeliyim." 250 Herkes güldü, ama kimse Luna Lovegood kadar gülmedi. Koyverdiği neşe dolu çığlık, Hedwig'in uyanıp kanatlarını öfkeyle çırpmasına, Crookshanks'in ise tıslayarak bagaj rafına sıçramasına sebep oldu. Luna öyle bir gülüyordu ki, dergisi elinden kaydı ve bacaklarından aşağı, yere düştü. " şte bu komiktil" Nefes almaya çalışırken patlak gözleri yaşlarla dolarak Ron'a baktı. O ise tamamen afallamış bir halde dönüp diğerlerine göz attı. Şimdi onlar da hem Ron'un yüzündeki ifadeye, hem de hâlâ böğrünü tutmuş öne arkaya sallanan Luna Lovegood'un gülünç derecede uzamış olan kahkahasına gülüyorlardı. "Benle kafa mı buluyorsun?" dedi Ron, kaşlarını çatarak. "Babunun... poposu!" dedi tıkanacakmış gibi, kaburgalarını tutarak. Diğerleri Luna'nın gülüşünü seyrediyordu, ama Harry yerdeki dergiye baktığında öyle bir şey gördü ki, fırlayıp onu yerden aldı. Baş aşağı tutulurken kapaktaki resmin ne olduğunu anlamak zordu, ama Harry şimdi bunun Cornelius Fudge'm oldukça kötü bir karikatürü olduğunu fark etti; onu ancak kafasındaki limon yeşili melon şapka sayesinde tamyabilmişti. Fudge bir eliyle bir altın kesesini sıkı sıkı tutuyor, diğeriyleyse bir cincüceyi boğuyordu. Karikatürün altında şöyle bir yazı vardı: Fudge, Gringotts'u Ele Geçirmek çin Ne Kadar leri Gidecek? Hemen altta da dergideki diğer makalelerin başlıkları vardı. 251 Qııiddüch Ligi'nde Fesat: Hortumlar Ligi Nasıl Ele Geçiriyor? Eski Yazıların Sırlan Çözüldü Sirius Black: Cani mi Kurban mı? Harry, "Şuna bir bakabilir miyim?" diye sordu Lu-na'ya hevesle. Kız başını salladı, hâlâ Ron'a bakıyordu, gülmekten nefesi kesilmişti. Harry dergiyi açıp "içindekiler" bölümüne göz gezdirdi. Kingsley'nin Sirius'a versin diye Mr VVeasley'nin eline tutuşturduğu dergi şu ana kadar hiç aklına gelmemişti, ama o, Dzrdzrcz'nın bu sayısı olmalıydı. Aradığını bulup heyecanla o sayfayı çevirdi. Bu yazıya eşlik eden karikatür de oldukça kötüydü; öyle ki Harry, üzerinde adı yazmasa onun Sirius olduğunu anlayamayacağını düşündü. Sirius asasını çekmiş, insan kemiklerinden oluşan bir yığının üstünde duruyordu. Makalenin başlığı şöyle diyordu: S R US BLACK - KARANLIK MI, KARALANDI MI? Meşum kanlı katil mi, masum meşhur şarkıcı mı? Harry'nin yazılanları yanlış anlamadığından emin olabilmesi için bu ilk cümleyi birkaç kez okuması gerekti. Sirius ne zaman meşhur bir şarkıcı olmuştu ki? On dört yıldır Sirius Black'in on iki masum Muggle'ın ve bir büyücünün ölümünden suçlu olduğuna inanılıyor. Page 93 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 252 Black'in iki yıl önce gözüpek bir şekilde Azkaban'dan kaçmasıyla, Sihir Bakanlığı, tarihindeki en büyük insan avını başlattı. Hiçbirimiz onun yeniden ele geçirilip Ruh Emi-ci'lere verilmeyi hak ettiğinden en ufak bir şüphe bile duymadık. AMA GERÇEKTEN HAK ED YOR MU? Sirius Black'in, Azkaban'a gönderilmesine neden olan suçları işlememiş olabileceğini gösteren şaşırtıcı yeni deliller ortaya çıkmış durumda. Hatta, Little Norton, Acanthia Way 18 numarada oturan Doris Purkiss'e göre, Black cinayetler işlendiği sırada cinayet mahallinde bulunmamış bile olabilir. " nsanların farkında olmadıkları şu ki, Sirius Black bir takma isim," diyor Mrs Purkiss. " nsanların Sirius Black sandığı adam, neredeyse on beş yıl önce Little Norton Kilise Salonu'ndaki bir konserde kulağına bir turp isabet ettikten sonra sosyal hayattan emekliye ayrılan, popüler Hincüceler grubu solisti Stubby Boardman. Gazetede resmini görür görmez onu tanıdım. Stubby o cinayetleri asla işlemiş olamaz, çünkü söz konusu günde, benimle baş başa, mumlarla bezeli romantik bir yemek yiyordu. Sihir Bakam'na bir mektup yazdım bile, şimdi onun Stubby ya da takma adıyla Sirius için af çıkarmasını bekliyorum." Harry okumayı bitirdi ve sayfaya inanamayan gözlerle bakmayı sürdürdü. Belki bu bir şakaydı, belki dergi sık sık böyle muzip haberler yayımlıyordu. Birkaç sayfa geri gidip Fudge'la ilgili makaleyi buldu. 253 Sihir Bakanı Cornelius Fııdge, beş yıl önce seçildiğinde Gringotts Büyücü Bankası'nın yönetimini ele geçirmeye yönelik planlan olduğunu inkâr etmişti. Fudge her zaman, altınlarımızın bekçileriyle "huzurlu bir işbirliği yapmak" tan başka bir şey istemediğini söyledi. AMA GERÇEKTEN TÜM STED Ğ BU MU? Son zamanlarda Bakan'a yakın kaynaklardan alınan bilgiler, Fııdge'ın en büyük emelinin cincüce altın rezervinin kontrolünü ele geçirmek olduğuna ve bu uğurda gerekirse güç kullanmaktan çekinmeyeceğine işaret ediyor. "Üstelik bunu ilk yapışı olmazdı," dedi bir Bakanlık görevlisi. "Bütün arkadaşları ona Cornelius 'Cincüce-Ezen' Fudge der. Kimse dinlemiyor sanırken söylediklerini bir duysanız, ah, icabına baktırdığı cincücelerden söz edip duruyor; boğdurmuş, binaların tepelerinden attırmış, zehirletmiş, böreklerin içinde pişirtmiş..." Harry daha fazla okumadı. Fudge'm birçok kusuru olabilirdi ama, Harry onu cincücelerden börek yapılması emri verirken hayal etmekte büyük güçlük çekiyordu. Derginin geri kalanına göz gezdirdi, birkaç sayfada bir durup okuyordu: Tutshill Hortumları, Quidditch Ligi'ni şantaj, süpürgelere yasadışı müdahaleler ve işkence sayesinde kazanmakta olduğuna dair bir suçlama; bir Silsüpür Altı ile aya uçtuğunu ve bunu kanıtlamak için geri dönerken yanında bir torba dolusu ay kurbağası getirdiğini söyleyen bir büyücüyle söyleşi; hiç değilse Luna'nın Dırdır-cz'yı niye baş aşağı okuduğunu gösteren bir kadim yazılar makalesi. Dergiye göre, yazıları baş aşağı çevirirseniz, 254 düşmanınızın kulaklarım küçük portakallara dönüştürecek bir büyü gözüküyordu. Aslında, Dırdırcı'daki diğer makalelerin yanında, Sirius'un Hincüceler'in solisti olduğu fikri hayli makul kalıyordu. " yi bir şeyler var mı?" diye sordu Ron, Harry dergiyi kapatırken. Harry'nin cevap vermesine fırsat bırakmadan, Hermi-one, "Tabii ki yok," dedi iğneleyici bir sesle. "Dırdırcı tam bir paçavradır, herkes de bunu bilir." "Affedersin," dedi Luna; sesi birden hulyalı tonunu yitirmişti. "Editörü babam." "Ben - ay," dedi Hermione utanarak. "Şeyy... bazı ilginç... yani epey..." "Geri alabilir miyim lütfen?" dedi Luna soğuk soğuk. leri uzanıp dergiyi Harry'nin elinden kaptı. Hızla elli yedinci sayfaya gelip dergiyi bir kez daha baş aşağı çevirdi ve arkasında kayboldu. Tam o sırada kompartıman kapısı üçüncü defa açıldı. Harry dönüp baktı; böyle bir şeyi bekliyordu, ama beklemesi, Draco Malfoy'un, iki arkadaşı Crabbe Page 94 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ve Goyle'un arasından ona pis pis sırıtan görüntüsünü daha katlanılır kılmıyordu. Daha Malfoy ağzım açamadan, "Ne var?" dedi saldırganca. Parlak sarı saçları ve sivri çenesi aynı babasımnkilere benzeyen Malfoy, "Terbiyeni takın, Potter, yoksa seni cezaya bırakmak zorunda kalırım," dedi kelimeleri yaya yaya- "Çünkü sen sınıf başkanı olamadın ama ben oldum, bu yüzden de sen ceza veremezsin ama ben veririm." 255 "Evet," dedi Harry, "ama sen rezilin tekisin, ben değilim, bu yüzden şimdi git de bizi rahat bırak." Ron, Hermione, Ginny ve Neville kahkahalarla güldüler. Malfoy'un dudağı kıvrıldı. "Söylesene, VVeasley'nin arkasından ikinci olmak nasıl bir his, Potter?" diye sordu. "Kes sesini, Malfoy," dedi Hermione sert bir sesle. "Hassas bir noktaya parmak bastım galiba," dedi Malfoy, sırıtarak. "Eh, ayağını denk al, Potter, çünkü yanlış bir adım atarsın umuduyla köpek gibi izini sürüyor olacağım." "Çık dışarı!" dedi Hermione, ayağa fırlayarak. Malfoy kıs kıs gülerek Harry'ye son bir pis bakış attı ve hantal hantal peşinden yürüyen Crabbe ve Göyle'la birlikte çıkıp gitti. Hermione arkalarından kompartıman kapısını hızla kapattı ve dönüp Harry'ye baktı. Harry onun da Malfoy'un az önce ne dediğinin farkına vardığını ve kendisi gibi onun da sinirlerinin bozulduğunu hemen anladı. "Bir Kurbağa daha yollasana," dedi Ron, belli ki hiçbir şey fark etmemişti. Harry, Neville ile Luna'nın önünde konuşamazdı. Hermione ile birbirlerine bir kez daha huzursuz huzursuz baktılar, sonra da Harry dönüp pencereden dışarıyı seyretmeye başladı. Sirius'un onunla istasyona gelmesinin komik olduğunu düşünmüştü, ama birden bu hareket pervasızca, hatta belki düpedüz tehlikeli göründü gözüne... Hermione haklıydı... Sirius gelmemeliydi. Ya Mr Malfoy siyah köpeği 256 fark edip Draco'ya söylemişse? Ya VVeasley'ler, Lupin, Tonks ve Moody'nin Sirius'un nerede olduğunu bildikleri sonucunu çıkarmışsa? Yoksa Malfoy'un "köpek gibi" demesi sadece rastlantıdan mı ibaretti? Tren giderek daha da kuzeye doğru ilerlerken, hava kararsızlığını sürdürdü. Yağmur gönülsüzce pencereleri ıslattı, sonra güneş sahne alıp cılız bir gösteri sundu, daha sonraysa bir kez daha bulutlar gelip güneşi örttü. Karanlık çöküp de vagonların içinde lambalar yanmaya başlayınca, Luna Dırdırcı'yi rulo yaptı, özenle çantasına yerleştirdi ve sırayla kompartımandaki herkese gözlerini dikip bakmaya koyuldu. Harry alnını trenin penceresine dayamış dışarı bakıyor, ufukta Hogwarts'ı görmeye çalışıyordu, ama bu gece ay ışığı yoktu ve yağmurun ıslattığı pencere isliydi. Derken Hermione, "Üstümüzü değişsek iyi olacak," dedi ve hepsi sandıklarını güç bela açıp okul cüppelerini üzerlerine geçirdiler. Hermione ve Ron sınıf başkanı rozetlerini dikkatle yakalarına iğnelediler. Harry, Ron'un karanlık penceredeki yansımasından görünüşünü kontrol ettiğini fark etti. Sonunda tren yavaşlamaya başladı. Herkes trenden inmek için bagajlarıyla evcil hayvanlarını toparlamaya koştururken, trenin her yerinden o alışıldık gürültü patırtının yükseldiğini duydular. Ron ile Hermione'nin bütün bunları denetlemesi gerektiğinden, ikisi Crookshanks ile Pigvvidgeon'ı Harry ve diğerlerine bırakarak yine vagondan çıktılar. "O baykuşu ben taşırım istersen," dedi Luna Harry'ye, 257 Pigwidgeon'a doğru elini uzatarak. Bu arada Neville, Tre-vor'ı dikkatle iç cebine koymaya çalışıyordu. "K - ee - sağol," dedi Harry. Kafesi ona verdi ve böylece Hedwig'inkini daha rahat kavradı. Kompartımandan ağır ağır çıkıp koridordaki kalabalığa katılırlarken, gecenin iğne iğne batan ayazı yüzlerine vurdu. Yavaş yavaş kapılara doğru ilerlediler. Harry'nin burnuna, göle doğru uzanan yolun her iki tarafındaki çam ağaçlarının kokusu geliyordu. Perona inip etrafına baktı, o tanıdık "birinci sınıflar burdan... birinci sınıflar.." sesini duyabilmek için kulağını açtı. Ama duyamadı. Onun yerine hayli farklı bir ses, canlı bir kadın sesi duyuluyordu. "Birinci sınıflar Page 95 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı burada sıraya girsin lütfen! Bütün birinci sınıflar yanıma!" Bir fener Harry'ye doğru sallandı ve Harry onun ışığında, önceki sene bir süre Hagrid'in yerine Sihirli Yaratıkların Bakımı dersine giren Profesör Grubbly-Plank'in çıkık çenesini ve kısa kesilmiş saçlarını gördü. "Hagrid nerede?" dedi yüksek sesle. "Bilmiyorum," dedi Ginny, "ama ilerlesek iyi olur, yolu kapatıyoruz." "Haa, tamam..." Harry ve Ginny peronda ilerleyip istasyondan dışarı çıkarken ayrı düştüler. Harry itiş kakışın içinde, karanlıkta Hagrid'i yakalayabilmek için gözlerini kısıp çevreyi taradı; burada olmalıydı, Harry bunu ummuştu - Hagrid'i yeniden görmek iple çektiği şeylerden biriydi. Ama etrafta Hagrid'den iz yoktu. Kalabalıkla birlikte dar bir kapıdan yavaş yavaş geçip 258 dışarıdaki yola çıkarken, Gitmiş olamaz, dedi Harry kendi kendine. Üşüttü falan herhalde... Profesör Grubbly-Plank'in yeniden ortaya çıkışı hakkında ne düşünüyorlar bakalım diye etrafına bakmıp Ron'la Hermione'yi aradı, ama ikisi de görünürde yoktu. Harry de kendini kalabalığın akışına bırakıp Hogsmeade stasyonu'nun dışındaki, yağmurun ıslattığı karanlık yola çıktı. Burada, birinci sınıftan büyük olanları okula götüren yüzlerce atsız araba dururdu hep. Harry onlara şöyle bir baktı, Ron ve Hermione'yi kaçırmamak için önüne döndü, sonra bir daha dönüp baktı. Arabalar artık atsız değildi. Araba okları arasında duran birtakım yaratıklar vardı. Ne olduğunu söyle deseler herhalde at derdi, ama sürüngenimsi bir tarafları da vardı. Tamamen etsizdiler, siyah derileri iskeletlerine yapışmıştı, bütün kemikleri tek tek gözüküyordu. Başlan ejderham-sıydı, gözbebeksiz gözleriyse beyazdı ve boş bakıyordu. Omuz başlarından kanatlar çıkıyordu - dev yarasalara aitmiş gibi duran kocaman, siyah kösele gibi kanatlar. Çöken karanlıkta hareketsiz ve sessiz halleriyle, ürpertici ve tekinsiz görünüyorlardı. Harry, pekâlâ kendi kendilerine de hareket edebilen arabaların şimdi niye bu korkunç atlar tarafından çekildiğini anlayamıyordu. "Pig nerede?" dedi Ron'un sesi, Harry'nin tam arkasından. "Şu Luna denen kızdaydı," dedi Harry, hemen arkasına dönerek. Ron'a Hagrid konusunu danışmak için sabırsızlanıyordu. "Sence nerede -" 259 "- Hagrid mi? Bilmiyorum," dedi Ron, endişeli bir sesle. "Umarım iyidir..." Biraz ileride, Draco Malfoy ile Crabbe, Goyle ve Pansy Parkinson'dan oluşan tayfası, kendilerine bir araba bulabilmek için mahcup görünümlü ikinci sınıfları itekleyip yol açıyorlardı. Birkaç saniye sonra, kalabalığın içinden nefes nefese Hermione çıktı. "Malfoy şurada bir birinci sınıf öğrencisine tam anlamıyla iğrenç davranıyordu. Yemin ederim şikâyet edeceğim onu. Daha rozetini takalı üç dakika oldu, eskisinden de beter zorbalık ediyor... Crookshanks nerede?" "Ginny'de," dedi Harry. " şte geldi..." Ginny, debelenen Crookshanks'i tutmuş, kalabalığın içinden çıkageldi. "Teşekkürler," dedi Hermione, Ginny'yi kediden azat ederek. "Hadi, hepsi dolmadan bir araba bulalım..." "Pig'i almadım daha!" dedi Ron, ama Hermione en yakın boş arabaya doğru yürümeye başlamıştı bile. Harry, Ron'la birlikte arkada kaldı. Diğer öğrenciler yanlarından geçip giderken, başıyla korkunç atları işaret ederek, "Şunlar nedir dersin?" diye sordu Ron'a. "Neler?" "Şu at gibi -" Elinde Pigvvidgeon'm kafesiyle Luna çıkageldi; küçük baykuş her zamanki gibi heyecanla cıvıldıyordu. "Al bakalım," dedi. "Küçük tatlı bir baykuş, değil mi?" "Ee... evet... iyidir," dedi Ron boğuk bir sesle. "Eh, hadi o zaman, biz de binelim... ne diyordun Harry?" Page 96 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 260 "Şu at gibi şeyler ne, diyordum," dedi Harry, Ron ve Luna ile birlikte Hermione ile Ginny'nin bindiği arabaya ilerlerken. "Hangi at gibi şeyler?" "Arabaları çeken at gibi şeyler!" dedi Harry sabırsızca. Ne de olsa en yakındaki hemen bir metre ötede duruyor, bomboş beyaz gözlerle onları seyrediyordu. Ancak Ron, Harry'ye yüzünde şaşkın bir ifadeyle baktı. "Neden bahsediyorsun?" "Şundan - bak!" Harry, Ron'u kolundan tutup döndürdü, kanatlı at tam karşısındaydı şimdi. Ron bir süre dümdüz ona doğru baktıktan sonra, dönüp gözlerini Harry'ye dikti. "Neye bakıyorum ben şimdi?" "Şu - orada, araba oklarının arasında! Arabaya koşulmuş! Tam şurada, hemen -" Ama Ron ona aklı karışmış bir halde bakmaya devam ederken, Harry'nin kafasında garip bir fikir belirdi. "Onları... onları göremiyor musun?" "Neleri?" "Arabaları çeken şeyleri göremiyor musun?" Ron şimdi cidden kaygılanmış görünüyordu. " yi misin, Harry?" "Ben... evet..." Harry iyiden iyiye afallamıştı. At tam önünde duruyor, arkalarındaki istasyon pencerelerinden vuran cılız ışıkta parıldıyor, gece ayazında burun deliklerinden buhar Çıkıyordu. Ancak Ron, eğer şaka yapmıyorsa -ki yapıyorsa da berbat bir şakaydı-, onu hiç göremiyordu. 261 "Binelim mi?" dedi Ron tereddütle, Harry'ye onun için endişeleniyormuş gibi bakarak. "Evet," dedi Harry. "Evet, hadi..." Ron arabaya binip gözden kaybolurken, Harry'nin arkasından hulyalı bir ses, "Merak etme," dedi. "Deliriyor falan değilsin. Ben de onları görebiliyorum." "Görebiliyor musun?" dedi Harry umutla, Luna'ya dönerek. Onun iri berrak gözlerinde yarasa kanatlı atların yansımasını görebiliyordu. "Ah, evet," dedi Luna, "buraya geldiğim ilk günden beri görebiliyorum onları. Arabaları hep onlar çekiyor. Endişelenme. Senin aklın da benimki kadar başında." Belli belirsiz gülümseyerek, Ron'un arkasından rutubetli arabaya bindi. çi pek rahat etmemiş olan Harry de onu izledi. 262 ON B R NC BOLUM Seçmen Şapkanın Yeni Şarkısı Harry diğerlerine Luna ile ikisinin aynı halüsinasyonu gördüğünü söylemek istemedi, buna halüsinasyon denebilirse tabii. Onun için de, arabaya binip yerine oturdu, kapıyı arkasından çarpıp kapattı ve atlar hakkında hiçbir şey söylememeyi tercih etti. Yine de, atların camın gerisinde hareket eden siluetlerini gözlemekten kendini alamıyordu. Ginny, "Herkes Grubbly-Plank denen kadını gördü mü?" diye sordu. "Niye dönmüş buraya? Hagrid okuldan ayrılmış olamaz, değil mi?" Luna, "Bence gitmesi hiç de fena olmaz," dedi. "Pek de iyi bir öğretmen değildi zaten, değil mi?" "Hayır, iyi öğretmendi!" dediler Harry, Ron ve Ginny öfkeyle. Harry gözlerinden ateşler saçarak Hermione'ye baktı. Hermione boğazını temizledi ve hemen, "Şey... evet... çok iyidir," dedi. Luna, hiç de etkilenmiş görünmeden, "Eh, biz Ra-venclaw'lar onun şaka gibi bir şey olduğunu Page 97 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı düşünüyoruz/' dedi. 263 Ron, "Öyleyse berbat bir espri anlayışınız var," diye cevabı yapıştırdı; bu sırada altlarındaki tekerlekler gıcırdayarak harekete geçmişti. Luna, Ron'un kabalığından rahatsız olmamış gibiydi; tersine, sanki orta karar bir televizyon programı izliyormuş gibi, bir süre onu süzdü. Arabalar tıkırdayarak ve sallanarak konvoy halinde yola koyuldu. Okul arazisinin kapılarının iki yanında duran ve üzerinde kanatlı yabandomuzu heykelleri bulunan yüksek taş sütunların arasından geçtiklerinde, Harry öne eğilerek Hagrid'in Yasak Orman'ın kıyısındaki kulübesinde ışık olup olmadığını görmeye çalıştı, ama arazi kapkaranlıktı. Hogwarts Şatosu ise, tüm heybetiyle gittikçe daha da yaklaşıyordu: karanlık gökyüzüne karşı zifir karası, yer yer tepelerinde bir pencerenin ateş gibi parıldadığı, yüksek bir kule yığını. Arabalar, meşe ön kapılara çıkan taş merdivenlerin yakınında tıngırdayarak durdu. Arabadan ilk inen Harry oldu. Orman'ın orada ışığı yanık pencere görür müyüm diye yeniden baktı ama, Hagrid'in kulübesinde kesinlikle hayat belirtisi yoktu. stemeye istemeye bakışlarını bir kez daha, gece ayazında sessizce bekleyen, boş bakışlı beyaz gözleri ışıldayan, garip iskeletimsi yaratıklara çevirdi; acaba yok olmuşlar mıdır diye ufak bir umuda kapılmıştı. Harry daha önce de buna benzer bir deneyim yaşamış, Ron'un görmediği bir şeyi görmüştü, ama o sadece aynadaki bir yansımaydı; bir araba filosunu çekecek kadar kuvvetli ve çok sağlam görünüşlü yüz canavar, o ilk deneyime kıyasla çok daha gerçekti. Luna'ya inanmak ge264 rekirse canavarlar hep oradaydı, ama eskiden göze görünmüyorlardı. Öyleyse Harry neden onları birden görmeye başlamıştı, Ron neden görmüyordu? Ron, yanı başından, "Geliyor musun, gelmiyor musun?" dedi. "Ha... evet," dedi Harry hemen. Taş merdivenlerden hızlı hızlı şatoya çıkan kalabalığa katıldılar. Giriş Salonu meşalelerin ışığıyla alev alev aydınlanmıştı. Öğrenciler taş döşemenin üzerinden, ders yılı başlangıcı şöleninin verileceği Büyük Salon'a açılan sağdaki ikili kapıya doğru giderken, ayak sesleri Giriş Salonu'nda yankılandı. Büyük Salon'daki dört uzun bina masası dolmaktaydı, tepelerindeyse yüksek pencerelerden görülen gökyüzünün aynısı, kara ve yıldızsız bir tavan uzanıyordu. Masaların arasında mumlar havada süzülüyor, hem Salon'a serpiştirilmiş gümüşi hayaletlerin, hem de hevesle konuşan, yaz haberleri değiş tokuşu yapan, başka binalardan arkadaşlarını bağırarak selamlayan, birbirlerinin yeni saç kesimlerini ve cüppelerini inceleyen öğrencilerin yüzlerini aydınlatıyordu. Harry, o geçerken insanların baş başa verip fısıldaştığını fark etti yine; dişlerini sıkarak, fark etmi-yormuş ve aldırmıyormuş gibi yaptı. Luna, Ravenclavv masasında onlardan ayrıldı. Gryffindor masasına vardıklarındaysa, diğer dördüncü sınıf öğrencileri Ginny'yi çağırdılar, o da onlarla oturmaya gitti; Harry, Ron, Hermione ve Neville ise masanın ortasına yakın bir yere, Gryffindor binası hayaleti Neredeyse Kafasız Nick ile Parvati Patil ve Lavender Brovvn'ın arası265 na, yan yana oturdular. Kızlar Harry'yi fazlaca neşeli ve dostça selamladı; Harry onların bir saniye öncesine kadar kendisi hakkında konuştuklarından hemen hemen emindi. Ancak, onun daha önemli bir derdi vardı; öğrencilerin başları üzerinden, Salon'un karşı duvarı boyunca uzanan öğretmenler masasına bakıyordu. "Orada değil." Ron ve Hermione de öğretmenler masasını gözleriyle taradılar, oysa buna pek de gerek yoktu; Hagrid o cüssesiyle, herhangi bir grubun içinde hemen göze çarpardı. "Gitmiş olamaz," dedi Ron. Sesi biraz endişeli çıkıyordu. "Elbette olamaz," dedi Harry, üstüne basa basa. Hermione, "Sizce onun... başına bir şey gelmiş olamaz, değil mi?" dedi tedirgin bir sesle. "Hayır," dedi Harry hemen. "Peki ama nerede o zaman?" Page 98 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Bir duraklama oldu. Neville, Parvati ve Lavender duymasın diye çok alçak sesle konuşan Harry, "Belki de daha dönmemiştir," dedi. "Anlıyorsunuz ya - görevinden - yazın Dumbledore için yaptığı her neyse, ondan." "Evet... evet, öyle olabilir," dedi Ron, biraz rahatlamış gibi. Ama Hermione dudağını ısırdı ve öğretmenler masasını gözleriyle baştan aşağı taradı; sanki Hagrid'in yokluğuna kesin bir açıklama bulmayı umuyor gibiydi. "Bu kim?" dedi tiz bir sesle, öğretmenler masasının ortalarında bir yeri işaret ederek. Harry de aynı yere baktı. Gözü önce, uzun öğretmenler masasının merkezinde, gümüşi yıldızlar serpiştirilmiş 266 koyu mor cüppesi ve buna uygun şapkasıyla, yüksek arkalıklı altın koltuğunda oturan Profesör Dumbledore'a takıldı. Dumbledore'un başı, yanında oturmuş, kulağına bir şeyler fısıldayan kadına doğru eğilmişti. Harry kadın için, birinin evde kalmış teyzesine benziyor diye düşündü: Tıknazdı, kısa, kıvırcık ve fare kahverengisi saçları vardı, cüppesinin üzerine giydiği ponponlu hırkanın rengine uygun, korkunç bir pembe saç bandı takmıştı. Sonra kadehinden bir yudum almak için başını hafifçe çevirdi ve Harry solgun, kurbağa gibi bir yüz ve bir çift pırtlak, torba torba göz görerek küçük bir şok geçirdi. Kadını tanıyordu. "Umbridge denen kadın bu!" "Kim?" dedi Hermione. "Duruşmamda o da vardı, Fudge'm yanında çalışıyor!" "Güzel hırka," dedi Ron, sahte bir gülüşle. Hermione kaşlarını çatarak, "Fudge'm yanında çalışıyor!" diye tekrarladı. "Burada ne işi var o zaman?" "Bilmem..." Hermione kısık gözlerle öğretmenler masasını süzdü. "Hayır," diye mırıldandı, "hayır, olamaz elbette..." Harry onun ne demek istediğini anlamadı, ama sormadı. Dikkatini, birden öğretmenler masasının arkasında beliren Profesör Grubbly-Plank çekmişti. Profesör masanın sonuna kadar gitti ve Hagrid'e ait koltuğa oturdu. Dernek ki birinci sınıflar gölü geçip şatoya varmışlardı. Gerçekten de, birkaç saniye sonra Giriş Salonu'nun kapıları açüdı. Epey korkmuş görünen birinci sınıflar, başlarında 267 Profesör McGonagall'la, uzun bir sıra halinde Büyük Sa-lon'a girdi. Profesör McGonagall elinde bir tabure taşıyordu. Taburenin üzerindeyse, adamakıllı yama görmüş ve delikleri örülmüş, hayli yıpranmış, kenarına yakın bir yerde geniş bir yarığı bulunan, kadim bir büyücü şapkası vardı. Büyük Salon'daki konuşma sesleri dindi. Birinci sınıflar öğretmenler masasının önünde, yüzleri öğrencilere dönük olarak sıralandı ve Profesör McGonagall tabureyi özenle onların önüne koydu, sonra da geri çekildi. Mum ışığında birinci sınıfların yüzlerine soluk bir parıltı vuruyordu. Sıranın tam ortasındaki küçük bir oğlanın titriyor gibi bir hali vardı. Harry bir an, kendisinin orada durmuş, hangi binaya ait olduğunu tayin edecek meçhul testi beklerken nasıl da dehşet duymuş olduğunu hatırladı. Bütün okul nefesini tutup bekledi. Sonra şapkanın kenarına yakın yerdeki yarık, bir ağız gibi açıldı ve Seçmen Şapka şarkısına başladı: Eskiden ben henüz gençken Ve Hogwarts yepyeniyken Soylu okulumuzun kurucuları Hiç düşünmezdi ayrılmayı: Ortaktı çünkü özlemleri, Tek amaçta birleşmişlerdi: Dünyanın en iyi büyü okulunda Bilgilerini aktarmaktı emelleri. "Birlikte kurup öğreteceğiz!" 268 Dört iyi dost bu karan verdi Gün gelip de ayrılabilecekleri Akıllarından bile geçmezdi. Slytherin'le Gryffindor gibi yi dostu nerde bulursun? Velev ki aklına gelen örnek Hufflepııff'la ~R.avend.aw olsun... şler nasıl kötü gidebilirdi? Böyle dostluklar çöker miydi? Eh, ben oradaydım, anlatayım Page 99 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı size O hüzünlü, kederli hikâyeyi. Dedi ki Slytherin, "Biz sadece Soyu en saf olanları eğitelim." Dedi ki ~R.avend.aw, "Zekâsı en Güçlü olanlara ders verelim." Dedi ki Gryffindor, "Öğrencilerimiz Kahramanlıkla ünlenmiş olmalı." Dedi ki Hufflepuff, "Hepsine öğretirim, Hiçbirini birbirinden ayırmamak." Bu farklılıklar başlangıçta Pek anlaşmazlığa yol açmadı Neden derseniz, dört kurucunun da stediğini alacağı bir binası vardı. Onun için Slytherin sadece safkan, Kendi gibi kurnaz büyücüleri seçti, Ravenclazv ince eledi sık dokudu, Bir tek en zekilere ders verdi. En cesurlar, en cüretkârlarsa Yiğit Gryffindor'a gitti. 269 iyi kalpli Hufflepııff ötekileri aldı Ve onlara tüm bilgisini aktardı. Böylece binalarla kurucuları Sürdürdü o sağlam, has dostluklarını. Ve Hogwarts uyum içinde geçirdi Nice mutlu yılları. Sonra aramıza anlaşmazlık girdi Hata ve korkularımızla beslendi. Vaktiyle dört direk misali Okulumuzu ayakta tutan dört bina Birbirine cephe alıp bölündü Hepsi çalıştı hâkim olmaya. Bir süre herkes bekledi Okul vakitsiz kapanacak dendi Düello ve savaş yüzünden. Dostun dostla çarpışmasından. Ve sonunda o sabah geldi htiyar Slytherin terk edip gitti. Doğru, gerçi bitmişti mücadele Ama keder yerleşti yüreğimize. Ve dört kurucunun sayısı Böylece üçe indi ineli Binalar hiç tam birleşmedi Eskiden amaçlandığı gibi. Şimdi Seçmen Şapka burada Bilinmedik bir şey yok ortada: Sizi binalara ayırıyorum Çünkü bunun için buradayım. Ama bu yıl daha ileri gideceğim 270 Şarkımı can kulağıyla dinleyin: Sizi ayırmaya mahkûm olsam da Bu hâlâ yanlış geliyor bana, Olsun, yapmam gerek görevimi Her yıl dörde bölmeliyim sizleri Yine de merak ediyorum, acaba Seçme Korktuğum sona yol açmaz mı diye. Ah, tehlikeleri bilin, okuyun işaretleri Diye tarih uyarıyor bizi. Çünkü Hogıvarts'ımız tehlikede Ölümcül dış düşmanların tehdidinde. şte onun için birleşmeliyiz Yoksa içten ufalanır gideriz Size söyledim, uyardım sizi... Hadi, başlasın seçme şimdi. Şapka bir kez daha hareketsiz kaldı; bir alkış koptu ama, Harry'nin hatırladığı kadarıyla bu alkış ilk kez mırıltılar ve fısıltılarla kesiliyordu. Büyük Salon'un her yerinde öğrenciler yanmdakilerle fikir alışverişinde bulunuyordu. Herkesle birlikte alkışlayan Harry, onların ne konuştuğunu tam olarak biliyordu. Ron, kaşları kalkık, "Bu yıl biraz dallanıp budaklandı, değil mi?" dedi. "Çok haklısın, aynen öyle oldu," dedi Harry. Seçmen Şapka genellikle dört Hogvvarts binası için gereken farklı nitelikleri ve kendisinin bunları Seçmedeki rolünü tanımlamakla yetinirdi. Harry onun daha önce okula nasihatte bulunduğunu hiç hatırlamıyordu. 271 Hermione, biraz endişeli bir sesle, "Acaba daha önce hiç uyanda bulunmuş muydu?" diye sordu. Neredeyse Kafasız Nick, Neville'in içinden ona doğru eğilerek (Neville ürktü; bir hayaletin içinizden geçip eğilmesi çok rahatsız edici bir şeydi), bilmiş bilmiş, "Evet, elbette," dedi. "Şapka okula gereken uyarıda bulunmayı bir onur borcu saymıştır hep, ne zaman -" Ama birinci sınıfların isimlerinin yazılı olduğu listeyi okumak üzere bekleyen Profesör McGonagall, fısıldaşan öğrencilere yakıcı bakışlar atıyordu. Mırıldanmalar bıçakla kesilmiş gibi sona ererken, Neredeyse Kafasız Nick dudaklarına saydam bir parmak götürerek resmi bir tavırla dimdik oturdu. Profesör McGonagall kaşlarını çatarak dört bina masasına da son bir bakış attı, sonra da gözlerini önündeki uzun parşömen parçasına indirip ilk adı okudu. "Abercrombie, Euan." Harry'nin daha önce gördüğü dehşete düşmüş oğlancık sendeleyerek ilerledi ve Şapka'yı başına geçirdi; şapkanın anında omuzlarına düşmesini engelleyen tek şey, kepçe kulakları oldu. Şapka bir an düşündü, sonra kenarına yakın olan yarık yine açıldı ve bağırdı: "Gryffindor!" Euan Abercrombie yalpalayarak masalarına gelip, yüzünde sanki yer yarılsa da içine girse ve bir daha kimse ona bakmasa çok memnun olacakmış gibi bir ifadeyle otururken, diğer Gryffindor'larla birlikte Harry de onu alkışladı. Birinci sınıfların uzun sırası yavaş yavaş kısaldı. Harry, isimlerin okunmasıyla Seçmen Şapka'nın Page 100 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı kararlan 272 arasındaki duraklamalarda, Ron'un karnının guruldadığı-nı duyabiliyordu. Sonunda, "Zeller, Rose" Hufflepuffa Seçildi ve Profesör Dumbledore ayağa kalkarken, Profesör McGonagall Şapka ile tabureyi alıp uzaklaştı. Harry, Müdür'e karşı son zamanlardaki kızgınlığına rağmen, Dumbledore'u hepsinin önünde ayakta dururken görünce biraz sakinleşti. Hagrid'in yokluğu, ejderhamsı atlar derken, özlemle beklediği Hogwarts'a dönüş, bildik bir şarkıdaki ahenksiz notalar misali umulmadık sürprizlerle dolu çıkmış gibi geliyordu Harry'ye. Ancak hiç değilse bu, olması gerektiği gibiydi: Ders yılı başlangıcı şöleninden önce Müdür'ün, hepsini selamlamak için ayağa kalkışı. Dumbledore, kolları iki yana ardına kadar açılmış, dudaklarında geniş bir gülümsemeyle ve çınlayan bir sesle, "Yeni gelenler," dedi, "hoşgeldim'z! Eski kurtlar - sizi yine görmek ne güzel! Nutuk çekmenin de bir sırası vardır, ama şimdi sırası değil. Yumulun!" Dumbledore zarif bir şekilde oturup, tabağıyla arasına girmesin diye uzun sakalını omzundan arkaya atarken, takdir dolu kahkahalar ve ani alkışlar yükseldi - çünkü yiyecekler yoktan var olmuştu; beş uzun masa etlerin, böreklerin, sebze tabaklarının, ekmeklerin, sosların ve sürahiler dolusu balkabağı suyunun altında gıcırdıyordu. Ron, bir tür özlem iniltisiyle, "Mükemmel," dedi ve en yakındaki pirzola tabağını kaptığı gibi, Neredeyse Kafasız Nick'in imrenen bakışları altında, içindekileri kendi tabağına yığmaya koyuldu. Hermione hayalete, "Seçme'den önce ne diyordun?" 273 diye sordu. "Şapka'nm uyarıda bulunması hakkında hani?" "Ah, evet," dedi Nick. Bakışlarını, şimdi adeta müstehcen sayılacak bir coşkuyla fırında patates yemekte olan Ron'dan uzaklaştırmak için bir neden bulduğuna memnun görünüyordu. "Evet, Şapka'nm daha önce birkaç kez uyarıda bulunduğunu duydum, bunu hep okul için büyük tehlike gördüğü dönemlerde yapıyor. Ve tabii ki her seferinde aynı nasihati veriyor: Birlik olun, içeriden güçlü olun." "Öör bi şopkoyza oggun telligete ulduunu ördenli-yo?" dedi Ron. Ağzı öyle doluydu ki, Harry onun herhangi bir ses çı-karabilmesinin bile büyük bir başarı olduğunu düşündü. Hermione iğrenerek bakarken, Neredeyse Kafasız Nick kibar kibar, "Pardon, pek anlayamadım," dedi. Ron muazzam bir çaba sonucu ağız dolusu yemeğini yuttuktan sonra, "Eğer bir Şapka'ysa okulun tehlikede olduğunu nerden biliyor?" dedi. "En ufak bir fikrim yok," dedi Neredeyse Kafasız Nick. "Tabii, Dumbledore'un odasında yaşıyor, oradan bir şeyler kapmış olabilir sanırım." Harry, bütün gözlerin Draco Malfoy'da olduğu Slytherin masasına bakarak, "Ve bütün binaların dost olmasını istiyor, öyle mi?" diye sordu. "Çok bekler." "Bak ama, böyle bir tavrı benimsememelisin," dedi Nick, sitem edercesine. " şin anahtarı, barış içinde işbirliği. Biz hayaletler, ayrı binalara ait olsak bile, dostluk bağlarımızı sürdürüyoruz. Gryffindor ile Slytherin arasındaki 274 rekabete rağmen, ben Kanlı Baron'la tartışmayı hayal dahi etmem." "Ondan ödün patlıyor da ondan/' dedi Ron. Neredeyse Kafasız Nick fevkalade gücenmiş göründü. "Ödü patlamak mı? Umarım ki ben, Sir Nicholas de Mimsy-Porpington, ömrümde korkaklık suçunu hiç işle-memişimdir! Damarlarımda akan asil kan -" "Ne kanı?" diye sordu Ron. "Yani sen şimdi damarlarında hâlâ -" "Lafın gelişi!" dedi Neredeyse Kafasız Nick. Artık öyle kızmıştı ki, kısmen kopmuş boynunun üstünde başı tekinsizce titriyordu. "Hangi kelimeyi istersem onu kullanma hakkına halen sahip olduğumu varsayıyorum, her ne kadar yeme ve içmenin zevkleri benden esirgense de! Ama yine de sizi temin ederim ki, öğrencilerin ölümümle alay etmesine alışkınım!" Hermione, Ron'a hiddet dolu bir bakış atarak, "Nick, o aslında sana gülmüyordu!" dedi. Page 101 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Ne yazık ki Ron'un ağzı yine patlama noktasına kadar dolmuştu ve ancak, "Niödüm teni üdmeg dööldi," diyebildi, Nick'in de bunu yeterli bir özür saymadığı anlaşılıyordu. Havaya yükselerek tüylü şapkasını düzeltti ve onların yanından uzaklaşıp masanın öbür ucuna giderek Co-lin ve Dennis Creevey kardeşlerin ortasına oturdu. "Aferin sana, Ron," diye çıkıştı Hermione. "Ne olmuş?" dedi Ron kızgınlıkla, nihayet ağzındaki-leri yutmayı başarmıştı. "Basit bir soru da soramaz mıyım yani?" 275 "Unut gitsin," dedi Hermione, sinirli sinirli. kisi yemeğin geri kalanını küskün bir sessizlik içinde geçirdiler. Harry onların atışmasına öyle alışkındı ki, barıştırma zahmetine katlanmadı; bifteğiyle böbrekli böreğini, sonra da koca bir tabak dolusu en sevdiği melas tartını hiç ara vermeden yemekle vaktini daha iyi değerlendireceğini düşündü. Bütün öğrenciler yemeklerini bitirmiş ve Salon'daki gürültü düzeyi yeniden tırmanmaya başlamıştı ki, Dumble-dore bir kez daha ayağa kalktı. Konuşmalar hemen kesildi, herkes başını Müdür'e çevirdi. Harry'nin üzerine şimdi hoş bir rehavet çökmüştü. Dört direkli karyolası, harika bir şekilde sıcak ve yumuşak, yukarıda bir yerde onu bekliyordu... "Eh, artık hepimiz bir görkemli şöleni daha hazmediyor olduğumuza göre, her zamanki ders yılı başlangıcı duyuruları için birkaç dakika dikkatinizi bana vermenizi rica ediyorum," dedi. "Birinci sınıflar okul arazisindeki Orman'ın öğrencilere yasak olduğunu bilmeli - daha büyük öğrencilerimizden bir kısmının da şimdiye kadar öğrenmiş olması gerekiyor." (Harry, Ron ve Hermione birbirlerine bakıp alaylı alaylı güldüler.) "Hadememiz Mr Filch benden, dört yüz altmış ikinci kere söylediğini de hatırlatarak, hepinizi dersler arasında koridorlarda sihre ve başka bir sürü şeye izin verilmediği konusunda uyarmamı istedi, ki hepsi şu anda Mr Filch'in odasının kapısına asılmış olan kapsamlı listeden kontrol edilebilir. "Bu yıl öğretmen kadromuzda iki değişiklik var. Si276 hirli Yaratıkların Bakımı dersini verecek olan Profesör Grubbly-Plank'i yeniden aramızda görmekten mutluyuz; yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmenimiz Profesör Umbridge'i takdim etmekten de memnuniyet duyuyoruz." Kibar ama coşkudan hayli uzak alkışlar duyuldu. Bu arada Harry, Ron ve Hermione birbirlerine hafifçe paniğe kapılmış bakışlar attılar; Dumbledore, Grubbly-Plank'in ne süreyle ders vereceğini söylememişti. Dumbledore devam etti: "Binaların Quidditch takımları için seçmelere gelince -" Sözünü yarıda keserek, bir şeyler sorarcasına Profesör Umbridge'e baktı. Umbridge ayakta dururken de oturur-kenki halinden uzun olmadığı için, bir an kimse Dumbledore'un neden konuşmasını kestiğini anlamadı, ama sonra Profesör Umbridge "Ehem, ehem" diye boğazını temizledi. Böylece, ayağa kalktığı ve bir konuşma yapmaya hazırlandığı anlaşıldı. Dumbledore sadece bir an için şaşırmış göründü, sonra zarafetle yerine oturdu ve hayatta en büyük arzusu onun konuşmasını dinlemekmiş gibi ilgiyle Profesör Umbridge'e baktı. Diğer öğretmenler ise hayretlerini saklamada o kadar hünerli değildi. Profesör Sprout'un kaşları, uçuşan saçları içinde kayboldu, Profesör McGona-gall'ın dudakları Harry onu bildi bileli gördüğü en ince Çizgi halini aldı. Daha önce hiçbir yeni öğretmen Dumble-dore'un sözünü kesmemişti. Çocukların çoğu pis pis gülüyordu; bu kadın Hogwarts'ta işlerin nasıl yürüdüğünü bilmiyordu besbelli. 277 Profesör Umbridge yapmacık ve aptalca bir gülümsemeyle, "Teşekkürler, Müdür Bey," dedi, "bu nazik hoşgel-diniz sözleri için." Sesi tizdi ve küçük bir kız sesine benziyordu, kesik kesik konuşuyordu; Harry'yi bir kez daha ona karşı, kendine açıklayamadığı güçlü bir antipati dalgası sardı. Bütün bildiği, aptal sesinden ponponlu pembe hırkasına varana kadar onun her şeyinden nefret ettiğiydi. Kadın küçük bir öksürükle yine boğazını temizledi ("ehem, ehem") ve devam etti. Page 102 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Evvet, Hogwarts'a dönmenin çok güzel olduğunu söylemeliyim!" Gülümseyince sipsivri dişleri ortaya çıktı. "Böylesine mutlu küçük yüzleri bana çevrilmiş görmek de çok güzel!" Harry çevresine bir göz attı. Onun görebildiği yüzlerin hiçbirinde mutlu bir hal yoktu. Tam tersine, hepsi kendilerine beş yaşındaymışlar gibi hitap edilmesi karşısında şaşırıp kalmışlardı. "Hepinizi tanımayı heyecanla bekliyorum, çok iyi dost olacağımıza da eminim!" Öğrenciler bunu duyunca bakıştılar; bir kısmı sırıttıklarını anca saklayabiliyordu. Parvati, "Onun dostu olurum ama bir şartla: O hırkayı giymemi istemesin," diye fısıldadı Lavender'a; ikisi de sessiz bir kikirdeme nöbetine kapıldılar. Profesör Umbridge yeniden boğazını temizledi ("ehem, ehem"), ama devam ettiğinde, pek de kesik kesik konuşmuyordu. Artık daha ciddi bir hali vardı, şimdi kelimeleri donuk, ezberlenmiş bir tona bürünmüştü. 278 "Sihir Bakanlığı her zaman genç cadılarla büyücülerin eğitiminin hayati önem taşıdığı kanısında olmuştur. Doğuştan sahip olduğunuz ender yetenekler eğer özenli bir öğrenimle beslenmez ve bilenmezse, hiçbir şey ifade etmez. Sadece büyücü topluluğuna özgü olan kadim becerileri yitirmememiz için bunların kuşaktan kuşağa geçirilmesi gerekir. Atalarımızın biriktirdiği sihirli bilginin definesi, soylu öğretmenlik mesleğinin çağrısına cevap vermiş olanlar tarafından korunmalı, tamamlanmalı ve parlatıl-malıdır." Profesör Umbridge bir an durakladı ve eğilip diğer öğretmenlere selam verdi, hiçbiri ona karşılık vermedi. Profesör McGonagall'ın kara kaşları öyle bir çatılmıştı ki, resmen atmacaya benziyordu ve Harry onun, Umbridge bir kez daha "ehem, ehem" deyip konuşmasına devam ederken, Profesör Sprout'la anlamlı bir şekilde bakıştığını gördü. "Hogwarts'ın her müdür ve müdiresi, bu tarihi okulu yönetmek gibi zorlu bir göreve yeni bir şey katmıştır. Böyle de olması gerekir, çünkü ilerleme olmazsa, ortaya durgunluk ve çürüme çıkar. Buna karşılık, sırf ilerleme uğruna yapılan ilerleme de teşvik edilmemeli, çünkü denenmiş ve sınanmış geleneklerimiz çoğu kez değişiklik gerektirmez. Öyleyse, eski ile yeni, kalıcılık ile değişim, gelenek ile yenilik arasında bir denge diyoruz..." Harry dikkatinin dağıldığını hissetti, sanki beyni dalga boyunu bir yakalıyor bir kaçırıyordu. Ne zaman Dumbledore konuşsa Salon'u dolduran sessizlik, öğrencilerin baş başa verip fısıldaşmaya ve kıkırdamaya başlama279 sıyla bozulmuştu. Ravenclavv masasında Cho Chang arkadaşlarıyla hararetli bir şekilde sohbet ediyordu. Cho'nün biraz ötesinde Luna Lovegood yine Dırdırcı'yı çıkarmıştı. Bu arada Hufflepuff masasında Ernie Macmillan, Profesör Umbridge'e hâlâ gözlerini dikmiş bakan az sayıda kişi arasındaydı, ama gözleri cam gibiydi. Harry onun sırf göğsünde ışıldayan yeni sınıf başkanı rozetinin hakkını verme çabasıyla dinliyormuş gibi göründüğünden emindi. Profesör Umbridge dinleyicilerinin kıpırdaştıklarmın farkına varmamış gibiydi. Harry, burnunun dibinde büyük bir ayaklanma patlak verse bile onun konuşmasına devam edeceği izlenimine kapıldı. Ne var ki, öğretmenler hâlâ büyük bir dikkatle dinliyordu ve Hermione de Umb-ridge'in ağzından çıkan her kelimeyi yiyip yutuyor gibiydi; ama yüzündeki ifadeye bakılırsa, bu kelimeler onun damak tadına pek uymuyordu. "... çünkü kimi değişiklikler olumlu sonuçlar verirken, zamanla kimilerinin de yargı hataları olduğu anlaşılacaktır. Bu arada, kimi eski alışkanlıklar sürdürülecektir, ki doğrusu da budur, buna karşılık modası geçmiş ve aşınmış olan kimileri ise terk edilmelidir. Öyleyse, yeni bir açıklık, etkinlik ve sorumluluk çağına, korunması gerekeni korumaya, mükemmelleştirilmesi gerekeni mükemmel-leştirmeye ve yasaklanması gereken uygulamaları da budamaya kararlı şekilde ilerleyelim." Umbridge oturdu. Dumbledore alkışladı. Öğretmenler de ona uydu, ama Harry bazılarının ellerini sadece bir ya da iki kere çırptığını fark etti. Birkaç öğrenci de alkışa 280 katıldı, ama geri kalanlar sadece birkaç kelimesini dinledikleri konuşmanın sona ermesiyle gafil avlandı; onlar doğru dürüst alkışlamaya başlamadan önce, Dumbledore yeniden ayağa kalkmıştı Page 103 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı bile. "Teşekkürler, Profesör Umbridge, çok aydınlatıcı bir konuşmaydı/' dedi, ona doğru eğilerek. "Şimdi, dediğim gibi, Quidditch seçmeleri..." "Gerçekten de aydınlatıcıydı," dedi Hermione alçak sesle. Ron, yüzünde sıkıntıdan patlamış bir ifadeyle Hermi-one'ye dönerek, yavaşça, "Hoşuma gitti demeyeceksin herhalde!" dedi. "Bu, ömrümde duyduğum en sıkıcı konuşmaydı ve unutma ki ben Percy'yle büyüdüm." "Aydınlatıcı dedim, hoş demedim," dedi Hermione. "Birçok şeyi açıklıyordu." "Sahi mi?" dedi Harry hayretle. "Bana düpedüz laf salatası gibi geldi." Hermione ürkütücü bir tavırla, "Salatanın içine önemli şeyler gizlenmişti," dedi. "Öyle mi?" dedi Ron, boş boş. ' 'Sırf ilerleme uğruna yapılan ilerleme de teşvik edil-memeli'ye ne dersin? Ya da 'yasaklanması gereken uygulamaları da budamaya'?" Ron sabırsızca, "Ee, ne demek oluyor yani?" diye sordu. Hermione, tekinsiz bir havayla, "Ne demek oluyor söyleyeyim," dedi. "Bakanlık Hogwarts'a müdahale ediyor demek oluyor." Çevrelerinde büyük bir uğultu ve gümbürtü başla281 mıştı. Anlaşılan Dumbledore az önce öğrencilerin dağılmalarına izin vermişti, çünkü herkes ayağa kalkmış, Sa-lon'u terk etmeye hazırlanıyordu. Hermione de ayağa fırladı, telaşlanmış görünüyordu. "Ron, bizim birinci sınıflara nereye gideceklerini göstermemiz gerekiyor!" "Ha, evet," dedi Ron, belli ki unutmuştu. "Hey - hey, size söylüyorum! Yerden bitmeler!" "Ron!" "E öyleler ama, ufacıklar..." "Biliyorum, ama yine de onlara yerden bitme diyemezsin! - Birinci sınıflar!" diye emir verircesine seslendi Hermione. "Buradan lütfen!" Bir grup yeni öğrenci Gryffindor ile Hufflepuff masalarının arasından utangaç utangaç yürüdü, hepsi de başı çekmemeye çalışıyordu. Sahiden de çok küçük görünüyorlardı; Harry kendisinin buraya geldiğinde o kadar küçük görünmediğinden emindi. Onlara sırıttı. Euan Aber-crombie'nin yanındaki sarışın bir çocuk taş kesilmişe döndü; Euan'ı dirseğiyle dürttü ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Euan Abercrombie de aynı derecede korkmuş göründü ve Harry'ye dehşet dolu bir bakış attı; Harry, yüzündeki sırıtmanın Kokanözsu gibi silinip gittiğini hissetti. Ron ve Hermione'ye, "Sonra görüşürüz," dedi ve yanından geçtiklerinin fısıldamalarını, gözlerini dikip bakmalarını ve onu işaret etmelerini görmezden gelmek için elinden geleni yaparak tek başına Büyük Salon'dan çıktı. Giriş Salonu'ndaki kalabalığın içinden geçerken gözlerini sabit bir şekilde ileriye dikmişti. Sonra mermer merdiven282 den hızla çıktı, kendisinin bildiği bir iki kestirme yola saptı. Kısa süre sonra kalabalığın büyük bölümünü ardında bırakmıştı. Çok daha boş olan üst kat koridorlarından geçerken, böyle bir şeyi beklememekle aptallık ettiğini düşündü öfkeyle. Elbette herkes gözünü ona dikip bakacaktı; iki ay önce Üçbüyücü labirentinden, kollarında bir okul arkadaşının cesediyle çıkmış ve Lord Voldemort'un yeniden güçlendiğini iddia etmişti. Geçen ders yılında, hepsi eve dönmeden önce durumu açıklayacak vakti olmamıştı - yani, bütün okula o mezarlıktaki korkunç olayları ayrıntılı biçimde anlatmak içinden gelmiş olsaydı bile. Harry, Gryffindor ortak salonuna giden koridorun sonuna gelmişti, yeni parolayı bilmediğini ise ancak Şişman Hamm'ın portresi önünde durunca hatırladı. "Şey..." dedi kederli kederli. Başını kaldırıp, bir taraftan pembe saten elbisesinin katlarını düzelten, bir taraftan da onu sert sert süzen Şişman Hanım'a baktı. Şişman Hanım, kibirli bir edayla, "Parola yoksa, giriş de yok," dedi. "Harry, ben biliyorum!" Birisi soluk soluğa arkasından geliyordu, geri dönünce Neville'in ona doğru koştuğunu gördü. "Bil bakalım ne oldu? Bir kez olsun parolayı sahiden hatırlayacağım -" Trende onlara gösterdiği küçük, bodur kaktüsü salladı. "Mimbulus mimbletonia!" Page 104 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Doğru," dedi Şişman Hanım, portresi savrulup onlara doğru bir kapı gibi açıldı, arkasındaki duvarda daire halinde bir delik ortaya çıktı; Harry ile Neville buraya tırmandı. 283 Gryffindor ortak salonu her zamanki kadar sıcak görünüyordu, harap yumuşak koltuklarla ve sallanan eski masalarla dolu, rahat, daire şeklinde bir kule odasıydı. Şöminedeki ateş neşeyle çıtırdıyordu ve birkaç kişi, yatakhanelerine gitmeden önce burada ellerini ısıtıyordu; odanın öbür yanında Fred ve George VVeasley ilan tahtasına bir şey asıyorlardı. Harry, iyi geceler anlamında onlara el salladı ve dosdoğru erkekler yatakhanesinin kapısına yöneldi; o anda canı kimseyle konuşmak istemiyordu pek. Ne-ville de arkasından geldi. Dean Thomas ile Seamus Finnigan yatakhaneye önceden gelmişlerdi, yataklarının yanındaki duvarları posterler ve fotoğraflarla kaplamakla meşguldüler. Harry kapıyı itip açarken konuşuyorlardı ama, onu gördükleri anda sustular. Harry, acaba kendisi hakkında mı konuşuyorlardı diye merak etti, yoksa paranoyak mı olmuştu? "Selam," dedi, kendi sandığının yanına gidip onu açarak. West Ham'in renklerinde bir pijama giymekte olan Dean, "Hey, Harry," dedi. "Tatilin iyi geçti mi?" "Fena sayılmaz," diye mırıldandı Harry, çünkü bu tatilin hikâyesini tam olarak anlatmaya kalksa hani neredeyse gecenin sonuna kadar sürerdi, bunu da kaldıracak hali yoktu. "Ya senin?" "Ha, iyiydi," diye kıkırdadı Dean. "En azından, bana anlattıklarına bakılırsa, Seamus'unkinden iyi." "Niye, ne oldu, Seamus?" diye sordu Neville, Mimbıı-lus mimbletonia'sim şefkatle yatağının yanındaki komodinin üstüne koyarken. 284 Seamus hemen cevap vermedi, Kenmare Kerkenezleri Quidditch takımı posterini düzeltmeye nedense biraz fazla özen gösteriyordu. Sonra, sırtı hâlâ Harry'ye dönük şekilde, "Annem geri gelmemi istemedi," dedi. "Ne?" dedi Harry, cüppesini çıkarırken kalakalmıştı. "Benim Hogwarts'a dönmemi istemedi." Seamus sırtını posterine verdi ve yine de Harry'ye bakmayarak pijamasını sandığından çıkardı. " yi ama - neden?" dedi Harry hayretle. Seamus'un annesinin cadı olduğunu biliyordu ve bu yüzden de neden böyle Dursley'ler gibi davrandığını anlayamıyordu. Seamus pijamasının düğmelerini iliklemeyi bitirene kadar cevap vermedi. Ölçülü bir sesle, "Şey," dedi, "sanırım... senin yüzünden." "Ne demek istiyorsun?" dedi Harry hemen. Kalbi hızla çarpıyordu. Belli belirsiz bir şekilde, üstüne karanlık bir bulutun çökmek üzere olduğunu hissediyordu. "Şey," dedi Seamus yeniden, hâlâ Harry'yle göz göze gelmekten kaçınarak, "o... eee... yani, sadece sen değil, Dumbledore da var..." "Gelecek Postası'na mı inanıyor?" dedi Harry. "Benim bir yalancı, Dumbledore'un da bunağın teki olduğunu mu düşünüyor?" Seamus başını kaldırıp ona baktı. "Evet, öyle bir şey." Harry hiçbir şey söylemedi. Asasını komodinin üstüne attı, cüppesini çekip çıkardı, öfkeyle sandığına tıktı ve 285 sandığın içinden pijamasını çekti. Bıkmıştı artık bundan: herkesin gözlerini üzerine diktiği, hakkında konuştuğu kişi olmaktan. Biri olsun bilseydi, bir tanesi olsun bütün bu şeylerin başına gelen kişi olmanın ne anlama geldiğini bilseydi... Mrs Finnigan'ın en ufak bir fikri yoktu, aptal kadın, diye düşündü hınçla. Yatağına yattı, perdeleri çekmek için uzandı, ama daha o çekemeden, Seamus, "Baksana..." dedi, "ne oldu o gece, hani... biliyorsun işte... Cedric Diggory'yle falan?" Page 105 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Seamus aynı anda hem sinirli, hem hevesli izlenimi uyandırıyordu. Bir terlik almaya çalışarak sandığının üzerine eğilmiş olan Dean tuhaf bir şekilde hareketsiz kaldı ve Harry onun da kulak kesilmiş dinlediğini anladı. "Niye soruyorsun ki bana?" diye cevabı yapıştırdı Harry. "Sen de annen gibi Gelecek Postası okusana. Bilmen gereken her şey var orda." Seamus, "Anneme dil uzatma," diye tersledi. "Bana yalancı diyen herkese dil uzatırım," dedi Harry. "Benimle böyle konuşma!" "Seninle nasıl istersem öyle konuşurum," dedi Harry, aniden öyle öfkelenmişti ki, asasını komodinin üzerinden kaptı. "Eğer yatakhaneyi benimle paylaşmak sana zor geliyorsa, taşınabilir miyim diye gidip McGonagall'a sorarsın... anneciğin de üzülmemiş olur -" "Annemi bu işe karıştırma, Potter!" "Neler oluyor burda?" Ron kapıda görünmüştü. Önce, yatağında diz çökmüş, asasını Seamus'a doğrultmuş Harry'ye, sonra da yumruklarını kaldırmış, ayakta duran Seamus'a baktı. 286 "Anneme dil uzatıyor!" diye feryat etti Seamus. "Ne?" dedi Ron. "Harry böyle bir şey yapmaz - annenle tanıştık, onu severiz..." Harry, avazı çıktığı kadar, "O dediğin, annesi iğrenç Gelecek Postası'nm benim hakkımda yazdığı her şeye inanmaya başlamadan önceydi!" diye bağırdı. "Haa," dedi Ron. Olan biteni anladığını gösteren bir ifade, çilli yüzüne yavaş yavaş yayıldı. "Haa... anlaşıldı." "Hem, biliyor musun?" dedi Seamus hararetle, Harry'ye kin dolu bir bakış attı. "Haklı da, artık onunla aynı yatakhaneyi paylaşmak istemiyorum, deli o." "Çizmeyi aşıyorsun, Seamus," dedi Ron, kulakları kızarmaya başlayarak - ki bu daima bir tehlike işaretiydi. "Aşıyorum, öyle mi?" diye haykırdı Seamus, Ron'un tersine onun beti benzi atmıştı. "Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen için söylediği bütün o saçmalıklara inanıyor musun, sence o gerçeği mi söylüyor?" "Evet, öyle!" dedi Ron öfkeyle. "Öyleyse sen de delisin," dedi Seamus, tiksintiyle. "Öyle mi? Eh, üzgünüm ahbap ama, aynı zamanda sınıf başkanıyım!" dedi Ron, parmağıyla göğsünü dürterek. "Yani, cezaya kalmak istemiyorsan, ağzından çıkana dikkat et!" Seamus birkaç saniye süreyle, sanki aklından geçenleri söylemek karşılığında cezaya kalmanın makul bir bedel olduğunu düşünüyormuş gibi göründü; ama nefret dolu bir ses çıkararak sırtını döndü, yatağına sıçradı ve perdeleri öyle bir şiddetle çekti ki, perdeler yataktan kopup tozlu bir yığın halinde yere düştü. Ron gözlerinden ateş saçarak önce Seamus'a, sonra Dean'le Neville'e baktı. 287 Saldırgan bir edayla, "Başka kimsenin ana babasının Harry'yle bir sorunu var mı?" dedi. "Benim annemle babam Muggle, abi," diye omuz silk-ti Dean. "Hogwarts'taki ölümler falan hakkında hiçbir şey bilmiyorlar, çünkü onlara söyleyecek kadar aptal değilim." "Sen annemi tanımıyorsun, herkesin ağzından her türlü lafı alır!" diye çıkıştı Seamus. "Hem senin annenle baban Gelecek Postası almıyor. Müdür'ün kafayı üşüttüğü için Büyüceşûra'dan da, Uluslararası Büyücüler Konfede-rasyonu'ndan da atıldığını bilmiyorlar -" "Büyükannem bunun saçmalık olduğunu söylüyor," dedi Neville, çocuk gibi ince bir sesle. "Diyor ki, tepe aşağı giden Dumbledore değil, Gelecek Postası'ymış. Aboneliğimizi iptal ettirdi. Biz Harry'ye inanıyoruz," dedi Neville, sade bir şekilde. Yatağına yattı, örtüyü çenesine kadar çekip baykuş gibi onun üstünden Seamus'a baktı. "Büyükannem hep Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in bir gün geri döneceğini söylerdi. Eğer Dumbledore geri döndü diyorsa dönmüştür, diyor." Harry'nin içinde Neville'e karşı bir minnet duygusu kabardı. Ötekiler hiçbir şey söylemedi. Seamus asasını çıkardı, onu kullanarak yatak perdelerini yeniden yerine taktı ve arkalarında gözden Page 106 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı kayboldu. Dean yatağına yattı, arkasını döndü ve sustu. Neville'in de artık söyleyecek bir şeyi kalmamış gibiydi, üzerine ay ışığının vurduğu kaktüsüne sevgiyle bakıyordu. Ron, yanındaki yatağın çevresinde dolanıp eşyalarını kaldırırken, Harry de başını yastıklarına koyup uzandı. 288 Her zaman çok hoşlandığı Seamus'la yaptığı tartışmanın onu sarstığını hissediyordu. Acaba daha kaç kişi onun yalan söylediğini ya da aklını oynattığını ileri sürecekti? Acaba Dumbledore da yaz boyunca, önce Büyüceşû-ra, sonra da Uluslararası Büyücüler Konfederasyonu onu aralarından atarken böyle ıstırap çekmiş miydi? Yoksa Dumbledore'un aylardır Harry'yle temasa geçmesine engel olan, ona duyduğu öfke miydi? Ne de olsa, ikisi de başından beri bu işin içindeydiler; Dumbledore Harry'ye inanmış, onun olaylara ilişkin anlattıklarım önce bütün okula, sonra da büyücü toplumuna ilan etmişti. Harry'nin yalancı olduğunu düşünen herkes, Dumbledore'un da ya yalancı olduğunu, ya da oyuna getirildiğini düşünmek zorundaydı... Ron yatağına yatıp yatakhanedeki son mumu da üf-lerken, Harry mutsuzluk içinde, sonunda haklı olduğumuzu anlayacaklar, diye düşündü. Ama acaba o gün gelmeden, Seamus'unki gibi daha kaç saldırıya göğüs germek zorunda kalacaktı? ' 289 ON K NC BÖLÜM Profesör Umbridge Seamus ertesi sabah yıldırım hızıyla giyindi ve Harry daha ayağına çoraplarını geçiremeden yatakhaneyi terk etti. Seamus'un cüppesinin eteği gözden kaybolurken, Harry yüksek sesle, "Acaba benimle uzun süre aynı odada kalırsa keçileri kaçıracağını mı sanıyor?" diye sordu. Dean, okul çantasını sırtına vurarak, "Takma kafana, Harry," diye mırıldandı, "o sadece..." Ama anlaşılan Seamus'un ne olduğunu söyleyemeyecekti. Kısa, tuhaf bir sessizliğin ardından, onun peşinden odadan çıktı. Neville ve Ron, Harry'ye "bu senin sorunun değil, onun sorunu" anlamına bir bakış attılar, ama Harry pek de teselli olmadı. Acaba bu tür şeylere daha ne kadar katlanmak zorunda kalacaktı? Beş dakika sonra Harry ile Ron kahvaltıya inerken, onlara ortak salonun ortasında yetişen Hermione, "Ne oldu?" diye sordu. "Siz resmen - aman yani!" Ortak salonun ilan tahtasına bakıyordu, buraya kocaman yeni bir duyuru konmuştu. 290 GAN GAN GALLEON! Harçlığınız harcama hızınıza ayak uyduramıyor mu? Fazladan biraz altın mı kazanmak istiyorsunuz? Basit, yarım günlük, hemen hemen acısız işler için Gryffindor ortak salonunda Fred ve George Weasley ile temas kurun. (Başvuru sahiplerinin, iş tehlikesini peşinen kabul ettiğini üzülerek bildiririz.) Hermione asık bir suratla, "Her şeyin bir haddi var," dedi. Fred ve George'un, ekimdeki ilk Hogsmeade hafta sonunun tarihini bildiren poster üzerine iğneledikleri duyuruyu yerinden çıkardı. "Onlarla konuşmamız gerekecek, Ron." Ron fena halde tedirgin olmuşa benziyordu. "Neden?" Page 107 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Biz sınıf başkanıyız da ondan!" dedi Hermione, portre deliğinden tırmanıp dışarı çıkarlarken. "Bu tür şeyleri engellemek bizim görevimiz!" Ron hiçbir şey söylemedi. Harry onun yüzündeki somurtkan ifadeden, Fred ve George'un en sevdikleri şeyi yapmalarını engelleme fikrinin ona pek de cazip gelmediğini görebiliyordu. "Her neyse, ne oldu, Harry?" diye devam etti Hermione, eski cadılarla büyücülerin portrelerinin dizili olduğu bir merdivenden inerlerken; portrelerdeki cadılarla büyücüler kendi aralarında sohbete dalmışlardı, onları yok sayıyorlardı. "Kafan bir şeye sahiden bozulmuş gibi." Harry cevap vermeyince, Ron durumu özetledi: "Se291 amus, Harry'nin Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen konusunda yalan söylediğini sanıyor." Harry, Hermione'nin de kendi adına kızgın bir tepki göstermesini beklerken, o içini çekti. Kasvetle, "Evet, Lavender da öyle düşünüyor," dedi. Harry yüksek sesle, "Onunla oturup benim yalancı, ilgi peşinde koşan gıcık biri olup olmadığım konusunda güzel güzel sohbet ettin, öyle mi?" dedi. "Hayır," dedi Hermione, sakin sakin. "Aslında ona o koca ağzını kapalı tutmasını, senin hakkında ileri geri konuşmamasını söyledim. Ve sen de bizim boğazımıza sarılmaktan vazgeçsen hiç fena olmayacak, Harry, çünkü farkında mısın bilemiyorum ama, Ron'la ben senin tarafında-yız." Kısa bir sessizlik oldu. Harry alçak sesle, "Özür dilerim," dedi. Hermione vakur bir edayla, "Mesele yok," dedi. Sonra başını iki yana salladı. "Son yıl sonu şöleninde Dumble-dore ne demişti, hatırlamıyor musunuz?" Harry ile Ron ona boş boş baktılar, Hermione yeniden içini çekti. "Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen hakkında. Dedi ki, 'onun anlaşmazlık ve düşmanlık tohumları ekme yeteneği çok büyüktür. Bununla, ancak aynı derecede güçlü bir dostluk ve güven bağı kurarak mücadele edebiliriz -' " Ron ona hayranlıkla bakarak, "Böyle şeyleri nasıl hatırlıyorsun?" diye sordu. "Dinliyorum, Ron," dedi Hermione, biraz sert bir sesle. 292 "Ben de, ama yine de, sorsan söyleyemezdim -" "Mesele şu ki," diye yüksek sesle bastırdı Hermione, "bu tam da Dumbledore'un sözünü ettiği şey. Kim-Oldu-ğunu-Bilirsin-Sen döneli henüz iki ay oldu, aramızda kavga etmeye başladık bile. Seçmen Şapka'nm uyarısı da böyleydi: Aynı safta durun, birlik olun -" "Ve Harry de dün gece doğru söyledi," diye cevabı yapıştırdı Ron. "Bu dedikleri eğer bizim Slytherin'le dost olmamız demekse - çok bekler." "Ben de diyorum ki, binalar arasında biraz birlik kurmaya çalışsak keşke," dedi Hermione ters ters. Mermer merdivenin dibine varmışlardı. Dördüncü sınıftaki Ravenclav/lardan oluşan bir sıra, Giriş Salonu'nu geçiyordu; Harry'yi görür görmez telaşla birbirlerine daha da fazla yaklaştılar; sanki sürüden ayrılana saldıracağından korkuyor gibiydiler. Harry alaylı alaylı, "Doğru ya, gerçekten de böyle kişilerle dost olmaya çalışmalıyız," dedi. Ravenclaw'ların ardından Büyük Salon'a girerken, üçü de içgüdüsel olarak öğretmenler masasına baktı. Profesör Grubbly-Plank, Astronomi öğretmeni Profesör Si-nistra'yla sohbet ediyordu. Hagrid ise bir kez daha yoklu-ğuyla dikkati çekiyordu. Tepelerindeki büyülü tavan, Harry'nin ruh halini yansıtıyordu: iç karartıcı bir yağmur bulutu grisi. Salon'u geçip Gryffindor masasına giderlerken, Harry, "Dumbledore, Grubbly-Plank denen o kadının ne kadar kalacağından hiç söz etmedi," dedi. "Belki..." dedi Hermione düşünceli düşünceli. 293 Harry ile Ron bir ağızdan, "Ne?" diye sordular. "Şey... belki de Hagrid'in burada olmayışına dikkati çekmek istememiştir." Ron, yarı gülerek, "Dikkati çekmemek de ne demek?" dedi. "Fark etmemek mümkün mü ki?" Hermione cevap veremeden, uzun boylu, uzun örgülü saçlı siyahi bir kız Harry'nin yanına geldi. Page 108 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Selam, Angelina." "Selam," dedi Angelina, canlı bir sesle. "Yaz iyi geçti mi?" Sonra da cevap bile beklemeden devam etti: "Dinle bak, beni Gryffindor Quidditch Kaptanı yaptılar." "Bu iyi işte," dedi Harry, ona sırıtarak; Angelina'nın motivasyon konuşmalarının Oliver VVbod'unkiler kadar uzun sürmeyeceğini umuyordu, bu da bir ilerlemeydi tabii. "Tamam da, şimdi Oliver gittiğine göre yeni bir Tutu-cu'ya ihtiyacımız var. Seçmeler cuma saat beşte ve bütün takımı orada istiyorum, tamam mı? Yeni oyuncunun vyum sağlayıp sağlayamayacağını anlarız böylece." "Oldu," dedi Harry. Angelina ona gülümsedi ve gitti. Hermione, Ron'un yanına oturup önüne bir tabak kızarmış ekmek çekerken, dalgın dalgın, "VVood'un gittiğini unutmuştum," dedi. "Sanırım takımı etkileyecek, değil mi?" "Sanırım," dedi Harry, onun karşısındaki sıraya oturarak. " yi bir Tutucu'ydu..." "Yine de, taze kanın zararı olmaz, ha?" dedi Ron. Kanat sesleri ve tıkırtılar eşliğinde, yüzlerce baykuş üst pencerelerden içeri süzüldü. Sahiplerine mektuplarla 294 paketler getirerek Salon'un her yanma konarken, kahvaltı edenleri su damlacıklarıyla yıkadılar; belli ki dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Hedwig görünürde yoktu, ama Harry hiç şaşırmadı; ona yazan tek kişi Sirius'tu, onun da yirmi dört saat ayrı kaldıktan sonra söyleyecek bir şeyi olacağından şüpheliydi. Hermione ise, gagasında sırılsıklam bir Gelecek Postası tutan kocaman, ıslak bir peçeli baykuşa yer açmak için portakal suyunu kenara çekmek zorunda kaldı. Hermione baykuş uçup gitmeden önce onun bacağındaki deri keseye bir Knut koyarken, öfkeyle Seamus'u düşünen Harry, "Bunu niye alıyorsun ki hâlâ?" dedi. "Ben hiç zahmet etmiyorum... bir sürü zırva." Hermione karanlık bir ifadeyle, "Düşmanın ne dediğini bilmek iyidir," dedi, sonra da gazetesini açıp arkasında kayboldu. Harry ile Ron'un kahvaltıları bitene kadar da arkasından çıkmadı. Gazeteyi katlayıp tabağının yanına koyarken, "Hiçbir şey yok," dedi sadece. "Ne seninle Dumbledore hakkında bir şey var, ne de başka bir şey." Profesör McGonagall şimdi masa boyunca yürüyerek ders programlarım dağıtıyordu. "Bugünün programına bak!" diye inledi Ron. "Sihir Tarihi, iki ders üst üste ksir, Kehanet ve iki ders üst üste Karanlık Sanatlara Karşı Savunma... tek bir günde Binns, Snape, Trelawney ve o Umbridge denen kadın, hepsi birden! Fred'le George ellerini çabuk tutup o Kaytartan Çe-rezkutulan'm bir an önce hazır etseler iyi olacak..." "Kulaklarım beni aldatıyor mu?" dedi Fred, George'la 295 birlikte gelip Harry'nin yanma sıkışarak. "Hogwarts sınıf başkanları dersleri asmak istemiyordur herhalde." Ron, ders programını Fred'in burnunun dibine sokarak, "Bugün neler var, baksana," dedi huysuzca. "Gördüğüm en berbat pazartesi." Fred, programa göz atarak, "Doğru söylüyorsun, küçük kardeş," dedi. " stersen ucuza biraz Burunkanatan Nugat alabilirsin." "Neden ucuza?" diye sordu Ron kuşkuyla. "Çünkü bembeyaz kesilene kadar burnun kanayacak da ondan," dedi George, bir füme balık yiyerek. "Henüz panzehir bulamadık." "Sağol," dedi Ron mahzun mahzun. Ders programını cebine soktu. "Sanırım derslere girmeyi tercih edeceğim." Hermione ise boncuk gibi gözlerle Fred ve George'u süzerek, "Hazır laf Kaytartan Çerezkutuları'mza gelmişken," dedi, "denek bulmak için Gryffindor ilan tahtasında duyuru yapamazsınız." "Kim demiş?" dedi George, hayretle. "Ben diyorum," dedi Hermione. "Bir de Ron." Page 109 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Ron hemen, "Beni karıştırma," dedi. Hermione ona yiyecekmiş gibi baktı. Fred ve George alaylı alaylı güldüler. Fred, sıcak bir ekmeğe bol bol yağ sürerek, "Bugün yarın başka telden çalacaksın, Hermione," dedi. "Beşinci yılına başlıyorsun, çok geçmeden sana da bir Çerezkutusu verelim diye bize yalvaracaksın." "Beşinci yıla başlamamın Kaytartan Çerezkutusu istemekle ne ilgisi var?" diye sordu Hermione. 296 George, "Beşinci sınıf, S.B.D. yılıdır," dedi. "Ee?" "Yani sınavlar geliyor, değil mi? Burunlarınızı o bileği taşma öyle bir sürtecekler ki, deriniz soyulacak," dedi Fred memnuniyetle. George da mutlu mutlu, "Bizim sınıfın yansı S.B.D.'ler yaklaşırken küçük sinir krizleri geçirdi," dedi. "Gözyaşları, huysuzluk nöbetleri... Patricia Stimpson bayılıp duruyordu..." "Kenneth Tovvler bir sürü çıban çıkarmıştı, hatırlıyor musun?" dedi Fred, anılarını yâd eden biri edasıyla. "Pijamasının içine Yumrudoks tozu koymuştun da ondan," dedi George. "Öyle ya," diye sırıttı Fred. "Unutmuşum... Bazen hepsini hatırda tutmak zor oluyor, değil mi?" "Her neyse, beşinci sınıf bir kâbustur," dedi George. "Tabii, sınav sonuçlan seni ilgilendiriyorsa. Fred ve ben nasıl olduysa kuyruğu dik tutmayı başardık." "Ya..." dedi Ron, "neydi, üçer S.B.D. almıştınız, değil mi?" Fred umursamazca, "Evet," dedi. "Ama biz geleceğimizi akademik başarılar dünyasının dışında görüyoruz." George neşeyle, "Yedinci sınıf için okula gelsek mi gelmesek mi diye ciddi bir şekilde tartıştık," dedi, "madem artık elimizde -" Birden sustu, çünkü George'un, onlara verdiği Üçbü-yücü ödülünden söz edeceğini bilen Harry, ona uyaran bir bakış atmıştı. "- madem artık elimizde S.B.D.'lerimiz var," dedi 297 George hemen. "Yani, F.Y.B.S.'leri kim ne yapsın? Ama annemin okuldan erken ayrılmamızı kabul etmeyeceğini düşündük, hele Percy de dünyanın en büyük gıcığı olduğunu belli ettikten sonra." Fred, Büyük Salon'a sevgiyle göz gezdirirken, "Ama buradaki son yılımızı da ziyan edecek değiliz," dedi. "Pazar araştırması yapmakta kullanacağız, ortalama Hog-warts öğrencisinin bir şaka dükkânından tam olarak ne beklediğini saptayacağız, sonra da araştırmamızın sonuçlarını özenle değerlendirip ortaya talebe uygun ürünler çıkaracağız." Hermione şüpheyle, "Ama bir şaka dükkânı kurmak için gereken altını nereden bulacaksınız?" diye sordu. "Karışımları oluşturan bütün maddeler lazım, diğer malzemeler var - bir de yer, herhalde..." Harry ikizlere bakmadı. Yüzünün kıpkırmızı olduğunu hissediyordu; çatalını kasten düşürüp, almak için masanın altına daldı. Fred'in yukarıdan, "Bize soru sormazsan, biz de sana yalan söylemeyiz, Hermione," dediğini duydu. "Hadi, George, erken gidersek, Bitkibilim'den önce birkaç tane Uzayan Kulak satabiliriz." Harry masanın altından çıktığında, Fred ve George, ellerinde bir yığın kızarmış ekmekle uzaklaşıyorlardı. "Bu da ne demek şimdi?" dedi Hermione, önce Harry'ye, sonra Ron'a bakarak. " 'Bize soru sormazsan...' Yani ellerinde bir şaka dükkânı açacak kadar altın var mı?" Ron kaşlarını çatarak, "Doğrusu, ben de bunu merak ediyorum," dedi. "Bu yaz bana yeni bir resmi cüppe al298 mışlardı da, Galleon'ları nereden bulduklarını anlayamamıştım..." Harry konuşmayı bu tehlikeli sulardan çıkarma vakti geldiğine karar verdi. "Sizce bu yıl sahiden zor mu olacak?" dedi. "Yani, sınavlar yüzünden?" "Tabii, canım," dedi Ron. "Öyle olmalı, değil mi? S.B.D/ler gerçekten de önemli, başvuracağın işleri falan etkiliyor. Bu yıl, daha sonra, meslek tavsiyesi de alacakmı-şız, Bili öyle dedi. Önümüzdeki yıl Page 110 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı için F.Y.B.S/lerimizi seçebilelim diye." Az sonra Büyük Salon'dan çıkıp Sihir Tarihi sınıfına giderlerken, Harry diğer ikisine, "Hogwarts'tan sonra ne yapmak istediğinizi biliyor musunuz?" diye sordu. "Pek sayılmaz," dedi Ron ağır ağır. "Tabii... şey ha-riç..." Birazcık utanmış gibiydi. "Ne?" diye zorladı Harry onu. Ron, öylesine söylermiş gibi bir sesle, "Şey, Seherbaz olmak süper olurdu," dedi. Harry hararetle, "Olurdu ya," dedi. "Ama onlar seçkin falan," dedi Ron. "Gerçekten iyi olman gerek. Ya sen, Hermione?" "Bilmiyorum. Sanırım ben faydalı bir şeyler yapmak istiyorum." "Seherbazlık faydalı ama!" dedi Harry. "Evet, öyle, ama tek faydalı şey de değil," dedi Hermione, düşünceli düşünceli. "Yani, eğer E.R. .T.'i daha da üerletebilirsem..." 299 Hary ve Ron göz göze gelmemeye çalıştılar. Sihir Tarihi, sınıfın ortak kanısına göre, büyücü milleti tarafından icat edilmiş en sıkıcı dersti. Hayalet öğretmen Profesör Binns'in o hırıltılı, vızıltılı sesi en fazla on dakikada, iyi havalardaysa beş dakikada, ağır bir mahmurluğa yol açardı. Derslerinin biçimini hiç değiştirmez, onlar not alırken ya da uykulu uykulu boşluğa bakarken, hiç ara vermeden anlatırdı. Harry ve Ron şimdiye kadar bu dersten geçer not almayı, ancak sınavlardan önce Hermi-one'nin notlarını kopya ederek başarmışlardı; çünkü Binns'in sesinin uyku getiren özelliğine direnebilen tek kişi, Hermione'ydi. Bugün ise onları dev savaşları konusunda bir buçuk saatlik bir mırıltı bekliyordu. Harry ilk on dakikada hayal meyal duyduklarından, başka bir öğretmenin elinde bu dersin bir nebze ilgi çekici olabileceği sonucuna vardı; ama sonra beyni dersten koptu ve geri kalan bir saat yirmi dakikayı, parşömenin köşesinde Ron'la adam asmaca oynayarak geçirdi; Hermione ise göz ucuyla onlara pis bakışlar attı. Teneffüs için sınıftan çıktıklarında (Binns karatahtanın içine doğru süzülüp gözden kaybolmuştu), Hermione soğuk soğuk, "Acaba," dedi, "bu yıl notlarımı size vermeyi reddetsem nasıl olurdu?" "S.B.D.'yi alamazdık," dedi Ron. "Eğer vicdanında böyle bir yük istiyorsan, Hermione..." Hermione, "Eh, hak etmiş olurdunuz," diye cevabı yapıştırdı. "Onu dinlemeyi denemiyorsunuz bile, değil mi?" "Deniyoruz," dedi Ron. "Ama bizde senin kafan da 300 yok, hafızan da. Senin gibi dikkatimizi toplayamıyoruz -sen bizden daha akıllısın işte - bunu kafamıza kakmak hoş bir şey mi?" "Hadi hadi, böyle palavralara karnım tok," dedi Her-mione. Ama önlerine düşüp rutubetli avludan geçerken hayli yatışmış görünüyordu. nce bir yağmur çiseliyor, havayı puslandırıyordu, bu yüzden de bahçede öbekler halinde duran insanlar bulanık birer siluete dönmüştü. Harry, Ron ve Hermione kenarından tıp tıp su damlayan bir balkonun altında kendilerine kuytu bir köşe buldular, soğuk eylül havasından korunmak için cüppelerinin yakasını kaldırdılar ve Snape'in yılın ilk dersinde onlardan ne gibi bir şey isteyebileceğini tartıştılar. ki aylık bir tatilin ardından onları gafil avlamak için son derece zor bir şey isteyeceği ihtimalinden söz ediyorlardı ki, biri köşeyi dönüp onlara doğru yürüdü. "Merhaba, Harry!" Gelen Cho Chang'dı, üstelik yine yalnızdı. Bu çok sı-radışı bir şeydi. Cho hemen hemen her zaman, kıkırdayan bir kızlar çetesiyle çevrili olurdu; Harry, onu Noel Balosu'na davet etmek üzere yalnız yakalamak için ne işkence çektiğim hatırlıyordu. "Selam," dedi Harry, yüzünün kızardığını hissederek. Hiç değilse bu sefer Kokanözsu'yla kaplı değilsin, dedi kendi kendine. Cho da aynı şeyi düşünüyor gibiydi. "Demek o şeyi çıkardın suratından, ha?" "Evet," dedi Harry, sanki son karşılaşmalarının hatırası dehşet verici değil de komikmiş gibi sırıtmaya çalışarak. "Demek, sen... yani... yazın iyi geçti mi?" Page 111 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 301 Bunu söylediği anda pişman oldu - Cedric, Cho'nun erkek arkadaşıydı, onun ölümünün anısı tatilde Harry'yi olduğu gibi Cho'yu da etkilemiş olmalıydı. Yüzü hafiften gerilirmiş gibi oldu ama, "Ha, fena değildi, evet..." dedi. Ron birden, "Hortumlar rozeti mi o?" diye sordu; Cho'nun cüppesinin önünde, altın "TH" ile süslenmiş gök mavisi bir rozeti parmağıyla göstererek. "Onların taraftarı değilsin, değil mi?" "Evet, öyleyim," dedi Cho. "Hep taraftarları miydin, yoksa ligi kazandıktan sonra mı onları tutmaya başladın?" dedi Ron, Harry'ye gereksiz şekilde suçlayıcı gelen bir ses tonuyla. Cho sakin sakin, "Atı yaşımdan beri onları tutuyorum," dedi. "Neyse... görüşürüz, Harry." Uzaklaşıp gitti. Hermione, Ron'a çıkışmadan önce Cho'nun avlunun ortasına kadar gitmesini bekledi. "Niye bu kadar densizsin sen?" "Ne? Bir şey sordum sadece -" "Onun Harry'yle yalnız başına konuşmak istediğini anlamadın mı?" "Ee? Konuşsaydı, ben engel olmadım ya -" "Ne diye Quidditch takımı için saldırdın ona?" "Saldırmak mı? Ben saldırmadım ki, sadece -" "Hortumlar'ı tutuyorsa kime nel" "Yapma ama, rozet taktığını gördüğün o insanların yarısı rozetleri daha geçen mevsim aldı -" " yi de, ne/arfc ederi" "Onlar gerçek taraftar değiller ama, sadece modaya uyuyorlar -" 302 Harry kayıtsız bir şekilde, "Zil çaldı," dedi, çünkü Ron ile Hermione zili duyamayacak kadar yüksek sesle atışıyorlardı. Snape'in zindanına kadar da tartışmayı kesmediler. Harry ise Neville'dir, Ron'dur derken, Cho ile arasında, daha sonra ülkeyi terk etmeyi istemesine yol açmayacak iki dakikalık bir konuşma bile geçse şanslı sayılacağını düşündü. Snape'in sınıfının kapısındaki kuyruğa girerlerken, yine de, dedi kendi kendine, gelip benimle konuşmayı Cho'nün kendisi istedi, değil mi? Cho, Cedric'in kız arkadaşıydı; Cedric ölürken Üçbüyücü labirentinden o sağ çıktı diye Harry'den pekâlâ nefret edebilirdi, oysa onunla fevkalade dostça konuşuyordu, onu deli ya da yalancı sa-yıyormuş, ya da korkunç bir şekilde Cedric'in ölümünden sorumlu tutuyormuş gibi bir hali yoktu... evet, gelip onunla konuşmayı kesinlikle kendi seçmişti, üstelik de iki günde ikinci defa... bu düşünceyle, Harr/nin morali yükseldi. Snape'in zindan kapısının tekinsiz bir gıcırtıyla açılması bile, göğsünde kabarmışa benzeyen küçük umut baloncuğunu patlatamadı. Ron ve Hermione'nin ardından sınıfa girdi, onların peşinden zindanın arka tarafında bulunan her zamanki masalarına yürüdü; ikisinden de yükselen gücenmiş, sinirli sesleri duymazdan geldi. "Sessiz olun," dedi Snape soğuk soğuk, kapıyı arkasından kapatırken. Aslında onları uyarmasına hiç gerek yoktu: Öğrenciler kapının kapandığını duydukları anda sınıfa sessizlik hâkim olmuş, tüm kıpırdanmalar durmuştu. Sadece Sna-pe'in varlığı, bir sınıfın sessizliğini sağlamaya yeterliydi. 303 Snape, kürsüsüne doğru süzülürcesine ilerleyip hepsine bakarak, "Bugünkü dersimize başlamadan önce," dedi, "önümüzdeki haziranda önemli bir sınava gireceğiniz konusunda sizi uyarmayı uygun buluyorum; bu sınavda sihirli iksirlerin bileşimi ve kullanımı konusundaki bilginizi göstereceksiniz. Bu sınıfın bir kısmı hiç şüphesiz moron olduğu halde, hepinizin S.B.D.'nizden bir 'Uygun' almanızı bekliyorum, yoksa... hoşnutsuzluğumun sonuçlarına katlanırsınız." Bu sefer bakışları Neville'in üzerinde durdu. Neville yutkundu. "Bu yıldan sonra tabii ki çoğunuz benim dersime artık girmiyor olacaksınız," diye devam etti Snape. "F.Y.B.S. ksir sınıfıma sadece en iyi olanları alırım, bu da bazılarımızın kesinlikle veda edeceği anlamına geliyor." Gözleri Harry'nin üzerinde durdu ve dudağı kıvrıldı. Harry ona dik dik baktı, beşinci yıldan sonra Page 112 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ksiri bırakabileceği fikri ona karanlık bir zevk veriyordu. Snape ipeksi bir sesle, "Ama bu mutlu veda anına gelmeden önce daha bir yılımız var," dedi. "Bu yüzden de F.Y.B.S. girişiminde bulunsanız da bulunmasanız da, hepinize S.B.D. öğrencilerimden her zaman beklediğim yüksek notu almak için çabalarınızı yoğunlaştırmanzı tavsiye ederim. "Bugün, çoğu kez Sıradan Büyücülük Düzeyi'nde karşımıza çıkan bir iksiri hazırlayacağız: Huzur Sıvısı, kuruntuyu yatıştıracak, kaygıyı yumuşatacak bir iksir. Ancak unutmayın: Eğer karışımın maddelerini katarken beceriksizlik ederseniz, içen kişi derin ve belki asla uyana304 mayacağı bir uykuya dalabilir. Onun için de ne yaptığınıza çok dikkat etmeniz gerek." Harry'nin solunda Hermi-one daha da dik oturmaya başladı, son derece dikkatli bir hali vardı. "Karışımın içindeki maddeler ve yöntem -" Snape asasını hafifçe salladı "- tahtada -" (orada belirdi-ler) "ihtiyacınız olan her şeyi -" asasını yeniden salladı "- malzeme dolabında bulacaksınız -" (adı geçen dolabın kapısı hızla açıldı) "- bir buçuk saatiniz var... başlayın." Tam da Harry, Ron ve Hermione'nin tahmin ettikleri gibi, Snape onlara bundan daha zor, daha çok maharet isteyen bir iksir yapma görevi veremezdi. Karışımdaki maddelerin kazana tamı tamına doğru sırayla ve miktarlarda konması gerekiyordu; karışımın ille de belli sayıda ve önce saat yönünde, sonra da saatin aksi yönde karıştırılması gerekiyordu; son katkı maddesi eklenmeden önce de, karışımın üzerinde kaynadığı alevlerin, belirli bir süre boyunca tam da gereken düzeyde tutulması şarttı. Bitime on dakika kala Snape, "Şimdi iksirinizden açık gümüşi renkte bir buhar yükseliyor olmalı," dedi. Buram buram terleyen Harry, zindanda umutsuzca etrafına bakındı. Kendi kazanından o anda bol miktarda kurşuni renkte buhar çıkıyordu; Ron'unkiyse yeşil kıvılcımlar tükürüyordu. Seamus, asasının ucuyla kazanının altındaki, sönme eğilimi gösteren alevleri dürtüklüyordu. Buna karşılık Hermione'nin iksirinin yüzeyi, parlayan gümüşi bir buharla kaplanmıştı. Snape onun yanından geçerken kanca burnundan aşağı, iksire doğru bir baktı ve hiçbir şey söylemeden yoluna devam etti, ki bu da eleştirecek bir şey bulamadığı anlamına geliyordu. Ama 305 Harry'nin kazanma gelince durdu ve yüzünde berbat bir sırıtışla kazana baktı. "Potter, bu nedir şimdi sence?" Sınıfın ön tarafındaki Slytherin'lerin hepsi hevesle başlarını kaldırdı; Snape'in Harry ile alay edişini dinlemeye bayılırlardı. Harry gergin bir ifadeyle, "Huzur Sıvısı," dedi. Snape ipeksi bir sesle, "Söyle bana, Potter," dedi, "okuman var mı?" Draco Malfoy güldü. "Evet, var," dedi Harry, asasını tutan parmakları kasılmıştı. "Talimatın üçüncü satırını oku bana, Potter." Harry gözlerini kısarak tahtaya baktı; şu anda zindanı doldurmakta olan rengârenk buharların arasından talimatı görmek kolay değildi. " 'Ay taşı tozu ekleyin, saatin aksi yönde üç kez karıştırın, yedi dakika kaynamaya bırakın, sonra iki damla çöpleme şurubu ekleyin." Harr/nin kalbi durdu sanki. Çöpleme şurubu eklemeyi unutmuş, iksirini yedi dakika kaynamaya bıraktıktan sonra doğrudan doğruya talimatın dördüncü satırına geçmişti. "Üçüncü satırdaki her şeyi yaptın mı, Potter?" "Hayır," dedi Harry, çok alçak sesle. "Pardon, ne dedin?" "Hayır," dedi Harry, daha yüksek sesle. "Çöpleme şurubunu unuttum." "Unuttuğunu biliyorum, Potter, dolayısıyla bu çamur da hiçbir işe yaramaz. Evanesco." 306 ksiri yok olan Harry, bir budala gibi boş kazanın yanında kalakaldı. "Talimatı okumayı becermiş olanlarınız, bir şişeye iksirinizden bir örnek koyun, üzerine adınızı okunaklıca yazıp etiketleyin ve denenmek üzere masama getirin," dedi Snape. "Ev ödeviniz, ay Page 113 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı taşının özellikleri ve iksir yapımında kullanımı hakkında otuz santim parşömen yazısı. Perşembeye teslim edilecek." Etrafındaki herkes şişelerini doldururken Harry öfkeden köpürerek eşyalarını topladı, iksiri, Ron'un pis bir çürük yumurta kokusu salmaya başlayan iksirinden kötü değildi. Neville'in kazanından kazımak zorunda kaldığı, yeni karıştırılmış çimento kıvamındaki iksirden de kötü değildi. Ama o günkü çalışması için sıfır alacak olan kişi, Harry'ydi. Asasını çantasına tıktı, asık bir suratla yerine oturdu ve herkesin doldurulup tıpalanmış şişeleriyle Snape'in masasına gidişini gözledi. Sonunda zil çalınca zindandan ilk çıkan Harry oldu; Ron ve Hermione Büyük Salon'da ona yetiştiklerinde yemeğine başlamıştı bile. Tavan sabahkinden de kasvetli bir griye dönmüştü. Yüksek pencerelere yağmur vuruyordu. Hermione teselli edercesine, "Yaptığı hiç de adil bir Şey değildi," dedi. Harry'nin yanına oturup tabağına çoban böreği aldı. " ksirin Goyle'unki kadar kötü değildi ki. içine iksiri koyunca şişesi tuzla buz oldu, cüppesi tutuştu." "Evet, öyle," dedi Harry, tabağına öfkeli gözlerle bakarak, "Snape ne zaman bana karşı adil davrandı ki?" Cevap vermediler; üçü de, Harry Hogwarts'a adım at307 tığı andan itibaren Snape ile ikisinin arasında mutlak bir düşmanlık olduğunu biliyordu. Hermione hayal kırıklığına uğramış bir şekilde, "Bu yıl daha iyi olabilir diyordum," dedi. "Yani... biliyorsunuz..." dikkatle çevresine baktı; her iki yanlarında beşer altışar kişilik boş yer vardı, masanın yanından da kimse geçmiyordu, "... şimdi Yoldaşlık'ta olduğuna göre." "Zehirli mantarın benekleri değişmez," dedi Ron bilgece. "Zaten ben hep, Snape'e güvendiği için Dumbledore'un çatlak olduğunu düşündüm. Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen için çalışmaya gerçekten son verdiğini gösteren kanıt var mı bakalım?" "Bence seninle paylaşmasa bile Dumbledore'un elinde yeterince kanıt vardır, Ron," diye hemen cevabı verdi Hermione. Ron tam ona karşılık vermek için ağzını açmıştı ki, Harry sıkkın bir sesle, "Öf, susun, ikiniz de," dedi. Hermione ve Ron donup kaldılar, ikisi de kızmış ve gücenmiş görünüyordu. "Biraz ara veremez misiniz?" dedi Harry. "Hep birbirinizle didişiyorsunuz, bu da beni çıldırtıyor." Çoban böreğini yarım bırakıp okul çantasını omzuna attı ve Ron ile Hermione orada otururken kalkıp gitti. Mermer merdivenlerden ikişer ikişer çıktı, telaşla yemeğe inen birçok öğrencinin yanından geçti. Beklenmedik bir şekilde içinde tutuşmuş olan öfke hâlâ alev alevdi ve Ron ile Hermione'nin yüzlerindeki şok ifadesi ona derin bir tatmin hissi veriyordu. Oh olsun, diye düşündü, niye biraz ara veremiyorlar... boyuna didişip duruyorlar... insanı çileden çıkarmak için birebir... 308 Şövalye Sir Cadogan'm sahanlıktaki büyük resminin önünden geçti. Sir Cadogan kılıcını çekerek vahşi bir şekilde Harr/ye doğru salladı, Harry onu görmezden geldi. "Gel buraya, seni uyuz köpek! Gardım al ve dövüş!" diye haykırdı Sir Cadogan, miğferinin siperi arkasından boğuk bir sesle, ama Harry yürüyüp gitmekle yetindi. Sir Cadogan koşarak komşu tabloya geçip onu izlemeye kalktı ama, bu tablonun sakini olan büyük ve kızgın görünüşlü kurt köpeği önünü kesti. Harry yemek teneffüsünün geri kalanını, Kuzey Kulesi'nin tepesindeki kapağın altında tek başına geçirdi. Bu yüzden de, zil çalınca Sybill Trelawney'nin sınıfına giden gümüş merdivenden ilk çıkan o oldu. Kehanet, ksir'den sonra Harry'nin en az sevdiği dersti, bu da daha çok Profesör Trelawney'nin birkaç derste bir, onun vakitsiz ölümüne ilişkin kehanette bulunma alışkanlığından kaynaklanıyordu. Ağır şallara bürünmüş, parıldayan dizi dizi boncuk takmış, zayıf bir kadın olan Profesör Trelavvney, gözlerini muazzam ölçüde büyüten gözlüğüyle Harry'ye hep böceği hatırlatırdı. Harry sınıfa girdiğinde, Profesör Trelawney odayı dolduran ince bacaklı küçük masalara eski püskü deri kaplı kitaplar koyuyordu. Ama üzeri eşarp örtülü lambaların ve ağır ağır yanan, hastalıklı bir koku salan ateşin ışığı öyle azdı ki, gölgeler içindeki bir iskemleye oturan Harry'yi görmemişe benziyordu. Sınıfın geri kalanı da sonraki beş dakika içinde geldi. Ron kapaktan çıktı, dikkatle etrafına baktı. Harry'yi görünce dosdoğru ona doğru yürüdü; ya da olabildiğince dosdoğru, Page 114 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı çünkü masalar, 309 iskemleler ve tombul puflar arasından geçmesi gerekiyordu. Harry'nin yanına oturarak, "Hermione ile ben tartışmaya son verdik," dedi. " yi," diye homurdandı Harry. "Ama Hermione diyor ki, sen de hıncını bizden almaktan vazgeçersen iyi olacakmış," dedi Ron. "Ben hiç de -" "Ben sana mesajı iletiyorum, o kadar," dedi Ron, sözünü keserek. "Ama sanırım haklı. Seamus ile Snape'in sana böyle davranmaları bizim suçumuz değil." "Ben hiç-" " yi günler," dedi Profesör Trelawney, her zamanki puslu, hulyalı sesiyle. Harry sustu; yine kendini hem kızgın, hem de biraz mahcup hissediyordu. "Kehanet'e hoş-geldiniz. Tatil boyunca elbette kaderlerinizi büyük bir dikkatle izliyordum ve hepinizin Hogwarts'a sağ salim dönmenizden çok memnunum - döneceğinizi zaten biliyor olsam bile. "Masalarınızın üstünde, Inigo Imago'nun yazdığı Rüya Tabirleri'ni bulacaksınız. Rüyaların yorumu, geleceği görmenin çok önemli bir aracıdır ve büyük bir ihtimalle S.B.D. sınavında da karşınıza çıkacaktır. Kutsal kehanet sanatı söz konusu olunca, sınavlarda geçmenin ya da kalmanın en ufak bir önemi olduğuna inandığımdan değil tabii. Eğer Gören Göz'e sahipseniz, sertifikalarla notların pek anlamı yoktur. Ama Müdür sizin sınava girmenizi istiyor, onun için de..." Sesi kibarca alçaldı ve kesildi; hiçbirinde Profesör Tre310 lawney'nin ders konusunu, sınavlar gibi bayağı şeylerin çok üstünde tuttuğu konusunda herhangi bir şüphe bırakmadı. "Lütfen kitaplarınızın giriş bölümünü açın ve Ima-go'nun rüya tabirleri konusunda söylediklerini okuyun. Sonra da ikili gruplara ayrılın. Birbirinizin son rüyalarını yorumlamak için Rüya Tabirleri'nden yararlanın. Başlayın hadi." Bu ders için söylenecek tek iyi şey, üst üste iki ders olmamasıydı. Kitabın girişini okumayı bitirdiklerinde, rüya tabiri için sadece on dakikaları kalmıştı. Harry ile Ron'un yanlarındaki masada Dean ile Neville eşleşmişlerdi; Ne-ville hemen, büyükannesinin en iyi şapkasını takmış dev bir makas üzerine bir kâbusunu uzun uzun anlatmaya girişmişti. Harry ile Ron ise birbirlerine somurtkan somurtkan baktılar sadece. "Ben rüyalarımı hiç hatırlamam," dedi Ron. "Sen anlat bir tane." "Birini olsun hatırlarsın," dedi Harry sabırsızca. Rüyalarını kimseyle paylaşacak değildi. Hep gördüğü mezarlıklı kâbusun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu, Ron'un ya da Profesör Trelawney'nin ya da salak Rüya Ta-birleri'nin ona bunu söylemesine ihtiyacı yoktu. Ron, hatırlamak için harcadığı çabayla yüzünü buruşturarak, "Eh, geçen gece rüyamda Quidditch oynuyordum," dedi. "Sence bu ne demek?" Harry, ilgisizce Rüya Tabirleri'nin sayfalarını çevirerek, "Herhalde dev bir şeker falan seni yiyecek," dedi. Tabirler'de rüya parçalarına bakmak çok sıkıcı bir işti ve Harry, 311 Profesör Trelavvney onlardan ev ödevi olarak bir ay boyunca rüya güncesi tutmalarını isteyince hiç neşelenmedi. Zil çalınca Ron'la ikisi herkesten önce merdivenden indiler. Ron homur homur homurdanıyordu. "Daha şimdiden ne çok ödevimiz var, farkında mısın? Binns bize dev savaşları üzerine neredeyse yarım metrelik bir ödev verdi, Snape ay taşları üzerine otuz santimlik yazı istiyor, şimdi de başımıza Trelavvney'nin bir aylık rüya güncesi çıktı! Fred'le George S.B.D. yılı konusunda haklıy-mışlar, ha? O Umbridge denen kadın hiçbir şey vermese iyi eder..." Karanlık Sanatlara Karşı Savunma sınıfına girdiklerinde, Profesör Umbridge'i, bir önceki gecenin ponponlu pembe hırkasını giymiş, başının tepesine de siyah kadife bir fiyonk kondurmuş halde, öğretmen masasında oturur buldular. Harry ister istemez bir kez daha, kendinden büyük bir karakurbağasmın tepesine akılsızca konmuş koca bir sineği hatırladı. Page 115 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Öğrenciler sınıfa sessizce girdi; Profesör Umbridge şimdilik kapalı kutuydu ve kimse onun disiplinci biri çıkıp çıkmayacağını bilmiyordu. Sonunda, bütün sınıf oturunca, "Eh, tünaydın!" dedi. Birkaç kişi, "Tünaydın," diye mırıldanarak cevap verdi. "Çık çık," dedi Profesör Umbridge. "Bu pek olmadı ama, değil mi? 'Tünaydın, Profesör Umbridge/ diye cevap vermenizi istiyorum. Bir daha lütfen. Tünaydın, sınıf!" 312 "Tünaydın, Profesör Umbridge," dedi hepsi birden, tekdüze bir sesle. "Şimdi oldu," dedi Profesör Umbridge tatlı tatlı. "Zor sayılmaz, değil mi? Asalarınızı kaldırın, tüy kalemlerinizi çıkartın lütfen." Sınıftakilerin çoğu sıkıntılı sıkıntılı birbirlerine baktı; "asalarınızı kaldırın" lafının ardından ilginç bir ders geldiğine daha hiç rastlamamışlardı. Harry asasını çantasına tıktı, tüy kalemini, mürekkebini ve parşömenini çıkardı. Profesör Umbridge çantasını açıp, son derece kısa olan kendi asasını çıkardı ve tahtaya onunla sertçe vurdu; tahtada hemen kelimeler belirdi: Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Temel lkelere Dönüş "Şimdi, bu konuda aldığınız dersler epey kesik kesik ve parçalı olmuş, değil mi?" dedi Profesör Umbridge, yüzünü sınıfa dönüp ellerini kibarca önünde birleştirerek. "Öğretmenlerinizin çoğu Bakanlık'ın onayladığı müfredatı izlememiş gibi görünüyor, üstelik sürekli değişmişler. Bu nedenle, ne yazık ki S.B.D. yılınızda sizden bekleyeceğimiz standardın çok altında kalmışsınız. "Ancak bu sorunların şimdi çözümleneceğini duymak hoşunuza gidecek. Bu yıl özenle düzenlenmiş, merkezine kuramı oturtan, Bakanlık onaylı bir savunma sihri müfredatı izleyeceğiz. Lütfen şunları yazın." Yeniden tahtaya tıkladı; ilk mesaj silindi ve yerine "Ders Amaçları" geldi. 313 * 2. 3Savunma sihrinin altında yatan ilkeleri anlamak. Savunma sihrinin yasal olarak kullanılabileceği durumları tanımayı öğrenmek. Savunma sihrinin kullanımını bir pratik kullanım bağlamına oturtmak. Bir iki dakika sınıf, parşömende gidip gelen tüy kalemlerin sesiyle doldu. Herkes üç ders amacını kopya ettikten sonra, Profesör Umbridge, "Herkeste Wilbert Slink-hard'ın yazdığı Savunma Sihri Kuramı var mı?" diye sordu. Sınıf cansız bir mırıltıyla onayladı. Profesör Umbridge, "Sanırım tekrar deneyeceğiz," dedi. "Ben size bir soru sorduğum zaman, şöyle cevap vermenizi isterim: 'Evet, Profesör Umbridge/ ya da 'Hayır, Profesör Umbridge.' Pekâlâ: Herkeste VVilbert Slinkhard'ın yazdığı Savunma Sihri Kuramı var mı?" "Evet, Profesör Umbridge," cevabı odada çınladı. " yi," dedi Profesör Umbridge. "Şimdi beşinci sayfayı açın ve 'Birinci Bölüm, Yeni Başlayanlar çin Temel Bilgileri okuyun. Konuşmaya gerek yok." Profesör Umbridge karatahtanın önünden çekildi ve öğretmen masasının arkasındaki iskemleye oturarak, hepsini o torba torba kurbağa gözleriyle incelemeye koyuldu. Harry kendi Savunma Sihri Kuramı kitabının beşinci sayfasını açtı ve okumaya başladı. Kitap bayıltacak kadar sıkıcıydı, neredeyse Profesör Binns'i dinlemek kadar kötüydü. Harry dikkatinin dağıldığını hissetti: Çok geçmeden aynı satırı beş altı kere üst üste, ilk birkaç kelimeden fazlasını anlamadan okumaya 314 başlamıştı. Sessizlik içinde birkaç dakika geçti. Yanında Ron dalgın dalgın tüy kalemini parmaklarının arasında çeviriyor, sayfadaki bir noktaya gözlerini dikmiş bakıyordu. Harry sağa baktığında, onu uyuşukluğundan çıkaracak bir sürprizle karşılaştı. Hermione Savunma Sihri Kuramı kitabını açmamıştı bile. Eli havada, gözlerini dikmiş, Profesör Umbridge'e bakıyordu. Page 116 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Harry, Hermione'nin kendisine okuması söylenen bir şeyi okumadığını ya da burnunun dibine konan herhangi bir kitabı açma arzusuna karşı koyduğunu hiç görmemişti. Bir şey sorarcasına ona baktı, ama Hermione hiçbir soruya cevap vermeyeceğini göstermek ister gibi başını hafifçe iki yana salladı ve Profesör Umbridge'e gözünü dikip bakmayı sürdürdü; Profesör Umbridge de aynı kararlılıkla başka yöne bakıyordu. Ancak birkaç dakika sonra başkaları da Harry ile birlikte Hermione'ye bakmaya başladı. Okumaları söylenen bölüm öyle sıkıcıydı ki, gittikçe daha çok sayıda insan, "Yeni Başlayanlar çin Temel Bilgiler"le boğuşmaktansa, Profesör Umbridge'le göz göze gelmeye çalışan Hermione'nin dilsiz çabasını izlemeyi tercih ediyordu. Sınıfın yarıdan fazlası kitapları yerine Hermione'ye bakmaya başlayınca, Profesör Umbridge anlaşıldığı kadarıyla bu durumu artık görmezden gelemeyeceğine karar verdi. "Bölüm hakkında bir şey mi sormak istiyordunuz, canım?" diye sordu Hermione'ye, onu sanki henüz fark etmiş gibi. "Bölüm hakkında değil, hayır," dedi Hermione. 315 Profesör Umbridge sivri küçük dişlerini göstererek, " yi ama şimdi sadece okuyoruz," dedi. "Başka soruların varsa, onları dersin sonunda ele alabiliriz." "Dersinizin amaçları konusunda bir sorum var," dedi Hermione. Profesör Umbridge kaşlarını kaldırdı. "Adınız?" "Hermione Granger," dedi Hermione. "Ama Miss Granger, dersimizin amaçlan, onları dikkatle okursanız eğer, son derece açık," dedi Profesör Umbridge, kararlı bir tatlılık taşıyan sesiyle. "Ama anlamıyorum," dedi Hermione pat diye. "Orada savunma büyülerinin kullanımı hakkında hiçbir şey yazılı değil." Sınıfın çoğu başlarını çevirip, hâlâ karatahtada yazılı olan üç ders amacına kaşlarını çatarak bakarken kısa bir sessizlik oldu. Profesör Umbridge, küçük bir gülüşle, "Savunma büyülerinin kullanımı mı?" diye tekrarladı. " yi ama, sınıfımda sizin savunma büyüsü kullanmanızı gerektirecek bir durum doğabileceğini hayal dahi edemiyorum, Miss Granger. Sınıftayken saldırıya uğramayı beklemiyorsunuz, değil mi?" "Sihir kullanmayacak mıyız?" dedi Ron yüksek sesle. "Benim sınıfımda öğrenciler konuşmak istedikleri zaman ellerini kaldırırlar, Mr -" "VVeasley," dedi Ron, elini havaya kaldırarak. Profesör Umbridge daha da geniş bir gülümsemeyle ona arkasını döndü. Harry ile Hermione de hemen ellerini 316 kaldırdılar. Profesör Umbridge'in torba torba gözleri bir an için Harry'nin üzerinde durdu, ama o, Hermione'ye hitap etti. "Evet, Miss Granger? Bir şey daha mı sormak istiyorsunuz?" "Evet," dedi Hermione. "Karanlık Sanatlara Karşı Savunma diye bir ders olmasının tek amacı savunma büyülerinin uygulanması değil mi?" "Siz Bakanlık'ın yetiştirdiği bir eğitim uzmanı mısınız, Miss Granger?" diye sordu Profesör Umbridge, sahte tatlılıktaki sesiyle. "Hayır, ama -" "Eh, öyleyse, korkarım ki herhangi bir dersin 'tek amacı'nın ne olduğu konusunda karar vermeye ehil değilsiniz. Yeni çalışma programımızı sizden çok daha yaşlı ve akıllı olan büyücüler hazırladı. Savunma büyülerini güvenli, tehlikesiz bir şekilde öğreneceksiniz -" "Ne faydası var ki," dedi Harry yüksek sesle. "Eğer saldırıya uğrarsak, bu saldırı -" "Eliniz, Mr Potter!" dedi Profesör Umbridge, şarkı söyler gibi. Harry yumruğunu havaya kaldırdı. Profesör Umbridge yine başka bir tarafa döndü, ama şimdi birçok kişi elini kaldırmıştı. "Adınız?" dedi Profesör Umbridge, Dean'e. Page 117 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Dean Thomas." "Evet, Mr Thomas?" "Eh, Harry'nin söylediği gibi, değil mi?" dedi Dean. "Saldırıya uğramak tehlikeli bir durum." 317 Profesör Umbridge, Dean'e çok sinir bozucu bir şekilde gülümseyerek, "Tekrarlıyorum," dedi, "derslerim sırasında saldırıya uğramayı mı bekliyorsunuz?" "Hayır, ama -" Profesör Umbridge onun sözünü kesti. "Bu okulda işlerin yürütülüş şeklini eleştirmek istemiyorum ama," dedi, kocaman ağzını iyice geren ve hiç inandırıcı olmayan bir gülümsemeyle, "bu sınıfta karşınıza çok sorumsuz bazı büyücüler çıkmış, gerçekten çok sorumsuz - tabii..." diye ekledi, çirkin bir gülücükle, "... son derece tehlikeli melezler de." Dean tiz bir sesle, öfkeli öfkeli, "Eğer Profesör Lupin'i kastediyorsanız," dedi, "o gelmiş geçmiş en iyi -" "Eliniz, Mr Thomas! Dediğim gibi - karmaşık, yaş grubunuza uygun olmayan ve potansiyel olarak ölümcül büyüler gösterilmiş size. Korkutulmuşsunuz ve gün aşırı Karanlık saldırılara uğrayabileceğinize inanmaya -" "Hiç de değil," dedi Hermione, "biz sadece -" "Eliniz havada değil, Miss Granger!" Hermione elini havaya kaldırdı. Profesör Umbridge ona sırtını döndü. "Sanırım selefim yalnızca önünüzde yasadışı lanetler yapmakla kalmamış, bunları üzerinizde uygulamış da." " yi de, sonunda bir manyak olduğu anlaşıldı, değil mi?" dedi Dean hararetle. "Yine de, çok şey öğrendik." "Eliniz havada değil, Mr Thomas!" dedi Profesör Umbridge sesi titreyerek. "Şimdi, Bakanlık, sınavda geçmek için kuramsal bilginin fazlasıyla yeterli olduğu görüşünde, zaten bir okul da bundan ibarettir, değil mi? Ya sizin adınız?" 318 diye ekledi, az önce elini havaya kaldıran Parvati'ye bakarak. "Parvati Patil. Karanlık Sanatlara Karşı Savunma S.B.D'sinde uygulamalı bölüm de yok mu? Karşı lanetleri ve benzer şeyleri gerçekten yapabildiğimizi göstermemiz beklenmiyor mu?" "Kuramı yeterince iyi çalışırsanız, dikkatle denetlenen sınav koşullarında büyüleri de yapamamanız için hiçbir sebep yok," dedi Profesör Umbridge, başından savarcasına. Parvati, kulaklarına inanamamış gibi, "Daha önce hiç uygulamadan mı?" dedi. "Yani siz bize büyüleri ilk kez sınavda yapacağımızı mı söylüyorsunuz?" "Tekrarlıyorum, kuramı yeterince iyi çalıştığınız takdirde -" Harry, yumruğu yine havada, "Peki ya gerçek dünyada kuramın bize ne faydası olacak?" dedi yüksek sesle. Profesör Umbridge başını kaldırıp baktı. "Burası okul, Mr Potter, gerçek dünya değil," dedi kadife gibi bir sesle. "Yani dışarıda bizi bekleyen şeyler için hazır olmamız gerekmiyor mu?" "Dışarıda sizi hiçbir şey beklemiyor, Mr Potter." "Ya, sahi mi?" dedi Harry. Bütün gün alttan alta fo-kurdayıp duran sinirleri, yine kaynama noktasına gelmişe benziyordu. Profesör Umbridge, sinir bozacak kadar tatlı bir sesle, "Sizin gibi çocuklara kimin saldıracağını hayal ediyorsunuz?" diye sordu. 319 "Hımm, düşünelim bakalım..." dedi Harry, düşünceli süsü verdiği bir sesle. "Sakın... Lora Voldemort olmasın?" Ron hızla soluğunu içine çekti; Lavender Brown küçük bir çığlık attı; Neville iskemlesinden yanlamasına kayıp düştü. Ama Profesör Umbridge kılını bile kıpırdatmadı. Yüzünde haşin bir tatmin ifadesiyle Harry'ye bakıyordu. "Gryffindor'dan on puan, Mr Potter." Page 118 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Sınıf sessiz ve hareketsiz kaldı. Herkes ya Umbridge'e, ya da Harry'ye bakıyordu. "Şimdi birkaç şeye açıklık getirelim." Profesör Umbridge yerinden kalkıp onlara doğru eğildi, güdük parmaklı ellerini masaya koydu. "Size belli bir Karanlık büyücünün ölüler arasından döndüğü söylendi -" "Ölmemişti," dedi Harry öfkeyle, "ama evet, geri döndü!" Profesör Umbridge ona bakmadan tek nefeste, "Mr-Potter-zaten-binamza-on-puan-kaybettirdiniz-işleri-kendi-niz-için-daha-da-zorlaştırmayın," dedi. "Söylediğim gibi, size belli bir Karanlık büyücünün bir kez daha ortaya çıktığı söylendi. Bu bir yalan." "Yalan DEĞ L!" dedi Harry. "Onu gördüm, onunla mücadele ettim!" "Cezalısınız, Mr Potter!" dedi Profesör Umbridge, muzaffer bir edayla. "Yarın akşam. Saat beşte. Benim odamda. Tekrarlıyorum, bu bir yalan. Sihir Bakanlığı herhangi bir Karanlık büyücüye karşı tehlikede olmadığınız konusunda size garanti veriyor. Eğer yine de kaygılanıyorsanız, hiç çekinmeden ders saatleri dışında gelip beni görebilirsiniz. Eğer 320 birisi sizi yeniden doğan Karanlık büyücülere ilişkin yalanlarla dehşete düşmüyorsa, bunu duymak isterim. Size yardım etmek için buradayım. Sizin dostunuzum. Ve şimdi, lütfen okumanıza devam edin. Beşinci sayfa, 'Yeni Başlayanlar için Temel Bilgiler'." Profesör Umbridge masasına oturdu. Ama Harry ayağa kalktı. Herkes ona bakıyordu. Seamus hem korkmuş, hem etkilenmiş görünüyordu. Hermione uyaran bir sesle, "Harry, hayır!" diye fısıldadı, onu kolundan çekerek. Ama Harry kolunu onun elinden kurtardı. "Öyleyse size göre Cedric Diggory kendi kendine öldü, öyle mi?" diye sordu. Sesi titriyordu. Sınıf toplu halde soluğunu tuttu. Ron ve Hermione hariç hiçbiri, Harry' nin Cedric'in öldüğü gece neler olduğu hakkında konuştuğunu duymamıştı. Büyük bir merakla, bir Harry'ye, bir Profesör Umbridge'e bakıyorlardı. Profesör Umbridge başını kaldırmış, Harry'ye bakıyordu, yüzünde ise sahte tebessümden eser yoktu. Soğuk soğuk, "Cedric Diggory'nin ölümü trajik bir kazaydı," dedi. "Cinayetti," dedi Harry. Titrediğini hissediyordu. Şimdiye kadar bundan çok az kişiye söz etmişti, hele hevesle onu dinleyen otuz sınıf arkadaşına hiç. "Onu Voldemort öldürdü, siz de bunu biliyorsunuz." Profesör Umbridge'in yüzü hayli ifadesizdi. Harry bir an onun kendisine haykıracağını düşündü. Sonra Umben yumuşak, en tatlı küçük kız sesiyle, "Buraya ge-, Mr Potter, canım," dedi. 321 Harry iskemlesini tekmeyle yana itti, Ron ve Hermi-one'nin çevresinden dolaşıp öğretmen masasına geldi. Sınıfın geri kalanının nefeslerini tuttuğunun farkındaydı. Kendini öyle öfkeli hissediyordu ki, ne olacağı umrunda bile değildi. Profesör Umbridge çantasından küçük pembe bir parşömen rulosu çıkardı, açıp masasının üstüne koydu, tüy kalemini bir mürekkep hokkasına batırdı ve yazmaya koyuldu; Harry ne yazdığını görmesin diye parşömenin üstüne eğilmişti. Kimse konuşmadı. Bir dakika kadar sonra parşömeni rulo yaptı, asasıyla dokundu; parşömen, Harry'nin açamayacağı şekilde sıkı sıkı mühürlendi. Profesör Umbridge notu ona uzatarak, "Bunu Profesör McGonagall' a götürün, canım," dedi. Harry tek kelime etmeden parşömeni ondan aldı ve odayı terk etti; Ron ve Hermione'ye bile bakmadı, sınıfın kapısını da arkasından çarpıp kapattı. Koridorda hızlı hızlı yürüdü, McGonagall'a gönderilen notu elinde sımsıkı tutmuştu. Bir köşeyi dönünce dosdoğru hortlak Peeves'le burun buruna geldi. Kocaman ağızlı ufak tefek Peeves havada sırtüstü süzülüyor, birkaç mürekkep hokkasını atıp tutuyordu. "Bak sen, Küçük Kaçık Potter'mış!" diye gıdaklar gibi güldü. Elinden bıraktığı iki tane mürekkep hokkası yere düşüp duvarları mürekkebe buladı; Harry homurdanarak kendini geriye attı. "Kes artık, Peeves." "Ooo, Üşütük asabileşti," dedi Peeves; koridorda Harry'nin peşine düştü, tepesinde gezinirken bir yandan Page 119 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 322 da pis pis gülüyordu. "Şimdi ne oldu, benim aziz Kaçık dostum? Sesler mi duyuyorsun? Hayal mi görüyorsun? Yoksa farklı -" Peeves dilini dudaklarının arasından çıkarıp hızla üfledi "- dillerde mi konuşuyorsun?" "Beni RAHAT bırak dedim!" diye bağırdı Harry, en yakın merdivene doğru koşarak. Ama Peeves onun yanı sıra tırabzanda sırtüstü kaydı. "Ah, küçük kaçık çocuk, herkes onu havlar sanır, Kimi üzülmüş sanır da anlayışlı davranır Peeves'cik doğrusunu bilir, der ki o bir çılgındır -" "KES SES N !" Solundaki bir kapı hızla açıldı, Profesör McGonagall yüzünde sert ve biraz da sıkkın bir ifadeyle odasından çıktı. "Ne demeye haykınyorsun, Potter?" diye tersledi Harry'yi, Peeves neşeyle gıdaklar ve ok gibi gözden uzaklaşırken. "Niçin sınıfta değilsin?" Harry inatçı bir sesle, "Size gönderildim," dedi. "Gönderilmek mi? Ne demekmiş gönderilmek?" Harry ona Profesör Umbridge'in notunu uzattı. Profesör McGonagall kaşlarını çatarak notu ondan aldı, asasının bir vuruşuyla açtı, dzeltti ve okumaya başladı. Umbridge'in yazdıklarını okurken, kare gözlüğünün ardında gözleri sağa sola hızla hareket ediyor, her satırda daha da kısılıyordu. " çeri gel, Potter." Harry onu izleyerek odasına girdi. Kapı arkasından kendiliğinden kapandı. 323 "Ee?" dedi Profesör McGonagall, hışımla ona dönerek. "Doğru mu bu?" "Ne doğru mu?" diye sordu Harry. Sesi istediğinden daha saldırganca çıkmıştı. Daha kibar görünme çabasıyla, "Profesör?" diye ekledi. "Profesör Umbridge'e bağırdığın doğru mu?" "Evet," dedi Harry. "Ona yalancı mı dedin?" "Evet." "Ona Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in döndüğünü mü söyledin?" "Evet." Profesör McGonagall masasına oturarak Harry'ye kaşlarını çattı. Sonra, "Bir bisküvi al, Potter," dedi. "Bir-ne?" "Bir bisküvi al," dedi sabırsızlıkla. Masasındaki kâğıt yığınlarından birinin üzerinde duran ekose desenli teneke kutuyu işaret etti. "Ve otur." Daha önceki bir olayda Harry, Profesör McGona-gall'ın onu cezalandırmasını beklerken, onun tarafından Gryffindor Gjuidditch takımına seçilmişti. Karşısındaki iskemleye çökercesine oturdu ve bir Zencefilli Keler aldı; kendini tıpkı o olayda olduğu gibi kafası karışmış ve hazırlıksız yakalanmış hissediyordu. Profesör McGonagall, Profesör Umbridge'in notunu masaya koydu ve çok ciddi bir ifadeyle Harry'ye baktı. "Potter, dikkatli olmalısın." Harry ağız dolusu Zencefilli Keler'ini yutarak hayretle ona baktı. Ses tonu hiç de alıştığı gibi değildi; canlı, kararlı 324 ve sert değildi; alçaktı, kaygılıydı ve sanki her zamankinden daha insaniydi. "Dolores Umbridge'in dersinde yanlış hareketlerde bulunman, sana kayıp bina puanlarından ve cezadan daha pahalıya mal olabilir." "Siz ne demek -" "Potter, mantığını kullan," diye tersledi Profesör McGonagall, aniden normal davranışlarına Page 120 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı dönerek. "Nereden geldiğini biliyorsun, öyleyse kime rapor verdiğini de bilmen gerekir." Dersin sona erdiğini belirten zil çaldı. Yukarıdan ve her taraftan, harekete geçmiş yüzlerce çocuğun fil sürüsünü andıran gürültüsü yükseldi. "Burada, yarından başlayarak seni bu haftanın her akşamı cezaya bıraktığı yazıyor," dedi Profesör McGonagall, Umbridge'in notuna bir kez daha bakarak. "Bu hafta her akşam, ha!" diye tekrarladı Harry, dehşet içinde. "Ama, Profesör, acaba siz -" "Hayır, yapamam," dedi Profesör McGonagall, itiraz kabul etmeyen bir sesle. "Ama -" "O senin öğretmenin ve seni cezaya bırakma hakkına sahip. Yarın ilk cezan için saat beşte onun odasına gideceksin. Unutma: Dolores Umbridge'in çevresinde ayağını denk al." "Ama doğruyu söylüyordum!" dedi Harry, hiddetten köpürerek. "Voldemort döndü, biliyorsunuz döndüğünü; Profesör Dumbledore da biliyor onun -" "Tanrı aşkına, Potter!" dedi Profesör McGonagall, 325 gözlüğünü kızgınlıkla düzelterek (Harry, Voldemort'un adını söyleyince fena halde irkilmişti). "Doğruymuş yalanmış, mesele bu mu sanıyorsun? Burada mesele, beladan uzak durman ve sinirlerini kontrol altında tutabilmenden ibaret!" Ayağa kalktı, burun delikleri genişlemişti, ağzı incecik bir çizgi halini almıştı. Harry de ayağa kalktı. "Bir bisküvi daha al," dedi kızgınlıkla. Tenekeyi ona doğru itti. "Hayır, teşekkürler," dedi Harry soğuk soğuk. Profesör McGonagall, "Saçmalama," diye tersledi onu. Harry bir bisküvi aldı. "Teşekkürler," dedi gönülsüzce. "Ders yılı başlangıcı şöleninde Dolores Umbridge'in konuşmasını dinlemedin mi, Potter?" "Evet," dedi Harry. "Evet... dedi ki... ilerleme yasaklanacak... ya da... yani, demek ki... Sihir Bakanlığı, Hog-warts'a müdahale etmeye çalışıyor." Profesör McGonagall bir an onu süzdü, sonra "hıh" dedi ve masanın arkasından çıkarak kapıyı açtı. Eliyle odadan çıkmasını işaret ederek, "Eh, hiç değilse Hermione Granger'ı dinlediğin için memnunum," dedi. 326 ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM . Dolores'le Ceza O gece Büyük Salon'daki akşam yemeği, Harry için hoş bir deneyim olmadı. Umbridge'le yaptığı ağız dalaşı, Hogwarts ölçülerine göre bile hatırı sayılır bir hızla yayılmıştı. Ron ile Hermione'nin arasında oturmuş yemeğini yerken, dört bir yandan fısıltılar duyuyordu. şin komik tarafı, fısıldaşanların hiçbirinin, acaba söylediklerimizi duyar mı diye dert etmemesiydi. Tersine, sanki yeniden kızıp bağırmaya başlamasını umuyor gibiydiler; böylece hikâyeyi kaynağından dinleyebileceklerdi. "Cedric Diggory'nin öldürülüşünü gördüğünü söylüyor..." "Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'le düello yaptığım falan sanıyor..." "Hadi canım..." "Kimi kandırdığını sanıyor?" "Daha neler..." "Anlamadığım bir şey varsa," dedi Harry titrek bir sesle, çatalıyla bıçağını masanın üstüne bırakarak (elleri °ıüan düz tutamayacak kadar titriyordu), "o da iki ay ön327 ce Dumbledore anlattığında aynı hikâyeye niye inandıkla"Sorun şu ki, Harry, inandıklarından emin değilim," dedi Hermione somurtarak. "Ay, hadi çıkalım Page 121 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı buradan." Çatalıyla bıçağını masanın üstüne pat diye koydu. Henüz yarısını yediği elmalı pastasına özlemle baksa bile, Ron da aynı şeyi yaptı. Salon'dan çıkana kadar herkes onları seyretti. Birinci katın sahanlığına ulaştıklarında, Harry, "Nasıl yani 'inandıklarından emin değilim'?" diye sordu Hermi-one'ye. "Bak, o olaydan sonra her şey nasıldı, anlamıyorsun sen," dedi Hermione usulca. "Kollarında Cedric'in cesediyle çimin orta yerinde belirdin... hiçbirimiz labirentte neler olduğunu görmedik... Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in döndüğüne, Cedric'i öldürdüğüne ve seninle savaştığına dair eldeki tek kanıt, Dumbledore'un sözleriydi." "O sözler doğruydu!" dedi Harry. "Doğru olduğunu biliyorum, Harry, onun için lütfen beni paylamayı keser misin?" dedi Hermione, usanmış bir halde. "Mesele şu ki, gerçekleri hazmetmeye fırsat kalmadan yaz tatili başladı ve herkes evine dönüp iki ay boyunca, senin çatlağın teki olduğunu, Dumbledore'un ise bunamaya başladığını okudu!" Gryffindor Kulesi'ne giden boş koridorlardan yürürlerken, yağmur pencere camlarını dövüyordu. Harry, ilk günü bir hafta sürmüş gibi hissediyordu kendini, ama hâlâ yatmadan önce yapması gereken yığınla ödevi vardı. Sağ gözünün üstünde bir zonklama başlamıştı. Şişman 328 Hanım'ın koridoruna dönerlerken, yağmurla yıkanmış pencerelerden birinden dışarı, karanlık okul arazisine baktı. Hagrid'in kulübesinde hâlâ ışık yoktu. "Mimbulus mimbletonia," dedi Hermione, daha Şişman Hanım sormaya fırsat bulamadan. Portre öne doğru savrulup açıldı, arkasındaki delik ortaya çıktı ve üçü içeri tırmandılar. Ortak salon boştu; neredeyse herkes aşağıda, yemekteydi daha. Crookshanks, üzerine serildiği koltuktan indi ve yüksek sesle mırlayarak tırıs tırıs onları karşılamaya geldi. Harry, Ron ve Hermione şöminenin yanında duran en sevdikleri koltuklara oturduklarındaysa, hop diye Her-mione'nin kucağına çıkıp tüylü turuncu bir yastık gibi oraya kıvrıldı. Harry, bitkin ve tükenmiş halde, dalgın dalgın alevlere bakmaya başladı. "Dumbledore bunun olmasına nasıl izin verir?" diye haykırdı Hermione birden. Harry ile Ron yerlerinden sıçradılar; Crookshanks de Hermione'nin kucağından atladı ve hakarete uğramış gibi bir ifade takındı. Hermione öfkeyle koltuğunun kollarını dövüyor, deliklerden dolgu maddesi pırtlıyordu. "O korkunç kadının bize öğretmenlik etmesine nasıl izin verir? Hem de S.B.D. yılımızda!" "Eh, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'da hiçbir zaman çok iyi öğretmenlerimiz olmadı, değil mi?" dedi Harry. "Niye olduğunu biliyorsun, Hagrid söylemişti, kimse o işi istemiyor; üzerinde uğursuzluk olduğunu düşünüyorlar." "Evet ama, büyü yapmamıza izin vermeyen birini işe almış! Dumbledore ne yapmaya çalışıyor?" 329 "Umbridge ayrıca insanlara casusluk yaptırmaya da niyetli," dedi Ron kasvetle. "Birinin Kim-Olduğunu-Bilir-sin-Sen'le ilgili bir şey dediğini duyarsak gidip ona haber vermemizi söyledi ya hani?" "Tabii ki buraya bizi gözleyip casusluk yapmaya gelmiş, orası çok belli, yoksa Fudge niye onun gelmesini istesin ki?" diye çıkıştı Hermione. Tam Ron karşılık vermek için ağzını açarken, Harry, "Yine tartışmaya başlamayın/' dedi bıkkın bıkkın. "Niye... en iyisi ödevlerimizi yapalım, aradan çıksın..." Bir köşeden okul çantalarım alıp ateşin başındaki koltuklarına döndüler, insanlar yemekten dönmeye başlamıştı. Harry gözünü portre deliğinden kaçırdı, ama yine de insanların bakışlarını üzerinde hissedebiliyordu. "Önce Snape'inkileri yapalım mı?" dedi Ron, tüy kalemim mürekkebine batırarak. " Vly taşının... özellikleri... ve iksir yapımındaki... kullanımı...' " diye mırıldandı, bir taraftan da bu sözcükleri parşömeninin tepesine yazarak. "Tamam." Başlığın altını çizdi ve dönüp beklentiyle Hermi-one'ye baktı. "Ee, ay taşının özellikleri ve iksir yapımındaki kullanımı nelerdir?" Page 122 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Ama Hermione onu dinlemiyordu, kısık gözlerle salonun uzak bir köşesine bakıyordu. Masum görünüşlü birinci sınıflardan oluşan bir grup, Fred, George ve Lee Jordan'ın etrafına toplanmış, hepsi Fred'in elinde tuttuğu kocaman kesekâğıdmdan çıkmışa benzeyen bir şey çiğniyordu. "Hayır, kusura bakmasınlar artık, çok ileri gittiler," dedi Hermione, hiddetle ayağa fırlayarak. "Yürü, Ron." 330 "Ben- ne?" dedi Ron/ telli ki vakit kazanmaya , yordu. Hayır - hadi ama, Hermione - tatlı veriyorlar aı-ye onları azarlay amayız." "Sen de gayet iyi biliyorsun ki, o verdikleri Burunka-natan Nugatlar ya da - ya da Kusturan Pastiller ya da -" Bayıltan Lezzetler olmasın?" dedi Harry sakince Bınncı sınıflar, sanki görünmez bir tokmakla vurul-muşcasına birer birer baygın halde koltuklarına yığılmaya başladılar. Bazüan kayıp yere kadar indi; diğerlerıyse, dü-lerı dışarıda, koltuklarının kollarından sarkıyorlardı, izleyenlerin çoğu gülüyordu; ancak Hermione omuzlarını ıkleştırdı ve dosdoğru, ellerinde yazı aıthğryla ayakta iurmuş, baygm birinci sınıfları inceleyen Fred'le George'a doğru yürüdü. Ron koltuğundan kalkarmış gibi oldu, bir an karaıs* kaldı, sonra da Harry'ye/ «o halleder ^ „ deyip, sırık gibi boyu el verdiğince koltuğuna gömüldü Hermione, "Yeter!" dedi sert bir sesle Fred ve George'a. Ikısı de hafif bir şaşkınlıkla başlarını kaldırıp baktüar. Evet, haklısın," dedi George, baş sallayarak, "bu doz yeterli görünüyor, değil mi?" "Size bu sabah söyledim, saçmalıklarınızı öğrenciler üzerinde deneyemezsiniz!" "Karşılında onlara ödeme yapıyoruz!" dedi Fred kızgın kızgm. "Umrumda değil, tehlikeli olabilir!" "Saçma," dedi Fred. "Sakin ol, Hermione, bir şeyleri yok!" dedi Lee güven verircesine, birinci sınıflar arasında dolaşıp ağızlarına mor tatlılar sokarak 331 "Evet, bak, kendilerine gelmeye başladılar bile," dedi George. Gerçekten de birinci sınıflardan birkaçı kımıldamaya başlamıştı. Çoğu kendini yerde ya da koltuğun kolundan sarkar halde bulduğuna o kadar şaşırmış görünüyordu ki, Harry, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde, Fred'le George'un onlara tatlıların ne yaptığını söylemediğini anladı. " yi misin?" dedi George, ayağının dibinde yatan siyah saçlı küçük bir kıza. "Sa - sanırım," dedi kız titrekçe. "Harika," dedi Fred mutlu mutlu, ama hemen sonra Hermione onun elinden hem yazı altlığım, hem de Bayıltan Lezzetlerle dolu kesekâğıdım kaptı. "Harika falan DEĞ L!" "Tabii ki harika, hâlâ hayattalar, öyle değil mi?" dedi Fred kızgın bir sesle. "Bunu yapamazsınız, ya biri hastalansaydı?!" "Hastalanmazlar, hepsini önce kendi üzerimizde denedik, şu anda sadece herkesin aynı tepkiyi verip vermediğini deniyoruz -" "Bir daha yaparsanız -" "Bizi cezaya mı bırakırsın?" dedi Fred, "dene de görelim" dermiş gibi bir sesle. "Tekrar tekrar aynı satın mı yazdırırsın?" dedi George, sırıtarak. Salonda onları izleyenler kahkahalarla gülüyordu. Hermione sırtını dikleştirdi; gözleri kısılmıştı, gür saçları elektriklenmiş gibiydi. 332 "Hayır," dedi, öfkeden sesi titreyerek, "ama annenize yazıp söylerim." "Söylemezsin," dedi George, yüzünde bir dehşet ifadesiyle, geriye doğru bir adım atarak. "Öyle bir söylerim ki," dedi Hermione acımasızca. "Sizin o salak şeyleri yemenize engel olamam, ama birinci sınıflara vermeyeceksiniz." Fred'le George yıldırım çarpmışa dönmüşlerdi. Apaçık görülüyordu ki, Hermione'nin bu tehditle belden aşağı vurduğunu düşünüyorlardı. Hermione onlara son bir teh-ditkâr bakış fırlatarak, Fred'in yazı altlığını ve Lezzetlerle dolu kesekâğıdını onun kollarına tıkıştırdı ve ağır ağır ateşin Page 123 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı yanındaki koltuğuna döndü. Ron kendi koltuğunun içine öyle bir gömülmüştü ki, burnu dizlerinin hizasındaydı. "Yardımın için teşekkürler, Ron," dedi Hermione ters ters. "Sen kendi başına iyi hallettin," diye mırıldandı Ron. Hermione boş parşömen parçasına birkaç saniye baktıktan sonra, sinirle, "Of, faydası yok, konsantre olamıyorum," dedi. "Ben gidip yatıyorum." Çantasını hırsla açtı; Harry onun kitaplarını kaldıracağını sandı ama, Hermione çantasından iki tane biçimsiz yünlü nesne çıkardı, şöminenin yanındaki bir masanın üzerine özenle yerleştirdi, üzerlerini buruş buruş parşömen parçaları ve kırık bir tüy kalemle kapladı ve durup eserine beğeniyle baktı. "Merlin aşkına, ne yapıyorsun sen?" dedi Ron, ona akli dengesinden endişe ediyormuş gibi bakarak. 333 "Ev cinleri için şapkalar," dedi Hermione coşkuyla, kitaplarını çantasına yerleştirerek. "Yazın yaptım. Sihir kullanmayınca çok yavaş örüyorum, ama şimdi okula döndüğüme göre çok daha hızlı yapabilirim." "Ev cinleri için şapka mı bırakıyorsun?" dedi Ron yavaşça. "Bir de üstlerini çerçöple mi örtüyorsun?" "Evet," dedi Hermione meydan okurcasına. Çantasını sırtına attı. "Olmaz," dedi Ron kızgın bir halde. "Onları şapkaları alsınlar diye kandırmaya çalışıyorsun. Özgür olmak istemeyeceklerken, onları özgür bırakıyorsun." "Tabii ki özgür olmak istiyorlar!" dedi Hermione hemen, ama suratı kızarmaya başlamıştı. "Sakın o şapkalara elini süreyim deme, Ron!" Çekip gitti. Ron onun kızlar yatakhanesinin kapısında gözden kaybolmasını bekledi, sonra da yünlü şapkaların üzerindeki çerçöpü temizledi. "En azından ne aldıklarını görmeliler," dedi kararlı bir sesle. "Neyse..." Snape'in ödevinin başlığını yazdığı parşömeni rulo yaptı, "artık bunu bitirmeye çalışmanın anlamı yok, Hermione olmadan yapamam. Ay taşlarıyla ne yapıldığı konusunda en ufak bir fikrim yok, ya senin?" Harry başını iki yana sallarken sağ şakağındaki ağrının arttığını hissetti. Dev savaşları hakkındaki uzun ödevi düşününce ağrı daha da şiddetlendi. Sabah olduğunda o gece ödevini bitirmediğine pişman olacağını bile bile, kitaplarım çantasına koydu. "Ben de yatmaya gidiyorum." Yatakhaneye açılan kapıya giderken Seamus'un ya334 nından geçti, ama ona bakmadı. Seamus'un konuşmak için ağzını açtığını göz ucuyla gördüğü halde hızlandı ve daha fazla kışkırtmaya katlanmak zorunda kalmadan, dinginlik ve huzur verici taş merdivene ulaştı. * Ertesi gün aynı bir önceki gibi kurşuni ve yağmurlu başladı. Kahvaltıda Hagrid hâlâ öğretmenler masasında yoktu. "Ama iyi tarafı, bugün Snape de yok," dedi Ron teselli ararcasına. Hermione ağzı yırtılacakmış gibi esneyip kendine kahve koydu. Bir şeye sevinmiş gibi bir hali vardı. Ron ona neden bu kadar mutlu olduğunu sorunca, "Şapkalar gitmiş. Ev cinleri özgürlük istiyorlarmış demek ki," dedi. "Hiç emin olma," dedi Ron iğneli iğneli. "Giysi yerine geçmeyebilirler. Bana pek şapka gibi görünmediler, daha çok yünlü mesaneye benziyorlardı." Hermione onunla sabah boyunca bir daha konuşmadı. ki ders üst üste Tılsım'm ardından, iki ders üst üste Biçim Değiştirme vardı. Hem Profesör Flitwick, hem de Profesör McGonagall derslerinin ilk on beş dakikasını S.B.D/lerin önemini anlatarak geçirdiler. "Şunu hiç unutmayın," dedi ufak tefek Profesör Flit-wick ciklercesine, masasının üzerinden etrafı görebilmek için her zamanki gibi bir yığın kitabın üzerine tünemişti, "bu sınavlar bütün geleceğinizi Page 124 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı etkileyebilir! Seçeceğiniz meslek konusunda daha önce düşünmediyseniz, şimdi zamanıdır. Bu arada da, potansiyelinizin hakkını verme335 niz için korkarım ki her zamankinden daha çok çalışacağız!" Bir saatten uzun bir süre boyunca Çağırma Büyüle-ri'ni tekrarladılar, Profesör Flitwick'e göre bu büyüler S.B.D/lerde kesin çıkacaktı. Dersin sonundaysa onlara o güne kadarki en uzun Tılsım ödevini verdi. Biçim Değiştirme de bir o kadar kötüydü. "Ciddi uygulama, pratik ve çalışma olmadan," dedi Profesör McGonagall çok ciddi bir sesle, "bir S.B.D.'den geçemezsiniz. Bu sınıftan herhangi birinin, emek verdiğinde Biçim Değiştirme'den S.B.D. alamaması için hiçbir neden göremiyorum." Neville kederli kederli, inanmadığını gösteren bir ses çıkardı. "Evet, senin de, Longbot-tom," dedi Profesör McGonagall. "Çalışmalarında özgüven eksikliği dışında hiçbir sorun yok. Pekâlâ... bugün Kaybetme Büyüleri'ne başlıyoruz. Bu büyüler, Yaratma Büyüleri'nden daha kolaydır -ki F.Y.B.S. düzeyine kadar onlara kalkışmamalısınız- ama yine de S.B.D.'nizde karşınıza çıkacak en zor büyülerdendir." Çok haklıydı; Kaybetme Büyüleri Harry'ye feci şekilde zor geldi. Üst üste iki dersin sonunda ne o, ne de Ron önlerinde duran salyangozu yok etmeyi becerebilmişti, ama Ron umutla kendininkinin biraz daha solgun göründüğünü söylüyordu. Hermione ise kendi salyangozunu üçüncü denemede yok ederek Profesör McGonagall'dan Gryffindor için on puan aldı. Ev ödevi verilmeyen tek kişi de o oldu; başka herkesin gece büyüyü çalışması, ertesi gün salyangozlar üzerinde yeniden denemeye hazır olması gerekiyordu. 336 Yapmak zorunda oldukları ödevler yüzünden ufak ufak paniğe kapılmaya başlayan Harry ve Ron, öğle yemeğini kütüphanede, ay taşlarının iksir yapımındaki kullanımını araştırarak geçirdiler. Ron'un yünlü şapkalar hakkındaki hakaretine hâlâ kızgın olan Hermione onlara katılmadı. Öğleden sonraki Sihirli Yaratıkların Bakımı dersinin saati geldiğinde, Harry'nin başı yine ağrımaya başlamıştı. Hava serinlemiş, esinti çıkmıştı; Hagrid'in Yasak Or-man'ın kenarındaki kulübesine giden eğimli çimenlikten yürürlerken, yüzlerine tek tuk yağmur damlaları düşüyordu. Profesör Grubbly-Plank, Hagrid'in ön kapısının dokuz on metre ötesinde bekliyordu, önünde üstü dallarla dolu uzun bir tahta masa vardı. Harry ve Ron oraya ulaştıklarında, arkalarından kahkahalar yükseldi; arkalarına döndüklerinde, Draco Malfoy'un, etrafında tayfasıyla birlikte onlara doğru yürümekte olduğunu gördüler. Belli ki az önce matrak bir şey söylemişti, çünkü Crabbe, Goyle, Pansy Parkinson ve diğerleri tahta masanın etrafında toplanırken hâlâ kıs kıs gülüyorlardı. Dönüp dönüp ona baktıkları için, Harry esprinin konusunu tahmin etmekte pek güçlük çekmedi. "Herkes burada mı?" dedi Profesör Grubbly-Plank havlar gibi, bütün Slytherin'lerle Gryffindor'lar geldiğinde. "Hadi başlayalım o zaman. Bunların ne olduğunu kim bilebilecek?" Önündeki dal yığınını işaret etti. Hermione'nin eli havaya fırladı. Arkasında, Malfoy onun cevap vermek için hevesle hoplayıp zıplayan, tavşan dişli bir taklidini yaptı. 337 Pansy Parkinson tiz bir kahkaha attı, ancak hemen sonra kahkahası çığlığa dönüştü. Masanın üzerindeki dallar havaya sıçramış, cinperimsi, tahtadan yaratıklar oldukları ortaya çıkmıştı. Yumru yumru kahverengi kollarıyla ayakları, ellerinin ucunda çalı çırpıya benzeyen ikişer parmaklan, ağaç kabuğu gibi düz, tuhaf yüzleri ve yüzlerinin tam ortasında parlayan böcek kahverengisi birer çift gözleri vardı. "Aaaa!" dedi Parvati ve Lavender, Harry'yi tamamen sinir ederek. Gören de Hagrid'in onlara hiç etkileyici yaratık göstermediğini sanırdı; evet, Pıtırkurt'lar biraz sıkıcıydı belki ama, Semender'ler ve Hipogrif ler oldukça ilginçti, hatta Patlar-Uçlu Keleker'ler biraz fazla ilginçti. "Lütfen sesinizi yükseltmeyin, kızlar!" dedi Profesör Grubbly-Plank sert bir sesle. Çubuk-yaratıkların arasına esmer pirince benzer bir şey serpiştirince, hepsi hemen yemeğin içine üşüştüler. "Pekâlâ - kimse bu yaratıkların adını biliyor mu? Miss Granger?" "Kabuluk," dedi Hermione. "Ağaç koruyucuları, genellikle asa ağaçlarında yaşarlar." Page 125 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Gryffindor'a beş puan," dedi Profesör Grubbly-Plank. "Evet, bunlar Kabuluk ve Miss Granger'ın söylediği gibi, genellikle tahtası asa yapmaya uygun kalitedeki ağaçlarda yaşarlar. Ne yediklerini bilen var mı peki?" "Tahta biti," dedi Hermione hemen, ki bu, Harry'nin esmer pirinç sandığı şeylerin niye hareket ettiğini açıklıyordu. "Ayrıca, bulabilirlerse peri yumurtası." "Aferin sana, beş puan daha. Bu yüzden, bir Kabuluk'un yaşadığı ağacın yaprağına ya da tahtasına ihtiyacı338 mz olursa, dikkatini dağıtmak ya da yatıştırmak için ona tahta biti hediye etmeniz akıllıca olur. Tehlikeli görünmüyor olabilirler, ama kızdırılırlarsa parmaklarıyla insanın gözünü oymaya çalışırlar, ki gördüğünüz gibi parmakları çok sivridir, gözyuvarları yakınında bulunmaları da hiç hoş değildir. Peki, şimdi biraz daha yakma gelin, biraz tahta biti ve bir Kabuluk alırsanız -burada üç kişiye bir tane düşecek kadar var- onları daha yakından inceleyebilirsiniz. Dersin sonuna kadar hepinizden, bir çizim yapmanızı ve üzerine bütün uzuvların adını yazmanızı istiyorum." Sınıf tahta masaya doğru ilerledi. Harry özellikle arkadan dolanıp Profesör Grubbly-Plank'in yanına düştü. "Hagrid nerede?" diye sordu ona, başka herkes Kabuluk seçerken. "Sen onu dert etme" dedi Profesör Grubbly-Plank sert bir sesle. Hagrid bundan önce derse girmediğinde de aynı tavrı sergilemişti. Draco Malfoy, sivri hatlı suratına yayılmış bir sırıtmayla, Harry'nin önünden uzanıp en büyük Kabuluk'u aldı. "Belki/' dedi Malfoy, sadece Harry'nin duyabileceği kadar alçak bir sesle, "koca angut kendini fena halde sa-katlamıştır." "Belki çeneni kapamazsan sen sakatlanırsın," dedi Harry, çaktırmadan. "Belki boyundan çok büyük işlere bulaşmıştır, anlarsın ya." Malfoy uzaklaşıp omzunun üzerinden Harry'ye pis pis sırıttı. Harry'nin midesine sancı girdi. Malfoy'un bir 339 bildiği mi vardı? Sonuçta babası bir Ölüm Yiyen'di; ya Hagrid'in başına henüz Yoldaşlık'm duymadığı bir şey geldiyse? Çabucak masanın etrafından dolaşıp, biraz ötede çimin üzerine çömelmiş, resmini çizecekleri Kabu-luk'un hareketsiz durmasını sağlamaya çalışan Ron'la Hermione'nin yanına gitti. Parşömeniyle tüy kalemini çıkardı, onların yanına çömeldi ve Malfoy'un az önce söylediklerini fısıldayarak anlattı. "Hagrid'in başına bir şey gelse Dumbledore bilirdi," dedi Hermione hemen. "Endişelenmekle tam da Malfoy'un istediği şeyi yapmış oluruz; böylece neler olup bittiğini bilmediğimizi öğrenmiş olur. Ona aldırmamalıyız, Harry. Al, şu Kabuluk'u tut bir dakika da suratını çizebileyim..." Yakınlarındaki gruptan, Malfoy'un net ama tembel sesi geldi: "Evet, babam iki gün önce Bakan'la konuştu, anlaşıldığı kadarıyla burada standardın altındaki eğitim konusunda sıkı nlemler almaya kararlılar. Bu yüzden o fazlaca semirmiş moron bir daha buraya adım atsa bile, büyük ihtimalle derhal gönderilir." "AH!" Harry, Kabuluk'u neredeyse kıracak kadar sıkmış, o da misilleme olarak sivri parmaklarıyla bir darbe indirip elinde iki derin kesik açmıştı. Harry onu elinden bıraktı. Zaten Hagrid'in atılması fikrine gülmekle meşgul olan Crabbe ve Goyle, Kabuluk küçük bir çöp adam gibi son süratle Orman'a doğru gidip ağaçların arasında kaybolurken daha da beter kahkaha atmaya başladılar. Arazide okul çanı uzaktan uzağa yankılanınca, Harry kan lekeli 340 Kabuluk resmini rulo yapıp, eline Hermione'nin mendili sarılı, kulaklarmdaysa hâlâ Malfoy'un alaycı kahkahasıy-la, Bitkibiüm'in yolunu tuttu. "Hagrid'e bir daha moron derse..." dedi Harry hırlar-casma. "Harry, kalkıp da Malfoy'la kavga çıkarma; unutma, o şimdi sınıf başkanı, hayatım zorlaştırabilir..." "Vay, merak ediyorum zor bir hayat nasıl bir şey olurdu acaba?" dedi Harry, iğneleyici bir şekilde. Ron güldü, ama Hermione kaşlarını çattı. Birlikte, sebze tarhının yanından geçtiler. Gökyüzü, Page 126 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı yağmur yağsın mı yağmasın mı hâlâ karar verememiş gibi görünüyordu. "Tek istediğim, Hagrid'in elini biraz çabuk tutup geri dönmesi," dedi Harry alçak sesle, seralara varırlarken. "Ayrıca, sakın o Grubbly-Plank denen kadının ondan daha iyi bir öğretmen olduğunu söyleme!" diye ekledi tehdit-kâr bir şekilde. "Söylemeyecektim zaten," dedi Hermione sakin sakin. "Çünkü hiçbir zaman Hagrid kadar iyi olamaz," dedi Harry sert bir sesle, az önce örnek bir Sihirli Yaratıkların Bakımı dersi gördüğünü ve sinirini bunun bozduğunu çok iyi bilerek. En yakın seranın kapısı açıldı ve içinden dördüncü sınıflar çıktı. Aralarında Ginny de vardı. "Merhaba," dedi neşeyle, yanlarından geçerken. Birkaç saniye sonra, sınıfın geri kalanının arkasından Luna Lovegood belirdi, burnunda toprak lekesi vardı ve saçını başının üstünde toplamıştı. Harry'yi gördüğünde patlak 341 gözleri heyecanla yerlerinden uğrayacak gibi oldu ve dosdoğru onun yanma gitti. Sınıf arkadaşlarının çoğu, merakla dönüp bakmaya başladılar. Luna derin bir soluk aldı ve bir merhaba bile demeden, "Adı Anılmaması Gereken Ki-şi'nin döndüğüne ve senin onunla dövüşüp ondan kaçtığına inanıyorum," dedi. "Ee - tamam," dedi Harry, ne yapacağını bilemeyerek. Luna küpe niyetine bir çift turuncu turpa benzeyen bir şeyler takmıştı. Anlaşıldığı kadarıyla Parvati ve Lavender da bunu fark etmişti, çünkü kıkır kıkır gülüp onun kulak memelerini işaret ediyorlardı. "Gülebilirsiniz," dedi Luna, sesini yükselterek. Belli ki Parvati ve Lavender'm, kulağına taktığı şeylere değil de söylediklerine güldüklerini düşünüyordu. "Ama insanlar Vıdıvıdı Vızcız ya da Buruşuk-Boynuzlu Hırgür diye bir şey olmadığına da inanıyorlardı!" "E, haklı çıktılar, değil mi?" dedi Hermione sabırsızca. "Vıdıvıdı Vızcız ya da Buruşuk-Boynuzlu Hırgür diye bir şey gerçekten de yok." Luna ona susturan bir bakış atıp, turpları çılgınca sallanarak öfkeyle uzaklaştı. Artık gülmekten kırılanlar sadece Parvati ve Lavender değildi. "Bana inanan insanları kırmasan olmaz mı?" diye sordu Harry Hermione'ye, sınıfa girerlerken. "Tanrı aşkına, Harry, ondan iyisini bulabilirsin," dedi Hermione. "Ginny bana onu uzun uzun anlattı; sadece hakkında hiçbir kanıt bulunmayan şeylere inanıyormuş. Babası Dırdırcı'nm başında olan birinden de başka bir şey beklemezdim zaten." 342 Harry okula geldiği gece gördüğü tekinsiz, kanatlı atları ve Luna'nın da onları görebildiğini söyleyişini düşündü. Morali biraz bozuldu. Acaba Luna yalan mı söylemişti? Ne var ki bu konuda daha fazla düşünemeden, Ernie Macmillan yanına geldi. "Şunu bilmeni istiyorum ki, Potter," dedi yüksek, herkesin duyacağı bir sesle, "seni destekleyen sadece kaçıklar değil. Ben şahsen sana yüzde yüz inanıyorum. Ailem her zaman dimdik, Dumbledore'un arkasında durmuştur, ben de arkasındayım." "Ee - çok teşekkürler, Ernie," dedi Harry, şaşırmış ama memnun bir halde. Ernie bu tür durumlarda kibirli olabilirdi, ama Harry o sırada, kulağından turplar sallanmayan birinden gelen güvenoyuna derin bir minnet duyacak bir ruh hali içindeydi. Ernie'nin sözlerinin Laven-der Brown'un yüzündeki gülümsemeyi sildiği kesindi; ayrıca Harry, Ron ve Hermione ile konuşmak için arkasını dönerken, Seamus'un yüzünde hem bocalar hem de meydan okur bir ifade yakaladı. Profesör Sproufun derse, S.B.D.'lerin önemi konusunda bir nutukla başlaması kimseyi şaşırtmadı. Harry, keşke öğretmenler bunu yapmaktan vazgeçse, diye düşündü; ne çok ödevi olduğunu düşündükçe, karnında kaygıyla karışık bir burulma hissediyordu. Profesör Sprout da ders sonunda onlara ödev verince, bu his adamakıllı kötüleşti. Bir buçuk saat sonra Gryffindor'lar, Profesör Sproufun en sevdiği gübre olan ejderha tezeği kokusu üstlerine sinmiş bir halde, yorgun argın şatonun yolunu tuttular. Kimse pek konuşmuyordu; yine uzun bir gün olmuştu. 343 Harry'nin açlıktan midesi kazınıyordu ve saat beşte Umbridge'le ilk cezasına kalacaktı. Bu yüzden, kendisini bekleyen her neyse onunla yüz yüze gelmeden önce midesine bir şeyler indirebilmek için, Page 127 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı çantasını Gryffindor Kulesi'ne bırakmadan doğruca akşam yemeğine gitti. Ancak daha Büyük Salon'un girişine yeni ulaşmıştı ki, yüksek ve kızgın bir ses duydu: "Hey, Potter!" "Yine ne var?" diye mırıldandı bitkin bitkin, arkasını dönerek. Karşısında Angelina Johnson'ı buldu. Anlaşılan siniri burnundaydı. "Ne var söyleyeyim," dedi, doğruca onun üzerine gelip parmağıyla göğsünü hızlıca dürterek. "Nasıl olur da cuma günü saat beşte cezalı duruma düşersin?" "Ne?" dedi Harry. "Niye... ah, evet, Tutucu seçmeleri!" "Şimdi hatırlıyor!" diye hırladı Angelina. "Sana seçmeleri bütün takımla birlikte yapıp, herkese uyum sağlayacak birini bulmak istediğimi söylemedim mi? Quidditch sahasını özel olarak ayırttığımı söylemedim mi? Ama sen kalkmış, gelmemeye karar vermişsin!" "Gelmemeye karar vermedim!" dedi Harry, bu sözlerin adaletsizliğinden incinerek. "Sırf Kim-Olduğunu-Bilir-sin-Sen hakkındaki gerçeği söylediğim için Umbridge denen o kadından ceza aldım." "Eh, o zaman git ona seni cuma günü bırakmasını söyle," dedi Angelina öfkeyle, "nasıl yapacağın da umurumda değil. stersen ona Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in hayal gücünün bir ürünü olduğunu söyle, yeter ki mutlaka orada ol!" 344 Hızla uzaklaştı. Büyük Salon'a girerlerken, Harry, "Bakın ne diyeceğim," dedi Ron'la Hermione'ye. "Bence Puddlemere Birli-ği'ne gidip Oliver VVood'un bir antrenmanda ölüp ölmediğini sorsak iyi olacak, çünkü Angelina onun ruhunu miras almışa benziyor." "Sence Umbridge'in seni cuma günü bırakması ihtimali ne kadar?" dedi Ron şüpheyle, Gryffindor masasına otururlarken. "Sıfırdan da az," dedi Harry asık suratla. Tabağına kuzu pirzolası koyup yemeye başladı. "Ama yine de denesem iyi olur, değil mi? Fazladan iki kez cezaya gelmeyi teklif ederim, ya da öyle bir şey, bilmiyorum..." Bir ağız dolusu patatesi yutup ekledi: "Umarım bu akşam beni çok fazla tutmaz. Daha üç ödev bitirmemiz, McGonagall için Kaybetme Büyüleri'ni çalışmamız, Flitwick için bir karşı-büyü bulmamız, Kabuluk çizimini tamamlamamız ve Trelawney için o salak rüya güncesine başlamamız gerekiyor, biliyorsun, değil mi?" Ron inledi ve nedense başını kaldırıp tavana baktı. "Üstelik bir de yağmur yağacağa benziyor." "Bunun ödevlerimizle ne ilgisi var?" dedi Hermione, kaşlarını kaldırarak. "Hiç," dedi Ron hemen. Kulakları kızarmıştı. Beşe beş kala Harry ikisine hoşçakal dedi ve Umbridge'in üçüncü kattaki odasının yolunu tuttu. Kapıy çaldığında, içeriden, "Girin," dedi şeker gibi bir ses. Harry temkinli bir şekilde içeri girip etrafa bakındı. Odayı daha önce buraya yerleşmiş olan üç kişiden bi345 liyordu. Gilderoy Lockhart burada yaşadığında, oda onun gülümseyen portreleriyle kaplıydı. Lupin buradayken, uğradığınızda bir kafesin ya da deponun içinde Karanlık bir yaratıkla karşılaşacağınız kesin gibiydi. Sahte Moody'nin zamanında, şüpheli hareketleri ve gizliliği tespit eden çeşitli alet ve eşyalarla doluydu. Ancak şimdi, oda tamamen tanınmaz hale gelmişti. Bütün yüzeyler dantelli örtüler ve kumaşlarla kaplanmıştı. Kuru çiçeklerle dolu, hepsi kendi işlemeli altlığına sahip çok sayıda vazo vardı. Duvarlardan birindeyse bir süs tabakları koleksiyonu asılıydı; her biri, boynunda farklı birer fiyonk bulunan, cart renkli kocaman kedi yavrularıyla bezeliydi. O kadar iğrençtiler ki, Harry yerine mıhlanmış halde onlara bakakaldı. Derken Umbridge tekrar konuştu. " yi akşamlar, Mr Potter." Harry irkilip arkasına baktı. lk başta onu fark etmemişti, çünkü Umbridge arkasındaki masanın örtüsüyle fazlaca bir örnek, fena halde çiçekli bir cüppe giymişti. " yi akşamlar, Profesör Umbridge," dedi Harry gergin gergin. "Oturun bakalım," dedi kadın, yanına dik arkalıklı bir sandalye çekilmiş, dantelle kaplı küçük bir Page 128 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı masayı işaret ederek. Masanın üzerinde boş bir parşömen parçası, besbelli ki onu bekliyordu. "Ee," dedi Harry, kıpırdamadan. "Profesör Umbridge. Ee - başlamadan önce, sizden - sizden isteyeceğim bir... iyilik var." Şiş gözler kısıldı. 346 "Öyle mi?" "Şey, ben... ben Gryffindor Quidditch takımındayım. Cuma günü saat beşte yeni Tutucu için yapılacak seçmelerde bulunmam gerekiyor. Acaba - acaba o gece cezaya kalmasam da başka başka bir gece kalsam onun yerine... olur mu diyecektim..." Daha cümlesinin sonuna gelmeden işe yaramayacağını anlamıştı. "Ah, olmaz," dedi Umbridge. Gülümsemesi öyle genişlemişti ki, çok lezzetli bir sinek yutmuşa benziyordu. "Ah, hayır, hayır, hayır. Bu cezayı habis, çirkin, ilgi çekmeye yönelik hikâyeler yaymaya çalıştığınız için aldınız, Mr Potter ve cezalar kesinlikle suçlu kişinin işine geldiği gibi düzenlenemez. Hayır, yarın akşam da, bir sonraki gün de, cuma günü de saat beşte buraya geleceksiniz ve benim planladığım cezaları yerine getireceksiniz. Gerçekten yapmak istediğiniz bir şeyi kaçırmanızın çok isabetli olduğunu düşünüyorum. Size vermeye çalıştığım dersi destekler." Harry kanının beynine sıçradığını hissetti ve kulaklarında bir gümleme duydu. Demek "habis, çirkin, ilgi çekmeye yönelik hikâyeler" anlatıyordu, ha? Umbridge başını hafifçe yana eğmiş, onu izliyordu. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı, sanki Harry'nin ne düşündüğünü çok iyi biliyor, bir daha bağırmaya başlayacak mı diye bekliyordu. Harry muazzam bir çabayla gözünü ondan kaçırdı, okul çantasını dik arkalıklı iskemlenin yanma koydu ve oturdu. "Bakın," dedi Umbridge tatlı tatlı, "şimdiden sinirleri347 mize daha iyi hâkim olmaya başladık, değil mi? Şimdi benim için üst üste aynı satırları yazacaksınız, Mr Potter. Hayır, kendi tüy kaleminizle değil," diye ekledi, Harry çantasını açmak için eğilirken. "Bana ait özel bir tüy kalemi kullanacaksınız. Alın bakalım." Çok sivri uçlu, uzun, ince, siyah bir tüy kalem verdi ona. "Yazmanızı istediğim şey, Yalan söylememeliyim," dedi usulca. "Kaç kere?" diye sordu Harry, takdire değer bir kibarlık taklidiyle. "Ah, mesaj iyice içinize işleyene kadar," dedi Umbridge, tath tatlı. "Başlayın bakalım." Masasına gidip oturdu ve not verilecek ödevlere benzeyen bir parşömen yığınının üzerine eğildi. Harry sivri uçlu siyah tüy kalemi kaldırdı, ama bir eksikliği fark etti. "Mürekkep vermediniz," dedi. "Ah, mürekkebe ihtiyacınız olmayacak," dedi Profesör Umbridge, sesinde küçücük bir kahkaha tınısıyla. Harry tüy kalemin ucunu kâğıdın üzerine getirip yazdı: Yalan söylememeliyim. Birden acıyla nefesi kesildi. Parşömenin üzerinde, parlak kırmızı mürekkeple yazılmışa benzeyen sözcükler belirmişti. Aynı sözcükler, sanki bir neşterle çizilmiş gibi kesikler halinde Harry'nin sağ elinin üstünde de belirdi - ama Harry parlayan kesiğe bakarken deri iyileşti ve az önce kesiğin bulunduğu yer, biraz kızarık kalsa da, kapandı. Harry dönüp Umbridge'e baktı. Kurbağa gibi ağzıyla kocaman gülümseyerek onu izliyordu. 348 "Evet?" "Yok bir şey," dedi Harry usulca. Parşömene döndü, tüy kalemi tekrar üzerine getirdi, Yalan söylememeliyim diye yazdı ve ikinci defa elinin üstünde keskin bir acı hissetti; sözcükler bir kez daha derisini keserek yazıldı; bir kez daha birkaç saniye içinde iyileşti. Ve böyle devam etti. Harry, mürekkep değil de kendi kanı olduğunu fark ettiği şeyle sözcükleri tekrar tekrar parşömene yazdı. Ve sözcükler tekrar tekrar, derisini keserek elinin üstüne yazıldı, iyileşti ve tüy kalemi parşömenin üzerinde gezdirdiğinde yeniden belirdi. Umbridge'in penceresinin dışına karanlık çöktü. Harry ne zaman durmasına izin verileceğini Page 129 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı sormadı. Saatine bile bakmadı. Umbridge'in bir zayıflık işareti görmek için onu seyrettiğini biliyordu ve hiçbir zayıflık işareti göstermeyecekti, bütün gece orada oturup bu tüy kalemle kendi elini kesmek zorunda kalsa bile... "Buraya gelin," dedi Umbridge, Harry'ye saatlerce gibi gelen bir süre sonra. Kalktı. Eli fena halde acıyordu. Baktığında, kesiğin iyileşmiş, ama derinin hâlâ çiğ kırmızı olduğunu gördü. "El," dedi Umbridge. Harry elini uzattı. Umbridge onun elini eline aldı. Üzerine birçok çirkin eski yüzük takılı güdük parmaklarıyla ona dokunurken, Harry hissedilir şekilde ürperme-mek için kendini zor tuttu. "Çık çık, henüz pek etki yaratamamışım gibi görünüyor," dedi gülümseyerek. "O halde yarın yine denememiz gerekecek, değil mi? Gidebilirsiniz." 349 Harry tek kelime etmeden odadan çıktı. Okul hayli tenhaydı; vakit gece yarısını geçmişti mutlaka. Koridorda ağır ağır yürüdü, köşeyi dönüp Umbridge'in onu göremeyeceğinden emin olduktan sonra ise, koşmaya başladı. * Kaybetme Büyüleri'ne çalışacak vakti olmamış, rüya güncesine tek bir rüya yazmamış, Kabuluk çizimini tamamlamamış, ödevlerini yapmamıştı. Ertesi sabah, günün ilk dersi Kehanet'te gerekli olacak birkaç uydurma rüya yazmak için kahvaltıya inmedi. Ron'un da perişan halde ona katılmasına şaşırdı. "Niye dün gece yapmadın?" diye sordu Harry, Ron ilham bulmak için ortak salonun dört bir yanına telaşla göz gezdirirken. Harry'nin yatakhaneye döndüğünde derin uykuda bulmuş olduğu Ron, "başka bir iş" konusunda bir şeyler mırıldandı ve parşömeninin üzerine eğilip birkaç sözcük karaladı. " dare eder artık," dedi, günceyi sertçe kapatarak. "Rüyamda bir çift yeni ayakkabı aldığımı gördüm dedim, herhalde bundan tuhaf şeyler çıkartamaz, değil mi?" Beraberce aceleyle Kuzey Kulesi'ne gittiler. "Umbridge'le ceza nasıldı bu arada? Ne yaptırdı?" Harry bir an tereddüt etti, sonra, "Üst üste satır yazdırdı," dedi. "Çok kötü değil, ha?" dedi Ron. "Değil," dedi Harry. "Hey - unutuyordum - cuma günü için izin verdi mi?" "Hayır," dedi Harry. Ron halden anlar şekilde inledi. 350 Harry için yine kötü bir gün oldu; Kaybetme Büyüle-ri'ne hiç çalışamadığı için Biçim Değiştirme'de en kötülerden biriydi. Kabuluk resmini tamamlamak için öğle yemeğinden vazgeçmek zorunda kaldı. Bu arada Profesör McGonagall, Profesör Grubbly-Plank ve Profesör Sinistra yeni ev ödevleri verdiler, ama Umbridge'le ikinci cezasına kalacağı için Harry'nin o akşam hepsini yetiştirmesine imkân yoktu. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, Angelina Johnson akşam yemeğinde yine onu buldu ve cuma günkü Tutucu seçmelerine katılamayacağını öğrenince, Harry'ye tutumundan hiç etkilenmediğini ve takımda kalmak isteyen oyuncuların antrenmanları diğer sorumlulukların üstünde tutmasını beklediğini söyledi. "Cezadayım!" diye seslendi Harry onun arkasından. "Sence Quidditch oynamak varken o yaşlı kurbağayla bir odada kapalı kalmayı nü tercih ederdim?" "Hiç olmazsa sadece satır yazdırıyor," dedi Hermione teselli edercesine. Harry yerine çöktü ve bifteğiyle böbrek-li böreğine baktı. Artık gözüne pek lezzetli görünmüyorlardı. "Korkunç bir ceza falan değil en azından..." Harry ağzım açtı, kapadı ve baş salladı. Ron'la Hermi-one'ye Umbridge'in odasında olanları niye anlatmadığını tam olarak kendi de bilmiyordu: Tek bildiği, yüzlerinde bir dehşet ifadesi görmek istemediğiydi; böyle bir şey durumun çok daha kötü görünmesine sebep olur, göğüs germeyi daha Page 130 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı da zorlaştırırdı. Ayrıca içten içe bunun Umbridge'le kendisi arasında bir mesele, özel bir irade savaşı olduğunu hissediyordu. Yakındığının kulağına gitmesine izin vermeyecek, ona bu zevki tattırmayacaktı. 351 "Ne kadar çok ödevimiz olduğuna inanamıyorum/' dedi Ron kederli kederli. "O zaman dün gece niye yapmadın?" diye sordu Her-mione. "Hem sen neredeydin?" "Ben... yürüyüşe çıkayım dedim," diye kaçamak bir cevap verdi Ron. Harry, bir şeyler gizleyenin sadece kendisi olmadığına dair kuvvetli bir hisse kapıldı. * kinci ceza da ilki kadar kötüydü. Harry'nin elinin üstünün derisi artık daha kolay tahriş oluyordu, kısa sürede kızarıp yanmaya başladı. Harry derinin daha uzun bir süre aynı şekilde iyileşmeyi sürdürebileceğine pek ihtimal vermiyordu. Kesik çok geçmeden eline kazınacak ve Umbridge belki de tatmin olacaktı. Ancak ağzından bir inilti çıkmasına izin vermedi ve odaya girişinden yine gece yarısını bulan çıkışına kadar "iyi akşamlar" ve "iyi geceler" dışında tek bir kelime etmedi. Öte yandan ödev durumu giderek ümitsiz bir hal alıyordu. Gryffindor ortak salonuna döndüğünde bitkin durumda olmasına rağmen yatmaya gitmedi, kitaplarını açıp Snape'in ay taşı ödevini yapmaya koyuldu. Bitirdiğinde saat iki buçuktu. Kötü bir iş çıkardığını biliyordu, ama elinden gelen bir şey yoktu; iyi kötü bir ödev yazıp vermezse, bu sefer de Snape'le cezaya kalırdı. Sonra Profesör McGonagall'ın sorularına cevaplar çiziktirdi, Profesör Grubbly-Plank için Kabuluk'ların doğru bakımı için bir şeyler karaladı ve yal-palaya yalpalaya yatağına giderek, hiç giysilerini çıkarmadan kendini örtünün üzerine atıp anında uykuya daldı. 352 * Perşembe günü bir yorgunluk sisi içinde geçti. Harry nedenini anlayamasa da, Ron da çok uykulu görünüyordu. Harry'nin üçüncü cezası da aynı önceki ikisi gibi geçti, ama bu defa iki saatin sonunda "Yalan söylememeliyim" sözcükleri elinden kaybolmayıp oraya çizilmiş halde kaldı. Kenarından kan damlamaya başladı. Tüy kalemin sivri ucu bir an durunca, Profesör Umbridge başını kaldırıp baktı. "Ah," dedi usulca, Harry'nin elini incelemek için masasının etrafından dolaşırken. "Güzel. Artık hatırlarsınız, değil mi? Bu gecelik bu kadar, gidebilirsiniz." "Yine de yarın gelmem gerekiyor mu?" dedi Harry, okul çantasını sızlayan sağ eli yerine soluyla alarak. "Ah, evet," dedi Profesör Umbridge, her zamankinden de kocaman bir gülümsemeyle. "Evet, sanırım bir gece daha çalışırsak o mesajı biraz daha iyi kazıyabiliriz." Harry dünyada Snape'ten daha çok nefret edeceği bir öğretmen olabileceğini hiç düşünmemişti, ama Gryffindor Kulesi'ne dönerken, ona iyi bir rakip çıktığını kabul etmek zorunda kaldı. Kötü o, diye düşündü, yedinci kata çıkan bir merdiveni tırmanırken, kötü, hasta, çılgın bir ihtiyar "Ron?" Merdivenin tepesine ulaşmış, sağa dönmüştü ki, az daha elinde süpürgesiyle Leylekbacak Lachlan'ın heykelinin arkasına gizlenen Ron'a tosluyordu. Harr/yi görünce şaşkınlıktan yerinden sıçrayan Ron, yeni Süsüpür On Birini arkasına saklamaya çalıştı. "Ne yapıyorsun?" 353 "Şeyy - hiç. Asıl sen ne yapıyorsun?" Harry ona kaşlarını çattı. "Yapma, bana söyleyebilirsin! Niye burada saklanıyorsun?" " lle - ille de bilmek istiyorsan söyleyeyim, Fred'le George'dan saklanıyorum," dedi Ron. "Bir grup birinci sınıf öğrencisiyle birlikte geçtiler az önce, eminim yine onların üzerinde bir şeyler deniyorlardır. Yani, artık bunu ortak salonda yapamıyorlar, değil mi, Hermione oradayken..." Çabuk çabuk, telaşlı telaşlı konuşuyordu. "Ama süpürgen niye yanında, uçmuyordun, değil mi?" Page 131 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Ben - şey - şey, peki, söyleyeceğim ama gülme, tamam mı?" dedi Ron, her an daha da kızararak. "Ben - düşündüm ki, şimdi doğru düzgün bir süpürgem olduğuna göre, Gryffindor Tutucusu olmak için seçmeye katılabilirim. Böyle işte. Hadi. Gülebilirsin." "Gülmüyorum," dedi Harry. Ron şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Mükemmel bir fikir! Takıma girersen süper olur! Tutucu oynadığını görmedim hiç, iyi misin bari?" "Kötü değilim," dedi Ron. Görünüşe göre, Harry'nin tepkisi onu çok rahatlatmıştı. "Charlie, Fred ve George tatillerde antrenman yaparken bana hep Tutuculuk yaptırırlardı." "Yani bu gece antrenman mı yapıyordun?" "Salıdan beri her gece... kendi başıma ama. Quaffle'la-ra büyü yapıp üzerime uçurtmaya çalıştım, ama pek kolay olmadı; dahası, ne kadar işe yarar bilmiyorum." Ron 354 ürkek ve endişeli görünüyordu. "Seçmelere katıldığımda Fred ve George gülmekten yerlere yatacak. Sınıf başkanı olduğumdan beri bana sataşmadan duramıyorlar." "Keşke ben de orada olabilseydim/' dedi Harry acı acı, birlikte ortak salona doğru giderlerken. "Evet, keşke - Harry, elinin üstündeki de ne öyle?" Harry az önce, boşta olan sağ eliyle burnunu kaşımış-tı. Saklamaya çalıştı, ama az önce Ron'un Silsüpür'ünü saklama girişiminden daha iyisini beceremedi. "Bir kesik sadece - bir şey değil - sadece -" Ama Ron Harry'nin kolunu yakaladı, elini gözünün hizasına getirdi. Deriye kazınmış sözcüklere bakarken bir süre sessizlik oldu; sonra, gördüğünden iğrenmiş gibi bir ifadeyle, Harry'nin kolunu bıraktı. "Hani sadece satır yazdırıyordu?" Harry tereddüt etti, ama sonuçta Ron ona karşı dürüst davranmıştı, bu yüzden o da Ron'a Umbridge'in odasında olanları bütün gerçekliğiyle anlattı. " htiyar cadaloz!" dedi Ron tiksinti dolu bir fısıltıyla. Başını çerçevesine dayamış, huzur içinde uyuklayan Şişman Hanım'ın önünde durdular. "Hasta o kadın! McGo-nagall'a git, bir şey de!" "Hayır," dedi Harry hemen. "Ona beni sarstığını bilme zevkini tattırmayacağım." "Sarsmak mı? Bunun onun yanına kalmasına izin veremezsin!" "McGonagall'ın onun üzerinde ne kadar gücü olduğunu bilmiyorum," dedi Harry. "Dumbledore, o zaman Dumbledore'a anlat!" 355 "Hayır," dedi Harry kararlı bir sesle. "Niye?" "Zaten işi başından aşkın," dedi Harry, ama gerçek neden bu değildi. Dumbledore hazirandan beri onunla konuşmamışken, gidip Dumbledore'dan yardım istemeyecekti. Ron, "Eh, bence -" diye lafa başladı, ama uykulu gözlerle onları izleyen Şişman Hanım sonunda patladı: "Parolayı söyleyecek misiniz, yoksa bütün gece uyanık durup konuşmanızı bitirmenizi mi beklemek zorundayım?" * Cuma da haftanın diğer günleri gibi kasvetli ve sırılsıklam başladı. Harry, Büyük Salon'a girdiğinde farkında olmadan dönüp öğretmenler masasına baksa da, Hagrid'i göreceğine dair pek umudu yoktu. O da zihnini daha acil sorunlara verdi, dağ gibi birikmiş ödevleri ve Umbridge'-le geçireceği bir ceza daha gibi. Harry'yi o gün iki şey ayakta tuttu. Biri, hafta sonunun neredeyse gelmiş olması; öbürü ise, cezaya kalmak ne kadar korkunç olursa olsun, Umbridge'in penceresinden bakıldığında Quidditch sahasının uzaktan da olsa görünmesiydi; şansı yaver giderse seçmeleri izleyebilirdi böylece. Doğru, bunlar çok cılız umut ışıklarıydı, ama Harry şu anki karanlığını aydınlatabilecek en ufak şey için şükran duyuyordu; Hogwarts'ta daha kötü bir ilk hafta geçirme-mişti hiç. Akşam saat beşte, bunun son ceza günü olduğunu umarak Profesör Umbridge'in odasının kapısını tıklattı. çeri girmesi söylendi. Dantel örtülü masada boş parşö356 menle yanındaki sivri uçlu siyah tüy kalem onu bekliyordu. Page 132 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Ne yapacağınızı biliyorsunuz, Mr Potter," dedi Umb-ridge, ona tatlı tatlı gülümseyerek. Harry tüy kalemi aldı ve pencereden dışarı göz attı. skemlesini bir iki santim sağa kaydırırsa... masaya daha çok yaklaşma bahanesiyle bunu başardı. Gryffindor Quid-ditch takımının sahanın üzerinde uçtuğunu uzaktan görebiliyordu şimdi. Üç yüksek kale direğinin altında altı tane siyahlı siluet duruyor, belli ki Tutuculuk yapmak için sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlardı. Bu mesafeden hangisinin Ron olduğunu anlamak imkânsızdı. Yalan söylememeliyim, diye yazdı Harry. Sağ elinin üstündeki kesik açılıp yeniden kanamaya başladı. Yalan söylememeliyim. Kesik derinleşti, yanmaya ve acımaya başladı. Yalan söylememeliyim. Bileğinden aşağı kan süzülmeye başladı. Bir kez daha pencereden dışarı baktı. Kale direklerinin önündeki her kimse, gerçekten de çok kötü bir iş çıkarıyordu. Harry'nin izlemeye cesaret edebildiği birkaç saniye içinde Katie Bell iki kere sayı yaptı. Tutucu'nun Ron olmamasını tüm kalbiyle dileyen Harry, yine gözlerini kan lekeleriyle kaplı parşömenine çevirdi. Yalan söylememeliyim. Yalan söylememeliyim. Cesaret edebildiği sıklıkta, Umbridge'in tüy kaleminin kâğıdında gezindiğini ya da bir çekmecenin açıldığını duydukça, başını kaldırıp baktı. Denenen üçüncü kişi ba357 yağı iyiydi, dördüncü felaketti, beşinci bir Bludger'dan çok güzel kurtuldu, ama kolay bir kurtarışı yüzüne gözüne bulaştırdı. Hava kararıyordu ve Harry altıncıyla yedinci kişiyi görebileceğinden şüpheliydi. Yalan söylememeliyim. Yalan söylememeliyim. Şimdi parşömen, acıyla dağlanan elinden damlayan kandan parlıyordu. Bir kez daha başını kaldırıp baktığında, gece olmuştu ve Quidditch sahası artık görünmüyordu. "Mesajı aldınız mı diye bir bakalım mı artık?" dedi Umbridge'in yumuşak sesi yarım saat sonra. Harry'nin yanına geldi, yüzüldü kısa parmaklarını onun koluna uzattı. Sonra, derisine çizilmiş sözcükleri incelemek için elini tutarken Harry şiddetli bir acı hissetti. Elinin üstünde değil, alnındaki yara izinde. Aynı anda, karnında bir yerde çok tuhaf bir his duydu. Kolunu hızla kurtarıp ayağa fırladı ve gözlerini Umb-ridge'e dikti. Umbridge de ona baktı, yüzündeki gülümsemeyle gevşek ağzı kulaklarına varmıştı. "Evet, acıyor, değil mi?" dedi kadife gibi bir sesle. Harry cevap vermedi. Kalbi çok hızlı, çok şiddetli atıyordu. Elinden mi bahsediyordu, yoksa alnında hissettiği şeyden mi haberi vardı? "Sanırım demek istediğimi anlatabildim, Mr Potter. Gidebilirsiniz." Harry okul çantasını kaptı ve olabildiğince hızlı bir şekilde odadan çıktı. Sakin ol, dedi kendi kendine, merdivenleri koşarak çıkarken. Sakin ol, ille de sandığın şey demek değil bu... 358 "Mimbulus mimbletonia!" dedi soluk soluğa. Şişman Hanım'm portresi bir kez daha öne doğru açıldı. çeri girince büyük bir gürültüyle karşılaştı. Ron, gözleri ışıl ışıl parlayarak, elinde tuttuğu kadehten önüne Kaymakbirası döke döke ona doğru koşturdu. "Harry, başardım, takıma girdim, Tutucu benim!" "Ne? Aa - harika!" dedi Harry, doğallıkla gülümsemeye çalışarak. Kalbi güm güm atmaya devam ediyor, eli zonkluyor ve kanıyordu. "Bir Kaymakbirası al." Ron onun eline bir şişe tutuşturdu. " nanamıyorum - Hermione nereye gitti?" "Şurada," dedi Fred. Kaymakbirası'm yudumlayarak ateşin yanındaki bir koltuğu işaret etti. Hermione orada uyukluyordu, elindeki içecek kadehten döküldü dökülecek gibiydi. "Eh, ona söylediğimde sevindim demişti," dedi Ron, biraz bozularak. Page 133 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Bırak uyusun," dedi George hemen. Çok geçmeden Harry, etraflarında belli ki az önce geçirdikleri burun kanamalarının izlerini taşıyan birinci sınıflar olduğunu fark etti. "Buraya gel, Ron, bak bakalım Olive/m eski cüppesi sana olacak mı?" diye seslendi Katie Bell. "Onun adını çıkarıp seninkini yazabiliriz..." Ron uzaklaşırken, Harry'nin yanına Angelina geldi. "Sana biraz sert davrandığım için kusura bakma, Pot-ter," dedi lafı uzatmadan. "Bu yöneticilik işi stresli iş. Biliyor musun, YVood'a bazen biraz haksızlık ettiğimi düşünmeye başladım." Kadehinin üzerinden Ron'u hafifçe çatık kaşlarla izliyordu. 359 "Bak, biliyorum, o senin en iyi arkadaşın, ama müthiş falan değil," dedi açık açık. "Yine de, biraz antrenmanla idare eder diye düşünüyorum. yi Quidditch oyuncuları çıkarmış bir aileden geliyor. Bugün sergilediğinden biraz daha yeteneklidir diye güveniyorum açıkçası. Vicky Fro-bisher da, Geoffrey Hooper da bu akşam daha iyi uçtular, ama Hooper tam bir mızmız, bir ondan bir bundan şikâyet ediyor, Vicky ise her tür topluluğa üye. Antrenmanlar Tılsım Kulübü'yle çakışırsa, Tılsım'a öncelik vereceğini kendi söyledi. Neyse, yarın saat ikide antrenman yapıyoruz, bu kez mutlaka orada ol. Ve bana bir iyilikte bulun da Ron'a elinden geldiğince yardım et, olur mu?" Harry başını olur anlamında salladı ve Angelina, Ali-cia Spinnet'ın yanına döndü. Harry oturmak için Hermi-one'nin yanına gitti. Çantasını yere bıraktığında, Hermi-one sarsılarak uyandı. "Ah, Harry, sen miydin... Ron'un seçilmesi ne güzel, değil mi?" dedi mahmur mahmur. "Ben - öyle - öyle - öyle bitkinim ki," dedi esneyerek. "Gece bire kadar uyuma-yıp yeni şapkalar yaptım. Deli gibi kayboluyorlar!" Ve tabii ki Harry dönüp baktığında, salonun her tarafına gizlenmiş, ihtiyatsız ev cinleri tarafından kazara alınmayı bekleyen yünlü şapkalar gördü. "Harika," dedi, ama aklı başka yerdeydi; çok geçmeden birine anlatmazsa, patlayacaktı. "Dinle, Hermione, Umbridge'in odasındaydım, koluma dokundu..." Hermione dikkatle dinledi. Harry lafını bitirince de, "Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in onu da Quirrell gibi kontrol ettiğinden mi endişeleniyorsun?" dedi usulca. 360 "Eh," dedi Harry, sesini alçaltarak, "bu da bir ihtimal, değil mi?" "Sanırım," dedi Hermione, oysa pek ikna olmuşa benzemiyordu. "Ama onu Quirrell gibi ele geçirdiğini sanmıyorum, yani ne de olsa artık yine canlı, değil mi, kendi bedeni var, başka birininkini paylaşmasına gerek yok. Onu Imperius Laneti'yle kontrolü altına almış olabilir belki..." Harry bir süre, Fred, George ve Lee Jordan'ın boş Kay-makbirası şişelerini atıp tutmalarını izledi. Sonra Hermione devam etti: "Ama geçen yıl kimse sana dokunmadan da yara izin acıdı, Dumbledore o zaman sana bunun Kim-Ol-duğunu-Bilirsin-Sen'in o anda hissettikleriyle ilgili olduğunu söylememiş miydi? Yani belki bunun Umbridge'le hiç ilgisi yoktur, belki onunla birlikteyken olması sadece bir rastlantıdır, ne dersin?" "Kötü o," dedi Harry soğuk bir sesle. "Hasta." "Evet, korkunç biri, ama... Harry, sanırım Dumble-dore'a yara izinin acıdığını söylemelisin." ki gün içinde ikinci kez, Dumbledore'a gitmesi tavsiye ediliyordu. Hermione'ye cevabı da Ron'a cevabının aynı oldu. "Onu böyle bir şeyle rahatsız edemem. Senin de dediğin gibi, çok önemli bir şey değil. Yaz boyunca bir acıdı bir geçti - bu geceki biraz daha kötüydü, o kadar -" "Harry, eminim Dumbledore böyle bir şeyle rahatsız edilmeyi isterdi -" "Tabii," dedi Harry, kendine engel olamayıp, "Dumb-ledore'un benimle ilgili umursadığı tek şey de bu zaten, değil mi? Yara izim." 361 "Öyle deme, doru değil bu!" "Sanırım Sirius'a yazıp söyleyeceğim, bakalım o ne diyecek -" "Harry, böyle bir şeyi mektupta yazamazsın!" dedi Hermione, telaşla. "Hatırlamıyor musun, Moody bize neyi yazacağımıza dikkat etmemizi söylemişti! Baykuşların ele geçirilmediğinden emin olamayız artık!" Page 134 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Tamam, tamam, yazmam o zaman!" dedi Harry sinirli sinirli. Ayağa kalktı. "Ben yatmaya gidiyorum. Ron'a sen söyle, olur mu?" "Yok, hayır," dedi Hermione, rahatlamış bir halde. "Sen gidiyorsan, benim de gitmem kabalık olmaz demektir. Çok yorgunum ve yarın yine şapka yapmak istiyorum. Baksana, istersen bana yardım edebilirsin, bayağı eğlenceli, gittikçe de iyileşiyorum, desenler, ponponlar falan yapabiliyorum artık." Harry onun coşkuyla ışıldayan yüzüne baktı ve bu teklif az da olsa ilgisini çekmiş gibi görünmeye çalıştı. "Ee... hayır, sanmıyorum, teşekkürler," dedi. "Ee - yarın olmaz. Yapacak bir sürü ödevim var..." Ve biraz hayal kırıklığına uğramış olan Hermione'den ayrılıp, erkekler yatakhanesinin merdivenini çıkmaya koyuldu. 362 Percy ve Patiayak ON DÖRDÜNCÜ BOLUM <ü3p|X • Ertesi sabah yatakhanede ilk uyanan Harry oldu. Bir süre yattığı yerden kalkmadan, dört direkli karyolasının perde aralığından gelen güneş ışığında tozların girdaptaymış gibi dönüşünü izleyerek, o günün cumartesi olduğu düşüncesinin tadını çıkardı. Ders yılının ilk haftası sonsuza kadar sürmüştü sanki, devasa boyutta bir Sihir Tarihi dersi gibi. Uykulu sessizliğe ve güneş ışığının taptaze görünüşüne bakılırsa, şafak henüz sökmüş olmalıydı. Yatağının çevresindeki perdeleri açtı, kalktı ve giyinmeye başladı. Kuşların uzaktan gelen cıvıltıları dışındaki tek ses, yatakhane arkadaşlarının yavaş yavaş, derin derin nefes alışlarıydı. Okul çantasını dikkatle açtı, parşömen ve tüy kalem çıkardı, ortak salona gitmek için yatakhaneden çıktı. Şimdi sönmüş olan ateşin yanındaki en sevdiği pofidik eski koltuğa yollanan Harry, rahat rahat oturdu ve parşömen rulosunu açarken salonu gözden geçirdi. Her günün sonunda ortak salonu kaplayan buruşmuş parşömen parçaları, eski Tükürenbilye'ler, boş karışım malzemesi kavanozları ve şeker ambalajlarından oluşan döküntü ortadan kalk363 mıştı; Hermione'nin ev cini şapkalan da. Harry bir yandan, kaç tane cinin istese de istemese de özgür kaldığını merak ederken, bir yandan da mürekkep şişesinin kapağını açtı, tüy kalemini içine batırdı; sonra da kalemi parşömenin düzgün sarımsı yüzeyinin üstünde tutarak düşünmeye başladı... ama bir iki dakika sonra kendini, ne yazacağını bilmez halde, boş şömineye bakar buldu. Ron ve Hermione'nin yazın ona mektup yazmakta ne zorluklar çektiklerini şimdi anlıyordu. Muhtemel mektup hırsızlarına bir sürü gizli bilgi vermeksizin, Sirius'a hem geçen hafta olan her şeyi yazıp, hem de sormaya içinin gittiği soruları nasıl soracaktı ki? Bir süre hiç kıpırdamadan, gözleri şömineye dikili oturdu. Sonunda tercihini yaparak tüy kalemini yeniden mürekkep şişesine batırdı ve kararlı bir şekilde parşömene yazmaya koyuldu. Sevgili Pırtık, Umarım iyisindir, okula döndükten sonraki ilk hafta berbat geçti, hafta sonu geldi diye gerçekten seviniyorum. Profesör Umbridge diye yeni bir Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmenimiz var. Sevimlilikte annenle yarışır. Sana yazıyorum, çünkü geçen yaz sana yazdığım şey, dün gece Umbridge'le cezadayken yine oldu. En büyük arkadaşımızı hepimiz özlüyoruz, umarım çabucak geri döner. Lütfen hemen cevap yaz. Sevgiler, Harry 364 Harry mektubu defalarca okudu, yabancı gözüyle görmeye çalıştı. Sadece bu mektubu okuyarak Page 135 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı neden söz ettiğim -ya da kime hitap ettiğini- anlamanın bir yolu var mı diye baktı, bulamadı. Sirius'un Hagrid hakkındaki imayı anlayıp onun ne zaman dönebileceğini söyleyeceğini umuyordu. Harry, Hagrid'in Hogwarts'ta olmadığı süre içinde ne yaptığına fazlaca dikkat çekmemek için, bu soruyu doğrudan doğruya sormak istememişti. Mektup bu kadar kısa olduğu halde yazılması hayli zaman almıştı; Harry mektupla uğraşırken güneş ışığı odanın yarısına kadar sokulmuştu, kulağına yukarıdaki yatakhanelerde hareket edenlerin sesleri gelmeye başlamıştı. Parşömeni özenle mühürleyerek portre deliğinden geçti ve Baykuşhane'nin yolunu tuttu. Harry geçitten aşağı doğru yürürken, hemen önündeki duvardan asap bozucu bir şekilde kayarak ilerleyen Neredeyse Kafasız Nick, "Senin yerinde olsam oradan gitmezdim," dedi. "Peeves, koridorun ortasındaki Paracelsus büstünün yanından geçecek ilk kişiye eğlenceli bir şaka yapmaya hazırlandı." "Bu şakanın bir parçası da, Paracelsus'un o kişinin kafasına düşmesi mi?" diye sordu Harry. "Komiktir ama, evet," dedi Neredeyse Kafasız Nick, sıkkın bir sesle. " ncelik hiçbir zaman Peeves'in güçlü yanı olmamıştır. Ben gideyim de Kanlı Baron'u bulmaya çalışayım... belki o bu işe engel olabilir... görüşürüz, Harry..." "Tamam, hoşçakal," dedi Harry ve sağ yerine sola dönerek Baykuşhane'ye daha uzun ama daha güvenli bir 365 yoldan gitti. Art arda masmavi gökyüzünün göründüğü pencerelerin önünden geçerken keyfi yerine geldi; o gün antrenmanı vardı, nihayet yine Quidditch sahasında olacaktı. Ayak bileklerine bir şey süründü. Aşağı bakınca, hademenin iskeletimsi gri kedisi Mrs Norris'in yanından sıvıştığını gördü. Kedi, Hasret Wilfred'in heykelinin ardında gözden kaybolmadan önce, lamba gibi sarı gözlerini bir an ona çevirdi. Harry onun arkasından, "Yanlış bir şey yapmıyorum," diye seslendi. Mrs Norris'te, hiçbir yanılgıya meydan vermeyecek şekilde, patronuna rapor vermeye giden bir kedinin havası vardı, ama Harry niye olduğunu anla-mıyordu; bir cumartesi sabahı Baykuşhane'ye yürümenin nesi yanlıştı ki? Şimdi güneş gökte adamakıllı yükselmişti, Harry Baykuşhane'ye girince camsız pencereler gözlerini kamaştırdı. Her yandan kalın güneş ışınlarının sızdığı, daire biçimindeki odada kirişlere tünemiş yüzlerce baykuş vardı. Sabahın erken saatlerinin ışığından biraz tedirgin olmuşlardı, bir kısmının avlanmaktan henüz döndüğü besbelliydi. Harry, boynunu uzatmış, Hedwig'e bakınarak yürürken minik hayvan kemiklerine bastıkça, samanla kaplı döşemeden çatır çatır sesler geliyordu. "Ordasın işte," dedi, Hedwig'i kemerli tavanın en tepesine doğru bir yerde görünce. " n buraya, senin için bir mektubum var." Kuş, alçak sesle öterek büyük beyaz kanatlarını açtı ve aşağı süzülüp Harry'nin omzuna kondu. 366 Harry ona, "Biliyorum, bunun dışında Pırtık yazıyor," dedi, gagasında sıkıca tutsun diye mektubu ona verirken. Neden olduğunu tam olarak bilmese de, fısıltıyla konuşuyordu. "Ama bu, Sirius için, tamam mı?" Hedwig kehribar rengi gözlerini bir kez kırpınca, Harry onun anladığı sonucunu çıkardı. "Güvenli uçuşlar öyleyse," dedi Harry. Kuşu pencerelerden birine taşıdı; onun koluna bir an ağırlığını veren Hedwig, kör edici parlaklıktaki gökyüzüne doğru uzaklaştı. Harry onu minik bir kara nokta halini alıp kaybolana kadar izledi, sonra da bakışlarını Hagrid'in pencereden açık seçik görünen kulübesine çevirdi. Orada kimsenin olmadığı da aynı derecede açık seçikti; bacadan duman çıkmıyordu, perdeler kapalıydı. Yasak Orman'in ağaçlarının tepeleri hafif bir meltemle sallandı. Harry, yüzüne vuran temiz havanın tadını çıkararak onları seyretti, o gün Quidditch oynayacağını düşündü... derken bir şey gördü. Kocaman, sürüngenimsi, kanatlı bir at, tıpkı Hogwarts arabalarını çekenlere benzeyen bir at, derimsi kara kanatlarını tarihöncesi bir yaratık gibi açmış, garip, devasa bir kuş misali ağaçların arasından yükseldi. Büyük bir daire çizdi, sonra yine ağaçların arasına daldı. Her şey öyle çabuk olup bitmişti ki, Harry gördüğüne inanmakta güçlük çekiyor, bir yandan da kalbi deli gibi çarpıyordu. Page 136 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Arkasında Baykuşhane'nin kapısı açıldı. Harry dehşetle sıçradı, bir hamlede döndü ve Cho Chang'ı, elinde bir mektup ve bir paketle içeri girerken gördü. "Selam," dedi Harry hiç düşünmeden. 367 Cho nefes nefese, "Aa... selam," dedi. "Bu saatte kimsenin ayakta olacağını sanmıyordum... Bugün annemin doğum günü olduğunu daha beş dakika önce hatırladım da." Elindeki paketi havaya kaldırdı. "Tamam," dedi Harry. Beyni durmuştu sanki. Komik ve ilginç bir şey söylemek istiyordu, ama o korkunç kanatlı at hâlâ hafızasında capcanlıydı. "Güzel bir gün," dedi, eliyle pencereleri göstererek. çinin utançla burulduğunu hisseti. Hava ha... Havadan söz ediyordu ha... "Evet," dedi Cho, etrafa bakınıp uygun bir baykuş aradı. "Quidditch için mükemmel. Bütün hafta çıkmadım, ya sen?" "Ben de," dedi Harry. Cho, okulun peçeli baykuşlarından birini seçmişti. Onu koluna konmaya ikna etti, kuş da paketi bağlayabilsin diye gönüllü olarak bacağını uzattı. Cho, "Hey, Gryffindor yeni bir Tutucu bulabildi mi?" diye sordu. "Evet," dedi Harry. "Arkadaşım Ron VVeasley, onu tanıyor musun?" "Hortumlar'dan nefret eden mi?" dedi Cho, hayli soğuk bir sesle. " yi midir bari?" "Evet," dedi Harry. "Sanırım öyle. Ama seçmesinde ben yoktum, cezadaydım." Cho başını kaldırıp baktı, kutu henüz baykuşun bacağına tam bağlanmamıştı. Alçak sesle, "Umbridge denen o kadın çok iğrenç," 368 dedi. "Onun nasıl - nasıl - nasıl öldüğünü anlattın diye seni cezaya çekmek... Herkes duydu, bütün okula yayıldı. Böyle karşı koyarak çok cesurca davrandın, gerçekten." Harry'nin içi öyle bir hızla yeniden kabardı ki, kendini sanki baykuş pisliği kaplı döşemeden birkaç santim yukarı havalanacakmış gibi hissetti. Aptal bir uçan ata kim aldırırdı ki; Cho onu gerçekten cesur buluyordu. Bir an, paketi baykuşunun ayağına bağlamasına yardım etme bahanesiyle kesik elini ona güya kazayla gösterse mi diye düşündü... ama bu heyecan verici düşünce aklına geldiği anda, Baykuşhane'nin kapısı yeniden açıldı. Hademe Filch hırıltıyla soluyarak odaya girdi. Çökük, damarlı yanaklarında mor lekeler vardı, çenesi titriyordu ve seyrek kır saçları dağılmıştı; belli ki buraya kadar koşmuştu. Mrs Norris hemen onun yanında hızlı hızlı yürüyor, tepedeki baykuşlara bakarak arzuyla miyavlıyordu. Yukarıdan tedirgin kanat çırpışları geldi ve büyük bir boz baykuş tehditkâr bir şekilde gagasını takırdattı. "Ahha!" dedi Filch, torba torba yanakları öfkeyle titreyerek Harry'ye doğru paytak paytak gelirken. "Senin büyük bir Tezekbombası siparişi vermeye niyetlendiğin konusunda tüyo aldım!" Harry kollarını kavuşturdu, gözlerini dikerek hademeye baktı. "Tezekbombası ısmarladığımı kim söyledi sana?" Cho da kaşlarını çatmış, bir Harry'ye, bir Filch'e bakıyordu; kolundaki peçeli baykuş tek bacak üzerinde durmaktan yorularak ihtar edercesine öttü, ama Cho onu duymazdan geldi. 369 Filch, kendinden memnun bir tıslamayla, "Benim de kendime göre kaynaklarım var," dedi. "Şimdi, gönderdiğin her neyse, ver bakalım buraya." Mektubunu oyalanmadan yolladığı için bir anda büyük şükran duyan Harry, "Veremem," dedi. "Gitti bile." "Gitti mi?" dedi Filch, yüzü öfkeyle kasılarak. "Gitti," dedi Harry, sakin sakin. Filch hınçla ağzını açtı, birkaç saniye ses çıkaramadan açıp kapamaya devam etti, sonra da gözleriyle Harry'nin cüppesini taradı. "Cebinde olmadığını nereden bileceğim?" "Çünkü -" "Gönderdiğini gördüm," dedi Cho hiddetle. Page 137 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Filch hemen ona döndü. "Onu gördün ha -?" "Evet, gördüm," dedi Cho sert sert. Bir anlık bir duraklama oldu, Filch yiyecekmiş gibi Cho'ya baktı, Cho da ona aynı şekilde karşılık verdi; sonra hademe döndü ve ayaklarını sürüyerek gerisingeri kapıya doğru gitti. Eli kapının tokmağında durdu, dönüp Harry'ye baktı. "Eğer tek bir Tezekbombası izine rastlarsam..." Topallaya topallaya merdivenlerden indi. Mrs Norris de, baykuşlara özlemle uzun uzun baktıktan sonra, onu izledi. Harry ve Cho bakıştılar. "Sağol," dedi Harry. "Hiç önemi yok," dedi Cho. Nihayet paketi peçeli baykuşun öbür bacağına bağlamış, yüzü de hafiften 370 pembeleşmişti. "Tezekbombası sipariş etmiyordun, değil "J II mı? "Hayır," dedi Harry. "Öyleyse niçin ettiğini sandı acaba?" diye sordu Cho, baykuşu pencereye doğru götürürken. Harry omuz silkti. Bu durum Cho'yu olduğu kadar onu da şaşırtmıştı, ancak tuhaftır ki şu anda pek de rahatsız etmiyordu. Baykuşhane'den birlikte ayrıldılar. Şatonun batı kanadına giden bir koridorun girişinde Cho, "Ben buradan gidiyorum," dedi. "Eh, şey... görüşürüz, Harry." "Evet... görüşürüz." Cho ona gülümsedi ve gitti. Harry hayli mutlu bir halde yoluna devam etti. Onunla doğru dürüst bir konuşma yapmış ve bir kez bile mahcup olmamıştı... böyle karşı koyarak çok cesurca davrandın, gerçekten... Cho ona cesur demişti... hayatta kaldığı için ondan nefret etmiyordu... Cedric'i tercih etmişti, Harry bunu biliyordu elbette... ama belki Harry onu Balo'ya Cedric'ten önce çağırabilmiş olsa, her şey farklı olabilirdi... Harry sorduğu vakit onu geri çevirirken gerçekten de üzgün görünmüştü çünkü... Harry, Büyük Salon'daki Gryffindor masasında Ron ve Hermione'ye katıldığında, "Günaydın," dedi neşeyle. Ron, Harry'ye hayretle bakarak, "Niye bu kadar keyifli görünüyorsun?" dedi. "Şey... bugün Çjuidditch oynayacağız ya," dedi Harry mutlulukla. Önüne koca bir tabak pastırmalı yumurta çekti. "Ha... evet..." dedi Ron. Yediği kızarmış ekmeği bırakıp koca bir yudum balkabağı suyu içti. Sonra, "Dinle..." 371 dedi, "benimle biraz erken gitmek istemezsin, değil mi? Hani beni - şey - antrenmandan önce biraz çalıştırmak için. Yani, hani, gözümü biraz alıştırayım diye." "Tabii, tabii," dedi Harry. Hermione ciddiyetle, "Bakın, bence öyle yapmayın," dedi. "Zaten ödevlerde geri kalmış durumdasınız ve -" Ama lafım yarıda kesti; sabah postası gelmişti ve her zamanki gibi Gelecek Postası bir hüthüt kuşunun gagasında ona doğru süzülüyordu. Kuş, şeker kâsesinin tehlikeli biçimde yakınına konup bacağını uzattı. Hermione onun deri kesesine bir Knut sokuşturdu, gazeteyi aldı ve kuş havalanırken ilk sayfayı ciddi gözlerle taradı. " lginç bir şey var mı?" dedi Ron. Harry sırıttı, onun ev ödevi konusunu geçiştirmeye çalıştığını biliyordu. "Hayır," diye içini çekti Hermione, "sadece, Acayip Kızkardeşler'in basçısının evleneceğine ilişkin Page 138 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı bir sürü boş laf var." Hermione gazeteyi açtı ve arkasında kayboldu. Harry kendini ikinci bir tabak pastırmalı yumurtaya verdi. Ron, aklı başka bir yerdeymiş gibi yüksek pencerelere bakıyordu. "Durun bir dakika," dedi Hermione birden. "Ah hayır... Sirius!" "Ne oldu?" dedi Harry. Gazeteyi onun elinden öyle bir kaptı ki, gazete orta yerinden yırtıldı, yarısı onun, yarısı Hermione'nin elinde kaldı. Hermione gazetenin kendi elinde kalan yarısından, kederli bir fısıltıyla okudu: " 'Sihir Bakanlığının güvenilir bir kaynaktan aldığı bilgiye göre... falan filan falan filan... azılı katil Sirius Black şu sıralarda Londra'da saklanmaktadır!'" 372 "Her iddiasına varım ki, Lucius Malfoy'dur," dedi Harry, alçak ama hiddetli bir sesle. "Sirius'u peronda tam// di... "Ne?" dedi Ron, korkmuş görünüyordu. "Ama hiç -" "Hişşt!" dediler Harry ile Hermione. "... 'Bakanlık, büyücü toplumunu Elack'in çok tehlikeli olduğu konusunda uyarıyor... on üç kişiyi öldürdü... Azka-ban'dan kaçtı...' her zamanki saçmalıklar," diye bitirdi Hermione. Gazetenin kendisinde kalan yarısını elinden bıraktı ve ürkmüş gözlerle Harry ve Ron'a baktı. "Eh, bir daha evden çıkamaz artık, o kadar," diye fısıldadı. "Dumbledo-re onu çıkmasın diye uyarmıştı." Harry asık bir suratla Gelecek Postasz'nm elinde kalan parçasına baktı. Sayfanın büyük kısmını, Madam Mal-kin'in Her Duruma Göre Cüppeleri'nin bir ilanı kaplamıştı, belli ki indirim yapıyorlardı. "Hey!" dedi, Hermione ve Ron da bakabilsin diye gazeteyi düzelterek. "Şuna bakın!" "Yeterince cüppem var benim," dedi Ron. "Hayır," dedi Harry. "Bak... surdaki kısa haber..." Ron ve Hermione okumak için iyice öne eğildiler; haber iki santimden biraz fazla uzunluktaydı ve bir sütunun tam altına yerleştirilmişti. Manşeti şöyleydi: BAKANLIK'A ÎZÎNS Z G R Ş Clapham'da, Laburnum Gardens iki numarada oturan 38 yaşındaki Sturgis Podmore, 31 Ağustosta Sihir Bakanlı-ğı'na izinsiz girmek ve soygun girişimi suçlamalarıyla Bü-yüceşûra'nın karşısına çıkarıldı. Podmore, sabah saat birde 373 çok sıkı korunan bir kapıdan zorla girmeye çalışırken, Sihir Bakanlığı nöbetçibüyücüsü Eric Munch tarafından tutuklandı. Kendini savunmayı reddeden Podmore, her iki suçlamadan da hüküm giydi ve Azkaban'da altı aya mahkûm edildi. Ron ağır ağır, "Sturgis Podmore, ha?" dedi. "Başına saman konmuşa benzeyen adam değil mi bu? Hani Yold -" "Ron, hişştl" dedi Hermione, çevresine dehşet dolu bir bakış atarak. Çok şaşıran Harry, "Azkaban'da altı ay!" diye fısıldadı. "Sadece bir kapıdan geçmeye çalıştığı için!" "Salaklaşma, sadece bir kapıdan geçmeye çalıştığı için değil tabii. Sabahm saat birinde Sihir Bakanlığı'nda ne yapıyormuş, peki?" dedi Hermione soluk soluğa. Ron, "Yoldaşlık için mi bir şey yapıyordu dersiniz?" diye mırıldandı. "Bir dakika..." dedi Harry yavaşça. "Sturgis gelip bizi geçirecekti, hatırladınız mı?" kisi de ona baktı. "Evet, King's Cross'a giderken o da koruma ekibimizde yer alacaktı, hatırladınız mı? Ve Moody o gelmedi diye çok kızdı; demek ki onlar için bir iş yapmıyormuş, değil mi?" "Eh, belki de onun yakalanmasını beklemiyorlardı," dedi Hermione. "Belki ona kumpas kurmuşlardır!" diye bağırdı Ron heyecanla. "Hayır - dinleyin!" diye devam etti, Hermione'nin yüzündeki tehditkâr ifadeyi görünce sesini birkaç perde al374 çaltarak. "Bakanlık onun Dumbledore'un adamı olmasından şüpheleniyor ve sonra - bilmiyorum onu Bakanlık'a çektiler. Yani kapıdan geçmeye falan çalışmıyordu o! Belki de onu oraya getirmek Page 139 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı için bir şeyler uydurdular!" Harry ve Hermione bunun üzerinde düşünürlerken bir sessizlik oldu. Harry bu fikri biraz abartılı bulmuştu. Öte yandan Hermione hayli etkilenmiş görünüyordu. "Biliyor musun, doğru çıkarsa hiç şaşmam." Gazetenin kendisinde kalan yarısını düşünceli düşünceli katladı. Harry bıçağıyla çatalını bırakırken de, bir rüyadan uyanmış gibi toparlandı. "Tamam, neyse, bence ilk olarak Sprout'un verdiği kendi kendini gübreleyen çalılar ödevini yapalım, eğer şansımız varsa öğle yemeğinden önce McGonagall'ın Cansız Yaratma Büyüsü'ne başlayabiliriz belki..." Harry, yukarıda onu bekleyen yığınla ödevi düşününce içi suçlulukla biraz burkuldu, ama gökyüzü tertemiz, heyecan verici bir mavi renkteydi ve kendisi bir haftadır Ateşoku'na binmemişti... "Yani, ödevlerimizi akşama yapabiliriz," dedi Ron. Harry ile ikisi, süpürgeleri omuzlarında, çimenlikten aşağı Quidditch sahasına doğru iniyor ve Hermione'nin hiçbir S.B.D.'de başarılı olamayacaklarına dair amansız uyarıları kulaklarında çınlıyordu. "Hem yarın da var. Ders konusunda fazla heyecana kapılıyor, onun da sorunu bu..." Bir an durakladı, sonra da biraz daha endişeli bir tonla ekledi: "Artık ondan kopya çekemeyeceğimizi söylerken ciddi miydi sence?" "Evet, bence ciddiydi," dedi Harry. "Ama, bu da 375 önemli, Quidditch takımında kalmak istiyorsak çalışmalıyız..." "Evet, doğru ya," dedi Ron, cesaretlenmiş bir edayla. "Zaten bir sürü vaktimiz var, hepsini yapabiliriz..." Quidditch sahasına yaklaşırlarken, Harry sağa, Yasak Orman'ın ağaçlarının kara kara sallandığı yere baktı. Aralarından hiçbir şey havalanmadı; uzaklarda, Baykuşhane kulesinin çevresinde kanat çırpan birkaç baykuş dışında gökyüzü bomboştu. Harry'nin kafasında yeterince şey vardı zaten; uçan atın da ona bir zararı yoktu; onu aklından uzaklaştırdı. Soyunma odasındaki dolaptan topları alıp çalışmaya koyuldular. Ron üç yüksek kale direğini koruyordu, Harry de Kovalayıcı olarak oynuyor ve Quaffle'ı Ron'un yanından geçirmeye çalışıyordu. Harry onu hayli iyi buldu; atışlarının dörtte üçünü kurtarmış, antrenman ilerledikçe daha da iyi oynamaya başlamıştı. ki saat kadar sonra yemek için şatoya döndüler -yemek sırasında Hermi-one onların sorumsuz olduğunu açıkça belli etti- sonra da gerçek antrenman için yine Quidditch sahasına gittiler. Soyunma odasına girdiklerinde, Angelina hariç bütün takım arkadaşları oradaydı. " yi misin, Ron?" dedi George, ona göz kırparak. "Evet," dedi Ron. Sahaya yaklaştıkça daha da sessiz-leşiyordu. Fred, Quidditch cüppesinin yakasından saçları karışmış halde kafasını çıkararak, "Hepimize gününü göstermeye hazır mısın, Bastıbacak Sınıf Başkanı?" diye sordu, biraz haince sırıtarak. 376 Ron, takım cüppesini ilk kez giyerken, taş gibi bir yüzle, "Kes sesini," dedi. Cüppe, omuzları ondan daha geniş olan Oliver VVood'un olduğu halde, üstüne oldukça iyi oturdu. "Pekâlâ, millet," dedi Angelina, Kaptan odasından üzerinde cüppesiyle gelerek. "Hadi başlayalım; Alicia ve Fred, bize top sandığını getirebilir misiniz? Ha bir de, seyretmeye gelmiş birkaç kişi var, ama onlara aldırmayın, tamam mı?" Onun kayıtsız süsü vermeye çalıştığı sesindeki bir şeyden dolayı, Harry davetsiz misafirlerin kim olduğunu tahmin edebiliyordu. Tabii ki haklı çıktı: Soyunma odasından ayrılıp sahanın parlak güneşine adım attıklarında, boş tribünlerin ortasında toplanmış ve sesleri bütün stadyumda yankılanan Slytherin Quidditch takımı ve çeşitli şakşakçılarının ıslık ve yuha fırtınasıyla karşılaştılar. Malfoy alaycı, tembel sesiyle, "VVeasley neye biniyor öyle?" diye sordu. " nsan böyle küflü, eski bir kütüğe niye uçma büyüsü yapsın ki?" Crabbe, Goyle ve Pansy Parkinson kahkahalara boğulup çığlık attılar. Ron süpürgesine bindi ve havalandı; Harry de onun kulaklarının kızarışını izleyerek arkasından gitti. "Aldırma," dedi, Ron'a yetişmek için hızlanırken, "onlarla oynadıktan sonra görürüz bakalım son Page 140 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı gülen kim olacak..." Angelina onaylayan bir edayla, " şte ben de sizden böyle bir tutum bekliyorum, Harry," dedi. Kolunun altında Qu-affle'la çevrelerinde süzülüyordu, havalanan takımının 377 önünde durmak için yavaşlamıştı. "Hadi bakalım, millet, ısınmak için paslaşacağız önce, bütün takım lütfen -" Pansy Parkinson aşağıdan, "Hey, Johnson, o saç da neyin nesi öyle?" diye bağırdı. "Kim saçından solucanlar çıkıyormuş gibi görünmek ister ki?" Angelina uzun örgülü saçını arkaya attı ve sakin sakin devam etti. "Açılın öyleyse, neler yapabiliriz bir görelim bakalım..." Harry ötekilerin ters yönüne, sahanın öbür ucuna gitti, Ron da karşıdaki kaleye doğru geriledi. Angelina bir eliyle Quaffle'ı kaldırıp sertçe Fred'e attı, o George'a, o Harry'ye geçirdi; Harry Ron'a attı ve Ron topu düşürdü. Başını Malfoy'un çektiği Slytherin'ler kükrediler ve tepinerek güldüler. Quaffle'ı düşmeden yakalamak için yere doğru fırlayan Ron, bu dalıştan hayli dağınık bir şekilde çıktı, süpürgesinin üstünden yana doğru kaydı ve kıpkırmızı olarak oyun yüksekliğine döndü. Harry, Fred ile George'un bakıştıklarını gördü, ama kendilerine hiç uymayan bir şekilde ikisi de bir şey söylemeyince, onlara minnet duydu. Angelina, sanki hiçbir şey olmamış gibi, "Pasını ver, Ron," diye seslendi. Ron Quaffle'ı Alicia'ya attı, o Harry'ye verdi, Harry de George'a geçirdi... "Hey, Potter, yara izin nasıl?" diye seslendi Malfoy. "Senin yatıp dinlenmen gerekmiyor muydu? Hastane kanadına gitmeyeli, dur bakayım, nerdeyse bir hafta oldu, senin için bir rekor değil mi bu?" George Angelina'ya pas verdi, o, topu beklemeyen 378 Harry'ye geri pas attı, ama Harry topu parmaklarının ucuyla yakaladı ve hemen Ron'a geçirdi; Ron topa atladı ve birkaç santim farkla kaçırdı. "Hadi ama, Ron," dedi Angelina kızgınlıkla, Ron Qu-affle'm peşinde yeniden yere doğru dalarken. "Dikkat et biraz." Tekrar oyun yüksekliğine döndüğünde Ron'un yüzünün mü, Quaffle'm mı daha koyu kırmızı olduğunu söylemek zordu. Malfoy ile Slytherin takımının geri kalanı ulurcasına gülüyorlardı. Ron üçüncü hamlesinde Quaffle'ı yakaladı; bunun verdiği rahatlıkla olsa gerek, öyle bir coşkuyla pas verdi ki, Quaffle Katie'nin öne uzattığı ellerinin arasından geçip küt diye yüzüne vurdu. "Kusura bakma!" diye inledi Ron. Hızla ileri gidip, bir hasara yol açıp açmadığına baktı. "Yerine geç, onun bir şeyi yok!" dedi Angelina havlar-casına. "Ama bir takım arkadaşına pas verirken onu süpürgesinden düşürmemeye çalış, olur mu? Bu iş için Bludgeflar var!" Katie'nin burnu kanıyordu. Aşağıda Slytherin'ler ayaklarını yere vurup alay ediyorlardı. Fred ve George, Katie'ye yaklaştılar. "Al şunu," dedi Fred, cebinden çıkardığı küçük ve mor bir şeyi ona uzattı. "Hemencecik keser." "Tamam," diye seslendi Angelina. "Fred, George, sopalarınızı alın, bir de Bludger alın. Ron, kalelere geç. Harry, ben söyleyince Snitch'i bırak. Hedefimiz tabii ki Ron'un kalesi." 379 Harry, Snitch'i almak için ikizlerin ardından fırladı. Bludger'lardan biriyle Snitch'i almak için topların bulunduğu sandığı açtıkları sırada, George, "Ron işi yüzüne gözüne bulaştırıyor, değil mi?" diye mırıldandı. "Çok heyecanlı, hepsi bu," dedi Harry. "Bu sabah ona antrenman yaptırırken iyiydi." Fred sıkıntılı bir edayla, "Evet, umarım erken form tutmamıştır," dedi. Yukarı döndüler. Angelina düdüğünü çalınca Harry Snitch'i bıraktı, Fred ile George da Bludger'ı salıverdiler. O andan itibaren, Harry diğerlerinin ne yaptığını doğru dürüst fark etmedi bile. Onun işi, Arayıcı'nın takımına yüz elli puan kazandıracak olan kanatlı küçük altın topu yakalamaktı, bu da muazzam bir hız ve beceri gerektiriyordu. Kovalayıcı'ların arasına girip çıkıyor, dönüp turlu-yordu, ılık sonbahar havası yüzüne çarpıyor, uzaktan gelip kulaklarında kükreyen Slytherin Page 141 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı feryatları anlamını yi-tiriyordu... ama çok geçmeden düdük yine onu durdurdu. "Durun - durun - DURUN!" diye haykırdı Angelina. "Ron - ortadaki kaleyi açık bırakıyorsun!" Harry dönüp Ron'a baktı; soldaki çemberin önünde süzülen Ron, öbür ikisini tamamen savunmasız bırakmıştı. "Aa... özür dilerim..." "Kovalayıcı'ları gözlerken boyuna yer değiştiriyorsun!" dedi Angelina. "Ya bir çemberi savunmak için hareket etmen gerekene kadar ortada kal, ya da çemberlerin etrafında daireler çiz, ama kararsız bir halde bir oraya bir buraya sürüklenme, son üç golü bu yüzden yedin!" 380 "Özür dilerim..." diye tekrarladı Ron. Kıpkırmızı yüzü, parlak mavi gökyüzünün önünde fener gibi parlıyordu. "Katie, sen de şu burnunun kanaması için bir şey yapamaz mısın?" Katie, boğuk bir sesle, "Gittikçe daha beter oluyor!" dedi, bir yandan da cüppesinin yeniyle kanın akmasını durdurmaya çalışıyordu. Harry dönüp endişeli görünen ve ceplerini karıştıran Fred'e baktı. Onun cebinden mor bir şey çıkardığını, bir saniye incelediğini ve yüzünde açık bir dehet ifadesiyle dönüp Katie'ye baktığını gördü. "Hadi, yeniden deneyelim," dedi Angelina. Şimdi "Kıytırık Gryffindor, kıytmk Gryffindor" diye bir şarkı tutturmuş olan Slytherin'leri duymazdan geliyordu ama, yine de süpürgesinde otururken biraz kasılmış gibiydi. Angelina'nın düdüğü bu sefer çaldığında, topu topu üç dakika uçmuşlardı. Karşı kalenin etrafında daireler çizen Snitch'i az önce görmüş olan Harry, kendini resmen haksızlığa uğramış hissederek hız kesti. En yakınındaki Alicia'ya, "Yine ne oldu?" dedi sabırsızlıkla. Kız kısaca, "Katie," dedi. Harry döndü ve Angelina, Fred ve George'un olabildiğince hızla Katie'ye doğru uçtuklarını gördü. Harry ve Alicia da aynı yönde hızlandılar. Angelina'nın antrenmanı tam zamanında durdurduğu belliydi. Katie tebeşir beyazı kesilmişti ve üstü başı kan içindeydi. "Hastane kanadına gitmesi gerek," dedi Angelina. 381 "Biz götürürüz," dedi Fred. "Belki de - şey - yanlışlıkla bir Kan Kabarcığı yutmuştur -" Fred ve George Katie'yi aralarında taşıyarak hızla şatoya doğru uçarken, Angelina dertli dertli, "Vurucu'ları-mız da, Kovalayıcı da olmadığına göre devam etmenin anlamı yok," dedi. "Hadi gelin, gidip üstümüzü değişelim." Slytherin'ler, onlar soyunma odalarına gidene kadar şarkı söylemeyi sürdürdü. Yarım saat sonra, Harry ve Ron portre deliğine tırmanıp Gryffindor ortak salonuna girerken, Hermione hayli soğuk bir edayla, "Antrenman nasıldı?" diye sordu. "Şey -" diye başladı Harry. "Düpedüz berbattı," dedi Ron boğuk bir sesle, sonra da Hermione'nin yanındaki koltuğa çöktü. Hermione başını kaldırıp Ron'a baktı ve buzları erir gibi oldu. Teselli edercesine, "Eh, daha ilk antrenmanındı," dedi, "tabii zaman alır -" "Antrenmanı berbat edenin ben olduğumu kim söyledi?" diye tersledi Ron. "Kimse," dedi Hermione, afallamış görünüyordu, "sandım ki -" "Nasıl olsa saçmalarım mı sandın?" "Elbette ki sanmadım! Bak, sen berbat dedin, ben de -" Ron öfkeyle, "Ödevlerimi yapmaya başlayacağım," dedi ve merdivenden yukarı, erkekler yatakhanesine doğru lap lap yürüyerek gözden kayboldu. Hermione, Harry'ye döndü. "Sahiden berbat mıydı?" 382 "Hayır," dedi Harry sadakatle. Hermione kaşlarını kaldırdı. "Eh, sanırım daha iyi oynayabilirdi," diye mırıldandı Harry "ama bu da ilk antrenman, senin de Page 142 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı söylediğin gibi..." O gece Harry de, Ron da ev ödevlerinde pek ilerleme kaydedemediler. Harry, Ron'un kafasını Quidditch antrenmanında ne kadar kötü oynadığına taktığını biliyordu, doğrusu kendi de "Ktytmk Gryffindor" şarkısını aklından çıkarmakta güçlük çekiyordu. Pazar gününün tamamını ortak salonda, kitaplarına gömülmüş halde geçirdiler; bu arada çevrelerinde salon bir doldu, bir boşaldı. Yine açık, güzel bir gündü, Gryffindor öğrencilerinin çoğu günü okul arazisinde değerlendirdi, belki de bu yıl son kez açmış olan güneşin tadını çıkardılar. Akşama doğru Harry, sanki birisi beynini tutmuş da kafatasının içine vuruyormuş gibi hissediyordu kendini. Ron'a, "Biliyor musun, belki de biraz gayret edip hafta içinde daha çok ödev yapmalıyız," diye mırıldandı. Sonunda, Profesör McGonagall'm Cansız Yaratma Büyüsü hakkındaki uzun ödevini kenara koymuşlar ve dertli dertli, Profesör Sinistra'nın aynı derecede uzun ve zor olan, Jüpiter'in ayları konulu ödevini ele almışlardı. Ron, hafiften kanlanmış gözlerini ovalayıp, kirlenmiş beşinci parşömen parçasını yanlarındaki ateşe atarak, "Evet," dedi. "Dinle... Hermione'ye soralım mı, onun yaptıklarına bakabilir miyiz diye?" Harry göz ucuyla Hermione'ye baktı; kucağında Crook-shanks'le oturmuş, neşeli neşeli Ginny'yle konuşuyordu, bir 383 çift şiş de önünde havada hızla hareket ediyor, bu sefer bir çift biçimsiz cin çorabı örüyordu. "Hayır," dedi Harry üzgün üzgün, "izin vermez, biliyorsun." Böylece, pencerelerin dışındaki gökyüzü iyiden iyiye kararana kadar çalıştılar. Yavaş yavaş ortak salondaki kalabalık yeniden seyreldi. Saat on bir buçukta Hermione esneyerek yanlarına geldi. "Bitiyor mu?" "Hayır," dedi Ron kısaca. "Jüpiter'in en büyük ayı Callisto değil, Ganymede," dedi Hermione. Ron'un omzu üzerinden onun Astronomi ödevindeki bir satırı işaret ediyordu. "Yanardağı olan ayın adı da lo." "Sağol," diye hırladı Ron, kusurlu cümleleri çizerek. "Pardon, ben sadece -" "Evet, yani, buraya sadece eleştirmeye geldiysen —" "Ron -" "Nasihat dinleyecek vaktim yok, tamam mı, Hermione, şurada boğazıma kadar -" "Hayır-bak!" Hermione en yakın pencereyi işaret ediyordu. Harry ve Ron baktılar. Güzel bir hüthüt pencere pervazında duruyor, odanın içine, Ron'a bakıyordu. "Hermes değil mi bu?" dedi Hermione, şaşırmış bir tavırla. "Vay canına, o gerçekten!" dedi Ron hayretle. Elindeki tüy kalemi atıp ayağa kalktı. "Percy bana niye yazsın ki?" Gidip pencereyi açtı; Hermes içeri uçtu, Ron'un öde384 vinin üstüne kondu ve mektubun bağlı olduğu bacağını uzattı. Ron mektubu çıkarınca da hemen gitti; Ron'un lo çiziminin üzerinde mürekkepli ayak izleri bıraktı. "Bu kesin Percy'nin elyazısı," dedi Ron. Koltuğuna çöktü ve parşömen tomarının üstündeki kelimelere göz attı: Ronald Weasley, Gryffindor Binası, Hogıvarts. Sonra dönüp diğer ikisine baktı. "Ne dersiniz?" "Açsana!" dedi Hermione merakla. Harry de başını salladı. Ron ruloyu açıp okumaya başladı. Gözleri parşömende aşağı doğru kaydıkça, kaşları daha da çatıldı. Bitirdiğinde, yüzünde iğrenmiş bir ifade vardı. Mektubu Harry ve Hermione'ye attı, onlar da birbirlerine doğru eğilerek birlikte okudular: Sevgili Ron, Senin Hogzvarts'ta sınıf başkam olduğunu henüz duydum (hem de bizzat Sihir Bakanından, o da yeni öğretmeniniz Profesör Umbridge'den duymuş). Page 143 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Bu haberi duyunca hem şaşırdım, hem sevindim, her şeyden önce sana tebriklerimi sunayım. tiraf edeyim ki, benim izimden yürüyeceğine, "Fred ve George" yolu diyebileceğimiz şeye sapacağından korkmuştum hep; bu nedenle de, otoriteye karşı koymaktan vazgeçip biraz gerçek sorumluluk yüklenmeye karar verdiğini duyduğum andaki hislerimi hayal edebilirsin. Ama sana tebrikten de öte bir şeyler sunmak istiyorum, Ron, sana nasihat etmek istiyorum, onun için de bunu normal sabah postasıyla değil, gece yolluyorum. Umarım, bu385 nü meraklı gözlerden uzakta okuma fırsatı bulur ve rahatsız edici sorulardan kaçınabilirsin. Bakanın bana senin sınıf başkanı olduğunu söylerken ağzından kaçırdığı bir şeyden anladığım kadarıyla, hâlâ Harry Potter'la sık sık görüşüyorsun. Sana söylemek zorundayım ki, Ron, seni rozetini kaybetme tehlikesiyle en fazla karşı karşıya bırakacak şey, o çocukla arkadaşlığım sürdürmendir. Evet, eminim bunu duyunca şaşırdm -şüphesiz Potter'ın hep Dumbledore'un gözdesi olduğunu söyleyeceksin- ama ben kendimi sana Dumbledore'un uzun süre Hogwarts'ın başında kalmayacağını ve önem taşıyan kişilerin Potter'm davranışları hakkında onıınkinden çok farklı -ve muhtemelen daha doğru- bir görüşleri olduğunu ifade etmek zorunda hissediyorum. Burada daha fazlasını söyleyecek değilim, ama eğer yarın Gelecek Postası'na bakarsan, rüzgârın ne yönden estiği konusunda iyi bir fikir elde edebilirsin - bak bakalım, bendenizi de tanıyabilecek misin! Cidden, Ron, Potter'la birlikte sen de yanmak istemezsin, gelecekteki planların açısından sana ciddi bir zararı olabilir. Dahası ben burada, okuldan sonraki hayattan da söz ediyorum. Mahkemeye gelirken babamız ona eşlik ettiğine göre, senin de mutlaka farkında olduğun gibi, Potter bu yaz bütün Büyüceşûra karşısında bir disiplin duruşmasına çıktı ve pek de parlak bir izlenim bırakmadı. Bana sorarsan sadece basit bir teknik ayrıntı sayesinde kurtuldu, kaldı ki konuştuğum birçok kişi de onun suçluluğuna ikna olmuş durumda. Potter'la bağlarını koparmaya korkuyor olabilirsin 386 -onun dengesiz olduğunun ve, bildiğim kadarıyla, şiddete başvurabildiğinin farkındayım-ama eğer bu konuda kaygıların varsa ya da Potter'ın davranışlarında seni rahatsız eden başka bir şey saptadınsa, sana nasihat etmekten fazlasıyla memnun olacak Dolores Umbridge'le konuşmanı tavsiye ederim, ki gerçekten çok hoş bir kadındır. Bu da beni diğer nasihatime getiriyor. Yukarıda ima ettiğim gibi, Hogwarts'ta Dumbledore rejimi çok geçmeden sona erebilir. Sen ona değil, okula ve Bakanlık'a sadık olmalısın, Ron. Bakanlık'ın Hogıaarts'ta büyük bir şevkle arzu ettiği gerekli değişiklikleri yapmaya çaba harcayan Profesör Umbridge'in, öğretmen kadrosundan şimdiye kadar pek az işbirliği elde edebildiğini duymak beni çok üzüyor (ancak önümüzdeki hafta işi kolaylaşabilir - yine, yarın Gelecek Postası'ttfl bak diyeceğimi). Sadece şunu söylüyorum -şimdi Profesör Umbridge e yardım etmeye gönüllü görünen bir öğrenci, bir iki yıl içinde Öğrenciler Başkanlığı için avantajlı bir yerde olacaktır! Yazın seni daha fazla göremediğim için üzgünüm. Anne babamızı eleştirmek bana acı veriyor ama, onlar Dumble-dore'un çevresindeki tehlikeli güruhla böylesine içli dışlıyken, korkarım artık çatıları altında kalamam. (Anneme yazacak olursan, ona Dumbledore'un pek iyi dostu olan Sturgis Podmore adlı birinin Bakanlık'a izinsiz girme yüzünden bu yakınlarda Azkaban'a gönderildiğini söyleyebilirsin belki. Böylece, şu sıralarda ne tür adi suçlularla sıkı fıkı olduklarını da açıkça görürler sanırım.) Ben adımın böyle insanlarla anılması lekesinden kurtulduğum için kendimi çok talihli sayıyorum -Bakan bana ancak bu kadar kibar davrana387 bilirdi- ve umuyorum ki, Ron, sen de aile bağlarının gözlerini kör etmesine ve annemizle babamızın inançlarının ve eylemlerinin nasıl yoldan çıktığını görmeni engellemesine izin vermezsin. Ben onların, zamanla, ne kadar yanıldıklarının farkına varacaklarını samimiyetle ümit ediyorum ve elbette ki, o gün geldiğinde büyük bir özrü kabul etmeye hazır olacağım. Page 144 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Lütfen söylediklerim üzerine, özellikle Harry Potter'a ilişkin bölümü hakkında iyice düşün. Sınıf başkanı olduğun için tekrar tebrikler. Ağabeyin, Percy Harry başım kaldırıp Ron'a baktı. "Eh," dedi, sanki bütün bunlara şaka gözüyle bakıyormuş gibi, "eğer benimle - şey - neydi?" -Percy'nin mektubuna baktı- "Ha evet - 'bağlarını koparmak' istiyorsan, yemin ederim ki şiddete başvurmayacağım." "Ver şunu," dedi Ron, elini uzatarak. "O -" dedi Ron sinirden titreyerek, Percy'nin mektubunu ortasından ikiye ayırdı "dünyanın -" bu sefer dörde ayırdı "en büyük -" sekize böldü, "rezili." Parçaları ateşe attı. "Gel hadi, bunu şafaktan önce bitirmemiz lazım," dedi Harry'ye, Profesör Sinistra'nın ödevini tekrar önüne çekerek. Hermione, yüzünde tuhaf bir ifadeyle Ron'a bakıyordu. Birden, "Öf, ver şunları," dedi. "Ne?" dedi Ron. "Onları bana ver, bakıp düzelteyim." 388 "Ciddi misin? Ah, Hermione, hayat kurtarıyorsun," dedi Ron. "Ben şimdi nasıl -" "Şöyle diyebilirsin: 'Bir daha ev ödevlerimizi asla bu kadar geç vakte bırakmamaya söz veriyoruz,' " dedi Hermione, ikisinin ödevlerini almak için iki elini de uzatırken. Ama eğleniyormuş gibi de bir hali vardı. Harry halsiz halsiz, "Milyon kere teşekkürler, Hermione," dedi. Ödevini ona uzatıp yeniden koltuğa çökerek gözlerini ovuşturdu. Şimdi saat gece yarısını geçmişti ve ortak salonda, onların üçü ve Crookshanks dışında kimse kalmamıştı. Hermione'nin onların ödevlerinin orasında burasında cümleleri çizerken çıkardığı sesle, masaya serpiştirilmiş başvuru kitaplarında kimi bilgileri kontrol ederken sayfalardan çıkan hışırtı dışında hiç ses duyulmuyordu. Harry bitap düşmüştü. Karnında, yorgunlukla hiç ilgisi olmayan, ama şimdi ateşin göbeğinde simsiyah kıvrılmış duran mektupla çok ilgisi olan, garip, boş, bulantıya benzer bir duygu vardı. Hogwarts'taki insanların yarısının ona tuhaf, hatta deli gözüyle baktığını biliyordu; Gelecek Postasz'nın aylardır ona ilişkin kötü niyetli imalarda bulunduğunu da. Ama bunu Percy'nin mektubunda olduğu gibi yazılı görmek, Percy'nin Ron'a onu bırakmasını, hatta Umbridge'e onun hakkında bir şeyler söylemesini tavsiye ettiğini bilmek, kendi durumunu gözünde daha önce hiç olmadığı kadar gerçek hale getirmişti. Percy'yi dört yıldır tanıyordu, bu süre içinde yaz tatillerinde evlerinde kalmış, Quid-ditch Dünya Kupası sırasında onunla aynı çadırı paylaş389 mış, hatta geçen yıl Üçbüyücü Turnuvası'nın ikinci görevinde Percy ona tam puan vermişti; oysa şimdi Percy onun dengesiz olduğunu, dahası şiddete başvurabileceğini söylüyordu. Harry'nin içinde vaftiz babasına yönelik bir anlayış dalgası kabardı. Belki de şu anda neler hissettiğini en iyi anlayacak kişi Sirius'tu, çünkü o da aynı durumdaydı. Büyücülük dünyasındaki hemen hemen herkes Sirius'un tehlikeli bir katil ve büyük bir Voldemort destekçisi olduğunu düşünüyordu ve o, bu bilgiyle on dört yıldır yaşıyordu... Harry gözlerini kırptı. Az önce şöminedeki ateşte, orada olamayacak bir şey görmüştü. Bir anda çakıp görünmüş ve derhal kaybolmuştu. Hayır... olamazdı... Siri-us'u düşündüğü için bunu hayal etmiş olmalıydı... "Tamam, yaz bakalım şunu," dedi Hermione Ron'a, ödevini ve kendi elyazısıyla dolu bir tabakayı ona vererek, "sonra da senin için yazdığım kapanışı ekle." "Hermione, samimi söylüyorum, sen tanıdığım en harika insansın," dedi Ron cılız bir sesle, "ve sana bir daha kabalık edersem -" "- normal haline döndüğünü anlarım," dedi Hermione. "Harry, seninki sondaki şu parça hariç tamam, sanırım Profesör Sinistra'yı yanlış duymuşsun, Europa muzla değil, buzla kaplı - Harry?" Page 145 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Harry iskemlesinden kayıp dizlerinin üstüne çökmüştü, şimdi yer yer yanık ve havlan dökülmüş şömine halısına çömelmiş, alevlere bakıyordu. "Şey - Harry?" dedi Ron tedirgin bir sesle. "Orda ne arıyorsun?" 390 "Az önce ateşte Sirius'un başını gördüm," dedi Harry. Hayli sakin konuşuyordu; ne de olsa bir önceki yıl da Sirius'un başını aynı şöminenin ateşinde görmüş ve onunla konuşmuştu. Ama bu sefer sahiden görüp görmediğinden emin olamıyordu... öyle çabuk yok olmuştu ki... "Sirius'un başı mı?" diye tekrarladı Hermione. "Yani Üçbüyücü Turnuvası'nda seninle konuşmak istediği zamanki gibi mi demek istiyorsun? Ama şimdi bunu yapmaz değil mi, çünkü bu çok Siriıısl" Soluğu kesilerek ateşe baktı; Ron elinden tüy kalemini düşürdü. Dans eden alevlerin ortasında Sirius'un başı duruyordu, uzun siyah saçları sırıtan yüzünü çevreliyordu. "Herkes ortadan kaybolmadan sizin de yatmaya gideceğinizi düşünmeye başlamıştım," dedi. "Saat başı kontrol ediyordum." Harry, yarı gülerek, "Saatte bir ateşe mi girip çıkıyor-dun?" dedi. "Meydan boş mu diye görmek için, sadece birkaç saniyecik." Hermione endişeyle, "Ama ya görülseydin?" dedi. "Şey, sanırım bir kız -haline bakılırsa, birinci sınıftan-beni şöyle bir görür gibi oldu, ama üzülme," diye hemen ekledi Sirius, Hermione elini ağzına götürünce, "yeniden baktığı anda yok olmuştum, bahse girerim ki beni tuhaf biçimli bir kütük falan sanmıştır." "Ama, Sirius, büyük bir tehlikeye atılıyorsun -" diye lafa başladı Hermione. 391 "Sen de Molly'ye benzedin/' dedi Sirius. "Harry'nin mektubunu şifreye başvurmadan cevaplamanın tek yolu buydu - şifreler de kırılabilir." O, Harry'nin mektubundan söz edince, Hermione de, Ron da dönüp hayretle Harry'ye baktılar. "Sirius'a yazdığını söylememiştin!" dedi Hermione suçlarcasma. "Unuttum," dedi Harry. Gerçekten de doğruydu bu; Cho'yla Baykuşhane'de karşılaştıktan sonra, önceki her şey aklından uçup gitmişti. "Bana öyle bakma, Hermione; hiç kimse o mektuptan gizli bilgi elde edemezdi, değil mi, Sirius?" "Hayır, çok iyiydi," dedi Sirius, gülümseyerek. "Neyse, acele edelim ki kimse bizi rahatsız etmesin - yara izin." Ron, "N'olmuş -?" diye başladı, ama Hermione onun sözünü kesti. "Sana sonra anlatırız. Devam et, Sirius." "Eh, acıması hiç de hoş değildir tabii, ama ciddi olarak endişe edecek bir yanı olduğunu sanmıyorum. Sonuçta geçen yıl boyunca acımıştı, değil mi?" "Evet, Dumbledore bana bunun Voldemort güçlü bir duyguya kapıldığı zaman olduğunu söylemişti," dedi Harry, Ron ve Hermione'nin yüzlerini buruşturmalarına her zamanki gibi aldırmayarak. "Yani belki de, ne bileyim, cezaya kaldığım o akşam gerçekten kızmıştı falan." "Eh, şimdi geri döndüğüne göre, artık daha sık acıyacak," dedi Sirius. "Sence bunun ben cezadayken Umbridge'in bana do-kunmasıyla bir ilgisi yok mu?" diye sordu Harry. 392 "Sanmıyorum," dedi Sirius. "Onun namını duydum ve Ölüm Yiyen olmadığından emin -" "Olabilecek kadar iğrenç ama," dedi Harry karanlık karanlık. Ron ve Hermione de aynı fikirde olduklarını göstermek için çılgınca baş salladılar. "Evet ama, dünya iyi insanlarla Ölüm Yiyen'ler şeklinde ikiye ayrılmıyor/' dedi Sirius, acı bir gülümsemeyle. "Pisliğin teki olduğunu biliyorum yine de - Remus'un onun hakkında neler dediğini duymalısınız." "Lupin onu tanıyor mu?" diye sordu Harry hemen, Umbridge'in ilk dersinde tehlikeli melezler için dediklerini hatırlayarak. "Hayır," dedi Sirius, "ama iki yıl önce onun iş bulmasını neredeyse imkânsız hale getiren Page 146 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı kurtadam-karşıtı bir yasa taslağı hazırlamıştı." Harry, Lupin'in bugünlerde ne kadar pejmürde göründüğünü hatırladı ve Umbridge'e duyduğu nefret daha da şiddetlendi. Hermione öfkeyle, "Kurtadamlarla ne alıp veremediği var?" dedi. Sirius onun hiddetine gülümseyerek, "Korkuyor sanırım," dedi. "Yarı insanlardan nefret ettiği belli; geçen yıl denizhalkmın toplanıp etiketlenmesi için bir kampanya yürüttü. Kreacher gibi küçük hergeleler ortada serbest dolaşırken, denizhalkını mahkûm etmek için vakit ve enerji harcamayı hayal edebiliyor musunuz?" Ron güldü, ama Hermione üzülmüş gibiydi. "Sirius!" dedi suçlayan bir edayla. "Ama sahiden, Kreacher konusunda biraz çaba harcasan, ondan karşılığı393 m alırsın sanıyorum. Sonuç olarak, ailesinden ona kalmış tek üye sensin ve Profesör Dumbledore dedi ki -" Sirius, "Ee, Umbridge'in dersleri nasıl, peki?" diye onun sözünü kesti. "Sizi bütün melezleri öldürmek üzere mi eğitiyor?" "Hayır," dedi Harry, Kreacher'ı savunması yarıda kesilen Hermione'nin gücenmiş haline aldırmayarak. "Hiç sihir kullanmamıza izin vermiyor!" "Bütün yaptığımız, o aptal ders kitabını okumak," dedi Ron. "Eh, şimdi anlaşıldı," dedi Sirius. "Bakanlık içinden aldığımız istihbarata göre, Fudge sizin savaşmak üzere eğitilmenizi istemiyormuş." "Savaşmak üzere eğitilmek mi?!" diye tekrarladı Harry, kulaklarına inanamayarak. "Ne sanıyor yani, burada bir tür büyücü ordusu mu kuruyoruz?" "Aynen öyle sanıyor," dedi Sirius, "ya da, Dumble-dore'un bunu yapmasından korkuyor - Sihir Bakanlığı'nı ele geçirmede kullanacağı özel bir ordu kurmasından." Bir sessizlik oldu, sonra Ron, "Bu, hayatta duyduğum en aptalca şey," dedi. "Luna Lovegood'un uydurdukları da dahil." "Demek Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'yı öğrenmemiz, Fudge Bakanlık'a karşı büyü kullanmamızdan korktuğu için engelleniyor, öyle mi?" dedi Hermione. Fena halde kızmış görünüyordu. "Aynen," dedi Sirius. "Fudge, Dumbledore'un iktidarı ele geçirmek için hiçbir şeyden kaçınmayacağını düşünüyor. Her gün Dumbledore konusunda daha da paranoyak394 ça davranıyor. Dumbledore'un düzmece bir gerekçeyle tutuklanması an meselesi." Bu, Harry'ye, Percy'nin mektubunu hatırlattı. "Yarın Gelecek Postası'nda Dumbledore hakkında bir şey olup olmayacağını biliyor musun? Ron'un ağabeyi Percy, olacak diye düşünüyor da -" "Bilmiyorum," dedi Sirius. "Hafta sonu boyunca Yoldaşlık'tan kimseyi görmedim, hepsi meşgul. Burada sadece Kreacher'la ben varız..." Sirius'un sesinde açıkça fark edilen kederli bir ton vardı. "Öyleyse Hagrid'den de haber almadın, ha?" "Ah..." dedi Sirius, "bilmiyorum, geri dönmüş olması gerekiyordu, kimse onun başına ne geldiğinden emin değil." Sonra, onların yüzlerindeki endişeli ifadeyi görünce ekledi: "Ama Dumbledore dert etmiyor, onun için şimdi durduk yerde paniğe kapılmayın; Hagrid'in iyi olduğundan eminim." "Ama şimdiye kadar dönmüş olması gerekiyorsa..." dedi Hermione ince, kaygılı bir sesle. "Yanında Madam Maxime vardı, onunla temastayız, eve dönerken ayrıldıklarını söylüyor - ama başına bir iş geldiğini gösteren hiçbir şey yok - yani gayet iyi durumda olmadığını gösteren hiçbir şey." kna olmayan Harry, Ron ve Hermione birbirlerine endişeli bakışlar attılar. "Dinleyin beni, Hagrid hakkında çok soru sormayın," dedi Sirius telaşla. "Böyle bir şey, onun geri dönmediği gerçeğine daha fazla dikkat çeker ve Dumbledore'un buPage 147 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 395 nü istemediğini biliyorum. Hagrid sağlamdır, ona bir şey olmaz." Onlar yine de neşelenmiş görünmeyince, "Sizin bir sonraki Hogsmeade hafta sonunuz ne zaman, bakalım?" diye sordu. "Yani, istasyonda köpek kılığını yutturmuştuk, değil mi? Eh, ben de dedim ki -" "HAYIR!" dediler Harry ve Hermione hep bir ağızdan ve çok yüksek sesle. Hermione endişeyle, "Sirius, Gelecek Postası'm görmedin mi?" diye sordu. "Ha, o mu," dedi Sirius, sırıtarak, "hep benim nerede olduğum konusunda tahminler yürütüyorlar, aslında ellerinde ipucu falan yok -" "Evet ama, bizce bu sefer var," dedi Harry. "Malfoy trende bir şey söylemişti, köpeğin sen olduğunu bildiğini sanıyoruz, hem zaten babası da platformdaydı, Sirius -biliyorsun, Lucius Malfoy-, o yüzden ne yaparsan yap, buraya gelme. Eğer Malfoy seni tekrar tanırsa -" "Tamam, tamam, anlaşıldı," dedi Sirius. Hiç de halinden hoşnut görünmüyordu. "Bir fikirdi sadece, bir araya gelmek hoşuna gider diye düşündüm." "Gider tabii, ama senin tekrar Azkaban'a tıkıldığını görmek istemem!" dedi Harry. Bir sessizlik oldu. Sirius, çökük gözlerinin arasında bir kırışık belirerek, alevlerin arasından Harry'ye baktı. Sonunda, sesinde belli bir soğuklukla, "Sandığım kadar da babanın oğlu değilmişsin," dedi. "Tehlikesi bu işi James için daha da eğlenceli hale getirirdi." "Bak-" "Neyse, artık gitsem iyi olur, Kreacher'm merdiven396 den indiğini duyuyorum," dedi Sirius, oysa Harry onun yalan söylediğinden emindi. "Madem öyle, sana yazıp bir daha ne zaman şömineye gelebileceğimi söylerim, oldu mu? Eğer bu tehlikeyi göze alabilirsen, tabii." Küçük bir pop sesi duyuldu ve az önce Sirius'un başının olduğu yerde yeniden alevler oynaşmaya başladı. 397 ON BEŞ NC BÖLÜM •- •,••• sihapf fe Hogıvarts Yüksek Müfettişi Percy'nin mektubunda sözünü ettiği makaleyi bulmak için ertesi sabah Hermione'nin Gelecek Postası'm dikkatle taramak gerekecek sanmışlardı. Ancak, gazeteyi getiren baykuş giderken içi süt dolu sürahinin üzerini henüz aşmıştı ki, Hermione "hii" deyip gazeteyi masanın üzerine serdi. Dolores Umbridge'in büyük bir fotoğrafı, ağzı kulaklarında gülümseyerek, manşetin altından onlara usulca göz kırpıyordu. BAKANLIK EĞ T M REFORMUNA G D YOR DOLORES UMBRIDGE LK YÜKSEK MÜFETT Ş "Umbridge - Tüksek Müfettiş' mi?" dedi Harry kasvetle. Henüz yarısını yediği kızarmış ekmeği parmaklarının arasından kaydı. "Bu da ne demek?" Hermione yüksek sesle okudu: "Sihir Bakanlığı dün gece şaşırtıcı bir hamleyle, Hog-zvarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nda emsali görülmemiş 398 türden bir denetim sahibi olmasını sağlayacak yeni bir kanunu kabul etti. Page 148 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ' 'Bakan son zamanlarda Hogwarts'ta olanlardan gittikçe daha çok rahatsızlık duymaya başlamıştı,' dedi Ba-kan'ın ikinci Asistanı Percy Weasley. 'Şimdiyse, okulun istemedikleri bir yöne doğru gittiğini düşünen endişeli ailelerin kaygılarını dikkate alıyor.' "Bakan Cornelius Fudge, büyücülük okulunda ilerleme kaydetmek için geçtiğimiz haftalarda yine yasal düzenlemeye başvurmuştu. Daha önce, 30 Ağustosta, görevdeki Mü-dür'ün herhangi bir derse öğretmen adayı bulamaması halinde onun yerine Bakanlık'ın uygun birini seçmesini sağlayan Yirmi ki Numaralı Eğitim Kararnamesi çıkarılmıştı. " 'Dolores Umbridge, Hogıvarts'taki öğretmenlik görevine işte böyle getirildi,' dedi \Veasley dün gece. 'Dumble-dore kimseyi bulamayınca, Bakan, Umbridge'i atamıştı, tabii ki kendisi anında büyük bir başarı gösterdi -' " "Ne göstermiş, ne göstermiş?" dedi Harry yüksek sesle. "Dur, dahası da var," dedi Hermione acı acı. " '- anında büyük bir basan gösterdi, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinin öğretiminde devrim niteliğinde değişiklikler yaptı ve Hogzvarts'ta olanların içyüzü konusunda Bakan'a kaynağından bilgi akışı sağlamaya başladı.' "Hogıvarts Yüksek Müfettişliği denen yeni bir mevki-nin yaratılmasını sağlayan Yirmi Üç Numaralı Eğitim Kararnamesi ile Bakanlık, bu son işlevi resmileştiriyor. 399 " 'Bu, Bakanın kimilerince Hogıvarts'taki düşen standartlar olarak tanımlanan durumla başa çıkma planının yeni ve heyecan verici bir safhasını oluşturuyor,' dedi Weasley. 'Müfettiş, diğer eğitmenleri teftiş etme ve hepsinin yeterli nitelikte olup olmadığını denetleme yetkisine sahip olacak. Profesör Umbridge'e öğretmenlik görevine ek olarak bu görev de teklif edildi ve sevinçle bildiririz ki, kendisi bu teklifi kabul etti.' "Bakanlık'ın attığı bu yeni adımlar, Hogzvarts öğrencilerinin ailelerinden büyük destek gördü. "41 yaşındaki Mr Lucius Malfoy, dün gece Wiltshire'da-ki malikânesinde, 'Dumbledore'un adil ve tarafsız bir değerlendirmeye tâbi tutulacağını bildiğimden, şimdi içim çok daha rahat,' diye konuştu. 'Çocuklarının iyiliğini düşünen pek çok kişi gibi ben de, son birkaç yılda Dumbledore'un verdiği tuhaf kararlardan dolayı endişe içindeydim, şimdi durumun Bakanlık gözetimi altında olduğunu bilmekten hepimiz memnunuz.' "Hiç şüphesiz söz konusu tuhaf kararlar arasında, kurtadam Remus Lupin'in, yarı-dev Rubeus Hagrid'in ve kuruntu kumkuması eski Seherbaz 'Deli-Göz' Moody'nin öğretmenliğe getirilmesini de içeren tartışmalı atamalar bulunuyor. "Elbette bir taraftan da her yerde, bir zamanlar Uluslararası Büyücüler Konfederasyonu Yüce Şahsiyeti ve Bü-yüceşûra Başsihirbazı olan Albus Dumbledore'un, artık prestijli Hogıvarts okulunu yönetebilecek durumda olmadığı yolunda söylentiler dolaşıyor. "Bir Bakanlık çalışanı dün gece, 'Sanırım Müfettişin 400 atanması, Hogıuarts'a hepimizin güvenebileceği bir müdürün getirilmesi doğrultusunda atılmış ilk adım,' dedi. "Büyüceşûra'nın kıdemli üyeleri Griselda Marchbanks ve Tiberius Ogden, Hogıuarts Müfettişliği mevkisinin kabul edilişinin ardından durumu protesto ederek istifalarını sundular. " 'Hogwarts bir okul, Cornelius Fudge'm bürosunun ileri karakolu değil,' dedi Madam Marchbanks. 'Albus Dumble-dore'u karalamaya yönelik yeni ve iğrenç bir girişimden başka bir şey değil bu.' "(Madam Marchbanks'in bölücü cincüce gruplarıyla bağlantılarına ilişkin iddialar için, on yedinci sayfaya bakınız.)" Page 149 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Hermione okumayı bitirdi ve masanın öbür tarafından ikisine baktı. "Demek bu yüzden Umbridge'i başımıza sardılar! Fudge şu 'Eğitim Kararnamesi'ni çıkarıp onu zorla buraya sokmuş! Şimdi de ona diğer öğretmenleri teftiş etme yetkisi veriyor!" Hermione hızla nefes alıp veriyor, gözleri parıl parıl parlıyordu. "Buna inanamıyorum! Rezalet bu!" "Biliyorum," dedi Harry. Masanın üstünde duran yumruğuna baktı ve Umbridge'in ona derisini kese kese yazdırdığı sözcüklerin solgun beyaz hatlarını gördü. Ama Ron hafif hafif sırıtmaya başlamıştı. "Ne var?" dedi Harry ve Hermione aynı anda, ona bakarak. "McGonagall'ın teftiş edilişini görmeyi iple çekiyo401 rum," dedi Ron mutlu mutlu. "Umbridge neye uğradığım şaşıracak." "Hadi artık," dedi Hermione, yerinden hızla kalkarak, "gitmemiz gerekiyor, Binns'in dersini teftiş edecekse geç kalmamamız lazım..." Ama Profesör Umbridge, aynı bir önceki pazartesi olduğu kadar sıkıcı geçen Sihir Tarihi dersini teftiş etmedi. ki ders üst üste ksir için Snape'in zindanına geldiklerinde orada da yoktu; Harry'nin ay taşı konusundaki ödevi, üst köşesine iri, diken diken kara bir "F" çiziktirilmiş halde kendisine iade edildi. "S.B.D.'nizde böyle bir şey sunsanız alacağınız notu verdim size," dedi Snape, sırıtarak aralarında dolaşıp ödevlerini dağıtırken. "Böylece sınavda ne beklemeniz gerektiği konusunda gerçekçi bir fikir edinebilirsiniz." Snape sınıfın ön tarafına yürüdü ve dönüp onlara baktı. "Ödevlerin genel düzeyi berbattı. Bu, sınav olsaydı eğer, çoğunuz kalmıştınız. Bu hafta panzehirlerin değişik türleri konusundaki ödevinizde çok daha fazla gayret göstermenizi bekliyorum, yoksa o 'F' alan mankafaları cezaya bırakmaya başlamak zorunda kalacağım." Snape sırıtırken, Malfoy pis pis güldü ve sınıfta rahatlıkla duyulan bir fısıltıyla, "Bazıları T' mi almış? Hah!" dedi. Harry, Hermione'nin göz ucuyla bakıp, onun aldığı notu görmeye çalıştığını fark etti ve bu bilgiyi mümkünse kendine saklamak istediğinden, ay taşı ödevini çabucak çantasına tıktı. 402 Snape ona yine düşük not vermek için bir bahane bulamasın diye, Harry işe koyulmadan önce tahtadaki her şeyi defalarca okudu. Hazırladığı Kuvvetlendirme Solüsyonu, tam olarak Hermione'ninkinin turkuaz tonuna sahip olmamakla birlikte, en azından Neville'inki gibi pembe değil, maviydi. Ders sonunda şişesini Snape'in masasına bırakırken, içinde meydan okumayla karışık bir rahatlama duygusu vardı. "Eh, geçen haftaki kadar kötü değildi, değil mi?" dedi Hermione, zindanın merdivenlerini çıkıp, öğle yemeğine gitmek için Giriş Salonu'ndan geçerlerken. "Ev ödevi de çok kötü sayılmaz, değil mi?" Harry de Ron da cevap vermeyince, üsteledi: "Yani, tamam, madem S.B.D. düzeyinde not veriyor, zaten en yüksek notu beklemiyordum, ama şu anda geçer bir not da epey cesaret verici, ne dersiniz?" Harry'nin gırtlağından, her anlama gelebilecek bir ses çıktı. "Daha sınava kadar birçok şey olabilir tabii, kendimizi geliştirecek çok vaktimiz var, ama şimdi aldığımız notlar bir tür taban oluşturuyor, değil mi? Üstüne bir şeyler koyabileceğimiz bir taban..." Birlikte Gryffindor masasına oturdular. "Yani, tabii ki bir 'O' alsam çok heyecanlanırdım -" "Hermione," dedi Ron sert bir sesle, "ne not aldığımızı merak ediyorsan, sor." "Hayır - yani ben - şey, madem söylemek istiyorsunuz -" "Ben 'Z' aldım," dedi Ron, kâsesine çorba koyarak. "Mutlu oldun mu?" 403 r "Eh, bu utanılacak bir şey değil," dedi Fred. Az önce George ve Lee Jordan'la birlikte masaya gelmiş, Harry'nin sağma oturmuştu. "Şöyle güzel, sağlam bir 'Z'nin utanılacak tarafı yok." Page 150 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Ama," dedi Hermione, " 'Z'nin anlamı..." " 'Zayıf, evet," dedi Lee Jordan. "Yine de 'Fden iyidir, değil mi? 'Felaket'ten yani?" Harry yüzünü ateş bastığını hissetti ve böreğinin üstüne eğilip öksürük krizine tutulmuş gibi yaptı. Başını yeniden kaldırdığında, Hermione'nin S.B.D. notları konusuna hâlâ doyamamış olduğunu gördü üzüntüyle. "Yani en yüksek not 'O', 'Olağanüstü'," diyordu, "sonra U'-" "Hayır, 'B'," diye düzeltti George. " 'Beklenenin Üstünde'. Ben hep Fred'le benim her şeyden 'B' almamız gerektiğini düşünmüşümdür, çünkü sırf sınavlara gelmekle bile beklenenin üstüne çıktık." Herkes güldü, Hermione hariç. O ise konuşmaya devam etti: "Yani, 'B'den sonra 'U' var, 'Uygun', o da en düşük geçer not zaten, öyle değil mi?" "Öyle," dedi Fred. Elindeki böreği bütünüyle çorbanın içine bandı, ağzına attı ve olduğu gibi yuttu. "Sonra 'Z' var, 'Zayıf -" Ron tebrikleri kabul edermiş gibi kollarını kaldırdı - "ve 'F', yani 'Felaket'." "Sonra da ' '," diye hatırlattı George. " ' ' mi?" diye sordu Hermione, şaşkınlığa uğramış halde. " 'F'den bile düşük mü yani? ' ' de ne anlama geliyor ki?" " frit'," dedi George hemen. 404 Harry, George'un espri yapıp yapmadığını bilmemesine rağmen yine güldü. Kendini, bütün S.B.D.'lerinden ' ' aldığını Hermione'den saklamaya çalışırken gözünün önüne getirdi ve bundan sonra daha çok çalışmaya karar verdi. "Teftiş edilen dersiniz oldu mu hiç?" diye sordu Fred. "Hayır," dedi Hermione hemen. "Ya sizin?" "Demin, yemekten önce," dedi George. "Tılsım." "Nasıldı?" diye sordu Harry ve Hermione aynı anda. Fred omuz silkti. "Öyle çok kötü değildi. Umbridge köşede, elinde bir yazı altlığıyla pusuya yatıp notlar aldı. Flitvvick'in nasıl olduğunu bilirsiniz, ona bir misafirmiş gibi davrandı, hiç rahatsız olmuşa benzemiyordu. Umbridge pek bir şey demedi. Alicia'ya normalde derslerin nasıl olduğu hakkında bir iki soru sordu, Alicia da çok iyi olduğunu söyledi, hepsi o kadar." " htiyar Flitwick'in notunun kırılacağını hiç sanmıyorum," dedi George, "genellikle herkesi sınavlardan kazasız belasız geçirir." "Bu öğleden sonra kimin dersi var?" diye sordu Fred, Harry'ye. "Trelawney -" "Görüp göreceğim 'lerin en büyüğü." "- bir de Umbridge'in kendisi." "Eh, uslu bir çocuk ol da bugün Umbridge'e karşı kendini kaybetme," dedi George. "Daha fazla Quidditch antrenmanı kaçırırsan Angelina kuduracak." Ama Harry'nin Profesör Umbridge'le karşılaşmak için 405 Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersini beklemesi gerekmedi. Loş Kehanet odasının en arkasındaki bir sandalyede rüya güncesini çıkarıyordu ki, Ron dirseğiyle böğrünü dürttü ve dönüp bakan Harry, yerdeki kapaktan Profesör Umbridge'in çıkmakta olduğunu gördü. Neşeyle sohbet eden sınıfa birden sessizlik çöktü. Gürültü seviyesindeki bu ani düşüş nedeniyle, elindeki Rüya Tabirleri'ni öğrencilere dağıtmakta olan Profesör Trelawney de dönüp baktı. "Tünaydın, Profesör Trelawney," dedi Profesör Umb-ridge, yüzünde o kocaman gülümsemesiyle. "Gönderdiğim pusulayı aldınız umarım? Hani teftişinizin gününü ve saatini belirten?" Profesör Trelawney başıyla aksi aksi onayladı ve hayli gücenmiş bir halde, Profesör Umbridge'e arkasını dönüp kitapları dağıtmaya devam etti. Profesör Umbridge, yüzündeki gülümseme silinmeksizin, en yakın koltuğu arkasından tutup sınıfın önüne, Profesör Trelawney'nin koltuğunun birkaç santim arkasında bir yere çekti. Sonra da oturdu, çiçekli çantasından yazı altlığını çıkardı ve dersin başlaması için sabırsızlamyormuşçasına, yüzünde beklenti dolu bir ifadeyle başını kaldırdı. Profesör Trelawney hafiften titreyen ellerle şalına sıkı sıkı sarındı ve her şeyi çok büyük gösteren Page 151 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı gözlük camlarının arkasından sınıfa göz gezdirdi. Her zamanki gizemli ses tonunu taklit etmeye yönelik cesur bir girişimle, "Bugün kehanet niteliğindeki rüyaları işlemeye devam edeceğiz," dedi, ama sesi biraz titriyordu. "Lütfen ikili gruplara ayrılın ve Rüya Tabirle406 ri'ne başvurarak birbirinizin en son gece imgelerini yorumlayın." Tam yerine dönmeye hamle etmişti ki, Profesör Umb-ridge'in kendi koltuğunun yanı başında oturduğunu görünce derhal Parvati ve Lavender'a yöneldi. kisi, Parva-ti'nin önceki gece gördüğü rüya üzerine koyu bir tartışmaya dalmıştı bile. Harry Rüya Tabirleri'ni açtı, bir taraftan da gizlice Umbridge'i izliyordu. Umbridge not almaya başlamıştı bile. Birkaç dakika sonra ayağa kalktı ve Trelawney'nin arkasından sınıfı dolaşmaya, onun öğrencilerle konuşmalarını dinleyip kâh orada kâh burada soru sormaya başladı. Harry aceleyle başını kitabına gömdü, "Bir rüya düşün, çabuk," dedi Ron'a, "ihtiyar kurbağa buraya gelirse diye." "Geçen sefer ben yaptım," diye itiraz etti Ron, "sıra sende, sen anlat bir tane." "Of, bilmiyorum..." dedi Harry çaresizce, son birkaç gündür rüya görüp görmediğini hatırlayamıyordu. "Diyelim ki ben... Snape'i kazanımın içinde boğduğumu gördüm. Evet, bu olur..." Ron Rüya Tabirleri'ni açarken kıkır kıkır güldü. "Tamam, rüyayı gördüğün tarihle yaşım ve rüya konusunun harf sayısını toplamamız gerekiyor... acaba konu 'boğmak' mı, 'kazan' mı, yoksa 'Snape' mi?" "Ne fark eder, seç bir tane işte," dedi Harry. Riski göze alıp arkasına baktı. Profesör Umbridge şimdi Profesör Tre-lawney'nin omzunun dibinde duruyor ve Kehanet öğretmeni Neville'e rüya güncesiyle ilgili soru sorarken not tutuyordu. 407 "Rüyayı ne zaman gördüm demiştin?" dedi Ron, hesaplarına gömülmüş halde. "Bilmem, dün gece, ya da sen ne zaman istiyorsan," dedi Harry, Umbridge'in Profesör Trelawney'ye söylediklerini duymaya çalışarak. Şimdi Ron'la onun oturduğu yerden sadece bir masa ötedeydiler. Profesör Umbridge yine yazı altlığına birtakım notlar alıyor, Profesör Trelavv-ney ise son derece bozulmuş görünüyordu. "Pekâlâ," dedi Umbridge, başını kaldırıp Trelaw-ney'ye bakarak, "tam olarak ne zamandır bu görevde bulunuyorsunuz?" Profesör Trelawney ona kaşlarını çattı. Teftişin gurur kırıcılığından kendini mümkün olduğunca korumak isti-yormuşçasına kollarını kavuşturmuş, omuzlarını kısmıştı. Kısa bir sessizlikten sonra, sorunun makul bir şekilde duymazdan gelebileceği kadar kırıcı olmadığına karar vermiş olacak ki, "Yaklaşık on altı yıldır," dedi, fevkalade gücenmiş bir ses tonuyla. "Hayli uzun bir süre," dedi Profesör Umbridge, yazı altlığına not alarak. "Sizi işe alan, Profesör Dumbledore'du, öyle mi?" "Doğru," dedi Profesör Trelawney sadece. Profesör Umbridge bir not daha aldı. "Ve şanlı Görücü Cassandra Trelawney'nin torununun torunusunuz, öyle mi?" "Evet," dedi Profesör Trelawney, başını biraz kaldırarak. Bir not daha. "Ama sanıyorum -yanılıyorsam düzeltin- Cassandra'dan bu yana ailenizde kinci Görü sahibi ilk kişi sizsiniz." 408 "Bu tür şeyler genelde - ee - üç kuşak atlar," dedi Profesör Trelawney. Profesör Umbridge'in kurbağa gibi gülümsemesi yüzüne adamakıllı yayıldı. "Elbette," dedi tatlı tatlı, bir not daha alarak. "O halde, benim için bir tahminde bulunuverirseniz..." Başım kaldırıp sorarcasına baktı, hâlâ gülümsüyordu. Profesör Trelawney kulaklarına inanamıyormuş gibi kaskatı kesildi. "Sizi anlamıyorum," dedi, zayıf boynunun etrafındaki şalına can havliyle yapışarak. Page 152 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Benim için bir tahminde bulunmanızı istiyorum," dedi Profesör Umbridge gayet net bir sesle. Kitaplarının arkasından çaktırmadan izleyenler sadece Harry ve Ron değildi. Sınıfın çoğu öylece kalakalmış, Profesör Trelawney'ye bakıyordu. Trelawney boncuklarını ve bileziklerini şıkırdatarak sırtım dikleştirdi. " ç Göz'ün Görü'sü emre amade değildir!" dedi, hakarete uğramış gibi bir sesle. "Anlıyorum," dedi Profesör Umbridge kadife gibi bir sesle. Yazı altlığına bir kez daha not aldı. "Ben - ama - ama... durun!" dedi Profesör Trelawney birden, puslu sesini kullanmaya gayret ederek. Ancak sesinin öfkeden titriyor olması gizemli etkiyi berbat ediyordu. "Sanırım... sanırım bir şey görüyorum... sizinle ilgili bir şey... hatta, bir şey hissediyorum... karanlık bir şey... vahim bir tehlike..." Profesör Trelawney titreyen bir parmakla Profesör Umbridge'i işaret etti, Umbridge ise kaşlarını kaldırmış, ona nazikçe gülümsüyordu. 409 "Korkarım... korkarım vahim bir tehlikeyle karşı karşı-yasınız!" diye dramatik bir final yaptı Profesör Trelawney. Bir an sessizlik oldu. Profesör Umbridge'in kaşları hâlâ kalkıktı. "Pekâlâ," dedi usulca, yine bir şeyler çiziktirerek. "Eh, elinizden gelen bundan ibaretse..." Arkasını döndü. Profesör Trelawney olduğu yere mıh-lanmıştı, göğsü gözle görülür bir şekilde şişip iniyordu. Harry, Ron'un bakışlarını yakaladı ve onun da kendisiyle tamamen aynı şeyi düşündüğünü anladı: kisi de Profesör Trelawney'nin koca bir sahtekâr olduğunu biliyordu, gel-gelelim Umbridge'den öylesine nefret ediyorlardı ki, kendilerim Trelawney'den yana hissediyorlardı - yani en azından Trelawney yanı başlarında bitene kadar. "Ee?" dedi, kendinden beklenmeyecek kadar canlı bir sesle. Uzun parmaklarını Harry'nin burnunun dibinde şıklattı. "Rüya güncenize nasıl başladığınıza bir bakalım lütfen." Harry'nin rüyalarını gücünün yettiği kadar yüksek sesle yorumladıktan sonra (anlaşılan hepsi, hatta yulaf lapası yediğini gördüğü rüyalar bile, feci ve zamansız bir ölüme işaret ediyordu), Harry'nin ona karşı sempatisi hayli azalmıştı. Bütün bunlar olurken Profesör Umbridge bir iki metre ötede durmuş, not alıyordu. Zil çaldığında gümüş merdivenden ilk inen o oldu, on dakika sonra Karanlık Sanatlara Karşı Savunma sınıfına adım attıklarm-daysa çoktan gelmiş, onları bekliyordu. Sınıfa girdiklerinde kendi kendine şarkı mırıldanıyor ve gülümsüyordu. Hepsi Savunma Sihri Kuramı ki410 taplarını çıkarırlarken, Harry ve Ron, Aritmansi'den gelen Hermione'ye Kehanet'te olanları anlattılar, ama Her-mione'nin herhangi bir şey sormasına fırsat kalmadan Profesör Umbridge sınıfta sessizlik istedi ve herkes sustu. "Asalarınızı kaldırın," diye buyurdu, yüzünde bir gülümsemeyle. Asalarını çıkaracak kadar iyimser olanlar, onları üzüntüyle çantalarına geri koydu. "Geçen derste Birinci Bölüm'ü bitirdiğimiz için, bugün on dokuzuncu sayfayı açın ve ' kinci Bölüm, Yaygın Savunma Kuramları ve Kökenleri'ne başlayın. Konuşmaya gerek yok." Yüzünde hâlâ o kocaman, kendinden memnun gü-lümsemesiyle, masasına oturdu. Herkes aynı anda on dokuzuncu sayfayı açarken sınıftan toplu bir iç çekiş yükseldi. Harry sıkkın sıkkın, kitapta yıl boyunca okumalarına yetecek kadar bölüm olup olmadığını merak ederek tam içindekiler sayfasına bakmak üzereydi ki, Hermione'nin elinin yine havada olduğunu fark etti. Profesör Umbridge de fark etti. Üstelik bu sefer, böyle durumlara karşı bir strateji geliştirmişe benziyordu. Her-mione'yi görmemiş gibi yapmak yerine ayağa kalktı ve ön sıraların etrafından dolaşıp karşısına geldi. Sonra eğildi ve sınıfın geri kalanının duyamayacağı bir biçimde fısıldadı: "Bu defa ne var, Miss Granger?" "Ben kinci Bölüm'ü çoktan okudum," dedi Hermi-one. "Pekâlâ, o zaman Üçüncü Bölüm'e geçin." "Onu da okudum. Bütün kitabı okudum." 411 Profesör Umbridge bir an gözlerini kırpıştırdı, ama neredeyse hemen kendini toparladı yine. Page 153 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Peki, o halde bana On Beşinci Bölüm'de Slinkhard'm karşı-uğursuzluklar hakkında söylediklerini anlatabilirsiniz herhalde." "Karşı-uğursuzluklarm yanlış adlandırıldığını söylüyor/' dedi Hermione hemen. " 'Karşı-uğursuzluk', sadece kendi uğursuzluk büyülerini daha kabul edilebilir göstermeye çalışan insanların onlara verdiği bir isimdir, diyor." Profesör Umbridge kaşlarını kaldırdı, Harry onun istemese de etkilendiğini anladı. "Ama ben aynı fikirde değilim," diye devam etti Hermione. Profesör Umbridge'in kaşları daha da kalktı, bakışla-rıysa belirgin bir şekilde soğuklaştı. "Aynı fikirde değil misiniz?" "Değilim," dedi Hermione. Umbridge'in tersine, fısıltıyla değil, rahatlıkla işitilebilir bir sesle konuşuyordu ve bütün sınıfın dikkatini çekmişti. "Mr Slinkhard uğursuzluk büyülerini pek sevmiyor, değil mi? Ama bence savunma amaçlı kullanıldıklarında çok faydalı olabilirler." "Öyle mi dersiniz?" dedi Profesör Umbridge, fısıldamayı unutup doğrularak. "Ama korkarım ki bu sınıfta önemli olan Mr Slinkhard'm fikri, sizinki değil, Miss Granger." "Ama -" diye başladı Hermione. "Yeter," dedi Profesör Umbridge. Tekrar sınıfın ön tarafına yürüyüp tam karşılarında durdu, dersin başındaki şen şakrak halinden eser kalmamıştı. "Miss Granger, Gryffindor'dan beş puan alıyorum." 412 Bunun üzerine sınıftan mırıltılar yükseldi. "Neden?" dedi Harry kızgın kızgın. "Sen karışma sakın!" diye telaşla fısıldadı Hermione. "Anlamsız müdahalelerle dersimi böldüğü için," dedi Profesör Umbridge yumuşak bir ses tonuyla. "Burada olmamın sebebi, size Bakanlık tarafından onaylanmış bir yöntemle ders vermek ve bu yöntemde, pek anlamadıkları konularda öğrencilerin fikrini sormaya yer yok. Daha önce bu dersi veren öğretmenleriniz size daha çok serbestlik tanımış olabilir, ama hiçbiri bir Bakanlık teftişinden geçemezdi -belki Profesör Quirrell hariç, hiç olmazsa o kendini yaşınıza uygun konularla sınırlandırmıştı-" "Evet, Quirrell muhteşem bir öğretmendi," dedi Harry yüksek sesle, "yalnız kafasının arkasında Lord Vol-demort'un bulunması gibi ufacık bir kusuru vardı." Bu sözleri, Harry'nin ömründe duyduğu en kulak tırmalayıcı sessizliklerden biri izledi. Sonra da "Sanırım bir hafta daha ceza size iyi gelecek, Mr Potter," dedi Umbridge ipek gibi bir sesle. * Harry'nin elinin üstündeki kesik anca iyileşmişti zaten; ertesi sabah ise yine kanıyordu. Akşam cezada hiç yakınmadı; Umbridge'e o zevki tattırmamaya kararlıydı; üst üste Yalan söylememeliyim yazarken, her yeni harfle kesik derinleşmesine karşın gıkı çıkmadı. Bu ikinci haftalık cezanın en kötü tarafı, George'un tahmin ettiği gibi, Angelina'nın tepkisiydi. Salı sabahı kahvaltı için Gryffindor masasına geldiğinde Angelina onu köşeye sıkıştırdı ve öyle bir bağırmaya başladı ki, 413 Profesör McGonagall öğretmenler masasından kalkıp hızla yanlarına geldi. "Miss Johnson, ne cüretle Büyük Salon'da böyle çıngar çıkarırsınız? Gryffindor'dan beş puan!" "Ama Profesör - gitti cezaya bıraktırdı kendini yine -" "Ne demek oluyor bu, Potter?" dedi Profesör McGonagall sert bir sesle, hızla Harry'ye dönerek. "Ceza mı? Kimden?" "Profesör Umbridge'den," dedi Harry mırıldanır gibi. Profesör McGonagall'm kare çerçevenin arkasındaki boncuk gibi gözlerine bakamıyordu. "Yani şimdi sen," dedi Profesör McGonagall, sesini arkalarındaki bir grup meraklı Ravenclaw'un duyamayacağı kadar alçaltarak, "geçen pazartesi sana yaptığım uyarıdan sonra yine Profesör Umbridge'in dersinde kendini kaybettiğini mi söylüyorsun?" "Evet," diye mırıldandı Harry, gözlerini yerden ayırmadan. "Potter, kendine hâkim olman gerek! Bu gidişle başını ciddi bir belaya sokacaksın! Gryffindor'dan Page 154 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı beş puan daha!" "Ama - ne -? Profesör, hayır!" dedi Harry, bu adaletsizlik karşısında fena halde hiddetlenerek. "Zaten o beni cezalandırıyor, bir de siz niye puan alıyorsunuz?" "Çünkü göründüğü kadarıyla cezaların senin üzerinde herhangi bir etkisi olmuyor!" dedi Profesör McGonagall ters ters. "Hayır, tek bir kelime bile söyleme, artık şikâyet istemiyorum, Potter! Miss Johnson, siz de ya bundan sonra bağrış çağnşınızı Çjuidditch sahasına saklayın ya da takım kaptanlığını kaybetme riskini göze alın!" 414 Profesör McGonagall öğretmenler masasına döndü. Angelina'nın uzaklaşmadan önce tiksinti dolu bir bakış attığı Harry, o gittikten sonra kendini sıraya, Ron'un yanına bıraktı. Burnundan soluyordu. "Ben her gece elimi deştiriyorum diye kalkıp Gryffin-dor'dan puan alıyor! Bu nasıl adalet şimdi, ha?" Ron, Harry'nin tabağına biraz domuz pastırması koyarak, "Haklısın, abi," dedi halden anlar bir sesle. Öte yandan Hermione Gelecek Postesz'nın sayfalarını karıştırmakla yetindi, tek bir kelime bile etmedi. "McGonagall'm haklı olduğunu düşünüyorsun, değil mi?" dedi Harry kızgın kızgın, Hermione'nin yüzünü gizleyen Cornelius Fudge resmine. "Keşke senden puan almasaydı, ama bence seni Umb-ridge'e karşı kendini kaybetmeme konusunda uyarmakta haklı," dedi Hermione'nin sesi. Bu arada Fudge ön sayfada ellerini kollarını abartılı şekilde oynatıyor, belli ki bir konuşma yapıyordu. Harry Tılsım dersi boyunca Hermione'yle konuşmadı, ama Biçim Değiştirme'ye girdiklerinde onunla küs olduğunu unuttu. Profesör Umbridge yazı altlığıyla bir köşede oturmuştu, onun görüntüsü kahvaltıdaki olayların hafızasından silinip gitmesine neden oldu. "Harika," diye fısıldadı Ron, her zamanki yerlerine otururlarken. "Umbridge'in belasını bulduğunu görelim bakalım." Profesör McGonagall sınıfa girdiğinde, Profesör Umbridge'in orada olduğunu bildiğine dair en ufak bir işaret bile vermedi. 415 "Yeter," dedi ve ses bir anda kesildi. "Mr Finnigan, lütfen buraya gelin ve ödevleri dağıtmaya başlayın - Miss Brown, şu fare kutusunu alın - aptallaşma, kızım, sana zarar vermezler - ve her öğrenciye bir tane dağıtın -" "Ehem, ehem," dedi Profesör Umbridge, ders yılının ilk gecesinde Dumbledore'un sözünü kesmek için kullandığı o gülünç küçük öksürüğe başvurarak. Profesör McGona-gall onu duymazdan geldi. Seamus, Harry'nin ödevini verdi; Harry ödevi ona bakmadan aldı ve bir "U" almayı başardığını görüp rahatladı. "Pekâlâ, iyi dinleyin - Dean Thomas, fareye bir daha öyle bir şey yaparsan seni cezaya bırakırım şimdiye kadar çoğunuz salyangozunuzu Kaybetmeyi başardınız, arkada biraz kabuk bırakanlar bile büyünün özünü kavradı. Bugün -" "Ehem, ehem," dedi Profesör Umbridge. "Evet?" dedi Profesör McGonagall, arkasına dönerek. Kaşları birbirine öyle yaklaşmıştı ki, tek ve haşin bir çizgi oluşturuyor gibiydi. "Merak ettim, Profesör, acaba teftişinizin tarihi ve saatiyle ilgili notumu aldı-" "Belli ki almışım, yoksa size sınıfımda ne aradığınızı sorardım," dedi Profesör McGonagall, Profesör Umbridge'e sertçe arkasını dönerek. Öğrencilerin çoğu neşe dolu gözlerle birbirlerine baktılar. "Diyordum ki: Bugün, daha zor olan fare Kaybetmeyi deneyeceğiz. Kaybetme Büyüsü -" "Ehem, ehem." "Merak ediyorum," dedi Profesör McGonagall soğuk bir hiddetle, Profesör Umbridge'e dönerek, "beni ikide bir 416 keserseniz, öğretme yöntemlerim konusunda nasıl fikir edineceksiniz? Şunu söyleyeyim, genellikle Page 155 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ben konuşurken insanların konuşmasına müsaade etmem." Profesör Umbridge suratına tokat yemiş gibi oldu. Konuşmadı, yazı altlığının üzerindeki parşömeni düzeltip hiddetle bir şeyler çiziktirmeye başladı. Fevkalade kayıtsız görünen Profesör McGonagall, bir kez daha sınıfa hitap etti. "Dediğim gibi, Kaybedilecek hayvan daha karmaşık hale geldikçe Kaybetme Büyüsü de zorlaşır. Bir omurgasız olan salyangoz, pek de çetin ceviz değildir; bir memeli olan fareyse, çok daha çetindir. O yüzden, bu öyle aklınız yemekteyken üstesinden gelebileceğiniz bir büyü değildir. Evet - büyülü sözleri biliyorsunuz, ne yapabileceksiniz, görelim bakalım..." "Bir de kalkmış, Umbridge'e karşı kendimi kaybetmem konusunda bana nutuk çekiyor!" diye fısıldadı Harry, Ron'a. Ama bir taraftan da sırıtıyordu - Profesör McGonagall'a kızgınlığı geçmiş gibiydi. Profesör Umbridge, Profesör Trelawney'nin peşinden yürüdüğü gibi Profesör McGonagall'm peşinden yürümedi; belki de Profesör McGonagall'm buna izin vermeyeceğinin farkına varmıştı. Öte yandan, köşesinde otururken bir hayli not ald ve Profesör McGonagall herkese toparlanmalarını söylediğinde, yüzünde zalim bir ifadeyle kalktı. "Eh, bu da bir başlangıç," dedi Ron, kıvrılıp duran bir fare kuyruğunu tutup, Lavender'ın gezdirdiği kutunun içine atarak. 417 Sınıftan çıkarlarken, Harry, Profesör Umbridge'in öğretmen masasına yaklaştığını gördü; Ron'u dürttü, Ron da Hermione'yi. Üçü bilerek arkada kalıp kulak kabarttılar. "Ne zamandır Hogwarts'ta öğretmenlik yapıyorsunuz?" diye sordu Profesör Umbridge. "Bu aralık ayında otuz dokuzuncu yılımı dolduruyo-rum," dedi Profesör McGonagall ters ters, çantasını çarpıp kapattı. Profesör Umbridge not düştü. "Pekâlâ," dedi, "teftişinizin sonuçlarını on gün içinde alacaksınız." "Sabırsızlıkla bekliyorum," dedi Profesör McGonagall, soğuk ve kayıtsız bir sesle, sonra da kapıya doğru ilerledi. "Siz üçünüz, çabuk olun bakalım," diye ekledi, Harry, Ron ve Hermione'yi kışkışlayarak. Harry elinde olmadan ona hafifçe gülümsedi, karşılığında onun da kendisine gülümsediğine yemin edebilirdi. Umbridge'i akşamki cezasına kadar bir daha görmeyeceğini sanıyordu, ama yanılmıştı. Sihirli Yaratıkların Bakımı için çimin üzerinden Orman'a doğru yürürlerken, onun ve yazı altlığının Profesör Grubbly-Plank'in yanında onları beklediğini gördüler. Canlı dallara benzeyen bir grup tutsak Kabuluk'un tahta biti arandığı tahta masanın etrafına toplanırlarken, Harry, Umbridge'in, "Genellikle bu dersi siz vermiyorsunuz, doğru mu?" diye sorduğunu duydu. "Çok doğru," dedi Profesör Grubbly-Plank, ellerini arkasında kavuşturmuş, ayak uçlarında yaylanarak. "Geçici olarak Profesör Hagrid'in yerine geldim." 418 Harry, Ron ve Hermione tedirgin tedirgin bakıştılar. Malfoy, Crabbe ve Goyle ile fısır fısır bir şeyler konuşuyordu; Bakanlık'tan birine Hagrid'le ilgili hikâyeler anlatmak şüphesiz çok hoşuna giderdi. "Hımm," dedi Profesör Umbridge. Sesini alçalttı, ama Harry yine de onu duyabiliyordu. "Merak ediyorum da -tuhaftır, Müdür bana bu konuda herhangi bir bilgi vermeye isteksiz görünüyoracaba siz bana Profesör Hag-rid'in bu oldukça uzun yokluğunun sebebini söyleyebilir misiniz?" Harry, Malfoy'un hevesle başını kaldırdığını gördü. "Korkarım söyleyemem," dedi Profesör Grubbly-Plank neşeli bir sesle. "Sizden daha fazla bir şey bilmiyorum. Dumbledore'dan baykuş geldi, bir iki haftalık öğretmenlik işi ister miyim diye. Kabul ettim. Bütün bildiğim bu. Ee... başlayayım mı o halde?" "Evet, buyrun lütfen," dedi Profesör Umbridge, yazı altlığına bir şeyler çiziktirerek. Umbridge bu derste farklı bir rota izleyip öğrencilerin arasında gezindi ve onlara sihirli yaratıklarla ilgili sorular sordu. Çoğu iyi cevaplar vermeyi başarınca, Harry'nin morali biraz düzeldi; en azından sınıf Hagrid'in yüzünü kara çıkarmıyordu. Page 156 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Profesör Umbridge, Dean Thomas'ı uzunca bir süre sorguya çektikten sonra Profesör Grubbly-Plank'in yanına döndü. "Genelde," dedi, "öğretmen kadrosunun geçici bir üyesi olarak -dışarıdan bakan tarafsız bir göz de diyebilirim, sanıyorum- Hogwarts'ı nasıl buluyorsunuz? Okul yönetiminden yeterince destek aldığınızı düşünüyor musunuz?" 419 "Ah, evet, Dumbledore harikadır," dedi Profesör Grubbly-Plank kalpten bir sesle. "Evet, işlerin yürütülme biçiminden çok memnunum, gerçekten çok memnunum." Kibarca inanamaz görünen Umbridge, kısa bir not düştü ve konuşmaya devam etti: "Peki, bu yıl, bu sınıfta neleri işlemeyi düşünüyorsunuz - tabii ki, Profesör Hag-rid'in geri dönmeyeceğini varsayarsak?" "Ha, onlara S.B.D.'de en çok çıkan yaratıkları göstereceğim," dedi Profesör Grubbly-Plank. "Pek de bir şey kalmadı zaten - tek boynuzlu atlarla Burnuk'ları işledik, Dombaz'larla Mıncık'ları görürüz, onları, Krup'larla Hır-pı'ları tanıyabilecek hale getiririm diyorum, öyle işte..." "Öyle ya da böyle, siz ne yaptığınızı biliyor gibi görünüyorsunuz," dedi Profesör Umbridge, yazı altlığına bariz bir şekilde çetele atarak. Harry onun "siz" kelimesine yaptığı vurgudan hoşlanmamıştı, bir dahaki sorusunu Goyle'a sormasındansa hiç hoşlanmadı. "Peki, duyduğuma göre bu derste yaralanmalar olmuş, doğru mu?" Goyle salak salak sırıttı. Malfoy hemen atılıp cevap verdi. "Bendim o," dedi. "Bir Hipogrif beni yaraladı." "Bir Hipogrif mi?" dedi Profesör Umbridge, çılgınca çiziktirerek. "Tek nedeni, Hagrid'in söylediklerini yapmayacak kadar aptal olmasıydı," dedi Harry kızarak. Ron da Hermione de inlediler. Profesör Umbridge başını ağır ağır Harry'ye doğru çevirdi. "Bir gecelik ceza daha, sanırım," dedi usulca. "Peki, çok teşekkür ederim, Profesör Grubbly-Plank, bence bu 420 kadarı yeterli. Teftişinizin sonucunu on gün içinde alacaksınız." "Şahane," dedi Profesör Grubbly-Plank ve Profesör Umbridge çimin üzerinden şatoya doğru yürümeye koyuldu. * Harry o gece Umbridge'in odasından çıktığında neredeyse gece yarısı olmuştu, eli öylesine kanıyordu ki, üzerine sardığı eşarp lekelenmişti. Döndüğünde ortak salon boş olur sanıyordu, ama Ron ile Hermione yatmayıp onu beklemişlerdi. Onları gördüğüne sevindi, özellikle de Hermione eleştirel değil, anlayışlı bir tavır takındığı için. "Al," dedi Hermione endişeyle, küçük bir kâse sarı sıvıyı ona uzatarak, "elini şunun içine sok. Süzülmüş ve turşusu kurulmuş bir Laçan dokunaçları solüsyonu bu, iyi gelir." Harry kanayan, sızlayan elini kâseye sokunca müthiş bir rahatlama hissetti. Crookshanks bacaklarına süründü, mır mır mırladı ve sonra da zıplayıp kucağına kuruldu. "Sağol," dedi minnetle, sol eliyle Crookshanks'in kulaklarının arkasını kaşıyarak. "Ben hâlâ gidip bu konuda onu şikâyet etmen gerektiğini düşünüyorum," dedi Ron, alçak sesle. "Hayır," dedi Harry kararlı bir edayla. "McGonagall bir bilse çıldırırdı -" "Evet, büyük ihtimalle," dedi Harry. "Peki sence Umbridge'in, Yüksek Müfettiş'i şikâyet edenlerin derhal atılacağını bildiren yeni bir kararname çıkarması ne kadar sürerdi?" 421 Ron cevap vermek için ağzını açtı, ama hiç ses çıkmadı ve bir süre sonra, yenilgiyi kabul etmişçesine, ağzını kapadı. "Korkunç bir kadın," dedi Hermione alçak sesle. "Korkunç. Biliyor musun, sen geldiğinde Ron'a diyordum ki... bu konuda bir şeyler yapmalıyız." "Ben zehir önerdim," dedi Ron, yüzünde gaddar bir ifadeyle. "Hayır... demek istediğim, hani felaket bir öğretmen, ondan hiçbir şey öğrenemeyeceğiz ya, o konuda bir şeyler yapmalıyız," dedi Hermione. "E, ne yapabiliriz ki?" dedi Ron, esneyerek. "Çok geç değil mi? Görevi aldı, burada kalıcı artık. Page 157 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Fudge bunu sağlar mutlaka." "Şey," dedi Hermione tereddütle. "Biliyor musunuz, bugün düşünüyordum da..." Harry'ye ürkek bir bakış atıp devam etti: "Düşünüyordum da - belki artık bizim -bu işi kendi başımıza yapmamızın vakti gelmiştir." "Hangi işi kendi başımıza yapmamızın?" dedi Harry kuşkuyla, elini hâlâ Laçan dokunaçları özünde tutarak. "Şey - Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'yı kendi başımıza öğrenmenin," dedi Hermione. "Hadi canım," dedi Ron, inleyerek. "Fazladan çalışmamızı mı istiyorsun yani? Daha ikinci hafta olmasına rağmen Harry'yle benim yine ödevlerimizden geri kaldığımızın farkında mısın?" "Ama bu, ev ödevinden çok daha önemli!" dedi Hermione. Harry ve Ron, faltaşı gibi gözlerle ona baktılar. 422 "Evrende ev ödevli dum!" dedi Ron. "Saçmalama, tabii ki var," dedi Hermione. Onun yüzünün genellikle E.R. .T/in yarattığı türden bir şevkle ışıldadığını gören Harry, bir tekinsizlik duygusuna kapıldı. "Burada mesele, tıpkı Harry'nin Umbridge'in ilk dersinde söylediği gibi, dışarıda bizi bekleyen şeylere karşı hazırlanmamız. Mesele, kendimizi gerçekten koruyabilecek duruma gelmek. Eğer bütün bir yıl boyunca hiçbir şey öğrenmezsek -" "Kendi başımıza pek bir şey yapamayız," dedi Ron mağlup bir sesle. "Yani, tamam, gidip kütüphaneden uğursuzluk büyülerine bakıp onları uygulamayı deneyebiliriz sanırım -" "Evet, aynı fikirdeyim, artık kitaplardan bir şeyler öğrenebileceğimiz evreyi geçtik bence de," dedi Hermione. "Bir öğretmene ihtiyacımız var, doğru dürüst birine, büyüleri nasıl kullanacağımızı bize gösterecek, yanlış yaparsak düzeltebilecek birine." "Lupin'den söz ediyorsan..." diye başladı Harry. "Yo, yo, Lupin'den söz etmiyorum," dedi Hermione. "Yoldaşlık işleriyle çok meşgul zaten, onu en fazla Hogs-meade'e gittiğimiz hafta sonlarında görebiliriz, bu da hiç yeterli değil." "Kim o zaman?" dedi Harry, kaşlarım çatarak. Hermione derin derin içini çekti. "Çok belli değil mi?" dedi. "Senden söz ediyorum, Harry." Bir anlık bir sessizlik oldu. Hafif bir gece esintisi 423 Ron'un arkasındaki pencere camlarını takırdattı ve şöminenin alevi titredi. "Benden mi, nasıl yani?" dedi Harry. "Senin bize Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmenden söz ediyorum." Harry ona şaşkın şaşkın baktı. Sonra Ron'a döndü. Hermione ne zaman E.R. .T. gibi olmayacak fikirlerden bahsetse birbirlerine usanmış gözlerle bakarlardı ve şimdi de öyle bir bakışla karşılaşacağını sanıyordu. Ancak hayret içinde, Ron'un hiç de usanmışa benzemediğini gördü. Ron kaşlarını hafifçe çatmıştı, belli ki düşünüyordu. Sonra, "Fena fikir değil," dedi. "Ne fena fikir değil?" dedi Harry. "Sen," dedi Ron. "Bize nasıl yapılacağını öğretmen." "Ama..." Harry sırıtmaya başlamıştı, ikisinin onunla dalga geçtiğinden emindi. "Ama ben öğretmen değilim ki, ben yapamam -" "Harry, sen Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'da bizim dönemin en iyisisin," dedi Hermione. "Ben mi?" dedi Harry, daha da beter sırıtmaya başlamıştı. "Hayır, değilim, sen bütün sınavlarda benden iyi not aldın -" "Aslına bakarsan, almadım," dedi Hermione istifini bozmadan. "Üçüncü sınıfta benden iyi not aldın - ki ikimizin de sınava girdiği ve başımızda işi bilen bir öğretmenin olduğu tek yıldı o. Ama burada sınav sonuçlarından söz etmiyorum, Harry! Yaptıklarına bak bir!" "Nasıl yani?" Page 158 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 424 "Biliyor musun, ben bu kadar aptal birinin bana öğretmenlik etmesini istediğimden hiç emin değilim," dedi Ron Hermione'ye, hafifçe sırıtarak. Sonra Harry'ye döndü. "Bir düşünelim bakalım," dedi, dikkatini toplamaya çalışan Goyle taklidi yaparak. "Eee... birinci yıl - Kim-Ol-duğunu-Bilirsin-Sen'den Felsefe Taşı'nı kurtardın." "Ama o şans eseriydi," dedi Harry, "beceri değil -" " kinci yıl," diye sözünü kesti Ron, "Basilisk'i öldürüp Riddle'ı yok ettin." "Evet, ama Fawkes gelmeseydi, ben -" "Üçüncü yıl," dedi Ron, sesini iyice yükselterek, "aynı anda yüz kadar Ruh Emici'yi savuşturdun -" "Onun tamamen şans eseri olduğunu biliyorsun, eğer Zaman Döndürücü -" "Geçen yıl ise," dedi Ron, artık neredeyse bağırarak, "Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'i yine savuşturdun -" "Beni dinleyin!" dedi Harry kızgın kızgın, çünkü şimdi hem Ron hem de Hermione sırıtıyordu. "Beni dinleyin bir, tamam mı? Öyle söyleyince süper görünüyor, ama hepsi şans eseriydi - yarısında ne yaptığımın farkında bile değildim, hiçbirini planlamadım, aklıma gelen şeyi yaptım ve neredeyse her defasında yardım aldım -" Ron ile Hermione hâlâ sırıtıyordu. Harry sinirinin depreşmeye başladığını hissetti; niye bu kadar kızdığını bile bilmiyordu. "Orada öyle oturup sırıtmasanıza, benden iyi biliyor-muşsunuz gibi, sonuçta orada olan bendim, değil mi?" dedi öfkeyle. "Neler olduğunu ben biliyorum, tamam mı? 425 Bütün bunların altından kalkmamın sebebi, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'da muhteşem olmam değil - altından kalktım, çünkü - çünkü hep doğru zamanda yardım geldi, ya da doğru bir tahminde bulundum - ama hepsinde kör topal ilerledim, ne yaptığım konusunda en ufak bir fikrim yoktu - KES N GÜLMEY !" Laçan özü kâsesi yere düşüp parçalandı. Harry kendini ayakta buldu, oysa kalktığını hatırlamıyordu bile. Crookshanks hızla bir sedirin altına kaçtı. Ron ve Hermi-one'nin gülümsemeleri kaybolmuştu. "Nasıl bir şey olduğunu bilmiyorsunuz! Siz -ikiniz de-onunla yüz yüze gelmek zorunda kalmadınız, değil mi? Her şey birkaç büyü ezberleyip ona doğru fırlatmaktan ibaret mi sanıyorsunuz, sanki sınıftaymışsınız falan gibi? Her an ölümle aranızda kendi - kendi zekânız, cesaretiniz ya da her neyse onun - dışında bir şey olmadığının bilincinde oluyorsunuz, sanki öldürülmenize, işkence görmenize ya da bir arkadaşınızın ölümünü izlemeye bir nano-saniye* varken doğru dürüst düşünebilecekmişsiniz gibi -derslerde bize bunu hiç öğretmediler, böyle şeylerle başa çıkmaya çalışmanın nasıl bir şey olduğunu - siz ikiniz de orada öyle oturmuş, benim burada böyle ayakta olmam, hayatta olmam çok zeki bir çocuk olduğumu gösterilmiş gibi davranıyorsunuz, sanki Cedric Diggory aptalmış, sanki yüzüne gözüne bulaştırmış gibi - anlamıyorsunuz, onun yerinde ben de olabilirdim, eğer Voldemort'un bana ihtiyacı olmasa ben olurdum zaten -" "Öyle bir şey söylemiyorduk, abı," dedi Ron, dona* Saniyenin milyarda biri. (Ed. n.) 426 kalmış halde. "Diggory'ye laf etmiyorduk, biz hiç - sen işe yanlış tarafından —" Çaresizlik içinde dönüp Hermione'ye baktı, ama onun yüzünde de yaralanmış bir ifade vardı. "Harry," dedi Hermione çekingen bir tavırla, "anlamıyor musun? şte... işte tam da bu yüzden sana ihtiyacımız var... bunun g-gerçekte nasıl bir şey olduğunu bilmemiz gerekiyor... onunla yüz yüze gelmenin... V-Voldemort'la." Hermione ömründe ilk kez Voldemort'un adını ağzına almıştı, Harry'yi sakinleştiren de her şeyden çok bu oldu. Hâlâ hızlı hızlı nefes alarak, koltuğuna gömüldü, gömülürken de elinin yine fena halde zonklamaya başladığını fark etti. Keşke Laçan özü kâsesini kırmasaydım, diye düşündü. "Şey... bir düşünsen," dedi Hermione usulca. "Olur mu?" Harry söyleyecek bir şey bulamadı. Patladığı için kendinden utanmaya başlamıştı bile. Neyi onayladığının bile pek farkında olmadan, kafa salladı. Page 159 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Hermione ayağa kalktı. "Eh, ben gidip yatıyorum," dedi, becerebildiğince doğal bir sesle. "Ee... iyi geceler." Ron da ayağa kalktı. "Geliyor musun?" dedi Harry'ye, tedirgin bir tavırla. "Evet," dedi Harry. "Bir... bir dakika sonra. Önce şunu temizleyeyim." Yerdeki kırık kâseyi işaret etti. Ron anladığını belirtir-cesine başını salladı ve gitti. "Reparo," diye mırıldandı Harry, asasını kırık porselen 427 parçalarına doğrultarak. Hepsi hızla uçuşup birleştiler. Kâse yepyeni görünüyordu, ama Laçan özünü kâseye döndürmenin yolu yoktu. Birden üzerine öyle bir yorgunluk çöktü ki, koltuğuna gömülüp oracıkta uyuma fikri gözüne hayli cazip göründü, ama kendini zorlayıp kalktı ve Ron'un arkasından yukarı çıktı. Huzursuz gecesi bir kez daha uzun koridorlar ve kilitli kapılar gördüğü rüyalarla geçti, ertesi gün uyan-dığındaysa yara izi yine sızlıyordu. 428 ON ALTINCI BÖLÜM Domuz Kafası'nda Hermione, Harry'nin Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersleri vermesini ilk teklif edişinden sonra, tam iki hafta bundan hiç söz etmedi. Harry'nin Umbridge'li cezalan nihayet sona ermişti (şimdi elinin üstüne kazınmış kelimelerin bir daha asla tamamen çıkmayacağından kuşkulanıyordu); Ron dört Quidditch antrenmanına daha katılmıştı, son ikisinde kimse ona bağırmamıştı; ve Biçim Değiştirme dersinde üçü de farelerini Kaybetmeyi becermişlerdi (hatta Hermione, kedi yavrularına terfi etmişti). Derken konu yeniden açıldı. Eylül sonunda fırtınalı, uğultulu bir akşamdı; üçü kütüphanede oturmuş, Snape için iksir karışım maddeleri araştırıyorlardı. Hermione birden, "Merak ediyorum da," dedi, "acaba Karanlık Sanatlara Karşı Savunma konusunu hiç düşündün mü, Harry?" Harry aksi aksi, "Düşündüm tabii," dedi, "nasıl unuturuz ki, o cadaloz bize ders verirken -" Hermione, "Ben, Ron'la bizim aklımıza geleni demek -" Ron ona hem dehşet dolu, hem de tehditkâr bir bakış 429 attı. Hermione ise ona kaşlarını çatarak baktı. "- Ay, peki, öyleyse benim aklıma gelen fikri diyelim - senin bize ders vermen fikrini söylüyorum." Harry hemen cevap vermedi. Asya Panzehirleri''nin bir sayfasını dikkatle okuyormuş gibi yaptı, çünkü aklındaki şeyi söylemek istemiyordu. Geçen on beş gün içinde bu konu üzerinde çok düşünmüştü. Bazen bunu çılgınca buluyordu, tıpkı Hermione'nin bunu önerdiği akşam olduğu gibi; ama bazen de bir bakıyordu ki, Karanlık yaratıklar ve Ölüm Yiyen'lerle çeşitli karşılaşmalarında en çok işine yarayan büyüler hakkında düşünmeye dalmış - yani aslında kendini, bilinçaltında ders hazırlarken buluyordu... Ancak bir süre sonra, Asya Panzehirleri o kadar da çok ilgisini çekiyormuş gibi davranamayacağını hissetti. Ağır ağır, "Şey," dedi, "evet, ben - ben biraz düşündüm." "Ee?" dedi Hermione, hevesle. "Bilmiyorum," dedi Harry, zaman kazanırım umuduyla. Başını kaldırıp Ron'a baktı. Ron, "Ben en başından beri bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyordum zaten," dedi. Harry'nin yeniden bağırmaya başlamayacağından emin olduğu için, konuşmaya katılmakta daha istekliydi artık. Harry iskemlesinde rahatsız rahatsız kıpırdandı. Page 160 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Büyük kısmı şanstı dediğimi duymuştunuz, değil mi?" "Evet, Harry/' dedi Hermione nazikçe, "ama yine de Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'da iyi değilmişsin gibi davranmana gerek yok, çünkü iyisin. Geçen yıl Imperius Laneti'ni üstünden atabilen tek kişi sendin, bir Patronus 430 yaratabiliyorsun, yetişkin büyücülerin yapamadığı bir sürü şeyi yapıyorsun; Viktor hep derdi ki -" Ron öyle süratle ona dönüp baktı ki, boynu tutulacak-mış gibi oldu. Boynunu ovalayarak, "Ya, öyle mi?" dedi. "Vicky ne diyormuş bakalım?" "Ha ha ha," dedi Hermione, bezgin bir sesle. "Harry'nin, kendisinin bile yapamadığı şeyleri bildiğini söyledi, üstelik kendisi Durmstrang'da son sınıfta olduğu halde." Ron, Hermione'ye şüpheyle bakıyordu. "Onunla hâlâ bağlantıda değilsin, değil mi?" Hermione, mesafeli bir tavırla, "Olsam ne olacak?" dedi, ama yüzü de biraz kızardı. "Mektup arkadaşım olamaz mı yani -" "Sadece mektup arkadaşın olmak istemiyordu o," dedi Ron, suçlarcasına. Hermione öfkeyle başını salladı ve onu gözlemeye devam eden Ron'u hiçe sayarak Harry'ye, "Ee, ne diyorsun?" dedi. "Bize ders verecek misin?" "Sadece seninle Ron'a, değil mi?" "Şey," dedi Hermione, yine hafiften endişeli bir hal almıştı. "Şey... şimdi, lütfen yine alevlenme Harry... ama bence öğrenmek isteyen herkese ders vermelisin, sahiden. Yani, biz burada kendimizi V-Voldemort'a karşı savunmaktan söz ediyoruz. Ay, saçmalama, Ron. Bu şansı başkalarına da tanımamak bana hiç adil görünmüyor." Harry bir an bunu düşündü, sonra, "Evet," dedi, "ama ikinizden başkası benden ders almak isterse şaşarım. Ben kaçığın tekiyim, unuttun mu?" "Eh, kaç kişinin senin söylediklerini dinlemeye can at431 tığını bilsen şaşardın herhalde/' dedi Kerimeme ciddi ciddi. "Bak," Harry'ye doğru eğildi -onu hâlâ kaşları çatık izleyen Ron da dinlemek için öne eğildi- "ekimin ilk hafta sonu Hogsmeade izni var, biliyorsunuz, değil mi? lgilenen herkese bizimle köyde buluşmasını söylesem ne dersiniz? Bu konuda konuşurduk." "Niye okul dışında konuşuyormuşuz?" dedi Ron. "Çünkü," dedi Hermione, kopya ettiği Dişli Çin Lahanası çizimine geri dönerek, "ne yaptığımızı duyarsa Umbridge'in pek memnun olacağını sanmıyorum." * Harry, Hogsmeade'e yapacakları hafta sonu gezisini dört gözle bekliyordu, ama onu endişelendiren bir şey vardı. Sirius, eylül başında şöminedeki ateşin içinde göründüğünden beri duvar gibi suskunluğunu sürdürüyordu; Harry onun, gelmesini istemediler diye kızdığını biliyordu - ama zaman zaman, Sirius'un ihtiyatı bir yana bırakıp her şeye rağmen geleceğinden de endişeleniyordu. Eğer Hogsmeade'de, belki de Draco Malfoy'un burnunun dibinde, kocaman kara köpek hoplaya sıçraya yanlarına gelirse ne yapacaklardı? Harry korkularını Ron ve Hermione'ye açtığı zaman, Ron, "Eh, dışarı çıkıp dolaşmak istediği için onu suçlayamazsın," dedi. "Yani, iki yıldan fazladır kaçak, değil mi? Tamam, bunun keyifli bir iş olmadığını biliyorum, ama hiç değilse eskiden özgürdü, değil mi? Oysa şimdi o tüyler ürpertici cinle birlikte eve kapalı sürekli." Hermione Ron'a surat astı, ama bunun dışında Krea-cher'ı hor görmesini duymazlıktan geldi. 432 "Mesele şu ki," dedi Harry'ye, "V-Voldemort -öf, Tanrı aşkına, Ron- açığa çıkana kadar Sirius saklı kalmak zorunda, değil mi? Demek istiyorum ki, aptal Bakanlık Dumbledore'un başından beri onun hakkında doğruyu söylüyor olduğunu kabul etmedikçe, Sirius'un masum olduğunu anlamayacak. Ama budalalar yeniden gerçek Ölüm Yiyen'leri yakalamaya başlayınca, Sirius'un bir Ölüm Yiyen olmadığı anlaşılacak... yani, her şey bir yana, şaret'i yok." Page 161 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Ortaya çıkacak kadar aptallık edeceğini sanmıyorum," dedi Ron, destek verircesine. "O böyle bir şey yaparsa Dumbledore çıldırır. Sirius da Dumbledore'u dinler, duydukları hoşuna gitmese bile." Harry'nin kaygılı hali sürünce, "Dinle," dedi Hermi-one, "Ron'la ben, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma konusunda doğru dürüst bir şeyler Öğrenmek isteyeceğim düşündüğümüz kişileri yokladık, ilgili görünen birkaç kişi var. Onlara bizimle Hogsmeade'de buluşmalarını söyledik." "Tamam," dedi Harry dalgın dalgın, aklı hâlâ Siri-us'taydı. Hermione usulca, "Üzülme, Harry," dedi. "Sirius olmadan da başında yeterince dert var." Haksız sayılmazdı elbette. Harry artık her akşamı Umbridge'le cezada geçirmediği için biraz daha iyi durumda olsa bile, ev ödevlerini anca yetiştirebiliyordu. Ron ise derslerde Harry'den de daha geri kalmıştı, çünkü ikisinin de haftada iki kez çıktıkları Quidditch antrenmanına ek olarak, Ron'un bir de sınıf başkanlığı görevleri vardı. 433 Buna karşılık, ikisinden de daha çok sayıda ders alan Her-mione, yalnızca bütün ödevlerini bitirmekle kalmıyor, ev cini giysileri örecek vakit de buluyordu. Harry onun ustalaştığını kabul etmek zorundaydı; artık şapkaları çoraplardan ayırt etmek hemen hemen her seferinde mümkün oluyordu. Hogsmeade ziyareti sabahı, açık ama rüzgârlı bir sabahtı. Kahvaltıdan sonra Filch'in önünde kuyruk oldular. Hademe onların adlarını, anne babalarından ya da velilerinden köyü ziyaret etme izni almış öğrencilerin yazılı olduğu uzun listeden kontrol etti. Harry, hafiften içi sızlayarak, Sirius olmasa kendisinin gidemeyeceğini hatırladı. Harry, Filch'in yanına geldiğinde, hademe onu sanki bir şeyin kokusunu almak istermiş gibi uzun uzun kokla-dı. Sonra da kısaca başını salladı ve yine yanakları titredi; Harry yürüdü, dışarıdaki taş merdivenlere ve soğuk, güneşli güne çıktı. Üçü kapılara giden geniş yoldan hızla yürürken, Ron, "Şey _ Fiich seni niye kokluyordu?" diye sordu. "Herhalde Tezekbombası kokuyor muyum diye kontrol ediyordu," diye güldü Harry. "Size söylemeyi unutmuştum..." Ve Sirius'a mektup yollayışının, Filch'in birkaç saniye sonra içeri dalıp mektubu görmek isteyişinin hikâyesini anlattı. Hermione hikâyeyi çok ilginç, hatta Harry'nin bulduğundan çok daha ilginç bulunca da, biraz şaşırdı. "Demek sana Tezekbombası sipariş ettiğin konusunda tüyo aldığını söyledi, öyle mi? Kimden almış peki?" 434 "Bilmiyorum," dedi Harry, omuz silkerek. "Belki de Malfoy'dan, o bunu çok komik bulurdu." Üzerinde kanatlı yabandomuzlarmın olduğu yüksek taş sütunların arasından geçtiler ve yolda sola dönerek köye saptılar; rüzgâr kamçı gibi vuruyor, uçuşan saçları gözlerine giriyordu. "Malfoy mu?" dedi Hermione, kuşkulu kuşkulu. "Eh... evet... belki de..." Ve Hogsmeade'in dış mahallelerine gelene kadar derin derin düşündü. Harry, "Nereye gidiyoruz, bu arada?" diye sordu. "Üç Süpürge'ye mi?" "Ah - hayır," dedi Hermione, dalgınlığından sıyrılarak. "Hayır, orası hem ağzına kadar dolu, hem de gerçekten gürültülü. Diğerlerine bizimle öbür birahanede, Domuz Kafası'nda buluşmalarını söyledim, orası ana yolda değil. Bence biraz da... bilirsiniz işte... şüpheli bir yer... ama öğrenciler normalde oraya gitmiyor, böylece de konuştuklarımızı kimse duymaz sanıyorum." Anacaddeden yürüyüp Zonko'nun Büyücü Şakaları Dükkâm'mn önünden geçtiler; Fred, George ve Lee Jor-dan'ı orada görünce de hiç şaşmadılar; sonra, içinden düzenli aralıklarla baykuşların çıktığı postanenin hizasına gelerek, başında küçük bir hanın durduğu bir yan sokağa saptılar. Kapının üstündeki paslı çubuktan, yıpranmış bir tahta tabela sarkıyordu; üzerinde, beyaz bir örtüye kanlar akıtan kesik bir yabandomuzu kafasının resmi vardı. Onlar yaklaşırken tabela rüzgârda gıcırdadı. Üçü de kapının önünde tereddütle durdu. 435 "E hadi ama," dedi Hermione, biraz endişeliydi. Harry öne düşüp içeri girdi. Burası, kocaman barından ışıl ışıl bir sıcaklık ve temizlik yayılan Üç Süpürge'ye hiç benzemiyordu. Page 162 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Fena bir kokunun -belki de keçi kokusu- hâkim olduğu Domuz Kafası barı küçük, kasvetli ve çok pis bir odadan ibaretti. Cumbalı pencereleri isten öylesine kabuk bağlamıştı ki, odaya pek az gün ışığı girebiliyordu, içerisi güneş ışığı yerine, kaba tahta masalarda duran, yarısı yanmış mumlarla aydınlanıyordu. Döşeme ilk bakışta sıkıştırılmış topraktan gibi görünüyordu, ama Harry üzerine basınca, yüzyıllardır birikmişe benzeyen kirin altının taş olduğunu fark etti. Harry birinci sınıftayken Hagrid'in bu birahaneden söz ettiğini hatırladı: Burada kukuletalı bir yabancıdan bir ejderha yumurtası kazanmasını açıklarken, "Domuz Kafa-sı'nda bin türlü garip garip adam vardır," demişti. O sıralar Harry, yabancının buluşma boyunca yüzünü kapalı tutmasının Hagrid'e nasıl olup da tuhaf gelmediğini merak etmişti, ama şimdi Domuz Kafası'nda yüzü kapalı tutmanın moda gibi bir şey olduğunu görüyordu. Barda, yüzünün tamamı pis gri sargılarla sarılı bir adam vardı, yine de ağzının üstündeki bir yarıktan, dumanı tüten, ateşli bir şeyi bardak bardak devirmeyi beceriyordu; kukuletalı iki kişi, pencerelerden birinin yanındaki bir masada oturuyordu; eğer ağır bir Yorkshire aksanıyla konuşuyor olmasalar, Harry onları Ruh Emici sanırdı; şöminenin yanındaki gölgede kalmış bir köşede ise, ayak tırnaklarına kadar inen kalın, siyah bir peçe takmış bir cadı oturuyordu. Sa436 dece burnunun ucunu görebiliyorlardı, o da, burnu peçenin birazcık çıkıntı yapmasına neden olduğu için. "Bilemiyorum, Hermione," diye mırıldandı Harry, bara geçerlerken. Özellikle, ağır peçe takmış cadıya bakıyordu. "Bu peçenin altında Umbridge'in olabileceği hiç aklına gelmedi mi?" Hermione peçeli kişiye tartarcasma baktı. Yavaşça, "Umbridge o kadından kısa," dedi. "Üstelik de Umbridge buraya gelse bile bizi durdurmak için yapabileceği bir şey yok, Harry, çünkü okul kurallarını defalarca kontrol ettim. Kuraldışı bir şey yapmıyoruz; Profesör Flitwick'e öğrencilerin Domuz Kafası'na gelmelerine izin verilip verilmediğini özellikle sordum; evet dedi, ama kendi bardaklarımızı getirmemizi de şiddetle tavsiye etti. Ve çalışma gruplarıyla, ev ödevi gruplarıyla ilgili aklıma gelen her şeyi araştırdım; kesinlikle hepsine izin veriliyor. Ben sadece, yaptığımız şeyi gösteriye çevirmenin iyi bir fikir olmadığını düşünüyorum, o kadar." "Öyle ya," dedi Harry, alaycı bir şekilde, "özellikle, planladığının pek de ev ödevi grubu olmadığını düşünecek olursak..." Barmen bir arka odadan çıkıp yan yan yürüyerek onlara doğru geldi. Gür ve uzun kır saçlarıyla sakalı olan, somurtkan bir yaşlı adamdı. Uzun boyluydu, zayıftı ve sanki Harry'ye bir yerden aşina geliyordu. "Ne?" diye homurdandı. "Üç Kaymakbirası lütfen," dedi Hermione. Adam tezgâhın altına uzandı ve üç tane çok tozlu, çok kirli şişe çıkarıp, bara çarparak koydu. 437 "Altı Sickle," dedi. Harry hemen, "Ben veririm/' deyip gümüşleri uzattı. Barmenin gözleri Harry'nin üzerinde gezindi, çok kısa bir an yara izinin üstünde durdu. Sonra döndü ve Harry'nin parasını, çekmecesi otomatik olarak açılan çok eski bir ahşap kasaya yerleştirdi. Harry, Ron ve Hermione bardan en uzak masaya çekildiler, oturup etrafa bakmdılar. Pis gri sargıların içindeki adam, parmaklarının tersiyle bara vurdu ve barmenden dumanı tüten bir içki daha aldı. Ron bara coşkuyla bakarak, "Farkında mısınız?" dedi. "Burada ne istersek ısmarlayabiliriz. ddiaya girerim ki o herif bize ne satarsa satsın umrunda bile olmaz. Hep Ateş-viskisi'ni denemek istemişimdir -" "Sen - bir - sınıf- başkanısın," diye hırladı Hermione. "Öf," dedi Ron, yüzündeki gülümseme silindi. "Evet..." "Peki, bizimle burada kim buluşacak demiştin?" diye sordu Harry, Kaymakbirası'nın tozlu kapağını açıp bir yudum alarak. "Birkaç kişi," diye tekrarladı Hermione. Saatini kontrol etti ve endişeyle kapıya doğru baktı. Page 163 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Onlara şu sıralarda gelmelerini söylemiştim, eminim hepsi yerini biliyorlar - ah, işte, bunlar onlar olabilir." Birahanenin kapısı açıldı. çeri sızıp odayı ikiye bölen kalın ve tozlu ışık huzmesi, aceleyle içeri giren bir kalabalığın önünü kesmesiyle, yok oldu. Önce, yanında Dean ve Lavender'la Neville girdi, hemen arkalarından Parvati ve Padma Patil ve (Harry'nin midesi ters takla attı) Cho ile genellikle kıkırdayan kız arkadaşlarından biri geliyordu, sonra (tek başına ve yüzün438 de sanki kazayla içeri girmiş gibi hulyalı bir ifadeyle) Lu-na Lovegood vardı; derken Katie Bell, Alicia Spinnet ve Angelina Johnson, Colin ve Dennis Creevey, Ernie Mac-millan, Justin Finch-Fletchley, Hannah Abbott, uzun örgüsü sırtına uzanan ve Harry'nin adını bilmediği, Huffle-puff tan bir kız; isimlerinin Anthony Goldstein, Michael Corner ve Terry Boot olduğundan hemen hemen emin olduğu, Ravenclavv'dan üç çocuk; Ginny, onun arkasından, Hufflepuff Quidditch takımının bir üyesi olarak Harry'nin şöyle böyle tanıdığı uzun boylu, sıska, kalkık burunlu sarışın bir çocuk geliyordu; en arkada ise, üçü de ellerinde Zonko mallarıyla ağzına kadar dolu büyük kesekağıtları taşıyan Fred ve George Weasley ile arkadaşları Lee Jordan vardı. "Birkaç kişi mi?" dedi Harry kısık sesle Hermione'ye. "Birkaç kişimi?" Hermione mutlulukla, "Evet, yani, bu fikir birçok kişinin hoşuna gitti," dedi. "Ron, birkaç iskemle daha çekmek ister misin?" Su yüzü görmemişe benzeyen çok kirli bir bezle bardak silmekte olan barmen donup kaldı. Belki de birahanesini daha önce hiç bu kadar kalabalık görmemişti. "Selam," dedi bara ilk ulaşan Fred. Arkadaşlarını çabucak saydı. "Lütfen bize... yirmi beş tane Kaymakbirası verir misiniz?" Barmen bir an ona dik dik baktı, sonra elindeki bezi sanki çok önemli bir iş yapıyormuş da yarıda kesilmiş gibi fırlatarak, barın altından tozlu Kaymakbiraları'nı çıkarıp vermeye başladı. 439 "Eyvallah," dedi Fred, şişeleri dağıtarak. "Hadi bakalım, pamuk eller cebe, bunların hepsine yetecek kadar altın yok bende..." Gevezelik eden kalabalık grup, biralarını Fred'den alıp, bozukluk bulmak için cüppelerinin ceplerini karıştırırken, Harry yerine mıhlanmış gibi onları gözledi. Bütün bu insanların niye geldiğini hayal dahi edemiyordu, ta ki ondan bir tür konuşma bekledikleri yolunda korkunç bir düşünceye kapılana kadar. Hınçla Hermione'ye döndü hemen. Alçak sesle, "Sen ne dedin bu insanlara?" diye sordu. "Ne bekliyorlar?" "Söyledim ya, senin neler diyeceğini duymak istiyorlar," dedi Hermione, yatıştıran bir edayla. Ama Harry ona öyle bir öfkeyle bakıyordu ki, hemen, "Şu anda bir şey yapmana gerek yok, onlarla önce ben konuşurum," diye ekledi. "Selam, Harry," dedi Neville, yüzünde koca bir tebessümle onun karşısına oturarak. Harry de ona gülümsemeye çalıştı, ama konuşmadı; ağzı fena halde kurumuştu. Cho ona gülümsemekle yetinip Ron'un sağına oturdu. Kızılması sarı, kıvırcık saçları olan arkadaşı gülümsemedi, Harry'ye öylesine güvenmez bir bakış attı ki, kızın kendisine kalsa hayatta burada olmayacağı açıkça anlaşılıyordu. Yeni gelenler ikili üçlü gruplar halinde Harry, Ron ve Hermione'nin çevresine yerleşti; kimi heyecanlı, kimi meraklı görünüyordu, Luna Lovegood hulyalı hulyalı boşluğa bakıyordu. Herkes bir iskemle çekince, konuşmalar da dindi. Hepsinin gözü Harry'deydi. 440 "Eee," dedi Hermione, heyecandan sesi her zamankinden biraz daha tiz çıkıyordu. "Yani - şey selam." Grup dikkatini ona çevirdi, ama gözleri hâlâ ikide bir Harry'ye kayıyordu. "Şey... eee... şey, niye burada olduğumuzu biliyorsunuz. Eee... şey, Harry'nin aklına bir fikir geldi - yani" (Harry ona sert bir bakış atmıştı) "daha doğrusu benim aklıma geldi - iyi olur dedim, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma çalışmak isteyen insanlar - gerçekten çalışmak demek istiyorum, anlıyorsunuz ya, Umbridge'in bizimle yaptığı türden bir saçmalık değil -" (Hermione'nin Page 164 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı sesi birden çok daha kuvvetli ve kendinden emin bir hal aldı) "- çünkü kimse buna Karanlık Sanatlara Karşı Savunma diyemez -" ("Çok doğru," dedi Anthony Goldstein, Hermione biraz yüreklenmiş göründü) "- Eh, dedim ki iyi olurdu yani, işleri kendi elimize alsak." Durdu, yan yan Harry'ye baktı, sonra devam etti: "Bununla, kendimizi doğru dürüst savunmayı öğrenmekten söz ediyorum, sadece kuramsal olarak değil, gerçek büyüleri yaparak -" Michael Corner, "Ama iddiaya girerim ki, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma S.B.D.'sinden de geçmek istiyor-sundur," dedi. "Elbette istiyorum," dedi Hermione hemen. "Ama onun da ötesinde, savunma konusunda doğru dürüst eğitilmek istiyorum, çünkü... çünkü..." derin bir nefes alıp bitirdi, "çünkü Lord Voldemort geri döndü." Tepki ani ve tahmin edilen cinsten oldu. Cho'nun arkadaşı haykırdı ve üzerine Kaymakbirası döktü; Terry Boot 441 istemsiz bir şekilde sarsıldı; Padma Patil titredi, Neville ise havlamaya benzer garip, kesik kesik bir ses çıkardı, ama bunu bir öksürüğe dönüştürmeyi becerdi. Ancak hepsi sabit gözlerle, hatta hevesle, Harry'ye bakıyordu. "Eh... en azından plan bu," dedi Hermione. "Eğer bize katılmak istiyorsanız, nasıl yapacağımıza karar vermemiz gerekiyor ki -" "Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in geri döndüğünün kanıtı nerede?" diye sordu sarışın Hufflepuff oyuncusu, hayli saldırgan bir sesle. "Eh, Dumbledore buna inanıyor -" diye başladı Hermione. "Yani Dumbledore ona inanıyor demek istiyorsun," dedi sarışın oğlan, başıyla Harry'yi işaret ederek. "Sen de kimsin?" dedi Ron, hayli kaba bir tavırla. "Zacharias Smith," dedi oğlan, "ve sanırım onun Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in geri döndüğünü neye dayanarak söylediğini bilmeye hakkımız var." "Bak," dedi Hermione, hemen araya girerek, "aslında bu toplantının konusu pek de bu olmayacaktı -" "Mesele yok, Hermione," dedi Harry. Birden niye buraya bu kadar çok insanın toplandığını anlamıştı. Hermione'nin de bunu önceden görmesi gerektiğini düşündü. Bu insanların bazıları -hatta belki çoğu-Harry'nin hikâyesini bizzat kendisinden dinleme umuduyla gelmişti. "Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in geri döndüğünü neye dayanarak mı söyledim?" diye sordu, dosdoğru Zachari-as'm yüzüne bakarak. "Onu gördüm. Ama Dumbledore 442 geçen yıl olanları bütün okula anlattı zaten, ona inanmıyorsanız bana da inanmıyorsunuz demektir; ben de bütün öğleden sonrayı şunu bunu ikna etmeye çalışarak geçirecek değilim." Harry konuşurken bütün grup nefesini tutmuştu sanki. Harry barmenin bile onu dinlediği izlenimine kapıldı. Pis bezle aynı bardağı silip duruyor, gittikçe daha da kirletiyordu. Zacharias onun dediklerine önem vermez bir edayla, "Geçen yıl Dumbledore'un bize tek söylediği, Cedric Dig-gory'nin Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen tarafından öldürüldüğü ve senin Diggory'nin cesedini Hogwarts'a getirdiğindi," dedi. "Bize ayrıntı vermedi, Diggory'nin tam olarak nasıl öldürüldüğünü söylemedi. Eminim ki hepimiz bilmek isteriz -" "Eğer buraya Voldemort'un birini öldürmesinin nasıl bir şey olduğunu duymak için geldiyseniz, size bir faydam dokunmaz," dedi Harry. Bugünlerde hep patladı patlayacak halde olan öfkesi yine kabarıyordu. Gözlerini Zacharias Smith'in saldırgan yüzünden ayırmadı, Cho'ya bakmamaya da kararlıydı. "Cedric Diggory hakkında konuşmak istemiyorum, tamam mı? Eğer bunun için geldinizse, gitseniz iyi olur." Hermione'ye doğru kızgın bir bakış fırlattı. Ona göre, bütün bunlar Hermione'nin kabahatiydi; onu bir ucube gibi sergilemeye karar vermişti ve tabii hepsi de hikâyesinin ne kadar çılgınca olduğunu duymaya gelmişlerdi. Ama hiçbiri yerinden kalkmadı, Harry'ye dikkatle bakmayı sürdüren Zacharias Smith bile. Page 165 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 443 "Öyleyse," dedi Hermione, sesi yine pek tizleşmişti, "öyleyse... dediğim gibi... eğer savunma öğrenmek istiyorsanız, o zaman bunu nasıl yapacağımızı belirlememiz gerekir; ne sıklıkta buluşacağız, nereye gideceğiz -" Uzun örgüsü sırtına inen kız, "Senin," diye araya girdi, Harry'ye bakarak, "Patronus yapabildiğin doğru mu?" Bu soru, gruptan meraklı bir mırıltı yükselmesine yol açtı. "Evet," dedi Harry, birazcık gardım alarak. "Cismani bir Patronus mu?" Bu deyiş, Harry'ye bir şeyler hatırlatır gibi oldu. "Şey - Madam Bones'u tanıyor olamazsın, değil mi?" diye sordu. Kız gülümsedi. "Halam olur," dedi. "Adım Susan Bones. Bana duruşmandan söz etti. Ee - doğru mu gerçekten? Çatalboynuz-lu geyik Patronus'u mu yapıyorsun?" "Evet," dedi Harry. "Vay canına, Harry!" dedi Lee, çok etkilenmiş görünüyordu. "Ben bunu hiç bilmiyordum!" "Annem Ron'a bunu etrafa yaymamasını tembih etti," dedi Fred, Harry'ye sırıtarak. "Senin zaten yeterince ilgi çektiğini söyledi." "Yamlmıyor," diye mırıldandı Harry. Birkaç kişi güldü. Tek başına oturan peçeli cadı, yerinde hafifçe kıpırdadı. Terry Boot, "Peki Dumbledore'un odasındaki o kılıçla bir Basilisk öldürdün mü?" diye sordu. "Geçen yıl ben oradayken, duvardaki portrelerden biri bana öyle dedi..." "Şey - evet, öldürdüm, evet," dedi Harry. 444 Justin Finch-Fletchley ıslık çaldı; Creevey kardeşler birbirlerine hem hayranlık hem de korku dolu bakışlar attılar; Lavender Brown ise alçak sesle, "Ooo!" dedi. Harry'nin yakası boynuna biraz dar gelmeye başlamıştı; Cho'ya bakmaktan azimle kaçınıyordu. "Ve ilk yılımızda," dedi Neville bütün gruba, "şu Filoloji Taşı'nı kurtardı -" "Felsefe," diye tısladı Hermione. "Evet, onu kurtardı - Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'den," diye sözünü bitirdi Neville. Hannah Abbott'ın gözleri Galleon kadar irileşmişti. "Tabii geçen yıl," dedi Cho (Harry'nin gözleri hemen ona çevrildi; Cho ona bakıyor, gülümsüyordu; Harry'nin midesi yine ters takla attı) "Uçbüyücü Turnuvası'nda yerine getirdiği bütün o görevlerden söz etmedik bile - ejderhaları, denizhalkını, Akromantula'yı ve daha bir sürü engeli aştı..." Masada herkesin hemfikir olduğunu gösteren bir mırıltı dolaştı, belli ki hepsi çok etkilenmişti. Harry'nin içi kıpır kıpır oldu. Halinden fazlaca memnun görünmemek için yüzünü toparlamaya çalışıyordu. Cho'nun az önce onu övmüş olması, onlara söyleyeceğim diye kendi kendine yemin ettiği şeyi söylemesini daha da zorlaştırıyordu. "Bakın," dedi ve herkes bir anda sessizleşti. "Ben... ben alçakgönüllü falan görünmeye çalışmıyorum, ama... hepsinde de çok yardım aldım..." Michael Corner hemen, "Ejderhada almadın ama," dedi. "Gerçekten de süper bir uçuştu..." "Evet, şey -" dedi Harry, karşı çıkmanın kabalık olacağını düşünerek. 445 "Ve bu yaz kimse sana o Ruh Emici'lerden kurtulman için de yardım etmedi," dedi Susan Bones. "Evet," dedi Harry, "evet, tamam, bir kısmını yardımsız yaptığımı biliyorum, ama burda söylemek istediğim şey-" "Yoksa bize bunların herhangi birini göstermekten kaytarıp böyle vızır vızır vızıldanmayı mı düşünüyorsun?" dedi Zacharias Smith. Daha Harry ağzını açamadan Ron, yüksek sesle, "Bak aklıma ne geldi," dedi, "niye çeneni kapamıyorsun?" Belki de "vızır" kelimesi Ron'a dokunmuştu. Öyle ya da böyle, şimdi Zacharias'a, sanki dünyada en çok istediği şey ona bir tane patlatmakmış gibi bakıyordu. Zacharias kıpkırmızı oldu. Page 166 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Ee, hepimiz ondan bir şeyler öğrenmek için geldik, ama şimdi kalkmış bize aslında hiçbirini yapamadığını söylüyor," dedi. "Öyle demiyor," diye hırladı Fred. "Senin için kulaklarını temizlememizi ister misin?" diye sordu George, Zonko'nun kesekâğıtlarından birinden, öldürücü görünen uzun bir madeni alet çıkararak. "Ya da vücudunun herhangi bir yanını, hakikaten, nereye batırsak diye ince eleyip sık dokuyacak değiliz," dedi Fred. "Şey, evet," dedi Hermione telaşla, "devam edelim... mesele şu, Harry'den ders almak istediğimiz konusunda fikir birliği içinde miyiz?" Masadan bir onaylama mırıltısı yükseldi. Zacharias kollarını kavuşturdu ve hiçbir şey söylemedi, ama belki 446 de bunun nedeni, gözünü Fred'in elindeki aletten ayıra-mayışıydı. "Tamam," dedi Hermione, hiç değilse bir şey çözüme bağlandığı için rahatlamış görünerek. "Bu durumda bir sonraki konu da, ne sıklıkta buluşacağımız. Bence haftada birden az buluşmanın hiçbir anlamı yok -" "Dur bakalım," dedi Angelina, "Quidditch antrenmanımızla çakışmayacağından emin olmamız gerek." "Tabii," dedi Cho, "bizimkiyle de." "Bizimkiyle de," dedi Zacharias Smith. "Eminim ki herkese uyan bir gece bulabiliriz," dedi Hermione, biraz sabırsızlanarak, "ama biliyorsunuz, bu bayağı önemli, kendimizi V-Voldemort'un Ölüm Yi-yen'lerine karşı nasıl koruyacağımızı öğrenmekten söz ediyoruz -" " yi dedin!" diye bağırdı Ernie Macmillan. Harry aslında onun çok daha önce konuşmasını beklemişti. "Ben şahsen bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum, belki de bu yıl yapacağımız her şeyden daha önemli, hem de önümüzde S.B.D.'lerimiz olduğu halde!" Takdir peşindeymiş gibi etrafa baktı, sanki insanların "Elbette!" diye bağırmasını bekler gibiydi. Kimse konuşmayınca, devam etti: "Ben, şahsen, Bakanlık'in bu can alıcı dönemde niye bize böyle hiçbir işe yaramayan bir öğretmen kakaladığını anlamıyorum. Kim-Olduğunu-Bilir-sin-Sen'in döndüğünü inkâr ediyorlar, orası belli ama, kalkıp da savunma büyülerini kullanmamızı resmen engellemeye çalışan bir öğretmen vermeleri -" "Bizce Umbridge'in Karanlık Sanatlara Karşı Savun447 ma konusunda eğitilmemizi istememesinin nedeni," dedi Hermione, "Dumbledore'un okuldaki çocuklardan bir tür... bir tür özel ordu gibi yararlanabileceği şeklinde çılgınca bir düşünceye kapılmış olması. Onun bizi Bakanlık'a karşı seferber edeceğini sanıyor." Hemen hemen herkes bu haber karşısında afallamıştı; düdük gibi bir sesle konuşan Luna Lovegood dışında herkes. "Eh, bu da akla yakın. Ne de olsa, Cornelius Fudge'ın kendi özel ordusu var." "Ne?" dedi Harry bu beklenmedik bilgi karşısında tamamen şaşkına dönmüştü. "Evet, onun bir Yalazgan ordusu var," dedi Luna, ciddi ciddi. Hermione, "Hayır, yok," diye cevabı yapıştırdı. "Evet, var," dedi Luna. Boş boş bakan Neville, "Yalazgan da ne?" dedi. "Ateş ruhu," dedi Luna. Patlak gözleri daha da kocaman açılmıştı, her zamankinden çılgın görünüyordu. "Kocaman, uzun, alev saçan yaratıklar, dörtnala gider, karşılarına çıkan her şeyi yakarlar -" "Böyle bir şey yok, Neville," dedi Hermione sertçe. "Ah, evet, var!" dedi Luna öfkeyle. "Pardon ama, bunun kanıtı nerede?" diye tersledi Hermione. "Bir sürü görgü tanığı var. Sırf sen dar görüşlüsün diye ille de her şeyin burnunun dibine sokulması mı -" "Ehem, ehem," dedi Ginny. Profesör Umbridge'i öyle iyi taklit etmişti ki, birçok kişi dehşet içinde Page 167 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı etrafa bakındı, işin aslını anlayınca da güldüler. "Ne sıklıkta buluşaca448 ğımıza ve savunma dersi alacağımıza karar vermeye çalışmıyor muyduk?" "Evet/' dedi Hermione hemen, "evet, ona çalışıyorduk, haklısın, Ginny." "Eh, haftada bir süper olur," dedi Lee Jordan. Angelina, "Ama dikkat etmemiz -" diye başladı. Hermione gergin bir tavırla, "Evet, evet, Quidditch meselesini biliyoruz," dedi. "Eh, karar vermemiz gereken öbür şey de, nerede buluşacağımız..." Bu daha zordu; bütün grubun üstüne bir sessizliktir çöktü. Katie Bell, biraz düşündükten sonra, "Kütüphane olmaz mı?" dedi. "Kütüphanede uğursuzluk büyüsü yapmamızın Madam Pince'in pek hoşuna gideceğini sanmıyorum," dedi Harry. Dean, "Peki, kullanılmayan bir sınıf olabilir mi?" diye sordu. "Evet," dedi Ron, "McGonagall kendi sınıfını kullanmamıza izin verir, Harry Üçbüyücü Turnuvası'na hazırlanırken vermişti." Oysa Harry, McGonagall'm bu sefer o kadar anlayışlı davranmayacağından emindi. Gerçi Hermione çalışma ve ev ödevi gruplarına izin verildiğini söylemişti ama, bu gruba biraz daha asi gözüyle bakılacağına dair belirgin bir his vardı içinde. "Peki öyleyse, biz bir yer bulmaya çalışırız," dedi Hermione. " lk toplantı için yer ve zaman saptayınca, herkese mesaj yollarız." 449 Çantasını karıştırarak parşömenle tüy kalem çıkardı, bir an tereddüt etti; sanki bir şey söylemek için cesaret toplar gibiydi. "Bence - bence herkes adını yazmalı, ki burada kimlerin olduğunu bilelim. Ayrıca ben," derin bir soluk aldı, "ne yaptığımızı herkese ilan etmemek konusunda da anlaşmaya varmamız gerektiğini düşünüyorum. Onun için, eğer imza atarsanız, neler yaptığımızı Umbridge'e ya da başka birine söylememeyi de kabul ediyorsunuz demektir." Fred elini uzatıp parşömeni aldı ve neşeyle imzasını attı, ama Harry kimilerinin listeye adlarını yazma konusunda hiç de hevesli görünmediklerini hemen fark etti. "Eee..." dedi Zacharias ağır ağır, George'un ona vermeye çalıştığı parşömeni almadan, "şey diyorum... yani eminim ki Ernie bana toplantının ne zaman olduğunu söyler." Ama Ernie de imzalama konusunda tereddüt ediyordu. Hermione ona bakıp kaşlarını kaldırdı. "Ben - şey - biz sınıf başkanıyız," diye patladı Ernie. "Eğer bu liste bulunursa... yani, demek istiyorum ki... sen kendin söyledin, Umbridge bulacak olursa -" "Bu grubun, bu yıl yapacağın en önemli şey olduğunu söylemiştin demin," diye ona hatırlattı Harry. "Ben - evet," dedi Ernie, "evet, buna inanıyorum, sadece -" "Ernie, bu listeyi orada burada bırakacağımı sanıyor musun sahiden?" dedi Hermione, hırçın bir tavırla. "Hayır. Elbette hayır," dedi Ernie. Artık o kadar endişeli görünmüyordu. "Ben - evet, tabii ki imzalayacağım." 450 Ernie'den sonra kimse itiraz etmedi, ama Harry, Cho'nun arkadaşının kendi adını eklemeden önce ona suçlar gözlerle baktığını gördü. Son kişi de -Zacharias- imzaladıktan sonra, Hermione parşömeni geri aldı, özenle antasına koydu. Şimdi grupta tuhaf bir duygu vardı. Sanki bir tür sözleşme imzalamış gibiydiler. Fred, şen bir sesle, "Eh, zaman kuş gibi uçup gidiyor," diyerek ayağa kalktı. "George, Lee ve benim satın alınacak birtakım hassas mallarımız var, sonra görüşürüz." Grubun geri kalanı da ikişer üçer kişilik gruplar halinde ayrıldı. Cho gitmeden önce, çantasının kilidini kapatmakla meşgulmüş gibi oyalandı, bir perde gibi öne düşmüş uzun kara saçları yüzünü saklıyordu. Ama arkadaşı yanında duruyor, kollarını kavuşturmuş, dilini şaklatıyordu, Cho da ister istemez onunla gitti. Arkadaşıyla kapıdan dışarı çıkarken, Cho geriye bakıp Harry'ye el salladı. Page 168 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Hermione, birkaç dakika sonra Harry ve Ron'la birlikte Domuz Kafası'ndan dışarıdaki parlak güneşe çıkarken, memnuniyetle, "Eh, bence bayağı iyi gitti," dedi. Harry ve Ron, Kaymakbirası şişelerini ellerinde sıkı sıkı tutuyorlardı. "O Zacharias denen herif kılın teki," dedi Ron. Bir yandan da gözlerinden ateşler saçarak, iyice uzaklaşmış olan Smith'i izliyordu. "Ben de onu pek sevmiyorum," diye itiraf etti Hermione, "ama Hufflepuff masasında ben Ernie ve Hannah'yla konuşurken söylediklerimi duydu ve gelmeyi çok istiyormuş gibi göründü. Ne diyebilirdim ki? Yine de, ne kadar çok insan olursa o kadar iyi - yani, normalde Michael 451 Corner ve arkadaşları hiç gelmezlerdi, yani eğer Michael, Ginny'yle çıkıyor olmasaydı -" Kaymakbirası şişesinden son yudumunu almakta olan Ron tıkanır gibi oldu ve Kaymakbirası'm önüne püskürttü. "N'apıyor, n'apıyor?" dedi Ron, öfkeden köpürmüş, tükürükler saçarak; kulakları şimdi çiğ biftek rengine dönmüştü. "Çıkıyor - kardeşim çıkıyor - ne demek istiyorsun sen, ne Michael Gömer7!?" "Eh, onunla arkadaşları sanırım bu yüzden geldiler -yani, belli ki savunma öğrenmekle ilgileniyorlar, ama Ginny olup bitenleri Michael'a anlatmamış olsaydı -" "Bu ne - ne zamandır -?" Hermione sükûnetle, "Noel Balosu'nda tanıştılar, geçen yılın sonunda çıkmaya başladılar," dedi. Şimdi High Street'e varmışlardı; Hermione, Scrivenshaft'ın Tüy Kalem Dükkânı'nın önünde durakladı, vitrinde güzel sülün tüyü kalemler vardı. "Hımm... yeni bir tüy kalem hiç fena olmaz." Dükkâna girdi. Harry ve Ron arkasından gittiler. "Hangisi Michael Corner'dı?" dedi Ron büyük bir öfkeyle. "Esmer olanı," dedi Hermione. "Ondan hiç hoşlanmadım," dedi Ron hemen. "Ay, ne şaşırtıcı," dedi Hermione alçak sesle. "Ama," dedi Ron, bakır kaplara konmuş bir sıra tüy kalem boyunca Hermione'nin arkasından giderek, "ben Ginny'nin Harry'yi beğendiğini sanıyordum!" Hermione ona acıyarak bakıp başını iki yana salladı. 452 "Ginny Harry'yi beğeniyordu ama, aylar önce ondan vazgeçti. Senden yine de hoşlanıyor tabii," dedi şefkatle Harry'ye dönerek; bir yandan da uzun, siyah ve altın bir tüy kalemi inceliyordu. Kafası hâlâ Cho'nun ayrılırkenki el sallayışında olan Harry, bu konuyu hırsından resmen titreyen Ron kadar ilginç bulmamıştı ama, o vakte kadar dikkatini çekmemiş bir şeyi fark etmişti bu sayede. "Onun için mi artık konuşuyor?" diye sordu Hermi-one'ye. "Yammdayken asla konuşmazdı." "Kesinlikle öyle," dedi Hermione. "Evet, sanırım bunu alacağım..." Tezgâha gitti, on beş Sickle ve iki Knut verdi; Ron hâlâ onun kuyruğundan ayrılmıyordu. Hermione dönüp de onun ayağına basınca, "Ron," dedi sertçe, "işte Ginny sana bunun için Michael'la çıktığını söylemedi, senin bunu kaldıramayacağını biliyordu. Onun için lütfen bunu diline dolama, Tanrı aşkına." "Ne demek istiyorsun sen? Kim kaldıramıyormuş? Ben hiçbir şeyi dilime dolayacak değilim..." Ron sokak boyunca alçak sesle homurdandı durdu. Hermione, Harry'ye bakıp gözlerini devirdi ve sonra Ron hâlâ Michael Corner'a bela okurken, yavaşça Harry'ye, "Michael'la Ginny dedik de... seninle Cho'dan ne haber?" dedi. Harry derhal, "Ne demek istiyorsun sen?" dedi. Sanki içinde kaynar sular kabarıyordu hızla; yüzünü soğukta sızlatan yakıcı bir duygu - bu kadar belli etmiş miydi? 453 "Eh," dedi Hermione, hafifçe gülümseyerek, "gözlerini senden ayıramıyordu, değil mi?" Harry daha önce Hogsmeade'in ne kadar güzel bir köy olduğunu hiç fark etmemişti. Page 169 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 454 ON YED NC BÖLÜM Yirmi Dört Numaralı Eğitim Kararnamesi Harry o hafta sonunun geri kalanı boyunca kendini bütün dönem olduğundan daha mutlu hissetti. Ron ile ikisi pazar gününün büyük bir bölümünü birikmiş ödevlerini bitirmeye çalışarak geçirmişlerdi yine. Gerçi pek eğlenceli bir iş değildi ama, sonbahar güneşi son bir gayretle parlıyordu, onlar da ortak salonda masa başında iki büklüm oturacaklarına ödevlerini alıp dışarı çıktılar, gölün kıyısındaki büyük bir kayın ağacının gölgesine serildiler. Tabii ki bütün ödevlerini yapmış olan Hermione, dışarı gelirken yanında yine yün getirdi; büyülediği şişleri, yanı başında hızla sakırdayarak şapkalar ve atkılar ördü. Umbridge'e ve Bakanlık'a karşı koymak için bir şeyler yaptıklarını ve kendisinin de bu başkaldırının çok önemli bir parçası olduğunu bilmek, Harr/ye muazzam bir memnuniyet duygusu veriyordu. Kafasında cumartesi günkü buluşmayı tekrar tekrar yaşıyordu: bütün o insanların Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğrenmek için ona gelmeleri... yaptığı bazı şeyleri duyunca yüzlerinde beliren ifadeler... ve Cho'nun onun Üçbüyücü Turnuva455 sı'ndaki performansından övgüyle söz etmesi - bütün o insanların ona yalancı bir kaçık değil, hayran olunacak biri gözüyle bakması... bunlar moralini öylesine yükseltmişti ki, pazartesi sabahı hâlâ neşesi yerindeydi, hem de o gün en sevmediği derslere girecek olmasına rağmen. Harry ve Ron yatakhaneden aşağı inerken, Angeli-na'nın o geceki Quidditch antrenmanında Tembel Hayvan Tutunuşu adında yeni bir hareketi deneme fikrini konuşuyorlardı. Kendilerini konuşmaya öyle kaptırmışlardı ki, gün ışığının aydınlattığı ortak salonun ortasına gelene kadar, salona yeni bir şeyin eklendiğinin, etrafında da küçük bir grubun toplandığının farkına varmadılar. Gryffindor ilan tahtasına büyük bir levha iliştirilmişti, öyle büyüktü ki, başka her şeyin üzerini kapatıyordu - satılık, elden düşme büyü kitapları listeleri, Argus Filch'in okul kurallarına dair her zamanki hatırlatmaları, Quidditch takımı antrenman çizelgesi, Çikolatalı Kurbağa Kartları değiş tokuşu teklifleri, VVeasley'lerin denek arama ilanı, Hogsmeade hafta sonlarının tarihleri, kayıp ilanları. Yeni duyuru kocaman siyah harflerle yazılmıştı ve alt tarafında, düzgün ve kıvrımlı bir imzanın hemen yanında, epey resmî görünümlü bir mühür vardı. HOGVVARTS YÜKSEK MÜFETT Ş 'N N EMR YLE Şu andan itibaren tüm öğrenci örgütleri, dernekleri, takımları, grupları ve kulüpleri dağıtılmıştır. 456 Bu bağlamda, bir örgüt, dernek, takım, grup ya da kulüp, üç ya da daha fazla öğrencinin düzenli aralıklarla toplanması olarak tanımlanmıştır. Yeniden kurma izni için, Yüksek Müfettişe (Profesör Umbridge) başvurulması gerekmektedir. Yüksek Müfettiş'in bilgisi dahilinde olmayan ve onayını almamış hiçbir öğrenci örgütü, derneği, takımı, grubu ya da kulübü var olamaz. Yüksek Müfettiş'in onayını almamış bir örgüt, dernek, takım, grup ya da kulüp kuran ya da bunlara üye olan öğrenciler, okuldan atılacaktır. Bu duyuru, Yirmi Dört Numaralı Eğitim Kararnamesi'ne uygundur. mza: Dolores Jane Umbridge, Yüksek Müfettiş Harry ve Ron duyuruyu, endişeli görünen bir grup ikinci sınıf öğrencisinin başlarının üzerinden okudular. "Yani Tükürenbilye Kulübü'nü kapatacaklar mı?" diye sordu bir tanesi arkadaşına. "Sanırım Tükürenbilye konusunda bir sorun yaşamazsınız," dedi Ron sıkıntıyla, ikinci sınıf öğrencisinin ödünü kopararak. kinci sınıflar aceleyle uzaklaşırken, "Ama bizim o kadar şanslı olacağımızı sanmıyorum, ne dersin?" diye sordu Harry'ye. Page 170 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 457 Harry duyuruyu bir kez daha baştan sona okudu. Cumartesiden beri içini kaplayan mutluluk yok olmuştu, içi öfkeyle doluydu şimdi. "Bu bir tesadüf değil," dedi, yumruklarını sıkarak. "Biliyor." "Biliyor olamaz," dedi Ron hemen. "O birahanede dinleyenler vardı. Hem itiraf edelim, gelenlerden kaçına güvenebileceğimizi bilmiyoruz... içlerinden herhangi biri koşup Umbridge'e söylemiş olabilir..." Bir de kendisine inandıklarını sanmıştı, hatta kendisine hayran olduklarını sanmıştı... "Zacharias Smith!" dedi Ron hemen, avcunu yumruklayarak. "Ya da - şu Michael Gömer7in da şüpheli bir hali vardı bence -" "Acaba Hermione bunu gördü mü?" dedi Harry, başını çevirip kızlar yatakhanesine doğru bakarak. "Hadi gidip söyleyelim," dedi Ron. Yatakhaneye doğru fırladı, kapıyı çekip açtı ve döne döne yükselen merdivenden çıkmaya başladı. Altıncı basamağa gelmişti ki, korna benzeri, gürültülü, yüksek perdeden bir ses ortalığı inletti ve basamaklar iç içe geçip döner kaydırak gibi uzun, pürüzsüz, eğimli bir taş haline geldi. Ron ellerini yel değirmeni misali çılgınca sallayarak koşmaya devam etmeye çalıştı bir an için, ama sonra sırtüstü devrilip, yeni oluşmuş kaydıraktan aşağı, Harry'nin ayaklarının dibine kadar kaydı. "Şey - sanırım kızlar yatakhanesine girmemize izin verilmiyor," dedi Harry, Ron'un kalkmasına yardım edip gülmemeye çalışarak. 458 Dördüncü sınıf öğrencisi iki kız taş kaydıraktan neşeyle kayarak indiler. "Ooo, kimmiş bakalım yukarı çıkmaya çalışan?" diye mutlu mutlu kıkırdadılar, ayağa fırlayıp Harry ile Ron'a ilgiyle bakarak. "Ben," dedi Ron, hâlâ saçı başı darmadağın halde. "Böyle bir şey olacağım bilmiyordum. Haksızlık bu!" diye ekledi Harry'ye bakarak. Kızlar hâlâ deli gibi kıkırdayarak portre deliğine doğru uzaklaşıyorlardı. "Hermione bizim yatakhanemize girebiliyor, nasıl oluyor da bize izin verilmiyor -?" "Eh, eski moda bir kural bu," dedi Hermione. Kayarak önlerindeki halıya inmiş, ayağa kalkıyordu. "Ama Hogıvarts: Bir Tarih'te denildiğine göre, kurucular erkekleri kızlar kadar güvenilir bulmuyormuş. Neyse, niye buraya girmeye çalışıyordunuz?" "Sana geliyorduk - bak!" dedi Ron, onu tutup ilan tahtasına götürerek. Hermione'nin gözleri hızla ilan tahtasının üzerinde gezindi. Yüzünü soğuk bir ifade bürüdü. "Biri gidip ona yumurtlamış olmalı!" dedi Ron öfkeyle. "Yapmış olamazlar," dedi Hermione alçak sesle. "Ne kadar safsın," dedi Ron, "sırf sen dürüst ve güvenilirsin diye, sanma ki -" "Hayır, yapmış olamazlar, çünkü hepimizin imzaladığı o parşömen parçasına bir uğursuzluk koydum," dedi Hermione haşin bir sesle. " nan bana, biri gidip Umbridge'e söylediyse kim olduğunu hemen öğreniriz, dahası bunu yapan çok pişman olur." 459 "Ne gelecek ki başına?" dedi Ron hevesle. "Eh, şöyle diyelim," dedi Hermione, "Eloise Mid-geon'ın sivilceleri bunun yanında şirin minik çiller gibi kalır. Hadi, kahvaltıya inelim, bakalım diğerleri ne düşünüyor... acaba bütün binalara asmışlar mıdır bunu?" Büyük Salon'a girdiklerinde, Umbridge'in duyurusunun sadece Gryffindor Kulesi'ne aşılmadığını hemen anladılar. Konuşmalarda tuhaf bir yoğunluk vardı ve Salon normalde olduğundan daha hareketliydi, insanlar masalarının etrafında geziniyor, okudukları şeyi tartışıyorlardı. Harry, Ron ve Hermione yerlerine yeni oturmuştu ki, Ne-ville, Dean, Fred, George ve Ginny başlarına üşüştüler. "Gördünüz mü?" "Sizce biliyor mu?" "Ne yapacağız?" Hepsi Harry'ye bakıyordu. Harry yakında öğretmen bulunmadığından emin olmak için etrafına baktı. Page 171 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Tabii ki yine de yapacağız," dedi alçak sesle. "Böyle diyeceğini biliyordum," dedi George, gülümseyip Harry'nin kolunu yumruklayarak. "Sınıf başkanları da mı?" dedi Fred, Ron'la Hermi-one'ye soran gözlerle bakarak. "Tabii," dedi Hermione sakin sakin. "Erme ve Hannah Abbott geliyor," dedi Ron, omzunun üstünden bakarak. "Şu Ravenclaw herifleri ve Smith de... hiçbiri pek sivilceli görünmüyor." Hermione telaşa kapılmıştı. "Sivilceyi boşver şimdi, salakların buraya gelmemesi lazım, çok şüphe uyandırır," dedi. Ses çıkarmadan, "Otu460 run!" diye ağzını oynattı Ernie ve Hannah'ya. Hufflepuff masasına dönmeleri için telaşla el kol işaretleri yaptı. "Sonra! Sizinle - sonra - konuşuruz!" "Ben gidip Michael'a söyleyeyim," dedi Ginny sabırsızca, dönüp masadan kalkarak, "aptal, öf yani..." Aceleyle Ravenclaw masasına doğru yürümeye başladı; Harry onun arkasından baktı. Cho biraz ötede oturmuş, Domuz Kafası'na getirdiği kıvırcık saçlı arkadaşıyla konuşuyordu. Acaba Umbridge'in duyurusundan korkup bir daha onlarla buluşmaya gelmeyecek miydi? Ama uyarının etki alanının ne kadar büyük olduğunu, ancak Sihir Tarihi'ne girmek için Büyük Salon'dan çıkarlarken anladılar. "Harry! Ron!" Seslenen Angelina'ydı, yüzünde hepten umutsuz bir ifadeyle telaş içinde onlara doğru geliyordu. "Sorun yok," dedi Harry usulca, Angelina onu duyacak kadar yakına geldiğinde. "Biz yine -" "Buna Quidditch'in de dahil olduğunun farkmdasın, değil mi?" dedi Angelina onun sözünü keserek. "Gryffin-dor takımını yeniden kurmak için gidip ondan izin istememiz gerekecek!" "Ne?" dedi Harry. "Hadi canım," dedi Ron, dehşete düşmüş halde. "Uyarıyı okudunuz, takımları da dahil etmiş! Dinle, Harry... bunu son kez söylüyorum... lütfen ama lütfen Umbridge'in önünde sinirlerine hâkim ol, yoksa bir daha oynamamıza izin vermeyebilir!" "Tamam, tamam," dedi Harry, çünkü Angelina ağla461 yacak gibi görünüyordu. "Merak etme, hâkim olurum..." Binns'in dersine giderlerken, "Eminim Umbridge Sihir Tarihi'ndedir," dedi Ron keyifsizce. "Daha Binns'i teftiş etmedi... her iddiasına varım ki oradadır..." Ama yanılmıştı; içeri girdiklerinde sınıftaki tek öğretmen Profesör Binns'ti. Her zamanki gibi sandalyesinin bir iki santim üzerinde havada duruyor, dev savaşlarına kaldığı yerden o tekdüze sesiyle devam etmeye hazırlanıyordu. Harry bugün onun anlattıklarını takip etmeye çalışmadı bile; Hermione'nin ardı arkası kesilmeyen kızgın bakışlarına ve dirseklemelerine aldırmadan, parşömeninin üzerine dalgın dalgın bir şeyler karaladı. Derken böğrüne acı verici bir darbe yedi ve öfkeyle başını kaldırdı. "Ne var?" Hermione pencereyi işaret etti. Harry dönüp baktı. Hedwig dar pencere pervazına tünemiş, kalın camın arkasından ona bakıyordu, bacağına bir mektup bağlıydı. Harry bu duruma bir anlam veremedi; az önce kahvaltı etmişlerdi, ne demeye mektubu hep yaptığı gibi kahvaltı sırasında getirmemişti ki? Sınıf arkadaşlarından çoğu da birbirlerine Hedwig'i işaret ediyordu. Lavender'ın içini çekerek Parvati'ye, "Ay, o baykuşa her zaman bayılmışımdır, o kadar güzel ki," dediğini duydu Harry. Dönüp Profesör Binns'e baktı. Gözleri notlarında, okumaya devam ediyordu; sınıfın dikkatinin her zamankinden de dağınık olduğunun farkında değildi. Harry sandalyesinden sessizce kalktı, eğildi ve çabuk çabuk pencerenin yanına gitti, kilidi tutup usulca açtı. 462 Hedwig'in mektubu alsın diye bacağını uzatmasını, işi bitince de Baykuşhane'ye doğru uçmasını bekliyordu, ama pencere aralanır aralanmaz acı acı öterek içeri zıpladı. Harry endişeyle Profesör Page 172 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Binns'e göz atıp pencereyi kapadı, yine eğildi ve omzunda Hedwig'le çabucak yerine döndü. Oturunca Hedwig'i kucağına aldı ve bacağına bağlı mektubu çözmeye hamle etti. Hedwig'in tüylerinin garip bir şekilde kabarmış olduğunu ancak o zaman fark etti; tüylerin bazıları yanlış tarafa bakıyor, ayrıca bir kanadı da tuhaf bir açıda duruyordu. "Yaralanmış!" diye fısıldadı Harry, baykuşunun üstüne iyice eğilerek. Hermione ve Ron da eğildiler, hatta Her-mione tüy kalemini bile bıraktı. "Bakın - kanadına bir şey olmuş -" Hedwig titriyordu; Harry kanada dokunmaya çalışınca hafifçe sıçradı, kendini şişiriyormuş gibi tüylerini dik-leştirdi ve ona sitemle baktı. "Profesör Binns," dedi Harry yüksek sesle. Sınıftaki herkes dönüp ona baktı. "Ben pek iyi değilim." Profesör Binns başım notlarından kaldırdı. Her zamanki gibi, önündeki sınıfı öğrencilerle dolu bulmaktan dolayı hayrete düşmüş görünüyordu. " yi değil misin?" diye tekrar etti belli belirsiz. "Hiç iyi değilim," dedi Harry kararlı bir sesle, Hed-wig'i arkasına saklayıp ayağa kalkarak. "Galiba hastane kanadına gitmem gerekiyor." "Evet," dedi Profesör Binns, belli ki fena halde gafil avlanmıştı. "Evet... evet, hastane kanadı... pekâlâ, git bakalım o zaman, Perkins..." 463 Harry sınıftan çıkar çıkmaz Hedwig'i yeniden omzuna aldı, aceleyle koridorda ilerledi ve ancak Binns'in sınıfı gözden kaybolduğunda durup düşünmeye başladı. Hed-vvig'i iyileştirmesi için ilk gideceği kişi Hagrid olurdu elbette, ama Hagrid'in nerede olduğu konusunda en ufak bir fikri olmadığından, tek seçeneği Profesör Grubbly-Plank'i bulmak ve onun yardım edeceğini ummaktı. Pencereden dışarı, çok rüzgârlı, bulutlu okul arazisine baktı. Profesör Grubbly-Plank, Hagrid'in kulübesinin yakınında görünmüyordu; ders vermiyorsa, öğretmenler odasında olmalıydı. Alt kata doğru yola koyuldu, Hedwig omzunda sallandıkça halsizce ötüyordu. Öğretmenler odasının iki yanında iki taş heykel vardı. Harry yaklaşırken, biri boğuk bir sesle, "Sınıfta olman gerekir, evlat," dedi. " şim acil," dedi Harry ters ters. "Aman aman, acil demek?" dedi öbür heykel tiz bir sesle. " şte şimdi bize haddimizi bildirdin, ha?" Harry kapıya vurdu. Kulağına ayak sesleri geldi, sonra kapı açıldı ve karşısında Profesör McGonagall'ı buldu. "Yine ceza aldım deme sakın!" dedi hemen. Kare gözlüğü tehlikeli bir şekilde parlıyordu. "Hayır, Profesör!" dedi Harry telaşla. "Ee, niye sınıfta değilsin o zaman?" "Acilmiş de," dedi ikinci heykel, küçümser bir ses tonuyla onu taklit ederek. "Profesör Grubbly-Plank'i arıyordum," diye açıkladı Harry. "Baykuşum için, yaralanmış." 464 "Baykuş mu yaralanmış dedin?" Profesör Grubbly-Plank, Profesör McGonagall'm omzunun arkasında belirdi; pipo içiyor ve elinde bir Gelecek Postası tutuyordu. "Evet," dedi Harry, Hedwig'i dikkatle omzundan alarak, "diğer posta baykuşlarından sonra geldi, kanadında da bir tuhaflık var, bakın -" Profesör McGonagall izlerken, Profesör Grubbly-Plank piposunu dişlerinin arasına sıkı sıkı tutturdu ve Hedwig'i Harry'den aldı. "Hımm," dedi, konuşurken piposu hafifçe sallanıyordu. "Bir şey ona saldırmış görünüyor. Ama bunu ne yapmış olabilir, bilmiyorum. Tabii Testral'ler bazen kuşlara saldırır ama, Hagrid Hogwarts'takileri baykuşlara dokunmamak konusunda eğitmiş." Harry, Testral'lerin ne olduğunu bilmiyordu, umursa-mıyordu da; tek bilmek istediği şey, Hedwig'in iyi olacağıydı. Ancak Profesör McGonagall, Harry'ye sert bir bakış attı ve, "Bu baykuşun ne kadar yol katettiğini biliyor musun, Potter?" dedi. "Şey," dedi Harry, "Londra'dan buraya, sanırım." Harry onun gözlerine bir an baktı ve iki kaşının ortada birleşmesinden, "Londra" denince "Grimmauld Meydanı, on iki numara"yi anladığını gördü. Page 173 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Profesör Grubbly-Plank, Hedwig'in kanadını daha iyi inceleyebilmek için, cüppesinin iç cebinden tek gözlük çıkarıp gözüne taktı. "Onu bana bırakırsan hallederim herhalde, Potter," dedi, "zaten birkaç gün boyunca uzun mesafe uçmaması gerekiyor." 465 "Ee - tamam - teşekkürler/' dedi Harry, tam teneffüs zili çalarken. Profesör Grubbly-Plank sert bir sesle, "Önemi yok," dedi ve öğretmenler odasına döndü. "Bir dakika, Wilhelmina!" dedi Profesör McGonagall. "Potter'm mektubu!" "A, evet!" dedi Harry, Hedwig'in bacağına bağlı tomarı bir an için unutmuştu. Profesör Grubbly-Plank mektubu verdi ve omzunda, Harry'ye onu böyle bıraktığına inanamayarak bakan Hedwig'le, yeniden öğretmenler odasına girip gözden kayboldu. Biraz vicdan azabı duyan Harry gitmek için arkasını döndü, ama Profesör McGonagall onu çağırdı. "Potter!" "Evet, Profesör?" Profesör McGonagall koridora göz gezdirdi, iki yandan da öğrenciler geliyordu. "Unutma," dedi çabuk çabuk ve alçak sesle, gözünü Harry'nin elindeki tomara dikerek, "Hogwarts'ın iletişim yolları gözleniyor olabilir, anlaşıldı mı?" "Ben -" dedi Harry, ama koridordaki öğrenciler neredeyse onun hizasına gelmişti bile. Profesör McGonagall başıyla hafifçe selam verip öğretmenler odasına döndü, Harry ise kalabalık dalgasına kapılıp diğer öğrencilerle birlikte bahçeye sürüklendi. Rüzgârdan dolayı pelerin yakalarını kaldırmış, korunaklı bir köşede duran Ron ve Hermione'yi fark etti. Yanlarına giderken tomarı yırtıp açtı ve Sirius'un elyazısıyla yazılmış beş kelime gördü: Bugün, aynı saatte, aynı yerde. 466 Harry duyma mesafesine girer girmez, Hermione, "Hedwig iyi mi?" diye sordu endişeyle. "Onu nereye götürdün?" diye sordu Ron. "Grubbly-Plank'e," dedi Harry. "Ve McGonagall'la karşılaştım... dinleyin..." Onlara Profesör McGonagall'm dediklerini anlattı. kisinin de pek şaşırmaması onu çok şaşırttı. Tersine, anlamlı anlamlı birbirlerine baktılar. "Ne var?" dedi Harry, bir Ron'a bir Hermione'ye bakarak. "Şey, demin Ron'a diyordum ki... ya biri Hedwig'i ele geçirmeye çalıştıysa? Yani, daha önce uçuşta hiç yaralan-mamıştı, değil mi?" "Mektup kimdenmiş peki?" diye sordu Ron, Harry'den notu alarak. "Pırtık," dedi Harry alçak sesle. " 'Aynı saatte, aynı yerde' mi? Ortak salondaki şömineden mi söz ediyor?" "Belli ki öyle," dedi Hermione, mesajı okuyarak. Huzursuz olmuşa benziyordu. "Umarım başka kimse bunu okumamıştır..." "Ama mühürlüydü falan," dedi Harry, Hermione kadar kendini de ikna etmeye çalışıyordu. "Ve daha önce onunla nerede konuştuğumuzu bilmeyen hiç kimse bunun ne anlama geldiğini anlayamaz, değil mi?" "Bilmiyorum," dedi Hermione kaygıyla. Zil çalınca çantasını omzuna aldı. "Sihir kullanarak yeniden mühürlemek pek zor olmazdı... bir de Uçuç Şebekesi'ni gözetleyen biri varsa... ama onu gelmesin diye nasıl uyarı467 nz bilmiyorum, sonuçta o mesaj da ele geçirilebilir çünkü!" Düşüncelere dalmış halde, ksir7 e girmek için zindana giden merdivenlerden ağır ağır indiler, ama basamakların sonuna ulaştıklarında Draco Malfoy'un sesi onları kendilerine getirdi. Snape'in sınıfının önünde duruyordu; resmî görünümlü bir parşömen parçasını elinde sallıyor ve sırf onlar her kelimeyi duyabilsin diye, gerekenden çok daha yüksek sesle konuşuyordu. "Evet, Umbridge, Slytherin Quidditch takımına oynama iznini hemen verdi, sabah ilk iş ona gitmiştim. Eh, hiç düşünmedi bile, yani babamı çok iyi tanıyor, babam sürekli Bakarüık'a uğrayıp durduğu için... Gryffindor'a oynama izni verilip verilmeyeceğini görmek ilginç olacak, değil mi?" "Yapmayın," diye fısıldadı Hermione yalvarırcasına. Harry ile Ron yumruklarını sıkmış, kaskatı Page 174 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı yüzlerle Mal-foy'u izliyorlardı. " stediği de bu zaten." "Yani," dedi Malfoy, sesini biraz daha yükselterek, Harry ve Ron'a doğru bakan gözleri hain hain parlıyordu, "mesele Bakanlık'ta sözünü geçirmekse, pek şansları olduğunu sanmıyorum... babamın anlattıklarına bakılırsa, yıllardır Arthur VVeasley'yi kovmak için bahane anyorlar-rruş... Potter'a gelince... babam diyor ki, Bakanlık'm onu St Mungo'ya postalaması an meselesiymiş... anlaşılan, beyinleri sihirle sulanmış insanlar için özel bir koğuş varmış." Malfoy suratını acayip bir şekle soktu, ağzı sarkıyor, gözleri fıldır fıldır dönüyordu. Crabbe ve Goyle her zamanki gibi hırıltıyla güldüler; Pansy Parkinson neşeyle çığlık attı. 468 Harry'nin omzuna sert bir şey çarpıp onu yana doğru fırlattı. Hemen sonra Neville'in hızla yanından geçtiğini fark etti; dosdoğru Malfoy'un üstüne gidiyordu. "Neville, hayırl" Harry fırlayıp Neville'in cüppesinin arkasına yapıştı; Neville yumruklarını sallayarak çılgınca debeleniyor, Mal-foy'a ulaşmaya çalışıyordu. Bir an için Malfoy'un yüzünde son derece şaşkın bir ifade belirdi. Harry, "Yardım et!" dedi Ron'a telaşla. Bir kolunu Neville'in boynuna dolamayı başarıp, onu Slytherin'lerden uzağa sürüklemeye başladı. Crabbe ve Goyle, Malfoy'un önüne adım atarak kolları sıvadılar, kavgaya hazırdılar. Ron, Neville'in kollarını yakaladı, Harry ile ikisi onu tekrar Gryffindor'larm yanına sürüklemeyi başardılar. Neville'in suratı kıpkırmızıydı; Harry gırtlağına bastırdığı için söyledikleri hiç mi hiç anlaşılmıyor, ağzından tükürükle karışık tek tuk kelimeler çıkıyordu. "Komik... değil... sakın... Mungo... gösteririm... ona..." Zindan kapısı açıldı. çeriden Snape çıktı. Siyah gözleri Gryffindor'lan taradı ve Harry ile Ron'un Neville'le boğuştuğu noktaya odaklandı. "Kavga mı ediyorsunuz, Potter, VVeasley, Longbot-tom?" dedi soğuk, alaycı sesiyle. "Gryffindor'dan on puan. Hemen Longbottom'ı bırak, Potter, yoksa cezaya kalırsın. Herkes içeri." Harry, Neville'i bıraktı. Neville nefes nefese durmuş, ateş saçan gözlerle ona bakıyordu. "Seni durdurmak zorundaydım," dedi Harry, güçlük469 le soluyarak. Eğilip çantasını aldı. "Crabbe ve Goyle seni parçalardı." Neville hiçbir şey demedi; kendi çantasını kaptı ve zindana doğru yürüdü. "Merlin adına," dedi Ron usulca, Neville'in arkasından giderlerken, "bu da neydi ki şimdi?" Harry cevap vermedi. Beyinlerinde sihirsel hasar oluştuğu için St Mungo'da yatan kişiler konusunun Neville'e niye son derece ıstırap verici geldiğini çok iyi biliyordu, ama Neville'in sırrından kimseye söz etmeyeceğine dair Dumbledore'a yemin etmişti. Neville bile Harr/nin bildiğini bilmiyordu. Harry, Ron ve Hermione sınıfın arkasındaki, her zaman oturdukları yere geçtiler, parşömenlerini, tüy kalemlerini ve Bin Sihirli Ot ve Mantar kitaplarını çıkardılar. Etraflarındaki herkes fısıldaşarak Neville'in az önce yaptığı şeyden bahsediyordu, ama Snape zindan kapısını yankılanan bir gürültüyle kapatınca sınıfa sessizlik çöktü. "Fark edeceksiniz ki," dedi Snape, alçak ve alaycı sesiyle, "bugün bir misafirimiz var." Zindanın loş köşesini işaret etti ve Harry, Profesör Umbridge'in orada kucağında yazı altlığıyla oturduğunu gördü. Kaşlarını kaldırarak göz ucuyla Ron ve Hermi-one'ye baktı. Snape ve Umbridge, en nefret ettiği iki öğretmen. Hangisinin öbürü karşısında galip gelmesini istediğine karar vermesi çok zordu. "Bugün Kuvvetlendirme Solüsyonu'na devam edeceğiz. Karışımlarınızı geçen ders bıraktığınız durumda bulacaksınız; doğru yapıldılarsa, hafta sonunda kıvama gelmiş 470 olmalılar - talimatlar -" yine asasını salladı "- tahtada. Devam edin." Profesör Umbridge dersin ilk yarım saatini köşesinde not tutarak geçirdi. Harry onun Snape'i sorgulamasını duymayı merakla bekliyordu; öyle merakla bekliyordu ki, yine iksirine dikkat etmemeye başlamıştı. Page 175 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Semender kanı, Harry!" diye inledi Hermione, üst üste üçüncü kez yanlış karışım malzemesini koymasına engel olmak için bileğine yapışarak, "nar suyu değil!" "Doğru," dedi Harry. Dalgın dalgın şişeyi elinden bıraktı, gözleri hâlâ o köşedeydi. Umbridge az önce ayağa kalkmıştı. ki sıra arasından geçerek, Dean Thomas'ın kazanının üzerine eğilmiş olan Snape'in yanına doğru ilerledi. "Hah," dedi Harry usulca. Umbridge canlı bir sesle, "Sınıf kendi düzeyine göre oldukça ileri görünüyor," dedi Snape'in arkasından. "Ama onlara Kuvvetlendirme Solüsyonu gibi bir iksir öğretmenin münasip olup olmadığı konusunda kuşkularım var. Bence Bakanlık bunun müfredattan çıkarılmasını tercih ederdi." Snape yavaşça doğruldu ve dönüp ona baktı. "Pekâlâ... ne zamandır Hogvvarts'ta öğretmenlik yapıyorsunuz?" diye sordu Umbridge, tüy kalemini yazı altlığının üzerinde tutarak. "On dört yıldır," diye cevap verdi Snape. Yüzünde anlaşılmaz bir ifade vardı. Harry, gözleri Snape'in üstünde, iksirine birkaç damla ekledi; iksir tehditkâr bir şekilde tısladı ve turkuazdan portakal rengine döndü. "Sanırım ilk başta Karanlık Sanatlara Karşı Savunma 471 öğretmenliği için başvurmuşsun^12' değü mi?" diye sordu Umbridge. "Evet/' dedi Snape usulca. "Ama bu dersi almayı başar*madımz' d°ğm mu?" Snape'in dudağı kıvrıldı. "Belli ki." Profesör Umbridge yazı altlı|ma bir ^leT Diktirdi. "Ve sanırım okulda işe başl^dlSınızdan beri düzenli olarak Karanlık Sanatlara Karşı Avunma öğretmenliğine başvurdunuz, doğru mu?" "Evet/' dedi Snape usulca, dudaklarım neredeyse hiç .. -ı kıpırdatmadan. Çok kızgın görü^uy°r u' "Dumbledore'un bu öğretm^1^1 size vermeyi niye sürekli reddettiği konusunda \>V fikriniz var mı?" diye sordu Umbridge. "Bunu ona sormanızı öneri/™'" dedi SnaPe kesik kesik. "Ah, soracağım elbette," ded1 Umbridge, tatlı bir gülümsemeyle. "Konuyla ilgili mi bu acaba?" diye sordu SnaPe- kara gözlerini kısarak. "Ah, evet," dedi Profesör U^bridSe' "evet- Bakanlık öğretmenlerin - ee - temelleri h^ında etraflıca fikir sa-hibi olmayı istiyor." Umbridge arkasını döndü, P^nsy Parkinson'm yanına gitti ve ona derslerle ilgili sorula^ sormaya başladı. Snape dönüp Harry'ye baktı, bir an gö^ g°ze Seldiler' Harı7 he~ men gözlerim kaçırdı ve fena halde koyulaşan, yanık lastik kokusu salmaya başlayan ikstfine baktl' 472 "Demek sana yine not yok, Potter/' dedi Snape kindarca. Asasını şöyle bir sallayıp Harry'nin kazanını boşalttı. "Bu iksirin doğru bileşimi üzerine bir ödev hazırlayacaksın, neyi niye yanlış yaptığını da belirteceksin. Bu ödevi bir dahaki derste vereceksin, anlaşıldı mı?" "Evet," dedi Harry hiddetle. Snape önceden bir ödev vermişti zaten, akşama da Quidditch antrenmanı vardı; belli ki iki geceyi daha uykusuz geçirecekti. Sabah yataktan mutlu kalkmış olduğuna inanamıyordu. Şimdi hissettiği tek şey, günün sona ermesine yönelik güçlü bir istekti. "Belki Kehanet'ten kaytarırım," dedi asık bir suratla. Öğle yemeğinden sonra bahçede duruyorlardı, rüzgâr cüppelerini ve şapkalarının kenarlarım uçuşturuyordu. "Hasta numarası yapıp Snape'in ödevini bitiririm, o zaman gecenin bir yarısına kadar ayakta kalmam gerekmez." "Kehanet'ten kaytaramazsm," dedi Hermione sert bir sesle. "Bak şu konuşana, Kehanet'ten çıkıp gitmedin mi sen, Trelawney'den nefret ediyorsun!" dedi Ron, öfkeli bir sesle. Page 176 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Nefret etmiyorum," dedi Hermione mağrur bir edayla. "Tam anlamıyla berbat bir öğretmen ve koca bir sahtekâr olduğunu düşünüyorum sadece. Ama Harry zaten Sihir Tarihi'ni kaçırdı, bugün başka bir şey kaçırmasa iyi olur bence!" Sözlerinde inkâr edilemeyecek bir doğruluk payı vardı. O yüzden Harry yarım saat sonra Kehanet sınıfının sıcak, fazlaca parfümlü ortamında yerini almıştı. çinde her473 kese yönelik müthiş bir kızgınlık vardı. Profesör Trelaw-ney yine herkese Rüya Tabirleri'ni dağıtıyordu. Harry, burada oturup uydurma rüyalardan anlam çıkarmaya çalışmak yerine Snape'in ceza ödevini yapsa, kendisi için çok daha hayırlı olacağı kanısındaydı. Ancak anlaşılan, sınıfta siniri burnunda olan tek kişi o değildi. Profesör Trelavvney Rüya Tabirleri'ni masaya, Harry ile Ron'un ortasına güm diye çarptı ve hızla uzaklaştı, dudakları buzuluydu; bir sonraki Rüya Tabirleri'ni Seamus'la Dean'in üzerine fırlattı, az kalsın kitap Se-amus'un başına geliyordu; sonuncuyu ise Neville'in göğsüne doğru öyle bir itti ki, Neville pufundan kaydı. "Ee, başlasanıza!" dedi Profesör Trelawney bağırırca-sma. Sesi tizleşmişti, zıvanadan çıkmış gibi bir hali vardı. "Ne yapacağınızı biliyorsunuz herhalde! Yoksa ben standardın çok altında bir öğretmenim de nasıl kitap açacağınızı bile öğrenemediniz mi daha?" Öğrenciler önce ona, sonra da birbirlerine şaşkın gözlerle baktı. Ama Harry, sorunun ne olduğunu bildiğini düşünüyordu. Profesör Trelawney, gözlüğünün kocaman gösterdiği gözlerinde kızgınlık yaşlarıyla yüksek arkalıklı öğretmen koltuğuna dönerken, Harry, Ron'a doğru eğilip, "Galiba teftişin sonuçlarını aldı," diye fısıldadı. "Profesör?" dedi Parvati Patil usulca (o ve Lavender, Profesör Trelawney'ye her zaman hayranlık duymuşlardı). "Profesör, bir - ee - terslik mi var?" "Terslik ha!" diye bağırdı Profesör Trelawney, duyguyla yüklü bir sesle. "Elbette ki hayır! Hakarete uğradım, orası kesin... bana karşı imalarda bulunuldu... temelsiz 474 suçlamalar yöneltildi... ama hayır, hiçbir terslik yok, kesinlikle yok!" Sarsılarak derin bir nefes aldı ve gözlüğünün arkasından öfkeli yaşlar süzülürken gözlerini Parvati'den kaçırdı. "On altı yıl," dedi tıkanırcasına, "fedakârca görev yapmış olmamdan hiç bahsetmiyorum bile... belli ki farkına varılmamış... ama hakarete müsaade etmem, hayır, etmem!" "Ama, Profesör, kim size hakaret ediyor?" diye sordu Parvati ürkekçe. "Sistem!" dedi Profesör Trelavvney, derin, dramatik, titreyen bir sesle. "Evet, gözleri dünyevi işlerle puslanmış olanlar, benim Gördüğüm gibi Göremeyenler, benim Bildiğim gibi Bilemeyenler... tabii, biz Görücülerden her zaman korkulmuştur, her zaman zulüm görmüşüzdür... heyhat kaderimiz bu bizim." Yutkundu, şalının ucuyla ıslak yanaklarını sildi, sonra da kolunun yeninden küçük, işlemeli bir mendil çıkarıp gürültüyle, Peeves'in dudakları arasından diliyle üflemesini andırır bir sesle sümkürdü. Ron kıkırdadı. Lavender ona tiksinti dolu bir bakış attı. "Profesör," dedi Parvati, "yani... Profesör Umbridge -?" "Bana o kadından söz etmeyin!" diye bağırdı Profesör Trelawney, ayağa fırlayarak. Boncuklan şıkırdıyor, gözlüğü ışıldıyordu. "Lütfen işinize devam edin!" Ve dersin geri kalanını aralarında dolaşarak geçirdi. Gözlüğünün arkasından hâlâ yaşlar süzülüyor, tehdide benzeyen bir şeyler mırıldanıyordu. 475 "... pekâlâ ayrılmayı da tercih edebilirim... gurur kırıcı. .. deneme süresiymiş... görürüz bakalım... ne cüret..." Harry, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'da bir araya geldiklerinde, Hermione'ye, "Umbridge'le ortak bir yanınız var," dedi usulca. "Belli ki o da Trelawney'nin koca bir sahtekâr olduğunu düşünüyor... anlaşılan ona deneme süresi vermiş." O konuşurken, Umbridge kafasında siyah kadife fi-yongu ve yüzünde halinden gayet memnun bir ifadeyle sınıfa girdi. Page 177 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Tünaydın, sınıf." "Tünaydın, Profesör Umbridge," dediler sıkkın bir sesle hep beraber. "Asaları kaldırın lütfen." Ama bu defa hışırtı çıkmadı; kimse asasını çıkarma zahmetine girmemişti. "Lütfen Savunma Sihri Kuramt'mn otuz dördüncü sayfasını açıp, 'Sinirsel Saldırıya Saldırgan-Olmayan Karşılıklar7 başlıklı üçüncü bölümü okuyun. Konuşmaya -" "- gerek yok," diye fısıldadılar Harry, Ron ve Hermi-one bir ağızdan. * Harry, Ron ve Hermione o gece yemekten sonra ortak salona girdiklerinde, Angelina boğuk bir sesle, "Quid-ditch antrenmanı yok," dedi. "Ama sinirime hâkim oldum!" dedi Harry dehşet içinde. "Ona hiçbir şey demedim, Angelina, yemin ederim, ben -" "Biliyorum, biliyorum," dedi Angelina perişan halde. 476 "Sadece, düşünmek için biraz zamana ihtiyacı olduğunu söyledi." "Neyi düşünecekmiş?" dedi Ron öfkeyle. "Slythe-rin'lere izin verdi, bize niye vermiyor?" Ama Harry, Umbridge'in Gryffindor Quidditch takımı tehdidini onların tepesinde tutmaktan ne kadar keyif aldığını tahmin edebiliyor, bu silahı niye çabucak bırakmak istemediğini rahatlıkla anlayabiliyordu. "Eh," dedi Hermione, "iyi tarafından bak - hiç olmazsa şimdi Snape'in ödevini yapmaya vaktin var!" " yi taraf mı bu yani şimdi?" diye çıkıştı Harry. Ron da Hermione'ye inanamayan gözlerle bakıyordu. "Quid-ditch antrenmanı yok, onun yerine fazladan ksir var." Harry bir koltuğa gömüldü, çantasından isteksizce ksir ödevini çıkardı ve çalışmaya başladı. Dikkatini vermekte fena halde zorlanıyordu; Sirius'un gelmesine daha çok vakit olduğunu bilmesine rağmen, dönüp dönüp ateşe bakmaktan kendini alıkoyamıyordu. Ayrıca ortak salonda inanılmaz bir gürültü vardı: Fred ve George belli ki nihayet Kaytartan Çerezkutuları'nın bir çeşidini tamamlamış, alkışlayan ve çığlıklar atan bir kalabalığa gösteri yapıyorlardı. Fred önce bir çikletin portakal rengi ucundan bir ısırık alıyor, hemen arkasından da önlerine koydukları bir kovaya gösterişle kusuyordu. Sonra çikletin mor ucunu ağzına atıyor ve kusması anında duruyordu. Gösteriye yardım eden Lee Jordan düzenli aralıklarla, Snape'in Harry'nin iksirleri üzerinde kullandığı Kaybetme Büyüsü'yle, tembel tembel kusmuğu Kaybediyordu. 477 Öğürtülerin, alkışların ve Fred'le George'un insanlardan aldığı ön siparişlerin ardı arkası kesilmiyor, Harry kafasını Kuvvetlendirme Solüsyonu yapmanın doğru yöntemine vermede büyük bir güçlük çekiyordu. Hermione de durumu pek kolaylaştırmıyordu. Alkışların ve Fred'le George'un kovasının dibine çarpan kusmuk seslerinin eşliğinde, onaylamadığım belirtircesine, gürültüyle burnunu çekiyor, Harry7-nin dikkatini adamakıllı dağıtıyordu. Kullanılacak grifin pençesi tozunun ağırlığını üst üste dördüncü kez yanlış yazınca, dönüp, "Git de onları durdur öyleyse!" dedi sinirli sinirli. "Nasıl durdurayım, teknik olarak yanlış bir şey yapmıyorlar ki," dedi Hermione, dişlerini sıkarak. "O pis şeyleri yemeye pekâlâ haklan var, öbür salakların da satın alamayacağını gösteren bir kural bulamıyorum. Yedikleri şeyin şu ya da bu şekilde zararlı olduğu kanıtlanırsa ancak - ki zararlı görünmüyor." O, Harry ve Ron, George'un önce kovaya bombeli bir şekilde kusuşunu, sonra da çikletin geri kalanını yutup doğrulusunu ve yüzünde bir gülümsemeyle kollarını iki yana açıp, alkışlayanlara selam verişini izlediler. Fred, George ve Lee'nin hevesli kalabalıktan altın toplayışını izleyen Harry, "Biliyor musunuz, Fred'le George'un niye sadece üçer S.B.D. aldıklarını anlayamıyorum," dedi. "Yaptıkları işi çok iyi biliyorlar." "Aman, sadece kimseye hiçbir faydası olmayan fiyakalı şeyler biliyorlar," dedi Hermione küçümseyen bir ses tonuyla. Page 178 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Hiçbir faydası olmayan mı?" dedi Ron gergin bir 478 edayla. "Hermione/ şimdiden yirmi altı Galleon toparladılar." VVeasley ikizlerinin etrafındaki kalabalık dağılana kadar epey vakit geçti. Ondan sonra Fred, Lee ve George, daha da uzun bir süre boyunca bir kenarda oturup altınlarını saydılar. Bu yüzden Harry, Ron ve Hermione ancak gece yarısından sonra salonda yalnız kalabildiler. Sonunda Fred, Galleon'la dolu kutusunu cakayla takırdatıp Hermione'nin kaşlarını çatmasına sebep olarak, erkekler yatakhanesine giden kapıyı arkasından kapatmıştı. ksir ödevinde pek az ilerleme kaydedebilmiş olan Harry, bu gece daha fazla devam edemeyeceğine karar verdi. O, kitaplarını kaldırırken, bir koltukta kestiren Ron boğuk bir hırıltı çıkardı ve kalkıp mahmur mahmur şöminedeki ateşe baktı. "Sirius!" dedi. Harry hızla döndü. Sirius'un dağınık siyah saçlı kafası yine ateşin içindeydi. "Selam," dedi sırıtarak. "Selam," dediler Harry, Ron ve Hermione koro halinde. Şöminenin önündeki halıya çömeldiler. Crookshanks mır mır mırlayıp ateşe yaklaştı ve ısıya rağmen yüzünü Sirius'unkine yaklaştırmaya çalıştı. "Nasıl gidiyor?" dedi Sirius. "Pek iyi değil," dedi Harry, Hermione Crookshanks'i bıyıklarını yakmadan geri çekmeye çalışırken. "Bakanlık yeni bir kararname çıkardı, artık Quidditch takımlarına izin yok -" "Ya da gizli Karanlık Sanatlara Karşı Savunma gruplarına, öyle mi?" dedi Sirius. Kısa bir sessizlik oldu. 479 "Nereden biliyorsun bunu?" diye sordu Harry. "Toplantı yerinizi seçerken daha dikkatli olmanız lazım," dedi Sirius, iyice sırıtarak. "Domuz Kafası ha, yok artık!" "Eh, Üç Süpürge'den iyidir ama!" dedi Hermione savunmaya geçerek. "Orası insan kaynıyor -" "- ki bu da, birinin sizi duyması daha zor olurdu demek," dedi Sirius. "Öğreneceğin çok şey var, Hermione." "Kim duymuş bizi?" diye üsteledi Harry. "Mundungus tabii," dedi Sirius. Hepsinin suratına şaşkın bir ifade gelince, güldü. "Peçenin arkasındaki cadıydı." "Mundungus muydu o?" dedi Harry, afallayarak. "Domuz Kafası'nda ne yapıyormuş ki?" "Sence ne yapıyordu?" dedi Sirius sabırsızca. "Tabii ki seni gözlüyordu." "Hâlâ takip mi ediliyorum?" diye sordu Harry kızgın kızgın. "Evet, ediliyorsun," dedi Sirius, "iyi ki de ediliyorsun, baksana ilk serbest hafta sonunda yasadışı bir savunma grubu örgütlemişsin." Ama kızgın ya da kaygılı görünmüyordu. Tersine, Harry'ye belirgin bir gururla bakıyordu. "Dung niye bizden saklanıyordu ki?" diye sordu Ron, hayal kırıklığı dolu bir sesle. "Onu görmek hoşumuza giderdi." "Yirmi yıl önce Domuz Kafası yasaklandı ona," dedi Sirius, "ve o barmenin bayağı güçlü bir hafızası var. Stur-gis tutuklandığında Moody'nin yedek Görünmezlik Pele480 rini de gitti, o yüzden Dung son zamanlarda sık sık cadı kılığına giriyor... neyse... ilk olarak, Ron annen sana bir mesaj ileteceğime yemin ettirdi." "Öyle mi?" dedi Ron, vesveseli bir sesle. "Diyor ki, hiçbir şekilde yasadışı bir Karanlık Sanatlara Karşı Savunma grubuna katılmayacakmışsın. Kesin atılır-mışsın, geleceğin mahvolurmuş. Kendini savunmayı öğrenmek için daha sonra bol bol vaktin olacakmış, şu anda böyle şeyleri düşünmek için çok küçükmüşsün. Ayrıca" (Sirius gözlerini diğer ikisine çevirdi) "Harry ve Hermione'ye de grubu devam ettirmemelerini tavsiye ediyor. kisi üzerinde de söz hakkı olmadığını biliyor ama, yalvarıyor, onların iyiliğini düşündüğümü unutmasınlar diyor. Bunların hepsini mektupta yazıp gönderirdi Page 179 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ama, baykuş ele geçerse hepinizin başının ciddi şekilde derde gireceğinden korktu, bu gece görevde olduğundan dolayı da kendi gelip söyleyemedi." "Ne görevi?" dedi Ron hemen. "Sen onu dert etme, Yoldaşlık için bir şeyler işte," dedi Sirius. "Bu yüzden mesajı iletme görevi bana düştü. Lütfen hepsini ilettiğimi söyleyin, çünkü sanırım bu konuda bana güvenmiyor." Yine sessizlik oldu. Crookshanks miyavlayarak Siri-us'un kafasına pati atmaya çalışıyor, Ron ise halıdaki bir delikle oynuyordu. "Yani, Savunma grubuna katılmayacağımı mı söylememi istiyorsun?" diye mırıldandı sonunda. "Ben mi? Kesinlikle hayır!" dedi Sirius, şaşırmış görünüyordu. "Bence harika bir fikir!" "Öyle mi?" dedi Harry, morali düzelerek. 481 "Tabii ki!" dedi Sirius. "Sence babanla ben Umbridge gibi ihtiyar bir cadalozdan kuzu kuzu emir alır mıydık?" "Ama - geçen dönem bana 'dikkatli ol'dan, 'risk alma' dan başka bir şey demedin -" "Geçen yıl bütün deliller Hogwarts'ın içindeki birinin seni öldürmeye çalıştığını gösteriyordu, Harry!" dedi Sirius sabırsızca. "Bu yıl, Hogwarts'ın dışındaki birinin hepimizi öldürmeye çalıştığını biliyoruz, onun için bence kendinizi doğru dürüst savunmayı öğrenmeniz çok iyi bir fikir!" "Peki ya atılırsak?" diye sordu Hermione, yüzünde meraklı bir ifadeyle. "Hermione, bütün bunlar senin başının altından çıkmıştı!" dedi Harry, ona şaşkınlıkla bakarak. "Biliyorum. Sadece Sirius' un ne düşündüğünü merak etmiştim," dedi, omuz silkerek. "Eh, kovulup da kendinizi savunmayı bilmeniz, hiç bilmeden okulda oturmanızdan iyidir," dedi Sirius. "Yaşa!" dedi Harry ve Ron coşkuyla. "Ee," dedi Sirius," bu grubu nasıl organize ediyorsunuz? Nerede toplanacaksınız?" "Şey, şu anda öyle bir sorunumuz var," dedi Harry. "Nerede toplanabileceğimizi bilmiyoruz." "Bağıran Baraka' ya ne dersiniz?" diye önerdi Sirius. "Hey, fena fikir değil!" dedi Ron heyecanla, ama Hermione şüphe dolu bir ses çıkardı. Üçü dönüp -Sirius'un başı ateşlerin içinde döndü- ona baktılar. "Şey, Sirius, siz okuldayken Bağıran Baraka'da sadece dört kişi toplanıyordunuz," dedi Hermione. "Üstelik hepiniz hayvana dönüşebiliyordunuz ve sanırım isteseniz 482 hepiniz tek bir Görünmezlik Pelerini'nin altına sığabilirdi-niz. Ama biz yirmi sekiz kişiyiz, hiçbirimiz de Animagus değil. Oraya gitmeye kalksak, Görünmezlik Pelerini değil, Görünmezlik Çadırı gerekirdi bize -" "Doğru diyorsun," dedi Sirius, biraz süngüsü düşmüş şekilde. "Eh, eminim bir yer bulursunuz. Dördüncü kattaki o büyük aynanın arkasında ferah bir gizli geçit olacak, belki orada büyüleri çalışacak kadar yer vardır -" "Fred'le George oranın tıkandığım söylediler," dedi Harry, başını iki yana sallayarak. "Çökmüş falan galiba." "Haa..." dedi Sirius, kaşlarını çatarak. "Eh, ben bir düşünüp size -" Lafı yarım kaldı. Birden yüzünde gergin, kaygılı bir ifade belirdi. Yana döndü, şömine duvarının içine doğru bakıyor gibiydi. "Sirius?" dedi Harry endişeyle. Ama Sirius kaybolmuştu. Harry bir süre ağzı açık, alevlere bakakaldı, sonra gözlerini Ron ile Hermione'ye çevirdi. "Niye-" Hermione dehşetle nefesini içine çekip ayağa fırladı, gözü hâlâ ateşteydi. Alevlerin arasında bir el belirmiş, bir şeyi yakalamak istermiş gibi etrafı yokluyordu; güdük parmaklı, çirkin eski moda yüzüklerle bezeli bir eldi bu. Üçü de kaçmaya başladılar. Erkekler yatakhanesinin kapısına geldiklerinde, Harry dönüp arkasına baktı. Umb-ridge'in eli hâlâ alevlerin arasında kapma hareketleri yapıyordu, sanki Sirius'un saçının Page 180 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı az önce nerede olduğunu çok iyi bilirmiş ve yakalamaya kararlıymış gibi. 483 ON SEK Z NC BÖLÜM kptii Dumbledore'un Ordusu "Umbridge senin mektuplarını okuyor, Harry. Bunun baŞka açıklaması yok." Harry, "Sence Hedwig'e Umbridge mi saldırdı yani?" de(ii, fena halde bozulmuştu. Hermione somurtarak, "Hemen hemen eminim," diye cevap verdi. "Kurbağana dikkat et, kaçıyor." Harry masanın öbür yanına doğru umutla zıplayan iri ku^bağaya asasını doğrulttu -"Accio!"- ve kurbağa dertli ertli, hızla Harry'nin eline döndü. Tılsım, baş başa konuşmaya en uygun derslerden biri °Huştu her zaman. Öyle bir hareket ve faaliyet vardı ki, baŞkalarımn konuşulanları duyma tehlikesi çok azdı. Bu-S^n oda vıraklayan iri kurbağalar ve gaklayan kuzgunlar-la Boluyken, bir yandan da şakır şakır yağan yağmur sını-fuı camlarına pıtır pıtır vururken, Harry, Ron ve Hermi-0lVnin konuşması kimsenin pek dikkatini çekmedi; fısıl, Umbridge'in Sirius'u yakalamasına nasıl ramak kal-ı tartışıyorlardı. "Filch seni Tezekbombası siparişi vermekle suçladı484 ğından beri bundan şüpheleniyordum aslında," diye fısıldadı Hermione, "çünkü aptalca bir yalandı. Mektubun okununca onları sipariş etmediğin anlaşılacaktı nasılsa, böylece başın da derde girmeyecekti - yani soğuk bir şaka, değil mi? Ama sonra, ya birisi senin mektuplarını okumak için bahane arıyorsa, diye düşündüm. Öyleyse eğer, Umbridge'in bunu becermesi için kusursuz bir yöntemdi - Filch'e tüyo ver, pis işi ona yaptırıp mektuba el koydurt, sonra1 da ya mektubu çalmanın bir yolunu bul ya da görmeyi iste - Filch'in itiraz edeceğini sanmam, hem ne zaman öğrenci haklarını savunmuş ki? Harry, kurbağanı eziyorsun." Harry başını eğip baktı; gerçekten de kurbağayı öyle bir sıkmıştı ki, hayvanın gözleri yerinden uğramıştı; hemen onu masanın üstüne koydu. "Dün akşam sahiden de paçayı zor kurtardık," dedi Hermione. "Ne kadar zor kurtardığımızı Umbridge de biliyor mu, merak ediyorum. Süencio." Susturma Büyüsü'nü üstünde denediği iri kurbağa tam vıraklama anında dilsiz kesilmişti ve Hermione'ye suçlarcasma, dik dik bakıyordu. "Eğer Fırtık'ı yakalamış olsaydı -" Harry cümleyi onun yerine bitirdi. "- herhalde bu sabah Azkaban'a dönmüş olurdu." Dikkatini toplamadan asasını salladı; kurbağa yeşil bir balon gibi şişti ve tiz bir ıslık sesi çıkardı. "Silencio!" dedi Hermione hemen. Asasını Hanenin kurbağasının üstüne tuttu, kurbağanın şişi gözlerinin önünde sessizce indi. "Neyse, yeniden yapmamalı, hepsi bu. Bil485 miyorum ona söylemeyi nasıl başaracağız. Baykuş yollaya-mayız." "Sanırım bir kez daha bu tehlikeye atılmaz," dedi Ron. "Aptal değildir, Umbridge'e az daha yakalanacaktı, o da bunu biliyor. Süencio." Önündeki büyük ve çirkin kuzgun alaycı bir şekilde gakladı. "Süencio. SILENCIOl" Kuzgun daha da yüksek sesle gakladı. Hermione, Ron'u eleştirel bir bakışla süzerek, "Mesele, asanı hareket ettiriş biçiminde," dedi. "Sallamayacaksın, daha çok dürtme gibi bir hareket." Ron, "Kuzgunlar kurbağalardan daha zor," dedi ters ters. "Peki, değişelim öyleyse," dedi Hermione, Ron'un kuzgununu yakalayıp yerine kendi iri, şişman kurbağasını koydu. "Süencio!" Kuzgun sivri gagasını açıp kapamayı yine sürdürdü, ama sesi çıkmıyordu. "Çok iyi, Miss Granger!" dedi Profesör Flitwick'in cik-leyen sesi; Harry, Ron ve Hermione yerlerinden sıçradılar. "Şimdi de sizi görelim, Mr Weasley." Page 181 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Ne -? Ha - ha, tamam," dedi Ron, bocalayarak. "Şey - silenciol" Kurbağayı öyle bir dürttü ki, asasını gözüne soktu: Hayvan, sağır edici bir vıraklamayla masadan aşağı atladı. Harry ve Ron'a ev ödevi olarak Susturma Büyü-sü'nün verilmesi kimseyi şaşırtmadı. Dışarıdaki sağanak yağmur nedeniyle, teneffüste içeride kalmalarına izin verildi. Birinci kattaki gürültülü ve 486 fazlasıyla kalabalık bir sınıfta yer buldular; Peeves avize civarında hulyalı bir şekilde süzülüyor, zaman zaman birisinin kafasının tepesine bir mürekkep topağı savuruyordu. Henüz oturmuşlardı ki, Angelina dedikodu yapan öğrenci grupları arasından ite kaka yanlarına geldi. " zin aldım!" dedi. "Quidditch takımını yeniden kuruyoruz!" "Harika!" dediler Ron ve Harry bir ağızdan. Angelina, yüzünü aydınlatan bir gülümsemeyle, "Evet," dedi. "McGonagall'a gittim, o da Dumbledore'a başvurdu galiba. Her neyse, Umbridge boyun eğmek zorunda kaldı. Oh olsun! Bu demektir ki, bu akşam saat yedide sizi sahada istiyorum, tamam mı, çünkü kaybettiğimiz zamanı telafi etmemiz gerek. lk maçımıza sadece üç hafta kaldığının farkındasınız, değil mi?" Kalabalığı yararak onlardan uzaklaştı, Peeves'in attığı bir mürekkep topağını ucu ucuna sıyırdı, topak onun yerine yakındaki bir birinci sınıf öğrencisine isabet ederken de gözden kayboldu. Ron'un yüzündeki gülümseme, pencereden dışarı, sağanak yağmurla matlaşmış manzaraya bakarken silinir gibi oldu. "Umarım hava açar. Senin neyin var, Hermione?" O da pencereye bakıyordu, ama hiçbir şey görmüyordu sanki. Bakışı belli bir noktada odaklanmamıştı, kaşları da çatıktı. "Düşünüyorum sadece..." dedi, yağmurun yıkadığı pencerelere çatık kaşla bakmayı sürdürerek. "Siri- Pırtık hakkında mı?" dedi Harry. 487 "Yo... pek sayılmaz..." dedi Hermione yavaşça. "Daha çok... merak ediyorum... herhalde doğru olanı yapıyoruz... yani sanırım... değil mi?" Harry ve Ron bakıştılar. Ron, "Bak, işte şimdi her şey pek bir netleşti/' dedi. "Derdini doğru dürüst açıklamasan çok sinir bozucu olurdu gerçekten." Hermione, orada olduğunu sanki daha yeni fark etmiş gibi baktı Ron'a. "Sadece merak ediyordum," dedi, şimdi sesi daha kuvvetliydi. "Acaba bu Karanlık Sanatlara Karşı Savunma grubunu başlatmakla iyi mi ediyoruz diyorum?" "Ne?" dediler Harry ve Ron, bir ağızdan. Ron hiddetle, "Hermione, bu en başından beri senin fikrindi!" dedi. "Biliyorum," dedi Hermione, parmaklarını çevirerek. "Ama Fırtık'la konuştuktan sonra..." " yi ama, o bunu destekliyor," dedi Harry. "Evet," dedi Hermione, yeniden pencereye bakarak. "Evet, zaten o desteklediği için bunun belki de iyi bir fikir olmadığını düşünüyorum ya..." Peeves karın üstü süzülerek yanlarından geçti, mürekkep topağı atmada kullandığı boru elinde hazırdı. Üçü de hiç düşünmeden çantalarını kaldırdılar, o geçene kadar kafalarına tuttular. "Şimdi şöyle mi diyorsun sen," dedi Harry öfkeyle, çantalarını yeniden yere koyarlarken, "Sirius bizimle aynı fikirde, bu yüzden de artık bunu yapmamamız gerektiğini düşünüyorsun, öyle mi?" 488 Hermione gergin ve hayli mutsuz görünüyordu. Gözlerini dikip ellerine bakarak, "Doğru söyle, onun değerlendirmelerine inanır mısın?" diye sordu. "Evet, inanırım!" dedi Harry hemen. "Bize daima iyi tavsiyeler vermiştir!" Bir mürekkep topağı vızıldayarak yanlarından geçti, Katie Bell'i tam kulağının üzerinden vurdu. Katie ayağa fırlayıp Peeves'e öteberi atmaya başlarken, Hermione onu seyretti. Yeniden konuşana kadar birkaç dakika geçti. Bu sefer sözlerini çok dikkatle seçiyora benziyordu. Page 182 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Yani Grimmauld Meydanı'na tıkıldığından beri... onun biraz... pervasızlaştığını... düşünmüyor musun? Sence o... biraz da... sanki... bizim üzerimizden yaşamıyor mu?" "Nasıl yani 'bizim üzerimizden'?" diye çıkıştı Harry. "Ne demek istiyorsun?" "Yani... ne bileyim, Bakanlık'tan birinin burnunun dibinde gizli Savunma derneği kurmaya bayılırdı diyorum... kaldığı yerde çok az şey yapabildiği için hayal kırıklığına uğramış diyorum... o yüzden de galiba... bizi kışkırtmaya hevesli." Ron iyice şaşırmış görünüyordu. "Sirius haklı," dedi, "sen sahiden de anneme benze-din." Hermione dudağını ısırdı ve cevap vermedi. Tam Peeves pike yapıp Katie'nin kafasına bütün bir mürekkep şişesini boşaltırken zil çaldı. * Gün ilerledikçe hava düzelmedi ve o akşam saat yedi489 de, Harry ve Ron antrenman için Quidditch sahasına gittiklerinde, birkaç dakika içinde sırılsıklam oldular. Islak çimenlerde ayakları kayıyordu. Gökyüzü koyu bir fırtına grisi rengine bürünmüştü, soyunma odalarının sıcaklığına ve ışığına ulaşmak insanı rahatlatıyordu, bu molanın geçici olduğunu bilseler bile. Soyunma odalarında gördükleri Fred ve George, uçmaktan kurtulmak için kendi Kaytar-tan Çerezkutuları'm kullansalar mı, kullanmasalar mı diye tartışıyorlardı. "... ama her iddiasına varım ki, ne yaptığımızı anlar," dedi Fred, ağzının ucuyla. "Keşke dün ona biraz Kusma Pastili satmayı teklif etmeseydim." George, "Ateşlendiren Şekerleme'yi deneyebiliriz," diye mırıldandı, "onu henüz kimse görmedi ve -" " şe yarıyor mu?" diye sordu Ron umutla. Yağmur daha da hızla dövüyordu damı, rüzgâr da binanın etrafında uluyordu. "Şey, evet," dedi Fred, "ateşim basbayağı çıkarıyor." "Ama aynı zamanda kocaman, iltihaplı çıbanlara da yol açıyor," dedi George. "Onlardan nasıl kurtulacağımızı çözemedik henüz." "Ben çıban falan görmüyorum," dedi Ron, ikizlere bakarak. "Görmezsin tabii," dedi Fred acı acı. "Genellikle halka sergilediğimiz bir yerde değiller çünkü." "Ama bir süpürge üzerinde oturmayı gerçekten de eziyete -" "Tamam, millet, dinleyin," dedi Angelina yüksek sesle, Kaptan odasından çıkarak. "Havanın ideal bir hava ol490 madiğini biliyorum, ama Slytherin'le de bu koşullar altında oynama ihtimalimiz var. Bu yüzden de, onlarla nasıl başa çıkacağımızı görmek için iyi olur dedim. Harry, hani o fırtınada Hufflepuff la oynadığımızda, gözlüğün yağmurdan buğulanmasın diye bir şey yapmamış miydin sen?" "Hermione yapmıştı," dedi Harry. Asasını çıkardı, gözlüğüne dokundu ve, "Impervius!" dedi. "Bence hepimiz bunu denemeliyiz," dedi Angelina. "Yağmuru yüzümüzden uzak tutabilirsek, görüş mesafesine gerçekten faydası olur - hadi bakalım, hep beraber -Imperviusl Tamam. Yürüyün." Hepsi asalarını yeniden cüppelerinin iç ceplerine koydu. Süpürgelerini omuzlarına vurdular ve Angelina'mn ardına düşüp soyunma odasından çıktılar. Gittikçe derinleşen çamurlara bata çıka sahanın ortasına gittiler; görüş mesafesi, Impervius Büyüsü'yle bile berbattı; ışık hızla azalıyordu ve yağmur perdeler halinde araziyi tarıyordu. "Haydi, ben düdük çalınca," diye bağırdı Angelina. Harry her tarafa çamur saçarak yerden havalandı ve yukarı doğru fırladı, rüzgâr onu biraz yana savurdu. Bu havada Snitch'i nasıl göreceği hakkında en ufak fikri yoktu, antrenmanda kullandıkları Bludger'ı görmekte bile yeterince zorluk çekiyordu zaten. Antrenman başladıktan bir dakika sonra Bludger az kalsın onu süpürgesinden düşürüyordu, ondan kurtulmak için Tembel Hayvan Tutu-nuşu'na başvurması gerekti. Ne yazık ki, Angelina bunu görmedi. Aslında, hiçbir şeyi göremiyor gibiydi; kimse 491 Page 183 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı başkalarının ne yaptığının farkında değildi. Rüzgâr şiddetleniyordu; Harry uzaktan bile, gölün yüzeyine vuran yağmurun şakırtısını, şıpırtısını duyuyordu. Angelina yenilgiyi kabul etmeden önce onları bir saate yakın çalıştırdı. Sonra da, antrenmanın yine de vakit kaybı olmadığını iddia ederek, sırılsıklam ve sıkkın takımını soyunma odasına götürdü, ama kendi söylediklerine kendinin de pek inanmadığı sesinden anlaşılıyordu. Fred ve George daha bir kızgın görünüyorlardı; her ikisi de çarpık çarpık yürüyordu ve en ufak harekette yüzlerini buruşturuyorlardı. Harry havluyla saçını kurularken, onların alçak sesle aralarında konuşarak yakındıklarım duyabiliyordu. Fred, boğuk bir sesle, "Sanırım benimkilerin birkaç tanesi patladı," dedi. George, yüzünü buruşturarak, "Benimkiler patlamadı," dedi, "deli gibi zonkluyorlar... daha da büyümüş gibiler." "AHH!" dedi Harry. Havluyu yüzüne bastırdı, gözleri acıyla yumuldu. Başındaki yara izi yeniden dağlanırcasma sızlamıştı, haftalardır hiç bu kadar acımamıştı. "N'oldu?" dedi birkaç ses. Harry havluyu yüzünden çekti. Gözlüğü gözünde olmadığı için soyunma odası bulanık görünüyordu, ama yine de herkesin yüzünün ona dönmüş olduğunu anlayabi-liyordu. "Hiç," diye mırıldandı, "elimi - gözüme soktum, hepsi bu." 492 Ama Ron'a anlamlı bir bakış attı ve takımın geri kalanı pelerinlerine sarınarak ve şapkalarını kulaklarının üzerine çekerek sırayla dışarı çıkarken, ikisi geride kaldı. Alicia kapıdan kaybolur kaybolmaz, Ron, "Ne oldu?" dedi. "Yara izin mi?" Harry evet anlamında başını salladı. "Ama..." Ron korkmuş görünerek pencereye gitti ve dışarı, yağmura baktı, "o - o şimdi yakınımızda olamaz, değil mi?" Harry bir sıraya çöküp alnını ovuşturarak, "Hayır," diye mırıldandı. "Herhalde kilometrelerce uzaktadır. Acıdı çünkü... o... kızdı." Harry'nin öyle bir şey demeye niyeti yoktu, ağzından çıkanlar kulaklarına sanki bir yabancı söylüyormuş gibi geldi - ama doğru olduklarını hemen anladı. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama, biliyordu; Voldemort, her neredeyse ve her ne yapıyorsa, büyük bir hiddet içindeydi. "Onu gördün mü?" diye sordu Ron, dehşete düşmüş bir hali vardı. "Yoksa bir... imge gibi bir şey mi?" Harry kıpırdamadan oturup ayaklarına baktı, zihninin ve hafızasının acının ardından gevşemesine fırsat verdi. Birbirine girmiş karmaşık şekiller, hep birlikte yükselen ulur gibi sesler... "Bir şeyin yapılmasını istiyor ve istediği şey yeterince hızla yapılmıyor," dedi. Ağzından çıkan kelimeleri duyunca bir kez daha hayret etti, ama doğru olduklarından emin gibiydi. "Ama... nasıl biliyorsun?" diye sordu Ron. 493 Harry başını iki yana salladı, ellerini gözlerine götürdü, avuçlarıyla gözlerine bastırdı. Gözlerinde küçük yıldızlar çaktı. Ron'un, yanındaki sıraya oturduğunu hissetti, onun kendisine baktığını biliyordu. "Geçen seferki de böyle bir şey miydi?" diye sordu Ron usulca. "Umbridge'in odasında yara izin acıdığı zaman? Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen kızmış mıydı?" Harry başını iki yana salladı. "Ne öyleyse?" Harry de o akşamı düşünüyordu. Umbridge'in yüzüne bakıyordu... yara izi acımıştı... ve karnında o tuhaf hissi duymuştu... garip, içi hoplarmış gibi bir duygu... çok mutlu bir duygu... ama tabii ne olduğunu anlamamıştı, çünkü o sırada kendisini berbat hissediyordu... "Geçen seferki, memnun olduğu içindi," dedi. "Cidden memnun olmuştu. yi bir... şey olacağını düşünüyordu. Ve Hogwarts'a gelmemizden önceki gece..." Ron ile ikisinin Grimmauld Meydanı'ndaki yatak odalarında yara izinin fena halde acıdığı ana döndü... "çok kızgındı..." Page 184 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Dönüp Ron'a baktı, o da ağzı açık, Harry'ye bakıyordu. Hayranlık dolu bir sesle, "Trelawney'nin işini elinden alabilirsin, abi," dedi. "Ben kehanette bulunmuyorum," dedi Harry. "Hayır, ne yapıyorsun, biliyor musun?" dedi Ron. Sesi hem korkmuş, hem de etkilenmiş gibiydi. "Harry, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Seriin zihnini okuyorsun]" "Hayır," dedi Harry, başını sallayarak. "Daha çok... ruh halini, sanırım. Onun ne gibi bir ruh hali içinde oldu494 ğunun sinyallerini alıyorum. Dumbledore geçen yıl buna benzer bir şey demişti. Voldemort yakınımda olduğu zaman, ya da nefret duyduğu zaman, bunu hissedebildiğimi söylemişti. Eh, artık memnun olduğu zaman da hissedebiliyorum işte..." Bir sessizlik oldu. Rüzgâr ve yağmur binayı dövüyordu. "Birine söylemelisin," dedi Ron. "Geçen sefer Sirius'a söylemiştim." "Eh, bu sefer de söyle öyleyse!" "Söyleyemem ki!" dedi Harry çaresizce. "Umbridge baykuşları ve ateşleri kolluyor, unuttun mu?" "Öyleyse Dumbledore'a söyle." "Az önce dedim ya sana, zaten biliyor," demekle yetindi Harry. Ayağa kalktı, pelerinini çividen aldı ve sırtına attı. "Yeniden söylemenin anlamı yok." Ron kendi pelerininin önünü bağladı, Harry'ye düşünceli düşünceli bakıyordu. "Dumbledore bilmek isterdi," dedi. Harry omuz silkti. "Yürü hadi... daha Susturma Büyüleri'ni çalışmamız gerekiyor." Çamurlu çimenlerde kayarak, sendeleyerek hiç konuşmadan karanlık araziden şatoya döndüler. Harry derin derin düşünüyordu. Voldemort'un yapmak istediği, ama yeterince hızla gerçekleşmeyen şey neydi? "... başka planlan var... gerçekten de çok sessizce uygulamaya koyabileceği planlar... sadece sinsice elde edebileceği şeyler... silah gibi bir şey... geçen sefer sahip olmadığı bir şey..." 495 Harry haftalardır bu cümleler üzerinde düşünmemişti; Hogwarts'ta olup bitenlere çok kaptırmıştı kendini, Umbridge'le arasında sürüp giden muharebelerle (çatışmalarla), Bakanlık müdahalesinin haksızlığıyla meşgul olmuştu... ama şimdi aklına gelmişlerdi işte, meraka kapılmasına yol açmışlardı... Voldemort'un öfkesi ancak, silahı -artık her neyse- ele geçirmeye daha yakın olmayışından kaynaklanabilirdi. Acaba Yoldaşlık mı onu engellemiş, silahı ele geçirmekten alıkoymuştu? Silah nerede saklanıyordu? Şimdi kimin elindeydi? "Mimbulus mimbletonia," dedi Ron'un sesi. Harry tam vaktinde kendine gelerek portre deliğinden tırmanıp ortak salona girdi. Anlaşılan Hermione erkenden yatmaya gitmiş, yakındaki bir koltuğa kıvrılmış Crookshanks'i ve şöminenin yanındaki bir masada duran birkaç yamru yumru cin şapkasını geride bırakmıştı. Harry onun ortada olmayışına hayli memnun oldu, çünkü ne yara izinin acımasını tartışmak istiyordu, ne de Dumbledore'a git diye zorlanmayı. Ron ona endişeli bakışlar atıp duruyordu ama, Harry Tılsım kitaplarını çıkardı ve ödevini bitirmek için çalışmaya koyuldu. Oysa sadece, dikkatini ödevine vermiş numarası yapıyordu. Ron yatmaya gideceğini söyleyene kadar hemen hemen hiçbir şey yazmamıştı. Gece yarısı geldi geçti, Harry hâlâ iskorbüt otu, sela-motu ve aksırık bitkisinin kullanımı üzerine bir bölümü okuyor ve tek kelimesini bile anlamıyordu. Bu nebatat, beynin iltihaplanmasında fevkalade tesirlidir ve bu yüzden de Kafa Karıştırma ve Afallatma îlaçlan'nda çok kul496 lanıhrlar, ki bunlarda büyücü fevrilik ve pervasızlık yaratma arzusundadır... ... Hermione, Grimmauld Meydanı'na tıkılıp kaldığı için Sirius'un pervasızlaştığını söylemişti... Page 185 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ... beynin iltihaplanmasında fevkalade tesirlidir ve bu yüzden de... ... Gelecek Postası, Voldemort'un neler hissettiğini bildiğini duyarsa, onun beyninin iltihaplandığını düşünürdü... ... bu yüzden de Kafa Karıştırma ve Afallatma laçlarında çok kullanılırlar... ... kafa karıştırıcı, evet; Voldemort'un neler hissettiğini neden biliyordu ki? Voldemort'la aralarında bulunan ve Dumbledore'un hiçbir zaman tatmin edici şekilde açıklamayı başaramadığı bu acayip bağ neyin nesiydi? ... ki bunlarda büyücü... ... Harry uyumayı ne kadar isterdi... ... fevrilik ve pervasızlık yaratma... ... şöminenin önündeki koltuğu sıcak ve rahattı, yağmur hâlâ camları şiddetle dövüyordu, Crookshanks mırlı-yor, alevler çıtırdıyordu... Kitap, Harry'nin gevşek ellerinden kurtuldu ve havı dökülmüş şömine halısının üstüne pat diye düştü. Harry'nin başı yana kaydı... Bir kez daha penceresiz bir koridorda yürüyordu, adımlarının sesi sessizlikte yankılanıyordu. Geçidin sonundaki kapı gitgide daha yakına gelirken, kalbi heyecanla çarpıyordu... bir açabilse... ötesine geçebilse... Elini uzattı... parmakları kapının birkaç santim uza-ğındaydı... 497 "Harry Potter, efendim!" Sıçrayarak uyandı. Ortak salonda bütün mumlar sönmüştü, ama yakınında bir şey hareket ediyordu. "Kimarorda?" dedi Harry, iskemlesinde birden doğrularak. Şömine söndü sönecek gibiydi, oda çok karanlıktı. Cik cik bir ses, "Baykuşunuz Dobb/de, efendim!" dedi. Harry boğuk boğuk, "Dobby?" dedi, karanlığın içinden sesin kaynağını arıyordu. Ev cini Dobby, Hermione'nin ördüğü şapkalardan beş altı tanesinin durduğu masanın yanındaydı. Kocaman, sivri uçlu kulakları, Hermione'nin ördüğü bütün şapkalardan oluşuyormuş izlenimi veren bir yığının altından çıkmıştı; hepsini üst üste giymişti, başı neredeyse bir metre uzamış görünüyordu, en üstteki ponponda da sakin sakin öten ve besbelli iyileşmiş olan Hedwig oturuyordu. Cin, tiz bir sesle ve yüzünde katıksız bir hayranlık ifadesiyle, "Dobby, Harry Potter'in baykuşunu geri getirmeye gönüllü oldu," dedi. "Profesör Grubbly-Plank onun artık iyi olduğunu söylüyor, efendim." Yerlere kadar eğilerek selam verdi, kalem gibi burnu şömine halısının eprimiş yüzeyini sıyırdı. Hedwig, kızgın bir ötüşle kanatlarını çırparak havalandı, Harry'nin koltuğunun koluna kondu. Harry, Hedwig'in başım okşayıp, "Teşekkürler, Dobby!" dedi. Gözlerini kırpıştırıyor, rüyasındaki kapı görüntüsünden kurtulmaya çalışıyordu... çok canlı bir görüntüydü bu. Tekrar Dobby'ye bakınca, cinin aynı zamanda birkaç tane atkı takmış ve sayısız çorap giymiş olduğunu da fark etti, öyle ki ayakları bedenine göre fazla büyük görünüyordu. 498 "Şey... Hermione'nin bıraktığı bütün giysileri sen mi alıyorsun?" "Ah, hayır, efendim," dedi Dobby mutlulukla. "Dobby bazısını da VVinky'ye götürüyor, efendim." "Ya, Winky nasıl peki?" diye sordu Harry. Dobby'nin kulakları hafiften düştü. "Winky hâlâ çok içiyor, efendim," dedi üzgün üzgün. Tenis topu kadar büyük, yuvarlak, yeşil gözlerini yere dikti. "Giysileri hâlâ sevmiyor, Harry Potter. Öbür ev cinleri de öyle. Hiçbirisi Gryffindor Kulesi'ni temizlemiyor artık, her yerde şapkalarla çoraplar gizli diye, bunu hakaret sayıyorlar, efendim. Bütün işi tek başına Dobby yapıyor, efendim, ama Dobby aldırmıyor, efendim, çünkü hep Harry Potter'ı görmeyi umuyor ve bu gece, efendim, dileği yerine geldi!" Dobby yeniden yerlere kadar eğildi. "Ama Harry Potter mutlu görünmüyor," diye devam etti, doğrulup çekingen bir tavırla Harry'ye bakarak. "Dobby onun uykusunda sayıkladığını duydu. Harry Potter kötü Page 186 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı rüyalar mı görüyordu?" "Pek kötü sayılmaz," dedi Harry, esneyip gözlerini ovuşturarak. "Daha beterini görmüştüm." Cin kocaman, küre gibi gözleriyle Harry'yi inceledi. Sonra kulakları sarkık, büyük bir ciddiyetle, "Dobby keşke Harry Potter'a yardım edebilsem diyor," dedi, "çünkü Harry Potter Dobby'yi serbest bıraktı ve Dobby şimdi çok, çok daha mutlu." Harry gülümsedi. "Bana yardım edemezsin, Dobby, ama yine de teklif ettiğin için teşekkürler." 499 Eğilip ksir kitabını yerden aldı. Ödevini ertesi gün bitirmeye çalışacaktı artık. Kitabı kapattı ve kapatırken şöminenin ateşinden gelen ışık, elinin üstündeki ince beyaz yara izlerini aydınlattı Umbridge'li cezaların sonucu... "Bir dakika - benim için yapabileceğin bir şey var, Dobby/' dedi Harry ağır ağır. Cin, ağzı kulaklarında geri döndü. "Söyleyin, yeter, Harry Potter, efendim!" "Yirmi sekiz kişinin Karanlık Sanatlara Karşı Savunma çalışacağı bir yer bulmam gerekiyor, öğretmenlerin hiçbirinin bizi yakalayamayacağı bir yer. Özellikle," Harry kitabı tutan elini sıktı, yara izleri inci gibi beyaz beyaz parladı, "Profesör Umbridge'in." Cinin gülümseyişinin silinmesini, kulaklarının sarkmasını bekliyordu; bunun imkânsız olduğunu, ya da bir yer bulmak için çalışacağını, ama pek de umutlu olmadığını söylemesini bekliyordu. Dobby'nin hoplamasını, kulaklarını neşeyle sallamasını ve ellerini birbirine vurmasını beklemiyordu. "Dobby tam böyle bir yer biliyor, efendim!" dedi sevinçle. "Dobby Hogvvarts'a geldiğinde, diğer ev cinlerinin bundan söz ettiğini duydu, efendim. Biz oraya Gelen Giden Oda deriz efendim, ya da htiyaç Odası!" "Niye?" dedi Harry merakla. "Çünkü," dedi Dobby ciddi ciddi, "orası ancak gerçekten ihtiyaç duyunca girilebilen bir odadır. Bazen oradadır, bazen yoktur, ama ne zaman ortaya çıksa hep onu arayanın ihtiyaçlarıyla donatılmıştır. Dobby de burayı kullandı, efendim," dedi cin, sesini alçaltıp suçlu bir ifade 500 takınarak, "VVinky çok içkiliyken. Onu htiyaç Odası'na sakladı, orada Kaymakbirası panzehiri buldu, bir de ayıla-na kadar yatacağı cin boyu güzel bir yatak, efendim... ve Dobby, Mr Filch'in temizlik malzemeleri bittiği zaman orada yenilerini bulduğunu da biliyor, efendim, ve -" "Ve eğer bir tuvalete gerçekten ihtiyacın varsa," dedi Harry, birden Dumbledore'un bir önceki yılın Noel Balosu'nda ona söylediği bir şeyi hatırlayarak, "oda lazımlıklarla da dolu olur mu?" "Dobby öyle sanıyor, efendim" dedi Dobby, içtenlikle başım sallayarak. "Harika bir oda, efendim." Harry, iskemlesinde daha dik oturarak, "Kaç kişi biliyor bu odayı?" diye sordu. "Çok az, efendim. nsanlar çoğu kez ona ihtiyaçları olunca tesadüfen rastlar ama çoğu bir daha hiç bulamaz, çünkü hep orada hizmet sunmak için beklediğini bilmezler, efendim." "Müthiş görünüyor," dedi Harry, kalbi hızlı hızlı çarpıyordu. "Mükemmel görünüyor, Dobby. Nerede olduğunu bana ne zaman gösterebilirsin?" "Ne zaman isterseniz, Harry Potter, efendim," dedi Dobby. Harry'nin coşkusundan çok hoşnut kalmışa benziyordu. " sterseniz şimdi de gidebiliriz!" Dobby'yle gitme fikri Harr/ye bir an çok çekici geldi. Koltuğundan yan yanya kalkmış, Görünmezlik Pelerini'ni almak için bir koşu yukarı çıkmaya niyetleniyordu ki, Her-mione'ninkine çok benzeyen -ve ilk defa duymadığı- bir ses kulağına fısıldadı: pervasız. Sonuçta saat çok geçti, Harry bitkindi ve Snape'in ödevini bitirmesi gerekiyordu. 501 "Bu gece olmaz, Dobby," dedi Harry istemeye istemeye. Yeniden koltuğuna çöktü. "Bu çok önemli bir iş... yüzüme gözüme bulaştırmak istemiyorum, doğru dürüst plan yapmak gerek. Bak, bu htiyaç Odası'nm tam nerede olduğunu söyleyebilir misin bana? Bir de, oraya nasıl girildiğini?" * Üst üste iki ders Bitkibilim'e gitmek için, su basmış sebze tarhında şap sup su sıçratarak Page 187 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı yürüyorlardı; cüppeleri şişip çevrelerinde dönüyordu. Ders başlayınca, seranın damını kırbaçlayan dolu gibi yağmur damlaları yüzünden Profesör Sprout'un ne dediğini pek duyamadılar. Öğleden sonraki Sihirli Yaratıkların Bakımı dersi, fırtına altındaki araziden zemin kattaki boş bir sınıfa alınacaktı. Öğle yemeğinde Angelina takım üyelerini bulup Quid-ditch antrenmanının kaldırıldığını söyleyince derin bir nefes aldılar. Harry, kendisine haberi veren Angelina'ya alçak sesle, " yi," dedi, "çünkü ilk Savunma toplantımızı yapacak yer bulduk. Bu gece, saat sekizde, yedinci kattaki ifritler tarafından sopalanan Boşkafa Barnabas gobleninin tam karşısında. Katie ile Alicia'ya sen söyleyebilir misin?" Angelina biraz şaşırmış göründü, ama diğerlerine söylemeye söz verdi. Kurt gibi acıkmış olan Harry, sosisle-riyle patates püresine gömüldü. Balkabağı suyu içmek için başını kaldırmıştı ki, Hermione'nin onu gözlediğini gördü. "Ne var?" dedi boğuk bir sesle. 502 "Şey... yani, Dobby'nin planları her zaman pek güvenli olmaz da. Kolundaki bütün kemikleri kaybetmene yol açmıştı, hatırlıyor musun?" "Bu oda Dobby'nin çılgın bir fikri değil; Dumbledore da biliyor, Noel Balosu'nda bana sözünü etmişti." Hermione'nin yüzündeki endişeli ifade silinip gitti. "Dumbledore sana söz etti, öyle mi?" "Laf arasında," dedi Harry, omuz silkerek. "Ah, tamam öyleyse, mesele yok," dedi Hermione neşeyle, bir daha da itiraz etmedi. Ron'la birlikte günün büyük kısmını, Domuz Kafası'nda listeye adlarını yazmış kişileri bulup, onlara akşam nerede toplanacaklarım söylemekle geçirdiler. Harry, Cho Chang ile arkadaşını ilk bulan Ginny olunca biraz hayal kırıklığına uğradı; ama akşam yemeğinden sonra, haberin Domuz Kafası'na gelen yirmi beş kişiden her birine iletildiğinden emindi. Saat yedi buçukta Harry, Ron ve Hermione Gryffin-dor ortak salonundan çıktılar. Harry'nin elinde eski bir parşömen vardı. Beşinci sınıfların saat dokuza kadar koridorda dolaşmasına izin veriliyordu ama, üçü de yedinci kata çıkana kadar endişeyle etraflarına bakındılar. "Durun," diye uyardı Harry. Son merdivenin en üst basamağında parşömeni açtı, asasıyla dokundu ve, "Bütün ciddiyetimle yemin ederim ki, hayırlı bir şey düşünmüyorum," diye mırıldandı. Parşömenin boş yüzeyinde bir Hogwarts haritası belirdi. Üzerinde isimler yazan ve hareket eden minik siyah noktalar, kimlerin nerede olduğunu gösteriyordu. 503 Haritayı gözlerine yaklaştıran Harry, "Filch ikinci katta," dedi, "Mrs Norris de dördüncü katta." "Ya Umbridge?" diye sordu Hermione kaygıyla. "Odasında," dedi Harry, parmağıyla göstererek. "Tamam, gidelim hadi." Koridordan telaşla Dobby'nin Harry'ye tarif ettiği yere doğru yürüdüler; Boşkafa Barnabas'm ifritlere bale öğretme yolundaki budalaca çabasını gösteren muazzam bir goblenin tam karşısındaki boş bir duvardı bu. "Tamam," dedi Harry alçak sesle. Güve yemiş bir ifrit, onlara bakmak için, müstakbel bale öğretmenini amansızca sopalamaya ara verdi. "Dobby bu duvarın önünden üç kez geçmek gerektiğini söyledi, bir yandan da ihtiyacımız olan şey üzerinde tüm gücümüzle yoğun-laşacakmışız." Öyle de yaptılar. Boş duvann hemen ötesindeki pencereden çark ettiler, sonra da öbür taraftaki adam boyu vazodan. Ron yoğunlaşma çabasıyla gözlerini sımsıkı yummuştu; Hermione alçak sesle bir şeyler fısıldıyordu; Harry ileri bakıyordu, yumrukları sıkılıydı. Dövüşmeyi öğrenmek için bir yere ihtiyacımız var... diye düşündü. Bize çalışmak için bir yer verin yeter... bizi bulamayacakları bir y er... Duvarın önünden üçüncü kez geçip geri döndüklerinde, "Harry!" dedi Hermione birden. Duvarda pırıl pırıl cilalı bir kapı belirmişti. Ron, gözlerini dikmiş ona bakıyordu, biraz ihtiyatlı bir hali vardı. Harry elini uzattı, pirinç tokmağı tuttu, kapıyı açtı ve ötekilerin önü sıra, tıpkı sekiz kat aşağıdaki zindanları aydınPage 188 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 504 latanlar gibi titrek titrek yanan meşalelerle aydınlatılmış, ferah bir odaya adım attı. Duvarlara ahşap kitaplıklar sıralanmıştı, yerde koltuk yerine kocaman ipek minderler vardı. Odanın öbür ucundaki bir dizi rafta Sinsioskop'lar, Sır Sezici'ler ve Harry'nin bir önceki yıl sahte Moody'nin odasında asılı gördüğünden emin olduğu büyük, çatlak bir Düşman-Ca-mı duruyordu. Ron coşkuyla, "Sersemletme çalışırken bunlar bayağı işe yarar," dedi, minderlerin birini ayağıyla dürterek. "Peki ya şu kitaplar!" dedi Hermione heyecanla. Parmağım büyük, deri ciltli kitapların sırtlarında gezdirdi. "Yaygın Lanetler ve Karşı-Eylemleri Rehberi... Karanlık Sanatları Alt Etmek... Kendini Savunma Büyüleri.*, ooo..." Dönüp Harry'ye baktı, yüzü ışıl ışıl parlıyordu; Harry, yüzlerce kitabın varlığının Hermione'yi nihayet yaptıkları şeyin doğruluğuna ikna ettiğini gördü. "Harry, bu harika, burada bize gereken her şey var!" Hiç vakit kaybetmeden Uğursuzluk Basmışlar çin Uğursuzluk Büyüleri'ni rafından aldı, en yakın minderin üzerine çöktü ve okumaya başladı. Kapı hafifçe vuruldu. Harry dönüp baktı. Ginny, Ne-ville, Lavender, Parvati ve Dean gelmişlerdi. Dean, "Vay canına," diyerek etrafına baktı, çok etkilenmişti. "Burası da neresi böyle?" Harry açıklamaya koyuldu, ama daha bitiremeden başkaları gelmişti ve yeniden başlamak zorunda kaldı. Saat sekiz olduğunda, bütün minderler dolmuştu. Harry kapıya doğru gitti, kilitte duran anahtarı çevirdi; güven ve505 ren tok bir tıkırtı çıktı ve herkes susup Harry'ye baktı. Hermione Uğursuzluk Basmışlar için Uğursuzluk Büyüle-ri'nde sayfasını itinayla işaretleyip kitabı yanma koydu. "Eh," dedi Harry heyecanlı bir sesle. "Çalışmalarımız için burayı bulduk ve siz de - şey - memnun kaldınız anlaşılan." "Muhteşem!" dedi Cho. Başkaları da mırıldanarak aynı fikirde olduklarını belirttiler. "Ne tuhaf," dedi Fred, kaşlarını çatıp odaya bakarak. "Bir keresinde Filch'ten kaçarken burada saklanmıştık, hatırlıyor musun, George? Ama o zaman sadece bir süpürge dolabıydı." "Hey, Harry bunlar da ne?" diye sordu Dean, odanın arka tarafından; Sinsioskop'larla Düşman-Camı'nı gösteriyordu. "Karanlık dedektörleri," dedi Harry, yanlarına varmak için minderlerin arasından geçti. "Temelde hepsi civarda Karanlık büyücüler ya da düşmanlar olup olmadığım gösterir, ama onlara fazla da güvenmeyin, kandırıla-biliyorlar..." Bir an çatlak Düşman-Camı'na baktı; içinde karanlık siluetler dolanıyordu, ama hiçbiri tanınacak gibi değildi. Düşman-Camı'na arkasını döndü. "Eh, ilk önce ne yapsak diye düşünüyordum ve - şey -" Havaya kalkmış bir el gördü. "Ne var, Hermione?" "Bence bir lider seçmemiz gerekiyor," dedi Hermione. Cho hemen, "Lider Harry," dedi, Hermione'ye aklını kaçırdı herhalde der gibi bakıyordu. Harry'nin midesi bir ters takla daha attı. * 506 Hermione, kılı kıpırdamadan, "Evet ama, bence doğru dürüst oylamalıyız," dedi. "Böylece resmî bir iş olur, ona da yetki verir. Evet - kim liderimizin Harry olması gerektiğini düşünüyor?" Herkes elini kaldırdı, hatta bu işi pek gönülsüz yapsa da, Zacharias Smith bile. "Şey - tamam, teşekkürler," dedi Harry, yüzünün alev alev yandığını hissedebiliyordu. "Ve - ne var, Hermione?" Hermione, eli hâlâ havada ve yüzü ışıl ışıl, "Bence bir de adımız olmalı," dedi. "Takım ruhu ve birlik duygusu aşılar, ne dersiniz?" Angelina ümitle, "Umbridge-Karşıtı Birlik olabilir miyiz?" dedi. "Ya da Sihir Bakanlığı Mankafadır Grubu?" diye önerdi Fred. Hermione, Fred'e kaşlarını çatarak, "Ben daha çok, ne işler çevirdiğimizi herkese belli etmeyen bir isim düşünüyordum," dedi, "toplantılarımız dışında da güvenle kullanabileceğimiz bir isim." Page 189 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Defans Organizasyonu olur mu?" dedi Cho. "Kısaca D.O. yani, böylece kimse neden söz ettiğimizi anlamaz." "Evet, D.O. iyi," dedi Ginny. "Yalnız Dumbledore'un Ordusu'nun kısaltması olsun, çünkü Bakanlık'ın en büyük korkusu da bu zaten, değil mi?" Bunun üzerine takdir dolu mırıltılar ve kahkahalar yükseldi. Hermione kasım kasım kasılarak, "D.O.'yu kabul edenler?" dedi, saymak için minderinin üstüne diz çökmüştü. "Çoğunluğu sağladık - öneri kabul edilmiştir!" 507 Hepsinin imzalarının bulunduğu parşömeni duvara iğneledi, üzerine de büyük harflerle yazdı: DUMBLEDORE'UN ORDUSU "Tamam," dedi Harry, Hermione yine yerine oturunca. "Çalışmaya başlayalım mı o zaman? Ben ilk olarak Ex-pelliarmus'u yapalım diye düşünüyorum, yani Silahsız Bırakma Büyüsü. Çok temel bir büyü, biliyorum ama, benim çok işime yaramıştı -" "Of, yapma," dedi Zacharias Smith, gözlerini devirip kollarını kavuşturdu. "Ben, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in karşısında Expelliarmus'un pek işimize yarayacağını sanmıyorum, ya sen?" Harry yavaşça, "Ben ona karşı kullandım," dedi. "Haziranda canımı kurtardı." Smith aptal aptal ağzını açıp kaldı. Odanın geri kalanı sessizliğe büründü. "Ama şanıma yakışmaz diyorsan, gidebilirsin," dedi Harry. Smith kıpırdamadı. Diğerleri de. "Peki," dedi Harry. Bunca göz üstündeyken ağzı biraz fazla kurumuş gibiydi. "Sanırım ikişerli gruplara ayrılıp çalışmamız gerekiyor." Talimat vermek çok tuhaf geliyordu, hepsinin söylediklerine uyması ise daha da tuhaftı. Herkes hemen ayağa kalktı ve ikişer ikişer ayrıldılar. Bekleneceği gibi, Neville yalnız kalmıştı. "Sen benimle çalışabilirsin," dedi Harry ona. "Tamam - üç deyince başlıyoruz öyleyse - bir, iki, üç -" 508 Oda birden Expelliarmus feryatlarıyla doldu. Asalar her yönde uçtu; yönünü şaşıran büyüler raflardaki kitaplara çarpıp onları havaya fırlattı. Harry, Neville'e göre çok hızlıydı; Neville'in asası kendi çevresinde dönerek elinden uçtu, bir kıvılcım yağmuruyla tavana çarptı ve güm diye bir rafın üstüne kondu; Harry onu oradan bir Çağırma Büyüsü'yle geri aldı. Etrafa bakınca, işe temel büyülerle başlama tavsiyesinin yerinde olduğunu gördü. Odada üstünkörü büyüler kol geziyordu; çoğu kişi rakiplerini Silahsızlandırmayı beceremiyordu, ya onları birkaç adım geriye sıçratıyor ya da yaptıkları cılız büyüler ıslık sesi çıkararak rakiplerinin üzerinden geçerken yüzlerini buruşturuyorlardı. "Expelliarmus!" dedi Neville ve gafil avlanan Harry, asasının elinden uçtuğunu hissetti. "YAPTIM!" dedi Neville büyük bir sevinçle. "Daha önce hiç yapmamıştım - YAPTIM!" "iyiydi!" diye ona cesaret verdi Harry. Gerçek bir düelloda karşısına çıkacak bir düşmanın, asasını yanında gevşekçe tutup başka bir yöne bakma ihtimalinin zayıf olduğunu Neville'e söylememeyi tercih etti. "Dinle, Neville, sen birkaç dakikalığına Ron ve Hermione'yle çalışabilir misin? Ben de biraz dolaşıp diğerlerinin ne yaptığına bakayım." Harry odanın ortasına gitti. Zacharias Smith'e çok tuhaf bir şeyler oluyordu. Anthony Goldstein'ı silahsızlandırmak için ağzını her açışında kendi asası elinden uçup gidiyordu, oysa Anthony'nin sesi bile çıkmıyor gibiydi. Harry'nin esrarı çözmek için çok bakınması gerekmedi: 509 Fred ve George, Smith'in bir iki metre uzağmdaydılar ve sırayla asalarını onun sırtına doğrultuyorlardı. "Kusura bakma, Harry," dedi George hemen, Harry ile göz göze gelince. "Dayanamadık." Harry öbür çiftleri de dolaştı, büyüyü yanlış yapanların hatalarını düzeltmeye çalıştı. Ginny, Michael Corner'la eşleşmişti; gayet güzel beceriyordu, ama Michael ya çok kötüydü, ya da Ginny'ye büyü yapmak istemiyordu. Er-nie Macmillan asasını gereksiz yere gösterişle sallayarak açık veriyordu; Creevey kardeşler hevesli ama hayli istikrarsızdılar, raflarından fırlamış, etrafa Page 190 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı uçuşan kitapların çoğundan da onlar sorumluydu. Luna Lovegood da aynı şekilde tutarsızdı, bazen Justin Finch-Fletchley'nin asasını döndürerek elinden fırlatıyor, bazen de sadece saçlarının dikilmesine yol açıyordu. "Tamam, durun!" diye haykırdı Harry. "Durun! DURUN!" Bir düdüğe ihtiyacım var, diye düşündü ve derhal, en yakındaki kitap sıralarından birinin üstünde duran bir düdük gördü. Alıp kuvvetle üfledi. Herkes asasını indirdi. "Fena sayılmaz," dedi Harry, "ama daha da iyi olabileceği kesin." Zacharias Smith ona dik dik baktı. "Bir daha deneyelim." Yeniden odada dolaşmaya koyuldu, orada burada durup önerilerde bulunuyordu. Yavaş yavaş, grubun performansı düzeldi. Cho ile arkadaşının yanma gitmekten bir süre kaçındı, ama odadaki her çiftin yanma iki kere gittikten sonra, artık onları ihmal edemeyeceği hissine kapıldı. O yaklaşırken, Cho, eli ayağına dolaşarak, "Ah, ha510 yır," dedi. "Expelliarmious! Yani, ExpeUimellius\ Ben - ay, pardon, Marietta!" Kıvırcık saçlı arkadaşının cüppesinin yeni ateş almıştı; Marietta alevleri kendi asasıyla söndürdü ve sanki bu onun kabahatiymiş gibi gözlerini Harry'ye dikip baktı. "Beni heyecanlandırdın, daha önce gayet iyi gidiyordum!" dedi Cho Harry'ye, pişmanlıkla. "Hiç fena değildi," diye yalan söyledi Harry, ama Cho kaşlarını kaldırınca, "Peki, hayır, berbattı," dedi. "Ama gerektiği gibi yapabildiğini biliyorum, oradan seni izliyordum." Cho güldü. Arkadaşı Marietta suratında hayli ekşi bir ifadeyle onlara baktı, sonra da arkasını döndü. "Ona aldırma," diye mırıldandı Cho. "Aslında burada olmak istemiyor, gelsin diye ben zorladım. Annesiyle babası onun Umbridge'i rahatsız edecek herhangi bir şey yapmasını yasaklamış. Anlıyorsun ya - annesi Bakanlık'ta çalışıyor." "Ya senin annenle baban?" diye sordu Harry. "Eh, onlar da benim Umbridge'e ters düşmemi yasakladılar," dedi Cho, gururla doğrularak. "Ama eğer Ced-ric'in başına gelenlerden sonra Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'le savaşmayacağımı sanıyorlarsa -" Sustu, kafası hayli karışmış görünüyordu. Aralarına tuhaf bir sessizlik çöktü; Terry Boot'un asası vızıldayarak yanlarından geçti ve Alicia Spinnet'ın burnuna şiddetle çarptı. "Benim babam, Bakanlık karşıtı her eylemi çok destekler!" dedi Luna Lovegood gururla. Sesi Harry'nin hemen 511 arkasından geliyordu; belli ki onların konuşmasına kulak misafiri olmuştu. Bu arada Justin Finch-Fletchley de, uçuşup başının üstüne kapanan cüppesinden kurtulmaya çalışıyordu. "Babam hep Fudge hakkındaki her iddiaya inanacağını söyler; yani, o Fudge kim bilir kaç cincüce öldürtmüştür! Ve tabii Esrar Dairesi'ni de korkunç zehirler geliştirmek için kullanıyor, bunları onunla aynı fikirde olmayan herkese gizlice veriyor. Sonra onun Homçeren Kı-rangeçen'i de var -" Cho hayretler içinde ağzını açarken, Harry, "Sorma," diye mırıldandı. Cho kıkırdadı. "Hey, Harry," diye seslendi Hermione odanın öbür yanından, "saate baktın mı?" Harry saatine baktı, dokuzu on geçtiğini görünce fena halde şaşırdı. Ya hemen ortak salonlarına gidecekler, ya da Filch tarafından yakalanıp, izin verilen bölgenin dışında oldukları için cezalandırılacaklardı. Düdüğünü çaldı; herkes "Expelliarmus" diye bağırmayı bıraktı, son birkaç asa patırtıyla yere düştü. "Eh, bayağı iyiydi," dedi Harry, "ama geç oldu, artık bıraksak iyi olur. Haftaya aynı saatte, aynı yerde buluşuyor muyuz?" "Daha önce buluşalım!" dedi Dean hevesle, birkaç kişi de başını sallayarak onayladı. Ama Angelina hemen, "Quidditch sezonu başlamak üzere," dedi, "antrenman da yapmamız lazım!" "Öyleyse önümüzdeki çarşamba gecesi," dedi Harry, "ek toplantılar için de o zaman karar veririz. Hadi, artık gitsek iyi olur." 512 Yeniden Çapulcu Haritası'nı çıkardı, yedinci katta öğretmen var mı diye işaretleri dikkatle kontrol Page 191 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı etti. Hepsini üçerli dörderli gruplar halinde yolladı, yatakhanelerine sağ salim döndüklerini görmek için endişeyle minik noktalarını izledi: Hufflepuff lar mutfaklara da giden bodrum koridoruna, Ravenclaw'lar şatonun batısındaki bir kuleye, Gryffindor'lar da Şişman Hanım'm portresine giden koridor boyunca ilerlediler. "Gerçekten çok ama çok iyiydi, Harry," dedi Hermi-one. Sonunda herkes gitmiş, o, Harry ve Ron kalmışlardı. Dışarı süzüldüler ve kapının arkalarında yeniden taşa dönüşmesini izlediler. Ron, "Evet, öyleydi!" dedi coşkuyla. "Hermione'yi silahsızlandırmamı gördün mü, Harry?" Hermione, "Bir tek kerecik," dedi. Ron'un sözleri dokunmuştu ona. "Ben seni defalarca -" "Hiç de bir tek kere değil, en azından üç kere -" "Eh, eğer kendi ayağına takılıp da asamı elimden düşürmeni de sayıyorsan -" Ortak salona gidene kadar tartıştılar, ama Harry onları dinlemiyordu. Gerçi bir gözü Çapulcu Haritası'nın üzerindeydi ama, bir yandan da Cho'nun ona kendisini heyecanlandırdığını söyleyişini düşünüyordu. 513 ON DOKUZUNCU BOLÜM Aslan ve Yılan Sonraki iki hafta boyunca Harry kendini sanki göğsünün içinde bir tılsım taşıyormuş gibi hissetti; Umbridge'in derslerinde onu ayakta tutan, hatta onun korkunç pörtlek gözlerine bakarken nazikçe gülümsemesini mümkün kılan ışıl ışıl bir sırrı vardı. Harry ve D.O., Umbridge'in burnunun dibinde ona başkaldırıyor, onun ve Bakanlık'in en çok korktuğu şeyi yapıyordu. Derslerde ne zaman VVilbert Slinkhard'ın kitabını okuması gerekse, son toplantılarının memnuniyet verici anısını düşünüyor; Neville'in nasıl da Hermione'yi silahsızlandırmayı başardığım, Colin Cree-vey'nin üç toplantı boyunca çaba gösterdikten sonra Engelleme Büyüsü'nde nasıl da ustalaştığını, Parvati Patil'in nasıl da Sinsioskop'ların durduğu masayı toz edecek kadar iyi bir Eksiltme Laneti yaptığını hatırlıyordu. D.O. toplantıları için sabit bir gece bulmakta çok zorlanıyordu, çünkü üç Quidditch takımının da antrenmanlarını hesaba katmak gerekiyordu - üstelik bu antrenmanların zamanı sık sık kötü hava koşulları nedeniyle değiştiriliyordu. Ama Harry bu konuda pek üzülmüyordu; içinde514 ki bir his, toplantı saatlerinin önceden kestirilemez oluşunun büyük ihtimalle daha hayırlı olduğunu söylüyordu. Onları gözleyen biri varsa, belli bir düzen saptamakta zorlanacaktı. Hermione, toplantılara çok kısa bir süre kala gün ve saatin değiştirilmesi gerektiğinde bütün üyeleri yeni gün ve saatten haberdar etmek için akıllıca bir yol buldu; farklı Sina'lardan insanların ikide bir Büyük Salon'da dolaşıp birbirleriyle konuşması şüphe uyandırıcı olurdu çünkü. D.O.'nun bütün üyelerine sahte birer Galleon verdi (Ron sepeti ilk gördüğünde çok heyecanlandı, ciddi ciddi altın dağıtıldığını sanmıştı). "Altınların kenarındaki sayıları görüyor musunuz?" dedi Hermione, dördüncü toplantının sonunda elindeki sahte Galleon'u herkesin göreceği bir şekilde tutarak. Altın para, meşalelerin ışığında dolgun dolgun, sarı sarı parlıyordu. "Gerçek Galleon'larda bu, altını döken cincceyi belirten bir seri numarasıdır. Bu sahte paralarda ise, sayılar değişip bir dahaki toplantının gününü ve saatini gösteriyor. Tarih değiştiğinde altın ısınacak, böylece cebinizde taşıyorsanız farkına varabileceksiniz. Herkes bundan bir tane alacak; Harry bir sonraki toplantının tarihini belirlediğinde kendi altınının üzerindeki tarihi ayarlayacak ve diğer paralara Değişken Büyüsü yaptığım için, hepsi değişip onunkiyle aynı tarihi gösterecek." Hermione'nin sözlerini şaşkın bir sessizlik izledi. Odaya göz gezdirip ona dönük yüzlere baktı, hayli bozulmuş görünüyordu. "Şey - iyi olur diye düşünmüştüm," dedi tereddütle, 515 Page 192 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "yani, Umbridge ceplerimizi tersyüz etmemizi bile istese, yanınızda bir Galleon taşımanın şüpheli bir tarafı yok, değil mi? Ama... şey, kullanmak istemiyorsanız -" "Değişken Büyüsü yapabiliyor musun?" dedi Terry Boot. "Evet," dedi Hermione. "Ama o... o büyü F.Y.B.S. düzeyinde," dedi Terry cılız bir sesle. "Ah," dedi Hermione, alçakgönüllü görünmeye çalışarak. "Ah... şey... evet, sanırım öyle." "Nasıl oluyor da sen Ravenclaw'da değilsin?" diye sordu Terry. Hermione'ye yüzünde hayrete benzer bir ifadeyle bakıyordu. "Böyle bir zekâyla?" "Şey, Seçmen Şapka, Seçim sırasında beni Ravenclav/a koymayı ciddi ciddi düşünmüştü," dedi Hermione neşeli bir sesle, "ama sonunda Gryffindor'da karar kıldı. Ee, Gal-leon'ları kullanıyor muyuz yani?" Onaylayan mırıltıların ardından herkes gelip sepetten birer Galleon aldı. Harry göz ucuyla Hermione'ye baktı. "Bunlar bana neyi hatırlatıyor, biliyor musun?" "Hayır, neyi?" "Ölüm Yiyen'lerin yara izlerini. Voldemort birinin yara izine dokunduğunda hepsininki yanıyor, böylece ona katılmaları gerektiğini anlıyorlar." "Şey... evet," dedi Hermione usulca, "fikir aklıma oradan geldi... ama farkındaysan tarihi üyelerimizin derisine değil, metalin üzerine kazımayı tercih ettim." "Evet... senin yöntemini tercih ederim," dedi Harry sı516 rıtarak, Galleon'unu cebine koyarken. "Bunların tek tehlikesi varsa, o da yanlışlıkla harcama ihtimalimiz." "O biraz zor işte," dedi Ron, kendi sahte Galleon'unu matem havasıyla inceleyerek. "Gerçek Galleon'um yok ki karıştırayım." Sezonun ilk Quidditch maçı olan Gryffindor-Slytherin karşılaşması ufukta görününce, D.O. toplantılarına ara verildi, çünkü Angelina neredeyse her gün antrenman yapmakta ısrar ediyordu. Quidditch Kupası'nın uzun süredir düzenlenmemiş olması da yaklaşan maça yönelik ilgi ve heyecanı epey artırmıştı; Ravenclavv'larla Hufflepufflar maçın sonucuyla hararetle ilgileniyorlardı, çünkü elbette sezon içinde onlar da bu iki takımla oynayacaktı; Bina Başkanları da, her ne kadar sportmenlik kisvesine bürün-seler de, kendi takımlarının kazanmasını sağlama konusunda azimli görünüyorlardı. Profesör McGonagall maç haftası onlara ödev vermemeye başlayınca, Harry onun Slytherin'i yenmeye ne kadar önem verdiğini anladı. "Şu anda elinizde yeterince iş var diye düşünüyorum," dedi Profesör McGonagall azametle. Gözlerini Harry ve Ron'un üzerine çevirip, "Quidditch Kupası'm odamda görmeye alıştım, çocuklar, onu Profesör Snape'e vermek zorunda kalmayı da hiç istemiyorum, o yüzden boş vaktinizi antrenman yaparak değerlendirin, olur mu?" dediğinde, kimse kulaklarına inanamadı. Belli ki Snape de taraf tutmakta ondan aşağı kalmıyordu; Slytherin için o kadar çok antrenman saati ayırt-mıştı ki, Gryffindor'lar Quidditch sahasına çıkıp oynayacak zaman bulmakta güçlük çekiyordu. Ayrıca, Slythe517 rin'lerin koridorlarda Gryffindor oyuncularına uğursuzluk büyüsü yaptığına dair şikâyetlere de kulağını tıkıyordu. Alicia Spinnet gözlerini ve ağzını kapatacak kadar uzamış kaşlarla hastane kanadına gittiğinde, Snape ısrarla, kendine bir Saç-sıklaştırma Büyüsü yapmaya kalktığını söyledi ve Alicia kütüphanede çalışırken Slytherin Tutucusu Miles Bletchley'nin ona arkasından yaklaşıp büyü yaptığını söyleyen on dört görgü tanığını dinlemeyi reddetti. Harry, Gryffindor'un kazanma şansı konusunda iyimserdi; sonuçta, Malfoy'un takımına karşı hiç maç kaybetmemişlerdi. Doğru, Ron hâlâ Wood düzeyinde oynamı-yordu, ama kendini geliştirmek için çok çalışıyordu. En zayıf tarafı, hata yaptıktan sonra kendine güvenini yitir-mesiydi; bir sayı yiyince morali bozuluyor, sayı yemeye daha da yatkın hale geliyordu. Öte yandan, Harry onun formda olduğu zamanlarda muhteşem kurtarışlar yaptığını da görmüştü; en unutulmaz olanı, bir Page 193 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı antrenmanda süpürgesinden tek elle sarkıp çok sert bir tekmeyle Quaffle'ı kendi kalesinden öbür kaleye, orta çemberden içeri gönderişiydi; takımdaki diğer oyuncular bu kurtarışın, bir süre önce rlanda Milli Tutucusu Barry Ryan'ın Polonya'nın en iyi Kovalayıcısı Ladislaw Zamojski'ye karşı yaptığı kurtarıştan da iyi olduğu görüşündeydi. Fred bile, Ron'un belki de onu ve George'u gururlandırmasımn hâlâ mümkün olduğunu ve aralarında kan bağı olduğunu itiraf etmeyi ciddi ciddi düşünmeye başladıklarını söylemişti -Harry'ye söylediklerine göre, bu kan bağını dört yıldır inkâr ediyorlardı. 518 Harry'yi gerçekten endişelendiren tek şey, Ron'un, Slytherin takımının daha sahaya çıkmadan başvuracağı moral bozma taktiklerinden fazlaca etkilenmesiydi. Tabii ki Harry bu kötü niyetli laflara dört yıl boyunca katlanmıştı, o yüzden de, "Hey, Potur, VVarrington seni cumartesi günü süpürgenden düşürmeye yemin etmiş diye duydum," gibi fısıltılar, kanını dondurmak şöyle dursun, kahkahalarla gülmesine yol açıyordu. "VVarrington'ın dümeni öyle bozuk ki, bana değil de yanımdaki kişiye nişan alsa daha çok endişelenirdim," diye karşılık verince, Ron ve Hermione de güldüler, Pansy Parkinson'ın yüzündeki sırıtış ise anında silindi. Ama Ron hakaretlerden, alaylardan ve gözdağı vermelerden oluşan amansız bir saldırıya maruz kalmamıştı hiç. Bazıları yedinci sınıfa giden ve ondan çok daha iri olan Slytherin'ler koridorlarda yanından geçerken, "Hastane kanadında kendine yatak ayırttın mı, Weasley?" diye fısıldadıklarında gülmüyor, yüzü açık yeşil bir renk alıyordu. Draco Malfoy, Ron'un Quaffle'ı düşürüşünü taklit ettiğindeyse (ki ne zaman birbirlerinin görüş alanına girseler bunu yapıyordu), Ron'un kulakları kızarıyor, elleri tuttuğu şeyi düşürmesine sebep olabilecek kadar şiddetle titriyordu. Ekim, uluyan rüzgârlar ve şiddetli yağmurla kendini tüketti ve her sabah düşen kırağısıyla, açıkta kalmış elleri ve yüzleri ısıran buz gibi rüzgârıyla, donmuş demir kadar soğuk kasım geldi. Gökyüzü ve Büyük Salon'un tavanı soluk, incimsi bir griye döndü, Hogwarts'ın etrafındaki dağların tepeleri karla kaplandı ve şatodaki sı519 caklık öyle düştü ki, birçok öğrenci ders aralarında koridorlarda kalın ve koruyucu ejderha derisi eldivenler giymeye başladı. Maç sabahı geldiğinde, hava açık ve soğuktu. Harry uyanınca dönüp Ron'un yatağına baktı ve onu kollarını dizlerine dolamış dimdik oturur, boşluğa bakar halde buldu. " yi misin?" dedi Harry. Ron başını evet anlamında salladı, ama konuşmadı. Harry ister istemez Ron'un kendine Sümüklüböcek-kus-ma Büyüsü yaptığı zamanı hatırladı; şimdi de o zamanki gibi solgun ve terliydi, ağzını açmaya da o zamanki kadar isteksiz görünüyordu. "Bir kahvaltıya ihtiyacın var sadece," dedi Harry cesaret verircesine. "Hadi." çeri girdiklerinde Büyük Salon hızla dolmaktaydı, konuşmalar daha bir hararetliydi ve ortalığa daha taşkın bir hava hâkimdi. Slytherin masasının yanından geçerlerken bir gürültü dalgası yükseldi. Harry dönüp baktığında, her zamanki yeşil-gümüşi atkılara ve şapkalara ek olarak, hepsinin yakasında taca benzeyen gümüş bir rozet olduğunu gördü. Nedense çoğu Ron'a el kol sallıyor, kahkahalarla gülüyordu. Harry yanlarından geçerken, rozetlerde ne yazdığını görmeye çalıştı, ama aklı fikri Ron'u oradan çabucak geçirmekte olduğu için, durup okumakla vakit kaybetmedi. Herkesin kırmızı-altın renklere bürünmüş olduğu Gryffindor masasında onları coşkulu bir karşılama bekliyordu, ama tezahürat Ron'un moralini yükselteceğine iyi520 den iyiye çökertti; kendini en yakın boş yere bıraktı, yüzünde son yemeğine oturmuş gibi bir ifade vardı. "Böyle bir işe kalkıştım ya, çatlağım herhalde," dedi boğuk bir fısıltıyla. "Çatlak." "Sersemlik etme," dedi Harry sert bir sesle, ona birkaç çeşit gevrek uzatarak, "bir şey olmaz. Heyecanlanman normal." "Beş para etmem ben," dedi Ron çatlak bir sesle. "Berbatım. Canımı kurtarmak için bile doğru dürüst oynayamam. Ne diye böyle bir şeye girdim ki?" Page 194 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Topla kendini," dedi Harry katı bir sesle. "Geçen gün ayağınla yaptığın kurtarışı hatırla, Fred'le George bile muhteşem olduğunu söyledi." Ron, Harry'ye azap çeken gözlerle baktı. "O bir kazaydı," diye fısıldadı ıstırapla. "Bilerek yapmadım - hiçbiriniz bakmıyorken süpürgemden kaymıştım, yeniden üzerine çıkmaya çalışırken de kazara Quaffle'ı tekmelemişim." "Eh," dedi Harry, bu nahoş sürprizin ardından hemen toparlanarak, "sen öyle birkaç kaza daha yap, oyun çantada keklik demektir, değil mi?" Hermione ve Ginny, üzerlerinde kırmızı ve altın rengi atkılar, eldivenler ve rozetlerle masanın karşı tarafında oturuyorlardı. Ginny, "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu Ron'a. Ron gevrek kâsesinin dibinde kalmış azıcık süte, sanki içinde kendini boğmayı ciddi ciddi düşünüyormuş gibi bakıyordu. "Heyecanlı sadece," dedi Harry. 521 "Eh, bu iyiye işaret, insan biraz heyecanlanmayınca sınavlarda da pek başarılı olamıyor bence," dedi Hermi-one samimi bir edayla. "Merhaba," dedi arkalarından hulyalı ve dalgın bir ses. Harry başını kaldırıp baktı: Luna Lovegood, Ravenclaw masasından kalkıp gelmişti. Birçok kişi şaşkın şaşkın ona bakıyor, bazılarıysa açıkça gülüyor, parmaklarıyla onu işaret ediyordu; kim bilir nereden bulduğu, gerçek aslan kafası büyüklüğünde ve biçiminde bir şapka, kafasında düştü düşecek gibi duruyordu. "Ben Gryffindor'u tutuyorum," dedi Luna, gereksiz bir şekilde şapkasını işaret ederek. "Bakın, ne yapıyor..." Elini kaldırıp şapkaya asasıyla vurdu. Şapka ağzını açtı ve son derece gerçekçi bir kükremeyle etraftaki herkesin ödünü kopardı. "Güzel, değil mi?" dedi Luna mutlu mutlu. "Aslında ona bir yılan çiğnetmek istiyordum, hani Slytherin'i tem-silen, ama yeterli vakit yoktu. Neyse... iyi şanslar, Ro-nald!" Süzülürcesine uzaklaştı. Daha Luna'nın şapkasının şokundan sıyrılamamışlardı ki, Angelina, yanında Katie ve neyse ki Madam Pomfrey tarafından kaşları normale döndürülmüş Alicia ile birlikte, aceleyle yanlarına geldi. "Hazır olduğunuzda," dedi, "doğruca sahaya çıkıp şartları kontrol ediyoruz, sonra da üstümüzü değiştiriyoruz." "Birazdan geliriz," diye söz verdi Harry. "Ron'un biraz kahvaltı etmesi lazım sadece." Ancak on dakika sonra, Ron'un başka bir şey yiyecek 522 durumda olmadığı anlaşılınca, Harry onu soyunma odalarına götürmenin en iyisi olacağına karar verdi. Hermi-one de onlarla birlikte masadan kalktı ve Harry'yi kolundan tutup kenara çekti. "Ron'un o Slytherin rozetlerinde ne yazdığını görmesine izin verme," diye fısıldadı telaşla. Harry ona soran gözlerle baktı, ama Hermione uyarır-casına başını iki yana salladı; Ron, çaresiz ve ümitsiz bir halde, ağır ağır yanlarına gelmişti. " yi şanslar, Ron," dedi Hermione, parmaklarının ucunda yükselip onu yanağından öperek. "Sana da, Harry -" Büyük Salon'un çıkışma yürürlerken, Ron biraz kendine gelmiş gibiydi. Şaşkın bir halde, sanki az önce ne olduğunu anlayamıyormuş gibi yanağına, Hermione'nin öptüğü yere dokundu. Etrafında olanı biteni fark edemeyecek kadar dalgın görünüyordu, ama Slytherin masasının yanından geçerlerken, Harry merak içinde göz ucuyla taç biçimli rozetlere baktı ve üzerlerine kazınmış sözcükleri okudu: Krahmızsın VJeasley içinde bunun iyi bir şey olamayacağına dair kötü bir his uyanan Harry, Ron'u aceleyle Giriş Salonu'ndan geçirdi, taş merdivenlerden indirdi ve buz gibi açık havaya çıkardı. Aceleyle eğimli çimenlikten stada doğru giderlerken, üzerine kırağı düşmüş çim, ayaklarının altında çatırdıyor-du. Hiç rüzgâr yoktu ve gökyüzü alabildiğine inci beyaPage 195 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 523 zıydı; bu da, görüş mesafesinin iyi olacağı ve göze doğrudan güneş ışığı girmeyeceği anlamına geliyordu. Harry, Ron'a bu cesaret verici şeylerden söz etti, ama onun kendisini dinlediğinden pek emin değildi. Soyunma odasına girdiklerinde, Angelina çoktan üzerini değişmiş, diğerleriyle konuşuyordu. Harry ve Ron üzerlerine cüppelerini geçirdiler (Ron birkaç dakika boyunca kendininkinin arkasını önüne giymeye çalıştıktan sonra, Alicia haline acıyıp ona yardım etti), sonra da oturup maç öncesi konuşmasını dinlediler. nsanlar şatodan sahaya sel gibi akarken, dışarıdan gelen sesler arttıkça arttı. "Pekâlâ, Slytherin'in maça nasıl bir kadroyla çıkacağını öğrendim," dedi Angelina, elindeki parşömen parçasına bakarak. "Geçen seneki Vurucu'lar Derrick ve Bole bu sene yok, ama anlaşılan Montague onların yerine iyi uçan birilerini değil, her zamanki gibi bir çift gorili almış. Crab-be ve Goyle adında iki herif, onlar hakkında pek bir şey bilmiyorum -" "Biz biliyoruz," dediler Harry ve Ron bir ağızdan. "Eh, süpürgenin bir ucunu öbüründen ayırt edebilecek kadar bile akıllı görünmediler benim gözüme," dedi Angelina, parşömenini cebine sokarak, "ama ona bakarsanız, Derrick ve Bole'un yol işaretleri olmadan sahada yönlerini nasıl bulduklarına her zaman şaşırmışımdır." "Crabbe ve Goyle da aynı kalıptan," dedi Harry. Yüzlerce seyircinin tribünlerdeki ayak seslerini duyabiliyorlardı. Kimileri şarkı söylüyordu, ama Harry sözleri çıkaramıyordu. Yavaş yavaş heyecanlanmaya başlamıştı, ancak kendi heyecanının Ron'unkiyle kıyas ka524 bul etmeyeceğini de biliyordu; Ron midesini tutmuş, yine boşluğa dalıp gitmişti, çenesi kasılmıştı, benzi açık kül rengiydi. "Vakit geldi," dedi Angelina alçak sesle, saatine bakarak. "Hadi millet... iyi şanslar." Herkes ayağa kalktı, süpürgesini omzuna aldı; tek sıra halinde soyunma odasından dışarı, göz kamaştırıcı gün ışığına çıktılar. Onlar sahaya adım atar atmaz tribünlerden bir gürleme yükseldi. Şarkı hâlâ Harry'nin kulağına geliyordu, ama tezahürat ve ıslıklar çok daha baskındı. Slytherin takımı onları bekliyordu. Onlar da o taç biçimli gümüş rozetlerden takmışlardı. Yeni Kaptan Montague, Dudley Dursley gibi bir cüsseye sahipti, kıllı jambona benzeyen kapkalın kolları vardı. Onun arkasında Crabbe ve Goyle duruyordu, hemen hemen onun kadar iriyarıy-dılar ve gün ışığında aptal aptal gözlerini kırpıştırıyor, yeni Vurucu sopalarını sallıyorlardı. Malfoy kenarda durmuştu, güneşin ışıkları beyaz-sarı saçlarında parlıyordu. Harry'nin ona bakışını fark etti ve parmağıyla göğsündeki taç biçimli rozete vurarak sırıttı. "Kaptanlar, el sıkışın," diye emretti hakem Madam Hooch, Angelina ve Montague birbirlerine yaklaşırlarken. Harry, Montague'nün Angelina'nın parmaklarını ezmeye çalıştığını görebiliyordu, ama Angelina'nın gıkı çıkmadı. "Süpürgelerinize binin..." Madam Hooch düdüğünü dudağına götürüp üfledi. Toplar salıverildi ve on dört oyuncu yukarı doğru fırladı. Harry göz ucuyla Ron'un kale direklerine doğru uç525 tuğunu gördü. Harry bir Bludger'dan kurtularak hızla yükseldi ve sahanın üzerinde geniş bir tur atarak altın bir parıltı arandı; stadın öbür tarafında Draco Malfoy da aynı şeyi yapıyordu. "Ve şimdi de Johnson - Quaffle, Johnson'da, ne oyuncu bu kız ama, yıllardır aynı şeyi söylüyorum, hâlâ benimle çıkmıyor -" "JORDAN!" diye seslendi Profesör McGonagall. "- böyle matrak bir not düşeyim dedim, Profesör, işi biraz ilginç hale getirmek için - VVarrington'ı atlattı, Mon-tague'yü geçti ve - ahh - arkadan Crabbe'nin yolladığı bir Bludger'a hedef oldu... Montague, Quaffle'ı yakalıyor, Montague sahanın öbür ucuna doğru ilerliyor ve - George VVeasley'den iyi bir Bludger, Montauge kafasına bir Bludger yedi ve Quaffle'ı düşürdü, şimdi Katie Bell aldı, Gryffindor'dan Katie Bell geri pasla Quaffle'ı Alicia Spin-net'a geçiriyor, Spinnet ilerliyor -" Lee Jordan'ın maç anlatımı statta yankılanıyordu. Harry, kulağında uğuldayan rüzgârın sesi ve Page 196 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı bağıran, yuhalayan, şarkı söyleyen seyircilerin gürültüsü arasında onu elinden geldiğince dinlemeye çalışıyordu. "- Warrington'dan sıyrıldı, bir Bludger'dan kurtuldu - iyi yırttın, Alicia - seyirci maça bayıldı resmen, dinlese-nize bir, ne şarkısı söylüyorlar öyle?" Lee dinlemek için anlatıma ara verdi. Şarkı, tribünde yeşilli gümüşlü Slytherin'lerin oturduğu bölümden giderek yükseldi ve anlaşılır hal aldı: 526 "Hiçbir haltı tutamaz Weasley, Kapatamaz tek bir çemberi, Hadi Slytherin, söyle şimdi: Kralımızsın Weasley. "Bir çöplükte doğmuş Weasley, Quaffle'ı hep alır içeri, Galibiyetimizin garantisi, Kralımızsın VVeasley." "- ve Alicia tekrar Angelina'ya veriyor!" diye bağırdı Lee. Az önce duydukları yüzünden içi burularak havada yön değiştiren Harry, Lee'nin şarkının sözlerini bastırmaya çalıştığını biliyordu. "Yürü, Angelina - Tutucu'yla karşı karşıya! - ATIYOR - VE - ahhh..." Slytherin Tutucusu Bletchley atışı kurtarmıştı; Quaffle'ı Warrington'a attı, VVarrington fırlayıp Alicia ile Katie arasından zikzak yaparak geçti; o, Ron'a yaklaşırken, aşağıdan gelen şarkı giderek yükselmeye başladı. "Kralımızsın VVeasley, Kralımızsın VJeasley, Quaffle'ı hep alır içeri, Kralımızsın Weasley." Harry'nin elinde değildi: Ron'u izlemek için, Snitch'i aramayı bırakıp Ateşoku'nu ona doğru çevirdi. Sahanın öbür ucunda tek başına duran Ron, iriyan VVarrington hızla ona doğru giderken üç kale direğinin önünde süzülüyordu. 527 "- ve Warrington Quaffle'la ilerliyor, Warrington kaleye doğru gidiyor, Bludger menzilinin dışında, önünde sadece Tutucu var -" Aşağıdaki Slytherin tribününden şarkı dalga dalga yükseldi: "Hiçbir haltı tutamaz Weasley, Kapatamaz tek bir çemberi..." "- şimdi Gryffindor'un yeni Tutucusu Weasley ilk sınavını verecek, Gryffindor Vurucuları Fred ve George'un kardeşi ve takımdaki yeni yeteneklerden biri - hadi, Ron!" Ama sevinç çığlığını atan Slytherin'ler oldu: Ron dağınık bir şekilde ileri atılmış ve Quaffle açık kollarının arasından geçip ortadaki halkadan içeri girmişti. "Slytherin sayı yapıyor!" dedi Lee'nin sesi, aşağıdan gelen tezahüratın ve yuhalamanın arasında, "ve Slytherin on-sıfır önde - şanssızlık, Ron." Slytherin'ler daha da yüksek sesle şarkı söylemeye başlamışlardı: "BÎR ÇÖPLÜKTE DOĞMUŞ WEASLEY, QUAFFLE'I HEP ALIR ÎÇERÎ..." "- ve Quaffle yine Gryffindor'da, Katie Bell son sürat gidiyor -" diye haykırdı Lee yiğitçe, ama şarkı öyle sağır edici bir hale gelmişti ki, sesini duyurmakta zorlanıyordu. "GAL B YET M Z N GARANT S , KRALIMIZSIN WEASLEY..." 528 "Harry, NE YAPIYORSUN?" diye bağırdı Angelina, Katie'ye yetişmek için hızla Harry'nin yanından uçarken. " ŞE KOYULSANA!" Harry, bir dakikadan fazla bir süredir Snitch'in nerede olduğu konusunu tamamen unutup havada sabit durarak maçı izlediğinin farkına vardı; dehşet içinde, dalışa geçip yeniden sahayı turlamaya başladı. Gözleriyle etrafı tarıyor, stadı inleten koroyu duymazdan gelmeye çalışıyordu. "KRALIMIZSIN WEASLEY, KRALIMIZSIN WEASLEY..." Bakındı, bakındı, ama Snitch'ten eser yok gibi görünüyordu; Malfoy da onun gibi stadın çevresinde dönüp duruyordu. Ters yönlere giderken sahanın ortasında birbirlerinin yanından geçtiler ve Harry, Malfoy'un avaz avaz şarkı söylediğini duydu: "B R ÇÖPLÜKTE DOĞMUŞ WEASLEY..." "- ve yine Warrington'da," diye böğürdü Lee, "Pu-cey'ye veriyor, Pucey Spinnet'ı geçti, yapma Page 197 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ama, Angelina, onu durdurabilirsin - durduramazmışsın anlaşılan -ama Fred Weasley'den sıkı bir Bludger geliyor, daha doğrusu George VVeasley'den, aman, kimin umrunda, birinden biri işte, neyse, Warrington Quaffle'ı düşürüyor ve Katie Bell - ee - o da düşürüyor - ve Quaffle Monta-gue'de, Slytherin Kaptanı Montague Quaffle'ı alıyor, hızla ilerliyor, hadi ama, Gryffindor, durdurun onu!" 529 Harry, stadın ucunda Slytherin kale direklerinin arkasında uçuyor, Ron'un tarafına bakmamaya gayret ediyordu. Slytherin Tutucusu'nun yanından geçerken, Bletch-ley'nin de aşağıdaki grupla birlikte şarkı söylediğini duydu: "H ÇB R HALTI TUTAMAZ WEASLEY..." "- ve Pucey bir kez daha Alicia'dan sıyrıldı, kaleye doğru gidiyor, durdur onu, Ron!" Ne olduğunu öğrenmek için Harry'nin dönüp bakmasına gerek kalmadı: Gryffindor'lardan müthiş bir inilti yükseldi, Slytherin'lerden ise çığlıklar ve alkışlar. Harry aşağı baktığında, buldog suratlı Pansy Parkinson'm tribünlerin önünde ayağa kalkmış, sırtı sahaya dönük, Slytherin taraftarlarına amigoluk yaptığını gördü. Slythe-rin'ler haykırıyordu: "HAD SLYTHER N, SÖYLE Ş MD : KRALIMIZSIN WEASLEY." Ama yirmi-sıfır hiçbir şey değildi, Gryffindor'un farkı kapatması ya da Snitch'i yakalaması için vakit vardı hâlâ. Birkaç sayı yapınca her zamanki gibi öne geçeriz, diye cesaretlendirdi Harry kendini. Yükselip alçalarak, sağa sola salınarak diğer oyuncuların arasında ilerledi, ama peşine düştüğü parlak şey çıka çıka Montague'nün saat kayışı çıktı. Derken Ron iki sayı daha yedi. Harry'nin Snitch'i bul530 ma arzusu ufak ufak paniğe dönüşmeye başlıyordu artık. Hemen yakalayıp da oyunu bitirebilse... "- ve Gryffindor'dan Katie Bell Pucey'den sıyrılıyor, Montague'den kurtuluyor, iyi dönüştü, Katie, Johnson'a atıyor, Angelina Johnson Quaffle'ı alıyor, VVarrington'ı geçti, kaleye doğru ilerliyor, hadi, Angelina - GRYFF1N-DOR SAYI YAPIYOR! Durum kırk-on oldu, Slytherin kırk-on önde ve Quaffle, Pucey'de..." Gryffindor tezahüratının arasında Luna'nın gülünç aslan şapkasının kükremesini duyan Harry'nin morali biraz düzelmişti; arada sadece otuz sayı vardı, hiçbir şey değildi bu, farkı rahatlıkla kapatabilirlerdi. Crabbe'nin roket gibi üzerine fırlattığı bir Bludger'ı atlattı ve deli gibi Snitch'i aramaya devam etti. Bir taraftan da Snitch'i Mal-foy görürse diye gözü onun üzerindeydi, ama Malfoy da tıpkı onun gibi stadın çevresinde dönüp duruyor, aramaları sonuç vermiyordu... "- Pucey, VVarrington'a gönderiyor, VVarrington'dan Montague'ye, Montague'den tekrar Pucey'ye derken Johnson araya giriyor, Quaffle Johnson'da, Johnson'dan Bell'e, gayet iyi gidiyorlar - iyi mi dedim, kötü demek istemiştim - Slytherin'den Goyle'un yolladığı Bludger Bell'e çarpıyor ve Quaffle tekrar Pucey'de..." "B R ÇÖPLÜKTE DOĞMUŞ VVEASLEY, QUAFFLE'I HEP ALIR ÇER , GAL B YET M Z N GARANT S ..." Ama Harry nihayet onu görmüştü: Pır pır kanat çır531 pan minik Altın Snitch, Slytherin tarafında, yerden birkaç metre yüksekte geziniyordu. Harry dalışa geçti... Birkaç saniye sonra, Malfoy da süpürgesinin üzerine yatmış, yeşil ve gümüş renkli bulanık bir leke halinde Harry'nin solunda hızla gidiyordu. Snitch, kale direklerinden birinin ayağının dibini yalayarak geçti ve tribünlerin öbür ucuna doğru fırladı; bu yön değişikliği Malfoy'a yaradı, şimdi o, Snitch'e daha yakındı; Harry Ateşoku'nu döndürdü, artık Malfoy'la kafa kaf ay aydılar... Yerden anca bir metre kadar yukarıda giden Harry, sağ elini süpürgesinden çekip Snitch'e doğru uzandı... sağında, Malfoy da aynım yaptı; uzanıyor, yakalamaya çalışıyordu... Her şey nefes kesici, çılgın, rüzgârlı iki saniye içinde olup bitti - Harry'nin parmakları minicik, debelenen topun üzerine kapandı - Malfoy'un tırnakları umutsuzca Harry'nin elinin üstünü tırmaladı - Harry süpürgesini yukarı doğru çekip dalıştan çıktı, debelenen top avcunun içindeydi; Page 198 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Gryffindor taraftarlarından takdir çığlıkları yükseldi... Kurtulmuşlardı, Ron'un o sayıları yemesinin hiçbir önemi kalmamıştı, Gryffindor kazandığı için kimse onları hatırlamayacaktı BAM. Belinin tam ortasına bir Bludger gelen Harry, öne fırlayıp süpürgesinden düştü. Neyse ki, Snitch'i yakalamak için çok alçağa dalışa geçtiğinden yerden sadece bir buçuk 532 iki metre kadar yüksekteydi, ama yine de donmuş sahaya sırtüstü düştüğünde sersemledi. Madam Hooch'un tiz düdüğünü duydu; tribünlerden yükselen ıslıklar, öfkeli bağırışlar ve yuhalamalar, derken pat diye bir ses ve Angeli-na'nın kendinden geçmiş sesi. " yi misin?" "Tabii ki iyiyim," dedi Harry tatsız tatsız, Angeli-na'nın elini tutup, onun kendisini ayağa kaldırmasına izin vererek. Madam Hooch hızla, yukarıda gezinen bir Slytherin oyuncusuna doğru gidiyordu, ama Harry bu açıdan onun kim olduğunu çıkaramıyordu. "Şu Crabbe serserisiydi," dedi Angelina kızgın kızgın, "Snitch'i aldığım görür görmez Bludger'ı üzerine gönderdi - ama kazandık, Harry, kazandık!" Harry arkasında birinin burnundan soluduğunu duydu ve Snitch'i hâlâ sıkı sıkı elinde tutarak döndü: Draco Malfoy yakına inmişti. Hiddetten suratı bembeyaz kesilmiş olmasına karşın, hâlâ alaylı alaylı gülmeyi becerebili-yordu. "Demek VVeasley'nin kellesini kurtardın, ha?" dedi Harry'ye. "Daha kötü Tutucu görmedim hiç... ne de olsa bir çöplükte doğmuş... şarkı sözlerimi beğendin mi, Potter?" Harry cevap vermedi. Arkasını döndü, takım arkadaşları tek tek yere inmeye başlamıştı, çığlıklar atıyor, havayı yumrukluyorlardı. Ron hariç. O, kale direklerinin orada süpürgesinden inmiş, görünüşe göre tek başına ağır ağır soyunma odasına gidiyordu. "Birkaç dize daha yazmak istemiştik!" diye seslendi Malfoy, Katie ve Alicia Harry'yi kucaklarken. "Ama şiş533 man ve çirkinle kafiyeli bir şey bulamadık - annesi hakkında da bir şeyler olsun diyorduk da -" "Şuna bak, kedi uzanamadığı ciğere pis dermiş/-' dedi Angelina, yüzünde tiksinti dolu bir ifadeyle Malfoy'a bakarak. "- işe yaramaz zavallı''yla giden bir şey de bulamadık -babası için hani -" Fred ve George, Malfoy'un neden bahsettiğinin farkına varmışlardı. Tam Harry'nin elini sıkıyorlardı ki, kaskatı kesildiler, dönüp Malfoy'a baktılar. "Boşverin!" dedi Angelina hemen, Fred'i kolundan tutarak. "Boşver, Fred, bırak bağırsın, yenildi diye böyle kızgın, kendini beğenmiş küçük -" "- ama VVeasley'leri seviyorsun sen, değil mi, Potter?" dedi Malfoy, alaylı alaylı. "Tatillerini falan onlarla geçiliyorsun, değil mi? Pis kokularına nasıl katlanabiliyorsun anlamıyorum, ama herhalde Muggle'lar tarafından yetiştirilince, Weasley'lerin ağılı bile fena gelmiyordur insana —" Harry, George'u sıkı sıkı tuttu. Bu arada, Angelina, Alicia ve Katie hep birlikte, Fred'in Malfoy'un üzerine atlamasını güç bela engelliyorlar, Malfoy ise kahkahalarla gülüyordu. Harry, Madam Hooch'a bakındı, ama o hâlâ kurala aykırı Bludger saldırısından dolayı Crabbe'yi haş-lamakla meşguldü. "Ya da belki," dedi Malfoy, geri giderken pis pis sırıtıp, "kendi annenin evinin nasıl koktuğunu hatırlayabili-yorsundur, Potter, belki Weasley'lerin leş gibi evi de sana o kokuyu hatırlatıyordur -" Harry, George'u bıraktığının farkına bile varmadı; tek 534 bildiği, bir saniye sonra ikisinin de Malfoy'un üzerine doğru koştuğuydu. Bütün öğretmenlerin izlediğini tamamen unutmuştu: Tek istediği, Malfoy'un canını yakabüdi-ğince yakmaktı; asasını çekecek vakti bile olmadığından, Snitch'i tutan yumruğunu var gücüyle Malfoy'un midesine indirdi "Harry! HARRY! GEORGE! HAYIR!" Page 199 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Çığlık çığlığa bağıran kızların seslerini duyabiliyordu; Malfoy'un feryadını, George'un küfürler savurduğunu, bir düdüğün öttüğünü ve etrafındaki kalabalığın böğür-düğünü de; ama hiçbiri umrunda değildi. Civardaki biri "Impedimenta!" diye bağırana ve Harry büyünün gücüyle sırtüstü devrilene kadar, Malfoy'un vurabildiği her yerine vurmaya çalışmaktan vazgeçmedi. "Ne yaptığınızı sanıyorsunuz?" diye bağırdı Madam Hooch, Harry ayağa fırlarken. Anlaşılan Engelleme Büyüsü'nü yapan oydu; bir elinde düdüğü, diğerindeyse asası vardı; süpürgesi ise birkaç metre ötede terk edilmiş halde duruyordu. Malfoy yerde iki büklüm yatıyor, inleyip sızlıyor, burnundan kan geliyordu; George'un dudağı şişmişti; Fred hâlâ üç Kovalayıcı'dan kurtulmak için debeleniyordu, Crabbe ise arkada durmuş kıs kıs gülüyordu. "Böyle rezillik görmedim - hemen şatoya, ikiniz de, doğruca Bina Başkam'nızın odasına! Yürüyün! Hemen!" Harry ve George soluk soluğa yürümeye başladılar, birbirlerine tek kelime bile etmediler. Kalabalığın uğultusu ve yuhalamaları giderek uzaklaştı, Giriş Salonu'ndan içeri adım attıktan sonra ise artık kulaklarına kendi ayak seslerinden başka ses gelmez oldu. Harry, Malfoy'un çe535 nesine vurarak berelediği sağ yumruğunun içinde bir şeyin hâlâ debelendiğinin farkına vardı. Başını indirip baktığında, Snitch'in gümüş kanatlarının parmaklarının arasından çıkmış, kurtulmak için var gücüyle mücadele ettiğini gördü. Daha odasının kapısına varmamışlardı ki, Profesör McGonagall koridorda onlara yetişti. Bir Gryffindor atkısı takmıştı, ama sinirden mosmor bir yüzle onlara doğru yürürken, titreyen elleriyle atkıyı boynundan koparırcasına çekip çıkardı. " çeri!" dedi hiddetle, kapıyı göstererek. Harry ve George içeri girdiler. Profesör McGonagall masasının arkasına geçti ve onlara döndü, Gryffindor atkısını yere fırlatırken sinirden titriyordu. "Ee?" dedi. "Ömrümde böyle utanç verici şey görmedim. Bire iki! Ne diyeceksiniz bakalım?" "Malfoy bizi kışkırttı," dedi Harry, gergin gergin. "Kışkırttı mı?" diye bağırdı Profesör McGonagall. Masasına öyle bir yumruk indirdi ki, ekose teneke kutu yana doğru kayıp yere düştü ve patladı, her tarafa Zencefilli Keler'ler saçıldı. "Yenilmişti, değil mi? Tabii sizi kışkırtmak isteyecek! Peki, ne söyledi de siz ikiniz kalkıp -" "Annemle babama hakaret etti," diye homurdandı George. "Harry'nin annesine de." "Ama bu işi çözmeyi Madam Hooch'a bırakacağınıza, ikiniz bir Muggle düellosu sunmaya karar verdiniz, öyle mi?" diye kükredi Profesör McGonagall. "Farkında mısınız ne -?" "Ehem, ehem." 536 Harry ve George hızla arkalarına döndüler. Dolores Umbridge, iri bir kurbağaya adamakıllı benzemesine sebep olan yeşil tüvit bir pelerin giymiş, kapı ağzında duruyordu. Yüzünde, Harry'nin, eli kulağındaki bir ıstırabın habercisi olarak görmeye alıştığı o korkunç, uğursuz, mide bulandırıcı gülümseme vardı. "Yardım edebilir miyim, Profesör McGonagall?" diye sordu Profesör Umbridge, en zehirli tatlı sesiyle. McGonagall'ın yüzüne kan hücum etti. "Yardım mı?" diye tekrarladı, sinirli sinirli. "Yar-dzm'dan neyi kastediyorsunuz?" Profesör Umbridge biraz daha içeri girdi, yüzünde hâlâ o mide bulandırıcı gülümseme vardı. "Biraz daha otoriteye şükran duyabilirsiniz diye düşünmüştüm de." Profesör McGonagall'ın burun deliklerinden kıvılcımlar çıksa Harry şaşırmazdı. "Yanlış düşünmüşsünüz," dedi McGonagall, Umbridge'e arkasını dönerek. "Şimdi, siz ikiniz beni iyi dinleyin. Malfoy'un sizi nasıl kışkırttığı umrumda değil, ailenizin var olan bütün üyelerine hakaret etmiş olsa da umrumda değil, davranışınız iğrençti, ikinize de bir haftalık ceza veriyorum! Bana öyle bakma, Potter, hak ettin bunu! Ve ikinizden biri bir daha -" "Ehem, ehem." Profesör McGonagall ya sabır dercesine gözlerini yumup yeniden Profesör Umbridge'e döndü. "Evet?" 537 "Bence cezaya bırakılmaktan daha fazlasını hak ediyorlar/' dedi Umbridge, gülümsemesi yüzüne Page 200 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı iyice yayıldı. Profesör McGonagall'm gözleri birden açıldı. "Ama maalesef/' dedi, o da gülümsemeye çalışıp bunun sonucunda da çenesi kilitlenmiş gibi görünerek, "önemli olan benim ne düşündüğüm, çünkü benim Bi-na'mdalar, Dolores." "Aslına bakarsan, Minerva," diye sahte sahte gülümsedi Profesör Umbridge, "sanırım senin de göreceğin gibi, benim ne düşündüğüm önemli. Neredeydi bu? Cornelius az önce gönderdi... daha doğrusu," el çantasını karıştırırken sahte küçük bir kahkaha attı, "Bakan az önce gönderdi... hah, evet..." Çantasından bir parşömen parçası çıkardı, açtı, boğazını titizlikle temizledi ve okumaya başladı. "Ehem, ehem... 'Yirmi Beş Numaralı Eğitim Kararnamesi "Ne, bir tane daha mı?!" diye patladı Profesör McGona-gali. "Evet, öyle," dedi Umbridge, hâlâ gülümseyerek. "Aslında, Minerva, yeni bir eklemeye ihtiyacımız olduğunu görmemi sağlayan sen oldun... ben Gryffindor Quidditch takımının yeniden kurulmasına izin vermek istemediğimde beni nasıl çiğnediğini hatırlıyor musun? Meseleyi nasıl Dumbledore'a götürdüğünü, onun da takımın oynamasına izin verilmesi konusunda ısrar ettiğini? Eh, böyle bir şeye izin veremezdim. Hemen Bakan'la temas kurdum, kendisi de Yüksek Müfettiş'in öğrencileri ayrıcalıklardan 538 mahrum bırakma yetkisi olması gerektiği konusunda bana katıldı. Yoksa Müfettiş -yani bensıradan öğretmenlerden daha az yetkiye sahip olurdu! Ve şimdi görüyorsun, değil mi, Minerva, Gryffindor takımının yeniden kurulmasını önlemeye çalışmakta ne kadar da haklıymışım. Felaket sinirliler... neyse, yeni kararnameyi okuyordum... ehem, ehem... Tüksek Müfettiş bundan böyle Hogwarts öğrencilerinin cezalandırılmaları, izinleri ve ayrıcalıklarının kaldırılması üzerinde en üst düzeyde yetkiye ve diğer öğretmenlerce verilmiş cezaları, izinleri ve ayrıcalıkların kaldırılma emrini değiştirme gücüne sahiptir. mza, Cor-nelius Fudge, Sihir Bakanı, Birinci Sınıf Merlin Nişanı, vesaire, vesaire.'" Yüzünde yine o gülümsemeyle, parşömeni rulo yapıp el çantasına koydu. "Evet... sanırım bu ikisine bir daha Quidditch oynamayı yasaklamak zorundayım," dedi, bir Harry'ye, bir George'a bakarak. Harry, Snitch'in avcunun içinde çılgınca kanat çırptığını hissetti. "Oynamamızı yasaklamak mı?" dedi, sesi tuhaf bir şekilde uzaktan geliyor gibiydi. "Bir daha... hiç?" "Evet, Mr Potter, ömür boyu yasak işimizi görür sanırım," dedi Umbridge. Harry'nin onun dediklerini anlamaya çabalamasını izlerken ağzı iyiden iyiye kulaklarına vardı. "Sizin de, buradaki Mr Weasley'nin de. Ve sanırım işi sağlama almak için, bu delikanlının ikizinin de durdurulması gerekiyor - takım arkadaşları onu engellemeseydi, eminim o da Mr Malfoy'a saldıracaktı. Süpürgelerine de el 539 koyulmasını isteyeceğim tabii; yasağımın delinmemesini garantiye almak için onları odamda tutacağım. Ama insafsız da değilim, Profesör McGonagall," diye devam etti, buzdan oyulmuş bir heykel gibi kaskatı durmuş, ona dik dik bakan Profesör McGonagall'a dönerek. "Takımın geri kalanı oynamaya devam edebilir, onlarda şiddet belirtisi görmedim. Eh... size iyi günler dilerim." Ve yüzünde katıksız bir tatmin ifadesiyle odadan çıkıp, arkasında dehşet dolu bir sessizlik bıraktı. * "Oynamanız yasaklandı demek," dedi Angelina o akşam ortak salonda, çökmüş halde. "Yasaklandı. Arayıcı yok, Vurucu'lar yok... şimdi ne yapacağız ki biz?" Ortalıkta hiç de maç kazanılmış gibi bir hava yoktu. Harry nereye baksa avutulamayacak kadar kederli ve kızgın yüzler görüyordu; takımın oyuncularıysa şöminenin etrafına çökmüşlerdi. Ron hariç. Maç bittiğinden beri kimse onu görmemişti. "O kadar büyük haksızlık ki," dedi Alicia uyuşmuş gibi. "Yani, Crabbe'ye ve düdükten sonra gönderdiği Bludger'a ne oldu? Onun da oynamasını yasakladı mı?" Page 201 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Hayır," dedi Ginny kederli kederli; o ve Hermione, Harry'nin iki yanında oturuyorlardı. "Sadece, aynı satırı defalarca yazma cezası almış, Montague akşam yemeğinde bunu anlatıp kahkahalarla gülüyordu." "Ya hiçbir şey yapmamış olmasına rağmen Fred'e de yasak koymasına ne demeli?!" dedi Alicia hiddetle, yum-ruğuyla dizini döverek. "Bir şey yapmadımsa benim kabahatim değil," dedi 540 Fred, yüzünde tiksinti dolu bir ifadeyle, "siz üçünüz beni tutmasaydınız o küçük pisliği dayaktan pelteye çevirirdim." Harry perişan halde, karanlık pencereye baktı. Kar yağıyordu. Gündüz yakaladığı Snitch şimdi ortak salonda uçup duruyordu; insanlar onu ipnotize olmuş gibi izliyor, Crookshanks ise koltuktan koltuğa atlıyor, onu yakalamaya çalışıyordu. "Ben yatmaya gidiyorum," dedi Angelina, ağır ağır ayağa kalkarak. "Belki sabah kalkınca bir bakarım, bunların hepsi kötü bir rüyaymış... belki kalkıp bir bakarım ki, daha maçı bile oynamamışız..." Az sonra Alicia ve Katie de onun arkasından gittiler. Fred ile George da bir süre sonra, yanlarından geçtikleri herkese ateş saçan gözlerle bakarak yatmaya gittiler, Ginny de onlardan sonra pek fazla oturmadı. Ateşin başında sadece Harry ile Hermione kalmıştı. "Ron'u gördün mü?" diye sordu Hermione alçak sesle. Harry başını iki yana salladı. "Sanırım bizden kaçıyor," dedi Hermione. "Sence nerede -?" Ama tam o anda arkalarındaki Şişman Hanım öne doğru savrularak bir gacırtı çıkardı ve Ron emekleyerek portre deliğinden içeri girdi. Fena halde solgun görünüyordu ve saçında kar vardı. Harry ile Hermione'yi görünce, apışıp kaldı. "Neredeydin?" dedi Hermione kaygıyla, ayağa fırlayarak. "Yürüyordum," diye mırıldandı Ron. Quidditch kıyafeti hâlâ üzerindeydi. 541 "Donmuş gibi görünüyorsun," dedi Hermione. "Gel, otur!" Ron ateşin başına yürüyüp Harry'den en uzaktaki koltuğa gömüldü ve ona bakmadı. Çalıntı Snitch başlarının üstünde vızır vızır uçuyordu. "Özür dilerim," diye mırıldandı Ron, gözlerini ayaklarından ayırmadan. "Neden?" dedi Harry. "Quidditch oynayabileceğimi sandığım için," dedi Ron. "Yarın ilk iş takımdan ayrılacağım." "Ayrılırsan," dedi Harry ters ters, "takım sadece üç kişi kalır." Ron şaşırmış görününce, ekledi: "Ömür boyu Quid-ditch oynamama yasağına çarptırıldım. Fred'le George da öyle." "Ne?" diye viyakladı Ron. Hermione ona hikâyeyi baştan sona anlattı; bir daha anlatmayı Harry'nin yüreği kaldırmayacaktı. Hermione bitirdiğinde, Ron daha da üzüntülü bir hal almıştı. "Hepsi benim suçum -" "Malfoy'a yumruk atmama sen neden olmadın," dedi Harry kızgın kızgın. "- ben Quidditch'te bu kadar berbat olmasaydım -" "- onun bununla hiç ilgisi yok." "- o şarkı sinirlerimi bozdu -" "- kim olsa sinirleri bozulurdu." Hermione kalkıp tartışmadan uzağa, pencereye yürüdü ve camın önünde uçuşan kar tanelerini izlemeye başladı. "Bak, kes artık, tamam mı?" diye patladı Harry. "Za542 ten durum yeterince kötü, bir de sen kalkıp her şey için kendini suçlama!" Ron hiçbir şey demedi, öylece oturup cüppesinin ıslak eteklerine baktı. Bir süre sonra cansız bir sesle, "Bu, hayatımın en kötü günü," dedi. "Aramıza hoşgeldin," dedi Harry acı acı. Page 202 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Eh," dedi Hermione, sesi biraz titreyerek. "Size ikinizin de neşesini yerine getirecek bir şey söyleyebilirim." "Öyle mi?" dedi Harry şüphe dolu bir sesle. "Evet," dedi Hermione. Kapkaranlık, üstü kar tutmuş pencereden döndü, yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. "Hagrid dönmüş." 543 Y RM NC BÖLÜM .' . Hagrid'in Hikâyesi Harry sandığından Görünmezlik Pelerini'ni ve Çapulcu Haritası'nı almak için koşarak erkekler yatakhanesine gitti; öyle çabuk davranmıştı ki, Hermione boynunda fular, ellerinde eldivenler ve başında kendi ördüğü yamru yumru cin şapkalarından biriyle koşarak kızlar yatakhanesinden geldiğinde, Ron'la ikisi beş dakikadır hazırdılar. Ron sabırsızca "çık çık" derken, Hermione, "Eh, dışarısı soğuk!" diye kendini savundu. Portre deliğinden emekleyerek çıktılar ve çabucak kendilerini Pelerin'le örttüler -Ron öyle boy atmıştı ki, ayakları görünmesin diye artık çömelmek zorunda kalıyordu-, sonra, yavaşça ve ihtiyatla hareket ederek, pek çok merdivenden indiler, arada durup haritada Filch ya da Mrs Norris'in işaretlerini kontrol ettiler. Şansları vardı; Neredeyse Kafasız Nick'ten başkasına rastlamadılar. O da dalgın dalgın kayarak gidiyor ve "Kralımızsın Weasley"ye fena halde benzeyen bir şey mırıldanıyordu. Giriş Salonu'ndan çıt çıkarmadan geçerek, sessiz, karlı araziye çıktılar. leride küçük, altın rengi ışıklı kareleri ve Hagrid'in 544 bacasından kıvrıla kıvrıla çıkan dumanı görünce, Harry'nin kalbi deli gibi çarptı. Hızla yürümeye koyuldu, öbür ikisi de çarpa toslaya ardı sıra geliyordu. Kalınlaşan karı katır kutur çiğneyerek heyecanla ilerleyip sonunda ahşap ön kapıya vardılar. Harry yumruğunu kaldırıp kapıya üç kez vurunca, içeride bir köpek çılgınca havlamaya başladı. "Hagrid, biziz!" diye seslendi Harry, anahtar deliğinden. "Tahmin etmeliydim!" dedi boğuk bir ses. Pelerin'in altında birbirlerine sevinçle gülümsediler; Hagrid'in sesinden onun da memnun olduğunu anlayabi-liyorlardı. "Daha eve geleli üç saniye olmuş... çekil yolumdan, Fang... çekil dedim, seni uykucu köpek..." Sürgü çekildi, kapı gıcırdayarak açıldı ve Hagrid'in başı aralıktan göründü. Hermione çığlığı bastı. Hagrid hemen, "Merlin'in sakalı, bağırıp durma öyle!" dedi, başlarının üstünden telaşla dışarı bakıyordu. "O Pelerin'in altındasınız, ha? Hadi, girin içeri, girin!" "Özür dilerim!" dedi Hermione soluk soluğa, üçü Hagrid'in yanından zorla sığışıp eve girdiler ve Hagrid onları görsün diye Pelerin'i çıkardılar. "Ben sadece - ah, Hagridl" "Yok bir şey, yok bir şey!" dedi Hagrid telaşla, arkalarından kapıyı kapattı ve perdeleri çekmeye koştu; ama Hermione dehşet içinde ona bakmayı sürdürdü. Hagrid'in saçı, pıhtılaşmış kandan keçeleşmişti. Sol gözü, mor ve siyah bir çürük kitlesinin ortasındaki şişkin 545 bir çizgi halini almıştı. Yüzüyle ellerinde, bir kısmı halen kanayan birçok kesik vardı ve öyle dikkatli yürüyordu ki, Harry hemen kaburgalarında kırık olduğundan şüphelendi. Eve henüz geldiği belliydi; kalın, siyah bir seyahat pelerini bir iskemlenin arkasında duruyordu, birkaç küçük çocuğu taşıyacak büyüklükte bir kumanya torbası kapının iç tarafındaki duvara dayanmıştı. Normal bir adamın iki katı cüssede olan Hagrid topallayarak şömineye gitmiş, ateşe bakır bir çaydanlık koyuyordu. "Ne oldu sana?" diye sordu Harry, Fang etraflarında dans edercesine dönüp hepsinin yüzünü Page 203 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı yalamaya çalışırken. "Dedim işte sana, yok bir şey," dedi Hagrid kararlı bir şekilde. "Bir fincan ister misiniz?" "Bırak şimdi," dedi Ron, "berbat haldesin!" "Diyorum size, iyiyim ben," dedi Hagrid. Doğruldu, onlara dönüp gülmeye çalışınca da yüzünü buruşturdu. "Vay canına, sizin üçünüzü tekrar görmek ne güzel - yaz tatiliniz iyi geçti mi bari?" "Hagrid, saldırıya uğramışsın sen!" dedi Ron. Hagrid inatla, "Son kez söylüyorum, yok bir şey!" dedi. Ron, " çimizden biri yüzü bir kilo kıymaya dönmü halde gelse, yok bir şey der miydin?" diye sordu. "Gidip Madam Pomfrey'yi görmelisin, Hagrid," dedi Hermione endişeyle, "o kesiklerden bazıları çok kötü görünüyor." "Ben ilgileniyorum, tamam mı?" dedi Hagrid, konuyu kapatmak istercesine. Kulübesinin ortasında duran muazzam tahta masaya 546 doğru yürüdü, üzerindeki kurulama bezini hızla çekti. Altında normal araba lastiğinden biraz daha büyük, çiğ, kanlı, yeşilimsi bir biftek vardı. "Onu yemeyeceksin, değil mi, Hagrid?" dedi Ron, yakından bakmak için eğilerek. "Zehirli gibi görünüyor." "Öyle görünecek tabii, ejderha eti bu," dedi Hagrid. "Hem onu yemek için almadım." Bifteği aldı, yüzünün sol tarafına yapıştırdı. Memnuniyet dolu hafif bir inilti çıkarırken, biftekten sakalına doğru yeşilimsi kan aktı. "Hah şöyle, bu daha iyi. Sızlamasını azaltıyor, anlarsınız ya." "Pekâlâ, bize neler olup bittiğini söyleyecek misin?" diye sordu Harry. "Olmaz, Harry. Çok gizli. Size bunu söylersem, işimi kaybederim." Hermione usulca, "Devler seni dövdü mü, Hagrid?" diye sordu. Hagrid'in ejderha bifteğini tutan parmakları kaydı, et de kayarak şap diye göğsüne indi. "Devler mi?" dedi Hagrid, bifteği kemerine varmadan yakalayıp yine yüzüne yapıştırarak, "devlerden söz eden kim? Siz kiminle konuştunuz bakayım? Size kim benim -kim dedi ki ben ha?" Hermione özür dilercesine, "Tahmin ettik," dedi. "Tahmin ettiniz, öyle mi?" dedi Hagrid, bifteğin arkasında saklanmış olmayan gözüyle ona dik dik bakarak. "E yani... çok belliydi," dedi Ron. Harry de evet anlamında başını salladı. 547 Hagrid onlara gözlerinden ateş saçarak baktı, sonra "hıh" dedi, bifteği yeniden masanın üstüne attı ve artık fokurdamakta olan çaydanlığa yürüdü. "Hiç sizin üçünüz gibi çok bilmiş çocuklar görmedim," diye mırıldandı, kovadan farksız üç kupaya kaynar su boşaltarak. " ltifat ediyorum sanmayın ha. Bazısı, başkasının işine burnunu sokmak der buna. şgüzarlık der." Ama sakalı hafifçe seğiriyordu. "Demek devlere bakmaya gittin?" dedi Harry, masaya otururken sırıtarak. Hagrid hepsinin önüne çay koydu, oturdu, yeniden bifteğini alıp yüzüne yapıştırdı. "Evet, tamam," diye homurdandı. "Gittim." "Peki, onları buldun mu?" dedi Hermione, alçak sesle. "Eh, bulması o kadar da zor değil doğrusu," dedi Hagrid. "Bayağı büyükler hani." "Neredeler?" dedi Ron. Hagrid, hiç aydınlatıcı olmayan bir şekilde, "Dağlarda," dedi. "Peki öyleyse Muggle'lar niye -?" "Görüyorlar," dedi Hagrid, karanlık bir edayla. "Ama görenlerin de ölümleri hep dağ kazalarına yoruluyor, değil mi?" Çürüğün büyük kısmını kaplayacak şekilde, bifteği biraz ayarladı. "Hadi, Hagrid, bize ne işler çevirdiğini anlat!" dedi Ron. "Sen devlerin saldırısına uğrayışını anlatırsan, Harry de sana Ruh Emici'lerin saldırısına uğrayışını anlatır -" Page 204 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 548 Kupasını ağzına götürmüş olan Hagrid az kalsın tıkanıyordu, aynı zamanda bifteğini de düşürdü. O öksürür tıksırırken masanın üstüne bol miktarda tükürük, çay ve ejderha kanı püskürdü, biftek de yumuşak bir şap sesiyle yere kaydı. "Ne demekmiş Ruh Emici saldırısına uğramak?" diye böğürdü Hagrid. "Haberin yok muydu?" dedi Hermione, kocaman açılmış gözlerle. "Ben gittim gideli ne oldu ne bitti, hiç bilmiyorum. Gizli görevdeydik herhalde. Baykuşlar ardımdan her yere gelsin istemedim - kahrolası Ruh Emici'ler! Ciddi değilsiniz, değil mi?" "Ciddiyim, Little VVhinging'de ortaya çıktılar, kuzenimle bana saldırdılar, sonra Sihir Bakanlığı beni okuldan attı -" "NE?" "- ben de bir duruşmaya gitmek zorunda kaldım falan, ama önce bize devleri anlat." "Okuldan mı atıldın?" "Sen bana yazı nasıl geçirdiğini anlat, ben de sana ben ne yaptım, onu anlatayım." Hagrid, açık olan tek gözüyle dik dik ona baktı. Harry de aynı şekilde karşılık verdi, yüzünde masum bir kararlılık ifadesi vardı. "Öf, tamam," dedi Hagrid, boyun eğmiş bir sesle. Eğildi ve ejderha bifteğini Fang'in ağzından çekiştirdi. "Ah, Hagrid, sakın, hiç hijyenik -" diye başladı Her-mione, ama Hagrid eti şişmiş gözüne yapıştırmıştı bile. 549 Güçlenmek için bir yudum çay daha içti, sonra, "Eh işte, ders yılı sona erer ermez yola koyulduk -" dedi. "Demek Madam Maxime de seninle geldi, öyle mi?" diye araya sokuşturdu Hermione. "Ya, geldi," dedi Hagrid. Yüzünün sakalla ya da yeşil biftekle kapanmamış birkaç santimlik bölümünde yumuşak bir ifade belirdi. "Evet, sadece ikimiz. Bak, size şunu söyleyeyim: Zorluktan hiç yunuyor, Olympe. Yani, güzel, şık bir kadın, ben de nereye gittiğimizi bildiğim için, acaba dedim kayalara tırmanıp mağaralarda uyumaya ne diyecek? Ama hiç yakınmadı, bir kere bile." "Nereye gideceğinizi biliyor muydunuz?" diye sordu Harry. "Devlerin nerede olduğunu biliyor muydunuz?" "Eh, Dumbledore biliyordu, bize de söyledi," dedi Hagrid. "Saklanıyorlar mı?" diye sordu Ron. "Bulundukları yer bir sır mı?" "Pek sayılmaz," dedi Hagrid, uzun ve kabarık saçlı başını sallayarak. "Aslında büyücülerin çoğu onların nerede olduğuna aldırmaz, uzakta olsunlar yeter. Ama oldukları yere ulaşmak çok zor, en azından insanlar için, bu yüzden de Dumbledore'un talimatına ihtiyacımız vardı. Oraya gitmek bir ay kadar vaktimizi aldı -" "Bir ay mı?" dedi Ron, sanki böylesine gülünç uzunlukta bir seyahat hiç duymamış gibi. "Ama niye bir Anahtar falan kullanmadınız?" Gözlerini kısıp Ron'a bakarken Hagrid'in açıktaki gözünde tuhaf bir ifade belirdi; adeta ona acırmış gibiydi. "Gözleniyorduk, Ron," dedi, boğuk bir sesle. 550 "Ne demek istiyorsun?" "Anlamıyorsun," dedi Hagrid. "Bakanlık'ın gözü Dumbledore'un üstünde ve onunla birlikte olduğunu düşündükleri herkesin ve -" "Bunu biliyoruz," dedi Harry hemen, Hagrid hikâyesinin geri kalanını bir an önce anlatsın istiyordu, "Bakanlık'ın Dumbledore'u gözlediğini biliyoruz -" "Yani oraya gitmek için sihir kullanamadınız, öyle mi?" diye sordu Ron, hayret içinde, "baştan sona Muggle gibi hareket etmek zorunda mı kaldınız?" "Eh, baştan sona sayılmaz," dedi Hagrid, ser verip sır vermez bir edayla. "Dikkatli davranmak zorunda kaldık, çünkü Olympe'yle ben, biraz göze batıyoruz -" Ron, gülmemek için kendini zor tutarak telaşla çayından bir yudum aldı. Page 205 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "- yani bizi izlemek zor iş değildi. Birlikte tatile çıkmış süsü veriyorduk, onun için Fransa'ya gittik, Olym-pe'nin okulunun olduğu yere gidiyormuş gibi yaptık, çünkü Bakanlık'tan birinin bizi izlediğini biliyorduk. Ağırdan almamız gerekti, çünkü sihir kullanmamam gerekiyor ve Bakanlık'ın da bizi enselemek için bahane aradığını biliyorduk. Ama peşimizdeki salağı Dicon civarında ekmeyi başardık ve -" "Ooo, Dijon mu?" dedi Hermione heyecanla. "Ben de tatilde oraya gitmiştim, peki şeyi gördün mü -?" Ron'un yüzündeki bakışı görünce sustu. "Ondan sonra biraz sihir kullanmayı göze alabildik, kötü bir yolculuk değildi. Polonya sınırında kaçık iki ihtiyar ifrite rastladık, benim de Minsk'teki bir birahanede bir 551 vampirle ufak bir anlaşmazlığım oldu ama, bunları saymazsak, daha iyisi olamazdı yani. "Sonra gideceğimiz yere vardık, dağlarda yürümeye başladık, onların izini arıyorduk... "Onlara yaklaşınca sihir kullanmayı da bırakmak zorunda kaldık. Bir defa büyücüleri sevmiyorlar, daha birinci dakkadan onları kızdırmak istemiyorduk; ayrıca Dumb-ledore bizi, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen devlerin falan peşini kesin bırakmaz diye uyarmıştı. Onlara çoktan bir haberci yollamış olması çok büyük ihtimal, dedi. Onlara yaklaştığınızda çok tedbirli olun, dikkati üstünüze çekmemeye çalışın, dedi, yakınlarda Ölüm Yiyen'ler varsa diye," Hagrid koca bir yudum çay içmek için ara verdi. "Devam etsene!" dedi Harry sabırsızlıkla. "Bulduk onları," dedi Hagrid lafı dolaştırmadan. "Bir gece bir tepeyi aştık, baktık ordalar, altımızda öyle yayılmışlar. Koskoca gölgelerin altında küçük ateşler yanıyor... sanki gözümüzün önünde dağın parçaları hareket ediyordu." "Ne kadar büyükler?" diye sordu Ron, çok alçak sesle. "Altı metre kadar," dedi Hagrid kayıtsızca. " yice iri olanları yedi buçuk metre vardır sağlam." "Peki, kaç tane vardı orada?" diye sordu Harry. "Sanırım yetmiş ya da seksen tane," dedi Hagrid. "Hepsi o kadar mı?" dedi Hermione. "Evet," dedi Hagrid hüzünle. "Seksen tane kalmış, oysa bir zamanlar ne çoktular, dünyanın dört yanından, yüzden fazla değişik kabile. Ama ne zamandır nesilleri tükenmeye yüz tutmuştu. Büyücüler de bir kısmını öldürdü 552 tabii, ama en çok birbirlerini öldürdüler ve şimdi daha da hızla tükeniyorlar. Böyle bir arada yaşamak için yaratılmamışlar ki. Dumbledore, bizim kabahatimiz, diyor, onları gitmeye ve bizden çok uzakta yaşamaya zorlayan biz büyücülermişiz, onların da kendilerini korumak için birbirlerine dört elle tutunmaktan başka çareleri kalmamış." "Ee," dedi Harry, "onları gördünüz, sonra n'oldu?" "Eh, sabaha kadar bekledik, yani karanlıkta sinsi sinsi yaklaşmayalım dedik, kendi güvenliğimiz için," dedi Hagrid. "Sabah üç gibi, oturdukları yerde uyuyakaldılar. Biz uyumaya cesaret edemedik. Hem uyanır da olduğumuz yere gelebilirler diye, hem de acayip horluyorlardı. Sabaha karşı horultuları bir çığa yol açtı. "Neyse, sonunda gün ışıymca onları görmeye gittik." "Yani, öylece mi?" dedi Ron, küçük dilini yutacakmış gibi. "Öylece kalkıp bir dev kampına mı yürüdünüz?" "Eh, Dumbledore bize nasıl yapacağımızı söylediydi," dedi Hagrid. "Gurg'a armağanlar verin, saygı gösterin, falan dedi." "Neye armağanlar verin?" diye sordu Harry. "Ha, Gurg'a - reis demek." "Hangisinin Gurg olduğunu nereden anladınız?" diye sordu Ron. Hagrid keyifli keyifli homurdandı. "Zor bir tarafı yok," dedi. "En büyükleri, en çirkinleri, en tembelleri oydu. Orda oturmuş, başkaları yemek getirsin diye bekliyordu. Ölü keçi falan. Adı Karkus. Bana sorarsan yedi-yedi buçuk metre Page 206 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı vardı, hem de iki erkek fil ağırlığında. Derisi de gergedan derisi gibi kalın." 553 "Ve siz öylece gidip ona çıktınız ha?" dedi Hermione, soluğu kesilmiş halde. "Aslında... indik, çünkü aşağıda vadide yatıyordu. Dört tane bayağı yüksek dağın ortasındaki çukurdaydılar, anladınız mı, bir dağ gölünün yanında; Karkus da gölün yanına yatmış, ötekilere kükreyip duruyordu, onu ve karısını beslesinler diye. Olympe'yle ben dağın yamacından indik -" Kulaklarına inanamayan Ron, "Ama sizi görür görmez öldürmeye kalkmadılar mı?" diye sordu. "Bazısının aklında bu vardı kesin," dedi Hagrid, omuz silkerek, "ama biz Dumbledore'un dediğini yaptık; armağanınızı yukarı kaldırın, gözünüzü Gurg'a dikin, ötekileri görmezden gelin, demişti. Biz de öyle yaptık. Geri kalanı sus pus oldu, biz geçerken seyrettiler, biz de dosdoğru Karkus'un ayaklarının dibine gittik, eğilip selam verdik, armağanımızı onun önüne koyduk." "Bir deve ne verilir ki?" diye sordu Ron hevesle. "Yiyecek mi?" "Yoo, yiyeceğini kendi pek güzel buluyor," dedi Hagrid. "Biz ona sihir götürdük. Devler sihri sever; bizim onlara karşı kullanmamızı sevmezler bir tek. Neyse, o ilk gün ona bir dal Gubraithia ateşi verdik." Hermione yavaşça, "Ooo!" dedi, ama Harry ve Ron afal afal kaşlarım çattılar. "Ne dalı -?" "Sönmeyen ateş," dedi Hermione asabice, "bu vakte kadar öğrenmiş olmanız gerekirdi. Profesör Flitwick derste hiç değilse iki kez bahsetmiştir!" 554 Ron'un cevap vermesine fırsat kalmadan, Hagrid hemen, "Eh, neyse," diye araya girdi. "Dumbledore bu dalı sonsuza kadar yansın diye büyülemişti, ki her büyücü de yapamaz ha, ben de onu karın üstüne, Karkus'un ayakları dibine koydum. Dedim ki: 'Devlerin Gurg'una, Albus Dumbledore'dan bir armağan, saygı ve selamlarım gönderiyor.' " Harry merakla, "Ya Karkus ne dedi?" diye sordu. "Hiç," dedi Hagrid. " ngilizce bilmiyor." "Şaka ediyorsun!" "Bir şey fark etmedi," dedi Hagrid, kılını kıpırdatmadan. "Dumbledore bizi buna karşı uyarmıştı. Neyse ki Karkus'un biraz kafası çalışıyormuş, seslenip bizim dili bilenlerden iki dev çağırdı, onlar da bize çevirmenlik yaptı." "Peki ya armağanı beğendi mi?" diye sordu Ron. "Tabii ya, ne olduğunu anladıklarında acayip sükse yaptı," dedi Hagrid. Ejderha bifteğini ters çevirip soğuk tarafını şişmiş gözüne bastırdı. "Çok hoşuna gitti. Sonra ben dedim ki: 'Albus Dumbledore'un Gurg'dan bir ricası var: Habercisi yarın başka bir armağanla geldiğinde, onunla konuşmasını istiyor.' " "Niye onlarla o gün konuşmuyormuşsun?" diye sordu Hermione. "Dumbledore bize işi ağırdan almamızı söyledi," dedi Hagrid. "Görsünler ki, sözlerimizi tutuyoruz. Yarın başka bir armağanla geleceğiz; ve sonra sahiden başka armağanla geliyoruz - iyi izlenim meselesi, anlarsınız ya. Hem onlara ilk armağanı deneyip sahiden iyi bir şey mi olduğunu an555 lasmlar diye zaman vermiş oluyorsun. Anlasınlar ki, yenisi için heveslensinler. Zaten Karkus gibi devler - onlara fazla bilgi verecek olursan seni öldürüverirler, hani sırf işi basitleştirmek için. Biz de ayaklarının altından çekildik, gidip kendimize geceyi geçirecek güzel, küçük bir mağara bulduk ve ertesi sabah da geri döndük; bir baktık, Karkus bu sefer oturmuş, hevesli hevesli bizi bekliyor." "Onunla konuştunuz mu?" "Haa, tabii. Önce ona güzel bir savaş miğferi verdik -cincüce yapımı, asla bozulmaz ha - sonra da oturup konuştuk." "Ne dedi?" "Pek bir şey demedi," diye cevap verdi Hagrid. "Daha çok, dinledi. Ama iyi işaretler vardı. Dumbledore'un adını duymuş, Britanya'daki son devlerin öldürülmesine karşı çıktığını duymuş. Karkus, Dumbledore'un söyleye-cekleriyle bayağı ilgileniyor gibiydi. Diğerlerinden birkaçı da Page 207 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı toplandı, dinlediler; özellikle biraz ngilizcesi olanlar. O gün ayrıldığımızda umutluyduk. Ertesi sabah bir başka armağanla gelme sözü verdik. "Ama o gece işler çığrından çıktı." "Ne demek istiyorsun?" dedi Ron hemen. "Eh, işte demiştim ya, bu devler bir arada yaşamak için yaratılmamış," dedi Hagrid hüzünlü hüzünlü. "Yani, en azından böyle büyük gruplar halinde. Kendilerine engel olamıyorlar. Birkaç haftada bir, birbirlerini öldürmekten beter ediyorlar. Erkekler erkeklerle kavga ediyor, kadınlar kadınlarla; eski kabilelerden kalanlar birbirleriyle kavga ediyor; bir de yemek için, en iyi ateşler ve uyuma 556 yerleri için didişmeleri var. Oysa, ırklarının ortadan kalkmak üzere olduğuna bakınca, birbirlerine bulaşmazlar herhalde dersin ama..." Hagrid derin derin içini çekti. "O gece bir kavga koptu. Biz mağaramızın ağzından gördük; aşağı, vadiye bakıyorduk. Saatlerce sürdü, ne kadar gürültü yaptıklarına inanamazsınız. Güneş çıktığında kar kıpkırmızı olmuştu ve onun başı gölün dibinde yatıyordu." Hermione soluğunu tuttu. "Kimin başı?" "Karkus'un," dedi Hagrid, kederli kederli. "Yeni bir Gurg vardı, Golgomath." Derin derin içini çekti. "Eh, ilkiyle dostça temas kurduktan iki gün sonra yeni bir Gurg hesapta yoktu tabii. Hem de içimizde tuhaf bir his vardı, sanki Golgomath bizi dinlemeye pek hevesli olmayacakmış gibi, ama denemek zorundaydık." Ron kulaklarına inanamayarak, "Onunla konuşmaya gittiniz, ha?" diye sordu. "Başka bir devin başını kopardığını gördükten sonra mı?" "Tabii ki gittik," dedi Hagrid, "onca yolu iki günde pes etmek için mi aşmıştık yani?! ndik aşağı, elimizde de Karkus'a vermeye niyetlenmiş olduğumuz yeni hediye. "Daha ağzımı açmadan bu işin yürümeyeceğini anladım. Orda oturmuş, başına Karkus'un miğferini takmış, biz yaklaşırken pis pis gülüyordu. Koskocaman bir şeydi, oradakilerin en büyüklerinden biri. Siyah saçlar, aynı renk dişler, kemiklerden bir kolye. Bazıları da insan kemiğine benziyordu, ha. Eh, denedim yani - ona koca bir ejderha derisi rulosu uzattım - dedim ki: 'Devlerin Gurg'una bir 557 armağan -' Daha neye uğradığımı anlamadan havada baş aşağı sarkıyordum, adamlarından ikisi beni yakalamıştı." Hermione ellerini ağzına götürdü. "Bundan nasıl kurtuldun, peki?" diye sordu Harry. "Olympe orda olmasa biraz zor kurtulurdum," dedi Hagrid. "Asasını çıkardığı gibi, gördüğüm en hızlı büyülerden birini yaptı. Muhteşemdi, ha. Beni tutan iki devin gözlerinin içine Conjunctivitus Laneti yaptı, anında bıraktılar - ama başımız da belaya girmişti, çünkü onlara karşı sihir kullanmıştık, devlerin büyücülerden nefret etmesinin sebebi de budur. Tabanları yağladık ve anladık ki bir daha o kampa girmemizin yolu yok." "Vay canına, Hagrid," dedi Ron usulca. "Peki, madem orada sadece üç gün kaldınız, niye bu kadar geç döndün?" diye sordu Hermione. Çok alınmış görünen Hagrid, "Üç günde ordan ayrılmadık ki!" dedi. "Dumbledore bize güveniyordu!" "Ama az önce sen demedin mi, kampa dönmemizin yolu yoktu diye?" "Gündüzleri dönemezdik, evet. Biraz düşünmemiz gerekiyordu yani. Bir iki gün o mağarada pusuya yattık, onları gözledik. Hiç de iyi şeyler görmedik." "Başka kafalar da mı kopardı?" diye sordu Hermione, daha fazlasını kaldıramayacakrmş gibi bir hali vardı. "Hayır," dedi Hagrid, "keşke koparsaydı." "Ne demek istiyorsun?" "Çok geçmeden anladık ki, bütün büyücülere itirazı yokmuş - bir tek bize varmış." Page 208 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Ölüm Yiyen'ler mi?" dedi Harry hemen. 558 "Evet ya," dedi Hagrid, karanlık karanlık. " ki tanesi her gün onu ziyaret ediyordu, Gurg'a armağanlar getiriyordu, o da onları baş aşağı asmıyordu üstelik." "Ölüm Yiyen olduklarını nereden biliyorsun?" dedi Ron. "Çünkü birini tanıdım," diye homurdandı Hagrid. "Macnair,, hatırladınız mı? Hani şu Şahgaga'yı öldürmeye yolladıkları herif. Manyağın teki. O da öldürmekten Gol-gomath kadar hoşlanıyor; iyi anlaşmalarına şaşmamak gerek." "Demek Macnair devleri Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'e katılmaya ikna etti, öyle mi?" dedi Hermione umutsuzluk içinde. "Dur bakalım, Hipogrif leri salma hemen, daha hikâyemi bitirmedim!" dedi Hagrid öfkeyle. Başta onlara hiçbir şey anlatmak istemediği düşünülürse, hayli eğleniyor-muş gibi bir hali vardı. "Benle Olympe konuştuk anlaştık, dedik ki, Gurg Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'i tercih ediyor diye hepsinin de etmesi gerekmez. Başkalarını ikna etmeye çalışmalıydık, Golgomath'ı Gurg olarak istemeyenleri." "Onların hangileri olduğunu nereden anlıyordunuz?" diye sordu Ron. "Eh, bir temiz dayak yiyip pelteye dönenleri bulmak gerekiyordu sadece, değil mi?" dedi Hagrid sabırla. "Kele sürecek aklı olanlar Golgomath'tan uzak duruyordu, tıpkı bizim gibi o çukurun çevresindeki mağaralarda saklanıyorlardı. Biz de geceleri mağaraları yoklayalım hele, birkaç tanesini ikna edebilecek miyiz bakalım, dedik." Ron, sesinde korku ve hayranlık karışımı bir saygıyla, 559 "Karanlık mağaraları yoklayıp dev aradınız, ha?" dedi. "Ona bakarsan, bizi asıl kaygılandıran devler değildi," dedi Hagrid. "Ölüm Yiyen'lerdi. Dumbledore daha önce bize, mümkünse onlara bulaşmamamızı söylemişti, asıl fenası, oralarda olduğumuzu biliyorlardı - Golgo-math söylemiş herhalde. Geceleri devler uyurken ve biz de mağaralara süzülmek isterken, Macnair'le diğeri dağlarda sinsi sinsi dolaşıp bizi arıyorlardı. Üstlerine atlamasın diye Olympe'yi zapt etmekte güçlük çektim," dedi Hagrid; ağzının kenarları, karmakarışık sakalım havaya kaldırdı. "Onlara saldırmak için can atıyordu... kızdırdın mı bambaşka bir şey oluyor, Olympe... ateşli, biliyor musunuz.. . herhalde Fransız kanı var da ondan..." Hagrid buğulu gözlerle ateşe baktı. Harry ona, boğazını gürültüyle temizlemeden önce hatıralara dalsın diye otuz saniye verdi. "Ee, sonra ne oldu? Öteki devlerden herhangi birine yanaşabildiniz mi?" "Ne? Ha... ha, evet, yanaştık. Evet, Karkus öldürüldükten üç gece sonra, saklandığımız mağaradan sürüne sürüne çıktık ve aşağı, çukura doğru yola koyulduk; bir yandan da Ölüm Yiyen'ler için gözlerimizi dört açıyorduk. Birkaç mağaraya girdik, nafile - derken, galiba altıncıda, saklanan üç dev bulduk." "Mağara tıkış tıkış olmalı," dedi Ron. Hagrid, "Bir Mıncık savuracak yer bile yoktu," dedi. "Sizi görünce saldırmadılar mı?" diye sordu Hermi-one. "Saldıracak halleri olsa belki saldırırlardı," dedi Hag560 rid. "Ama berbat durumdaydılar, üçü de. Golgomath'm güruhu onları bayıltana kadar dövmüştü; sonra kendilerine gelmiş, bulabildikleri en yakın sığınağa Bürünmüşlerdi. Neyse, biri biraz ngilizce biliyormuş, ötekilere çevirmenlik etti; söylediklerimizi pek kötü karşılamadılar. Biz de oraya gitmeye devam ettik, yaralıları ziyaret ettik... sanırım bir ara altı yedi tanesini ikna ettik." "Altı yedi tanesini mi?" dedi Ron hevesle. "Eh, hiç de kötü sayılmaz - buraya gelip bizimle beraber Kim-Oldu-ğunu-Bilirsin-Sen'le mücadeleye başlıyorlar mı?" Hermione ise, " 'Bir ara' derken ne demek istedin, Hagrid?" dedi. Hagrid ona kederli kederli baktı. "Golgomath'ın ekibi mağaralara baskın yaptı. Sağ kalanlar da bir daha bizle görüşmek istemedi." "Yani... yani hiçbir dev gelmiyor mu?" dedi Ron; hayal kırıklığına uğramış görünüyordu. Page 209 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Yok," dedi Hagrid. Bifteğini çevirip daha serin tarafını yüzüne bastırırken derin derin göğüs geçirdi. "Ama yapmamız gerekeni yaptık, onlara Dumbledore'un mesajını ilettik, sanırım bir kısmı hatırlayacaktır. Belki de Golgomath'ın yakınında kalmak istemeyenler dağları terk eder, belki de Dumbledore'un onların dostu olduğunu hatırlarlar, kim bilir... belki de gelirler." Artık pencerenin önünde kar birikiyordu. Harry cüppesinin diz yerlerinin sırılsıklam olduğunu fark etti: Fang başını Harry'nin kucağına koymuş, salyalarını akıtıyordu. Bir süre sonra Hermione usulca, "Hagrid?" dedi. "Hımm?" 561 "Acaba... oradayken... hiç izine rastladın mı... bir şey duydun mu... annen hakkında?" Hagrid'in açıktaki gözü üzerine dikilince Hermione hayli korkmuş göründü. "Özür dilerim... ben... unut gitsin -" "Ölmüş," diye homurdandı Hagrid. "Yıllar önce. Öyle dediler." "Ah... ben... gerçekten çok üzüldüm," dedi Hermione, küçücük bir sesle. Hagrid koca omuzlarını silkti. "Gerek yok," dedi kısaca. "Onu pek hatırlamıyorum zaten. Öyle matah bir anne değildi." Yeniden sustular. Hermione tedirgin tedirgin Harry ile Ron'a baktı, belli ki onların konuşmasını istiyordu. "Ama bu hale nasıl girdiğini hâlâ açıklamadın, Hagrid," dedi Ron, eliyle onun kan içindeki yüzünü işaret ederek. "Ya da niye bu kadar geç kaldığını," dedi Harry. "Siri-us diyor ki, Madam Maxime çok önce gelmiş -" "Kim saldırdı sana?" dedi Ron. "Kimse bana saldırmadı!" dedi Hagrid üstüne basa basa. "Ben -" Ancak kapı birden hızla vurulmaya başlanınca, sözlerinin geri kalanı duyulmadı. Hermione'nin nefesi kesildi; kupası parmaklarının arasından kayıp yerde parçalandı; Fang kesik kesik havladı. Dördü de kapının yanındaki pencereye baktı. Küçük ve tıknaz birinin gölgesi ince perdeye düşüyordu. "Bu o!" diye fısıldadı Ron. "Girin buraya!" dedi Harry hemen; Görünmezlik Pe562 lerini'ni kapıp kendisiyle Hermione'nin üstüne attı, Ron da masanın karşı tarafından fırladı, Pelerin'in altına girdi. Hep bir arada arkaya, bir köşeye çekildiler. Fang kapıya gitmiş/ deli gibi havlıyordu. Hagrid ne yapacağım bilmez haldeydi. "Hagrid, kupalarımızı sakla!" Hagrid, Harry ile Ron'un kupalarını yakalayıp Fang'in sepetindeki minderin altına tıktı. Fang şimdi kapının önünde sıçrayıp duruyordu. Hagrid onu ayağıyla itip kapıyı açtı. Profesör Umbridge, yeşil tüvit pelerini ve ona uygun kulaklıklı bir şapkayla kapının ağzında duruyordu. Dudaklarını büzmüştü, Hagrid'in yüzünü görmek için arkaya kaykıldı; onun anca göbeğine geliyordu. "Demek sensin," dedi ağır ağır ve yüksek sesle, sanki bir sağırla konuşuyormuş gibi. "Sen Hagrid'sin, değil mi?" Cevap beklemeden odaya girdi, pörtlek gözleri her yanda geziniyordu. Üstüne atlayan ve yüzünü yalamaya çalışan Fang'e çantasını sallayıp, "Çekil surdan," diye çıkıştı. "Şey - kabalık etmek istemem ama," dedi Hagrid, gözlerini dikmiş ona bakarak, "sen de kimsin, ha?" "Adım Dolores Umbridge." Gözleri kulübeyi tanyordu. ki kez dosdoğru, Harry'nin Ron ile Hermione arasında sıkışıp kaldığı köşeye baktı. Kafası tamamen karışmış görünen Hagrid, "Dolores Umbridge mi?" dedi. "Ben senin o Bakanlık'takilerden biri olduğunu sanıyordum - Fudge'la çalışmıyor musun?" "Bakanlık Müsteşarı'ydım, evet," dedi Umbridge; Page 210 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 563 şimdi kulübeyi adımlıyor, duvarın yanındaki kumanya torbasından, bir kenara bırakılmış seyahat pelerinine kadar en minik ayrıntıyı bile gözden kaçırmıyordu. "Şimdi Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeniyim -" "Çok cesurca bir hareket," dedi Hagrid, "artık bu işi kabul edecek pek kimse kalmadı." "- ve Hogwarts Yüksek Müfettişi," dedi Umbridge, onu duyup duymadığını hiç belli etmeden. "O da neyin nesi?" dedi Hagrid, kaşlarını çatarak. "Ben de tam onu soracaktım," dedi Umbridge, Her-mione'nin kullandığı porselen kupanın yerdeki kırık parçalarını göstererek. "Ha, o mu?" dedi Hagrid. Harry, Ron ve Hermi-one'nin gizlendikleri köşeye bir bakış atarak işleri büsbütün zorlaştırdı. "Ha, o şeydi... Fang. Bir kupa kırdı. Ben de onun yerine bunu kullanıyorum." Hagrid çay içtiği kupayı gösterdi. Bir eli hâlâ ejderha bifteğim sıkı sıkı tutmuş, gözüne bastırıyordu. Umbridge ise şimdi durmuş, ona bakıyordu, kulübe yerine bu sefer de onun görünüşünü en ufak ayrıntısına kadar kaydeder gibiydi. Yavaşça, "Bazı sesler duydum," dedi. Hagrid yiğitçe, "Fang'le konuşuyordum," dedi. "O da sana cevap mı veriyordu?" "Eh... bir anlamda," dedi Hagrid, rahatsız olmuş bir hali vardı. "Bazen derim zaten, Fang neredeyse insan gibi -" "Karda şato kapılarından senin kulübene gelen üç çift ayak izi var," dedi Umbridge, yumuşak bir sesle. Hermione hızla soluğunu içine çekti; Harry elini onun 564 ağzına kapadı. Neyse ki Fang cüppesinin eteğini gürültüyle kokladığı için, Profesör Umbridge bu sesi duymamışa benziyordu. "Eh, yeni geldim daha," dedi Hagrid, muazzam büyüklükteki elini kumanya torbasına doğru salladı. "Belki daha önce birileri gelmiştir ama, ben kimseye rastlamadım." "Kulübenden geriye giden ayak izi yok." "Şey, ben... nasıl olmuş bilmem ki..." dedi Hagrid, sinirli sinirli sakalını çekiştiriyor ve Harry, Ron ile Hermione'nin durdukları köşeye, sanki yardım dilermiş gibi bakıyordu. "Eee..." Umbridge hızla döndü, dikkatle etrafa bakarak kulübeyi boydan boya aştı. Eğilip yatağın altına baktı. Hag-rid'in dolaplarım açtı. Harry, Ron ve Hermione'nin duvara yapışmış halde durdukları yerin beş santim yakınından geçti; hatta o geçerken Harry karnını içeri çekmek zorunda kaldı. Hagrid'in yemek yapmakta kullandığı muazzam kazanın içine dikkatle baktıktan sonra, yeniden hızla döndü ve, "Sana ne oldu böyle?" dedi. "Bu yaralar nasıl oldu?" Hagrid ejderha bifteğini telaşla yüzünden çekti, ki Harry'nin fikrine göre bu bir hataydı, çünkü gözünün çevresindeki siyah ve mor çürükler şimdi ayan beyan ortadaydı; yüzündeki çok miktarda taze ve pıhtılaşmış kan da. "Ha, ben... ufak bir kaza geçirdim," dedi, inandırıcı olmayan bir şekilde. "Ne kazasıymış bu?" "Düş-düştüm." 565 "Düştün," diye tekrarladı Umbridge sükûnetle. "Evet, aynen öyle. Bir... bir arkadaşın süpürgesinden. Ben kendim uçmam şahsen. Eh, cüsseme baksana, beni taşıyacak süpürge yoktur herhalde. Bir arkadaşım Abraksas atları yetiştirir, bilmem hiç gördün mü, koca hayvanlardır, kanatlı hani, onlardan birine binmiştim ve -" "Neredeydin?" diye sordu Umbridge, Hagrid'in ipe sapa gelmez laflarını sakin sakin keserek. "Ben nerede -?" "Neredeydin, evet," dedi. "Ders yılı iki ay önce başladı. Senin yerine derslerine bir başka öğretmen girmek zorunda kaldı. Meslektaşlarından hiçbiri bana senin nerede olduğun hakkında bilgi veremedi. Adres bırakmamışsın. Neredeydin?" Bir duraklama oldu. Bu sırada Hagrid yeni açtığı gözünü ona dikip baktı. Harry, Hagrid'in beyninin Page 211 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı deli gibi çalıştığını neredeyse işitebiliyordu. "Ben gittim - sağlık nedenleriyle," dedi. "Sağlık nedenleriyle," diye tekrarladı Profesör Umbridge. Gözleri Hagrid'in rengi atmış ve şişmiş yüzünde gezindi; ejderha kanı usulca ve sessizce yeleğine damlıyordu. "Anlıyorum." "Evet," dedi Hagrid, "biraz - biraz temiz hava demiştim-" "Evet, arazinin bekçisi olarak temiz hava bulmakta zorlanmışsındır tabii," dedi Umbridge tatlı tatlı. Hagrid'in yüzünün siyah ya da mor olmayan küçücük bölümü de kızardı. "Eh, maksat - manzara değişsin, falan -" 566 "Dağ manzarası mı?" dedi Umbridge hemen. Biliyor, diye düşündü Harry ümitsizce. "Dağ mı?" diye tekrarladı Hagrid, belli ki çabucak bir şey bulmaya çalışıyordu. "Yok, benim tercihim Fransa'nın güneyi. Biraz güneş ve ... ve deniz." "Sahi mi?" dedi Umbridge. "Pek yanmış görünmü-yorsun." "Evet... şey... hassas cilt," dedi Hagrid, sokulgan bir gülümseme girişiminde bulundu. Harry onun dişlerinden ikisinin dökülmüş olduğunu gördü. Umbridge ona soğuk soğuk bakınca, tebessümü silinir gibi oldu. Sonra Profesör Umbridge, çantasını kolunda biraz daha yukarı aldı ve, "Tabii, geç geldiğini Bakan'a bildireceğim," dedi. "Tamam," dedi Hagrid, başıyla onaylayarak. "Ayrıca bilmelisin ki, Yüksek Müfettiş olarak, meslektaşım öğretmenleri teftiş etmek gibi talihsiz ama gerekli bir görevim var. Bu yüzden de eminim yakında tekrar görüşeceğiz." Sertçe döndü, kapıya yürüdü. "Bizi teftiş mi ediyorsun?" diye şaşkın şaşkın tekrarladı Hagrid, onun arkasından bakarak. "Ah, evet," dedi Umbridge usulca. Eli kapı kolunun üstünde, dönüp ona baktı. "Bakanlık, yetersiz öğretmenleri ayıklamaya kararlı, Hagrid. yi geceler." Çıktı, kapıyı arkasından hızla kapattı. Harry Görün-mezlik Pelerini'ni çıkarmaya hamle etti, ama Hermione bileğini yakaladı. "Henüz değil," diye fısıldadı kulağına. "Henüz gitmemiş olabilir." 567 Hagrid de aynı şeyi düşünüyor olmalıydı ki, odayı geçip perdeyi birkaç santim çekti. "Şatoya gidiyor," dedi alçak sesle. "Vay canına... insanları teftiş ediyor, öyle mi?" "Evet," dedi Harry, Pelerin'i çıkardı. "Trelawney'yi deneme süresine çekti bile..." "Hımm... sen derslerde bizimle ne yapmayı planlıyordun, Hagrid?" diye sordu Hermione. "Ha, sen onu hiç düşünme, bir sürü ders planladım ben," dedi Hagrid coşkuyla. Ejderha bifteğini masadan alıp yeniden gözüne yapıştırdı. "S.B.D. yılınız için birkaç yaratık ayırmıştım; bekleyin hele, çok özel bir şey olacak." "Hımm... ne şekilde özel?" diye sordu Hermione, tereddütle. "Söylemiyorum," dedi Hagrid mutlulukla. "Sürprizi berbat etmek istemem." "Bak, Hagrid," dedi Hermione ısrarla, lafı dolaştırma-maya karar vererek. "Sınıfa çok tehlikeli bir şey getirirsen Profesör Umbridge hiç mutlu olmaz." "Tehlikeli mi?" dedi Hagrid, hafiften eğleniyor görünerek. "Aptallaşma, ben size tehlikeli bir şey verir miyim hiç? Yani, tamam, kendi başlarının çaresine bakabilirler -" "Hagrid, Umbridge'in teftişinden geçmek zorundasın, bunun için de seni, Dombaz'lara nasıl bakacağımızı, Hır-pı'larla kirpileri nasıl ayırt edeceğimizi, böyle şeyleri öğretirken görmesi gerçekten iyi olur!" dedi Hermione içtenlikle. "Ama bunlar pek ilginç değil, Hermione," dedi Hagrid. "Benim elimdekiler çok daha etkileyici. Yıllardır onla568 rı yetiştiriyorum, sanırım ngiltere'nin tek ehli sürüsü bende." "Hagrid... lütfen..." dedi Hermione, sesinde gerçek bir umutsuzluk tınısı vardı. "Umbridge zaten Dumbledo-re'a fazlaca yakın olduğunu düşündüğü öğretmenlerden kurtulmak için ufacık bir bahane arıyor. Lütfen, Hagrid, bize S.B.D.'mizde mutlaka çıkacak sıkıcı bir şeyler öğret." Page 212 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Ama Hagrid ağzım açarak esnemekle ve köşedeki muazzam yatağa tek gözüyle özlem dolu bir bakış atmakla yetindi. "Dinleyin, uzun bir gündü, saat de geç oldu," dedi. Şefkatle Hermione'nin omzuna vurdu; Hermione'nin dizleri kesildi, gümbürtüyle yere çöktü. "Ah - kusura bakma -" Cüppesinin ensesinden tutup onu ayağa kaldırdı. "Bak, benim için kaygılanıp durma, artık geri döndüm ya, söz veriyorum ki dersleriniz için cidden iyi şeyler tasarladım... şimdi siz şatoya dönseniz iyi olur, arkanızdan ayak izlerinizi silmeyi de unutmayın ha!" Az sonra, etrafta kimsenin olup olmadığını kontrol etmiş, lapa lapa yağan karda şatoya giderlerken, Ron, "Ona derdini anlatabildin mi, bilmiyorum," dedi. Arkalarında hiç iz bırakmıyorlardı, çünkü yürürlerken Hermione bir yandan da Silme Büyüsü yapıyordu. "O zaman yarın yine giderim," dedi Hermione azimle. "Gerekirse, derslerini onun için ben planlarım. Umb-ridge'in Trelawney'yi sepetlemesi umrumda bile değil, ama Hagrid'i atamayacak!" 569 Y RM B R NC BÖLÜM | Yılanın Gözü . Pazar sabahı Hermione yarım metre karın içinden güç bela yürüyerek Hagrid'in kulübesine döndü. Harry ve Ron da onunla gitmek istiyorlardı, ama ev ödevleri yine dağ gibi biriktiğinden, gönülsüzce de olsa ortak salonda kaldılar. Donmuş gölün üzerinde paten yapan, kızak kayan, en kötüsü de kartoplarmı büyüleyip Gryffindor Kulesi'nin pencerelerine çarptıran öğrencilerin neşeli seslerini duymazdan gelmeye çalışıyorlardı. "Hey!" diye böğürdü Ron, sonunda sabrını kaybedip pencereden başını uzatarak, "ben sınıf başkanıyım, eğer bu pencereye bir tane daha kartopu gelirse - AHH!" Kafasını hemen içeri çekti, yüzü kar içindeydi. "Fred'le George," dedi acı acı, pencereyi çarparak. "Reziller..." Hermione, öğle yemeğine çok az kala Hagrid'in kulübesinden döndü. Hafifçe titriyordu, cüppesi dizlerine kadar ıslanmıştı. "Ee?" dedi Ron, o girince başını kaldırarak. "Bütün derslerini onun yerine planladın mı?" 570 "Eh, denedim," dedi Hermione sıkkın bir sesle. Harry'nin yanındaki bir koltuğa gömüldü. Asasını çıkarıp çapraşık bir hareketle çevirdi; ucundan sıcak hava püskürmeye başlayan asayı cüppesine doğrulttu; kuruyan cüppeden buharlar yükselmeye başladı. "Gittiğimde orada değildi bile, en az yarım saat kapıyı vurmuşumdur. Sonra Orman'ın içinden çıkıp geldi -" Harry inledi. Yasak Orman, tam da Hagrid'in kovulmasına sebep olacak türden yaratıkla kaynıyordu. "Orada ne besliyormuş? Söyledi mi?" diye sordu. "Hayır," dedi Hermione kederle. "Sürpriz olmasını istiyormuş. Umbridge meselesini açıklamaya çalıştım, ama anlamıyor. Aklı başında kimsenin Kimera'lar varken Hır-pı'ları işlemek istemeyeceğini söyledi - yo, gerçekten Ki-mera'sı olduğunu sanmıyorum," diye ekledi, Harry ve Ron'un apışıp kaldığını görünce, "ama denemediğinden değil hani. Söylediği kadarıyla onların yumurtalarından bulmak çok zormuş. Kim bilir kaç kere söyledim Profesör Grubbly-Plank'in planını izlesen daha iyi olur diye, ama dediklerimin yarısını bile dinlediğini sanmıyorum doğrusu. Tuhaf bir ruh halinde, yani. Hâlâ o yaraların nedenini söylemeye yanaşmıyor." Ertesi sabah kahvaltıda Hagrid'in öğretmenler masasında yeniden boy göstermesinin öğrencilerin hepsinde coşku yarattığı söylenemezdi. Bazıları, örneğin Fred, George ve Lee, sevinçle kükreyip Gryffindor ve Huffle-puff masalarının arasından bir koşu kopararak Hagrid'in devasa elini sıkmaya gittiler; diğerleriyse, örneğin Parvati ve Lavender, birbirlerine kasvetli bakışlar atıp başlarını iki 571 yana salladılar. Harry onların çoğunun Profesör Grubbly-Plank'in derslerini tercih ettiğinin farkındaydı; en kötüsü de, zihninin çok küçük, tarafsız bir köşesinde, onların bu konuda gayet geçerli sebepleri olduğunu bilmesiydi: Grubbly-Plank'in ilginç dersten anladığı şey, birinin kafasının kopması riski değildi. Page 213 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Salı günü Harry, Ron ve Hermione kardan korunmak için sıkı sıkı giyinmiş halde Hagrid'in kulübesinin yolunu tutarken, üzerlerinde belli bir tedirginlik vardı. Harry sadece Hagrid'in onlara ne öğretmeye karar vermiş olabileceği konusunda değil, Umbridge onları izlerse sınıfın geri kalanının, özellikle de Malfoy ve tayfasının nasıl davranacağı konusunda da endişeleniyordu. Ancak, karın içinde güç bela ilerleyerek, onları Or-man'ın kıyısında bekleyen Hagrid'e yaklaştıklarında, Yüksek Müfettiş ortalarda görünmüyordu. Hagrid'in pek de güven verici bir hali yoktu; cumartesi gecesi mor renkte olan çürüklerine şimdi yer yer yeşil ve sarı da karışmıştı, kesiklerinden bazılarıysa hâlâ kanıyormuş gibi görünüyordu. Harry buna bir anlam veremedi: Acaba Hagrid, zehri yaraların iyileşmesini önleyen bir yaratığın mı saldırısına uğramıştı? Bütün bunlar yetmezmiş gibi Hagrid, sanki sunduğu tekinsiz tabloyu tamamlamak istercesine, omzunun üzerinde ölü bir ineğin yarısına benzeyen bir şey taşıyordu. Başıyla arkasındaki karanlık ağaçları işaret ederek, yaklaşan öğrencilere mutlu mutlu, "Bugün burda çalışıyoruz!" diye seslendi. "Biraz daha korunaklı! Karanlığı tercih ediyorlar zaten." 572 Harry, Malfoy'un Crabbe ve Goyle'a telaşla, "Neymiş karanlığı tercih eden?" diye sorduğunu duydu, sesi biraz panik kokuyordu. "Karanlığı tercih eden neymiş dedi -duydunuz mu?" Harry, Malfoy'un bundan önce Orman'a sadece bir kez girdiğini biliyordu; o zaman da pek cesurca davranmamıştı. Kendi kendine gülümsedi; Quidditch maçından sonra, Malfoy'u rahatsız edebilecek her şeye sıcak bakıyordu. "Hazır mısınız?" dedi Hagrid neşeyle, etrafındaki öğrencilere bakarak. "Peki o zaman, Orman'a gezi yapmayı beşinci yılınıza saklıyordum. Gidip yaratıkları kendi doğal yaşam ortamlarında görürüz dediydim. Şimdi, bugün göreceğimiz şeyler son derece nadidedir, sanırım bütün Britanya'da onları ehlileştirmeyi başarmış tek kişi benim." "Ehlileştiklerinden eminsin, öyle mi?" dedi Malfoy, sesindeki panik iyice belirginleşmişti. "Hani daha önce de derse vahşi bir şeyler getirmiştin, değil mi?" Slytherin'lerden onaylayan mırıltılar yükseldi, hatta birkaç Gryffindor da Malfoy'un dediklerinde doğruluk payı olduğunu düşünüyormuş gibiydi. "Tabii ki ehliler," dedi Hagrid, kaşlarını çatıp ölü ineği omzunun biraz daha yukarısına kaydırarak. "Peki yüzüne ne oldu o zaman?" diye sordu Malfoy. "Sen kendi işine bak!" dedi Hagrid, kızgın kızgın. "Şimdi, saçma sapan sorularınız bittiyse, peşimden gelin!" Dönüp doğruca Orman'a yürüdü. Kimse arkasından gitmeye çok hevesli görünmüyordu. Harry, Ron'a ve Her-mione'ye baktı. Hermione içini çekip peki anlamına baş 573 salladı ve üçü Hagrid'in peşi sıra gittiler, sınıf da arkalarından geldi. On dakika kadar yürüdükten sonra vardıkları yerde ağaçlar birbirlerine o kadar yakın duruyordu ki, etraf alacakaranlıktı ve yerde hiç kar yoktu, Hagrid bir homurtuyla omzundaki yarım ineği yere bıraktı, bir adım geri çekildi ve dönüp sınıfa bakındı. Öğrencilerin büyük bir kısmı ağaçtan ağaca ilerleyerek dikkatle ona yaklaşıyor, her an saldırıya uğrayacakmış gibi ürkek ürkek etrafı gözetliyordu. "Toplanın, toplanın," diye cesaret verdi Hagrid. "Şimdi, zaten etin kokusuna geleceklerdir, ama ben onları yine de çağıracağım, çünkü burdakinin ben olduğumu bilmek hoşlarına gidiyor." Döndü, saçını yüzünden çekmek için saçaklı başını salladı ve devasa bir kuşun seslenişi gibi karanlık ağaçların arasında yankılanan garip, acı bir çığlık attı. Kimse gülmedi: Çoğu çıt çıkaramayacak kadar korkmuş görünüyordu. Hagrid yine acı bir çığlık attı. Bir dakika geçti. Öğrenciler, gelen neyse görmek için omuzlarının üstünden ürkek ürkek bakıyor, ağaçlara göz gezdiriyorlardı. Sonra, tam Hagrid bir kez daha saçını atıp gepgeniş göğsünü şişirirken, Harry Ron'u dürtüp yamru yumru iki porsuk ağacının ortasındaki karanlık bölgeyi gösterdi. Bembeyaz, parlayan bir çift göz, loşluğun içinde büyüdükçe büyüyordu. Hemen sonra karanlıktan ortaya, ej-derhanınkine benzeyen bir yüz, bir boyun ve iskeletimsi bir beden çıktı. Kocaman, siyah, kanatlı at birkaç saniye Page 214 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 574 boyunca uzun siyah kuyruğunu sallayarak sınıfa göz gezdirdi, sonra başını eğip sivri dişleriyle ölü inekten et parçalan koparmaya başladı. Harr/nin içinde muazzam bir rahatlama dalgası kabardı. Nihayet, bu yaratıkları hayal etmediğinin, onların gerçek olduklarının kanıtı önlerinde duruyordu işte: Hag-rid de onları biliyordu. Dönüp hevesle Ron'a baktı, ama Ron hâlâ ağaçlara bakmıyordu. Birkaç saniye sonra, fısıldayarak, "Hagrid niye bir daha seslenmiyor?" dedi. Diğer öğrencilerin çoğu da, yüzlerinde Ron'unki gibi şaşkın ve tedirgin bir beklentiyle, hemen burunlarının dibinde duran attan başka her yere bakıyorlardı. Anlaşılan Harry'nin dışında onları görebilen iki kişi vardı: Goyle'un hemen arkasında durmuş, atın yemeğini yiyişini yüzünde büyük bir tiksintiyle seyreden Slytherin'li sicim gibi bir oğlan; ve gözlerini uzun siyah kuyruğun bir o yana bir bu yana sallanışından ayıramayan Neville. "Hah, işte bir tane daha geliyor!" dedi Hagrid gururla. Karanlık ağaçların arasından ikinci bir siyah at çıktı, derimsi kanatlarını biraz kapatarak, ete yumulmak üzere başını eğdi. "Pekâlâ... görebilenler el kaldırsın bakalım." Sonunda bu atların ardındaki gizemi anlayabileceği için müthiş bir şekilde rahatlayan Harry elini kaldırdı. Hagrid ona bakıp baş salladı. "Evet... evet, senin görebileceğini biliyordum, Harry," dedi ciddi bir ses tonuyla. "Sen de, ha, Neville? Ve -" "Pardon ama," dedi Malfoy küstah bir sesle, "tam olarak ne görmemiz gerekiyor?" Hagrid cevap vermedi, sadece yerdeki inek leşini işa575 ret etti. Bütün sınıf birkaç saniye boyunca ete baktı, sonra birçok kişi "hii" dedi, Parvati ise ciyakladı. Harry bu tepkilerin nedenini hemen anladı: Kendi kendilerine kemiklerinden kopup yok olan et parçaları gerçekten de çok tuhaf görünüyor olmalıydı. "Bunu yapan ne?" diye sordu Parvati korku dolu bir sesle, en yakındaki ağaca doğru gerileyerek. "Onu yiyen ne?" "Testral'ler," dedi Hagrid gururla. Harry'nin yanı başındaki Hermione'den, durumu anladığını belirten minik bir "Aa!" nidası çıktı. "Hogwarts'ta bir Testral sürüsü var. Şimdi, kim bana -" "Ama çok feci şanssızlığa yol açarlar!" diye lafını kesti Parvati, korkmuş görünüyordu. "Onları gören kişilerin başına binbir türlü talihsizlik getirirler. Bir keresinde Profesör Trelawney demişti ki -" "Hayır, hayır, hayır," dedi Hagrid gülerek, "o dediğin batıl inanç; şanssızlık falan getirmezler, müthiş akıllı ve yararlıdırlar! Gerçi buradakiler pek bir iş yapmıyor, okul arabalarını çekiyorlar sadece - tabii Dumbledore uzun yola gidiyorsa da Cisimlenmek istemiyorsa, başka - bakın, iki tane daha -" Sessizce, ağaçların arasından iki at daha çıktı. Bir tanesi Parvati'nin çok yakınından geçerken, Parvati titreyerek ağaca iyice yapıştı. "Galiba bir şey hissettim, galiba benim çok yakınımda!" "Merak etme, sana zarar vermez," dedi Hagrid sabırla. "Peki, şimdi kim söyleyecek, niye bazılarınız onu görürken bazılarınız görmüyorsunuz?" 576 Hermione elini kaldırdı. "Söyle bakalım," dedi Hagrid, ona gülümseyerek. "Testral'leri görebilenler sadece," dedi Hermione, "ölüm görmüş insanlardır." "Kesinlikle doğru," dedi Hagrid ciddi bir sesle, "Gryffindor'a on puan. Şimdi, Testral'ler -" "Ehem, ehem." Profesör Umbridge gelmişti. Harry'den birkaç metre ötede duruyordu, yine yeşil şapkasıyla pelerinini giymişti ve yazı altlığını hazırda tutuyordu. Umbridge'in yapmacık öksürüğünü daha önce hiç duymamış olan Hagrid, en yakınındaki Testral'e endişeyle bakıyordu, belli ki sesin ondan geldiğini sanmıştı. "Ehem, ehem." Page 215 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Ha, merhaba!" dedi Hagrid, sesin geldiği yeri saptayıp gülümseyerek. "Bu sabah kulübene gönderdiğim pusulayı aldın mı?" dedi Umbridge, Hagrid'e karşı daha önce de kullandığı o yüksek, tane tane konuşma biçimiyle. Sanki hem yabancı, hem de düpedüz mankafa birine hitap ediyormuş gibiydi. "Dersini teftiş edeceğimi belirten pusuladan bahsediyorum." "Ha, evet," dedi Hagrid neşeyle. "Yeri bulabilmene sevindim! Gördüğün gibi - ya da, bilmiyorum görebiliyor musun? Bugün Testral'leri işliyoruz -" Profesör Umbridge elini kulağına götürüp kaşlarını çatarak yüksek sesle, "Affedersin?" dedi. "Ne dedin?" Hagrid biraz şaşalamış görünüyordu. "Ee - Testral'lerl" dedi yüksek sesle. "Büyük - ee - kanatlı atlar hani!" 577 Ümit içinde, kocaman kollarını iki yana açıp salladı. Profesör Umbridge ona bakıp kaşlarını kaldırdı ve mırıldanarak yazı altlığına not düştü: " lkel... işaret... diline... başvurmak... zorunda... kalıyor." "Şey... neyse..." dedi Hagrid, hafiften bozulmuş bir halde sınıfa dönerek, "eee... ne diyordum?" "Kısa... vadeli... hafızası... kötü... gibi... görünüyor," diye mırıldandı Umbridge, herkesin duyabileceği kadar yüksek bir sesle. Draco Malfoy'un yüzünde sanki Noel bir ay erken gelmiş gibi bir ifade belirdi; öte yandan Hermione, öfkesini bastırmaya çalışmaktan kıpkırmızı kesilmişti. "Ha, evet," dedi Hagrid. Tedirgin gözlerle Umbridge'in yazı altlığına bir bakış attı, ama yiğitçe dersine devam etti. "Evet, size nasıl olup da bir sürüye sahip olduğumuzu anlatacaktım. Evet, bir erkek ve beş dişiyle başladık. Şu," dedi ilk gelen atı okşayarak, "adı Tenebrus, benim gözdem, bu Orman'da doğan ilk -" "Acaba," dedi Umbridge yüksek sesle, onun konuşmasını bölerek, "Sihir Bakanlığı'nın Testral'leri 'tehlikeli' olarak sınıflandırdığının farkında mısın?" Harry'nin içi cız etti, ama Hagrid sadece güldü. "Testral'ler tehlikeli değildir! Tamam, tepelerinin tasını adamakıllı attırırsan bir yerinden bir ısırık alabilirler -" "Şiddet... fikrinden... keyif... aldığının... işaretlerini... gösteriyor," diye mırıldandı Umbridge, yine yazı altlığına çizik-tirerek. "Hadi - yapma!" dedi Hagrid, şimdi biraz kaygılı görünüyordu. "Yani, bir köpek bile, onu kışkırtırsan seni ısırır, değil mi - ama Testral'ler sırf o ölüm hikâyesi yüzün578 den kötü şöhrete sahipler - insanlar onların kötü alametler olduğunu düşünürdü eskiden, değil mi? Anlamıyorlardı, değil mi?" Umbridge cevap vermedi; son bir not daha düştü, başını kaldırıp Hagrid'e baktı ve, yine çok yüksek sesle, tane tane konuşarak, "Lütfen derse her zamanki gibi devam et. Ben biraz gezinip," dedi parmaklarıyla yürüme işareti yaparak (Malfoy ve Pansy Parkinson sessiz kahkahalarla ka-tılırcasına gülüyorlardı) "öğrencilere" (smıftakileri işaret etti) "sorular soracağım." Konuşmayı anlatmak için ağzını gösterdi. Hagrid, niye kendisine normal ngilizceyi anlamıyor-muş muamelesi ettiğine hiç anlam veremeyerek, şaşkın gözlerle Umbridge'e baktı. Hiddetten Hermione'nin gözlerinde yaş birikmişti. "Cadaloz, kötü kalpli cadaloz!" diye fısıldadı, Umbridge Pansy Parkinson'ın yanına giderken. "Ne yaptığını biliyorum, seni korkunç, hasta, zalim -" "Şeyy... neyse," dedi Hagrid, dersinin akışını tekrar kontrol altına almada gözle görülür bir şekilde zorlanarak, "evet - Testral'ler. Evet. Eh, bir sürü iyi tarafları var..." "Zaman zaman," dedi Profesör Umbridge çınlayan bir sesle Pansy Parkinson'a, "Profesör Hagrid'in konuşmasını anlayamadığınız oluyor mu?" Hermione gibi Pansy'nin de gözünden yaş gelmişti, ama kahkahadandı bunlar; öyle ki, kıkırdamasını bastırmaya çabaladığı için, verdiği cevap güçlükle anlaşılıyordu. "Evet... çünkü... şey... çoğu zaman... hırıltıya benziyor..." 579 Umbridge not aldı. Hagrid'in yüzünün berelenmemiş olan küçük bölümü de kızardı, ama Pansy'nin Page 216 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı cevabını duymamış gibi yapmaya çalıştı. "Ee... evet... Testral'lerin iyi tarafları. Şey, bir kere ehli-leştirildiklerinde, yani buradakiler gibi, bir daha hiç kaybolmazsınız. Müthiş yön duyguları var, siz onlara nereye gitmek istediğinizi söyleyin yeter -" "Tabii seni anlayabiliyorlarsa," dedi Malfoy yüksek sesle. Pansy Parkinson yine kahkaha krizine kapılıp iki büklüm oldu. Profesör Umbridge onlara hoşgörüyle gülümseyip Neville'e döndü. "Siz Testral'leri görebiliyorsunuz, değil mi, Longbot-tom?" dedi. Neville başını evet anlamında salladı. "Kimin öldüğünü gördünüz?" diye sordu Umbridge. Sesi kayıtsızdı. "Büyük... büyükbabamın," dedi Neville. "Peki onlar hakkında ne düşünüyorsunuz?" dedi Umbridge, güdük parmaklı ellerini artık leşi kemiklerine kadar yemiş olan atlara doğru sallayarak. "Ee," dedi Neville çekingen çekingen, göz ucuyla Hagrid'e bakarak. "Şey... idare ederler..." "Öğrencilerin... ürktüklerini... itiraf... edemeyecek... kadar... gözleri korkmuş," diye mırıldandı Umbridge, yazı altlığına bir not daha düşerek. "Hayır!" dedi Neville, üzgün halde. "Hayır, onlardan korkmuyorum!" "Bunda yanlış bir şey yok," dedi Umbridge, Neville'in omzunu okşayarak. Belli ki yüzündeki gülümsemenin an580 layışhymış izlenimi verdiğini düşünüyordu, ama Harry'ye daha çok alaycı görünüyordu. "Evet, Hagrid," dedi dönüp ona bakarak. Yine yüksek sesle, tane tane konuşuyordu. "Sanırım gerektiği kadarını gördüm. Teftişinin sonuçlarını" (yazı altlığını işaret etti) "on gün sonra" (on güdük parmağını havaya kaldırdı) "alacaksın" (elini uzatıp havadan bir şey kapıyormuş gibi yaptı). Sonra, yüzüne iyice yayılmış gülümsemesiyle, yeşil şapkasının altında hepten kurbağaya benzer bir görünümle, aralarından aceleyle geçip uzaklaştı. Malfoy ve Pansy Parkinson gülmekten yerlerde yuvarlanıyor, Hermione sinirinden titriyor, Neville ise kafası karışmış ve üzgün görünüyordu. Yarım saat sonra, daha önce karda açtıkları kanallardan şatoya dönerlerken, " ğrenç, yalancı, her şeyi çarpıtan ihtiyar gudubet!" diye köpürüyordu Hermione. "Ne yapmaya çalışıyor, farkında mısınız? Yine o melez takıntısı -sırf annesi dev diye Hagrid'i ahmak bir ifrit gibi göstermeye çalışıyor - ve bu hiç adil bir şey değil, deminki hiç de kötü bir ders değildi - yani, tamam, yine Patlar-Uçlu Kelekefler olsaydı başkaydı ama, Testral'ler gayet iyi -hatta, Hagrid için, çok çok iyi!" "Umbridge onların tehlikeli olduğunu söyledi," dedi Ron. "Eh, Hagrid'in dediği gibi, kendi başlarının çaresine bakabiliyorlar," dedi Hermione sabırsızca, "ve sanırım Grubbly-Plank gibi bir öğretmen bize onları F.Y.B.S. düzeyinden önce göstermezdi, ama, yani, cidden ilginçler, değil rni? Bazılarının onları görebilmesi, bazılarının görememesi falan! Keşke ben de görebilseydim." 581 "Öyle mi?" diye sordu Harry usulca. Hermione yldırım çarpmışa döndü. "Ah, Harry - çok özür dilerim - yo, tabii ki hayır -çok aptalca bir şey söyledim." "Merak etme," dedi Harry hemen, "dert değil." "O kadar insanın görebilmesine şaşırdım," dedi Ron, "bir sınıfta üç kişi -" "Evet, Weasley, biz de merak ediyorduk," dedi kötü niyetli bir ses. Karda ayak seslerini duyamasalar da, Mal-foy, Crabbe ve Goyle tam arkalarında yürüyorlardı. "Acaba birinin nalları diktiğini görsen, Quaffle'ı daha iyi görür muydun?" O, Crabbe ve Goyle ulurcasına gülerek yanlarından geçip şatoya doğru yürüdüler ve birden koro halinde "Kralımızsın Weasley"yi söylemeye başladılar. Ron'un kulakları kızardı. "Aldırma, aldırma onlara," dedi Hermione durgun bir sesle. Asasını çıkarıp yine sıcak hava çıkarma büyüsünü yaparak, seralarla aralarındaki taze karda onlara yol açtı. * Aralık geldi, beraberinde de daha çok kar ve beşinci sınıflar için ödevlerden oluşan bir çığ getirdi. Page 217 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Ayrıca Noel yaklaşırken, Ron ve Hermione'nin sınıf başkanlığı görevleri giderek daha da zahmetli bir hal aldı. Şatonun süslenmesini yönetiyorlar ("Peeves öbür uçtan tutmuş, seni boğmaya çalışırken süs teli asmaya kalk da göreyim seni," dedi Ron), keskin soğuk yüzünden teneffüslerini içeride geçiren birinci ve ikinci sınıfları gözlüyorlar ("Saygısız kü582 çük sümüklüler^ biliyor musun, biz birinci sınıftayken kesinlikle oxkadar kaba değildik," dedi Ron) ve tatil havasının bir büyücü düelloları furyasına yol açabileceğinden şüphelenen Argus Filch'le birlikte vardiyalar halinde koridorlarda kol geziyorlardı ("Kafasının içinde beyin niyetine tezek var onun," dedi Ron hiddetle). O kadar meşguldüler ki, Hermione cin şapkaları örmeyi bile bırakmış, sadece üç tane kaldı diye yakınıp duruyordu. "Özgür bırakamadığım bütün o cinleri düşünsenize, yeterli şapka yok diye Noel'de burada kalmak zorundalar!" Ördüğü her şeyi Dobby'nin aldığını söylemeye içi el-vermeyen Harry, Sihir Tarihi ödevinin içine gömüldü iyice. Şöyle ya da böyle, Noel'i düşünmek istemiyordu. Okul hayatı boyunca ilk kez, tatili Hogvvarts dışında bir yerde geçirmek için yanıp tutuşuyordu. Quidditch oynama yasağı, Hagrid deneme süresine çekilecek mi çekilmeyecek mi derken, şu anda Hogwarts'a epey dargındı. ple çektiği tek şey D.O. toplantılarıydı, ama tatilde neredeyse herkes ailesinin yanına gideceği için onlara da ara vermek zorunda kalacaklardı. Hermione ailesiyle kayak yapmaya gidiyordu, bu da, Muggle'ların ayaklarına dar tahtalar takıp dağlardan aşağı kaydıklarını ilk kez duyan Ron'u bayağı eğlendirmişti. Ron, Kovuk'a gidiyordu. Harry günlerce kıskançlıktan çatladıktan sonra, ona Noel'de eve nasıl gideceğini sorduğunda, Ron şöyle cevap verdi: "Ama sen de geliyorsun! Söylemedim mi? Annem haftalar önce bana yazıp seni de davet etmemi söylemişti!" Hermione gözlerini devirdi, ama Harry'nin morali 583 anında yükselmişti: Noel'i Kovuk'ta geçirme fikri, tatilde Sirius'un yanında olamayacağı için bir parça vicdan azabına sebep olsa da, gerçekten harikaydı. Mrs VVeasley'yi, vaftiz babasını kutlamalara davet etmek için kandırıp kandıramayacağını düşündü. Dumbledore'un Sirius'a Grimm-auld Meydanı'ndan çıkma izni vermeyebileceğini bilmesine rağmen, Mrs VVeasley'nin onu istemeyebileceğim düşünmeden edemedi; ikisi sık sık birbirlerine giriyorlardı. Sirius şömineyi son ziyaretinden beri onunla bağlantı kurmamıştı ve Hany her ne kadar Umbridge'in sıkı gözetimi sürerken onunla temasa geçmeye çalışmanın akıllıca olmayacağını bilse de, Sirius'un, annesinin eski evinde tek başına kaldığı ve belki de Noel'i Kreacher'la kutlamak zorunda olduğu düşüncesi hiç hoşuna gitmiyordu. Harry tatil başlamadan önceki son D.O. toplantısı için htiyaç Odası'na erkenden gitti. Erken gittiğine de memnun oldu, çünkü meşaleler yanar yanmaz, Dobby'nin odayı Noel için süsleme işini ele almış olduğunu gördü. Harry süslemelerin onun eseri olduğunu hemen anlamıştı, başka kim tavana astığı yüz tane altın süsün üzerine Harry'nin yüzünün resimlerini ve "N CE HARRY'L NO-ELLER!" yazısını koyardı ki? Harry tam süslerin sonuncusunu indirmişti ki, kapı aralandı ve içeri Luna Lovegood girdi. Her zamanki gibi hulyalı bir hali vardı. "Merhaba," dedi dalgın dalgın, süslemelerden artakalanlara bakarak. "Güzelmiş, sen mi astın bunları?" "Hayır," dedi Harry, "ev cini Dobby asmış." "Ökseotu," dedi Luna hulyalı sesiyle, hemen hemen 584 Harry'nin kafasının üstünde duran koca bir beyaz yemiş öbeğini göstererek. Harry derhal ökseotunun altından çekildi. " yi ettin/' dedi Luna son derece ciddi bir sesle. "Neredeyse her zaman Hımhım'larla doludurlar." Harry Hımhım'larm neyin nesi olduğunu sormaktan kurtuldu, çünkü tam o anda Angelina, Katie ve Alicia içeri girmişlerdi. Üçü de soluk soluğaydı ve çok üşümüş görünüyorlardı. "Eh," dedi Angelina neşesiz bir sesle, pelerinini çıkarıp bir köşeye fırlatarak, "nihayet takımı tamamladık." Page 218 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Yerime birini mi buldunuz?" dedi Harry şaşkın şaşkın. "Hem senin, hem de Fred'le George'un," dedi Angelina sabırsızca. "Başka bir Arayıcı'mız var artık!" "Kim?" dedi Harry hemen. "Ginny VVeasley," dedi Katie. Harry'nin ağzı bir karış açıldı. "Evet, biliyorum," dedi Angelina, asasını çıkarıp kolunu esneterek, "ama aslına bakarsan bayağı iyi. Tabii senden iyi olmasın," dedi, ona çok kötü bir bakış atarak, "ama sen olmadığına göre..." Harry kendine hâkim olup çenesini tuttu, oysa cevap vermeye can atıyordu: Takımdan atıldığına ondan yüz kat daha fazla üzüldüğünü Angelina tahmin edemiyor muydu acaba? "Peki ya Vurucu'lar?" diye sordu, elinden geldiğince sakin bir sesle. "Andrew Kirke," dedi Alicia coşkusuz bir tavırla, "ve Jack Sloper. kisi de süper değil, ama seçmeye katılan diğer avanaklara bakınca..." 585 Ron, Hermione ve Neville'in gelişiyle, bu iç karartıcı konuşma sona erdi. Beş dakika sonra ise oda, Harry'nin Angelina'nın sitemkâr bakışlarını görmesini engelleyecek kadar dolmuştu. "Pekâlâ," dedi Harry, sessizliği sağlamak için. "Düşündüm ki, bu akşam daha önce yaptıklarımızın üzerinden geçsek iyi olur, çünkü bu, tatilden önceki son toplantımız ve araya üç hafta girecekken yeni bir şeylere başlamak anlamsız -" "Yeni bir şey yapmayacak mıyız yani?" dedi Zachari-as Smith, bütün odada duyulan huysuz bir fısıltıyla. "Bilsem gelmezdim." "Harry sana söylemediği için çok üzüldük o zaman," dedi Fred yüksek sesle. Birkaç kişi kıs kıs güldü. Harry, Cho'nun da güldüğünü gördü ve karnında o tamdık duyguyu hissetti, sanki merdivenden inerken bir basamağı ıskalamıştı. "- ikili gruplar halinde çalışabiliriz," dedi Harry. "Engelleme Büyüsü'yle başlayalım, on dakika onu çalıştıktan sonra da minderleri çıkarıp Sersemletme'yi deneyebiliriz yine." Hepsi itaatkâr bir şekilde gruplara ayrıldılar; Harry her zamanki gibi Neville'le eşleşti. Az sonra oda kesik kesik "Impedimenta!" haykırışlarıyla doldu, insanlar bir dakika kadar donuyor, bu arada eşleri odaya öylesine göz gezdirip diğer grupları izliyor, donan kişi çözüldüğündeyse büyü yapma sırası ona geliyordu. Neville tanınmayacak kadar ilerlemişti. Bir süre sonra, Harry üst üste üçüncü kez çözülmüştü ki, Neville'i ye586 niden Ron ile Hermione'nin yanına gönderdi ve odada dolaşıp diğerlerini izlemeye başladı. Yanından geçerken Cho ona gülümsedi; Harry birkaç kez daha yanından geçmemek için kendini zor tuttu. On dakika Engelleme Büyüsü yaptıktan sonra, minderleri yere serip yeniden Sersemletme çalışmaya başladılar. Bu büyüyü hepsinin aynı anda çalışmasına yetecek kadar yer yoktu; yarısı çalışırken diğerleri izliyor, sonra yer değiştiriyorlardı. Harry onları izlerken koltukları kabardı. Evet, belki Neville nişan aldığı Dean'i değil, Padma Patil'i Sersemletmişti, ama her zamankine kıyasla kıl payıyla ıskalamıştı. Diğerleri de büyük ilerleme kaydetmiş gibi görünüyordu. Bir saat geçtikten sonra, Harry durmalarını söyledi. "Bayağı iyi olmaya başladınız," dedi, ışıl ışıl bir yüzle onlara bakarak. "Tatilden dönünce daha büyük şeyleri yapmaya başlayabiliriz - belki Patronus bile." Heyecan dolu bir mırıltı yükseldi. Her zamanki gibi ikili üçlü gruplar halinde odadan çıkmaya başladılar; çoğu giderken Harry'ye "Mutlu Noeller" diledi. Neşesi yerinde olan Harry, Ron ve Hermione ile birlikte minderleri toplayıp düzenli bir şekilde yerlerine koydu. Ron ve Hermione ondan önce çıktılar; o arkada kaldı, çünkü Cho hâlâ odadaydı ve Harry ondan bir "Mutlu Noeller" almayı umuyordu. Cho'nun, arkadaşı Marietta'ya, "Yok, sen git," dediğini duydu ve kalbi yerinden fırlayıp âdemelmasmın civarına bir yere gitti. Minderleri düzeltmekle meşgulmüş gibi yaptı. Şimdi 587 Page 219 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı yalnız olduklarından emindi, onun konuşmasını bekledi. Konuşma yerine, birinin kuvvetle burnunu çektiğini duydu. Arkasına döndüğünde, Cho'nun odanın ortasında durduğunu, gözünden yaşlar süzüldüğünü gördü. "Ne -?" Ne yapacağını bilmiyordu. Cho orada durmuş, sessiz sessiz ağlıyordu. "Ne oldu?" dedi Harry, cılız bir sesle. Cho başını iki yana salladı ve cüppesinin yeniyle gözlerini sildi. "Özür - dilerim," dedi boğuk bir sesle. "Sanırım... bütün bunları öğrenince... merak ettim... eğer o da... bunları bilse... hayatta olur muydu diye." Harry'nin kalbi hızla eski konumuna doğru harekete geçip göbeğinde bir yere oturdu. Bunu tahmin etmeliydi. Cho, Cedric hakkında konuşmak istiyordu. "Bunları biliyordu zaten," dedi Harry ağır ağır. "Gayet de iyiydi, yoksa o labirentin merkezine asla ulaşamazdı. Ama Voldemort seni gerçekten öldürmek istiyorsa, hiç şansın yok demektir." Cho, Voldemort'un adını duyunca hıçkırdı, ama gözlerini Harry'den kaçırmadı. "Sen sağ kaldın ama, hem de daha bebekken," dedi usulca. "Şey, evet," dedi Harry bıkkınlıkla, kapıya doğru yürüyerek, "nedenini bilmiyorum, başka kimse de bilmiyor, o yüzden pek övünülecek bir şey değil." "Yo, gitme!" dedi Cho, yine ağlamaklı bir sesle. "Böy588 le altüst olduğum için çok özür dilerim... hiç istemezdim böyle..." Yine hıçkırdı. Kızanp şişmiş gözlerle bile çok güzeldi. Harry kendini hepten perişan hissediyordu. Oysa sadece bir "Mutlu Noeller" dileği onu o kadar memnun ederdi ki. "Senin için korkunç olmalı, biliyorum," dedi Cho, yine gözlerini yenine silerek. "Kalkmış Cedric'ten söz ediyorum, sen onun ölümünü görmüşken... sanırım unutmak istiyorsun." Harry buna cevap vermedi; doğruydu gerçi, ama bunu söylemek kalpsizlikmiş gibi geliyordu ona. "Biliyor musun, s-sen çok iyi bir öğretmensin," dedi Cho, ıslak bir gülümsemeyle. "Daha önce bir şeyi Sersemletmeyi hiç becerememiştim." "Sağol," dedi Harry, ne yapacağım bilemez halde. Uzunca bir süre birbirlerine baktılar. Harry koşarak odadan çıkmaya yönelik şiddetli bir arzu duyuyordu, ama ayaklarını bir milim bile kıpırdatamıyordu. "Ökseotu," dedi Cho usulca, Harry'nin başının üstündeki tavanı işaret ederek. "Evet," dedi Harry. Ağzı adamakıllı kurumuştu. "Ama büyük ihtimalle Hımhım kaymyordur." "Hımhım da nedir?" "En ufak fikrim yok," dedi Harry. Cho ona yaklaştı. Harry'nin beyni Sersemletilmiş gibiydi. "Laklak'la - yani Luna'ya sorman gerekiyor." Cho'dan kahkahayla hıçkırık arası bir ses çıktı. Harry'ye daha da yaklaşmıştı şimdi. Harry onun burnunun üzerindeki çilleri sayabilirdi. 589 "Senden çok hoşlanıyorum, Harry." Harry düşünemiyordu. Bir karıncalanma hissi her tarafını ele geçirmiş, kollarını, bacaklarım, beynini felç etmişti. Cho fazla yakındı. Harry onun kirpiklerinin ucundaki her bir gözyaşı damlasını görebiliyordu... * Yarım saat sonra ortak salona döndüğünde, Ron ile Hermione şöminenin yanındaki en iyi koltuklara gömülmüşlerdi; onların dışında hemen hemen herkes yatmaya gitmişti. Hermione çok uzun bir mektup yazıyordu; masanın ucundan aşağı doğru sarkan parşömen rulosunun yarısını doldurmuştu bile. Ron ateşin önündeki halıya uzanmış, Biçim Değiştirme ödevini bitirmeye çalışıyordu. "Nerede kaldın?" diye sordu, Harry Hermione'nin yanındaki koltuğa gömülürken. Harry cevap vermedi. Şoktaydı. Bir yarısı Ron ile Hermione'ye az önce olanları anlatmayı, öbür yarısıysa bu sırrı mezara kadar saklamayı istiyordu. Page 220 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı " yi misin, Harry?" diye sordu Hermione, tüy kaleminin üzerinden ona bakarak. Harry biraz isteksizce omuz silkti. Aslında, iyi olup olmadığını kendi de bilmiyordu. "Neyin var?" dedi Ron, Harry'yi daha iyi görebilmek için dirseklerinin üzerinde hafifçe doğrularak. "Ne oldu?" Harry anlatmaya nereden başlayacağını bilemiyordu, anlatmak isteyip istemediğinden de hâlâ emin değildi ayrıca. Tam hiçbir şey söylememeye karar vermişti ki, Hermione duruma el koydu. 590 "Cho mu?" diye sordu, iş konuşuyormuş gibi bir ciddiyetle. "Toplantıdan sonra seni sıkıştırdı mı?" Uyuşmuşluğuna rağmen şaşıran Harry, başını evet anlamında salladı. Ron kıs kıs gülmeye başladı, ama Her-mione bakışını yakalayınca bundan vazgeçti. "Peki - ee - ne istiyormuş?" diye sordu Ron, yalandan ilgisiz bir sesle. "O -" diye lafa başladı Harry, oldukça boğuk bir sesle; boğazını temizleyip tekrar denedi. "O - ee -" "Öpüştünüz mü?" diye sordu Hermione pat diye. Ron öyle hızla doğruldu ki, mürekkep şişesine çarpıp halıya devirdi. Buna hiç aldırmadan, hevesle Harry'ye baktı. "Ee?" diye sordu. Harry, önce Ron'un meraklı ve şen yüzüne, sonra Hermione'nin hafifçe çatık kaşlarına baktı ve başını evet anlamında salladı. "OLEY!" Ron yumruğuyla zafer işareti yaptı ve kahkahayı koy-verip pencerenin yanındaki çekingen görünümlü birkaç ikinci sınıf öğrencisinin korkudan sıçramasına neden oldu. Ron'un halının üzerinde yuvarlanışını izleyen Harry, ister istemez sırıtmaya başladı. Hermione ise Ron'a tiksinti dolu bir bakış atıp mektubuna döndü. "Ee?" dedi Ron sonunda, başını kaldırıp Harry'ye bakarak. "Nasıldı?" Harry bir süre düşündü. "Islaktı," dedi açıksözlülükle. Ron öyle bir ses çıkardı ki, sevinme anlamına da gele591 bilirdi, iğrenme anlamına da, hangisi olduğunu ayırt etmek zordu. "Çünkü ağlıyordu," diye devam etti Harry sıkıntıyla. "Haa," dedi Ron. Gülümsemesi silinir gibi oldu. "O kadar kötü mü öpüşüyorsun?" "Bilmem," dedi Harry. Bu hiç aklına gelmemişti, anında içini bir endişe kapladı. "Belki de öyledir." "Tabii ki değil," dedi Hermione, başım yazdığı mektuptan kaldırmadan. "Nereden biliyorsun ki?" dedi Ron çok sert bir sesle. "Çünkü Cho şu aralar günün yarısını ağlayarak geçiriyor," dedi Hermione, dalgın dalgın. "Yemeklerde ağlıyor, tuvalette ağlıyor, her yerde ağlıyor." "Biraz öpüşmek neşesini yerine getirirdi diyor insan," dedi Ron sırıtarak. "Ron," dedi Hermione vakur bir sesle, tüy kalemini mürekkep hokkasına daldırarak, "sen hayatta tanışma talihsizliğinde bulunduğum en duyarsız gıcıksın." "O da ne demek öyle?" dedi Ron öfkeyle. "Bir insan nasıl kalkıp da biri onu öperken ağlar ki?" "Evet," dedi Harry, biraz çaresizce, "kim ağlar?" Hermione ikisine yüzünde acımaya benzer bir ifadeyle baktı. "Cho'nun şu anda neler hissettiğini anlamıyor musunuz?" diye sordu. "Hayır," dediler Harry ve Ron bir ağızdan. Hermione içini çekti ve tüy kalemini bıraktı. "Eh, Cedric'in ölümü yüzünden ne kadar üzgün olduğu çok belli. Üstelik sanırım kafası karışmış durumda, 592 çünkü Cedric'ten hoşlanıyordu, şimdiyse Harry'den hoşlanıyor, kimden daha çok hoşlandığına karar veremiyor. Harry'yi öpmenin Cedric'in anısına bir hakaret olduğunu düşünüp suçluluk da duyuyor olmalı, dahası Harry ile çıkarsa herkesin onun hakkında ne diyeceği konusunda da endişeleniyordun Ayrıca zaten Harry'ye karşı neler hissettiğini de kafasında tam oturtamıyordur, Cedric öldüğünde yanındaki kişi Harry'ydi, o yüzden bu mesele çok karışık ve acı verici. Ha, bir de Page 221 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı son zamanlarda çok kötü uçtuğundan Ravenclaw Quidditch takımından atılacağından korkuyor." Bu konuşmanın ardından şaşkınlık dolu bir sessizlik oldu. Sonra Ron, "Bir insan aynı anda bütün bunları hisse-demez, patlar yoksa," dedi. "Sırf sen bir çay kaşığının duygusal zenginliğine sahipsin diye, sanma ki hepimiz öyleyiz," dedi Hermione iğneli iğneli, tüy kalemini yeniden eline alarak. "Ama o başlattı," dedi Harry. "Ben yapmazdım - yani o bana yaklaştı - sonra bir baktım, omzumda ağlıyor - ne yapacağımı bilemedim -" "Seni suçlamıyorum, abi," dedi Ron, bu düşünce karşısında endişeye kapılmış bir halde. "Sadece ona iyi davranman gerekiyordu," dedi Hermione, kaygıyla başını kaldırarak. " yi davrandın, değil mi?" "Şey," dedi Harry. Yüzüne nahoş bir sıcaklık hücum etti. "Ben biraz - onun sırtını okşadım biraz." Hermione gözlerini devirmemek için kendini çok zor tutuyor gibiydi. 593 "Eh, sanırım daha kötü olabilirdi," dedi. "Onu yeniden görecek misin?" "Mecburum, değil mi?" dedi Harry. "D.O. toplantılarımız var, değil mi?" "Ne demek istediğimi biliyorsun," dedi Hermione sabırsızca. Harry hiçbir şey demedi. Hermione'nin söyledikleri, korkutucu olasılıklardan oluşan yepyeni bir manzarayı gözlerinin önüne sermişti. Cho ile birlikte bir yere gittiğim -mesela Hogsmeade'e- ve onunla saatlerce baş başa kaldığını gözünde canlandırmaya çalıştı. Elbette, az önce olanlardan sonra Cho ondan birlikte bir yere gitme teklifi bekleyecekti... bu düşünce midesinin acıyla kasılmasına neden oldu. "Aman, neyse," dedi Hermione, sanki uzaklardan bir yerden. Yine mektubuna gömülmüştü. "Nasılsa ona sormak için çok fırsatın olacak." Harry'yi yüzünde alışılmadık bir kurnazlıkla süzen Ron, "Ya sormak istemezse?" dedi, "Saçmalama," dedi Hermione dalgın dalgın, "Harry ta ne zamandan beri ondan hoşlanıyor, öyle değil mi, Harry?" Harry cevap vermedi. Evet, ne zamandır Cho'dan hoşlanıyordu, ama daha önce kendini Cho ile birlikte hayal ettiği sahnelerde iyi vakit geçiren bir Cho vardı, omzunda kendini koyvermiş ağlayan bir Cho değil. Ron, "O romanı kime yazıyorsun sen bakayım?" diye sordu Hermione'ye, artık yere değmek üzere olan parşömeni okumaya çalışarak. Hermione hemen parşömeni toparladı. 594 "Viktor'a." "Krummu?" "Başka kaç tane Viktor tanıyoruz?" Ron hiçbir şey söylemedi, ama kırgın bir hali vardı. Yirmi dakika kadar, hiç konuşmadan, öylece oturdular; Ron sabırsız sabırsız burun çekerek ve durmadan yazdıklarının üzerini çizerek Biçim Değiştirme ödevini yaptı; Hermione parşömenin sonuna kadar ara vermeden yazdı, sonra onu dikkatle rulo yapıp mühürledi; Harry ise Siri-us'un kafası bir kez daha belirir ve ona kızlarla ilgili öğüt verir ümidiyle ateşe dalıp gitti. Ama ateş çıtır çıtır yanmaya devam etmekle yetindi, sonunda da kıpkırmızı korlar ufalanıp küle döndü. Etrafına bakman Harry, ortak salonda yine sadece onların kaldığını gördü. "Eh, iyi geceler," dedi Hermione, ağzı yırtılacakmış gibi esneyip kızların merdivenine doğru giderken. "Krum'da ne buluyor?" diye sordu Ron, o ve Harry oğlanların merdivenini çıkarken. "Şey," dedi Harry, meseleyi kafasında evirip çevirerek, "sanırım büyük olduğundan, değil mi... ayrıca dünya çapında bir Quidditch oyuncusu..." "Evet ama, bunların dışında," dedi Ron, kızgın bir ses tonuyla, "Yani, suratsız bir rezil, değil mi?" "Biraz suratsız, evet," dedi Harry. Aklı hâlâ Cho'day-dı. Sessizlik içinde cüppelerini çıkarıp pijamalarını üzerlerine geçirdiler; Dean, Seamus ve Neville çoktan uyumuşlardı. Harry gözlüğünü başucu komodininin üstüne koydu ve yattı, ama dört direkli yatağının perdelerini kaPage 222 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı 595 pamadı; onun yerine, gözlerini Neville'in yatağının yanındaki pencereden görünen yıldızlı gökyüzü parçasına dikti. Önceki gece bu saatte, yirmi dört saat içinde Cho Chang'ı öpeceğini bilse... " yi geceler," diye homurdandı Ron, sağından bir yerden. " yi geceler," dedi Harry. Belki bir dahaki sefere... tabii bir dahaki sefer olursa... Cho biraz daha mutlu olurdu. Harry onu bir yere davet etmeliydi; büyük ihtimalle o böyle bir şey bekliyordu ve şimdi Harry'ye çok kızgındı... yoksa yatağına uzanmış, hâlâ Cedric'e mi ağlıyordu? Harry ne düşüneceğini bilemiyordu. Hermione'nin açıklaması her şeyi anlamayı kolaylaştıracağına, işleri daha da karmaşık hale getirmişti. şte bize burada bunu öğretmeliler, diye düşündü, yan dönerek, kızların beyninin nasıl çalıştığını... en azından Keha-net'ten daha faydalı olurdu... Neville uykusunda burnunu çekti. Dışarıdaki karanlığın içinde bir yerde bir baykuş öttü. Harry rüyasında tekrar D.O. odasında olduğunu gördü. Cho, Harry'yi onu oraya numara yaparak çekmekle suçladı; gelirsen yüz elli tane Çikolatalı Kurbağa Kartı veririm, dediğini söyledi... "Cedric bana bir sürü Çikolatalı Kurbağa kartı verdi, bak!" diye bağırdı Cho. Cüppesinin içinden avuç dolusu Kart çıkardı ve havaya saçtı. Sonra Hermione'ye dönüştü. Hermione de Harry'ye, "Biliyorsun ki ona söz verdin, Harry... Bence ona bunun yerine başka bir şey vermelisin... Ateşoku'na ne dersin?" dedi. Harry de ona Cho'ya Ateşoku'nu veremeyeceğini, çünkü süpürgesini 596 Umbridge'in aldığını, ayrıca bütün bunların baştan aşağı saçma olduğunu ve D.O. odasına sadece Dobby'nin kafası biçiminde süsler asmaya geldiğini söyledi... Rüya değişti... Vücudunun yumuşak, güçlü ve esnek olduğunu hissediyordu. Parlak metal çubuklar arasından, karanlık, soğuk taşların içinden süzülürcesine ilerliyordu... yere yapışıktı, karın üstü kayıyordu... karanlıktı, ama etrafındaki nesnelerin garip, canlı renklerde pırıldadığını görebiliyordu... başını çeviriyordu... ilk bakışta koridor boş görünüyordu... ama hayır... ileride bir adam yere oturmuştu, başı önüne düşmüştü, silueti karanlıkta ışıldıyordu... Harry dilini çıkardı... havadan adamın kokusunu tattı... adam hayattaydı ama mahmurdu... koridorun sonunda bir kapının önünde oturuyordu... Harry adamı ısırmak için can atıyordu... ama dürtüsüne hâkim olmalıydı... yapması gereken daha önemli bir iş vardı... Ama adam kıpırdanıyordu... ayağa fırladı, bacaklarından gümüş bir Pelerin yere düştü; Harry onun kendinden çok yüksek, rengârenk ve bulanık siluetini gördü, bir kemerden çıkan bir asa gördü... başka şansı yoktu... yerden yükselip vurdu, bir kez, iki kez, üç kez; dişlerini adamın etine daldırdı, onun kaburgalarının dişlerinin arasında dağılışını, kanın sıcak sıcak akışını hissetti... Adam acıyla feryat ediyordu... sonra sustu... arkasına, duvara doğru yığıldı... kan yere fışkırıyordu... Harry'nin alnı fena halde acıdı... patlayacakmış gibiydi... 597 "Harry! HARRY!" Gözlerini açtı. Vücudunun her yanı buz gibi terle kaplıydı; nevresimi burulup onu bir deli gömleği gibi sarmıştı; alnına akkor olmuş demir bir çubuk bastırüıyormuş gibiydi. "Harry!" Ron tepesinde dikilmiş, ona yüzünde büyük bir korkuyla bakıyordu. Harry'nin yatağının ucunda başka gölgeler de vardı. Başını ellerinin arasına aldı; acı adeta gözlerini kör etmişti... dönüp yatağın kenarından kustu. "Gerçekten hasta!" dedi korkmuş bir ses. "Birini ça-ğırmalı mıyız?" "Harry! Harry!" Ron'a anlatmalıydı, ona anlatmak çok önemliydi... derin derin nefes alıp kendini iterek yatakta doğruldu, yine kusmamak için büyük bir gayret gösteriyor, acıdan gözleri doğru dürüst Page 223 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı görmüyordu. "Baban," dedi soluk soluğa, göğsü şişip şişip iniyordu. "Baban... saldırıya uğradı..." "Ne?" dedi Ron, anlamayarak. "Baban! Isırıldı, durumu çok ciddi, her yer kan içinde kaldı..." "Gidip yardım çağırıyorum," dedi o aynı korkmuş ses ve Harry yatakhaneden dışarı doğru koşarak uzaklaşan ayak sesleri duydu. "Harry..." dedi Ron tereddütle, "sen... rüya görüyordun sadece..." "Hayır!" dedi Harry hiddetle; Ron'un anlaması çok önemliydi. "Rüya değildi... sıradan bir rüya değildi... oradaydım, gördüm... ben yaptım..." 598 Seamus ile Dean'in fısıldaştıklarmı duyabiliyordu, ama umrunda değildi. Alnındaki acı hafif hafif azalıyordu, ama Harry hâlâ fena halde terliyor ve titriyordu. Yine öğürdü ve Ron sıçrayarak önünden çekildi. "Harry, iyi değilsin sen," dedi titrek titrek. "Neville yardım getirmeye gitti." " yiyim!" dedi Harry tıkanırcasma, ağzını pijamasına silip, kontrol edilemez bir şekilde titreyerek. "Benim hiçbir şeyim yok, asıl baban hakkında endişelenmen gerek -onun nerede olduğunu öğrenmeliyiz - deli gibi kan kaybediyor - ben devasa bir - bunu yapan devasa bir yılandı." Yataktan kalkmaya çalıştı, ama Ron iterek onu yeniden yatırdı; Dean ve Seamus hâlâ yakında bir yerde fısıl-daşıyorlardı. Bir dakika mı geçmişti, on dakika mı, Harry bilmiyordu; orada titreyerek, yara izinin acısının yavaş yavaş dindiğini hissederek oturdu öylece... sonra merdivenden telaşlı ayak sesleri geldi ve yine Neville'in sesini duydu. "Burada, Profesör." Profesör McGonagall, üstünde ekose sabahlığıyla yatakhaneden içeri girdi, kemikli burnunun kemerinde gözlüğü yamuk duruyordu. "Nen var, Potter? Neren acıyor?" Harry onu gördüğüne hiç bu kadar sevinmemişti; şimdi ihtiyaç duyduğu tam da bir Zümrüdüanka Yoldaşlığı üyesiydi, onun için kaygılanıp gereksiz iksirler yazacak biri değil. "Ron'un babası," dedi, yine doğrularak. "Bir yılanın 599 saldırısına uğradı ve durumu ciddi, olanları gördüm." " 'Olanları gördüm'le neyi kastediyorsun?" dedi Profesör McGonagall, siyah kaşları çatıldı. "Bilmiyorum... uyuyordum ve oraya gittim..." "Yani bunu rüyanda mı gördün?" "Hayır!" dedi Harry kızgın kızgın; kimse anlamayacak mıydı? " lk başta tamamen başka bir konuda rüya görüyordum, aptalca bir konuda... sonra bu, rüyayı böldü. Gerçekti, ben hayal etmedim. Mr VVeasley yerde uyuyakalmıştı ve dev bir yılanın saldırısına uğradı, çok kan aktı, yere yığıldı, birinin onun nerede olduğunu bulması gerekiyor..." Profesör McGonagall yamuk duran gözlüğünün arkasından ona, sanki gördüklerinden dolayı dehşete uğramış gibi bakıyordu. "Yalan söylemiyorum, deli de değilim!" dedi Harry ona, artık bağırmaya başlayarak. "Diyorum size, olanları gördüm!" "Sana inanıyorum, Potter," dedi Profesör McGonagall ters ters. "Sabahlığını giy - Müdür'ü görmeye gidiyoruz." 600 Page 224 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Y RM K NC BÖLÜM ıfâÂmfc tttie St Mungo Sihirsel Hastalıklar ve Sakatlıklar Hastanesi Harry ciddiye alındığı için öyle rahatladı ki, bir an bile tereddüt etmeden yatağından atladı, sabahlığını giydi ve gözlüğünü yemden burnunun üstüne oturttu. "VVeasley, sen de gelmelisin," dedi Profesör McGona-gall. Sessiz duran Neville, Dean ve Seamus'un yanından geçip yatakhaneden çıktılar, döne döne inen merdivenden ortak salona indiler, portre deliğinden çıkıp, Şişman Ha-nım'm ay ışığıyla aydınlanmış dar koridorundan geçtiler. Harry, içinde kabaran panik sanki taşmanın eşiğindeymiş gibi hissediyordu kendini; koşmak, Dumbledore'a seslenmek istiyordu; onlar böyle sakin sakin yürürken Mr VVeasley'nin kanı akıyordu, hem ya o dişler (Harry "benim dişlerim" diye düşünmemeye çalıştı) zehirliyse? Mrs Nor-ris'in yanından geçtiler, kedi lamba gibi gözlerini onlara çevirip hafiften tısladı, ama Profesör McGonagall "Pist!" deyince gölgelere karıştı; birkaç dakika sonra, Dumble-dore'un odasının girişini koruyan taş heykele gelmişlerdi. 601 "Fışırdayan Vızvız/' dedi Profesör McGonagall. Heykel canlanıp yana sıçradı; arkasındaki duvar ikiye bölündü ve sarmal bir yürüyen merdiven gibi durmaksızın yukarı doğru hareket eden taş basamaklar göründü. Üçü, hareket eden merdivene adım atınca, duvar tok bir sesle arkalarından kapandı; dar daireler çizerek yükselip, grifin şeklinde pirinç bir tokmağı olan pırıl pırıl cilalı meşe bir kapıya geldiler. Saat artık gece yarısını geçtiği halde odadan sesler geliyordu, birbirinin içine karışmış sesler. Dumbledore'un en azından beş altı konuğu vardı sanki. Profesör McGonagall grifin tokmağı üç kez vurdu ve sesler, sanki birisi bir düğmeye basmış gibi kesiliverdi. Kapı kendiliğinden açıldı, Profesör McGonagall öne düştü, arkasında Harry ve Ron'la içeri girdi. Oda loştu; masalardaki tuhaf gümüş aletler sessizdi, her zaman yaptıkları gibi tekdüze bir ses çıkarıp duman salacaklarına, hareketsiz halde, çıt çıkarmadan duruyorlardı; eski müdürlerle müdirelerin duvarları kaplayan portreleri, çerçevelerinde şekerleme yapıyordu. Kapının arkasında, kuğu boyunda kırmızı ve altın rengi muhteşem bir kuş, başını kanadının altına almış, tüneğinde uyukluyordu. "Oo, sizsiniz demek, Profesör McGonagall... ve... ah." Masasının arkasındaki yüksek arkalıklı sandalyesinde oturan Dumbledore, önüne serilmiş kâğıtları aydınlatan mum ışığına doğru eğildi. Kar beyazı bir gecelik entarisinin üstüne, görkemli nakışlarla süslü mor ve altın rengi bir sabahlık giymişti, ama tamamen uyanık görünüyordu. 602 Açık mavi gözlerinin delici bakışlarını dikkatle Profesör McGonagall'a dikmişti. "Profesör Dumbledore, Potter bir... şey, bir kâbus görmüş," dedi Profesör McGonagall. "Diyor ki..." "Kâbus değildi," dedi Harry hemen. Profesör McGonagall dönüp Harry'ye baktı, kaşlarını çatar gibi oldu. "Peki öyleyse, Potter, Müdür7 e sen anlat." "Ben... şey, ben uyuyordum aslında..." dedi Harry. Duyduğu korku ve olanları Dumbledore'a anlatabilme telaşı içinde bile, Müdür'ün ona hiç bakmayıp, kenetlenmiş parmaklarını incelemesine biraz bozuldu. "Ama sıradan bir rüya değildi... gerçekti... olduğunu gördüm..." Derin bir nefes aldı, "Ron'un babasına -Mr VVeasley'ye- dev bir yılan saldırdı." Kelimeler sanki o söyledikten sonra havada yankılandı, biraz saçma, hatta komik gölündüler. Bir duraklama oldu, Dumbledore arkasına yaslanıp gözlerini düşünceli düşünceli tavana dikti. Ron ise, geçirdiği şoktan yüzü bembeyaz kesilmiş halde bir Harry'ye bir Dumbledore'a baktı. "Bunu nasıl gördün?" diye sordu Dumbledore usulca, hâlâ Harry'ye bakmıyordu. "Şey... bilmiyorum," dedi Harry, kızgın kızgın - ne fark ederdi ki? "Kafamın içinde sanırım -" Page 225 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Beni yanlış anlıyorsun," dedi Dumbledore, hâlâ aynı sakin tonla. "Demek istiyorum ki... hatırlıyor musun - ee ~ bu saldırıyı gözlerken konumun neydi? Kurbanın yanında mı duruyordun, yoksa bu sahneye yukarıdan mı bakıyordun?" 603 Bu öyle acayip bir soruydu ki, Harry ağzı açık, Dumbledore'a bakakaldı. Adeta biliyor gibiydi... "Ben yılandım," dedi. "Hepsini yılanın bakış açısından gördüm." Bir an kimse konuşmadı. Derken Dumbledore, yüzü hâlâ kesilmiş süt renginde olan Ron'a bakarak, "Arthur ciddi olarak mı yaralandı?" diye sordu daha sert bir sesle. "Evet," dedi Harry, üzerine basa basa - niye böyle geç anlıyorlardı, upuzun dişler böğrünü delince insanın ne kadar kan kaybedeceğinin farkında değiller miydi? Ve Dumbledore neden ona bakma nezaketini göstermiyordu? Ama Dumbledore ayağa kalktı -hem de öyle çabuk kalktı ki, Harry yerinde zıpladı- ve tavana çok yakın asılmış portrelerden birine hitap etti. "Everard!" dedi sert sert. "Ve sen, Dilys!" Kısa siyah perçemli, soluk yüzlü bir büyücüyle, yanındaki çerçevede bulunan uzun gümüş rengi lüleli yaşlıca bir cadı, derin uykuda gibi görünmelerine rağmen hemen gözlerini açtılar. "Dinliyor muydunuz?" dedi Dumbledore. Büyücü onaylama anlamında başım salladı; cadı, "Doğal olarak," dedi. "Adamın kızıl saçları ve gözlüğü var," dedi Dumbledore. "Everard, alarm vermek zorundasın, onun doğru kişiler tarafından bulunmasını sağla -" Her ikisi de başlarını salladı ve çerçevelerinin yan tarafından çıktılar, ama (Hogwarts'ta genelde olduğu şekilde) komşu tablolarda belireceklerine, ikisi de gözden kay604 boldu. Şimdi çerçevelerden birinde sadece koyu renk perdeden oluşan bir fon, ötekindeyse güzel bir deri koltuk vardı. Harry duvarlardaki diğer müdürlerle müdirelerin çoğunun da, pek inandırıcı bir şekilde ağızları açık horlamalarına rağmen, gözkapaklarınm altından çaktırmadan ona baktıklarını fark etti. Kapıya vurdukları sırada kimin konuştuğunu anlıyordu şimdi. "Everard ve Dilys, Hogwarts'm en ünlü Müdür ve Müdire'lerindendi," dedi Dumbledore; Harry, Ron ve Profesör McGonagall'ın yanından hızla geçip, kapının yanındaki tüneğinde uyumakta olan görkemli kuşa yaklaştı. "Öyle bir şöhretleri var ki, portreleri başka önemli büyücülük kurumlarında da asılı. Kendi portreleri arasında serbestçe- hareket edebildikleri için, başka yerlerde neler olduğunu da bize söyleyebilirler..." "Ama Mr VVeasley her yerde olabilir!" dedi Harry. "Lütfen oturun, üçünüz de," dedi Dumbledore, sanki Harry konuşmamış gibi. "Everard ve Dilys birkaç dakikadan önce gelmez. Profesör McGonagall, birkaç iskemle daha çekerseniz." Profesör McGonagall asasını sabahlığının cebinden çekti ve salladı; arkası düz üç tahta iskemle yoktan var oldu, Dumbledore'un Harry'nin duruşmasında büyüyle yarattığı rahat kreton koltuklara pek benzemiyorlardı. Harry oturarak omzunun üstünden Dumbledore'u gözledi. Dumbledore şimdi tek parmağıyla Fawkes'un sorguçlu altın rengi başını okşuyordu. Anka hemen uyandı. Güzel başmı yukarı doğru uzattı ve parlak, koyu renk gözleriyle Dumbledore'u süzdü. 605 Dumbledore kuşa çok yavaşça, "Bir uyarıya ihtiyacımız olacak," dedi. Ani bir ateş parlaması oldu. Anka gitmişti. Dumbledore şimdi, işlevini Harry'nin asla bilmediği narin gümüş aletlerden birinin yanına gitti ve onu alıp masasına taşıdı. Yeniden yüzünü onlara dönüp oturdu ve asasının ucuyla hafifçe alete dokundu. Alet, ritmik şıngırtılarla birden can buldu. Üstündeki ufacık gümüş tüpten soluk yeşil duman bulutçukları çıktı. Dumbledore dumanı yakından gözledi, alnı kırışmıştı. Birkaç saniye sonra havadaki minik bulutçuklar kalınlaşıp düzenli bir buhar seli halini aldı... ucu bir yılanın başına dönüşüp ağzını ardına kadar açtı. Harry aletin, hikâyesini doğrulayıp doğrulamadığını merak etti: Haklı olduğu konusunda bir işaret verir diye hevesle Dumbledore'a bakıyordu, ama Dumbledore başını kaldırmadı. "Elbette, elbette," diye mırıldandı Dumbledore, besbelli kendi kendine; hâlâ en ufak bir şaşırma Page 226 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı belirtisi göstermeden duman selini gözlüyordu. "Ama özde bölünmüş mü?" Harry bu sorudan da bir şey anlamadı. Ne var ki, duman yılan kendini derhal iki yılana böldü, her ikisi de karanlık havada bir çörekleniyor bir açılıyordu. Dumbledore, ciddi yüzünde bir tatmin ifadesiyle, alete bir kez daha asasıyla hafifçe dokundu: Şıngırtı dindi, duman yılanlar da soluklaşıp biçimsiz bir sis halini aldı ve sonunda kayboldu. Dumbledore aleti ince bacaklı küçük masasına geri koydu. Harry portrelerdeki eski müdürlerin çoğunun onu 606 gözleriyle izlediklerini, sonra da Harry'nin onlara baktığını fark edince telaşla yeniden uyuyor numarası yaptıklarını gördü. Harry tuhaf gümüş aletin ne olduğunu sormak istedi, ama daha soramadan sağ taraflarından, duvarın tepesinden biri seslendi; Everard denen büyücü, biraz nefes nefese kalmış halde, portresinde yeniden belirmişti. "Dumbledore!" "Durum nedir?" dedi Dumbledore hemen. "Biri koşarak gelene kadar haykırdım," dedi alnının terini arkasındaki perdeye silen büyücü, "aşağıda bir şeyin hareket ettiğini duydum dedim - bana inanıp inanmayacaklarını bilemediler, ama yine de kontrol etmek için aşağı indiler - biliyorsun, aşağıda içine girip etrafı gözleyebileceğim portre yok. Neyse, birkaç dakika sonra onu yukarı taşıdılar. yi görünmüyor, kan revan içinde, onlar çıkarken iyice göreyim diye Elfrida Cragg'in portresine koştum ama -" " yi," dedi Dumbledore, Ron kasılıp kalırken. "Sanırım Dilys gelişini görmüştür öyleyse -" Biraz sonra gümüş lüleli cadı da tablosunda yeniden belirmişti; öksürerek koltuğuna çöktü ve, "Evet," dedi, "onu St Mungo'ya götürdüler, Dumbledore... portremin yanından taşıyıp geçirdiler... kötü görünüyor..." "Teşekkürler," dedi Dumbledore. Dönüp Profesör McGonagall'a baktı. "Minerva, gidip diğer VVeasley çocuklarını da uyandırman gerekiyor." "Tabii..." Profesör McGonagall ayağa kalkıp çabucak kapıya 607 doğru gitti. Harry, dehşete düşmüş görünen Ron'a göz ucuyla bir bakış attı. "Dumbledore - Molly ne olacak peki?" dedi Profesör McGonagall, kapıda duraklayarak. "Fawkes yaklaşan biri olursa haber vermek için nöbet tutuyor şimdi, işi bitince bu görevi o gerçekleştirecek," dedi Dumbledore. "Ama Molly şimdiden biliyor da olabilir... o mükemmel saati..." Harry onun, vakti değil, VVeasley aile üyelerinin nerede ve ne durumda olduklarını gösteren saati kastettiğini biliyordu. çinde bir sancıyla, Mr VVeasley'nin ibresinin şimdi bile ölümcül tehlike''ye işaret ediyor olması gerektiğini düşündü. Ama saat çok geçti. Mrs VVeasley uyuyordu herhalde, saati gözlemiyordu. Harry, Mrs VVeasley'nin Bö-cürt'ünün, gözlüğü eğri duran, yüzünden aşağı kan süzülen Mr VVeasley'nin cansız bedenine dönüşmesini hatırlayınca ürperdi... ama Mr VVeasley ölmeyecekti... ölemez-di... Dumbledore şimdi Harry ile Ron'un arkasındaki bir dolapta bir şeyler arıyordu. Elinde kararmış eski bir çaydanlıkla döndü, çaydanlığı özenle masasına koydu. Asasını kaldırıp, "Portus!" diye mırıldandı. Çaydanlık bir an sarsıldı, tuhaf bir mavi ışıkla parıldadı, sonra da titreyip durdu. Yine eskisi kadar siyah ve hareketsizdi. Dumbledore bir başka portreye yürüdü; bu seferki, Slytherin'in yeşil ve gümüşi renklerini giyerken resmedilmiş, sivri sakallı, akıllı görünüşlü bir büyücünün portre-siydi; öylesine derin uyuyormuş gibi bir hali vardı ki, onu uyandırmaya çalışan Dumbledore'un sesini duyamadı. 608 "Phineas. Phineas." Odayı çevreleyen portrelerin sakinleri artık uyuyormuş gibi yapmaktan vazgeçmişlerdi; ne olup bittiğini daha iyi görebilmek için boyuna çerçevelerinde yer değiştiriyorlardı. Akıllı görünüşlü büyücü hâlâ kendine uyuyor süsü vermeyi sürdürünce, portrelerdekilerin bir kısmı da Page 227 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Dumbledore'a katılıp seslenmeye başladı. "Phineas! Phineas! PH NEAS!" Artık büyücünün daha fazla numara yapmasına imkân yoktu; teatral bir silkinişle gözlerini kocaman kocaman açtı. "Biri beni mi çağırdı?" "Öteki portreni yeniden ziyaret etmen gerekiyor, Phineas," dedi Dumbledore. "Bir mesajım daha var." "Öteki portremi ziyaret etmek mi?" dedi Phineas, ıslık gibi bir sesle; uzun uzun, sahte sahte esnedi (odada gezinen gözleri Harry üzerinde odaklandı). "Yo, hayır, Dumbledore, bu gece çok yorgunum." Phineas'ın sesinde Harry'ye aşina gelen bir şey vardı, acaba daha önce nerede duymuştu? Ama daha onun düşünmesine fırsat kalmadan, komşu duvarlardaki portrelerden bir itiraz fırtınası koptu. Çok şişman, kırmızı burunlu bir büyücü, yumruklarını sallayarak, " taatsizlik, beyefendi!" diye haykırdı. "Sorumluluk ihmali!" Zayıf, ihtiyar bir büyücü, "Hogwarts'ın şimdiki Müdür'üne hizmet etmek bizim şeref borcumuz!" diye bağırdı. Harry onu tanıdı, Dumbledore'un selefi Armando Dip-Pet'tı bu. "Yazıklar olsun sana, Phineas!" 609 Burgu gibi gözleri olan bir cadı, huş ağacından yapılmış bir sopaya benzeyen son derece kalın bir asayı kaldırıp, "Onu ikna edeyim mi, Dumbledore?" diye sordu. "Peki, tamam, tamam," dedi Phineas adlı büyücü; asaya hafif bir endişeyle baktı. "Ama, haberiniz olsun, şimdiye kadar resmimi yok etmiş olabilir, evden çok şey attı -" "Sirius senin portreni yok etmemesi gerektiğini bilir," dedi Dumbledore. Harry o anda, Phineas'in sesini daha önce nerede duyduğunu hatırladı: Bu ses, Grimmauld Meydanı'ndaki yatak odasında, görünürde boş olan çerçeveden gelmişti. "Ona Arthur VVeasley'nin ciddi bir şekilde yaralandığı; karısı, çocukları ve Harry Potter'ın çok geçmeden onun evine kalmaya gelecekleri mesajını vereceksin. Anladın mı?" "Arthur Weasley yaralandı; karısıyla çocukları ve Harry Potter kalmaya geliyorlar," diye tekrarladı Phineas, sıkkın bir sesle. "Evet, evet... pekâlâ..." Portrenin çerçevesinden çıkıp gitti. Tam o anda çalışma odasının kapısı açıldı. Profesör McGonagall, peşinde Fred, George ve Ginny ile birlikte içeri girdi; üçü de hâlâ gece kılıklarmdaydılar, saçları başları birbirine karışmış ve şok geçirmiş haldeydiler. Korkmuş görünen Ginny, "Harry - neler oluyor?" diye sordu. "Profesör McGonagall babamın yaralandığını görmüşsün diyor -" Daha Harry konuşamadan, Dumbledore, "Babanız Zümrüdüanka Yoldaşlığı için üstlendiği görevi yerine getirirken yaralandı," dedi. "St Mungo Sihirsel Hastalıklar ve Sakatlıklar Hastanesi'ne götürüldü. Sizi, hastaneye Ko610 vuk'tan çok daha yakın olan Sirius'un evine gönderiyorum. Annenizle orada buluşacaksınız." "Nasıl gideceğiz?" dedi sarsılmış görünen Fred. "Uçuç tozuyla mı?" "Hayır," dedi Dumbledore. "Uçuç tozu şu sırada emniyetli değil, Şebeke gözleniyor. Anahtarla gideceksiniz." Masanın üstünde masum masum duran eski çaydanlığı gösterdi. "Phineas Nigellus'un gelip haber vermesini bekliyoruz sadece... sizi göndermeden önce, yolun açık olduğundan emin olmak istiyorum -" Odanın ortasında bir alev parladı ve ardında, süzülerek yavaş yavaş yere inen tek bir altın tüy bıraktı. "Favvkes'un uyarısı," dedi Dumbledore, tüyü yere düşmeden yakalayarak. "Profesör Umbridge yataklarınızda olmadığınızı biliyor demek... Minerva, git ve onu başka yere götür - ne istersen uydur -" Profesör McGonagall, ekose sabahlığının etekleri uçuşarak odadan çıktı. Page 228 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Memnun olacağını söylüyor," dedi Dumbledore'un ardında bezgin bir ses; Phineas adlı büyücü, yeniden Slytherin flamasının önünde belirmişti. "Torunumun torunu, evine gelen konuklar konusunda hep garip bir zevke sahip olmuştur zaten." "Hadi, gelin bakalım," dedi Dumbledore, Harry ile VVeasley'lere. "Çabuk olun, başka biri gelmeden." Harry ile diğerleri, Dumbledore'un masasının etrafında toplandı. "Daha önce Anahtar kullandınız mı?" diye sordu Dumbledore. Hepsi evet anlamında başlarım salladı, ka611 rarmış çaydanlığın bir yanından tutmak için ellerini uzattılar. " yi. Öyleyse, üçe kadar sayıyorum... bir... iki..." Her şey bir saniyeden kısa bir sürede olup bitti: Dumbledore "üç" demeden önce bir an duraklamıştı ki, Harry başını kaldırıp ona baktı -birbirlerine çok yakındılar- ve Dumbledore'un berrak mavi bakışı Anahtardan Harry'nin yüzüne yöneldi. Birden Harry'nin yara izi akkor gibi yandı, eski yara yeniden açılmış gibiydi - ve bir anda Harry'nin içinde beklenmeyen, istenmeyen ama korkutucu şekilde kuvvetli bir nefret yükseldi; o anda her şeyden çok karşısındaki adama saldırmak - onu ısırmak - dişlerini ona gömmek isteyecek kadar kuvvetli bir nefret "... üç." Harry göbek çukurunun ardında şiddetli bir sarsıntı hissetti, toprak ayaklarının altından çekildi, eli çaydanlığa yapışmıştı; bir renk girdabı ve güçlü bir rüzgârla ileri atılırlarken, çaydanlık onları ileri doğru çekerken, Harry diğerlerine çarpıyordu... derken ayakları yere öyle hızla vurdu ki dizleri kesildi, çaydanlık tangırdayarak yere düştü ve yakınlarında bir ses şöyle dedi: "Geri geldi, kanı bozuk veletler. Babalarının öldüğü doğru mu?" "DIŞARI!" diye kükredi ikinci bir ses. Harry sendeleyerek ayağa kalktı ve etrafa baktı; Grimmauld Meydanı, on iki numaranın bodrumundaki kasvetli mutfağa gelmişlerdi. Tek ışık kaynaklan, ocaktaki ateş ve titrek titrek yanan, yalnız başına yenmiş bir yemeğin kalıntılarını aydınlatan mumdu. Kreacher hole çıkılan 612 kapıdan kaybolmak üzereydi, peştamalını çekiştirirken onlara hain bakışlar atıyordu. Sirius hızla yanlarına geldi, kaygılı görünüyordu. Tıraş olmamıştı, sırtında hâlâ günlük kıyafeti vardı; ayrıca üzerinden biraz Mundungus'un-ki gibi bayat bir içki kokusu geliyordu. "Neler oluyor?" dedi, Ginny'yi ayağa kaldırmak için elini uzatarak. "Phineas Nigellus, Arthur'un ciddi şekilde yaralandığını söyledi -" "Harry'ye sor," dedi Fred. George, "Evet, bunu ben de kendi kulaklarımla duymak istiyorum," dedi. kizler ve Ginny ona bakıyorlardı. Dışarıdaki merdivende Kreacher'm ayak sesleri kesilmişti. "Bir -" diye başladı Harry; böylesi, McGonagall ve Dumbledore'a anlatmaktan da beterdi. "Bir - bir tür - imge gördüm..." Ve onlara gördüklerinin hepsini anlattı, ama hikâyeyi değiştirdi; yılan saldırırken onun gözlerinden değil de yandan seyrediyormuş gibi anlattı. Hâlâ bembeyaz olan Ron, ona şöyle bir baksa da bir şey söylemedi. Harry anlatmayı bitirdikten sonra da Fred, George ve Ginny gözlerim dikip ona bakmayı sürdürdüler. Harry bunu kendisinin hayal edip etmediğini bilmiyordu ama, bakışlarında suçlayıcı bir şey varmış gibi geldi ona. Eh, sadece saldırıyı gördüğü için ona kabahat bulacaklarsa eğer, o sırada yılanın içinde olduğunu söylemediğine memnundu. "Annem burda mı?" dedi Fred, Sirius'a dönerek. Belki de neler olduğunu henüz bilmiyordur," dedi Siri613 us. "Önemli olan, Umbridge müdahale edemeden sizi oradan uzaklaştırmaktı. Sanırım Dumbledore şimdi Molly'ye haber veriyordur." Ginny kararlılıkla, "St Mungo'ya gitmemiz gerek," dedi. Dönüp hepsi henüz pijamalı olan ağabeylerine baktı. "Si-rius, bize pelerin ya da öyle bir şey verebilir misin?" Page 229 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Durun bakalım, öyle çabucak St Mungo'ya gidemezsiniz!" dedi Sirius. Fred, yüzünde keçi gibi inatçı bir ifadeyle, "Canımız istiyorsa, tabii ki gideriz St Mungo'ya," dedi. "O bizim babamız!" "Peki, hastane daha karısını haberdar etmeden Art-hur'un saldırıya uğradığını bilmenizi nasıl açıklayacaksınız?" "Ne önemi var ki?" dedi George birden parlayarak. "Önemi var, çünkü Harry'nin yüzlerce kilometre uzakta olan şeyleri gördüğüne dikkati çekmek istemiyoruz!" dedi Sirius kızgınlıkla. "Bakanlık'ın böyle bir bilgiden neler çıkartacağı hakkında bir fikrin var mı?" Fred ve George, Bakanlık'ın herhangi bir şeyden ne çıkartacağına hiç aldırmayacak gibi duruyorlardı. Yüzü hâlâ kül gibi olan Ron ise susuyordu. Ginny, "Başka birisi bize söylemiş olabilirdi..." dedi, "... Harry'den başka birinden duymuş olabilirdik." "Ne gibi?" dedi Sirius sabırsızca. "Dinleyin, babanız Yoldaşlık adına görevdeyken yaralandı, koşullar zaten yeterince kuşku verici, bir de çocuklarının bu olaydan birkaç saniye içinde haberdar olduklarını öğrenmesinler; ciddi şekilde zarar verebilirsiniz Yoldaşlık -" 614 "Salak Yoldaşlık umrumuzda büe değil!" diye haykırdı Fred. "Babamızın ölmek üzere olduğundan söz ediyoruz burda!" diye feryat etti George. "Babanız ne tür bir işe girdiğini biliyordu, Yoldaşlık'ın işlerini bozdunuz diye size teşekkür etmez!" dedi Sirius; onlar kadar kızmıştı. "Bu işler böyledir - bunun için siz Yoldaşlık'ta değilsiniz anlamıyorsunuz - ölmeye değer şeyler vardır!" "Senin için söylemesi kolay tabii!" diye böğürdü Fred. "Buraya tıkılmış kalmışsın. Gördüğüm kadarıyla canını tehlikeye atıyor falan değilsin!" Sirius'un yüzünde zaten azıcık renk vardı, o da çekildi. Bir an için, sanki Fred'e vurmayı istermiş gibi göründü, ama konuştuğunda sesinde kararlı bir sükûnet vardı. "Zor olduğunu biliyorum, ama hepimiz henüz bir şey bilmiyormuş gibi davranmak zorundayız. Yerimizden kımıldamamak zorundayız, en azından annenizden haber alana kadar, tamam mı?" Fred ve George hâlâ isyankâr görünüyorlardı. Ancak Ginny birkaç adım ötedeki iskemleye gitti ve oraya çöktü. Harry, Ron'a baktı. Ron baş sallama ile omuz silkme arası bir hareket yapınca, onlar da oturdular, ikizler bir dakika daha gözlerinden ateş saçarak Sirius'a baktılar. Sonra Ginny'nin iki yanına oturdular. "Şimdi oldu," dedi Sirius cesaret verircesine, "hadi bakalım, şimdi hep birlikte... hep birlikte bir içki içelim, beklerken. Accio Kaymakbirası!" Konuşurken asasını kaldırdı, yarım düzine şişe kiler615 den çıkıp onlara doğru geldi. Masada kaydılar, Sirius'un yemeğinden kalanları etrafa saçarak altısının da tam önünde durdular. Hepsi içti. Bir süre sadece mutfaktaki ateşin çıtırtıları ile masaya koyulan şişelerin tok sesi duyuldu. Harry sadece elini meşgul etsin diye içiyordu. Midesi korkunç bir suçluluk duygusuyla sıcak sıcak kaynıyordu. Eğer o olmasa, onlar da burada olmayacaktı; hâlâ yataklarında uyuyor olacaklardı. Kendi kendine, alarm vererek Mr VVeasley'nin bulunmasını sağladığını söylemesinin de faydası olmuyordu, çünkü bir de en başta Mr VVeasley'ye saldıranın o olduğu şeklinde, çözüm bekleyen bir mesele vardı. Aptallaşma, senin sivri yılan dişlerin yok, dedi kendi kendine, sakin kalmaya çalışarak, oysa Kaymakbirası şişesini tutan eli titriyordu; yatağında yatıyordun, kimseye saldırmıyordun... Peki öyleyse, Dumbledore un odasında ne oldu? diye sordu kendi kendine. Kendimi Dumbledore'a da saldırmak istiyormuş gibi hissettim... Şişeyi düşündüğünden biraz daha hızla koydu, içindekiler masaya saçıldı. Kimse fark etmedi. Sonra havadaki bir ateş patlamasıyla önlerindeki kirli tabaklar aydınlandı. Onlar hayretle çığlık atarken, altın renkli bir anka kuyruğu teleği eşliğinde, bir parşömen tomarı tok bir sesle masaya düştü. Page 230 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Fawkes!" dedi Sirius hemen, parşömeni kaparak. "Bu, Dumbledore'un yazısı değil - annenizden bir mesaj olmalı - al -" 616 Mektubu George'un eline attı, o da parçalarcasına açtı ve yüksek sesle okudu: "Babanız hâlâ sağ. Ben şimdi St Mungo'ya doğru yola çıkıyorum. Olduğunuz yerde kalın. Mümkün olur olmaz haber göndereceğim. Anneniz." George masadakilere baktı. "Hâlâ sağ..." dedi yavaşça. "Ama böyle deyince sanki..." Cümleyi bitirmesine gerek yoktu. Harry de sanki Mr VVeasley hayatla ölüm arasında gidip geliyormuş izlenimine kapılmıştı. Hâlâ son derece solgun olan Ron, sanki ona rahatlatıcı sözler söyleyebilirmiş gibi annesinin mektubunun arkasına bakıyordu. Fred parşömeni George'un elinden çekip aldı, kendi de okudu, sonra Harry'ye baktı; Harry, Kaymakbirası şişesini tutan elinin yine titrediğini hissetti ve titremeyi durdurmak için onu daha sıkı kavradı. Harry eğer bundan daha uzun bir gece geçirdiyse bile, hatırlamıyordu. Sirius bir keresinde, hiç de inandırıcı olmayan bir sesle, yatabileceklerini söyledi, ama Weas-ley'lerin tiksinti dolu bakışları yeterli cevaptı. Mumun fitilinin sıvı balmumu içine gömüldükçe gömülüşünü izleyerek, arada bir şişelerinden bir yudum alarak masanın çevresinde sessizce oturdular. Sadece saatin kaç olduğuna bakmak için, neler olduğu konusundaki meraklarını dile getirmek için ve kötü haber olsaydı hemen duyacakları konusunda birbirlerini temin etmek için konuştular; ne de olsa Mrs VVeasley çoktan St Mungo'ya gitmiş olmalıydı. Fred uyuklamaya başladı, başı yana, omzuna düştü. Ginny iskemlesine kedi gibi kıvrılmıştı, ama gözleri açıktı; Harry o gözlerde ateşin yansımasını görüyordu. Ron, başı 617 ellerinin arasında oturuyordu, uyuyup uyumadığını anlamak imkânsızdı. Harry ve Sirius sık sık birbirlerine bakıyorlardı, ailenin ıstırabının davetsiz misafirleri olarak bekliyorlardı. .. bekliyorlardı... Sabah Ron'un saatine göre beşi on geçe, mutfak kapısı hızla açıldı ve Mrs VVeasley içeri girdi. Son derece solgundu, ama hepsi ona bakmak için dönünce ve Fred, Ron ile Harry iskemlelerinden yarı yarıya kalkınca, bitkin bitkin gülümsedi. "Düzelecek," dedi, sesi yorgunluktan bitap çıkıyordu. "Uyuyor. Daha sonra hep birlikte gidip onu görebiliriz. Şimdi Bili onunla kalıyor; sabah işten izin alacak." Fred, elleri yüzünde, yeniden iskemlesine çöktü. Ge-orge ve Ginny ayağa kalktılar, hızla annelerinin yanına gidip ona sarıldılar. Ron titrek titrek güldü ve geri kalan Kaymakbirası'm bir dikişte bitirdi. "Kahvaltı!" dedi Sirius yüksek sesle ve neşeyle. Ayağa fırladı. "O lanet olasıca ev cini nerede? Kreacher! KREA-CHER!" Ama Kreacher onun çağrısına cevap vermedi. "Ee, unut gitsin," diye mırıldandı Sirius, oradakileri sayarak. "Öyleyse, kaç kişilik kahvaltı bakalım - yedi... pastırmalı yumurta, herhalde, çay ve kızarmış ekmek -" Harry ona yardım etmek için hemen ocağa gitti. Weasley'lerin mutluluğuna müdahale etmek istemiyordu, Mrs VVeasley'nin ondan gördüklerini anlatmasını isteyeceği ânı da korkuyla bekliyordu. Ancak, tabakları büfeden henüz çıkarmıştı ki, Mrs VVeasley onları elinden aldı ve Harry'ye sarıldı. 618 Boğuk bir sesle, "Sen olmasan ne olurdu, bilemiyorum, Harry," dedi. "Arthur'u saatlerce bulamayabilirlerdi, o vakit de çok geç olurdu; ama senin sayende, yaşıyor. Dumbledore da Arthur'un orada bulunmasına iyi bir kılıf uydurdu; yoksa başına ne dertler açılırdı, bilinmez. Zavallı Sturgis'e baksana..." Harry onun minnetine güçlükle dayanabiliyordu, neyse ki Mrs VVeasley onu çabuk bırakıp Sirius'a döndü ve gece çocuklarıyla ilgilendiği için ona teşekkür etti. Siri-us yardım edebildiğine çok memnun olduğunu ve Mr VVeasley hastanede yattığı sürece onunla kalacaklarını umduğunu Page 231 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı söyledi. "Ah, Sirius, öyle minnettarım ki... bir süre orada kalacağını sanıyorlar, ona daha yakın olmak harika olurdu... ama tabii bu, Noel'de de burada olacağımız anlamına geliyor." Sirius, "Ne kadar kalabalık olursak o kadar neşeli olur!" dedi. Onun apaçık içtenliği, Mrs VVeasley'nin de yüzünün ışıldamasına neden oldu. Bir önlük taktı ve kahvaltıya yardım etmeye başladı. Artık bir an daha dayanamayacağını hisseden Harry, "Sirius," diye mırıldandı. "Sana bir şey söyleyebilir miyim? Şey - hemen şimdi7." Karanlık kilere gitti, Sirius da onu izledi. Harry giriş yapma gereği duymaksızın, gördüklerini bütün ayrıntısıyla vaftiz babasına nakletti, Mr VVeasley'ye saldıran yılanın kendisi olduğu gerçeği de dahil. O soluklanmak için durunca, Sirius, "Bunu Dumble-dore'a söyledin mi?" dedi. 619 "Evet," dedi Harry sabırsızca, "ama bana ne anlama geldiğini söylemedi. Zaten artık bana hiçbir şey söylemiyor." "Kaygılanacak bir şey olsaydı, eminim söylerdi," dedi Sirius emin bir tavırla. "Ama hepsi bu değil ki," dedi Harry, fısıldar gibi bir sesle. "Sirius, ben... ben aklımı kaçırıyorum sanırım. Orada, Dumbledore'un odasında, Anahtar7! almadan önce... birkaç saniye orada yılan olduğumu sandım, kendimi yılan gibi hissettim - Dumbledore'a bakarken yara izim gerçekten acıdı - Sirius, ona saldırmak istedim!" Sirius'un yüzünün sadece küçük bir bölümünü görüyordu; gerisi karanlıktaydı. "Gördüklerinin olumsuz bir sonucu olmalı, hepsi bu," dedi Sirius. "Hâlâ o rüyayı -ya da her neyse onu- düşünüyordun ve -" "Ondan değil," dedi Harry, başını iki yana sallayarak, "içimde bir şey kabardı sanki, içimde bir yılan varmış gibi." "Senin uyuman gerek," dedi Sirius, itiraz kabul etmez bir tavırla. "Kahvaltı edip doğruca yatmaya gidiyorsun, öğle yemeğinden sonra da ötekilerle birlikte Arthur'u ziyaret edebilirsin. Şok geçirmişsin, Harry, sadece tanık olduğun bir şey için kendini suçluyorsun. Hem iyi ki de tanık olmuşsun, yoksa Arthur ölebilirdi. Bırak üzülmeyi." Harry'nin omzuna bir şaplak attı ve kilerden çıkarak onu arkasında, karanlıkta tek başına bıraktı. Harry'den başka herkes sabahın geri kalanını uyuyarak geçirdi. O, Ron'la ikisinin yazın son birkaç haftasında 620 paylaştıkları yatak odasına gitti ama, Ron hemen yatağa girip birkaç dakikada uyurken, Harry tamamen giyinik halde, sırtını kamburlaştırıp karyolanın soğuk madeni çubuklarına yaslayarak öylece oturdu. Rahat etmemeye çalışıyordu, uyuklamamaya kararlıydı, çünkü uykusunda yeniden yılan olacağından ve uyanınca kendini Ron'a saldırmış ya da kayarak ötekilerden birinin peşinde gidiyor halde bulmaktan çok korkuyordu... Ron uyanınca, Harry kendisi de dinlendirici bir uyku çekmiş gibi davrandı. Öğle yemeğindeyken Hog-warts'tan sandıkları geldi, böylece St Mungo'ya gitmek için Muggle'lar gibi giyinebildiler. Cüppelerini çıkarıp kot pantolonla svetşört giyerlerken, Harry dışında herkes taşkın bir şekilde mutlu ve konuşkandı. Onlara Londra'da eşlik etmek üzere gelen Tonks ve Deli-Göz'ü neşeyle karşıladılar. Deli-Göz'ün sihirli gözünü kapatacak bir açıyla taktığı melon şapkaya gülerek, saçı yine kısa ve parlak pembe olan Tonks'un metroda ondan çok daha az ilgi çekeceğini söylediler - ki doğruydu. Tonks ise Harry'nin, Mr Weasley'ye yapılan saldırıya ilişkin gördüğü imgeyle çok ilgilenmişti, oysa Harry bu konuyu konuşmayı hiç istemiyordu. Şehrin merkezine doğru onları tıngır tıngır götüren bir trende Harry'nin yanına oturdu ve merakla, "Ailende Görücü kanı yok, değil mi?" diye sordu. "Hayır," dedi Harry, Profesör Trelavvney'yi düşünüp kendini hakarete uğramış hissederek. Page 232 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Hayır," dedi Tonks bunu değerlendiriyormuş gibi, 'hayır, sanırım yaptığın tam anlamıyla kehanet sayılmaz, 621 değil mi? Yani, geleceği görmüyorsun, şimdiyi görüyorsun.. . tuhaf, değil mi? Faydalı ama..." Harry cevap vermedi; neyse ki bir sonraki istasyonda indiler, Londra'nın tam merkezinde bir istasyondu; trenden inme telaşında, Harry, Fred ile George'u, başı çeken Tonks'la kendisinin arasına almayı başardı. Yürüyen merdivende hepsi Tonks'u izledi; melon şapkası aşağı çekilmiş, boğum boğum ellerinden biri paltosunun düğmeleri arasına sokulmuş, asasını sımsıkı kavramış olan Moody, grubun arkasından geliyordu. Harry onun saklı gözünün, üzerine dikilmiş olduğunu hissetti. Rüyası hakkında sorulardan kaçınmak için, Deli-Göz'e St Mungo'nun nerede saklı olduğunu sordu. "Uzak değil," diye homurdandı Moody. Noel alışverişine çıkanlarla tıklım tıkış dolu, iki yanında mağazaların uzandığı bir caddeye, kış havasına çıktılar. Moody, Harry'yi biraz öne doğru itti ve hemen arkasından topal-laya topallaya yürüdü. Harry onun gözünün, öne eğilmiş şapkanın altında fıldır fıldır döndüğünü biliyordu. "Bir hastane için iyi bir yer bulmak kolay değil. Diagon Yo-lu'nda hiçbir yer yeterince büyük değildi, Bakanlık gibi yeraltında da yapamazdık - sağlıklı olmazdı. Sonunda burada bir bina bulmayı başardılar. Teoriye göre, hasta büyücüler gelip gidecek ve kalabalığa karışacaktı." Birbirilerinden ayrı düşmemek için Harry'nin omzunu yakaladı; etrafları, besbelli elektrikli aletlerle dolu yakındaki bir dükkâna girmekten başka amaçları olmayan bir alışverişçi sürüsüyle çevriliydi. Bir an sonra, " şte burası," dedi Moody. 622 Kırmızı tuğladan, büyük, eski moda, adı Purge & Dowse Ltd olan bir mağazanın önüne gelmişlerdi. Binanın külüstür, perişan bir havası vardı; vitrinlerde peruğu kaymış, orası burası çentik çentik olmuş birkaç manken duruyordu sadece; rastgele konmuşlardı ve en azından on yıllık, modası geçmiş giysiler giymişlerdi. Tozlu kapıların üstündeki kocaman tabelaların hepsinde "Tadilat için Kapalıdır" yazıyordu. Harry, bir sürü plastik alışveriş torbası yüklenmiş iriyarı bir kadının, yanlarından geçerken arkadaşına, "Asla açık olmaz burası..." dediğini duydu. "Tamam," dedi Tonks. Onları, içinde sadece çirkin mi çirkin bir kadın mankenin durduğu bir vitrinin önüne çağırdı. Sahte kirpikleri aşağı sarkmış olan manken, yeşil naylon bir askılı elbise giymişti. "Herkes hazır mı?" Başlarını evet anlamında sallayıp etrafına toplandılar. Moody, öne gitsin diye Harry'yi bu sefer kürekkemikleri-nin ortasından dürttü. Tonks da vitrine iyice eğilerek çirkin mankene baktı; nefesi camı buğuluyordu. "N'aber?" dedi, "Arthur Weasley/yi görmeye geldik." Harry, arkasında otobüsler gümbürdeyerek geçerken ve alışverişe çıkanlarla dolu bir sokağın bütün şamatası yükselirken, Tonks'un bir mankenin, hem de bir tabaka camın ardından, bunca alçak sesle dediklerini anlar diye beklemesini gülünç buldu. Sonra, mankenlerin zaten duyamadığını hatırlattı kendine. Bir saniye sonra, manken başını hafifçe sallayıp eklemli parmaklarıyla "gel" işareti yapınca, hayretten ağzı açık kaldı; Tonks, Ginny ile Mrs Weasley'yi dirseklerinden yakalayıp dosdoğru camın içinden geçti. Ortadan kayboldular. 623 Fred, George ve Ron onların peşinden gittiler. Harry etrafa, itişip kakışan kalabalığa baktı; hiçbirinin, Purge & Dowse Ltd'inkiler gibi çirkin vitrin mankenlerine bakarak vakit kaybetmeye niyeti yok gibi görünüyordu; dahası hiçbiri, altı kişinin, gözleri önünde yok olup havaya karışmasını fark etmemiş gibiydi. "Hadi," diye homurdandı Moody. Yine Harry'nin sırtını dürttü ve serin bir su tabakasını andıran bir şeyin içinden geçip öbür taraftan sıcak ve kuru halde çıktılar. Çirkin mankenden de, durduğu yerden de eser yoktu. Sıra sıra cadıyla büyücünün, bacakları sallanan tahta iskemlelerde oturduğu, kalabalık bir danışma bölümüne benzer bir yerdeydiler; cadılarla büyücülerin kimi tamamen normal görünüyor ve Cadı Gündemi'mn eski sayılarını okuyorlardı. Diğerlerinde ise, fil hortumları ya da göğüslerinden çıkan ekstra eller gibi korkutucu birtakım şekil bozuklukları vardı. Salonun da dışarıdaki sokaktan daha sessiz olduğu Page 233 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı söylenemezdi, çünkü hastalardan bazıları çok tuhaf sesler çıkarıyordu: lk sıranm ortasında durmuş, bir Gelecek Postası ile kendini hani harıl yelpazeleyen, yüzü terli cadı, ağzından buhar çıktıkça tiz bir ıslık koyuveriyordu; köşedeki pis sihirbaz, her hareket edişinde çan gibi çalıyordu ve her çınlamayla birlikte kafası öyle korkunç şekilde titreşiyordu ki, durdurmak için kendi kulaklarına yapışması gerekiyordu. Limon yeşili cüppeli cadılarla büyücüler, hastaların arasında bir aşağı bir yukarı yürüyor, sorular soruyor, Umbridge'inkine benzeyen yazı altlıklarına not alıyorlardı. Harry, göğüslerine işlenmiş olan amblemi fark etti: çapraz bir asa ile bir kemik. 624 Ron'a yavaşça, "Doktor mu onlar?" diye sordu. "Doktor mu?" dedi Ron, şaşkın görünüyordu. "Hani şu insanları kesen Muggle kaçıklardan mı? Hayır, onlar Şifacı." "Buraya gelin!" diye seslendi Mrs VVeasley, köşedeki sihirbazın yenilenen çınlamasını bastırarak. Onun peşine düşüp, Danışma yazan bir masada oturan tombul sarışın bir cadının önündeki kuyruğa girdiler. Arkasındaki duvar posterlerle kaplıydı, üzerlerinde ise şöyle şeyler yazıyordu: TEM Z B R KAZAN, KS R N ZEHRE DÖNÜŞMES N ÖNLER; EH L B R Ş FACI TARAFINDAN ONAYLANMADIKÇA, PANZEH R TAMZEH R SAYILIR. Uzun gümüşi renkte bukleleri olan bir cadının büyük bir portresi de vardı, üzerinde şunlar yazılıydı: Dilys Denuent St Mungo'nun Şifacısı 1722-1741 Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu Müdiresi 1741-1768 Dilys, VVeasley ekibini sanki onları sayıyormuşçasına inceliyordu: Harry ile göz göze gelince, çaktırmadan göz kırptı ve yürüyüp portresinden çıkarak kayboldu. Bu arada, kuyruğun başında genç bir büyücü, olduğu yerde garip bir dans gösterisi sunuyor ve ıstırap çığlıkları arasında, derdini masanın arkasındaki cadıya anlatmaya Çalışıyordu. "Bunlar yüzünden - ayy - kardeşimin bana verdiği ayakkabılar - örf - yiyorlar işte - AMAN ayaklarımı - bak625 sanıza şunlara, üstlerinde bir şey var herhalde - AAAH -uğursuzluk büyüsü ve ben de - AAAAAHH ayakkabıları çıkaramıyorum." Yanan kömürler üzerinde dans edermiş gibi sırayla bir ayağının, sonra ötekinin üstünde zıpladı. "Ayakkabılar okumana engel olmuyor, değil mi?" dedi sansın cadı asabi asabi, masasının sol tarafındaki büyük bir tabelayı işaret ederek. "Büyü Hasarı'na gitmen gerekiyor, dördüncü kat. Kat rehberinde dediği gibi. Sıradaki!" Büyücü yan yan, seke seke, hoplaya zıplaya yoldan çekilirken, YVeasley ekibi birkaç adım ilerledi ve Harry kat rehberini okudu: EŞYA KAZALARI............................................Zemin kat Kazan patlaması, asa geri tepmesi, süpürge çarpışmaları vs. YARATIKLARIN YOL AÇTIĞI YARALANMALAR............................................Birinci kat Isırıklar, sokmalar, yanıklar, gömük omurga vs. S H RL BÖCEKLER........................................ kinci kat Bulaşıcı hastalıklar, örneğin ejderhaçiçeği, kaybolma hastalığı, sıramantarca vs. KS R VE B TK ZEH RLENMELER ........Üçüncü kat Kızıllık ve lekeler, kusma, denetlenemez kıkırdama vs. BÜYÜ HASARI.........................................Dördüncü kat Kaldırılamayan uğursuzluk büyülen, nazar, yanlış uygulanmış büyüler vs. 626 Z YARETÇ ÇAYHANES / Page 234 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı HASTANE MAĞAZASI................................Beşinci kat EĞER NEREYE G DECEĞ N ZDEN EM N DEĞ LSEN Z, NORMAL KONUŞMA YET S NDEN YOKSUN-SANIZ YA DA N YE BURADA OLDUĞUNUZU HATIRLAMIYORSANIZ, HASTANEM Z N HOŞGEL-D NCADISI S ZE MEMNUN YETLE YARDIM EDECEKT R. şitme borulu, çok yaşlı, beli bükük bir büyücü, ayaklarını sürüyerek kuyruğun başına varmıştı şimdi. Hırıltılı bir sesle, "Broderick Bode'u görmeye geldim!" dedi. "Kırk dokuzuncu koğuş, ama korkarım vaktinizi ziyan ediyorsunuz," dedi cadı, başından savarcasına. "Kafası tamamen karışık, anlıyorsunuz ya - kendini hâlâ çaydanlık sanıyor. Sıradaki!" Canından bezmiş gibi görünen bir büyücü, üstündeki bebek tulumunun hemen arkasından çıkmış gibi görünen koskoca, tüylü kanatlarım çırpan küçük kızını sıkı sıkı ayak bileğinden tutuyordu. Cadı, daha ona sormadan, "Dördüncü kat," dedi sıkkın bir sesle. Adam, kızını garip biçimli bir tür balonmuş-çasına tutarak, masanın yanındaki çift kanatlı kapıdan ge-Çip yok oldu. "Sıradaki!" Mrs Weasley masaya ilerledi. "Merhaba," dedi, "kocam Arthur Weasley'nin bu sabah başka bir koğuşa taşınmış olması gerekiyordu, acaba bize söylemeniz -" 627 "Arthur VVeasley mi?" dedi cadı, parmağını önündeki uzun listeden aşağı doğru kaydırarak. "Evet, birinci kat, sağdan ikinci kapı, Dai Llewellyn Koğuşu." "Teşekkür ederim," dedi Mrs VVeasley. "Hadi, yürüyün bakalım." Onun ardına düşüp çift kanatlı kapıdan ve gerisindeki dar koridordan geçtiler; yine ünlü Şifacı'lann portrelerinin dizili olduğu koridor, tavanda szülen ve dev sabun köpüklerine benzeyen, içleri mum dolu kristal kabarcıklarla aydınlanıyordu. Onların geçtikleri kapıdan limon yeşili cüppeli başka cadılar ve büyücüler girip çıkıyordu; bir kapıyı geçerlerken, kötü kokan san bir gaz koridoru sardı, arada bir de uzaklardan ağlamalar duyuluyordu. Bir merdivenden çıkıp Yaratıkların Yol Açtığı Yaralanmalar koridoruna geldiler. Sağdan ikinci kapıda "Tehlikeli" Dai Lleıvellyn Koğuşu: Ciddi Isırıklar yazıyordu. Hemen altında ise pirinç bir çerçevenin içinde bir kart vardı, üzerinde elyazısıyla Baş Şifacı: Hippoc-rates Smethun/ck. Stajyer Şifacı: Augustus Pye yazıyordu. "Biz dışarıda bekleyelim, Molly," dedi Tonks. "Arthur bir seferde çok fazla ziyaretçi istemez... önce yalnızca aile girmeli." Deli-Göz homurdanarak bu fikri onayladığını belirtti ve sırtım koridor duvarına verip yerleşti, sihirli gözü her yöne dönüyordu. Harry de geri çekildi, ama Mrs Weasley elini uzatarak onu kapıdan içeri itti; bir yandan da, "Aptallık etme, Harry, Arthur sana teşekkür etmek istiyor," diyordu. Koğuş küçüktü; tek penceresi daracık olduğundan ve kapının karşısındaki duvarın tepesine yerleştirildiğinden, 628 hayli kasvetliydi de. Işığın çoğu, tavanın ortasında bir öbek oluşturmuş olan, parlayan kristal kabarcıklardan geliyordu. Duvarlar meşe kaplıydı ve birinde hayli zalim görünüşlü bir büyücünün portresi vardı; altında Urc/uhart Rackharroıv, 1612-1697, Bağırsak-sökücü Lanet'in Mucidi yazûıydi. Sadece üç hasta vardı. Mr Weasley koğuşun dibinde, minik pencerenin yanındaki yatakta yatıyordu. Harry onun, birkaç yastığı üst üste koyarak doğrulup oturmuş, yatağına düşen tek ışık huzmesinde Gelecek Postası okuduğunu görünce hem memnun oldu, hem rahatladı. Mr VVeasley onlar yaklaşırken başını kaldırıp baktı ve kimlerin geldiğini görünce yüzü sevinçle ışıldadı. "Merhaba!" diye seslendi, Gelecek Postası'm bir kenara atarak. "Bili az önce ayrıldı, Molly, işe gitmesi gerekiyormuş, ama daha sonra sana uğrayacakmış." "Nasılsın, Arthur?" diye sordu Mrs Weasley; onun yanağını öpmek için eğildi ve endişeyle yüzüne baktı. "Hâlâ biraz süzgün görünüyorsun." Mr VVeasley hoşnutlukla, "Kendimi çok iyi hissediyorum," dedi, sağlam koluyla Ginny'ye sarılarak. "Bu sargıları çıkarsalar, eve gidecek hale gelirim." "Niye çıkarmıyorlar, baba?" diye sordu Fred. "Eh, her deneyişlerinde şakır şakır kanamaya başlıyor da ondan," dedi Mr VVeasley neşeyle; komodinin üstünde duran asasına uzandı ve onu sallayarak, hepsi otursun diye yatağının yanında Page 235 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı altı iskemle yarattı. "Anlaşılan o yılanın dişlerinde hayli sıradışı türde, yaraları açık tutan bir zehir varmış. Ama bir panzehir bulurlar mutlaka; benden çok daha berbat olaylar gördüklerini 629 söylüyorlar ve ben de bu arada saat başı bir Kan-Tazele-me ksiri almak zorundayım. Ama oradaki adam," dedi, sesini alçaltarak; yeşil ve hasta görünen ve gözlerini dikmiş tavana bakan bir adamın yattığı karşıdaki yatağı başıyla işaret etti, "bir kurtadam tarafından ısırılmış, zavallıcık. Hiç tedavisi yok." "Kurtadam mı?" diye fısıldadı Mrs Weasley, korkmuş görünüyordu. "Herkese açık bir koğuşta güvenli mi yani? Özel bir odada olması gerekmez mi?" "Dolunaya daha iki hafta var," diye hatırlattı Mr Weas-ley ona, usulca. "Bu sabah onunla konuşuyorlardı, Şifacı'lar yani, neredeyse normal bir hayat sürdürebileceğine onu ikna etmeye çalışıyorlardı. Ona dedim - isim vermedim elbette - ama bir kurtadamı şahsen tanıyorum, dedim; çok iyi adamdır, bu durumu hayli rahat idare ediyor, dedim." "Peki o ne dedi?" diye sordu George. "Eğer çenemi kapamazsam beni ısıracağını söyledi," dedi Mr VVeasley hüzünle. "Ve şuradaki kadın," kapının hemen yanındaki, geriye kalan tek dolu yatağı gösterdi, "Şifacı'lara onu neyin ısırdığını söylemiyor, biz de bundan onun yasadışı bir şey bulundurduğunu sanıyoruz. Her ne idiyse bacağından hayli büyük bir parça almış, bandajı çıkardıklarında çok pis kokuyor." "Şimdi, neler olduğunu bize söyleyeceksin, değil mi, baba?" diye sordu Fred, iskemlesini yatağa yaklaştırarak. "Zaten biliyorsunuz, değil mi?" dedi Mr VVeasley, Harry'ye anlamlı bir şekilde gülümseyerek. "Çok basit -uzun bir gündü, uyuyakalmışım, gafil avlandım ve ısırılclım. 630 "Gelecek Postasz'nda yazıyor mu saldırıya uğradığın?" diye sordu Fred, Mr Weasley'nin bir kenara bıraktığı gazeteyi gösterdi. "Hayır, elbette yazmıyor," dedi Mr VVeasley, hafiften acı bir tebessümle, "Bakanlık kimsenin bilmesini ister mi, koca pis bir yılanın -" "Arthur!" diye uyardı onu Mrs VVeasley. "- yani - şey - beni soktuğunu," dedi Mr Weasley çabucak, ama Harry onun aslında bunu söylemek istemediğinden emin gibiydi. "Bu iş olduğunda neredeydin, baba?" diye sordu George. "O beni ilgilendirir," dedi Mr VVeasley, yine de hafifçe gülümsedi. Gelecek Postası'nı kaptı, silkeleyip açtı ve, "Siz geldiğinizde Willy VViddershins'in tutuklanmasını okuyordum," dedi. "Yazmki o kusan tuvaletlerin VVilly'nin marifeti olduğu ortaya çıktı, biliyorsunuz, değil mi? Uğursuzluk büyülerinden biri geri tepti, tuvalet patladı, onu enkaz içinde baygın, baştan aşağı -" " 'Görevdeydim' derken," diye alçak sesle onun sözünü kesti Fred, "ne yapıyordun yani?" "Babanızı duydunuz," diye fısıldadı Mrs VVeasley, "bunu burada tartışmıyoruz! VVilly VViddershins'i anlatmaya devam et, Arthur." "Eh, bana nasıl olduğunu sormayın ama, tuvalet suçlamasından kurtulmuş," dedi Mr VVeasley sıkıntıyla. "Tah-minimce biraz altın el değiştirmiştir -" "Onun başında nöbet tutuyordun, değil mi?" dedi George yavaşça. "Silahın? Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in Peşinde olduğu şeyin?" 631 "Kes sesini, George!" diye onu payladı Mrs VVeasley. "Neyse," dedi Mr VVeasley, sesini yükselterek, "Will) şimdi de Muggle'lara ısıran kapı tokmakları satarken yakalandı ve bu defa paçasını kurtarmayı becereceğini sanmıyorum, çünkü, bu yazıya bakılırsa, Muggle'lardan il tanesi parmaklarını kaybetmiş, acilen yeniden kemik büyütmek ve hafıza değiştirmek için şimdi St Mungo'day-mışlar. Düşünün bir kere, St Mungo'da Muggle'lar! Hangi koğuşa koydular acaba?" Ve bir tabela görmeyi umuyormuşçasına hevesle etrafına bakındı. Page 236 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Fred, "Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in bir yılanı var dememiş miydin, Harry?" diye sordu, bir yandan da tepki gösterecek mi diye babasına bakıyordu. "Muazzam bir yılan? Döndüğü gece görmüştün, değil mi?" "Bu kadarı yeter," dedi Mrs VVeasley hiddetle. "Deli-Göz ve Tonks dışarıdalar, Arthur, onlar da içeri gelip seni görmek istiyor. Siz ise dışarıda bekleyebilirsiniz," diye ekledi çocuklarıyla Harry'ye. "Sonra da gelip vedalaşırsımz. Hadi bakalım." Yeniden sürü halinde dışarı çıktılar. Deli-Göz ve Tonks içeri girdi, koğuşun kapısını arkalarından kapattılar. Fred kaşlarını kaldırdı. " yi," dedi sakin sakin, ceplerini karıştırarak, "tamam o zaman. Aman bize bir şey söylemeyin." "Bunları mı arıyordun?" dedi George, ten rengi bir sicim yığınına benzeyen bir şeyi uzatarak. "Zihnimi okudun," diye sırıttı Fred. "Bakalım St Mungo'da koğuş kapılarına Sarsılmaz Büyüsü yapıyorlar mı, ha?" 632 O ve George sicimin düğümünü çözdüler ve beş ayrı Uzayan Kulak'ı birbirinden ayırdılar. Fred ve George onları dağıttı. Harry bir tane alsın mı almasın mı, tereddüt etti. "Hadi, Harry, al şunu! Sen babamın hayatını kurtardın. Onu gizlice dinlemeyi hak eden biri varsa, o da sensin." Sırıtmasına engel olamayan Harry, sicimin ucunu aldı ve ikizlerin yaptığı gibi kulağına soktu. "Hadi, başla!" diye fısıldadı Fred. Ten rengi sicimler uzun, sıska solucanlar gibi kıvrıldılar ve kapının altından yılan misali geçtiler. Harry önce hiçbir şey duyamadı, sonra Tonks'un sanki yanı başında duruyormuş gibi bir açıklıkla fısıldadığını işitince yerinden sıçradı. "... bütün o bölgeyi aradılar, ama yılanı hiçbir yerde bulamadılar. Sana saldırdıktan sonra yok olmuşa benziyor, Arthur... ama Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen bir yılanın içeri girebileceğini sanmıyordu herhalde, değil mi?" "Sanırım onu gözcü olarak gönderdi," diye homurdandı Moody, "çünkü şimdiye kadar şansı yaver gitmedi, ha? Yok, bence neyle karşı karşıya olduğu hakkında daha iyi bir fikir edinmeye çalışıyor ve eğer Arthur orada olmasaydı, hayvanın etrafa bakınmak için çok daha fazla vakti olacaktı. Demek Potter hepsini gördüğünü söylüyor, öyle mi?" "Evet," dedi Mrs Weasley. Sesinde hayli gergin bir ton vardı. "Biliyor musunuz, Dumbledore Harry'nin böyle bir şey görmesini bekliyormuş sanki." 633 "Eh, evet," dedi Moody. "O Potter denen çocukta tuhaf bir şeyler var, hepimiz biliyoruz bunu." "Bu sabah Dumbledore'la konuştuğumda, Harry için kaygılanıyor gibiydi," diye fısıldadı Mrs Weasley. "Tabii kaygılanacak," diye homurdandı Moody. "Oğlan, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in yılanının içinden bir şeyler görüyor. Besbelli Potter bunun ne anlama geldiğini anlamıyor ama, eğer Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen onu ele geçiriyorsa -" Harry, Uzayan Kulak'ı kulağından çıkardı, kalbi büyük bir hızla çarpıyordu, yüzünü ateş basmıştı. Ötekilere baktı. Hepsi gözlerini dikmiş, ona bakıyorlardı, sicimler hâlâ kulaklarından sarkıyordu ve korkuya kapılmış bir halleri vardı. • . .• 634 Y RM ÜÇÜNCÜ BÖLÜM • •• • Kapalı Koğuşta Noel Dumbledore bu yüzden mi artık Harry ile göz göze gelmekten kaçınıyordu? O gözlerden Voldemort'un ona baktığını görmeyi mi bekliyordu, parlak yeşilin birden kırmızıya, gözbebeklerinin Page 237 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı ise bir kedininki gibi dikey çizgilere döneceğinden mi korkuyordu? Harry bir zamanlar Voldemort'un yılanımsı yüzünün nasıl zorla Profesör Quirrell'ın başının arkasından çıktığını hatırladı ve insanın kafatasmdan Voldemort'un baş vermesi nasıl bir his olurdu diye merak ederek eliyle kendi kafasını yokladı. Kendini pis, hastalıklı hissediyordu, ölümcül bir mikrop taşıyordu sanki; hastaneden dönerken metroda, zihinlerine ve bedenlerine Voldemort'un lekesi işlememiş, masum, temiz insanlarla birlikte oturmayı hak et-miyormuş gibi geliyordu Harry'ye... o yılanı görmekle kalmamıştı, o yılan olmuştu, bunu biliyordu artık... Sonra aklına gerçekten korkunç bir şey geldi, zihninde su yüzüne çıkan ve midesini yılan gibi buran bir anı. 635 Mürit dışında neyin peşindeymiş? Sadece sinsice elde edebileceği şeyler... silah gibi bir şey. Geçen sefer sahip olmadığı bir şey. Silah benim, diye düşündü Harry. Sanki damarlarında zehir akıyordu; onu donduruyor, karanlık tünelin içinde trenle birlikte sallanırken ter içinde bırakıyordu. Volde-mort'un kullanmaya çalıştığı benim, o yüzden nereye gitsem etrafımda korumalar var. Mesele benim korunmam değil, diğer insanların benden korunması, ama işe yaramıyor, Hogwarts'ta sürekli peşimde birini bulunduramaz-lar... Dün gece Mr VVeasley'ye gerçekten saldırdım, bendim o. Bunu bana Voldemort yaptırdı, şimdi bile içimde olabilir, düşüncelerimi dinliyor olabilir " yi misin, Harry7çiğim?" diye fısıldadı Mrs VVeasley, tren karanlık tünelin içinde hızla ve gürültüyle ilerlerken, eğilip Ginny'nin önünden başını uzatarak. "Pek iyi görün-müyorsun. Hasta mısın?" Hepsi ona bakıyordu. Başını çılgınca iki yana salladı ve gözlerini bir ev sigortası ilanına dikti. "Harry, canım, iyi olduğuna emin misin?" dedi Mrs VVeasley kaygılı bir sesle. Şimdi Grimmauld Meydanı'nm ortasındaki bakımsız çimin etrafından yürüyorlardı. "Öyle solgun görünüyorsun ki... bu sabah uyuduğuna emin misin? Şimdi hemen yukarı çıkıp yat, böylece akşam yemeğinden önce bir iki saat uyuyabilirsin, oldu mu?" Harry peki dercesine başını salladı; eline diğerleriyle konuşmamak için hazır bir mazeret geçmişti işte, zaten istediği tam da buydu. O yüzden Mrs VVeasley ön kapıyı açar açmaz aceleyle ifrit bacağı şemsiyeliğin ya636 nından geçip yukarıya, Ron'la birlikte kaldıkları yatak odasına çıktı. Odada volta atmaya başladı. ki yatağın ve Phineas Nigellus'un boş resim çerçevesinin önünden geçip duruyor, beyni sorularla ve gittikçe daha da korkunçlaşan fikirlerle kaynıyor, köpürüyordu. Nasıl yılan olmuştu? Belki de bir Animagus'tu... hayır, olamazdı, olsaydı bilirdi... belki Voldemort bir Animagus'tu... evet, diye düşündü Harry, bu uyuyordu işte, o olsa bir yılana dönüşürdü tabii... ve beni ele geçirdiğinde, ikimiz de biçim değiştiriyoruz... yine de bu, beş dakika içinde nasıl Londra'ya gidip geri döndüğümü açıklamıyor... ama Voldemort, Dumbledore'dan sonra dünyanın en güçlü büyücüsü sayılır, herhalde insanları öyle bir yerden bir yere taşımak onun için sorun değildir. Sonra, içinde aniden bir panik duygusu kabararak, ama bu delilik, diye düşündü, Voldemort beni ele geçiriyorsa, şu anda ona Zümrüdüanka Yoldaşlığı Karargâhı'nın nerede olduğunu açıkça gösteriyorum! Yoldaşlık'ta kimlerin bulunduğunu ve Sirius'un nerede olduğunu öğrenecek... ayrıca duymamam gereken bir sürü şey duydum, buraya ilk geldiğim gece Sirius'un söyledikleri... Tek seçenek vardı: Grimmauld Meydanı'ndan hemen ayrılması gerekiyordu. Noel'i diğerlerinden uzakta, Hog-warts'ta geçirecekti, böylece onlar hiç olmazsa tatilde güvende olurlardı... ama hayır, bu da işe yaramazdı, çünkü Hogwarts'ta da sakatlayacak ve yaralayacak birçok insan olacaktı. Ya bir dahaki sefere sıra Seamus, Dean ya da Ne-ville'e gelirse? Volta atmayı bıraktı ve gözlerini Phineas 637 Nigellus'un içi boş çerçevesine dikti. Midesine kasvetli bir his çöreklenmişti. Başka seçeneği yoktu: Page 238 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı Privet Drive'a dönecek, kendini diğer büyücülerden tamamen koparacaktı. Eh, madem böyle bir şey yapacaktı, oyalanmanın anlamı yoktu. Dursley'lerin onu, beklediklerinden altı ay önce kapı eşiğinde bulunca nasıl bir tepki vereceklerini düşünmemek için kendini zorlayarak sandığına gitti, kapağını kapayıp kilitledi, sonra da alışkanlıkla dönüp Hedvvig'e bakındı. Oysa Hedvvig tabii ki hâlâ Hogwarts'taydı - eh, en azından bir de onun kafesini taşımak zorunda kalmayacaktı. Sandığının bir ucundan tuttu. Tam kapıya doğru sürüklerken, kulağına küçümser bir ses geldi: "Kaçıyoruz, öyle mi?" Harry dönüp etrafına baktı. Portresinin tuvalinde belirmiş olan Phineas Nigellus, çerçevesine yaslanmış, Harry'yi yüzünde pek eğlenirmiş gibi bir ifadeyle seyrediyordu. "Hayır, kaçmıyorum," diye kestirip attı Harry, sandığını bir iki metre daha sürükleyerek. "Ben de sanıyordum ki," dedi Phineas Nigellus, sivri uçlu sakalını okşayarak, "Gryffindor binasından olman için cesur olman gerekiyor. Bana öyle geliyor ki, benim binam sana daha çok uyardı. Gerçi biz Slytherin'ler de cesu-ruzdur, ama aptal değilizdir. Mesela, öyle bir seçeneğimiz varsa, her zaman kendi kellemizi kurtarmayı seçeriz." "Ben burada kendi kellemi kurtarmıyorum," dedi Harry aksi aksi, sandığı kapının önündeki çarpık çurpuk, güve yemiş halının üstünden çekerek. 638 "Haa, anlıyorum," dedi Phineas Nigellus, hâlâ sakalını okşayarak, "bir ödlek gibi tüymüyorsun yani - asilce davranıyorsun." Harry onu duymazdan geldi. Tam uzanıp kapı tokmağını tutmuştu ki, Phineas Nigellus tembel tembel, "Sana Albus Dumbledore'dan bir mesajım var," dedi. Harry hemen arkasına döndü. "Ne diyor?" " 'Olduğun yerde kal/ " "Kıpırdamadım bile!" dedi Harry, eli hâlâ kapı tokmağında. "Ee, nedir mesaj?" "Az önce ilettim ya, alık," dedi Phineas Nigellus yumuşak bir sesle. "Dumbledore, 'Olduğun yerde kal,' diyor." "Niye?" dedi Harry hevesle, sandığının ucunu bırakarak. "Niye benim kalmamı istiyor? Başka ne dedi?" "Hiçbir şey," dedi Phineas Nigellus, ince siyah kaşlarından birini kaldırarak. Harry'yi münasebetsiz buluyor gibi bir hali vardı. Uzun otların arasından fırlayan bir yılan gibi, Harry'nin siniri birden burnuna sıçradı. Bitap düşmüştü, kafası son derece karışıktı, son on iki saatte dehşeti, rahatlamayı, sonra yine dehşeti yaşamıştı ve Dumbledore hâlâ onunla konuşmak istemiyordu! "Bu kadar mı yani?" dedi yüksek sesle. " 'Olduğun yerde kal', ha? O Ruh Emici'lerin saldırısına uğradıktan sonra söyledikleri tek şey de buydu zaten! Büyükler meseleyi çözüyor, sen yerinden ayrılma, Harry! Ama zahmet edip de sana bir şey anlatmayacağız, çünkü o minnacık beynin anlatılanı akmayabilir!" 639 "Biliyor musun/' dedi Phineas Nigellus, Harry'den de yüksek sesle, "işte tam da bu yüzden öğretmenlikten nefret ediyorduml Gençler her konuda haklı olduklarından öyle iflah olmaz şekilde eminler ki. Hogwarts Müdürü'nün sana planlarını en küçük ayrıntısına kadar anlatmamak için çok iyi bir sebebi olabileceği hiç aklına geldi mi, zavallı kurumlu züppem benim? Haksızlığa uğradığını düşünürken, şöyle bir durup da şimdiye kadar Dumbledo-re'un emirleri yüzünden asla zarara uğramadığını aklına getirdin mi? Hayır. Hayır, bütün gençler gibi, öylesine eminsin ki sadece senin düşünebildiğinden, sadece senin hissettiğinden, sadece senin tehlikenin farkında olduğundan, sadece senin Karanlık Lord'un neler planladığını -" "Benimle ilgili bir şey mi planlıyor yani?" dedi Harry çabucak. "Öyle bir şey mi dedim?" dedi Phineas Nigellus, ipek eldivenlerini sakin sakin inceleyerek. "Şimdi, izninle, ergenlik açılarıyla ilgilenmekten daha önemli işlerim var... sana iyi günler." Ve ağır ağır çerçevesinin kenarına doğru yürüyüp gözden kayboldu. " yi, git o zaman!" diye haykırdı Harry boş çerçeveye. "Dumbledore'a da de ki, hiçbir şey Page 239 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı yapmadığı için teşekkürler!" Boş tuvalden ses gelmedi. Burnundan soluyan Harry, sandığını tekrar yatağının ayakucuna çekti ve kendini güve yemiş nevresimlerin üzerine bıraktı. Gözleri kapalıydı, bedeni ağır geliyor, her yanı ağrıyordu. Sanki kilometrelerce yol gitmiş gibiydi... çok değil, 640 yirmi dört saatten az bir süre önce Cho Chang'm ökseotu-nun altında ona yakınlaşmış olması şimdi gözüne imkânsız görünüyordu... o kadar yorgundu ki... uyumaya korkuyordu... ama ne kadar dayanabileceğini bilmiyordu... Dumbledore ona burada kalmasını söylemişti... bu da uyumaya izni var demekti... ama korkuyordu... ya yine öyle bir şey olursa? Gölgelere gömülüyordu. . . Sanki kafasının içinde bir film vardı da başlamayı bekliyordu. Düz siyah bir kapıya doğru giden boş bir koridorda ilerliyordu, kaba taş duvarlar, meşaleler boyunca yürüyor, bir kapı aralığından geçip soldan aşağı inen taş basamaklara varıyordu. . . Siyah kapıya ulaştı, ama açamadı... öylece durup baktı, girmek için yanıp tutuşuyordu... tüm kalbiyle istediği bir şey vardı kapının ardında... düşlerinin ötesinde bir ödül... yara izinin batması bir geçse... o zaman daha berrak düşünebilirdi. . . "Harry," dedi Ron'un sesi, çok uzaklardan, "annem akşam yemeği hazır diyor, ama daha yatmak istiyorsan sana bir şeyler ayıracakmış." Harry gözünü açtı, ama Ron odadan çıkmıştı bile. Benimle tek başına kalmak istemiyor, diye düşündü Harry. Moody'nin dediklerini duyduğu için. içinde ne olduğunu öğrendiklerinden, artık kimsenin onu orada istemeyeceğini düşünüyordu. Yemeğe inmeyecekti; onları kendisiyle birlikte olmaya zorlamayacaktı. Öbür yanma döndü ve bir süre sonra tekrar uykuya daldı. Çok sonra, sabahın erken saatlerinde 641 l uyandı, açlıktan midesi kazmıyor, Ron yanındaki yatakta horluyordu. Kısık gözlerle odayı tararken, Phineas Nigel-lus'un yine portresinde durduğunu gördü ve aklına Dumbledore'un onu kendisini gözlemek için göndermiş olabileceği geldi, başka birine saldırırsa diye. Temiz olmadığı duygusu daha da güçlendi. Dumbledore'un sözünü dinlediğine biraz pişmandı... artık Grim-mauld Meydanı'nda hayat böyle olacaksa, belki de Privet Drive daha iyiydi. * Harry dışında herkes o sabahı Noel süslemelerini asmakla geçirdi. Harry, Sirius'un keyfinin bu kadar yerinde olduğunu görmemişti hiç; resmen Noel şarkıları söylüyordu, belli ki Noel'de yanında birileri olacağı için çok memnundu. Alt kattan gelen sesi, soğuk misafir odasında yankılanıyordu. Harry orada yalnız başına oturmuş, pencereden dışarıdaki havanın giderek beyazlaşmasını, kar sinyalleri vermesini izliyor, bir taraftan da diğerlerine onun hakkında konuşma fırsatı vermekten -ki mutlaka öyle yapıyorlardı- vahşice bir zevk alıyordu. Öğle yemeği vaktinde Mrs YVeasley'nin alt kattan ona seslendiğini duyunca, daha da yukarı çıktı ve onu duymazdan geldi. Akşam saat altı sularında zil çaldı ve Mrs Black yine çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Mundungus'un ya da başka bir Yoldaşlık üyesinin uğradığını düşünen Harry, saklandığı odanın, yani Şahgaga'nın odasının duvarına sırtını iyice yaslayıp, Hipogrifi ölü sıçanlarla beslerken kendisinin ne kadar aç olduğunu düşünmemeye çalıştı. 642 Birkaç dakika sonra birisi kapıya hızla vurunca küçük bir şok geçirdi. "Orada olduğunu biliyorum," dedi Hermione'nin sesi. "Lütfen dışarı gelir misin? Seninle konuşmak istiyorum." "Sen burada ne yapıyorsun?" diye sordu Harry, kapıyı açarken; o sırada Şahgaga, gözünden kaçmış sıçan parçası var mıdır diye, üzerine saman saçılmış zemini tırmalamaya devam ediyordu. "Annen ve babanla birlikte kayaktasın sanıyordum." "Şey, doğrusunu istersen, kayağa öyle pek de bayılmam," dedi Hermione. "O yüzden Noel için Page 240 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı buraya geldim." Saçında kar vardı, yüzüyse soğuktan al al olmuştu. "Ama Ron'a söyleme. Çok gülüyor diye ona kayak yapmanın güzel bir şey olduğunu söyledim. Annemle babam biraz hayal kırıklığına uğradı, ama sınavlar konusuna ciddi bakan herkesin çalışmak için Hogwarts'ta kaldığını söyledim onlara. Benim başarılı olmamı istiyorlar, anlarlar. Neyse," dedi çabucak, "hadi odana gidelim. Ron'un annesi orada bir ateş yakmış, sandviç de göndermiş." Harry onun arkasından ikinci kata indi. Yatak odasına girince, hem Ron'un hem de Ginny'nin onu orada beklediğini görüp şaşırdı. Ron'un yatağına oturmuşlardı. "Hızır Otobüs'le geldim," dedi Hermione havalı havalı, Harry daha bir şey demeye vakit bulamadan montu-nu çıkararak. "Dumbledore bu sabah ilk iş neler olduğunu anlattı bana, ama yola çıkmadan önce dönemin resmen sona ermesini beklemek zorundaydım. Umbridge burnunun dibinden kayboldunuz diye küplere binmiş durum643 da, hem de Dumbledore'un ona Mr VVeasley'nin St Mun-go'da yattığını ve hepinize onu ziyaret etme izni verdiğini söylemesine rağmen. Evet..." Ginny'nin yanına oturdu. ki kız ve Ron, başlarını kaldırıp Harry'ye baktılar. "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu Hermione. " yi," dedi Harry gergin gergin. "Ay, yalan söyleme, Harry," dedi Hermione sabırsızca. "Ron'la Ginny diyorlar ki, St Mungo'dan döndüğünüzden beri herkesten saklanıyormuşsun." "Demek öyle diyorlar, ha?" dedi Harry, Ron'la Ginny'ye ateş saçan gözlerle bakarak. Ron başını öne eğip ayaklarına baktı, ama Ginny pek utanmışa benzemiyordu. "E öyle yaptın!" dedi. "Ayrıca hiçbirimizin yüzüne bakmıyorsun!" "Asıl siz benim yüzüme bakmıyorsunuz!" dedi Harry kızgın bir sesle. "Belki sırayla bakıyorsunuzdur da birbirinizin bakışını kaçırıyorsunuzdur," dedi Hermione, ağzının kenarları bir gülümsemenin eşiğinde titreyerek. "Çok komik," diye çıkıştı Harry. Arkasını döndü. "Ay, bırak şu yanlış anlaşılıyorum hissini," dedi Hermione sert bir sesle. "Bak, bana dün gece Uzayan Ku-lak'larda duyduklarını anlattılar -" "Öyle mi?" diye homurdandı Harry. Elleri ceplerinde, dışarıda lapa lapa yağan karı seyrediyordu. "Hepiniz benim hakkımda konuşuyordunuz, ha? Eh, alışıyorum ufak ufak." "Seninle konuşmak istedik, Harry," dedi Ginny, "ama geri döndüğümüzden beri saklandığın için -" 644 "Kimsenin benimle konuşmasını istemedim," dedi Harry, gittikçe daha da kızdığını hissediyordu. "Eh, biraz aptallık etmişsin o zaman," dedi Ginny kızgın kızgın, "Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen tarafından ele geçirilmiş benden başka birini tanımadığına göre. Ben sana bunun nasıl bir his olduğunu söyleyebilirdim." Bu sözlerin etkisi içine işlediğinde, Harry olduğu yerde donakaldı. Sonra dönüp ona baktı. "Unutmuştum," dedi. "Ne şanslısın," dedi Ginny sakin sakin. "Özür dilerim," dedi Harry, bunu gerçekten kastederek. "Yani... yani, sence ele mi geçiriliyorum o zaman?" "Yaptığın her şeyi hatırlayabiliyor musun?" diye sordu Ginny. "Hafızanda, ne yaptığını hiç bilmediğin büyük boşluklar var mı?" Harry beynini zorladı. "Hayır," dedi. "O zaman Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen seni ele geçir-memiş," diye noktayı koydu Ginny. "Beni ele geçirdiğinde, her seferinde saatler boyunca ne yaptığımı hatırlaya-mıyordum. Kendimi bir yerde buluyor, oraya nasıl gittiğimi bilmiyordum." Harry ona inanmaya neredeyse cesaret edemiyordu, ama yüreği ferahlamıştı bile. "Ama babanla yılan hakkında gördüğüm o rüya -" "Harry böyle rüyaları daha önce de gördün," dedi Hermione. "Geçen yıl da Voldemort'un yaptıklarından bazı anlar görünmüştü gözüne." Page 241 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Bu farklıydı," dedi Harry, başını iki yana sallayarak. 645 "Yılanın içindeydim. Sanki yılan bendim... ya Voldemort beni bir şekilde Londra'ya göndermişse de -?" "Bir gün," dedi Hermione, iyiden iyiye kızgın bir halde, "Hogıvarts: Bir Tarih'i okuyacaksın, belki o zaman Hog-warts'ta Cisimlenilemeyeceğini ve Buharlaşılamayacağını unutmazsın bir daha. Voldemort bile yatakhanenden uçup gitmeni sağlayamazdı, Harry." "Yatağından hiç çıkmadın, abi," dedi Ron. "Seni uyandırmamızdan önce, en az bir dakika uykunda dönüp durduğunu gördüm." Harry düşünmeye ve yine odada bir aşağı bir yukarı yürümeye başladı. Söyledikleri şeyler yalnızca rahatlatıcı değildi, mantıklıydı da... düşünmeden, yatağın üzerindeki tepsiden bir sandviç alıp iştahla ağzına tıktı. Demek silah ben değilim, diye düşündü. Yüreği mutluluk ve rahatlamayla doldu, kapılarının önünden geçip Şahgaga'nın odasına doğru giden ve avaz avaz "Biz Şen Hipogrif leriz, Ne Hoş Gezeriz"i söyleyen Sirius'a eşlik etmek istedi. Noel için Privet Drive'a dönmeyi nasıl düşünebilmişti ki? Sirius'un evin yine dolmasından, özellikle de Harry'nin orada olmasından duyduğu sevinç bulaşıcıydı. Yazın gördükleri o asık suratlı ev sahibi gitmişti. Şimdi herkesin, Hogwarts'takinden daha çok olmasa da bir o kadar eğlenmesini sağlamaya kararlıydı. Noel arifesinde bıkmadan usanmadan çalışıp onların da yardımıyla etrafı temizledi ve süsledi. Öyle ki o akşam yatmaya gittiklerinde, ev tanınmayacak hale gelmişti. Kararmış şamdanlar 646 artık örümcek ağıyla değil, çobanpüskülü, altın ve gümüş serpantinlerle kaplıydı; havı dökülmüş halıların üzerinde sihirli kar yığınları parlıyordu; Mundungus'un getirdiği, canlı perilerle süslü kocaman bir Noel ağacı, Sirius'un so-yağacının önünü tamamen kapatıyordu. Holün duvarındaki doldurulmuş cin kafalarına bile Noel Baba şapkaları ve sakallan takılmıştı. Harry, Noel sabahı kalktığında, ayakucunda hediyelerden oluşan bir öbek buldu. Ron, daha büyük olan kendi paket yığınını açmaya koyulmuştu bile. "Bu yıl ganimet sağlam," dedi Harry'ye, bir kâğıt bulutunun arasından. "Süpürge Pusulası için sağol, harika; Hermione'ninkinden çok daha iyi -bana bir ödev planlayıcı almış-" Harry kendi hediyelerini karıştırıp Hermione'nin el-yazısını taşıyanını buldu. Ona da, günceye benzeyen, ama herhangi bir sayfasını açtığında "Şimdi yapmazsan sonra bedelini ödersin!" gibi şeyler söyleyen bir defter vermişti. Sirius ve Lupin, Harry'ye Pratik Savunma Sihri ve Karanlık Sanatlara Karşı Kullanımı adında harika bir kitap seti vermişlerdi. çinde anlatılan her tür karşı-büyü ve nazarın nefis, hareket eden renkli çizimleri vardı. Harry hevesle ilk cildi karıştırdı; D.O. planlarında kitabın çok işe yarayacağını hemen anladı. Hagrid tüylü bir kahverengi cüzdan göndermişti. Üzerindeki köpek dişleri hırsızlığa karşı bir tür önlem olmalıydı, ama ne yazık ki Harry'nin parmaklarını kaptırmadan içine para koymasını da imkânsız hale getiriyordu. Tonks'un hediyesi küçük, gerçeği gibi çalışan bir Ateşoku maketiydi. Harry onun odada uçuşunu izle647 yip, keşke gerçeği bende olsa, diye düşündü; Ron ona koca bir kutu Binbir Çeşit Fasulye Şekerlemesi vermişti, Mr ve Mrs Weasley her zamanki gibi el işi bir kazak ve biraz kıymalı börek, Dobby ise, gerçekten felaket bir tablo vermişti - Harry onu bizzat cinin yaptığından şüphelendi. Daha iyi görünür mü acaba diye tabloyu baş aşağı çevirmişti ki, şak diye bir sesle Fred ve George yatağının dibinde Cisimlendiler. "Mutlu Noeller," dedi George. "Aşağı inmeyin bir süre." "Niye?" dedi Ron. "Annem yine ağlıyor," dedi Fred sıkıntılı bir halde. "Percy, Noel kazağını geri göndermiş." "Hem de hiçbir şey yazmadan," diye ekledi George. "Babamın nasıl olduğunu sormamış, ziyaret falan da etmemiş." "Onu teselli etmeye çalıştık," dedi Fred, yatağın etrafından dolaşıp Harry'nin portresine bakarak. Page 242 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Percy'nin koca bir sıçan pisliği yığınından başka bir şey olmadığını söyledik." " şe yaramadı," dedi George, ağzına bir Çikolatalı Kurbağa atarak. "O yüzden işi Lupin devraldı. Aşağı inmeden önce ona annemi neşelendirmek için biraz zaman versek iyi olur sanırım." "O da ne, bu arada?" diye sordu Fred, Dobby'nin tablosuna kısık gözlerle bakarak. " ki siyah gözü olan bir şebeğe benziyor." "Harry bu!" dedi George, resmin arka tarafını işaret ederek. "Arkada öyle yazıyor!" 648 "Bayağı benzemiş/' dedi Fred sırıtarak. Harry ona yeni ödev güncesini fırlattı; günce karşı duvara çarpıp yere düştü ve, "Hiçbir ayrıntıyı ihmal etmediyseniz, şimdi istediğinizi yapabilirsiniz!" dedi mutlu mutlu. Kalkıp giyindiler. Evin sakinlerinin birbirlerine "Mutlu Noeller" diye seslendiklerini duyabiliyorlardı. Aşağı inerken Hermione'ye rastladılar. "Kitap için teşekkürler, Harry," dedi mutlulukla. "Yeni Numeroloji Kuramı'nı ne zamandır istiyordum! O parfüm de bayağı sıradışı, Ron." "Sorun değil/' dedi Ron. "Kimin için o, bu arada?" diye ekledi, Hermione'nin elindeki güzelce paketlenmiş hediyeyi başıyla işaret ederek. "Kreacher," dedi Hermione neşeyle. "Umarım giysi değildir!" diye uyardı onu Ron. "Siri-us ne dedi, unuttun mu? Kreacher çok şey biliyor, onu özgür bırakamayız!" "Giysi değil," dedi Hermione, "gerçi bana kalsa, giymesi için o üzerindeki paçavradan başka bir şey verirdim kesin. Hayır, yama işi yorgan bu. Yatak odasına renk getirir diye düşündüm." "Hangi yatak odası?" dedi Harry, Sirius'un annesinin portresinin önünden geçerlerken sesini iyice alçaltıp fısıldayarak. "Şey, Sirius oranın pek de yatak odası sayılmayacağını, daha çok bir... in olduğunu söylüyor," dedi Hermione. "Anlaşılan mutfağın yanındaki o yüklüğün içinde, kazanın altında uyuyor." Bodruma vardıklarında, orada bir tek Mrs VVeasley 649 vardı. Ocağın başında duruyordu. Onlara "Mutlu Noel-ler" dilediğinde sesi nezleli gibi çıktı, hepsi gözlerini ondan kaçırdılar. "Ee, Kreacher'ın yatak odası bu mu?" dedi Ron, kilerin karşısında bulunan, kir içindeki kapıya giderek. Harry o kapıyı hiç açık görmemişti. "Evet," dedi Hermione, sesi biraz ürkek çıkıyordu şimdi. "Şeyy... sanırım kapıya vursak iyi olacak." Ron parmaklarının boğumlarıyla kapıya birkaç kez vurdu, ama içeriden cevap gelmedi. "Üst katta sinsi sinsi dolaşıyordur," deyip kapıyı açıverdi. "Öğk!" Harry içeri baktı. Yüklüğün büyük bölümünü kocaman, eski moda bir kazan kaplıyordu, ama boruların altındaki yarım metreden az boşlukta, Kreacher kendine yuvaya benzeyen bir köşe yapmıştı. Yere türlü türlü paçavra ve kokmuş eski battaniyeler yığılmıştı; ortasındaki göçük, Kreacher'ın her gece kıvrılıp yattığı yeri gösteriyordu. Orada burada, eşyaların arasında bayat ekmek kabukları ve küflenmiş peynir parçaları vardı. Bir köşede küçük nesneler ve madeni paralar ışıldıyordu. Harry bunların, Sirius evi arındırırken Kreacher'ın bir hırsız gibi sinsice kurtardığı şeyler olması gerektiğini düşündü. Sirius'un yazın attığı gümüş çerçeveli aile fotoğraflarını da bulup geri getirmeyi başarmıştı. Camları kırık olabilirdi ama, içlerindeki küçük siyah-beyaz insanlar hâlâ ona azametle bakıyorlardı. Aralarında Dumbledore'un Düşünseli'nde mahkemesini izlediği esmer, şiş gözka-paklı Bellatrix Lestrange'ın da olduğunu görünce, Harry 650 midesinde bir kasılma hissetti. Görünüşe göre onunki, Kreacher'ın en sevdiği fotoğraftı; onu diğerlerinin önüne koymuş, hatta Büyülü Seloteyp'le camı beceriksizce onarmıştı. "Ben en iyisi hediyesini buraya bırakayım," dedi Her-mione. Paketi paçavraların ve battaniyelerin ortasındaki göçüğe özenle koydu ve kapıyı usulca kapadı. " yi, geldiğinde bulur nasıl olsa." "Düşünüyorum da," dedi Sirius, onlar yüklük kapısını kapatırken kilerden elinde koca bir hindiyle çıkarak, "aranızda son zamanlarda Kreacher'ı gören oldu mu?" "Buraya geldiğimiz geceden beri görmedim," dedi Harry. "Ona mutfaktan çıkmasını söylüyordun." Page 243 Harry Potter Zümrüdüanka Yoldaşlığı "Evet..." dedi Sirius, kaşlaıını çatarak. "Biliyor musun, galiba ben de en son o zaman gördüm... yukarıda bir yerde saklanıyor olmalı." "Gitmiş olamaz, değil mi?" dedi Harry. "Yani, belki sen 'dışarı' deyince, evden dışarı diyorsun sanmıştır." "Yo, yo, ev cinleri giysi verilmedikçe evden çıkamazlar. Ailenin evine bağlıdırlar," dedi Sirius. "Gerçekten isterlerse evden çıkarlar," diye karşı çıktı Harry. "Dobby yapmıştı bunu, iki yıl önce beni uyarmak için Malfoy'ların evinden çıkmıştı. Daha sonra kendini cezalandırması gerekti, ama yine de çıkmayı başardı." Sirius bir an canı biraz sıkılm