turkiye_ekonomisi_dersi_dis_ekonomik_iliskiler_2_ppt

turkiye_ekonomisi_dersi_dis_ekonomik_iliskiler_2_ppt -...

Info iconThis preview shows page 1. Sign up to view the full content.

View Full Document Right Arrow Icon
This is the end of the preview. Sign up to access the rest of the document.

Unformatted text preview: TÜRKİYE TÜRK EKONOMİSİNDE DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER TÜRKİYE’NİN DIŞ TİCARET REJİMİ TÜRK 24 Ocak 1980 İstikrar Programını takiben dış ticaret rejiminde önemli değişiklikler yapılmıştır.Yıllardan beri uygulanan ithal ikameci politika ,içe dönük sanayileşme modelinin benimsenmesinin doğal sonucu olarak dış ticarette kısıtlama ve yasaklamalar kaldırılmış ve dış ticaret giderek serbestleşmiştir. İhracatın Serbestleşmesi İhracat devletin kontrol ve denetiminde yapılmış ve ihracatta tescil ve lisans uygulanmıştır.İhracat üzerinden gümrük vergisi ve bazı dolaylı vergiler alınmıştır. 1980 sonrası dönemde ihracat rejimi , ihracatı özendirme ve arttırma temel amacına göre düzenlenmişti , ihracatta sürekli yeni mali teşvikler uygulanmıştır.Bunların başlıcaları , ihracata vergi iadesi , ihracata kredi ,ihracatın vergi resim ve harçlardan istisnası ve ihracatta döviz kullanma kolaylıklarıdır.İhracatçılara “vergi iadesi” adı altında , ülkeye kazandırdıkları dövizin TL karşılığı üzerinden ihracat türlerine ve miktarına göre değişen oranlarda doğrudan ödemeler yapılmıştır.Vergi iadesi sistemine , hayali ihracata ve yolsuzluklara neden olduğu gerekçesi ile , 1989 Nisanında son verilmiştir. İhracat teşvikleri , ihracatın gelişmesi temel etkisi yanında ,ihraç mallarının çeşitlenmesi , ürün ve ambalajlama kalitesinin yükselmesi , dış ilişkilerin yoğunlaşması ve yabancılar ile ortaklık kurma eğiliminin artması gibi olumlu etkileri olmuştur. İthalatta serbestleşme thalatta 1980'li yıllar Türki-ye’nin ithalat politikasında ithal ikamesine dayalı uygulamaların terk edilmeye başlandığı ve aşırı korumacı dış ticaret politikasının yerini giderek daha açık ve ihracata dayalı bir politikanın aldığı bir dönemin başlangıcı kabul edilebilir. kabul Gümrük Birliği kararının yürürlüğe girmesi Gümrük sonucu AB'nin Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) sonucu oranlarının benimsenmesi ile, gümrük tarife oranlar oranlarında önemli ölçüde indirimler gerçekleşmiştir. Buna ek olarak 1993 yılında ithalatta fon kesintisi Buna ve 1994 yılında da pek çok ithal üründe Toplu Konut Fonu uygulaması kaldırılmıştır. Diğer bir ifade ile ithalatın serbestleştirilmesi yolunda çok • İhracatı geliştirmek amacıyla alınması gereken tüm önlemler, özendirmeler ve yapılması gereken düzenlemeler Dış Ticaret Müşteşarlığının bağlı olduğu Devlet bakanlığının yetki ve sorumluluğuna bırakılmıştır. İhracatçı belgesi kaldırılmış. İhracatta uygulanan müeyyideler azaltılmış . hracatta Türkiye ,Gümrük Birliğine girerken ihracat teşviklerini AB’de uygulanan teşviklerle uyumlu hale getirme taahhüdüne girmiş ve bunu 1996 yılında ihracat rejiminde yaptığı değişikliklerle yerine getirmiştir. 2000’li yıllarda ticaret rejiminde kayda değer bir değişiklik olmadı • • • • Kaynakça Kaynakça o Prof. Dr. Hüseyin Şahin-Türkiye Ekonomisi o Muhittin Kaplan (2004),Gelişmekte Olan Ülkelerin Özellikleri Özellikleri o tüik KAMBİYO REJİMİ VE DÖVİZ KURU POLİTİKASI Türkiye’de, 1946-1980 döneminde Bretton Woods rejimi olarak bilinen ayarlanabilir, sabit kur rejimi ve sıkı kambiyo kontrolü uygulanmıştır. Ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki kuru (paritesi) IMF anlaşması uyarınca para otoritesi (Hükümet) tarafından resmi olarak saptanmış, döviz alım-satımı TCBM tarafından yapılmıştır. Bu sistemde yasal – serbest bir döviz piyasasının oluşmasına izin verilmemiştir. Öte yandan, yeni sanayileşen, ithal ikameci sanayileşme modeli uygulanan, döviz talebi döviz arzını aşan ve yapısal ve ekonomi politikası nedeniyle enflasyon baskısını ticari partnerlerinden daha yüksek yaşayan Türkiye resmi döviz piyasasında arz-talep dengesini gerçekleştiremediği için, resmi döviz piyasasının yanında her zaman bir karaborsa döviz piyasası olgusu ile yaşamıştır. Türkiye’de sabit döviz kuru rejimi ve kambiyo kontrolü genellikle gerçekçi olmayan döviz kuru oluşmasını, ulusal paranın aşırı değerlenmesine neden olmuştur. Aşırı değerlenmiş kur politikası ihracatı ve sermaye girişini engellemiştir. İç piyasa için üretim yerli üreticiler için çok daha cazip olurken, aşırı değerlenmiş döviz kuru, diğer bir çok etken ile birlikte yabancı sermaye girişine köstek olmuştur. DÖVİZ KURUNUN SERBESTLEŞMESİ SÜRECİ 1974-1980 döneminde ortaya çıkan ödemeler bilançosu bunalımlarını aşmak ve döviz açıklarına çare bulmak için alınan önlemler bağlamında TL’nin resmi kuru daha sık aralıklı devalüasyonlarla ayarlanmıştır. 24 Ocak 1980’den itibaren uygulanmaya konan dışa açılma ve serbest dış ticaret politikasının doğal sonucu olarak kambiyo rejimi giderek serbestleştirilmiştir. TL’nin yabancı paralar karşısındaki kurunun daha gerçekçi şekilde belirlenmesi yönünde adımlar atılmıştır. Serbest döviz kuruna geçiş süreci : 1. 1 Mayıs 1981-29 Aralık 1983 döneminde, döviz kurları ,uluslar arası döviz piyasasındaki gelişmeler ve iç dış fiyat endeksleri takip edilerek TCMB tarafından günlük olarak belirlenmeye başlamıştır 1. TL ‘nin yabancı paralar karşısındaki kurunu belirleme yetkisi TCMB bırakıldı. Ticari bankalar TCMB ‘nin “esas kur” unu temel alarak, kendi döviz alım –satım kurlarını belirleyeceklerdi. Döviz kurunun belirlenmesinde piyasa şartlarına yaklaşma imkanı getirmekle kalmadı, aynı zamanda kambiyo denetimini de önemli ölçüde yumuşattı. Türkiye’ de yerleşik kişilere yanlarında döviz tutma, aralarında döviz alım satımı yapma ve bankalarda döviz hesabı açtırma gibi işlemleri yapma serbesti getirilmiştir. Böylece kambiyo kontrolü çok büyük ölçüde kaldırılmıştır. 1. Temmuz 1985 tarihinde döviz kurunun serbest piyasa koşullarına bırakılması yolunda daha ileri yeni bir adım atıldı. Ticari bankalara döviz alım satımında uygulayacakları kurları müşterileri ile pazarlık yaparak serbestçe belirleme yetkisi tanındı. Ancak bu sistem kötüye kullanıldı, birkaç küçük banka aşırı döviz taahhüdünde bulunarak yüksek kurlardan döviz toplama yarışına girdiler. Bunun üzerine TCMB bankacılık sektöründeki olası bir bunalımı önlemek için bankaların serbestçe döviz kuru belirleme yetkilerinin kaldırdı ve bankaların döviz satımında uygulayacakları kuru, 1 Mart 1986’dan itibaren tekrar günlük olarak ilan etmeye başladı. Bankalar bu kuru %1 ‘ den fazla aşamayacaklardı. 4. Kambiyo denetiminin gevşetilmesi ve döviz kurunun serbestçe belirlenmesi yönündeki gelişme Ocak 1987’de alınan Karar ile sürdürüldü. Bankalar dışında bazı kuruluşlara (Yetkili Döviz Müesseseleri) belirli şartlarda döviz alım satımı yetkisi verildi. 5. Ağustos 1988 tarihinden itibaren TCMB bünyesinde döviz ve efektif piyasaları açıldı. TCMB, ticari bankalar , yetkili döviz müesseseleri ve özel finans kurumlarının katıldıkları bu piyasada arz ve talebe göre serbestçe oluşan fiyatlardan döviz ve efektif alım satım işlemleri yapılmaya başlandı. Bu uygulama ,piyasada TL’nin değerinin belirlenmesi yönünde atılmış önemli bir adım oldu. 1. Ödemeler bilançosunun cari işlemeler ve sermaye hesabı akımları büyük ölçüde serbestleştirildi. Yurt dışına çıkma şartı aranmaksızın isteyen herkese 5000 dolara kadar dövizi bankalardan satın alma imkanı açıldı. İhracatçılara ihracattan kazandıkları dövizin %70 ‘ini fiili ihraç tarihinden itibaren 90 gün içinde yurda getirerek yetkili kurumlara satma ,geri kalan %30 ‘u ise serbestçe kullanma hakkı tanındı. Altın ve değerli taşların ithali serbestleştirildi,TL ile ihracata izin verildi. Döviz kurunun belirlenmesi ve kambiyo rejimi konusunda alınan tüm bu kararların amacı, TL’yi konvertibl bir para durumuna getirmekti. IMF Nisan 1990’da TL’nin konvertibilitesini resmen tecil etmiştir. Ulusal para uluslararası döviz piyasalarında her türlü alım satımda kabul görmelidir ve ulusal paranın ulusal döviz piyasasındaki kuru ile uluslar arası piyasa ile bütünleşmelidir. Gerçek konvertibiliteye , sağlam bir ödemeler bilançosu pozisyonuna ve yeterli döviz rezervine erişmeden ,ekonomide enflasyon ,istikrarsızlığı ve güvensizliği ortadan kaldırmadan ulaşmak mümkün değildir. Türkiye bu kriterleri 1990’lı yıllarda tam olarak yerine getirmemiştir ve TL kısmen konvertible para niteliğinde görülmüştür. Buna karşılık Türkiye ekonomisinin 2003-2007 dönemindeki durumuna bakarak ,TL’nin artık konvertible bir para olduğu söylenebilir. Döviz kurunun belirlenmesi ve kambiyo rejiminin serbestleşmesi yönünde atılan adımlar Türkiye’yi uluslar arası sermaye hareketleri ile bütünleştirdi ve kısa vadeli yabancı sermaye girişini özendirdi. Bu sayede Türkiye cari açıklarını portföy yatırımını sermaye girişleri ile karşıladı,döviz darboğazı yaşamadı. Dış ticaret hacmindeki büyümeye paralel olarak artan cari açıklara rağmen döviz rezervler büyüdü. CARİ İŞLEMLER HESABININ DİĞER KALEMLERİ Ödemeler bilançosunda cari işlemler kategorisi altında, mal dış ticareti dışında yer alan temel hesap grupları, hizmet ticari hesabı, yatırım gelir ve giderleri hesabı,karşılıksız transferler hesabıdır. HİZMET TİCARETİNDE GELİŞ MELER Türkiye ‘ de hizmet pazarlaması adı altında yabancılarla gerçekleştirilen başlıca işlemler turizm, taşımacılık ,müteahhitlik hizmetleri, haberleşme-iletişim, finansal hizmetler,sigortacılık, diğer ticari hizmetler, resmi hizmetler ve diğer hizmet hesapları altında ödemeler bilançosuna kaydedilmektedir. Türkiye’de hizmet hesabı global bilançosu uzun yıllar fazla vermektedir ve dış ticaret bilançosu açığının kapatılmasında kısmen de olsa çare olmaktadır. Cari açığın önemli bir bileşeni olan hizmetler dengesi genel olarak Türkiye lehine fazla vermektedir. 2008 yılında bu fazla 17.4 milyar dolar olmuştur. 2009 yılının ilk çeyreğinde ise bu miktar 1.2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşmiştir. Bu kategoride yer alan navlun, sigortacılık ve finansal hizmetler kategorisinde Türkiye genel olarak açık vermekte; taşımacılık, inşaat ve turizm alanında ise fazla vermektedir. Yabancı sermaye girişlerine olan bağımlılığı nedeniyle, Türkiye’nin yakın bir gelecekte sigorta ve finansal hizmetlerde fazla vermesi beklenmemektedir. Bu açığı kapatıp döviz kazanabilir bir seviyeye gelmek için Türkiye, deniz ve ardından da demiryolu taşımacılığını geliştirmeli ve dünyaya hizmet vermek üzere kendi taşımacılık filosunu oluşturmalıdır. Öte yandan uzun vadede Türkiye’nin önemli bir markası olan turizm sektörünün, son dönemde içine girdiği hamle oldukça umut vericidir. Son yıllarda Türkiye, turizmde dünya ortalamasının üzerinde büyümektedir. 2008’de dünyada turizm ortalama %2 oranında büyürken, Türkiye’de %13 oranında büyümüştür. Turizm gelirleri 2007’de 18.5 milyar dolardan, 2008’de 21 milyar dolara yükselmiştir. 2009’da ise Türkiye’de 29 milyon turist ağırlanması ve bundan 24.9 milyar dolar turizm geliri elde edilmesi beklenmektedir. Küresel kriz nedeniyle Türk parasının değer kaybetmesi, yaşanmakta olan küresel krizde turiste daha ucuz bir tatil imkânı sağlayacağından, talepte büyük bir azalma beklenmemektedir. Cari Açık Rakamları Kaynak: T.C. Hazine Müsteşarlığı Yıllar Cari Açık (Milyar $) Cari Açık /GSMH (%) Büyüme (%) 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 -1.0 -6.4 2.6 -2.3 -2.4 -2.6 2.0 -1.3 -9.8 3.4 -1.5 -8.0 -15.6 -0.6 -3.5 2.0 -1.4 -1.3 -1.4 1.0 -0.7 -4.9 2.3 -0.8 -3.4 -5.3 6.4 8.1 -6.1 8.0 7.1 8.3 3.9 -6.1 6.3 -9.5 7.9 5.9 9.5 Türkiye’nin döviz giderlerinin döviz gelirlerinin üzerinde olduğunu, borçlanma ve yabancı sermaye yatırımlarının çözüm olarak çok da olumlu sonuçlar doğurmadığını ve uygulanan dış ticaret politikalarıyla ödemeler bilançosundaki dengesizliğin artarak devam edeceğini söyleyebiliriz. 2001 krizi sonrası uygulanmaya konulan dalgalı kur politikası düşük kur politikası haline getirilmiş ve yüksek reel faiz oranıyla da desteklenince Türkiye yabancıların fon değerlendirme cenneti haline gelmiştir. İşlerin yolunda gitmesi durumunda olagan kar transferlerini yapacak olan yabancılar, aksi durumda anapara +faiz toplamını geri çekecek ve ciddi çalkantılara sebebiyet verebilecektir. Yıllara göre cari açık tutarı, milli gelire oranı ve büyüme oranlarını gösteren Tablo ’dan da anlaşılacağı üzere, ülkemizde kriz yaşandığı YATIRIM GELİR GİDER HESABI DIŞ BORÇ FAİZ ÖDEMELERİ VE YURT DIŞ I FAİZ GELİRLERİ Türkiye, İkinci Dünya Savaşından sonra ekonomik kalkınmanın finansmanında yabancı kayna kullanmaya yönelmiştir. Hızlı kalkınma arzusu ve yerli kaynakların kalkınmanın finansmanı için yetersiz kaldığı düşüncesi ve İkinci Dünya savaşından sonra dünya politik ve ekonomik konjonktüründe gelişmeler Türkiye’yi bu tercihe yöneltmiştir. Türkiye bir yandan dış kredi arayışına girmiş,öte yandan yabancı sermaye doğrudan doğrudan yatırımlarını teşvik etmiştir. Ve 1948’den itibaren “Marshall Yardım Programı” çerçevesinde kredi şeklinde dış kaynak kullanmaya başlamıştır. Türkiye 1984 ‘den itibaren faiz gelirleri de elde etmeye başlamıştır. Dış ekonomik ilişkilerin giderek yoğunlaşması ve kredili mal ve hizmet satışları sonucu ödemeler bilançosuna faiz girişi kaydedilmiştir. Faiz gelirleri 1987’de 382 milyon dolar iken 1998’de 2481 milyon dolara ulaşmış,19842005 döneminde 22 yılda toplam 17.1 milyar dolar faiz geliri elde edilmiştir. Türkiye artık bir yandan dış borç ana para taksiti ve faiz borcu ödeyen , öte yandan dış aleme kredi açan ,yabancı ülkelerde yatırım yapan; faiz ve kar geliri elde eden bir ülke dir. Fakat bu hesabın bakiyesi büyük açık vermektedir. DOĞRUDAN YATIRIM GELİR VE GİDERLERİ Türkiye 1948 den beri doğrudan yabancı yatırımlarını teşvik etmiş fakat bu konuda 1980’lerin ikinci yarısına kadar umduğunu bulamamıştır.1980’den sonra dış ekonomik ilişkileri serbestleşmeye ve dünya ekonomik konjonktüründeki gelişmeye paralel olarak tatmin edici olmasa da yabancı sermaye girişi olmuştur.1990’lı yıllarda TL’nin konvertibilitesini ve sermaye hareketlerinin serbestleşmesini takiben portföy yatırımı altında kısa vadeli giriş çıkışına da başlamıştır. Yabancı sermaye yatırımları için Türkiye’den 6384 milyon dolar kar transferi yapılmıştır. Bu rakamın 3685 milyon doları 2003-2005 dönemine aittir. 1995-2005 dönemine ait kar transferleri çıkışı 32 milyar dolardır. 2000 2001 yıllarında doğrudan yatırımlar gelir-gider hesabı artı bakiye vermiştir. Portföy yatırımları gelir gider hesabına bakıldığında bu hesabın 1992-1999 döneminde toplam 1521 milyon dolar ,2000 2005 döneminde 52381 milyon dolar açık verdiği görülüyor. KARŞILIKSIZ TRANSFERLER Karşılığında kaynak transferi yapılmayan veya borç alacak ilişkisi doğurmayan uluslar arası işlemler karşılıksız transferler olarak nitelendirilmektedir. Bu işlemler resmi ve özel kuruluşlar tarafından gerçekleştirilebilir. Türkiye’nin ödemeler bilançosunda en büyük ve devamlılık arz eden karşılıksız transferler işçi gelirleri ve bedelsiz ithalattır. Uluslar arası kuruluşlardan veya devletlerden gelen resmi nitelikli bağış veya hibe biçiminde kaynak girişi veya Türkiye ‘den dışarıya karşılıksız kaynak transferleri olmaktadır. Yurt dışında yaşayan yurttaşların kısa süreli askerlik için ödedikleri bedeller,yabancılara ödenen vergi iadesi ve yabancı elçilik gelirlerinin yurt dışına transferi bu hesap altnda kaydedilmektedir. YURTDIŞ I İŞ Çİ GELİRLERİ İşçi gelirleri,Türkiye’nin ödemeler bilançosunda 1970-2000 döneminde otuz yıl süre ile önemli bir gelir kalemi olmuştur. İşçi gelirleri 10970 Ağustosu’nda yapılan devülasyondan sonra yılda bir milyar doları aşmıştır.1980 ‘li yıllarda ortalama 2.1 milyar dolar işçi dövizi resmi kanallardan yurda girmiştir.10980’li ve 1990 ‘lı yıllarda , ihracat gelirlerinin %15 ‘ini aşan ,işçi gelirleri ödemeler bilançosunun finansmanında vazgeçilmez bir kaynak haline gelmiştir.1990-2000 döneminde toplam 40 milyon dolar civarında işçi geliri yurda girmiştir. Bu para ile aynı dönemdeki petrol ve petrol türevleri alımlarının yaklaşık %80’ini veya dış borç faizi ödemelerinin %85 ‘ini ödemek mümkün olmuştur. İşçi gelirleri Türkiye ekonomisi için hala önemli bir kaynak olmaya devam etmektedir ve bu gelirlerin Türkiye ekonomisine katkısı çok fasladır. Türkiye için, işçi gelirlerinin 1990’lı yıllardan itibaren düşüşe geçeceği tahmin ediliyordu. Ancak ,2001 den itibaren işçi gelirlerinde keskin bir düşüş gözlenmektedir.1997-2000 dönemindeki yıllık ortalama 4.6 milyar dolar işçi gelirine karşılık 2001-2002 yıllarında ortalama 2.4 milyar dolara 2003-2006 yıllarında ortalama 800 milyon dolar düzeyine gerilemiştir. CARİ İŞLEMLER BİLANÇOSU BAKİYESİ ; CARİ AÇIK VEYA FAZLA Dış ekonomik ilişkilerin değerlendirilmesin de göstergesidir. cari denge temel performans 1980 ‘den sonra , ekonominin dışa açılma gayretleri sonucu ,doğrudan cari işlemler bilançosu açıklarına bağlı olmayan uzun vadeli sermaye giriş-çıkışı artmıştır. Türkiye’de ödemeler bilançosu TCMB tarafından hazırlanmaktadır. Son yirmi yılda Türkiye de cari işlemler bilançosu sadece beş yılda (1988,1989,1991,1994 ve 1998) fazla ile kapanmıştır. Bu yıllarda hizmet yılı fazlası ile net pozitif karşılıksız transferler toplamı ,dış ticaret bilançosu açığı ve yatırım hesabı net giderlerinden daha büyük gerçekleştiği için cari işlemler bilançosu fazla bakiye ile kapanmıştır. Bu yıllara ait fazla toplamı 7.4 milyar dolardır. Buna karşılık son 7 yılda (2000­2006)cari işlemler bilançosu 93.8 milyar dolar açık vermiştir. Bu açığın 54.5 milyar doları veya %58 ‘i 2005 ve 2006 yıllarına aittir. Cari açık 2005 yılında 22.6 milyar dolar,2006 yılında 31.9 milyar dolar düzeyine ulaşmıştır. Cari açık Türkiye ekonomisinin ciddi problemi veya yumuşak karnıdır, denilebilir. Cari açık kredi biçiminde dış kaynak kullanımı ile veya doğrudan yabancı sermaye yatırımı ile finanse edilebilir. Cari açığın finansmanı için başka bir alternatif portföy yatırımlarıdır. Fakat portföy yatırımı güvenilir ve uzun vadeli bir finansman yöntemi değildir. CARİ AÇIĞIN FİNANSMAN CAR YÖNTEMLERİ Cari açığı büyüyen bir ülkeye yeteli yabancı sermaye doğrudan yatırımı olmazsa veya yabancılara taşınmaz varlıklar satışı ile cari açığın finanse edilemezse borçlanmadaki başka çare kalmaz. Taşınmaz satışı ile açık finansmanı evdeki gümüşlerin satılması veya ülkenin varlıklarını yani geleceğini tüketmesi demektir. Cari açık olgusu başka bir açıdan değerlendirilebilir. Cari açık ülkenin yatırımlarının bir kısmını dış kaynak ile finanse etmesi demektir. Bunun da anlamı ülkenin hedeflenen büyüme hızını yurt içi tasarrufları ile finanse edememesidir. Görüldüğü gibi, yeterli iç tasarruf yapamayan ülkenin önünde şu seçenekler var: a) Büyüme hızını aşağı çekmek; ülke içi tasarruf ile finanse edilecek büyüme oranına razı olmak, b) Cari açığı dış borçlanma yolu ile finanse etmek;tasarruf açığını dış kredi kullanarak tamamlamak, c) Yabancı özel sermaye yatırımlarını özendirmek ve yatırımların bir kısmının doğrudan yabancı girişimcileri tarafından gerçekleştirilmesini sağlamak, d) Cari açığı varlık satışı ile finanse etmek. Yeni gelişen bir çok ülkenin yaptığı gibi, Yeni geli Türkiye de cari açığını doğrudan yabancı sermaye yatırımı ile finanse etmeyi istiyor, fakat yeterli yabancı sermaye yatırımı çekmediği için dış krediye başvurmak sorunda kalıyor. SERMAYE VE FİNANSE SERMAYE HESAPLARI Türkiye'nin ödemeler bilançosunda anlamda sermaye hareketleri iki temel hesap grubu içinde yer almaktadır. Bu hesap grupları; Cari Hesap katagorisinde Yatırım Gelir ve Giderli ve Finans Hesabı (sermaye hareketleri)dir. Cari hesap altında yatırım gelir ve giderleri olarak kaydedilen sermaye hareketleri, faiz gelirleri ve ödemeleri, kar transferleri ve menkul sermaye gelir ve giderleridir. Dikkat edilirse bunlar ana para sermaye transferleri değildir,geniş anlamda üretim faktörü olarak sermayenin getiri fakt veya kazançlarının transferidir. Kredi olarak veya özel sermaye reel yatırımı ve plasmanı şeklinde başka ülkelerde sermaye piyasası aracılığı ile üretime sunulan mali kaynakların getirileri faktör geliridir. Türkiye'de sermaye hesabı altında 25 yıldan bu yana, 1989 yılı dışında. bir kayıt düşülmediği görülüyor. Bunlar fonksiyonlarına ve özelliklerine göre dört gruba ayrılıyor ve finans hesabı altında kaydediliyor. 1) Doğrudan yatırımlar 2) Portföy yatırımları 3) Diğer yatırımlar (diger finansman hareketleri) 4) Rezerv varlıklar YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI YATIRIMLARI Özel yabancı sermaye hareketleri uluslararası kar ve faiz farklarının harekete geçirdiği otonom nitelikli işlemlerdir. Özel yabancı sermaye işlemleri iki şekilde ortaya çıkar. Bir yabancı sermayedar elindeki finansal kaynağı başka bir ülkede karlı bulduğu bir mal ve hizmet üretimi projesinin gerçekleştirilmesinde veya uzun vadeli değerlendirmeler sonucu taşınmaz mal alımında kullanabilir. İster dogrudan yatırım ister portföy yatırımı şeklinde gerçekleştirilsin, özel yabancı girişimcinin amacı finansal kaynağına daha fazla gelir sağlamaktır. Eğer bir ülkede finansal sermayenin ülke dışına çıkmasına izin veriliyorsa ve girişimci­sermayedar kendi ülkesinde gerçekleştirmeye değer proje bulamıyorsa elindeki fonları ile yabancı ülkelerde doğrudan yatırıma girebilir veya yabancılara ait hisse senedi ve tahvil satın alabilir. ÖZEL YABANCI SERMAYE DOĞRUDAN YATIRIMLARI DO İkinci Dünya Savaşından sonra özel kesim ağırlıklı, dışa açık bir iktisadi kalkınma politikası izleyen Türkiye, dış kaynak kullanımını artırma çabası içine girmiştir. Dış kaynak iktisadi kalkınmada hesaba katılan temel değişkenlerden birisi olmuştur. YABANCI SERMAYE DOĞRUDAN YATIRIMLARININ DO SEKTÖREL DAĞILIMI 2002­2006 Döneminde doğrudan uluslararası sermaye yatırımlarının sektörel dağılımı gösterilmiştir. Günümüzde yabancı sermayeden en büyük payı alan alt sektörler, bankacılık ve finansal hizmetler, haberleşme, ulaştırma, ticaret otel, pansiyon ve kamp işletmeciliğidir. Bunların arasından taşıma araçları ve taşıma araçları yan sanayileri gelmektedir. 1980 öncesinde yabancı sermayenin en fazla itibar ettiği sektörlerin başında imalat sanayi ve özellikle gıda sanayi dalı geliyordu. Yabancı sermaye yatırımlarının sektörel dağılımındaki değişme bize zaman içinde hangi sektörde karlılığın yükseldiğini hangilerinde nispi olarak gerilediğini göstermektedir. 1980 sonrası dönemde, sadece yabancı sermaye yatırımlarında değil, ulusal sabit sermaye yatırımlarında da hizmet sektörlerine doğru dikkat çekici bir kayma olmuştur. KREDİ KULLANIMI VE BORÇ KRED ÖDEMELERİ Türkiye'nin ödemeler bilançosunda doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımları dışında kalan ve diğer yatırımlar başlığı altında kaydedilen işlemlerin önemli bir kısmı değişik adlar ve biçimler altında kredi kullanımı ve borç taksitleri ödemeleridir. Krediler (döviz gişiri, yükümlülük artışı) diğer yatırımlar hesabın pasif tarafına kaydedilir. 1980'li ve 1990'lı yıllarda Türkiye'nin ödemeler bilançosunda hala asıl önemli yeri tutan sermaye hareketleri orta ve uzun vadeli krediler ile borç taksitleridir. Bu yıllar dış ekonomik ilişkilerde döviz sıkıntısının çekilmediği, rahat yıllar olarak takdim edilmektedir. ...
View Full Document

This note was uploaded on 02/13/2011 for the course ECONOMY 0132436892 taught by Professor Natalia during the Spring '10 term at Yeditepe Üniversitesi.

Ask a homework question - tutors are online