F.m.dostoyevski - Amcanın Rüyası

F.m.dostoyevski - Amcanın Rüyası

Info iconThis preview shows page 1. Sign up to view the full content.

View Full Document Right Arrow Icon
This is the end of the preview. Sign up to access the rest of the document.

Unformatted text preview: l €TEKİ YAYINEVİ €TEKi KLASİK Roman YAPIM €teki Ajans KAPAK TASARIMI Arif Turan REDAKT€R Celal İnal BASKI ve CİLT Emel Matbaası BİRİNCİ BASKI 1996 dostoyevski AMCANIN RƒYASI €TEKİ, A„t Yayıncılığın kuruluşudur. TƒRK‡ESİ Serpil DEMİRCİ Y€NETiM YERİ Mediha Eldem Sokak 52/1 06421 Kızılay/ANKARA Tel: 312 435 38 33 Fax: 312 433 96 09 ISBN 975-8012-52-5 BEYAZIT DEVLET KƒTƒPHANESi Tasnif No. Demirbaş No 891-733 349944 7804-P6 AMCANIN RƒYASIAMCANIN RƒYASI (Mordasovl'un kayıtlarından) BİRİNCİ BOLUM Marya Aleksandrovna Moskaleva, hi„ kuşkusuz Mordasov'un bir numaralı kadınıdır -bu hi„ tartışılmaz. Kadın, sanki hi„ kimseye ihtiyacı yokmuş, hatta tam tersine herkesin ona ihtiyacı varmış gibi davranır. Hi„ kimse onu sevmez, ˆstelik pek „ok kişinin ona karşı i„ten bir nefret beslediğini s‰ylemek de abartı olmaz. Ama ‰te yandan herkes ondan „ok korkar. Onun da istediği budur zaten. B‰yle bir istek politika gereğidir. Marya Aleksandrovna asılsız dedikodulara „ok meraklıdır ve eğer o gˆn kˆ„ˆk de olsa herhangi bir ‰nemli haberi yakalayamadıysa gece g‰zˆne uyku girmez. Bˆtˆn bunlara rağmen ‰yle bir tavır sergiler ki bu heybetli kadının dˆn-yanın ya da en azından Mordasov'un dedikodu kaynağı olduğu kimsenin aklına bile gelmez. Tam tersine insan onun yanındayken dedikodunun kesilmesi gerektiğini2dedikoducuların ‰ğretmenlerinin huzurundaki ‰ğrenciler gibi kizarıp bozaracağını ve tir tir titreyeceğini, yanında ancak „ok se„kin konuların konuşulması gerektiğini sanır. Mordasov'un bazı sakinleri hakkında ‰yle ciddi ve nazik şeyler bilir ki uygun bir ortamda bunlardan bahsedecek olsa ve hepsini yalnızca kendisinin bildiği bir yolla kanıtlasa, Mordasov Lizbon depremine3 eşdeğer bir sarsıntı ge„irirdi. Bildiği bu sırlar konusunda daima sessizliğini korur ve ‰zel koşullarda, en yakın hanım arkadaşlarından başka kimseye anlatmaz. Bildiklerini, konuyla ilgili kişiye son yumruğu atmaktansa, onu sˆrekli bir korku i„inde yaşatmak i„in tehdit unsuru olarak kullanır. Bu bir zekŠ ve strateji meselesidir! Marya Aleksandrovna her zaman aramızda herkesin ‰rnek aldığı o kusursuz comme il faut*'uyla dikkatleri „ekmiştir.Comme ilfaut s‰z konusu olunca Mordasov'un kadınları i„inde rakibi yoktur. Rakibini tek bir kelimeyle nasıl •ld‚receğini, param par„a edeceğini ve yok edeceğini iyi bilir, buna biz de tanık olmuştuk. Bu kelimeyi s•ylerken de ne yaptığının farkında bile değilmiş gibi g•r‚nmeyi becerir. Herkes de bilir ki bu ancak soylulara yakışır bir •zelliktir. Bu t‚r numaralarda Pinetti4'yı hi„ aratmayacağı s•ylenebilir. Sosyal ilişkilerinin alanı son derece geniştir. Mordasov'a gelen pek „ok ziyaret„i, onun konukseverliğinden gayet memnun bir şekilde gider ve sonradan haberleşmeyi de s‚rd‚r‚r. Bir beyefendi onun i„in bir şiir bile yazmıştı ve Marya Aleksandrovna bunu herkese gururla g•sterip durur. Ziyarete gelen bir yazar kısa romanını ona ithaf etmiş ve bir akşam toplantısında y‚ksek sesle okuduğu zaman „ok hoş bir etki yaratmıştı. Yalnızca bizim b•lgede bilinen boynuzlu bir b•cek t‚r‚n‚ incelemek i„in •zel bir ama„la ta Karlsruhe'den kalkıp gelen ve bu konuda d•rt ciltlik bir kitap yazan bir Alman bilim adamı Marya Aleksandrovna'nın zarifliği ve konukseverliği karşısında •ylesine hayrete d‚şt‚ ki bu* Gerektiği gibi, yakışık alacak bi„imde, se„kin, nitelikli. g‚ne kadar halen Karlsruhe'den saygılı ve kusursuz bir mektup arkadaşlığını s‚rd‚r‚yor. Marya Aleksandrovna bazı y•nlerden Na-polyon'a benzetilmektedir. Tabii bunun d‚şmanları tarafından yapılan ve ger„ek olmaktan „ok ,alay niyeti taşıyan bir şey olduğunu s•ylemeğe gerek yok sanırım. Bununla beraber, bir yandan bu benzetmedeki ink†r edilemez garipliği kabul ederken şu masum soruyu sormaya c‚ret edemeden de duramıyorum: ‡ok rica ederim, neden Napolyon boyundan b‚y‚k işlere kalkışıp beceremediğinde bile ne oldum delisi oldu acaba? Eski evin koruyucuları5 bunu, Napolyon'un sadece kraliyetten gelmemekle kalmayıp, iyi bir aileden gelen bir beyefendi bile olamaması ger„eğine dayandırmaktadırlar. Bu y‚zden de doğal olarak toplumdaki yerini hatırladık„a kendi durumunun y‚celiğinden dehşete d‚şm‚şt‚. Eski Fransız sarayını akıllara getiren b•yle n‚kteli bir benzetmeye rağmen ş•yle bir soru sormağa yine c‚ret ediyorum: Nasıl oluyor da Mordasov'un baş kadını olma •zelliğini hep elinde tutan Marya Aleksandrovna hi„bir koşulda ne oldum delisi olmamıştı? Kuşkusuz herkesin: "Bakalım Marya Aleksandrovna bu g‚„ durumun ‚stesinden nasıl gelecek?" diye sorduğu durumlar olmuştu. Ama o g‚„ durum ortaya „ıktığı gibi „ekip giderdi. Hem de „abucak! Her şey yine eskisi gibi hatta bazen eskisinden de daha iyi bir hale gelirdi. ˆrneğin, kocası Afa-nasy Matveich'in, yeteneksizliğinden ve aptallığından dolayı h‚k‚met m‚fettişinin gazabına uğrayarak memuriyetteki g•revini nasıl kaybettiğini herkes hatırlar. Herkes Marya Aleksandrovna'nın karamsarlığa d‚ş‚p, boyun eğeceğini, yalvarıp yakaracağını -yani kolunun kanadının kırılacağını- sanmıştı. Hi„ de •yle olmadı. Marya Aleksandrovna yalvarmakla bir yere varılamayacağını anladı ve her şeyi •yle bir ayarladı ki toplumdaki etkisine zarar getirmediği gibi evi Mordasov'un kalbur‚st‚ evi olarak anılmaya devam etti. Maliye memurunun eşi ve Marya Aleksandrovna'nın dışardan dostu gibi g•r‚nse de aslında m‚zmin d‚şmanı olan Anna Nikolayevna Antipova zaferini ilan etmişti bile. Ama herkes Marya Aleksandrovna'nın cesaretinin •yle kolay kolay kırılmadığını g•r‚nce, onun!Kendisinden biraz •nce s•z ettiğimize g•re, artık Marya Alek-sandrovna'nın kocası Afanasy Matveich hakkında birka„ kelime s•ylemenin sırası geldi. Onun hakkında ilk s•ylenecek şey gayet heybetli ve son derece prensipli bir adam olduğuydu. Bununla birlikte bir sıkıntı anında hemen paniğe kapılır ve hi„ g•rmediği bir „itle karşılaşan ke„iye benzerdi. ˆzellikle isim g‚n‚ yemeklerinde beyaz kravatlarından birini taktığı zaman olağan‚st‚ heybetli oluyordu. Ama b‚t‚n o heybetli tavrı ve haşmeti konuşmaya başladığı ana kadar s‚rerdi. B•yle bir anda, ifademi bağışlayın, kulaklara pamuk tıkamaktan başka bir „are yoktu. Hi„ kuşkusuz Marya Alek-sandrovna'ya layık biri değildi. Bu herkesin de kabul ettiği bir g•r‚şt‚. Bulunduğu mevkii elinde tutması da karısının becerisiydi. Benim fikrimce şimdiye kadar „oktan bir bostana korkuluk olarak konmuş olmalıydı. Ancak ve yalnızca orada vatandaşları i„in ger„ekten b‚y‚k bir yarar sağlardı. Marya Aleksandrovna, Afanasy Matveich'iMordasov'un ‚„ verst* dışındaki, y‚z yirmi n‚fuslu tek servetlerine s‚rg‚ne g•nderdiğinde •vg‚ye değer bir davranış sergilemişti. Şunu da s•yleyeyim, bu servetle kadın evinin onurunu layığıyla korumayı başarmaktadır. Herkes bilir ki kadın Afanasy Matveich'i yanında tutuyorsa bu, devlet dairesinde bir işi ve maaşıyla ...başka t‚r geliri olduğu i„indi. Maaşı ve diğer geliri kesilir kesilmez yeteneksizlik ve yararsızlık y‚z‚nden hemen g•zden d‚şt‚. O zaman herkes yargılarındaki d‚r‚stl‚k ve kararlı karakteri konusunda kadına •vg‚ler yağdırmıştı. Afanasy Matveich şehir dışında varlık i„inde yaşamaktadır. Bir kere onu g•rmeye gitmiş ve bir saat kadar onunla „ok hoş„a zaman ge„irmiştim. Kravatlarını takıp „ıkarıyor, kendi elleriyle ayakkabılarını boyayarak oyalanıyor. Yapacak kimsesi olmadığından değil, ayakkabılarının ışıl ışıl olmasından „ok hoşlandığı 1.07 km. Rus uzunluk •l„‚s‚. 10 i„in yapıyor bunu. G‚nde ‚„ kez „ay i„iyor ve buhar banyosuna „ok meraklı, halinden de gayet memnun. Bir bu„uk yıl kadar •nce, Afanasy Matveich ile Marya Alek-sandrovna'nın biricik kızları Zinaida Afanasyevna ile ilgili hepimizi hareketlendiren olayı hatırlıyor musunuz? Zinaida hi„ kuşkusuz g‚zel bir kadındır, iyi bir eğitim almıştır ama yirmi ‚„ yaşında olmasına rağmen evlenmemiştir. Neden h†l† koca bulamadığının a„ıklaması olarak ortaya s‚r‚lecek en •nemli sebep, bir bu„uk yıl •nce zavallı bir •ğretmenle yaşadığı s•ylenen garip aşk hik†yesinin daha unutulmamış dedikodularıdır. Bug‚n bile insanlar, Zina'nın yazdığı ve Mordasov'da elden ele dolaştığı s•ylenen aşk mektubunu konuşuyorlar. Ama s•ylesenize bu mektubu g•ren olmuş mu? Eğer elden ele gezmişse, şimdi nerede? Herkes duymuş ama hi„ g•ren olmamış. En azından ben onu kendi g•zleriyle g•ren hi„ kimseye rastlamadım. Eğer Marya Aleksandrovna'nın yanında bu konuda imada bulunacak olsanız, ne demek istediğinizi anlamayacaktır. Diyelim ki bu oldu ve Zina ger„ekten bu mektubu yazdı (ben b‚y‚k olasılıkla durumun b•yle olduğunu d‚ş‚n‚yorum): Bu Marya Aleksandrovna a„ısından b‚y‚k bir yeteneği sergilemektedir! Bu utan„ verici, rezil olay nasıl da •rtbas edilip, başarıyla gizlenmişti! Ne bir iz kaldı ne de ipucu! Şu anda Marya Aleksandrovna bu adi iftirayla ilgilenmiyor bile, oysaki Tanrı biliyor ya kadıncağız biricik kızının zedelenemez onurunu korumak i„in nasıl da „aba g•stermişti. Zina'nın h†l† bek†r olmasına gelince, bu gayet normal. Bu b•lgede uygun damat ne gezer? Zina'nın bir prensten başkasıyla evlenmesi hayal bile edilemez. Siz hi„ b‚t‚n g‚zellikleri g•lgede bırakacak b•yle bir g‚zellik g•rd‚n‚z m‚? Gururlu olduğu doğru, „ok gururlu. Herkes Mozglyakov'un ona kur yaptığını s•yl‚yor, ama evlilik s•z konusu bile olamaz. Hem Mozglyakov da kim? Doğru, gen„, yakışıklı, şık, y‚z elli n‚fuslu, ipoteksiz bir k•y‚ var ve St Petersburglu. Ama biliyorsunuz havai. Kafası yeni fikirlerle dolu, gevezenin ve ahmağın biri. Yeni fikirlere kapılmış biri i„in y‚z elli kişi ne işe yarar? Yo, bu evlilik olmaz. 11Değerbilir okuyucu tarafından okunan bu notları, beş ay •nce tam bir duygu yoğunluğu i„inde yazmıştım. Marya Aleksandrovna1 ya karşı biraz zayıf olduğumu da peşinen itiraf etmeliyim. Bu m‚kemmel kadına •vg‚ niteliğinde bir şeyler yazmağa niyetlenmiştim, hem de Kuzey Arısı ve benzer dergilerin zamanında („ok ş‚k‚r bir daha asla geri gelmeyecek olan), o eski sakin ve huzurlu g‚nlerde bir dosta yazılan muzip mektuplar gibi yazacaktım. Ama benim b•yle bir arkadaşım olmadığından ve ‚stelik doğuştan gelen edebi bir utanga„lık „ektiğim i„in yazdıklarım kalemimin edebi g‚c‚n‚n denenmesi ve boş saatlerin tatlı bir hatırası niteliğinde masamın „ekmecesinde durdular. Beş ay geride kaldı ve Mordasov'da hayret verici bir olay oluverdi birden. Bir sabah erken saatte Prens K. kasabaya geldi ve Marya Alek-sandrovna'nın evinde konakladı. Bu gelişin sayısız sonucu vardı. Prens, Mordasov'da yalnızca ‚„ g‚n kaldığı halde bu ‚„ g‚n, arkasında ka„ınılmaz ve silinemez hatıralar bıraktı. Daha da ileri gitmeğe c‚ret edip, Prens'in kasabamızda devrime benzer bir etki yarattığını s•yleyeceğim. Bu devrimin •yk‚s‚n‚n, Mordasov'un kayıtlarındaki en •nemli sayfayı oluşturduğunu s•ylemek sanırım doğru olur. Kısa bir kararsızlıktan sonra incelemeye ve saygıdeğer halkın d‚ş‚ncesine sunmaya karar verdiğim sayfa işte bu sayfa. Hik†yem, Marya Aleksandrovna'nın ve yuvasının y‚kselişi, zaferi ve g•rkemli bir şekilde „•k‚ş‚n‚n tam ve nefis tarih„esidir. Bu bir yazar i„in „ok „ekici ve değerli bir konudur. Herhangi bir şey yapmadan •nce ilk iş olarak, Prens K.'nin kasabamıza gelip Marya Aleksandrovna'nın evinde kalmasında şaşılacak ne olduğunu a„ıklamalıyım. Tabii bunu yapmak i„in de Prens K. hakkında birka„ kelime etmek gerekir. Ben de •yle yapacağım. Dahası, hik†yemizin iyice anlaşılabilmesi i„in bu adamın yaşam•yk‚s‚n‚ anlatmak zorunludur. İşte başlıyorum. 12 İKİNCİ BOLUM Prens K.'nin, Tanrı biliyor ya, hi„ de o kadar yaşlı bir adam olmadığın) s•ylemekle başlayacağım s•ze. Ama ona bir baksanız her an dağılıvereceğini sanırdınız. Hatta bitip t‚kenmiş olduğunu, tohuma ka„tığını d‚ş‚n‚rd‚n‚z. Mordasovlular bu Prens hakkında ne garip, ne inanılmaz hik†yeler anlatıp dururlardı. Yaşlı adamın aklının başında olmadığı bile s•yleniyordu. Tanınmış bir aileden gelen ve istese kasabada b‚y‚k bir etki yaratabilecek olan bir arazi sahibinin, muhteşem evinde keşiş hayatı s‚rmesini „ok garip buluyordu herkes. Pek „ok kişi onu, altı yedi yıl •nce Mordasov'da yaşadığı zamanlardan tanırdı. O zamanlar yalnızlığa dayanamadığını, b r keşişe uzaktan yakından benzemediğini s•ylerlerdi. İşte onun hakkında •ğrendiğim b‚t‚n ger„ekler: ‡ok eskilere kadar uzanan gen„lik yıllarında Prens, sosyeteye girip „ok hareketli bir yaşam s‚rm‚ş, para sa„ıp savurmuş, kadın peşinde koşmuş, birka„ kez yurtdışına „ıkıp aşk ser‚venleri ya13şamış. Pek dikkat „ekecek bir zek†sı olduğu s•ylenemezmiş. Tabii b‚t‚n servetini yiyip bitirdiğini ve ihtiyarlığında tek k•peğe bile muhta„ kaldığım belirtmeye gerek yoktur sanırım. Derken birisi ona, a„ık arttırmaya „ıkarılan topraklarına gitmesini •nermiş. O da •yle yapmış ve Mordasov'a gelip altı ay kalmış. Kasaba hayatını pek sevmiş ve bu altı ay i„inde kasabanın hanımlarıyla yakınlaşarak, Mordasov sosyetesinde sine qua non* olarak değerlendirilen, dolayısıyla da sıkıntı değil hareket yaratan, prenslere yakışır kişilik •zellikleri vardı ve temiz kalpli bir adamdı. ˆzellikle hanımlar „ekici konuklarına hayrandı. Prens g‚n‚n yarısını s‚s‚yle uğraşarak ge„irirdi. Sanki bir„ok par„anın biraraya getirilmesinden oluşuyor gibiydi. Nerede ve ne zaman bu kadar yıprandığını kimse bilmiyordu. Tek bir kılına kadar takma olan sa„ı, bıyığı, k‚„‚k sakalı ve favorileri simsiyahtı. Her g‚n allık ve pudra s‚rerdi. Y‚z‚ndeki kırışıkları germek i„in •zel teller kullandığını ve bu telleri kendine •zg‚ bir y•ntemle sa„ının altına sakladığını s•ylerlerdi. İtalya'da bir yerlerde, bir aşk ka„amağı sırasında pencereden atlayıp ka„mak zorunda kalınca, kaburgasını kırdığı ve bu y‚zden korse taktığı iddia edilirdi. Sol bacağı hafif aksardı, herkes Paris'te bir başka macerada bacağını kaybettiğini ve yerine mantardan takma bir bacak taktırdığını anlatırdı. İnsanın ağzı torba değil ki b‚zesin, konuşup dururlar! Bununla birlikte sağ g•z‚n‚n, tıpkı aslı gibi, m‚kemmel bir şekilde yapılmış camdan bir g•z olduğu doğruydu. Dişleri de takmaydı. G‚n boyu y‚z‚n‚ •zel sularla yıkar, kremler ve parf‚mler s‚rerdi. O zamanlar bile Prens'in g•zle g•r‚l‚r bir bi„imde ihtiyarladığını ve dayanılmaz şekilde gevezeleştiğini herkes „ok iyi hatırlar. Havası yavaş yavaş sona eriyormuş. Tek k•peği bile kalmadığını bilmeyen yokmuş. Sonra birden, hi„ beklenmedik bir anda, Paris'te yaşayan ve mirasından pay almayı aklının ucundan bile ge„irmediği „ok ihtiyar bir akrabası •lm‚ş. Kadının en son yasal miras„ısı da bir ay •nce •ld‚ğ‚ i„in Prens hi„ beklenmedik bir anda yasal olarak miras„ısı oluvermiş. Mordasov'un altmış verst uza* Vazge„ilmez, olmazsa olmaz. ğında, d•rt bin n‚fuslu, muhteşem bir m‚lk hi„ kimseyle pay-laşılmaksızın ona kalmış. İşlemleri y‚r‚tmek i„in hi„ zaman kaybetmeden St Petersburg'un yolunu tutmuş. Bizim hanımlar ona muhteşem bir veda yemeği d‚zenlemişler. Prens yemekte son derece neşeliymiş. Ne şakalar yapmış, ne fıkralar anlatıp herkesi g‚l‚p ge„irmiş! İlk fırsatta Dukhanovo'ya (yeni m‚lk‚n‚n adı) taşınacağına ve Petersburg'dan d•n‚nce balolar, piknikler, havai fişek g•sterileri d‚zenleyeceğine s•z vermiş. Gidişinden sonra bir yıl boyunca hanımlar, sevgili dostlarını sabırsızlıkla beklerken hep bu şenlikleri konuşmuşlar. Hatta o d•nene kadar Dukhanovo'ya turlar bile ayarlanmış. Malik†ne, i„inde aslan şeklinde kesilmiş akasya ağa„ları, yapma tepecikler, ‚zerinde tahtadan yapılmış T‚rk heykellerinin kaval „aldığı botların y‚zd‚ğ‚ g•ller, yaz evleri, „adırlar ve daha pek „ok eğlence merkezinin olduğu bir parkın i„indeymiş. Sonunda Prens geri d•nm‚ş. Ama beklenenin tersine, Mor-dasov'da hi„ duraklamadan doğruca Dukhanovo'ya gidip keşiş gibi kendini eve kapatması herkesi hayrete d‚ş‚rm‚ş. Garip dedikodular yayılmış. O zamandan bug‚ne dek Prens'in hik†yesi h†l† tuhaflığını ve inanılmazlığını korumaktadır. St Petersburg'da işlerinin pek yolunda gitmediği s•yleniyordu. İleride miras„ısı olacak bazı akrabaları, hi„ kuşkusuz yine paralan sa„ıp savuracağı korkusuyla akli dengesinin yerinde olmadığını ileri s‚rerek onu vesayet altına almaya kalkışmışlardı. Bu kadarla kalsa gene iyi. Bazılarına g•re, onu tımarhaneye kapatmaya bile uğraşmışlardı. Neyseki, s•z‚ ge„en bir beyefendi ondan yana „ıkmış ve zaten her yanı takma olan zavallı Prens'in bir ayağının „ukurda olduğunu, yakında nasıl olsa •leceğini ve tımarhaneye hi„ gerek kalmadan mirasına konacaklarını ileri s‚rm‚şt‚. Yine s•yl‚yorum, insanların ağzı torba mı ki b‚zesin, hele de Mordasov'dakilerin? Dediklerine g•re, b‚t‚n bu olanlar Prens'i „ok korkutmuş ve tamamen değişip keşiş hayatı s‚rmesine neden olmuştu. Bazı Mordasovlular onu kutlamak i„in yanına gitmişler ama ya hi„ kabul edilmemişler ya da „ok garip bir şekilde karşılanmışlardı. Prens eski dostlarını hatırlamamıştı bile. S•ylediklerine g•re hatırlamak istememişti. 14 15Vali bile onu ziyarete gitmişti. D•nd‚ğ‚ zaman Prens'in aklının pek yerinde olmadığını s•ylemişti. Herkes, Dukhanovo'ya yaptığı ziyaretten s•z ederken y‚z‚n‚ eksilirdi. Hanımlar da •fkeliydiler. Sonunda „ok •nemli bir ger„eği ortaya „ıkarmayı başardılar. Daha •nce hi„ kimsenin adını sanını duymadığı, Stepanida Matveyevna diye biri Prens'in idaresini eline almıştı. St Petersburg'dan onunla beraber gelen, ne olduğu belirsiz, bu iri yan kadın patiska elbiseler giyiyor ve elinde bir yığın anahtarla dolaşıyordu. Prens, bir „ocuk gibi, her konuda onu dinliyor, izni olmadan adım bile atmıyordu. Kadın Prens'i kendi elleriyle yıkıyor, bir bebek gibi onu her yere taşıyor ve şımartıyordu. Dahası, b‚t‚n ziyaret„ileri ondan uzak tutuyordu, •zellikle de artık yavaş yavaş Dukhanovo'ya keşfe gelen akrabalarım. Mordasov'da „oğu kadınlar olmak ‚zere hemen herkes bu akıl almaz, gizli ilişkiyi konuşuyordu. Stepanida Matveyevna' nın Prens'in m‚lk‚ ‚zerinde tam, sınırsız ve kesin bir yetkisi olduğunu da s•yl‚yorlardı. ‡iftlikteki k†hyaları, hizmet„ileri, uşakları işe alıp işten „ıkaran ve para işlerine bakan da oydu. Her şeyi •yle iyi idare ediyordu ki k•yl‚ler hallerinden „ok memnunlardı. Prens'e gelince, dediklerine g•re b‚t‚n g‚n işi g‚c‚, s‚s‚yle ilgilenmek, peruklarını denemek, ceketlerini giyip „ıkarmaktı. Geri kalan zamanını Stepanida Matveyevna ile beraber ge„iriyor, k†ğıt oynuyorlar, fal bakıyorlardı. Prens, sırf g•steriş olsun diye arada sırada İngiliz kısrağına biniyor ve eyer ‚zerinde g‚„ durduğu i„in Stepanida Matveyevna droşki* ile ona eşlik ediyordu. Bazen de ‚zerinde paltosu, başında geniş kenarlı bir şapka, boynunda pembe bir hanım eşarbı ve tek g•z‚nde g•zl‚kle, sol eline bir sepet alıp mantar, kır „i„eği ve peygamber„i„eği toplamağa „ıkıyordu. B•yle zamanlarda Stepanida Matveyevna hemen yanı başında oluyor, iki irikıyım uşak ile her ihtimale karşı bir de fayton arkalarından geliyordu. Yolda karşılaştıkları bir mujik** hemen kenara „ekilerek şapkasını „ıkarıyor ve selam verip: "İyi g‚nler Prens Hazretleri, * D•rt tekerlekli bir Rus arabası. ** ‡arlık zamanındaki Rus k•yl‚s‚. 16 g•z‚m‚z‚n nuru!" diyordu. Prens de hemen g•zl‚ğ‚n‚ d‚zeltip ona bakıyor, dost„a başını sallayıp, samimi bir şekilde: "Bonjour, mon ami, bonjour* diye karşılık veriyordu. Buna benzer pek „ok dedikodu Mordasov'da yayıldı. Prens'i unutmaları olanaksızdı. B•ylesine i„ i„e yaşıyorlardı işte! G‚zel bir sabah, bu keşiş kılıklı, antika adamın yalnız başına Mordasov'a gelip Marya Aleksandrovna'mn evinde kaldığı dedikodusu yayılınca, herkes hayretler i„inde kaldı! Bir telaş, bir heyecan yaşandı. Herkes bir a„ıklama bekliyor, herkes birbirine: "Neler oluyor?" diye soruyordu. İ„lerinden bazıları Marya Alek-sandrovna'ya gitmeğe bile kalkıştı. Prens'in gelişi herkesi hayrete d‚ş‚rm‚şt‚. Hanımlar birbirlerine notlar yazdılar, buluşmalar ayarlandı, hizmet„ilerini ve kocalarını keşif turlarına g•nderdiler. Prens'in başka bir yerde değil de Marya Aleksandrovna'da kalması •zellikle herkesi şaşırttı. Hele de Prens'in uzaktan akrabası olan Anna Nikolayevna Antipova bu duruma „ok i„erledi. B‚t‚n sorularına yanıt alabilmek i„in Marya Aleksandrovna'nın evine bizzat gitmekten başka bir „aresi yoktu. Değerbilir okuyucu bu ziyarete konuk olacaktır. Şu anda sabahın onu, ama Marya Aleksandrovna' nın bu tanıdıkları geri „evirmeyeceğine eminim. Bizi de kesinlikle kabul edecektir. G‚naydın dostum, g‚naydın. 17 ‹‡‹NC‹ BˆL‹M Saat sabahın onu. Marya Aleksandrovna'nın Main Caddesi' ndeki evinde, evin hanımının •zel g‚nlerde 'salon' olarak adlandırdığı odadayız. Marya Aleksandrovna'nın bir de •zel oturma odası var. Odanın zemini gayet g‚zel cilalanmış, duvarları •zel olarak ısmarlanmış, ince bir k†ğıtla kaplı. Hantal mobilyalarda kırmızı h†kim. ‹zerinde ayna asılı bir ş•mine var. Aynanın •n‚nde, heykelden motiflerle s‚sl‚, olduk„a zevksiz, bronz bir saat duruyor. Pencerelerin arasındaki duvarlarda, •rt‚leri kaldırılmış, iki b‚y‚k ayna ve onların •nlerinde de k‚„‚k sehpaların ‚zerinde iki saat daha var. Arkadaki duvarın dibinde, Zina i„in getirilmiş, koskoca bir piyano duruyor. Ne de olsa Zina bir m‚zisyen. Koltuklar yapay bir d‚zensizlik yaratmak amacıyla, yanmakta olan ş•minenin etrafına gelişig‚zel konmuş. Ortalarında da k‚„‚k bir sehpa var. Odanın •b‚r ucunda, ‚zerine g•z kamaştıracak kadar beyaz bir •rt‚ serilmiş masada g‚m‚ş bir semaver fokurduyor ve g‚zel bir „ay tepsisi hazır bekliyor. Semaver ve „ay, Marya Aleksandrovna'nın evinde kalan, uzak akrabası Nastasya Petrovna Zyablova'nın kontrol‚ altında. Bu 18 hanım hakkında da birka„ s•z s•yleyelim: otuzunu aşmış, siyah sa„lı, cildi dipdiri, canlı g•zleri koyu kahverengi bir dul. Olduk„a hoş bir kadın, akıllı, kuşkusuz dedikoduya d‚şk‚n ve her şeyi istediği gibi ayarlamayı bilen biri. Bir yerlerde okula giden iki „ocuğu var, yeniden evlenmeyi „ok istiyor ve başına buyruk hareket ediyor. Kocası bir subaymış. Marya Aleksandrovna, ‚zerinde kendisine „ok yakışan, a„ık yeşil bir elbise, muhteşem bir edayla, ş•minenin yanında oturuyor. Şu anda, yukarıda bir yerlerde s‚s‚yle ilgilenen Prens'in gelişinden son derece memnun. ˆyle memnun ki sevincini gizlemeye gerek duymuyor. ˆn‚nde duran delikanlı, birtakım hareketlerle ona bir şeyler s•yl‚yor. Dinleyicisini memnun etmek istediği g•zlerinden belli. Yirmi beş yaşlarındaki bu delikanlı, zeki ve hareketli g•r‚nmek i„in „aba harcamasa hi„ de fena bir „ocuk değil. ‡ok zevkli giyinmiş, olduk„a yakışıklı, sarışın biri. Ondan daha •nce de s•z etmiştik, hani şu gelecekte b‚y‚k umutlar vaadeden Bay Mozgl-yakov. Marya Aleksandrovna'ya g•re bir z‚ppe olmasına rağmen, yine de ona iyi davranıyor. Kızı Zina'nın peşinde, kendi deyimiyle ona deli oluyor. İkide bir Zina'ya d•n‚yor, aklıyla ve neşesiyle onu g‚ld‚rmeye uğraşıyor. Ama kız ona karşı olduk„a soğuk ve ilgisiz. Piyanonun yanında durmuş nota defterini karıştırıyor. Girdiği ortamda hayranlık uyandıracak tipteki kadınlardan. Akıllara durgunluk verecek kadar g‚zel. Uzun boylu, siyah sa„lı, kapkara iri g•zl‚, enfes v‚cudu olan bir kadın. Omuzları ve kolları ideal •l„‚lerde, başkan „ıkarıcı bacaklarıyla bir krali„e gibi y‚r‚yor. Bug‚n nedense biraz solgun. Yine de bir kere bakmakla bile ‚„ gece r‚yalarınızı s‚sleyecek kadar g‚zel, dolgun, kırmızı dudakları ve inci gibi ışıldayan k‚„‚k dişleri yeter. Y‚z ifadesi ciddi ve sert. M•sy• Mozglyakov sanki onun bakışlarından korkuyor, en azından ona bakmaya cesaret ettiği her sefer titriyor. Kibirli tavırları, karşısındakini aşağılar nitelikte. Beyaz, pamuklu, sade bir elbise giymiş. Beyaz ona „ok yakışıyor. Zaten yakışmayan bir şey yok ki! Parmağında sa„ telinden yapılmış bir y‚z‚k var. Rengine bakılırsa 19annesinin sa„ı değil. Kimin sa„ı olduğunu sormaya cesaret etmek Mozglyakov'un harcı değil. Zina bu sabah pek konuşkan sayılmaz, hatta sanki bir şey i„in endişeliymiş gibi h‚z‚nl‚. ˆte yandan, Marya Aleksandrovna da hi„ durmadan konuşuyor. Ara sıra da kızına, sanki korkuyormuş gibi gizlice, kuşkulu ve garip bir bakış atıyor. "Sizi g•rd‚ğ‚me „ok sevindim, „ok sevindim, Pavel Alek-sandrovich" diye seslendi, "şimdi i„imden pencereye „ıkıp bağırarak herkese duyurmak geliyor. S•ylediğiniz tarihten iki hafta •nce gelmeniz Zina ve benim i„in bir s‚rpriz oldu, bunu s•ylemeye bile gerek yok! Hele sevgili Prens'i getirmenize ne kadar sevindiğimi anlatamam. Şu „ekici ihtiyarı ne kadar sevdiğimi biliyor musunuz? Ama yo, yo! Siz anlayamazsınız! Ne kadar anlatsam da sizin gibi gen„ kuşak benim coşkumu anlayamaz! Altı yıl •nce, ne g‚zel g‚nler yaşadık, hatırlıyor musun Zina? Ah, az kalsın unutuyordum, sen o zaman teyzenle kalıyordun... inanmazsınız Pavel Alek-sandrovich, ben onun akıl hocası, kardeşi, annesiydim! ‡ocuk gibi dinlerdi beni! İlişkimizde saf, y‚ce ve yumuşak bir şeyler vardı, hatta biraz da pastoraldi... Nasıl anlatacağımı bilemiyorum! Bu y‚zden şimdi bile evimi minnetle anar, cepauvreprince*. Farkında mısınız Pavel Aleksandrovich, belki de bana getirmekle, onu kurtarmış oldunuz. Şu ge„en altı yıl i„inde onu d‚ş‚n‚p durdum. İnanmayacaksınız ama geceleri r‚yama bile girdi. Bir canavarın onu b‚y‚lediğini, mahvettiğini s•yl‚yorlar. Demek sonunda onu o kadının pen„esinden kurtardınız! Şimdi bu fırsattan yararlanıp onu tamamen kurtarmalıyız. S•ylesenize nasıl başardınız bunu? Karşılaşmanızı en ince ayrıntısına kadar anlatın. Heyecandan demin sizi tam olarak dinleyemedim, ayrıntılar „ok •nemli, işin •z‚ o aptal ayrıntılardadır hep, demek istediğimi anlıyor musunuz? Ayrıntılara „ok •nem veririm, en •nemsiz olaylarda bile ayrıntılara dikkat ederim... Hazır Prens de tuvaletiyle ilgilenirken..." "Her şey size s•ylediğim gibi oldu, Marya Aleksandrovna!" diye * Zavallı Prens! 20 s•ze karıştı Mozglyakov, belki y‚z‚nc‚ kez hik†yesini anlatmaya hevesli bir şekilde. Bu onun i„in bir zevkti. "Gece yolculuğu yaptım ve hi„ uyumadım tabii. Ne kadar acele ettiğimi tahmin edersiniz" diye ekledi Zina'ya d•nerek. "Bağırıp „ağırıp at istedim, hatta kavga bile ettim. Bunları yayınlatmaya kalksam, son moda, nefis bir şiir. olurdu! Neyse-bunların konumuzla bir ilgisi yok. Saat sabahın altısında, İgishevo İstasyonu'na vardım. İliklerime kadar donmuştum, ama ısınmakla uğraşmadım. 'Atlar!' diye •yle bir bağırmışım ki, kucağında „ocuğu olan istasyon m‚d‚r‚n‚n eşini bile korkutmuşum. Herhalde s‚t‚ „ekilmiştir kadının... G‚neşin doğuşu nefisti. Havadaki donmuş zerreciklerin nasıl da kırmızı kırmızı ışıldadıklarını bilirsiniz. Ama buna bile ilgi g•stermedim. Yo, „ok acelem vardı! Atları zorla aldım, başka biri i„in hazırlamışlardı, adamı neredeyse d‚elloya davet ediyordum. İstasyonda s•ylediklerine g•re, prensin biri geceyi orada ge„irmiş ve on beş dakika kadar •nce de kendi atlarına binip gitmişti. Konuştuklarını duymadım bile, kapalı kızağıma atladığım gibi, zincirden kurtulmuş-„asma fırladım. Fet'in bir ağıtında buna benzer bir şey vardı. Kasabaya dokuz verst kalmıştı ki, tam Svetozersky Manastırı kavşağında ilgin„ bir şeyle karşılaştım. Kocaman bir yolcu kızağı devrilmişti. S‚r‚c‚s‚yle iki uşak, başında şaşkın şaşkın dikiliyorlardı. İ„erden y‚rekler acısı feryatlar ve „ığlıklar geliyordu. İlk •nce ge„ip gitmeye niyetlendim. 'Aman canım boş ver' diye d‚ş‚nd‚m, 'ben buralı değilim ki'. Sonra, Heine'nin dediği gibi 'o her şeye burnunu sokan' hayırseverliğim tuttu. Durdum. Bizim Semyon ve tam bir Rus olan arabacımızla beraber yardıma koştum. Altı kişi kızağı ancak doğrultup d‚zelttik. Kasabaya odun g•t‚ren mujikler de yardıma koştu, karşılığında da ellerine votka parası verdim. 'Bu, o prens olabilir' diye d‚ş‚nd‚m. Bir de baktım ki ger„ekten de oydu: Prens Gavrila! Ne beklenmedik bir karşılaşmaydı! 'Prens! Amca!' diye bağırdım. Tabii ilk •nce beni tanıyamadı, ama sonra... ikinci kez bakınca hatırlar gibi oldu. Size bir şey itiraf edeyim mi, aslına bakarsanız şimdi bile, kim olduğuma dair hi„ fikri yok. Beni akrabası değil de başka biri sanıyordu. Onu yedi yıl kadar •nce St 21Petersburg'da g•rm‚şt‚m, tabii o zamanlar k‚„‚k bir „ocuktum. Beni •yle etkilemişti ki onu hemen tanımıştım. O beni nereden tanıyacaktı? Kendimi tanıttım, „ok sevindi ve bana sarıldı. Ama bu arada h†l† korkudan tir tir titriyor ve ağlıyordu, ger„ekten ağlıyordu. Kendi g•zlerimle g•rd‚m! Sonra, onu benim kızağıma binip, Mor-dasov'a gelmesi ve hi„ olmazsa en az bir g‚n kalıp dinlenmesi i„in ikna ettim. İtirazsız kabul etti... S vetozersky Manastırı'na, „ok saygı duyduğu Peder Misail'i g•rmeğe gittiğini anlattı. Hani şu, hepimizin „ok iyi bildiği, ge„en yıl beni s‚p‚rgesiyle kovalayan Stepanida Matveyevna var ya, işte o, bir mektup almış. Moskova'daki ailesinden biri •lmek ‚zereymiş. Babası mı, yoksa kızı mı bilmem, zaten bana ne, belki de hem kızı hem de babasıdır, hatta bir de meyhanede „alışan yeğeni de •l‚yormuş... Neyse canım, uzun lafın kısası, kadın o kadar k•t‚ olmuş ki on g‚nl‚ğ‚ne Prens'ten ayrılıp başkenti şereflendirmeye gitmiş. Sonra Prens bir g‚n oturmuş, iki g‚n oturmuş, peruklarını takıp „ıkarmış, her yerini kremlemiş, bıyığını boyamış, k†ğıt (hatta belki de bakla) falları bakmış, ama olmamış, Stepanida Matveyevna'sız hayata dayanamamış; atlarını hazırlatıp, Svetozersky Manastırı'na gitmeye karar vermiş. Stepanida Matveyevna'nın g•lgesinden bile •d‚ patlayan bir uşak karşı „ıkma cesaretinde bulunmuş, ama Prens dinlememiş. D‚n akşam yemeğinden sonra yola koyulmuş, geceyi İgishevo'da ge„irmiş, şafakta, istasyondan ayrılmış ve tam Peder Misail'e d•nen kavşakta kızağı neredeyse hendeğe yuvarlanıyormuş. Onun yardımına koştuktan sonra, ortak dostumuz, sevgili Marya Aleksandrovna'ya ş•yle bir uğramaya ikna ettim. Sizin, tanıdığı en „ekici hanım olduğunuzu s•yledi ve işte buradayız. Şimdi Prens yanından hi„ ayırmadığı ve asla da ayırmayacağı uşağının yardımıyla makyajını yapıyor yukarda, „‚nk‚ hanımların huzuruna makyajsız „ıkmaktansa •lmeyi tercih eder... B‚t‚n hik†ye bu! Eine allerliebste Geschichte. * " "Ne kadar şakacı bir adam, Zina!" diye bağırdı Marya Alek-sandrovna, sonuna kadar dikkatle dinledikten sonra. "Ne kadar da * Nefis bir hik†ye! 22 g‚zel anlattı! Peki s•ylesenize Paul, sizin Prens'le yakınlığınız nedir? Sanki 'Amca' dediniz gibi geldi bana." "Doğrusunu s•ylemek gerekirse Marya Aleksandrovna, onunla yakınlık derecemi bilmiyorum. ‡ok uzak bir akrabalık galiba. Zaten b‚t‚n bunlar Ağlaya Mikhailovna Hala'nın işleri. Bilirsiniz, parmaklarıyla, hi„ durmadan akrabalarımızı saymaktan başka bir şey yapmaz. Ge„en yaz, Dukhanovo'ya gidip onu g•rmemi isteyen halamdı. Keşke kendi gitseydi! Ben ona 'Amca' diyorum o da itiraz etmiyor. İşte akrabalığımız b•yle, en azından şimdilik..." "Ne olursa olsun, sizi buraya Tanrı g•nderdi! Benimkinde değil de başka bir evde kalsaydı, zavallıya olacakları d‚ş‚nmek bile istemem! Buradaki insanlar onu kaptıkları gibi, „ekiştire „ekiştire, par„alara ayırırlardı! Sanki altın madeni ya da elmas tarlasıymış gibi ‚zerine saldırırlar, hatta onu soyup soğana „evirirlerdi. Bu ka-sabadakilerin ne rezil, ne a„g•zl‚, ne sinsi insanlar olduklarını bilemezsiniz, Pavel Aleksandrovich!..." "Yapmayın canım! Sizinkine değil de kimin evine g•t‚receklerdi yani? Siz ne diyorsunuz Marya Aleksandrovna?" diye lafa karıştı, dul Nastasya Petrovna, „ay doldururken. "Herhalde Anna Ni-kolayevna'ya g•t‚recek değillerdi!" "Neden aşağı inmesi bu kadar uzun s‚rd‚ acaba? ‡ok garip" dedi Marya Aleksandrovna, sandalyesinden sabırsızlıkla kalkarak. "Amcam mı?" dedi Mozglyakov. "Bence onun hazır olması beş saat daha s‚rer! Hafızası o kadar zayıf ki, belki de sizi ziyarete geldiğini unutmuştur. Biraz garip bir adamdır, bilirsiniz Marya Aleksandrovna!" "O kadar da değil! Siz ne demek istiyorsunuz?" "Bir şey demek istemiyorum Marya Aleksandrovna. Ger„ek bu! Zaten o tam bir adam sayılmaz, yarısı takma. Siz onu altı yıl •nce g•rm‚şt‚n‚z, oysa ben bir saat •nce g•rd‚m. Yarı •l‚ sayılır! Y‚r‚yen bir •l‚, g•mmeyi unutmuşlar o kadar! G•zleri takma, bacakları mantardan, her yanı tellerle tutturulmuş, hatta teller sayesinde konuşabiliyor!" 23"Ah Tanrım! Ne sa„ma şeyler s•yl‚yorsunuz!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, sert bir ifade takınarak. "Saygıdeğer, yaşlı bir adam i„in b•yle kelimeler kullanmak, sizin gibi gen„ bir adama hi„ yakışıyor mu? ‹stelik akrabasısınız, ne ayıp! Hem ne kadar da nazik bir adam..." O anda sesi duygusal bir tona b‚r‚nd‚. "Şunu aklınızdan hi„ „ıkarmayın, o soyluluğun en son kalıntısı, babasının bir kopyası. Dostum,mon ami* l Dilinizden hi„ d‚ş‚rmediğiniz yeni fikirler y‚z‚nden b•yle sa„ma sapan konuşuyorsunuz, bunun farkındayım. Aslında ben de bu fikirlerden yanayımdır! Soylu ve onurlu d‚ş‚nceleriniz olduğunu biliyorum. İ„imden bir his bana, bu yeni fikirlerin altında coşkulu bir şeyler olduğunu s•yl‚yor, ama bunlar benim d‚r‚st olmamı, olayları ger„ek„i bir şekilde değerlendirmemi engellemez. Ben neler g•rd‚m, sizden daha „ok şey yaşadım, ‚stelik de bir anneyim, siz daha „ok gen„siniz. Yaşlı bir adam olduğu i„in size komik geliyor. Hepsi bu kadarla da kalmıyor. Ge„en gelişinizde, b‚t‚n k•leleri serbest bırakacağınızı, artık bu devirde bir şeyler yapılması gerektiğini s•ylemiştiniz. Bunlar hep o, durmadan okuduğunuz Shakespeare'in etkisi! İnanın bana Pavel Aleksandrovich, artık Shakespeare'inizin zamanı „oktan ge„ti, şimdi dirilip, mezarından kalkacak olsa, o kadar akıllı olmasına rağmen, yaşadığımız hayatın tek bir şeyine bile akıl erdiremezdi. Eğer „ağdaş toplumumuzda h†l† kibar ve g•rkemli bir şeyler kaldıysa, bu ancak ‚st tabakada bulunabilir. ‡uval da giyse Prens Prens'tir. Viranedeki bir Prens bile saraydaki Prens'e eştir. Natalya Dmitriyevna'nın kocasını d‚ş‚n‚n, kendisine ger„ek bir saray yaptırdı, ama yine de Natalya Dmitriyevna'nın kocası olmaktan •teye ge„emedi. Natalya Dmitriyevna da kendisini elli tane tuvaletle donatsa bile, yine aynı Natalya Dmitriyevna'dır, kişiliğinde zerre kadar bir değişiklik olmaz. Siz de geldiğiniz ‚st tabakanın temsilcisi sayılırsınız. Ben de kendimi pek yabancı saymam. Kimse soyunu lekelemek istemez. Neyse, nasıl olsa bir g‚n bunları hep anlayacaksınız, mon cher** Paul, Shakespeare'inizi unutacaksınız. * Dostum. ** Sevgili 24 Size şimdiden s•yl‚yorum. Zaten şu anda bile i„ten gelerek b•yle konuşmadığınıza inanıyorum, modaya uyuyorsunuz o kadar. Neyse canım, ben de ne „ok konuşuyorum. Siz burada durun da ben yukarı „ıkıp Prens'e ne olduğuna bir bakayım, mon cher Paul. Belki uşaklarıma falan ihtiyacı vardır..." Uşaklarını hatırlayan Marya Aleksandrovna, aceleyle odadan „ıktı. "Marya Aleksandrovna, Prens'in şu moda delisi Anna Ni-kolayevna'nın eline d‚şmediğine sevindi sanırım. Biliyorsunuz Anna Nikolayevna, onun akrabası olduğunu s•yleyip duruyor. Şu anda sinirinden kuduruyordur!" dedi Nastasya Petrovna. Zina ve Pavel Aleksandrovich'e bakıp, onlardan bir cevap alamayınca, sanki bir işi varmış gibi odadan „ıktı ve ikisini yalnız bıraktı. Dışarı „ıkınca da kapıda durup i„eriyi dinlemeğe başladı. Pavel Aleksandrovich hemen Zina'ya d•nd‚. ˆyle heyecanlıydı ki sesi titriyordu. "Zinaida Afanasyevna, bana kızgın değilsiniz ya?" dedi, korku dolu ve yalvaran bir sesle. "Size mi? Ne i„in?" dedi Zina, hafif„e kızarıp, harika g•zlerini kaldırıp ona bakarak. "Bu kadar „abuk d•nd‚ğ‚m i„in Zinaida Afanasyevna! Duramadım, iki hafta daha bekleyemedim... Geceleri r‚yama bile girdiniz. Kaderimi •ğrenmek i„in koşarak geldim... Ama suratınızı asıyorsunuz, kızgınsınız! Şimdi de mi kesin bir cevap alamayacağım?" Zinaida'nın ger„ekten suratı asıktı. "B•yle s•yleyeceğinizi biliyordum" dedi, yine g•zlerini ka„ırarak. Sesi ciddi ve sertti, rahatsız bir ifade taşıyordu. "Beklemeyi ben de sevmem, her şey ne kadar „abuk halledilirse o kadar iyi. Yine bir cevap bekliyorsunuz, hatta yalvarıyorsunuz. Yine aynı şeyi s•yl‚yorum. Cevabım size daha •nce s•ylediğimin aynısı: Bekleyin! Hen‚z kararımı vermedim ve size karınız olacağım ko25, nusunda s•z veremem. B•yle şeyler zorla olmaz, Pavel Aleksandrovich! Sizi rahatlatacaksa, şu kadarını s•yleyeyim, sizi kesin olarak reddetmiyorum. Bir şeyi daha belirteyim, sabırsızlığınızı ve kaygınızı gayet iyi anladığım i„in size olumlu bir kararın umudunu da vermek istiyorum. Tekrar s•yl‚yorum, kararımda tamamen •zg‚r olmak istiyorum ve eğer sonu„ta, red cevabı verecek olursam ‚mit verdiğim i„in beni su„lamayın. Bunu aklınızdan „ıkarmayın." "Bu da ne demek oluyor şimdi?" diye bağırdı Mozglyakov, acıklı bir sesle. "Bu nasıl bir ‚mit? Kelimelerinizden ‚mit ışığı „ıkarabilir miyim Zinaida Afanasyevna?" "Size s•ylediğim hi„bir şeyi unutmayın ve nasıl istiyorsanız oy le bir anlam „ıkarın. Sizin bileceğiniz şey! Başka s•yleyecek bir şeyim yok. Sizi reddetmedim, tek istediğim beklemeniz. Ama bir kez daha s•yl‚yorum, reddetme hakkına sahibim. Bir şey daha s•yleyeyim, kararlaştırılan zamandan •nce gelişinizle, dolamba„lı yollardan, araya ‚„‚nc‚ bir kişiyi -•rneğin annemi- koyarak kararımı etkilemeye „alışıyorsanız, ne yazık ki yanlış hesap yapmışsınız. ˆyle bir durumda sizi kesinlikle reddederim, bunu bilmiş olun. Artık yeter, l‚tfen kararlaştırılan zamana kadar bana bu konuda tek kelime bile s•ylemeyin." B‚t‚n bu konuşma •ylesine sert, heyecansız bir ses tonuyla ve duraksamadan yapılmıştı ki sanki •nceden ezberlenmiş gibiydi. "Bay Paul", kendisine kapının yolunun g•sterildiğini hissetti. O anda, Marya Aleksandrovna arkasında Bayan Zyablova ile beraber odaya girdi. "Sanırım birazdan aşağıda olacak Zina! Nastasya Petrovna l‚tfen taze bir „ay demleyin!". Marya Aleksandrovna biraz heyecanlıydı. "Anna Nikolayevna birisini g•ndermiş. Anyutka aceleyle mutfağa gelip bir s‚r‚ soru sordu. Hanım biraz •fkeli galiba!" dedi Nastasya Petrovna semavere doğru giderken. "Bana ne canım?" dedi Marya Aleksandrovna, omuzlarının ‚zerinden Bayan Zyablovna'ya bakarak. "Sanki senin Anna Ni26 kolayevna'nın d‚ş‚nd‚kleri benim „ok umurumda! Emin olun ben onun mutfağına kimseyi g•ndermem. O zavallı Anna Nikolayevna' nın d‚şmanı olduğumu sanmanıza „ok şaşırdım, ger„ekten „ok şaşırdım, yalnızca siz değil b‚t‚n kasaba •yle d‚ş‚n‚yor. Size sorarım Pavel Aleksandrovich, ikimizi de tanırsınız, ben ne diye ona d‚şman olayım? Kıdem y‚z‚nden mi? Kıdem benim umrumda bile değil. İstiyorsa kıdem onun olsun! Onu ilk kutlayan ben olurum. Ama bu haksızlık. Onu savunacağım, savunmak zorundayım. Herkes onun hakkında b•yle şeyler s•yl‚yor. Neden ona saldırıyosunuz? Gen„ olduğu ve g‚zel giysileri sevdiği i„in mi? Neden bu mu? G‚zel giysilere d‚şk‚nl‚k başka şeylerden iyidir bence. Natalya Dmitriyevna'ya bir baksanıza, onun sevdiği şeyler bir toplulukta s•ylenemez bile! Anna Nikolayevna evde hi„ durmayıp b‚t‚n g‚n gezdiği i„in mi k•t‚? Tanrı aşkına! Kadının bir eğitimi yok, doğal olarak eline bir kitap alıp okuyamıyor ya da kendisini oyalayacak bir şeyler bulamıyor. Onun i„in de, fl•rt edip, yoldan ge„enlerle bakışmaktan başka ne yapsın? Bembeyaz bir surattan başka bir şeyi olmadığı halde neden herkes g‚zel olduğunu s•yl‚yor acaba? Dansa gittiğinde herkesi g‚ld‚r‚yor! Peki neden Polka'yı g‚zel yaptığını s•yl‚yorlar? ‡ok acayip şapkalar ve eşarplar takıyor, ama Tanrı onu zevkten yoksun bırakıp, saf yaratmışsa su„ onun mu? Sa„ına şeker kağıdının „ok yakışacağını s•yleseniz hi„ d‚ş‚nmeden hemen takar. Dedikoducunun biri, ama burada †dettir, hangimiz değiliz ki? Şu koca favorili Sushilov sabah akşam, hatta gece bile ziyaretine gidiyor. Tanrım! Bunun bir nedeni var kuşkusuz. Kocası sabahın beşine kadar dışarda kumar oynuyor! Her neyse, •yle „ok k•t‚ •rnek var ki! Bunların hepsi dedikodu olabilir. Yani, ben her zaman onu savunacağım!... Tanrım! Ve işte Prens! İşte o! Onu tanırım! Onu her yerde tanırım! Nihayet sizi g•rebildim monprince!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, i„eri yeni giren Prens'i karşılamak i„in koşarken. 27DˆRD‹NC‹ BOLUM İlk bakışta, Prens'in yaşlı bir adam olduğunu hi„ anlamazsınız; ancak yakından, dikkatlice bakarsanız tellerle tutturulmuş bir cesede benzediğini g•r‚rs‚n‚z. Bu mumyanın gen„ bir delikanlıya d•n‚şt‚r‚lmesi i„in, her „eşit sanat y•ntemi kullanılmıştır. Hepsi simsiyah olan şahane bir peruk, favoriler, bıyık, k‚„‚k sakal y‚z‚n‚n yarısını kapatmaktadır. Y‚z‚ pek alışılmadık bir y•ntemle bembeyaz yapılmış ve allıkla boyanmıştır ve tek bir kırışığı bile yoktur. Nereye gider bu kırışıklar? Kimse bilmez. Sanki podyumlardan inmiş gibi modaya uygun giyinir. ˆzel bir sabah ceketi ya da ona benzer bir şey giyer, tam olarak ne olduğunu ger„ekten bilmiyorum, yalnızca, son moda bir şey olduğunu ve sabah ziyaretleri i„in giyildiğini s•yleyebilirim. Eldivenleri, kravatı, yeleği, g•mleği ve diğer giysileri hep g•z kamaştıracak kadar temiz ve zevklidir. Prens hafif„e topallar, ama bunu bile sanki modaymış havasında yapar. Tek g•z‚ne -hem de camdan yapılmış olan takma g•z‚ne- tek camlı g•zl‚k takar. Parf‚me daldırılmış gibidir. Konuşurken, bazı kelimeleri değişik bir şekilde ağır ağır s•yler, tabii 28 bu yaşlılığıyla bağdaştırılacak bir şey olabilir, ama belki de takma dişlerinden ya da değişik bir etki yaratma arzusundan kaynaklanıyor da olabilir. Bazı heceleri, 'e' harfine •zel bir vurgu yaparak, alışılmamış bir yumuşaklıkla s•yler. Tavırlarında senli-benli bir hor g•rme vardır, bu da hayatını bir z‚ppe olarak ge„irmesinden kaynaklanıyor olabilir. Bu z‚ppe yaşam tarzından kalan izleri, ne yazık ki hi„bir parf‚m, hi„bir korse, makyaj .malzemesi ya da kuaf•r kapatamaz. Şunu da en baştan kabul etmeliyiz ki, yaşlı adam hen‚z aklını ka„ırmadıysa bile, hafızasını „oktan kaybetmişti ve aynı şeyleri durmadan s•yl‚yor, sa„malayıp duruyordu. Onunla konuşabilmek i„in insanda •zel bir yetenek olması gerekir. Marya Aleksandrovna kendi yeteneğine son derece g‚venir, Prens'i g•r‚nce •ylesine kendinden ge„er ki bunu tanımlamak imk†nsızdır. "Hi„ değişmemişsiniz, hi„!" diye bağırdı, konuğunu iki elinden tuttuğu gibi rahat bir koltuğa oturttu. "Oturun, oturun Prens! Birbirimizi g•rmeyeli altı yıl oldu, tam altı yıl. Sizden tek bir mektup bile almadım, onca zamandır tek satır yazmadınız! Ah bana karşı nasıl da su„lusunuz, Prens! Size nasıl kızgınım mon cher Prens! Neyse •nce bir „ay i„elim! Tann aşkına Nastasya Petrovna, hadi „ay i„elim!" "Teşekk‚r ederim, te-şek-k‚r e-de-rim. Beni ba-ğış-la-ym!" diye peltek peltek konuştu (peltek peltek konuştuğunu s•ylemeyi unuttuk, bunu bile modaymış gibi yapar). "Ba-ğış-la-ym! Daha ge„en yıl gelmeye ciddi ciddi niyetlendim, ina-nın" diye ekledi, odayı g•zl‚ğ‚yle s‚zerek. "Ko-le-ra salgını var dediler, korktum doğrusu" "Hayır Prens, kolera falan yok" dedi Marya Aleksandrovna. "Sığır humması vardı, Amca!" dedi Mozglyakov, kendini g•stermek Hevesiyle. Marya Aleksandrovna onu ciddi bir bakışla s‚zd‚. "Evet, sığır humması ya da ona benzer bir şey...Neyse, ben yerimden hpırdayamadım. Kocanız nasıl, sevgili Anna Nikolayev-na? H†l† mali-ye-de mi?" 29 "Yo-o Prens" dedi Marya Aleksandrovna, hafif„e kekeleyerek. " Kocam maliyede değil ki..." "Bahse girerim Amcam'ın kafası karıştı ve sizi Anna Ni-kolayevna Antipova ile karıştırdı!" dedi akıllı Mozglyakov, ama o. a„ıklamadan da Marya Aleksandrovna'nın her şeyi anladığını fark ederek, hemen toparlandı. "Ah evet, evet... Anna Nikolayevna... Ne korkun„ bir hafızam var! Evet, Antipovna, tabii ya Anti-povna'ydı" dedi Prens kendinden emin bir havayla. "Ha-yır Prens, „ok k•t‚ karıştırdınız" dedi Marya Aleksandrovna, acı acı g‚lerek. '"Ben Anna Nikolayevna değilim, doğrusunu s•ylemek gerekirse beni hatırlayamayacağınızı hi„ d‚ş‚nmemiştim! Beni „ok şaşırttınız, Prens! Ben sizin eski arkadaşınız Marya Aleksandrovna Moskaleva'yım. Hatırlamıyor musunuz Prens? Marya Aleksandrovna!..." "Marya A-leks-and-rovna! Şaşılacak şey! Ben de sizin şey -neydi adı?- ah evet! Anna Vasilyevna olduğunuzu sanıyorum... C'est delicieux\* Demek yanlış eve gelmişim. Beni Anna Mat-veyevna'nın evine g•t‚r‚yorsun sanmıştım. C'est charmant\**'Bu bana „ok sık oluyor... Hep yanlış yere giderim. Ama yine de halimden memnunum, ne olursa olsun hep memnun olurum. Demek siz Nastasya Va-silyevna değilsiniz? Bu „ok ilgin„..." "Marya Aleksandrovna'yım Prens, Marya Aleksandrovna! Siz nasıl da su„lusunuz! Demek en iyi arkadaşınızı unuttunuz!" "Ah evet, en iyi ar-kada-şımı... pardon pardon" diye pelteleye-rek konuştu, bir yandan da Zina'ya bakıyordu. "Bu kızım Zina. Onunla tanışmadınız Prens. 18'de geldiğiniz zaman o burada değildi." "Kızınız mı? Charmante, charmante!" dedi Prens, urun saplı * Nefis! ** Bu ne hoş! g•zl‚ğ‚yle Zina'ya arzulu arzulu bakarken. "Mais quelle beaute!"* diye fısıldadı. , "‡ayınız, Prens" dedi Marya AŒeksandrovna, elinde tepsiyle Prens'in •n‚nde duran „ocuğa dikkatini „ekerek. Prens fincanı aldı ve tombul, pembe yanaklı „ocuğa bakarken kendini kaybetti. "A-ah, bu sizin oğlunuz mu?" dedi. "Ne g‚zel bir „ocuk!... Ter-bi-yeli bir „o-cu-ğa benziyor." "Prens" diye araya girdi Marya Aleksandrovna aceleyle. "Korkun„ kazayı duydum! ‡ok korktum doğrusu... Bir yerinizi incitmediniz ya? İyice emin olmalısınız! B•yle bir şey şakaya gelmez... "O yaptı, o yaptı, arabacı yaptı bunu!" dedi Prens, alışılmadık bir hareketlilikle. "D‚nyanın sonu falan geldi sandım. İtiraf etmeliyim ki „ok korktum. Tanrı beni bağışlasın! Neredeyse aklımı ka„ırıyordum! Hi„ beklemiyordum, hi„ bek-le-miyor-dum! Arabacım Fe-o-fil'in su„u bu! Sana g‚veniyorum dostum, gerekli işlemleri hallet, bir araştırma yaptırt. Benim canıma kastettiğinden eminim!" "Tamam, tamam Amca!" dedi Pavel Aleksandrovich. "Aslını iyice araştırırım! Ama Amca, onu bu seferlik affedemez misiniz? Ne diyorsunuz?" "Kesinlikle olmaz! Beni ortadan kaldırmak istediğinden eminim. O ve evdeki Lavrenty. D‚ş‚nsenize kafasını şu yeni fikirlerle doldurmuş! Son zamanlarda „ok olumsuz davranmağa başladı... A„ık s•ylemek gerekirse, tam anlamıyla kom‚nist olmuş! Onunla karşılaşmaya bile korkuyorum!" "‡ok doğru s•yl‚yorsunuz Prens" diye bağırdı Marya Aleksandrovna. "Şu lanet olasıca, işe yaramaz adamlardan neler „ektiğimi bilemezsiniz! Bir d‚ş‚nsenize, iki tanesini değiştirdim, ama onların yerine aldıklarım da •yle aptal şeyler ki, sabahtan akşama Bu ne g‚zellik! 30 31 kadar onlarla beraber olmaktan korkuyor insan. Ne aptal olduklarım bilemezsiniz, Prens!" "ˆyle tabii, ama ben uşağın biraz kalın kafalı olmasını isterim doğrusu" dedi Prens, b‚t‚n yaşlılar gibi boş konuşmalarının dikkatle dinlenmesinden „ok memnundu. "Bir uşağa bu yakışır, hatta bu onun en •nemli erdemidir, d‚r‚st ve salak olmalıdır. Tabii bazı zamanlarda. Bu onları daha heybetli yapar, y‚zlerine bir cid-di-yet gelir; yani daha terbiyeli g•r‚n‚rler, bir uşakta en „ok aradığım şey terbiyedir. ˆrneğin, benim Te-ren-ty. Te-ren-ty'i hatırlıyorsunuz değil mi? Onu ilk g•rd‚ğ‚m anda ondan iyi bir kapıcı olacağını anlamıştım! Şaşılacak kadar aptaldı! Koyun gibi bakardı! Ama ne heybetli, ne ciddiydi! Gırtlağı a„ık pembeydi! Beyaz kravatı ve ‚niformasıyla „ok etkileyiciydi. Onu ger„ekten „ok severdim. Bazen ona bakar hayran kalırdım, sanki bilimsel bir araştırma yapıyormuş gibi •nemli bir edası vardı! Tam bir Alman filozofuna benziyordu, Kant gibi •rneğin, yok yok daha „ok besili bir hindi gibiydi. Bir uşak i„in fazlasıyla comme ilfaııt!..." Marya Aleksandrovna kahkahayı patlatıverdi, hatta alkışladı bile. Pavel Aleksandrovich de b‚t‚n kalbiyle onun duygularına katıldı. Amcasını „ok komik bulmuştu. Nastasya Petrovna da g‚lmeye başladı. Zina bile g‚ld‚. "Ne kadar şakacı, ne kadar akıllı ve esprilisiniz, Prens!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna. "En ince, en komik ayrıntıları g•zlemleme yeteneğiniz var!... B•yle bir yeteneğe sahip olup da koskoca beş yıl kendini toplumdan soyutlamak ha! Yazabilirdiniz Prens! Belki bir Fonvizin, bir Griboyedov, bir Gogol olabilirdiniz!..." "Ah evet" dedi Prens durumdan gayet memnun. "Yazabilirdim... Biliyorsunuz, eski g‚nlerde „ok daha espriliydim. Hatta sahne i„in bir ko-me-di bile yazmıştım... İ„inde birka„ tane nefis şarkı bile vardı! Ama hi„ oynanmadı..." "Okusak ne hoş olurdu! Sen de biliyorsun Zina, şimdi tam zamanı! Bizimkiler bir dizi tiyatro gecesi d‚zenliyorlar Prens, ga32 zilerimiz i„in6 vatanseverlik adına... Sizin eseriniz „ok uygun olurdu!" "Evet, tekrar yazmak isterim... ama tamamen u-nut-mu-şum. İki, ‚„ tane harika kelime oyunu olduğunu iyi hatırlıyorum (Prens, kendi elini •pt‚)... Ben yurtdışındayken b‚y‚k bir heyecan yaratmıştım. Lord Byron'u hatırlıyorum. Onunla aramız gayet iyiydi,7 Viyana Kongresi8'nde m‚kemmel dans etmişti." "Lord Byron mu, Amca! Tanrı aşkına Amca, siz ne s•yl‚yorsunuz?" "Evet, Lord Byron. Belki de Lord Byron değildi, başka biriydi. Yo, Lord Byron değildi, bir Polonyalı'ydı! •Şimdi hatırladım. ‡ok ilgin„ bir adamdı. Kont olduğunu s•yleyip duruyordu, ama sonra bir lokantacı olduğu ortaya „ıkmıştı. Neyse, „ok g‚zel dans ederdi, sonunda bacağını kırdı. Bu duruma uygun bir şiir de yazmıştım: Bizim Polonyalı Ne de g‚zel oynardı. "Sonra devam ederdi... Nasıl devam ettiğini hatırlayamıyorum... Kırınca bacağını Bıraktı oynamayı." . > "Ger„ekten b•yle devam ediyordu, değil mi Amca?" dedi, iyice j kendinden ge„en Mozglyakov. "Evet, sanırım •yle oğlum" dedi Amca. "Ya da ona benzer bir şeydi. Belki de değildi, neyse canım, komik bir şeydi işte... Bakıyorum da her şeyi unutmuşum. Hep halletmek zorunda olduğum bir s‚r‚ iş olduğu i„in." 33"S•ylesenize Prens, bunca zamandır neler yaptınız?" diye sordu Marya Aleksandrovna ilgiyle. "Sizi oyle „ok d‚ş‚nd‚m ki mon cher prince, neler olduğunu •ğrenmek i„in sabırsızlıktan •l‚yorum..." "Ne mi yaptım? Bilirsiniz işte, bir s‚r‚ iş vardı. Bazen dinlenir insan, bazen de gezintiye „ıkar ve bir s‚r‚ şeyin hayalini kurar..." "‡ok g‚„l‚ bir hayal g‚c‚n‚z vardır herhalde Amca?" "Hem de „ok oğlum. Bazen •yle şeyler d‚ş‚n‚r‚m ki sonra kendim de şaşarım... Ben Kaduyevo'dayken... Sahi sen Kaduyevo vali yardımcısıydın, değil mi?" "Ben mi Amca? Siz ne s•yl‚yorsunuz?" diye bağırdı Pavel Aleksandrovich. "Ben de seni vali yardımcısı sanıyordum, ‚stelik de ne kadar değiştiğini d‚ş‚n‚yordum... Vali yardımcisinın y‚z‚ „ok kocaman ve zeki bir y‚zd‚. Olağan‚st‚ zeki bir adamdı, her fırsatta şiir yazardı. Profilden karo papazına benzerdi..." "Ah Prens" diye araya girdi Marya Aleksandrovna. Bu yaşam tarzınızla kendi kendinizi mahvedeceksiniz, hi„ kuşkum yok! Beş yıl bir yere kapanıp, kimseyle g•r‚şmemek ve konuşmamak! Siz mahvolmuş bir adamsınız Prens! Sizi d‚ş‚nen her kime sorarsanız sorun, herkes aynı şeyi s•yleyecektir, mahvolmuşsunuz siz!" "Ger„ekten mi?" dedi Prens. "Yemin ederim! Size dostunuz ve kardeşiniz olarak s•yl‚yorum! Sizi d‚ş‚nd‚ğ‚m ve ge„mişimize saygı duyduğum i„in bunları s•yl‚yorum. İkiy‚zl‚l‚k yapsam elime ne ge„er? Yaşam şeklinizi tamamen değiştirmelisiniz yoksa hastalanacaksınız, kendinizi t‚ketip •leceksiniz..." "Olamaz! O kadar erken mi •leceğim?" diye bağırdı Prens, korkuyla. "Biliyor musunuz, doğru bildiniz. Basurdan „ok „ekiyorum, •zellikle de son zamanlarda. Krizim tuttuğu zaman „ok k•t‚ oluyorum. Bakın size ayrıntısıyla anlatayım... İlk •nce..." "Başka bir zaman anlatırsınız Amca" diye araya girdi Pavel Aleksandrovich. "Şimdi artık gitme zamanımız gelmedi mi?" 34 "Peki, başka bir sefere o zaman. Zaten pek de ilgin„ gelmeyecekti size. Bunu şimdi fark ettim... Yine de ilgin„ bir hastalık. ˆyle anları var ki... Bana hatırlat da sana bu akşam bir olayı ay-rın-tı-sıy-la anlatayım oğlum..." "Yurtdışında tedavi ettirmelisiniz Prens" dedi Marya Aleksandrovna, ikinci kez araya girerek. "Yurdışında mı? Evet. Kesinlikle yurtdışına gideceğim. Hatırlıyorum da, 1820'lerde yurtdışındayken, her şey m‚kemmeldi oralarda. Fransız bir vikontesle neredeyse evleniyordum. Ona fena halde †şıktım ve b‚t‚n hayatımı adamak istiyordum. Ama onunla evlenen bir başkası oldu. Olaylar tersine d•nd‚. Birka„ saat i„in ona arkamı d•nm‚şt‚m ki bir başkası gelip kaptı. Alman bir barondu. Sonraları tımarhanede yattı." "Cher prince, ben sağlığınıza dikkat etmeniz gerektiğini s•yl‚yorum. Yurtdışında iyi doktorlar var... her şey bir yana, yaşam tarzım değiştirmek mucizeler yaratır! Dukahanovo'nuzdan ayrılmalısınız, hi„ olmazsa bir s‚re i„in." "Ke-sin-lik-le doğru! Bunu „ok •nce d‚ş‚nm‚şt‚m zaten. Biliyor musunuz, su k‚r‚n‚ deneyeceğim." "Su k‚r‚ m‚?" "Evet, aynen •yle. Bir zamanlar denemiştim. İ„melere gittiğim j zamandı. Orada, Moskovalı bir hanım vardı, soyadını hatırlamıyorum. Yetmişinde, şair ruhlu bir kadındı. Elli yaşlarında, ak„ıl g•zl‚, dul bir kızı vardı. O da şiir konusunda iyiydi. Sonraları başına bir talihsizlik geldi ve „ok sinirlenerek hizmet„isini •ld‚r‚verdi. Mahkemelerde s‚r‚nd‚. İşte onlar ille de i„melere gitmem i„in direttiler. Aslında bir sıkıntım yoktu, ama onlar ısrar ettiler. Kabalık etmemek i„in gittim. Ger„ekten yararlı bir şeydi. İ„tik„e i„tim, belki bir ırmak su i„mişimdir. Su k‚r‚n‚n „ok yararlı bir şey olduğunu ve bana g‚„ verdiğini kabul etmeliyim. Eğer hasta d‚şmeseydim, inanın ki hi„bir sorunum olmazdı..." "Bu „ok doğru bir sonu„ Amca!" dedi Mozglyakov. "S•ylesenize I Amca siz mantık okudunuz mu?" 35"Tanrı aşkına! Neler soruyorsunuz •yle!" dedi Marya Alek-sandrovna sert sert, „ok şaşırmış bir halde. "Okudum „ocuğum, ama uzun yıllar •nceydi. Almanya'da felsefe de okudum. Kursun tamamını aldım, ama sonra hepsini unuttum gitti. İtiraf etmeliyim... beni bu hastalık konusunda... •yle kor-• kuttunuz ki... „ok k•t‚ oldum. Şimdi geliyorum..." "Nereye gidiyorsunuz Prens?" diye bağırdı Marya Alek-sandrovna şaşkınlıkla. "Şimdi d•nerim, şimdi... Aklıma bir şey geldi de onu bir yerlere not etmek istiyorum... au revoir*..." "Bunu nasıl buldunuz?" diye bağırdı Pavel Aleksandrovich ve kahkahayı bastı. Marya Aleksandrovna'nın sabrı t‚keniyordu. "Hi„ anlamıyorum, neden g‚ld‚ğ‚n‚z‚ ger„ekten anlamıyorum!" diye s•ze başladı •fkeyle. "Yaşlı, saygıdeğer bir adama g‚l‚yorsunuz, ‚stelik de akrabanız, her kelimesiyle alay ediyor, iyi niyetinden yararlanıyorsunuz! Sizin adınıza ben utan„ duyuyorum Pavel Aleksandrovich! S•ylesenize bu kadar g‚l‚necek nesi var? B en hi„ de komik bir şey g•rm‚yorum." "Bazen kimseyi tanımıyor ve sa„ma şeyler s•yl‚yor." "Bu, yaşadığı korkun„ hayatın bir sonucu, k•t‚ bir kadının y•netimi altında ge„en, beş yıllık bir mahk•miyetin sonucu. Ona g‚lmek yerine acımanız gerekir. Beni bile tanıyamadı, bunu kendiniz g•rd‚n‚z. Her şey ortada! Onu kurtarmak gerekiyor! Sırf o... adi kadından kendini kurtarsın diye yurtdışına „ıkmasını •nerdim!" "Bir şey s•yleyeyim mi, ona bir eş bulmalısınız, Marya Alek-sandrovna!" dedi Pavel Aleksandrovich. "Yine başladınız! Siz ıslah olmazsınız M•sy• Mozglyakov!" * Hoş„a kalın. 36 "Yo Marya Aleksandrovna! Bu kez ger„ekten „ok ciddiyim. Neden onu evlendirmiyoruz? Fena bir fikir sayılmaz! C'est ‚ne idee comme ‚ne antre! * Ne zaran olacak? Hatta tam tersine, şu anda •yle bir durumda ki, belki b•yle bir adım onun kurtuluşu olur! Yasal olarak buna bir engeli yok. Hem sonra, tabirimi bağışlayın, o yaşlı cadalozdan da kurtulmuş olur. En •nemlisi de, gen„ bir kız ya da daha iyisi, tatlı, iyi, akıllı, yumuşak, hepsinden •te ona kızıymış gibi bakabilecek, fakir bir dul se„ecek olursa, o zaman onunla evlenmekle kadının hayatını kurtardığını d‚ş‚necek. Onun i„in, o k•yl‚ kadın yerine, sevecen, i„ten, iyi bir aileden gelen ve b‚t‚n •mr‚ boyunca yanından ayrılmayacak bir kadından daha iyi bir şey olur mu? Tabii g‚zel de olması gerekiyor, „‚nk‚ Amca'm g‚zelliğe meraklıdır. Zinaida Afanasyevna'ya bakışını fark ettiniz mi?" "Ama •yle birini nereden bulacaksınız?" diye sordu, o ana kadar her şeyi dikkatle dinleyen Nastasya Petrovna. "İşte kendiniz s•ylediniz: Siz varsınız ya! İsterseniz tabii. Bakın size ş•yle s•yleyeyim: Prens'in eşi olmamanız i„in bir nedeniniz var mı? G‚zelsiniz, bu bir; hem dulsunuz, bu da iki; ‚„‚nc‚s‚, iyi bir aileden geliyorsunuz; d•rd‚nc‚s‚, zengin değilsiniz („‚nk‚, „ok paganız yok); beşincisi, „ok duygulu bir kadın olduğunuz i„in onu seversiniz, el ‚st‚nde tutarsınız, o kadını postalayıp, Prens'i yurtdışına g•t‚r‚rs‚n‚z, onu balla b•rekle beslersiniz. Ta ki, bu fani d‚nyadan g•„‚p gidene dek. Bu da en ge„ bir yıl i„inde olur zaten, hatta belki de bir iki ay bile s‚rmeyebilir. O zaman, dul bir Prenses olursunuz ve bir s‚r‚ paranız olur, fedak†rlığınızın •d‚l‚ olarak da belki bir markiyle, belki de bir generalle evlenirsiniz! C'est joli, n'est-cepas?"** "Aman Tanrım! Ne ayıp! O beni isteyecek olsa, sırf minnetten dolayı ona †şık olurdum" dedi Bayan Zyablov, kara, anlamlı g•zleri ışıldadı. "Ama b‚t‚n bunlar „ok sa„ma!" "Sa„ma mı? Siz isterseniz neden sa„ma olsun? Siz hele bir is* ** Herhangi bir fikirden farkı yok. Ne hoş, değil mi? 37teyin, eğer bug‚n nişanlanmazsanız benim parmağımı kesin! Amca'yı bunu yapmaya ikna etmekten daha kolay hi„bir şey olamaz! Her şeye 'Evet' diyor, bunu kendi kulağınızla duydunuz. Daha farkına bile varmadan onu evlendiririz ya da •nce g•z‚n‚ boyarız, sonra evlendiririz. Bu onun iyiliği i„in. Siz her ihtimale karşı en g‚zel kıyafetinizi giy seniz iyi olacak, Nastasy a Petrovna!" M•sy• Mozglyakov'un coşkusu gitgide artıyordu. Soğukkanlılığına rağmen, Bayan Zyablov'un da ağzı sulanıyordu. "Bug‚n darmadağın bir halde olduğumun farkındayım" dedi kadın. "Hayal kurmayı bırakalı uzun yıllar oldu, artık hi„ umudum yoktu. Tam bir Madam Griboussier oldum artık... S•ylesenize hizmet„iden farkım yok, değil mi?" Bu zaman boyunca, Marya Aleksandrovna y‚z‚nde bir hayret ifadesiyle oturuyordu. Pavel Aleksandrovich'in garip teklifini yıldırım „arpmış gibi dehşet i„inde dinlediğini s•ylersem yalan olmaz... Sonunda soğukkanlılığını yeniden kazandı. "Her şeyin „ok iyi d‚ş‚n‚ld‚ğ‚nden eminim, ama b‚t‚n bunlar „ok sa„ma, aptalca ve dahası uygunsuz" dedi Mozglyakov'a sert sert. "Ama neden sevgili Marya Aleksandrovna, neden sa„ma ve uygunsuz?" "Pek „ok nedenden dolayı. Bir kere, şu anda benim evimdesiniz, Prens de benim konuğum, kimsenin evime saygısızlık etmesine izin veremem. S•zlerinizi şaka olarak değerlendiriyorum Pavel Alek-sandrovich. Tanrıya ş‚k‚r ki Prens de geliyor!" "İşte geldim" diye bağırdı Prens, odaya girerken. "Bug‚n ne kadarda „ok, değişik fikirle doluyum, cherami. Buna inanması g‚„ biliyorum, ama bazen aklıma hi„bir fikir gelmez. B‚t‚n g‚n •ylece oturup dururum." "Ge„irdiğiniz kaza y‚z‚ndendir Amca. Sinirlerinizi bozmuş olmalı, hem..." 38 "Evet oğlum, bana da •yle geliyor. Sanırım k†za biraz da ha-yır-lı oldu. Bu y‚zden Feo-fil'i bağışlamaya karar verdim. Biliyor musun, aslında benim canıma falan kastettiğini sanmıyorum. Sen ne dersin? Neyse canım, zaten daha ge„enlerde sakalını kestirerek onu cezalandırmıştık." "Sakalını kestirmek mi? Ama Amca suratının yarısı kılla kaplı!" "Şey, evet, •yle. Bazen „ok doğru g•z-lem-ler-de bulunuyorsun oğlum, ama o sakal takma. Bakın ne oldu: Biri bana dışardan bir katalog g•nderdi. Efendiler ve arabacıları i„in, şahane sakallar, favoriler, top sakallar, bıyıklar falan, hepsi de kali-teli ve uygun fiyatlı. Nasıl bir şey olduğunu g•rmek i„in bir sakal ısmarlamaya karar verdim. Bir arabacı sakalı ısmarladım. Nefis bir şey geldi. Sonra bir baktık ki Feofil'in sakalı onun iki katı daha g‚r. Biraz kararsızlık yaşadık: Acaba sakalını mı kestirmeliydik yoksa o sakalı geri mi g•ndermeliydik. Bunu uzun uzun d‚ş‚nd‚m, sonra takma sakalı takmasının daha uygun olacağına karar verdim." "Hi„ kuşkusuz •yledir, sanat daima doğadan ‚st‚nd‚r Amca!" "Kesinlikle. Sakalını kestirirken ne acılar „ekti! Sanki sakalıyla beraber b‚t‚n benliği de gidiyor gibiydi... Artık gitsek iyi olacak oğlum, değil mi?" "Ben hazırım Amca." "Umarım Vali'ye gidiyorsunuzdur!" dedi Marya Aleksandrovna, heyecan i„inde. "Siz artık benimsiniz Prens. B‚t‚n g‚n benim evime aitsiniz. Buradaki sosyal „evremiz konusunda size bir şey s•yleyecek değilim kuşkusuz. Belki Anna Nikolayevna ile birlikte olmak istersiniz, size akıl vermeye kalkışacak değilim, zamanla her şey a„ığa „ıkacaktır nasıl olsa. Şunu unutmayın ki, bug‚n sizin ev sahibeniz, kardeşiniz, anneniz ve dadınız benim. İtiraf etmeliyim ki, sizin i„in endişeleniyorum Prens! Siz bu insanları bilmezsiniz, bilemezsiniz!..." "Siz bana g‚venin Marya Aleksandrovna. Her şey s•z verdiğim gibi olacak" dedi Mozglyakov. 39"Ah sizi gidi havai delikanlı! Size g‚venmek mi? Sizi yemeğe bekliyorum Prens. Biz akşam yemeğini erken yeriz. Kocamın „iftlikte olduğuna nasıl da ‚zg‚n‚m! Sizi g•rmekten „ok memnun olurdu! Size saygısı ve sevgisi vardır." "Kocanız mı? Demek bir kocanız var?" diye sordu Prens. "Ah Tanrım! Nasıl da unutkan olmuşsunuz Prens! Ge„mişle ilgili her şeyi, ama her şeyi unutmuşsunuz! Ger„ekten de kocam Afanasy Matveich'i hatırlamıyor musunuz? Şimdi „iftlikte, ama onu binlerce kez g•rm‚şt‚n‚z. Hatırlıyor musunuz Prens? Afanasy Matveich?..." "Afanasy Matveich! ‡iftlikte ha, c'est delicieıal Demek bir kocanız var? Ne garip şey! B ildiğim bir komediye benziyor: Kocası oradadır da karısı... Ah affedersiniz, devamını unuttum. Galiba kadın bir yerlere gitmişti, Tula'y a mı y oksa Yaroslavl'a mıydı, neyse canım „ok komikti." "Kocası oradadır da, kadın Tver9'dedir Amca" dedi Mozgl-yakov, ona hatırlatmak i„in. "Ah evet, evet! Teşekk‚rler oğlum, Tver'di tabii ya! Charmant, charmantl Ben de Yaroslavl mı yoksa Kostroma mı diye d‚ş‚n‚yordum. Kadının nereye gittiğini bir t‚rl‚ hatırlayamadım. Charmant, charmant! Neden bahsettiğimi unuttum... Evet! Hadi gidelim oğlum. An revoir, madame, adieu, ma charmante de-moiselle* " dedi Prens, Zina'ya d•n‚p parmaklarından •perek. "Yemeği unutmayın Prens! ‡abuk d•n‚n!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna arkasından. * Hoş„a kalın bayan, elveda g‚zel hanımefendi. 40 BEŞİNCİ BOLUM "Siz mutfağa bir baksanız iyi olacak, Nastasya Petrovna" dedi Marya Aleksandrovna Prens'i yolcu ettikten sonra. "Canavar Nikita yemeği mahvedecekmiş gibi bir his var i„imde! Şu saatte bile eminim sarhoştur..." Nastasya Petrovna emre uyarak kalktı. Dışarı „ıkarken, biraz endişeli olduğunu d‚ş‚nerek Marya Aleksandrovna'ya kuşkulu bir bakış attı. Mutfağa gidip canavar Nikita'yı kontrol etmek yerine, konuk odasına, oradan koridoru ge„ip kendi odasına, sonra da evin kirli „amaşırlarının toplandığı, sandıklarla dolu k‚„‚k, karanlık odaya ge„ti. Nefesini tutarak, parmak u„larına basa basa kapalı kapıya doğru gitti, eğilip anahtar deliğinden bakarak dinlemeye başladı. Bu kapı, biraz •nce Zina ile annesini yalnız bıraktığı odaya a„ılan ‚„ kapıdan biriydi ve her zaman kapalı ve kilitli olurdu. Marya Aleksandrovna, Nastasya Petrovna'yı her zaman dolap ‡eviren ve havai biri olarak g•r‚rd‚. Onun kapıları dinlediğini de bilirdi hi„ kuşkusuz, ama o anda Bayan Moskalev •yle heyecanlı ve 41dalgındı ki bu konuda •nlem almak aklına bile gelmedi. Koltuğa oturdu ve anlamlı anlamlı Zina'ya baktı. Zina bu bakışı ‚zerinde hissetti ve bir kasvet duygusu kalbini kapladı. "Zina!" Zina solgun y‚z‚n‚ ağır ağır ona doğru „evirdi ve kara, d‚ş‚nceli g•zlerini kaldırdı. "Zina „ok •nemli bir konuda seninle konuşmak istiyorum." Zina annesine tamamen y‚z‚n‚ d•nd‚, kollarını kavuşturup bekledi. Y‚z‚ndeki rahatsızlık ve alay ifadesini saklamaya „alışıyordu. "Mozglyakov hakkında bug‚nk‚ izlenimlerinin ne olduğunu sormak istiyorum sana." "Uzun zamandır onun hakkında d‚ş‚nd‚klerimi biliyorsun" dedi Zina istemeye istemeye. "Evet, mon enfant* ama kur yapma konusunda... gitgide daha ısrarlı gibi g•r‚n‚yor." "Beni sevdiğini s•yl‚yor, onun i„in ısrarhlığı bağışlanabilir." "Bu „ok garip! Onun bu kadar ileri gitmesine oy le kolay kolay... izin vermezdin. Tam tersine, ‚zerine saldırmak i„in fırsat kollardın." "Senin de eskiden hep ondan yana olup, onunla evlenmem konusunda diretmene rağmen şimdi nedense ona saldırıda bulunman „ok garip." "Zina, Mozglyakov ile evlenmeni istediğimi ink†r edecek değilim. Seni hep sıkıntılı g•rmek, (sen ne d‚ş‚n‚rsen d‚ş‚n) nedenini gayet iyi anladığım ve geceleri uykumun ka„masına yol a„an acılarına seyirci kalmak „ok zor. Sonunda, ancak hayatındaki ger„ek bir değişikliğin seni kurtaracağına inandım. Bu değişiklik de evlilik. Zengin değiliz ki yurtdışına gidelim. Buradaki salaklar, senin yirmi * ‡ocuğum. 42 ˆ„ yaşında ve hŠlŠ bekŠr olduğuna bir anlam veremiyorlar. Bir sˆrˆ IhikŠye uyduruyorlar. Herhalde seni mˆşavirle yada avukatımız İvan ‹vanovich'le evlendirecek değilim. Burada sana g‰re bir koca nereden bulayım? Mozglyakov havai bir adam kuşkusuz, ama yine de „ok iyi bir kısmet. İyi bir aileden, nˆfuzlu akrabaları var, yˆz elli kişilik bir k‰ye sahip, başka ne istiyorsun, s‰ylesene. Rˆşvetlerle ve dalaverelerle yaşamaktan daha iyidir. Bu yˆzden ondan yanayım. Dˆrˆst olmak gerekirse, aslında ondan ger„ekten hoşlandığım s‰ylenemez. Tanrı'nın beni ‰nceden uyardığına inanıyorum. Birde senin i„in daha uygun birini g‰nderecek olursa, senin Mozglyakov'a s‰z vermemiş olman „ok iyi olacak! Yani ona ciddi bir s‰z vermedin, değil mi Zina?" "Bˆtˆn sorunu iki kelimeyle ‰zetlemek varken niye lafı do-|landırıp duruyorsun anne?" dedi Zina kızarak. "Lafı dolandırmak mı Zina? Lafı dolandırmak ha! Annenle ne bi„im konuşuyorsun? Aman ne olacak canım! Zaten annene „ok ızun zamandan beridir gˆvenmiyorsun ki! Uzun zamandır beni annen değil de dˆşmanın gibi g‰rˆyorsun." "Gˆvenmemek mi anne! Kelime oyunlarını bir tarafa bırakalım artık! Birbirimizi anlıyoruz, değil mi? Bunun i„in „ok zaman har-:adık." "Beni incitiyorsun „ocuğum! Senin geleceğini kurtarmak i„in her şeyi yapmaya hazır olduğuma inanmıyorsun bir tˆrlˆ." Zina annesine rahatsız ve alaylı bir şekilde baktı. "Geleceğimi kurtarmak i„in o Prens'le evlenmemi ister misin?" ˆye sordu, garip bir gˆlˆmsemeyle. "Bu konuda tek kelime bile etmedim. Madem sen başlattın s‰yleyeyim, senin Prens'le evlenmen s‰z konusu olsa, bu hi„ de ap-|talca bir şey olmazdı, gayet iyi bir kısmet..." "Bu „ok,sa„ma!" diye bağırdı Zina ‰fkeyle. "Sa„malık! Sa„malık! Anne, bana sorarsan sen „ok fazla şair ruhlusun. Kelimenin tam anlamıyla şair olmuşsun. Kasabadakiler de sana ‰yle diyorlar 43zaten. Sˆrekli planlar yapıp duruyorsun. Bunların imkŠnsızlığı ve sa„malığı bile seni engellemiyor. Prens buradayken, aklından bunun ge„tiğine eminim. Mozglyakov, o yaşlı adama bir eş bulmamız konusunda sa„malarken, senin yˆzˆnden ne dˆşˆndˆğˆn anlaşılıyordu. Şimdi de aynı şeyi dˆşˆndˆğˆne bahse girerim, s‰zˆ oraya getirecektin. Benim hakkımda sˆrekli olarak yaptığın planlar artık canımı sıktığı ve başımı ağrıttığı i„in, bana tek kelime bile etmeni istemiyorum, duyuyor musun anne, tek kelime bile! Bunu aklından „ıkarmasan iyi olacak!" €fkeden nefesi kesildi. "Sen „ocuksun Zina, hasta, ‰fkeli bir „ocuk!" dedi Marya Aleksandrovna i„li bir sesle ve g‰zˆnde yaşlarla. "Bana saygısızca laflar s‰ylˆyorsun ve beni aşağılıyorsun. Senden gece gˆndˆz „ektiklerime hi„bir anne katlanamazdı! Ama ne yapayım sinirlisin, hastasın, acıların var ve ben de senin annenim, ˆstelik de Hı-ristiyanım. Katlanmam ve bağışlayıcı olmam gerekir. Hem sonra b‰yle bir beraberliği istemenin nesi sa„ma? Bence Mozglyakov, hayatı boyunca, Prens'i evlendirmek konusunda s‰ylediklerinden daha anlamlı bir laf etmemişti hi„. Tabii o şapşal Nastasya ile değil kuşkusuz. O konuda biraz sa„maladı doğrusu." "Bak anne! Bana a„ık a„ık s‰yle, bˆtˆn bunları meraktan mı soruyorsun, yoksa kafanda bir şey mi var?" "Yalnızca soruyorum o kadar. Neden sa„ma olduğunu dˆşˆnˆyorsun ki?" "Ger„ekten sıkıldım artık! Katlanmak zorunda olduğum hay ata bir bakın!" diye bağırdı Zina, ayağını yere vurarak. "Eğer hŠlŠ an-layamadıysan s‰yleyeyim: Bˆtˆn anlamsızlıkları bir yana bıraksak bile; zavallı, bunak bir ihtiyardan yararlanmak, para koparmak i„in evlenerek onun gibi sakat bir insanı kandırmak, sonra her gˆn, her saat ‰lmesini beklemek, bence yalnızca sa„malık değil, aynı zamanda da adilik, hem de ‰yle bir adilik ki, kusura bakma ama anne b‰yle şeyler dˆşˆndˆğˆn i„in seni kutlayacak değilim!" Bir an i„in sessizlik oldu. 44 "Zina! İki yıl ‰nce olanları hatırlıyor musun?" diye sordu Marya Aleksandrovna birden. Zina dehşete kapıldı. "Anne!" dedi sert bir sesle. "O konuyu bir daha a„mayacağına s‰z vermiştin." "Şimdi de senden bir kere olsun s‰zˆmden d‰nmeme izin vermeni istiyorum „ocuğum. ‡ˆnkˆ bunu bugˆne dek i„imde sakladım. Zina! Artık birbirimize karşı dˆrˆst olma zamanımız geldi. İki yıldır sustuğum yeter! Bu b‰yle devam edemez!... Diz „‰kˆp sana yalvarıyorum, bırak da konuşayım. Duyuyor musun Zina? €z annen sana diz „‰kˆp yalvarıyor! Ayrıca kızına tapan, mutsuz bir anne olarak sana yemin ediyorum, bundan sonra hi„bir zaman, hangi şartlarda olursa olsun, hayatım bile s‰z konusu olsa bu konuyu bir daha a„mayacağım. Bu son olacak, ama şu anda şart!" Marya Aleksandrovna s‰zcˆklerinin istediği etkiyi bırakacağına gˆveniyordu. "S‰yle" dedi Zina sapsarı kesilerek. "Teşekkˆrler Zina. Artık hayatta olmayan, kardeşin Mitya'ya ders vermek i„in, iki yıl ‰nce bir ‰ğretmen gelmişti." "Neden b‰yle uzun uzadıya anlatıyorsun? Bu abartılı konuşma ve bˆtˆn bu ayrıntılar tamamen gereksiz ve acı verici. Hem zaten ikimizin de bildiği şeyler" dedi Zina, nefret i„inde s‰zˆnˆ keserek. "‡ˆnkˆ „ocuğum, ben senin ‰nˆnde kendimi temize „ıkarmak istiyorum. ‡ˆnkˆ bˆtˆn bu sorunu senin bakmaya alıştığın yanlış a„ıdan deha farklı bir boyutta g‰zler ‰nˆne sermek istiyorum. ‡ˆnkˆ bundan „ıkarmayı dˆşˆndˆğˆm sonucu „ok iyi anlamam istiyorum. Senin duygularınla oynamak istediğimi sanma sakın! Hayır, Zina, i„imde g‹r„ek bir anneyi bulacaksın ve belki de biraz ‰nce adi dediğin bu icadının ayaklarına kapanıp, g‰zˆnde yaşlarla, bugˆne dek hep şiddetle reddettiğin uzlaşma ‰nerisinde bulunacaksın. Bu yˆzd‹n sana her şeyi anlatmak istiyorum Zina, hem de ta başından ıtibaren. Yoksa ağzımı bile a„mam!" 45"S‰yle" dedi Zina yine, annesinin abartılı s‰zcˆklere dˆşkˆnlˆğˆne i„ten i„e lanet okuyarak. "Devam ediyorum Zina. Bu ‰ğretmen daha bir „ocuk olduğu halde, anlayamadığım bir şekilde seni etkiledi. Senin sağduyuna, soylu gururuna, daha da ‰tesi onun değersiz biri (a„ık konuşmak gerekir) olduğuna duyduğum gˆvenle aranızda bir şey olabileceğinden hi„ kuşkulanmamıştım. Ama sen bir gˆn gelip onunla evlenmek istediğini s‰yleme cesaretini g‰sterdin. Zina! Bu kalbime bı„ak gibi saplandı! ‡ığlığı basıp, kendimi kaybetmişim. Bunları hatırlarsın. Senin gaddarlık dediğin otoritemi kullanmak zorunda kaldım. Dˆşˆnsene, bir zango„un oğlu, acıdıkları i„in şiirlerini yayımlayan Readers' Library'den ayda on iki ruble alan ve o uğursuz Shakespeare'dan başka bir şey bilmeyen bir şair mˆsveddesi. Bu „ocuk senin kocan olacaktı, Zinaida Moskaleva'nın kocası ha! Florian ve gen„ k‰ylˆlerine^ l yaraşır bir hikŠye! Bağışla beni Zina, ama hatırlamak bile beni „ileden „ıkarıyor! Tabii onu reddettim, ama dˆnyadaki hi„bir gˆ„ seni tutmaya yetmedi. Baban da yˆzˆme boş boş bakıyor, ne anlatmaya „alıştığımı an-layamıyordu bile. Onunla ilişkine devam ettin, buluştun, en korkuncu da onunla mektuplaşmaya kararlıydın. Dedikodular her yana yayıldı. İnsanlar yanımda imalı imalı konuşmaya başladılar. Bir tek davullarla herkese duyurmadıkları kalmıştı. Sonra tahmin ettiğim şey doğru „ıktı. İkiniz kavga ettiniz ve sana layık olmadığı ortaya „ıkmış oldu... Sefil „ocuk (ona adam demeye dilim varmıyor) mektuplarını kasabada elden ele dolaştırmakla bile tehdit: etti. Sen bu tehdide „ok ‰fkelendin ve suratına bir tokat yapıştırdın. Evet Zina, bundan da haberim var! Aynı gˆn sefil „ocuk mektuplarından birini al„ak Zaushin'e g‰stermiş ve bir saat i„inde mektup benim ezeli dˆşmanım Natalya Dmitriyevna'nın eline ge„miş. Aynı akşam vicdan azabından kahrolan yarım akıllı „ocuk kendini zehirleme girişiminde bulundu. Kısacası korkun„ bir skan lal „ıktı! O şapşal Nastasya Petrovna dehşet i„inde hemen bana koştu ve korkun„ haberi verdi: Mektup bir saattir Natalya Dmitriyevna'nın 46 elindeymiş, iki saat i„inde b‚t‚n kasaba utancını duyacakmış! Kendimle m‚cadele ettim, bayılmamaya „alıştım. Az kalsın y‚reğime indiriyordun benim Zina. O utanma Œ, canavar Nastasya, mektubu alıp ger„ek sahibine vereceğine yeminler ederek, karşılığında iki y‚z g‚m‚ş ruble istedi. O g‚n ayağımda incecik ayakkabılar, karda koşarak Yahudi Bumshtein'a gittim ve annemden bana hatıra olan gerdanlığı rehine verdim. İki saat sonra mektup elimdeydi. Nastasya onu kadının „ekmecesinden „almıştı. B•ylece ortada kanıt kalmadı ve senin onurun kurtuldu! O korkun„ g‚nde bana ne endişeler yaşattın! Ertesi sabah, hayatımda ilk kez sa„ımda kırlar g•rd‚m. Zina! O „ocuğun hareketiyle ilgili bir yargıya varmak i„in yeterli zamanın oldu. Geleceğini ona emanet etmenin ne b‚y‚k bir akılsızlık olduğunu şimdi, acı bir g‚l‚msemeyle, sen de kabul edersin. Ama o g‚nden beri kendine eziyet ediyorsun, acı „ektiriyorsun „ocuğum; onu unutamıyorsun, daha doğrusu onu değil de ge„mişte kalan mutluluğunu unutamıyorsun. O hi„bir zaman sana layık biri değildi. Şimdi •l‚m d•şeğinde yatıyor. Verem olduğunu s•yl‚yorlar, ama sen -iyilik meleği!- seni h†l† deli gibi kıskandığı i„in, ‚z‚lmesin diye o hayattayken evlenmiyorsun. Bense onun seni ger„ek bir aşkla sevdiğine hi„ inanmıyorum! Mozglyakov'un sana olan ilgisini duyduğu zaman seni izlettiğini, neler olduğunu •ğrenmek i„in birilerini g•nderdiğini, araştırmalar yaptığını biliyorum. Onu h†l† d‚ş‚n‚yorsun, bunun farkındayım „ocuğum. Tanrı şahidimdir, geceleri ne i g•zyaşları d•k‚yorum!..." "Keser misin anne!" dedi Zina anlatılamaz bir acıyla. "Geceleri ne yaptığını bilmeden de yaşamayı s‚rd‚rebiliriz" diye ekledi kesin bir tavırla. "Uzun uzadıya konuşup, ayrıntılara girmeden ağzını a„amazsın zaten!" "Bana hi„ g‚venin yok Zina! Bu kadar acımasız davranma „ocuğum! Son iki yıldır g•zlerim hi„ kurumadı, ama g•zyaşlarımı senden sakladım ve sana yemin ederim o zamandan beri pek „ok y•nden değiştim! Senin duygularını gayet iyi biliyorum ve peri47sanlığının derecesini ancak şimdi anladım. B•yle bir d‚şk‚nl‚ğ‚n, istenmediği her yere burnunu sokan o lanet olası Shakespeare'den kaynaklanan bir romantizmin etkisi olduğunu d‚ş‚nmekte haksız mıyım? O zamanlar duyduğum korku, attığım adımlar ve kararlarımın ciddiyeti konusunda beni hangi anne su„layabilir? Ama şimdi, iki yıldır „ektiğin acıları g•r‚nce senin duygularını anlıyor ve hak veriyorum. Bana inan, belki de seni senden daha iyi anlıyorum. Senin asıl sevdiğin o acayip „ocuk değil, altın hayallerin, kaybettiğin mutluluğun, y‚ce ideallerin, buna eminim. Ben de sevdim, belki de senden daha „ok, ben de acı „ektim. Benim de y‚ce ideallerim vardı. Peki beni kim ayıplayabilir, her şeyden •te, Prensle evlenmenin senin şu anki durumunu kurtaracak, en zorunlu yol olduğunu d‚ş‚nd‚ğ‚m i„in sen beni su„layabilir misin?" Zina, annesinin boş yere b•yle konuşmayacağını bildiği i„in, bu uzun konuşmayı şaşkınlıkla dinledi. Hele bu sonu„ onu hayretten dondurdu. "Demek sen ciddi ciddi o Prens'le evlenmemi •neriyorsun?" diye bağırdı dehşet i„inde, annesine biraz da korkuyla bakarak. "Demek bu r‚ya ya da senin planlarından biri değil, ciddi ciddi niyetlendiğin bir şey, •yle mi? Tahminlerimde yanılmıyorum, değil mi? Peki... peki... bu evlilik beni nasıl kurtaracak, şu anki durumum i„in nasıl bir zorunluluk? Peki... peki... bunun deminden beri anlattığın, uzun hik†yeyle ne ilgisi var?... Seni ger„ekten anlayamıyorum anne!" "Anlayamadığına „ok şaşırdım mon ange*" dedi Marya Aleksandrovna gitgide heyecanlanarak. "Birincisi, bambaşka bir topluma, değişik bir d‚nyaya gireceksin! Ne bir dost ne de bir iyilik g•rd‚ğ‚n, k•t‚ dedikodularına katlandığın, g‚zelliğini kıskanan kargalarla ve k•t‚ anılarla dolu bu kasabayı sonsuza dek arkanda bırakacaksın. Bu bahar yurtdışına bile „ıkabilirsin, İtalya'ya, İsvi„re'ye, İspanya'ya gidersin, Zina, bizim lağımımız yerine Alhambra'yı, Guadalquivir'i g•receksin İspanya'da..." * Meleğim. 48 "Ama anne, izin verirsen bir şey s•yleyeyim, sanki Prens'le evlenmişim y a da bana evlenme teklif etmiş gibi konuşuyorsun!" "Hi„ endişelenme meleğim, ben ne s•ylediğimin farkındayım. Bırak da devam edeyim. Birinciyi s•ylemiştim. İkincisi, nasıl bir nefretle Mozglyakov'ad•nd‚ğ‚n‚ iyi anlıyorum..." "Onunla asla evlenmeyeceğimi senin s•ylemene hi„ gerekyok!" dedi Zina •fkeyle g•zleri parlayarak. "Ah hayatım, nefretini nasıl da iyi anladığımı bir bilsen! Asla sevemeyeceğin birini sevmek i„in yemin etmek „ok korkun„ bir şeydir! Saygı duymadığın birinin karısı olmak „ok korkun„ bir şeydir! Sonra senin aşkını isteyecek, zaten bunun i„in seninle evlenmek istiyor, sana bakışından anladım bunu. S‚rekli olarak numara yapabilecek misin? Bunun ne dernek olduğunu iyi bilirim, „‚nk‚ yirmi beş yıl aynı „ileye katlandım. Baban beni mahvetti.Benim gen„liğimi aldı, ka„ kez ağladığımı kendin de g•rd‚n!..." "Babam burada değil, l‚tfen arkasından konuşma" dedi Zina. "Bilirim, hep onun tarafını tutarsın zaten. Ah Zina! Prens'le evlenmeni isterken de i„im sızlıyor, ama en azından numara yapman gerekmeyecek. Onu sevmeyeceğini s•ylemeğe hi„ gerek yok, kuşkusuz... zaten o da b•yle bir sevginin peşinde olmayacak..." "Tanrı aşkına sa„malama! Şuna emin ol ki tahminlerinde yanılıyorsun! Kendimi hi„bir şey uğruna feda etmeğe kesinlikle niyetim yok! Kimseyle evlenmeye de kesinlikle niyetim yok, bunları bil! Evlenmediğim i„in iki yıldır hayatımı zehir ettin. İstemiyorum, o kadar! Bu konuyu kapatalım!" "Zinochka, sevgilim, Tanrı aşkına, s•yleyeceklerimi duymadan hemen sinirlenme! Ne kadar „abuk •fkeleniyorsun! Olaya benim tarafımdan baksan sen de bana katılacaksın. Prens en fazla bir iki yıl daha yaşar; bana sorarsan gen„ bir dul olmak, evde kalmış bir kız kurusu olmaktan daha iyidir. ˆld‚ğ‚ zaman senin •zg‚r ve zengin bir Prenses olacağın da cabası! Belki onun •l‚m‚yle ilgili hesaplar 49yapmam hi„ hoşuna gitmiyor! Ben bir anneyim ve uzağı g•rd‚ğ‚m i„in beni hi„bir anne ayıplayamaz. Asıl s•ylemek istediğim şu: Sen o kadar melek kalplisin ki, o „ocuk i„in „ok ‚z‚l‚yorsun ve o hayattayken evlenmek istemiyorsun. Bir d‚ş‚nsene, Prens'le evlenmekle o gen„ adamı da iyileştirmiş olacaksın, haline ş‚kredecek. Eğer biraz olsun aklı varsa, Prens'i kıskanmanın ne kadar gereksiz ve anlamsız bir şey olduğunu fark edecek, zorunluluktan ve birtakım hesaplardan dolayı evlendiğini anlayacak. Sonra anlayacak ki... neyse, demek istediğim Prens •l‚nce istediğinle evlenmekte •zg‚r olacaksın..." "Uzun lafın kısası, Prens'le evlen, varını yoğunu al, sonra da •lmesini bekle, •l‚nce de aşığınla evlen demek istiyorsun. S•zlerinin •zeti bu, değil mi? B•yle şeylerle aklımı „elmeğe „alışıyorsun... Seni anlyorum anne, „ok iyi anlıyorum! B•yle „irkin bir olayda bile soylu duygularını sergilemeden edemiyorsun. 'Zina, „ok al„ak„a ama „ok k†rlı bir iş, en iyisi kabul et!' deseydin „ok daha iyiydi. En azından daha d‚r‚st„e." "Ama „ocuğum, neden olaya bu a„ıdan bakıyorsun, neden bir aldatmaca, hainlik ve „ıkarcılık olarak g•r‚yorsun? Demek d‚ş‚nd‚klerim adilik ve hainlik, •yle mi? Tanrı aşkına, bunun nesi adilik ve hainlik? Aynada kendine bir baksana. ˆyle g‚zelsin ki, insan senin uğruna bir krallığı bile feda edebilir! Ve sen, hayatının en g‚zel yıllarını bir ihtiyara feda ediyorsun! Alacakaranlık g‚nlerini bir yıldız gibi aydınlatacaksın, yaşlılığına yeşil bir sarmaşık gibi sarılacaksın, onu b‚y‚leyen, a„g•zl‚l‚kle kanını emen o adi kadın değil de sen! Parasının ve namının senden daha değerli mi olduğunu sanıyorsun? Adilik ve hainlik bunun neresinde? Sen ne s•ylediğini bilmiyorsun Zina!" "Bir sakatla evlenmek zorunda olduğuma g•re daha değerli olmalı! Amacı ne olursa olsun aldatmaca aldatmacadır anne." "Tam tersi hayat1 m, tam tersi! B‚t‚n bunlar Hıristiyanlık a„ısından değerlendirilmeli „ocuğum! Bir keresinde bir •fke n•betin sırasında, hemşire olmak istediğini s•ylemiştin bana. Acı „ekmiş, 50 hayata k‚sm‚şt‚n. Artık sevmenin imk†nsız olduğunu s•ylemiştin, evet s•yledin. Eğer aşka inanmıyorsan, o zaman kendini başka bir şeye, daha y‚ce bir şeye y•nelt, bir „ocuk gibi i„tenlikle, inan„la, Tanrı seni kutsayacaktır. Bu ihtiyar da acı „ekti, o da mutsuz, oradan oraya mekik dokudu. Onu yıllardır tanırım, sanki i„ime doğmuş gibi, garip bir sevgi beslemişimdir. Onun arkadaşı, kızı, hatta -b•yle konularda a„ık a„ık konuşmak gerekirse- oyuncağı ol; kalbini ısıt, o zaman Tanrı'dan yana, erdemli bir hareket yapmış olursun. Komik olmasına aldırma. O yarım bir adam, ona acı. Sen bir Hıristiyansın! Kendini zorla, b•yle şeyler zorlamayla basardır. Hastanede yatmak, karantinanın bulaşıcı havasını solumak pek hoş bir şey değildir. Ama bu işi severek yapan melekler var. İşte senin yaralı kalbin i„in bir kurtuluş yolu, bir uğraş, bir kahramanlık, hem kendi yaralarını da sarmış olursun. B•yle bir şeyde „ıkarcılık ve adilik olur mu? Ama senin bana g‚venin yok ki! Belki de b•yle şeyleri uydurduğumu d‚ş‚n‚yorsun. Bu, kibirli, bilmiş kadının kalbi, duygulan, prensipleri olduğunu anlayamazsın. Ne „ıkar? Annene g‚venme, onu aşağılayıp dur, ama en azından mantıklı ve yararlı şeyler s•ylediğimi kabul et. Senin i„in daha iyi olacaksa konuşan ben değilmişim de başkasıymış gibi d‚ş‚n; g•zlerini kapat, y‚z‚n‚ duvara d•n, sahibi g•r‚nmeyen bir sesin konuştuğunu hayal et... Senin asıl canını sıkan, bunun sanki bir alışverişmiş gibi para i„in yapılıyor olması mı? Senin i„in o kadar iğren„ geliyorsa parayı bir kenara bırak o zaman! Gerekli olduğu kadarını al, gerisini bir fakire ver. ˆrneğin, •l‚m d•şeğindeki o talihsiz „ocuğa yardım et." "Yardımı kabul etmez" dedi Zina yavaş„a, sanki kendi kendine konuşuyormuş gibi. "O etmeyebilir, ama annesi eder" dedi Marya Aleksandrovna, zafer kazanmış gibi bir tavırla. "Onun haberi olmadan alır. Hem altı ay •nce kadına vermek i„in teyzenden hediye olan k‚pelerini satmadın mı? G•r‚yorsun ya haberim var. Talihsiz oğluna bakmak i„in yaşlı kadın „amaşıra gidiyormuş." "Yakında yardıma ihtiyacı kalmayacak." ' 51"Neyi ima ettiğini biliyorum" dedi Marya Aleksandrovna aceleyle, iyice ilhama kapılmıştı. "Neden s•z ettiğini anlıyorum. Onun verem olduğunu ve yakında •leceğini s•yl‚yorlar. Peki kim s•yl‚yor bunları? Ge„en g‚n Kallist Stanislavich'e onu •zellikle sordum. Bir kalp taşıdığıma g•re bilmem gerekirdi Zina. Kallist Stanislavich hastalığın ciddi olduğunu kabul ediyor, ama verem olmadığından emin. Yalnızca ciddi bir g•ğ‚s rahatsızlığı varmış. İstersen git kendin sor. Başka bir yerde olsa, •zellikle de hava değişimi yapsa daha da iyileşirmiş. İspanya'da -zaten bunu daha •nce de duymuştum, hatta bir yerde okumuştum-12 MalagatMalaga mıydı, yoksa şarap adı gibi bir şey miydi neydi- diye bir ada varmış, orada yalnızca g•ğ‚s hastaları değil ger„ekten veremliler bile sırf ikliminden dolayı iyileşiyorlarmış. İnsanlar oraya •zellikle şifa i„in gidiyorlarmış. Tabii yalnızca kodamanlar, belki de t‚ccarlar, „ok parası olanlar yani. Ah o b‚y‚l‚ Alhambra! O mersin ağa„ları, limonlar, katırlarına binen İspanyollar! Yalnızca bunlar bile bir şair ‚zerinde olağan‚st‚ bir etki bırakır. B•yle bir yolculuğa „ıkmak i„in senin yardımını, paranı kabul etmez mi diyorsun? O halde eğer onun i„in ‚z‚l‚yorsan onu kandırabilirsin! Eğer insan hayatı s•z konusuysa aldatmalar bağışlanabilir. Ona ‚mit ver, aşkını garanti et; dul kalınca onunla evleneceğini s•yle. D‚nyada her şeyin kibarca s•ylenme yolu vardır. Annen sana utanılacak bir şey •ğretmez Zina. Bunu onun hayatını kurtarmak i„in yapacaksın, her şey normal! Umut verecek, onu yaşama d•nd‚receksin, o zaman sağlığına dikkat etmeğe başlayacak, tedavi g•recek, doktorların dediklerini yapacak. Mutluluğunu yeniden kazanmak i„in kalkmaya gayret edecek. İyileştiği zaman, sen onunla evlenmesen bile onu kurtarmış, hayata d•nd‚rm‚ş olacaksın! Ona merhamet duyacaksın! Belki de kader onu daha olgun biri yapmış, değiştirmiştir. Sana layık biri olduysa, dul kalınca neden onunla evlenmeyesin ki! Zengin ve •zg‚r olacaksın. Onu sağlığına kavuşturunca bir de işe girer. O zaman onunla evlenmen şimdikinden daha mantıklı olur. Şimdi b•yle bir d‚ş‚ncesizlik yapacak olsaydınız neler olurdu? Herkesin k‚„‚msemesi, yoksulluk, işi gereği „oluk „ocuk sesleri, karşılıklı 52 Shakepeare okumalar, hep Mordasov'da yaşamak, sonunda beklenen ve ka„ınılmaz •l‚m‚. Onu yeniden canlandırırken aynı zamanda da g‚zel ve erdemli bir yaşam sağlamış olacaksın, onu bağışlamakla kendisine saygı duymasını başaracaksın. Yaptığı k•t‚ hareketler y‚z‚nden kendisine işkence ediyor, onu bağışlayıp, yeni bir hayat sağlamakla, ‚mit verecek, kendi kendisiyle barıştıracaksın. Kim bilir belki h‚k‚mette iş bulup, y‚kselir. İyileşmese bile senin kollarında -sen yanında olacaksın- mersin ağa„larının, li-monların ve egzotik g•ky‚z‚n‚n altında mutlu, kendisiyle barışık ve senin aşkından emin bir şekilde •lecek! Ah Zina! B‚t‚n bunlar senin elinde! Her şey senden yana ve bunlara Prens'le evlenerek sahip olabilirsin." Marya Aleksandrovna sustu. Uzun bir sessizlik oldu. Zina anlatılamaz bir karışıklık i„indeydi. Zina'nın duygularını tanımlama sorumluluğunu ‚stlenecek değiliz, „‚nk‚ anlamamız zor. Ama g•r‚n‚şe bakılırsa Marya Aleksandrovna kızının kalbine giden yolu bulmuştu. O kalpte neler olduğunu bilmeden, her olasılığı denemiş ve sonunda doğru iz ‚zerinde olduğunu anlamıştı. Hassas parmaklarını Zina'nın yarasına basmış ve eski bir alışkanlıkla Zina'yı hi„ de etkilemeyen soyluluk duygularını g•stermeden de edememişti. "G‚venmezse g‚venmesin" diye d‚ş‚nd‚ Marya Aleksandrovna. "D‚ş‚nmesini sağlamam bile yeter! Doğrudan s•yleyemediğim konularda imalarda bulunurum!" D‚ş‚nd‚ğ‚n‚ yapıp amacına ulaştı. İstenilen etki yaratılmıştı. Zina dikkatle dinlemişti. Yanakları alevlendi, g•ğs‚ inip kalkmaya başladı. "Dinle anne" dedi sonunda kararlılıkla, y‚z‚nde bu kararlılığın ona nelere mal olduğunu g•steren bir solgunluk vardı. "Dinle anne..." O anda holden gelen ve Marya Aleksandrovna'yı „ağıran keskin, tiz bir ses Zina'nın daha fazla ileri gitmesini engelledi. Marya Aleksandrovna sandalyesinden sı„radı. 53"Yo olamaz!" diye bağırdı. "Albayın o karga karısını kapıma hangi şeytan getirdi! Tanrı aşkına, onu daha iki hafta •nce kapı dışarı etmemiş miydim?" dedi ‚z‚nt‚yle. "Ama... ama şimdi onu geri „eviremem! Yapamam! Mutlaka •nemli bir haberi vardır, yoksa gelmeye cesaret edemezdi. Bu „ok •nemli Zina! ˆğrenmem gerek... Altına bakılmadık bir tek taş kalmamalı!" Sonra i„eri girmek ‚zere olan konuğuna doğru d•nerek, "ziyarete gelmeniz ne hoş! Nereden aklınıza geldim sevgili Sofya Petrovna? Ne hoş bir s‚rpriz!" dedi. Zina odadan „ıktı. 54 ALTINCI BOLUM Albayın karısı Sofya Petrovna Farpukhina yalnızca ruhsal a„ıdan kargaya, fiziksel olarak daha „ok ser„eye benziyordu. Elli yaşlarında, k‚„‚k keskin g•zl‚, ufak tefek bir kadındı; y‚z‚nde „illeri ve sarı lekeleri vardı. Kuru bedeni g‚„l‚, ince, ser„e bacakları ‚zerinde duruyordu. Her zaman koyu renk, ipek elbise giyen kadın bir dakika bile yerinde duramazdı. Pis ve kinci bir dedikoducuydu. Albayın karısı olduğu i„in havalara girerdi. Emekli olan kocasıyla sık sık kavga eder, b•yle zamanlarda y‚z‚n‚ tırmaladığı bile olurdu. Sabah ve akşam d•rder bardak votka i„erdi. Ge„en hafta Anna Ni-kolayevna Antipova onu evinden kovduğu, Natalya Dmitriyevna Paskudina da ona yardım ettiği i„in ikisinden de nefret ediyordu. "Birka„ dakikalığına uğradım mon ange" diye cıvıldamaya başladı. "Oturacak değilim! Neler olduğunu anlatmak i„in geldim. B‚t‚n kasaba aklını şu Prensle bozdu! Bizim 'yaşlı tilkiler' voııs comprenez-* ona tuzak kuruyorlar, avlamağa „alışıyorlar, bir* Anlıyor musunuz! 55birlerinden „alıyorlar, şampanya i„iriyorlar! İnanamazsınız! İnanamazsınız! Nasıl oldu da onu bıraktınız? Şimdi Natalya Dmit-riyevna'da olduğunu biliyor musunuz?" "Natalya Dmitriyevna'da mı?" diye bağırdı Marya Aleksand-rovna, sandalyesinden fırlayarak. "Ama valiyi g•rmeğe gidecekti, tabii sonra da Anna Nikoiayevna'yı, hatta bunlar da kısa ziyaretler olacaktı!" "ˆyle mi? Artık yakalayabilirseniz yakalayın! O uğradığı zaman vali dışarıdaymış. Sonra Anna Nikolayevna'ya gitmiş, orada akşam yemeği teklifi almış. Oradan hi„ „ıkmayan Natalya Dmit-riyevna da onu zorla kendi evine •ğle yemeğine g•t‚rd‚. İşte sizin Prensiniz!" "Peki ya... Mozglyakov? Yani, o bana s•z vermişti..." "Aman canım, ne Mozglyakov'u! Bırakın onu... O da onlarla beraber gitti! Dua edin de oyuna oturmasınlar. Ge„en yıl olduğu gibi b‚t‚n parasını kaybedecek. Ona k†ğıt oynatıp varını yoğunu alacaklar. O Natashka sizin i„in neler s•yl‚yor! G‚ya Prens'i... şey yani... bazı ama„lar i„in kandırmaya „alışıyormuşsunuz vous comprenez! Bu konudaki d‚ş‚ncelerini Prens'e de s•yledi. Tabii o neden s•z ettiğini anlamadı, orada kukla gibi oturdu, s•ylenen her şeye 'Ah evet!' dedi durdu. Sonra kızı Sonka piyasaya „ıktı. Bir d‚ş‚nsenize kız on beş yaşında, ama annesi onu h†l† dizlerinin ‚zerinde, kısacık elbiselerle ortalarda dolaştırıyor. Bu size bir fikir veriyordur herhalde... Sonra •ks‚z Mashka'yı „ağırdılar, o da kısa bir elbise giyiyordu, g•zl‚klerimi takıp inceledim, onunki daha da kısaydı... Ne anlamı vardı bilmem, ama ikisi de kafalarına t‚yl‚, k‚„‚k, kırmızı şapkalar takmışlardı. O iki sıska şey Prens'in •n‚nde, piyano eşliğinde kazaska yaptılar! Prens'in bu konuda zayıf olduğunu bilirsiniz ya! Heyecandan eriyip bitti. G•zl‚klerini takıp dikkatle inceledi, ger„ekten de o k‚„‚k kargalar kendilerini fark ettiriyorlardı ! Suratları kıpkırmızı kesildi, hele o bacak atışları! Hıh! Bu dans mı oluyor yani? Ben Madam Jarnis'in yatılı kız oku-lundayken şalla dans13 etmiştim. Mezuniyet balosuydu. M‚thiş bir (başarıydı! Senat•rler beni alkışlamışlardı! Biliyorsunuz, prenslerin ve kontların kızları okurlardı orada. Bunların yaptığı kankandan başka bir şey değildi ki! Utancımdan yanıp tutuştum! Seyredemedim bile!..." "Ama... siz de mi Natalya Dmitriyevna'daydınız? Yani, demek istediğim..." "Evet ge„en hafta bana hakaret etmişti. Hi„ „ekinmeden herkese •anlattım bunu. Mais, ma chere* anahtar deliğinden bile olsa Prens'i g•rmek istedim, onun i„in gittim. Başka nasıl g•rebilirdim? O bunak |Prens olmasaydı o eve gider miydim! D‚ş‚nsenize, benden başka herkese „ikolata ikram edildi, sanki ben orada değilmişim gibi kimse benimle konuşmadı! Bunu bile bile ayarlamıştı... Ah o tas suratlı kadın! Ben ona yapacağımı bilirim! Şimdi gitmem gerek mon ange, acelem var, ger„ekten... Akulina Panfilovna'yı bulup, ona şeyi... Siz de Prens'i unutabilirsiniz artık! Buraya d•neceği falan yok. Bi-jliyorsunuz, aklŒ başında değil, Anna Nikolayevna onu evine „ek-neyi başaracak. Hepsinin sizden •d‚ kopuyor... Biliyorsunuz, Zina meselesi..." "Quelle horreur!"** İnanın, b‚t‚n kasaba bunu konuşuyor! Anna Nikolayevna onu yemeğe alacak ve onu bir yere bırakmayacak. Sırf sizi kızdırmak i„in yapıyor, mon ange. Anahtar deliğinden o d•k‚nt‚ mutfağına bir baktım da, i„erde bir telaştır gidiyordu, şampanya aldırıyorlar, bı„aklar takırdıyor, yemek hazırlanıyordu... Acele ederseniz onu yolda yakalarsınız. Ne de olsa •nce sizin davetinizi kabul etmişti! Sizin konuğunuz, onun değil! O yaşlı tilkinin, d‚zenbaz, şapşalın size g‚ld‚ğ‚n‚ d‚ş‚nd‚k„e! Savcı karısı da olsa benim ayağımı bastığım taş kadar bile değeri yok! Hem ben albay karışıyım! Madam Jarnis'in yatılı kız okulunda okudum... Hıh! Mais adieu, mon ange! Kızağımla gelmeseydim beraber giderdik..." * Ama hayatım. ** Ne ayıp şey! 56 57Ayaklı gazete gitti. Marya Aleksandrovna heyecandan titremeye başladı. Albayın karısının •ğ‚d‚ gayet a„ık ve akıllıcaydı. Geciktirmek i„in bir neden ve kaybedilecek zaman yoktu. H†l† en b‚y‚k problem „•z‚ms‚z duruyordu. Zina'nın odasına koştu. Zina kollarını g•ğs‚nde kavuşturmuş, başı •ne eğik, ‚zg‚n ve solgun bir halde odada bir aşağı bir yukarı dolaşıyordu. G•zlerinde yaş vardı. Annesine „evirdiği bakışları bir kararlılık ışıltısı taşıyordu. Aceleyle g•zyaşlarını sakladı, dudaklarında alaylı bir g‚l‚mseme belirdi. "Anne" dedi, Marya Aleksandrovna'dan •nce davranarak. "Şimdiye dek „ok s•zc‚k oyunu yaptın bana, hem de „ok. Ama beni k•r edemedin. ‡ocuk değilim. Bir iyilik meleği gibi kahramanca davranmam konusunda beni ikna etmeye uğraştın, ama benim b•yle bir yeteneğim yok. Bencilliğinden dolayı, kendi bayağı fikirlerini doğrulamaya „alışman ve onlara bir de soyluluk katman „ok d‚zenbazca, ama beni kandıramazsın, duyuyor musun? Tekrar s•yl‚yorum. Beni bu şekilde kandıramazsın, bunu bilmeni istiyorum!" "Ama mon angel..." diye bağırdı Marya Aleksandrovna, geri „ekilerek. "Sakin ol anne! Beni sonuna kadar dinleme sabrını g•ster. B‚t‚n bunların bir entrika ve al„aklık olduğunu gayet iyi bilmeme rağmen, teklifini kabul ediyorum, tamamen, duyuyor musun, tamamen? Şimdi Prens'le evlenmeye hazırım ve bu konudaki „abalarına da yardımcı olacağım. Bunu neden yaptığımı sana s•yleyecek değilim. Karar verdiğimi bil yeter. Her şeyi yapacağım, yaptığım adiliği affettirmek i„in ayakkabılarını giydireceğim, hizmet„isi olacağım, onu eğlendirmek i„in dans bile edeceğim. Benimle evlendiğine pişmanlık duymaması i„in yapılması gereken her şeyi yaparım! Ama buna karşılık, her şeyi nasıl ayarlayacağını a„ık a„ık anlatmanı istiyorum. Bu kadar ısrarlı konuştuğuna g•re, seni tanıdığım kadarıyla, kafanda mutlaka bir plan vardır. Hayatında bir kez olsun a„ık ol, a„ıklık olmazsa hi„bir şey m‚mk‚n değildir! Eğer senin bunu nasıl yapacağını bilmezsem ger„ek bir karar alamam." 58 Zina'nın d‚ş‚nce tarzındaki bu beklenmedik değişikliğe „ok şaıran Marya Aleksandrovna bir s‚re g•zlerini kızına dikip, hi„ konuşmadan, hareketsizce kalakaldı. Sertliğinden „ok korktuğu kızının inadıyla m‚cadele etmeye hazırdı, bir yandan da y‚zde y‚z anlaşmak ‚zere olduklarını ve inan„larına ters d‚şse bile her konuda işbirliğine a„ık olduğunu fark etti! Bunun sonucunda da, birdenbire ciddiyete binen planı Marya Aleksandrovna'nın g•zlerinde ışıldadı. "Zinochka!" diye bağırdı coşkuyla. "Zinochka! Benim canım, kanım!" Daha fazla bir şey s•ylemedi ve gidip kızını kucakladı. "Aman Tanrım' Anne beni kucaklamanı falan istemiyorum" diye bağırdı Zina, tatsız bir sabırsızlıkla. "Senin taşkın hareketlerini istemiyorum! Benim senden tek istediğim soruma cevap vermen, hepsi bu." "Ama Zina ben seni seviyorum! Ben sana tapıyorum, oysa sen beni itiyorsun... Yani, b‚t‚n bunları senin mutluluğun i„in yapıyorum..." G•zlerinde sahtelikten uzak, ger„ek g•zyaşları ışıldıyordu. Marya Aleksandrovna Zina'yı „ok seviyordu, ama kendi tarzında. O anda kazandığı başarı onu „ok etkiledi, heyecanlandırdı, dayanma g‚c‚n‚ zorladı. Zina da, her şeye rağmen, annesinin onu „ok sevdiğini biliyor ve bu sevgiyi bir y‚k olarak g•r‚yordu. Annesi ondan nefret etse her şey daha kolay olacaktı... "Sinirlenme anne, biraz sarsıldım da ondan" dedi Zina annesini yatıştırmak i„in. "Kızgın değilim, kızgın değilim, meleğim!" diye cıvıldadı Marya Aleksandrovna hemen kendine gelerek. "Yani sarsıldığının farkındayım. Bak tatlım, a„ıklık istiyorsun, tamam o zaman a„ık olacağım, tamamen a„ık, inan! Sen bana g‚ven yeter. Başlangı„ olarak, kesin bir planım olmadığını s•yleyeyim Zinochka, hem nasıl olsun, bunun nedenini senin gibi zeki bir kız hemen anlar. Bazı 59g‚„l‚kleri g•zardı edemem... Şu karga da kulağımın dibinde bir şeyler konuşup durdu... (Ah Tanrım! Acele etmeliyim!) G•r‚yorsun ya tamamen a„ığım! Amacıma ulaşacağıma yemin ederim!" dedi kendinden ge„erek. "Benim duyduğum g‚ven, senin dediğin gibi şiirsel bir g‚ven değil meleğim, ger„eklere dayanan bir g‚ven. Bu da Prens'in biraz budala olmasından kaynaklanıyor, yani o, ‚zerine istediğini işleyebileceğin bir kanvastır. Ben bir şeye kalkışınca sakın kimse karşıma „ıkmasın! Sanki o aptallar benimle başa „ıkabileceklermiş gibi!" diye bağırdı, g•zleri ışıl ışıl, elini masaya vurarak. "Bu benim işim! Bunu başarmak i„in en •nemli şey, olabildiğince erkenden başlamaktır, hatta b‚y‚k bir kısmını halletsek iyi olacak." "‡ok g‚zel anne. Biraz daha a„ıklık istiyorum. Planınla neden bu kadar ilgilendiğimi ve h†l† neden g‚ven duymadığımı biliyor musun? ‡‚nk‚ ben kendime g‚venmiyorum. Bu adiliği yapmaya karar verdiğimi s•yledim ama planının ayrıntıları iğren„ ve pis olursa, seni uyarıyorum, buna dayanamam ve havlu atarım. Ger„i aşağılık bir şey yapmaya karar vermek, sonra da bunun i„inde y‚zd‚ğ‚ pislikten korkmak da iğren„ bir şey, ama yapılacak başka bir şey yok. Bunun tek yolu bu!..." "Ama Zinochka, sana •nerdiğim şeyin nesi iğren„ mon ange?" diye karşı „ıktı Marya Aleksandrovna ‚rkek„e. "Bu yalnızca yararlı bir evlilik yapma meselesi, herkes yapabilir! Tek yapman gereken olaya bu a„ıdan bakmak, o zaman g•z‚ne daha onurlu g•r‚necek..." "Ah anne, Tanrı aşkına, bana kurnazlık yapmaya kalkışma! Bak, her şeyi, her şeyi kabul edeceğim. Daha ne istiyorsun? Yaptığımız şeylerin ger„ek adını s•ylemekten „ekinme, ben „ekinmiyorum! Belki de bundan sonra tek tesellim bu!" Yine dudaklarında acı bir g‚l‚mseme belirdi. "Tamam, tamam meleğim. Bir yandan fikir ayrılığına d‚ş‚p, bir yandan da birbirimize saygı duymamız m‚mk‚n. Eğer ayrıntılar 60 konusunda endişeleniyorsan ve k•t‚ şeyler olacağından kor-kuyorsan, her şeyi bana bırak. Yemin ederim, sana tek damla „amur bile sıramayacak. Seni herkesin •n‚nde tehlikeye atacağımı mı sanıyorsun? Sen bana g‚ven, her şey „ok g‚zel ve onurlu bir şekilde işleyecek, en •nemlisi de bu zaten! Hi„bir skandal „ıkmayacak. Ka„ınılmaz birka„ k‚„‚k olay olsa bile biz „ok uzaklarda olacağız! Yani burada kalacak değiliz! Bırakalım arkamızdan bağırıp dursunlar, onlara aldırmayacağız! L‚tfen bana kızma, ama bu kadar gururlu olmana rağmen onlardan „ekinmene „ok şaşıyorum doğrusu Zinaida." "Ah anne, onlardan korktuğum falan yok ki! Beni anlamıyorsun" diye cevap verdi, rahatsız bir sesle. "Peki, peki sevgilim kızma! Sen belki hayatında ilk kez yapacaksın, ama onlar haftanın her g‚n‚n‚ pis oyunlar d‚ş‚nerek ge„iriyorlar... Aman canım, ben de neler s•yl‚yorum, ne salak kadınım! Bu pis bir oyun değil ki! B•yle pislik olur mu? Aslına bakarsan „ok soylu bir davranış! Bunu sana a„ıklayayım Zinochka. Yalnızca bakış a„ısına bağlı bir şey..." "Anne, senin a„ıklamalarını dinlemek istemiyorum!" diye bağırdı Zina •fkeyle, sabırsızlıkla ayaklarını yere vuruyordu. "Tamam sevgilim, tamam! Yine baltayı taşa vurduk..." Kısa bir sessizlik oldu. Marya Aleksandrovna Zina'ya uysallıkla yaklaştı ve rahatsız bir ifadeyle, sanki yaramazlık yapan bir fino k•peği sahibine bakıyormuş gibi g•zlerinin i„ine baktı. "Nasıl halledeceğini hi„ anlayamıyorum" diye devam etti Zina nefretle. 'Sonunda utanacaksın, bundan eminim. Ne d‚ş‚necekleri umurum la bile değil ama senin i„in utan„ olacak." "Meleğim, eğer seni endişelendiren buysa l‚tfen rahat ol! Sana yalvarıyorum! Planımızda anlaştığımız s‚rece beni d‚ş‚nmene hi„ gerek yo c. Ne belalardan sıyrıksız kurtulduğumu bir bilsen! Ayarlanacak şeyler var! En azından deneyeceğim! Ne olursa olsun Prens'le olabildiğince „abuk yalnız kalmalıyız. İlk adım bu. Her şey 61buna bağlı. Kuşkusuz sonra olacakları da d‚ş‚nebiliyorum. Herkes •fkeden kuduracak ama... olsun! Onların işlerini bitiririm ben! Bir de Mozglyakov var. O beni korkutuyor..." "Mozglyakov mu?" dedi Zina kˆ„ˆmseyerek. "Evet ya Mozglyakov! Ama sen korkma Zinochka! Sana yemin ederim, onu ‰yle bir hale getireceğim ki, bize yardım bile edecek! Daha sen benim gˆcˆmˆ g‰rmedin Zinochka! İş başındayken nasıl olduğumu bilmezsin. Ah Zinochka sevgilim! Prens'in geldiğini duyduğum anda beynimde şimşekler „aktı! Sanki pırıltılı bir şey bˆtˆn varlığımı etkiledi! Bizim evimize geleceği kimin aklına gelirdi? B‰yle bir şans insana kırk yılda bir gelir! Zinochka! Kˆ„ˆk meleğim! Sakat bir ihtiyarla evlenmende utanılacak bir şey yok, ama „ekilmez olduğunu dˆşˆndˆğˆn bir adamla evlenecek olursan işte ondan utanmalısın. Zaten bu ger„ek bir evlilik olmayacak, biliyorsun. Karşılıklı bir anlaşma olacak. Yani o yaşlı bunak bu işten en „ok kazanan kişi olacak! Kendisine bahşedilen değer bi„ilmez talihin tadını „ıkaracak! Bugˆn ne kadar gˆzelsin Zinochka. Bu gˆzellik değil ger„ek bir tablo! Erkek olsaydım, sen yeter ki iste, sahip olduğum krallığın yarısını verirdim. Bunların hepsi inat„ı! Kim bu gˆzel eli ‰pmeden durabilir?" Marya Aleksandrovna kızının elini ‰ptˆ. "Bu benim kendi kanımdan, canımdan! O yaşlı bunağı gerekirse zorla seninle evlendiririz. Ah Zinochka, ikimiz i„in yepyeni bir hayat başlayacak! Benden ayrılmayacaksın, değil mi Zinochka? Şansı yakaladın diye anneni başından atmayacıksın ya? Tartışabiliriz kˆ„ˆk meleğim, ama sen yine de benim gibi bir dost bulmazsın, hem..." "Anne! Bunu yapmayı kafana koyduysan belki de artık başlamanın... zamanı gelmiştir. Burada zaman kaybediyorsun!" dedi Zina sabırsızlıkla. "Evet Zinochka, zamanı geldi. Doğru. Ne diye „ene „alıp duruyorum sanki!" dedi Marya Aleksandrovna lafı alarak. "Prens'i ayartmaya „alışıyorlar. Hemen oraya gitmem gerek! Gidince Mozglyakov'Š sorarım, sonra da... Olmazsa o yaşlı bur ağı zorla 62 getiririm! Hoş„a kal Zina, hoş„a kal hayatım. ƒzˆlme, canını sıkma, huzursuz olma, en ‰nemlisi bu, huzursuz olma! Her şey en gˆzel ve en onurlu bir şekilde sonu„lanacak! Her şey olaya nasıl baktığına bağlı... Hoş„a kal, hoş„a kal!" Marya Aleksandrovna Zina'yı kutsadı ve odadan fırlayıp „ıktı. Odasına gidince bir sˆre aynanın karşısında durdu. İki dakika sonra, hep o saatte, dışarı „ıkar diye atları koşulu bekletilen, ˆstˆ kapalı arabasıyla Mordasov sokaklarında gidiyordu. Marya Aleksandrovna gayet g‰rkemli yaşıyordu. "Yo, benimle başa „ıkamazsınız!" diye dˆşˆndˆ arabasına yerleşirken. "Zina kararını verdiğine g‰re, savaşın yarısını kazandık demektir. Prens'i bırakacak mıyım? Asla! Aferin Zina'ya! Sonunda kabul etti! Bu da demektir ki kˆ„ˆk beyni b‰yle şeylere işliyor. Zaten Zina'ya sunduğum şeyler „ok cazipti! Onu etkiledi! Bugˆn ger„ekten de „ok gˆzel! Onun gˆzelliği bende olsa Avrupa'nın yarısını altˆst ederdim! Bakalım, neler olacak... Prenses olduğu zaman bˆtˆn o Shakespeare sa„malıkları bitecek, neyin ne olduğunu ‰ğrenecek! Mordasov'dan ve o ‰ğretmen bozuntusundan başka ne bilir ki? Ah... ondan ne prenses olur! Onu cesaretine ve gururuna hayranım, yanına bile yaklaşılmıyor! €yle bir bakışı var ki, insan Krali„e'yle karşılaşmış gibi oluyor. Nasıl oluyor da halinin farkında değil? Neyse sonunda anladı canım! Yakında aklı iyice başına gelecek... Ben zaten hep yanı başında olacağım. Sonunda her konuda benimle aynı fikirleri paylaşacak. Bensiz yapamayacak! Ben de bir Prenses olacağım, Petersburg'da bile insanlar beni tanıyacaklar. Elveda berbat kasaba! O Prens ‰lecek, o sefil „ocuk ‰lecek; ben de onu kraliyet ailesinden biriyle evlendireceğim. Beni endişelendiren bir tek şey var: Acaba ona biraz fazla mı gˆvendim? Ona karşı „ok mu a„ık oldum, „ok mu fazla coşkuya kapıldım? Beni korkutuyor, hem de „ok korkutuyor..." Marya Aleksandrovna dˆşˆncelerine dalıp gitmişti. Kuşkusuz bunlar problemli dˆşˆncelerdi. Hani ne derler ya: Azmin elinden bir Şey kurtulmaz. 63Zina kendi haline kalınca, kollarını g‰ğsˆnde kavuşturup, odasında bir aşağı bir yukarı dolaşarak dˆşˆndˆ durdu. Pek „ok şeyi dˆşˆnˆyordu. "Zamanı geldi, hem de tam zamanı!" diye tekrarlayıp duruyordu hi„ darmadan. Bu tutarsız s•zlerin ne anlamı vardı? Uzun kirpiklerinde yaşlar ışıldıyordu. Onları silmek aklına bile gelmiyordu. Ama annesinin, Zina'nın d‚ş‚nceleri konusunda endişelenmesine hi„ gerek yoktu. ‡‚nk‚ Zina kararını vermiş ve sonu„larına kendisini hazırlamıştı bile... "Sen bir dur bakalım hele!" diye d‚ş‚n‚yordu Nastasya Pet-rovna, albayın karısı gittikten sonra, karanlık odada el yordamıyla yolunu bulmaya „alışırken. "Ben de şu bunak Prens'i memnun etmek i„in pembe kurdeleler bağlamaya niyetleniyordum. Ne salak bir kadınım, benimle evleneceğine iyiden iyiye inanıyordum. Ah Marya Aleksandrovna, demek şapşalım, demek dilenci kılıklıyım ha, demek iki y‚z ruble r‚şvet aldım? Keşke sana bir oyun yapıp o parayı almasaydım, seni kurnaz s‚rt‚k! İyi niyetimden yaptım hep, yaptığım işin masraflarını aldım... Ben de birisine r‚şvet vermek zorunda kalabilirdim. Ama bunu yapmayıp kilidi kendim kırdırma bundan sana ne? Senin kirli işlerini ben yaptım, uyuşuk! Tek bildiğin nakış işlemek! Sen dur hele, ben nakısı g•steririm sana. Şapşal mıyım değil miyim, g•r‚rs‚n! Nastasya Petrovna neymiş anlayacaksın!" 64 YEDİNCİ BˆL‹M Marya Aleksandrovna kendisini dehasına kaptırmıştı. Cesaret gerektiren, b‚y‚k bir projesi vardı. Kızını, varlıklı, sakat bir Prens'le, herkesten gizlice evlendirmek; adamın bunaklığından ve savunmasızlığından yararlanmak; ‚stelik bunu bir hırsız edasıyla yapmak, Marya Aleksandrovna'nın d‚şmanlarının dediği gibi yalnızca bir cesaret işi değil, aynı zamanda da k‚stahlıktı. Kuşkusuz, „ok avantajları olan bir projeydi, ama başarısızlıkla sonu„lanacak olursa sahibini, en hafif deyimiyle, rezil edecekti. Marya Aleksandrovna bunun farkındaydı, ama bunun i„in canını sıkmıyordu. "Ben ne belalardan sıyrıksız kurtuldum!" demişti Zina'ya ve haklıydı. Yoksa bir kahraman olabilir miydi hi„? B‚t‚n bunlar yol kesip soygun yapmaya benziyordu hi„ kuşkusuz, ama Marya Aleksandrovna'nın aldırdığı falan yoktu. Bu konuda „‚r‚t‚lemez bir inancı vardı: "Bu işi başardığı anda artık kimse bir şey yapamayacaktı." Bu •yle avantajlı bir şeydi ki d‚-ş‚ncesi bile Marya Aleksandrovna'nın t‚ylerini ‚rpertmeye yetiyordu. Aynı zamanda da i„inde korkulu bir heyecan vardı, sanki 65 iğneli bir minderde oturuyor gibiydi. İlham dolu bir kadın olması ona ink†r edilemez yetenekler de sağlamıştı, hareket planı hazırlama konusunda da başarılıydı. Ger„i şu aşamada, planı yalnızca taslak halindeydi, belli belirsiz bir şekilde kafasında canlanıyordu. Y‚zlerce ayrıntı ve olasılık hesaplanmayı bekliyordu. Ama Marya Aleksandrovna kendisine g‚veniyordu. Onu heyecanlandıran başarısız olma korkusu değil, işe bir an •nce başlama, kavgaya „abucak katılma arzusuydu. Engelleri ve gecikmeleri d‚ş‚nd‚k„e sabırsızlıktan •l‚yordu. Gecikmelerden s•z a„ılmışken, d‚ş‚ncelerimizden bahsetmek i„in izninizi istiyoruz. Marya Aleksandrovna belanın b‚y‚ğ‚n‚ Mordasovlu soylulardan, •zellikle de Mordasov sosyetesinin kadınlarından bekliyordu. Kendisine duydukları acımasız nefreti deneyimleriyle •ğrenmişti. Şu anda bile, daha hi„ kimseye s•ylemediği halde, planının b‚t‚n kasaba tarafından bilindiğinin farkındaydı. Evinde sabah yaşanan bir olayın, akşama kalmadan, pazardaki satıcı kadından, d‚kk†ndaki tezg†htara kadar herkesin kulağına gittiğini bir„ok defa tekrarlanan acı deneyimlerden •ğrenmişti. Marya Aleksandrovna'nın i„inde bir tehlike •nsezisi vardı ve •nsezileri onu hi„ yanıltmazdı. Bu kez de bunlar kuruntu değildi. Hen‚z bilmediği şeyler olmuştu. ˆğlene doğru, yani Prens'in Mordasov'a gelişinden ‚„ saat kadar sonra, kasabada garip dedikodular yayılmaya başladı. Kimden „ıktığı belli değildi, ama b‚y‚k bir hızla yayılmıştı. Marya Aleksandrovna'nın yirmi ‚„ yaşındaki, drahomasız kızı Zina'yı Prens'le nişanladığını; Mozgl-yakov'un da postalandığını ve her şeyin ayarlandığını konuşuyorlardı. Bu dedikoduların nedeni ne olabilirdi? Herkes Marya Aleksandrovna'yı, kalbinden ge„enleri ve arzularını b•ylesine iyi bilecek kadar tanıyor olabilir miydi? Ne dedikoduların olayların seyrine uymaması (ki b•yle olayların bir saat i„inde d‚zenlenebilmesi „ok zordu), ne de hik†yenin asılsızlığı (ki hi„ kimse dedikodunun nereden kaynaklandığını bilmiyordu) Mordasovlular'ın duyduklarına inanmalarını engelleyebilirdi. Dedikodu yayıldık„a yayıldı ve inatla k•k saldı. İşin en ilgin„ yanı dedikodunun, Marya 66 Aleksandrovna'nın kızı Zina'ya bu konuyu a„maya başladığı anda yayılmış olmasıydı. İşte kasabalılar b•yleydi! Kasabalıların dedikoduları zaman zaman mucize boyutlarına varır, kuşkusuz bunun nedenleri vardır. Bu, onların birbirlerini uzun zamandır, yakından tanıyıp, ilgilenmelerinden kaynaklanır. Her biri diğerinin bakışları altında yaşar. Sayın hemşerilerinden bir şey saklaması imk†nsızdır. Seni ezbere bilirler; hatta senin kendi hakkında bilmediğin şeyleri bile bilirler. İnsan, kasabalıların doğuştan psikolog ve kalp uzmanı olduklarını d‚ş‚nmeden edemez. Bu y‚zden de b•yle kasabalarda psikologlara ya da kalp uzmanlarına değil de inat„ı eşeklere rastlayınca ger„ekten şaşırırım. Neyse canım, şimdi bunun sırası değil. Haber g•k g‚r‚lt‚s‚ etkisi yarattı. Herkes, Prens'le evliliği •yle parlak ve akıllıca bir şey olarak g•ryordu ki acayipliğine kimse j dikkat bile etmiyordu. Olayın bir başka a„ısını da belirtmemiz gerek: Nedendir bilinmez ama Mordasovlular, Marya Alek-sandrovna'dan „ok Zina'dan nefret ediyorlardı. Zina'nın g‚zelliği bunun nedenlerinden biriydi herhalde. Mordasovlular'ın g•z‚nde ne kadar kusurlu olursa olsun, Marya Aleksandrovna onlardan biriydi. Oradan ayrılıp gidecek olsa, kim bilir, belki de onu •zlerlerdi. Onun dertleri ve karmakarışık işleri hayatlarına hareket getiriyordu. Onsuz bir yaşam sıkıcı olurdu. Oysa Zina sanki Mordasov'da değil de bulutların ‚zerinde yaşıyor gibi davranıyordu. Kasabalılar onu kendi denkleriymiş gibi g•rm‚yorlardı. Zina da belki farkına bile varmadan, onlara kibirle bakıyordu. İşte şimdi bu Zina, hakkında skandallı haberler yayılan, kibirli, burnu b‚y‚k bu Zina, bir Prenses, bir milyoner olacak, soylular sınıfına girecekti! Bir iki yıl i„inde dul kalınca, belki de bir d‚kle ya da generalle evlenecekti; hatta belki de valinin karısı olurdu („‚nk‚ vali hem duldu, hem de kadınlara d‚şk‚n biriydi). Sonra kasabanın •nde gelen kadını olacaktı, hi„ kuşkusuz bunun d‚ş‚ncesi bile dayanılacak şey değildi. Mor-dasov'un tarihinde hi„bir haber, Zina'nın Prens'le evlenme haberi kadar •fke yaratmamıştı. Her kafadan bir itiraz „ığlığı y‚kseliyordu. Bunun bir g‚nah, bayağı ve pis bir şey olduğu, yaşlı adamın 67aklının başında olmadığı, aldatıldığı, oyuna getirildiği, dolandırıldığı, bunaklığından yararlanıldığı, kana susayanların pen„elerinden kurtarılması gerektiği, bunun korsanlık ve ahlaksızlık olduğu bas bas bağınldı. Hem sonra Zina'nın •zelliği neydi ki, pek†l† bir başkası da Prens'le evlenebilirdi/Marya Aleksandrovna bu „ığlıkları ve konuşmaları yalnızca tahmin edebiliyordu, ama bu ona yetti. Herkesin, onun planını bozmak i„in m‚mk‚n olan olmayan her t‚rl‚ şeyi kullanacağını biliyordu. Prens'i gasp etmeye „alışıyorlardı, onu tekrar ele ge„irmek i„in uğraş vermek gerekecekti. Hem Prens'i ele ge„irmeyi ve ayartmayı basarsa bile, onu sonsuza dek kontrol altında tutamazdı ya. Hem, o g‚n, iki saate kalmadan, - Mordasov'un b‚t‚n kadınlarının, bir bahaneyle salonuna doluşmayacakları ne malumdu? Artıkkurtulabilirsen kurtul. Kapıdan atsan bacadan girerlerdi, bu Mordasov i„in imk†nsız bir şey değildi. Yani, kaybedilecek saat, hatta dakika bile yoktu, hem daha plan uygulanmaya başlanmamıştı bile. Birdenbire Marya Aleksand-rovna'nın kafasında bir şimşek „aktı ve hemen bir fikir olgunlaştı. Yeri gelince bu fikirden s•z edeceğiz. Şimdilik, kahramanımızın, sert bir y‚zle, ilham dolu olarak ve -eğer Prens'i geri almanın tek yolu buysa- bir savaşa hazırlanarak Mordasov sokaklarında son s‚rat gittiğini s•yleyelim. Bunun nasıl başarılacağını yada ona rastlayıp rastlamayacağını bilmiyordu, ama bildiği bir şey varsa, o da b‚t‚n Mordasov yerin dibine de batsa planından d•nmeyeceğiydi. İlk adımı umduğundan daha başarılıydı. Yolda Prens'le karşılaştı ve onu evine yemeğe g•t‚rmeyi başardı. D‚şmanlarının b‚t‚n uğraşlarına rağmen istediğini nasıl başardığım ve Anna Ni-kolayevna'yı nasıl aptal durumuna d‚ş‚rd‚ğ‚n‚ soracak olursanız, b•yle bir sorunun Marya Aleksandrovna'nın şanına yakışmayacağını s•ylemem gerekir. Anna Nikolayevna Antipova gibi bir rakibin ‚stesinden gelememesi nasıl m‚mk‚n olabilir ki? Rakibinin evine doğru yaklaşan Prens'i yakalamış ve hi„bir şeyin onu amacından saptırmasına izin yermeden •zellikle de skandal „ıkmasından „ok korkan Mozglyakov'a aldırmadan- arabaya attığı gibi g•t‚rd‚. Marya Aleksandrovna'yı rakiplerinden ayıran •zelliği, bir l tehlike anında herhangi bir skandaldan korkmaması, başarıya giden her yolu doğru bulmasıydı. Kuşkusuz Prens s•z‚n‚ etmeye değecek bir direnme g•stermedi. Her zaman †deti olduğu ‚zere her şeyi „abucak unuttu. Halinden gayet memnundu. Yemekte hi„ durmadan konuştu, „ok neşeliydi, şakalar ve kelime oyunları yaptı, sonunu getiremediği ya da farkına varmadan bir başkasıyla karıştırdığı fıkralar anlattı. Natalya Dmitriyevna'nın evinde ‚„ kadeh şampanya i„mişti. Yemekte daha da fazlasını i„ip tamamen şaşkınlaştı. Marya Aleksandrovna kadehini doldurup duruyordu. Yemek hi„ de fena ge„medi. Canavar Nikita hi„bir şeyi mahvetmemişti. Ev sahibi neşesiyle konukları canlandırıyordu. ˆtekiler her nasılsa pek havalarında değillerdi. Zina ciddi sessizliğini koruyordu. Mozgl-yakov'un kendinde olmadığı belliydi, pek yemek yemedi. Sanki bir şey d‚ş‚n‚yor gibiydi. Bu alışılmamış bir şey olduğundan Marya Aleksandrovna endişelendi. Nastasya Petrovna suratını asmış oturuyor, Mozglyakov'a gizliden gizliye, garip işaretler yapıyordu, ama Mozglyakov farkında bile değildi. Hoş tavırlı ev sahibi olmasaydı yemek cenaze yemeğine benzeyecekti. Marya Aleksandrovna'nın g•r‚nt‚s‚n‚n altında anlatılmaz bir heyecan vardı. Zina'nın g•z‚nde yaş izleri taşıyan, yaslı g•r‚nt‚s‚ annesine •l‚m korkusu vermeye yetiyordu da artıyordu bile. Bir başka problem daha vardı: Zaman „ok •nemliydi, acele etmeleri gerekiyordu, bir de orada kukla gibi oturan ve her şeye engel olan 'lanet Mozglyakov' vardı! O varken herhangi bir girişimde bulunmak s•z konusu değildi. Marya Aleksandrovna korkun„ bir endişe i„inde masadan kalktı. Yemekten kalktıkları anda, Mozglyakov'un yanına gelip, hi„ beklenmedik bir şekilde, hemen gitmesi gerektiği i„in „ok iz‚ld‚ğ‚n‚ s•ylemesi deyim yerindeyse onu şok etti. "Neden ama?" diye soruşturdu, i„tenlikle. "Şey, Marya Aleksandrovna" diye başladı Mozglyakov rahatsız ve biraz da şaşkın bir şekilde, "bana garip bir şey oldu. Nasıl s•yleyeceğimi bilemiyorum... L‚tfen, Tanrı aşkına bana bir •ğ‚t verin!" 68 69l "Neler oluyor?" "Bug‚n vaftiz babama rastladım. Hani t‚ccar Boroduyev... tanırsınız. Yaşlı adam „ok •fkeliydi, burnumun b‚y‚d‚ğ‚n‚ s•yleyerek, beni azarladı. Bu Mordasov'a ‚„‚nc‚ gelişim ve ona uğ-ramadım. 'Bug‚n „aya gel' dedi. Saat d•rd‚ ge„ti. Her zaman, klasik bir şekilde, şekerlemesini yapar ve saat beşte „ayını i„er. Ne yapabilirim? Bir d‚ş‚nsenize Marya Aleksandrovna, huzur i„inde yatsın, babam h‚k‚met fonundan para alıp kumar oynadığı zaman onu •l‚mden kurtarmıştı. Zaten bu y‚zden de benim vaftiz babam olmuştu. Eğer Zinaida Afanasyevna ile evlenecek olursam, benim sadece y‚z elli n‚fuslu bir k•y‚m olacak, ama onun bir milyonluk k•y‚ var. Hi„ „ocuğu da yok. Eğer her şey yolunda giderse vasiyetinde bana da y‚z bin bırakabilir. Yetmişine geldi, bir d‚ş‚nsenize!" "Aman Tanrım! B•ylesini hi„ duymadım! Peki ne bekliyorsun?" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, sevincini saklayamadan. "Hemen gidin, hemen! Zaman kaybetmemelisiniz. Yemek boyunca sizi izledim, renginiz u„muştu. Hemen gidin mon ami, hemen gidin! Hatta bu sabah uğrayıp sevgisine layık olduğunuzu g•stermeniz gerekirdi! Ah şu gen„ler, ah!" "Ama Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı Mozglyakov şaşkınlıkla. "Onunla konuştuğum i„in beni eleştiren siz değil miydiniz? Meyhanelerde, bodrumlarda avare avare dolaşıp duran, sakallı mujiğin biri olduğunu s•yl‚yordunuz." "Ah mon ami! İnsan iyice d‚ş‚n‚p taşınmadan pek „ok şey s•yl‚yor! Ben de hata yapabilirim, aziz değilim ya! Her neyse canım, zaten •yle bir şey s•ylediğimi hatırlamıyorum, ama belki de ruh halim iyi değildi... ‹stelik siz o zaman Zina'ya talip değildiniz daha... Kuşkusuz bu bencillik, ama artık her şeye başka bir a„ıdan bakmak gerekir. B•yle yaptığım i„in beni hangi anne su„layabilir? Hemen gidin, bir dakika bile kaybetmeyin! Akşam da orada kalın... Ona benden de s•z edin, saygı duyduğumu, sevdiğimi, değer verdiğimi iletin, elinizden geldiğince g‚zel anlatın! Ah Tanrım tamamen aklımdan „ıkmış, bunu benim size daha •nce •nermem gerekirdi." "Bana ‚mit verdiniz Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı Mozglyakov, kendinden ge„miş bir halde. "Yemin ederim, artık her dediğinizi yapacağım! Size anlatmaya korkuyordum!... Şimdi gidiyorum, hoş„a kalın! L‚tfen Zina Afanasyevna'dan benim adıma •z‚r dileyin. Tekrar d•neceğim..." "Kalbim sizinle mon ami! Benden s•z etmeyi unutmayın! Ger„ekten tatlı bir ihtiyar. Onun hakkındaki d‚ş‚ncelerim „oktandır değişti... Zaten onun eski Rus tavırlarını her zaman sevmişimdir... Au revoir, mon ami, au revoirl" "Onu buradan uzaklaştırmak Seytan'ın işi! Yo, yo Tanrı yardım ediyor olmalı!" diye d‚ş‚nd‚, sevin„ten nefesi kesilerek. Pavel Aleksandrovich, hole „ıkmış k‚rk‚n‚ giyiyordu ki Nas-tasya Petrovna birden fırlayıp yanına gitti. Hep bu anı bekliyor gibiydi. "Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu, onu kolundan tutarak. "Boroduyev'in evine, Nastasya Petrovna! Benim vaftiz babamdır o... ‡ok zengin bir ihtiyardır, biraz onunla ilgileneyim ki mirasında beni de hatırlasın!..." Pavel Aleksandrovich „ok keyifli bir ruh hali i„indeydi. "Boroduyev'e mi? O halde nişanlınıza elveda diyebilirsiniz" dedi Nastasya Petrovna kesin bir ifadeyle. "Elveda da ne demek oluyor?" "O demek oluyor işte! Onun size ait olduğunu sanıyordunuz, değil mi? Ama onu Prens'le evlendirmeye „alışıyorlar. Kendi kulaklarımla duydum." "Prens'le mi? Rica ederim Nastasya Petrovna!" "Ne diye rica ediyorsunuz canım? Kendi kulaklarınızla duymak isterseniz paltonuzu bırakıp benimle gelin." Dili tutulan Pavel Aleksandrovich paltosunu „ıkarıp, parmak u„larına basarak Nastasya Petrovna'yı izledi. Kadın onu, sabah gizlenip casusluk yaptığı k‚„‚k odaya g•t‚rd‚. "Beni bağışlayın, ama Nastasya Petrovna, b‚t‚n bunların ne demek olduğunu anlayamıyorum!..." 70 71"Eğilip dinlediğiniz zaman anlayacaksınız. Herhalde oyun şimdi başlar." "Ne oyunu?" "Şşş! Bağırarak konuşmayın! Oyun demekle sizi kandırmaya niyetlendiklerini s•ylemeğe „alışıyorum. Siz Prensle „ıktıktan sonra Marya Aleksandrovna tam bir saat, Zina'yı Prens'le evlenmesi i„in ikna etmeye uğraştı. Onu aldatmaktan daha kolay bir şey olmadığını s•yledi ve onu evlenmeye zorladı. ˆyle kurnazlıklar denedi ki midem bulandı. Buradan her şeyi dinledim. Zina razı oldu. Sizin hakkınızda da konuştular. Tam anlamıyla aptal yerine koydular sizi! Zina sizinle evlenmeyeceğini a„ık a„ık s•yledi. Ben de az aptal değilim! Az kalsın kurdele takıp gezecektim! Dinleyin, bakın!" "Eğer bu doğruysa, ikili oynuyorlar demektir!" diye fısıldadı Pavel Aleksandrovich, NastasyaPetrovna'nın g•zlerinin i„ine aptal aptal bakarak. "Dinleyin, bakın daha neler duyacaksınız." "Peki nereden dinleyeyim?" "Buradan, eğilin ve anahtar deliğinden dinleyin..." "Ama Nastasya Petrovna, ben... ben başkalarının konuşmalarını gizlice dinleyemem ki." "Artık bunu d‚ş‚nmek i„in ge„ kaldınız. Gururu bir yana bırakın, geldiğinize g•re dinlemelisiniz!" "Ama..." "Bunu yapamazsanız o zaman sizi kandırmalarına g•z yumun. Ben sizin i„in ‚z‚leyim, siz nazlanın. Bana ne sanki? Yani bunları kendim i„in yapmıyorum ya. B‚t‚n akşam burada kalacak değilim!" Pavel Aleksandrovich cesaretini toplayıp anahtar deliğine eğildi. Kalbi g‚m g‚m atıyor, şakakları zonkluyordu. Ona neler olduğunu bilmiyordu. 72 SEKİZİNCİ BˆL‹M "Demek Natalya Dmitriyevna'da iyi zaman ge„irdiniz, •yle mi Prens?" dedi Marya Aleksandrovna, yaklaşan savaşı a„g•zl‚l‚kle beklerken. Bir yandan da masum bir sohbet başlatmaya „alışıyordu. Kalbi beklemenin heyecanıyla hızla atıyordu. Yemekten sonra Prens sabah ağırlandığı salona alındı. Marya Aleksandrovna'nın evinde, b‚t‚n •nemli olaylar ve ciddi toplantılar hep bu salonda yapılırdı. Ovunurdu salonuyla. Altı kadeh şaraptan sonra, yaşlı adam iyice gevşemişti, ayakta duramıyordu. Bir yandan da konuşmadan edemiyordu. Gitgide boşboğaz olmuştu. Marya Aleksandrovna bunun ge„ici olduğunu ve konuğunun yorgun d‚ş‚p uyuklayacağmı biliyordu. Demir tavında d•v‚l‚rd‚. Savaş alanını ş•yle bir kola„an ettikten sonra, „apkın ihtiyarın Zina'ya tatlı tatlı " •aktığını fark etti ve ana y‚reği neşeyle kıpırdandı. "Hem de „ok i-yiy-di" dedi Prens. "Bilirsiniz, Natalya Dmit-iyevna „ok m‚-kem-mel bir kadındır, „ok m‚-kem-rnel bir :adın!" 73f Marya Aleksandrovna her ne kadar planlarına dalmış olsa da rakibine •vg‚ler yağdırılmasına dayanamadı. "Aman canım, Prens!" diye bağırdı, g•zleri ışıldayarak. "Siz de ona m‚kemmel derseniz ben ne d‚ş‚neceğimi bilemem artık! Siz bizim buradakileri hi„ tanımıyorsunuz demektir, hem de hi„. Hepsi g•steriş, altın kılıfın altında hepsi d‚zen, hepsi oyun. Kılıfı kaldırırsanız, „i„eklerin altında eşekarısı yuvası bulacaksınız, orada iliğinizi kemiğinizi s•m‚recekler!" "Ger„ekten mi?" diye bağırdı Prens. "‡ok şaşırdım." "Yemin ederim ki •yle. Ah mon Prince. Bak Zina, ge„en hafta Natalya Dmitriyevna'nın evinde olan g‚l‚n„ ve sevimsiz olayı anlatmalıyım. Hatırlıyorsun, değil mi? Evet, Prens, hakkında „ok iyi şeyler d‚ş‚nd‚ğ‚n‚z o Natalya Dmitriyevna ile ilgili bir olay. Ah sevgili Prens, size yemin ederim dedikoducu değilim ben! Bunu sizi eğlendirmek, buradaki insanların nasıl olduğunu anlamanız i„in canlı bir •rnek olarak anlatıyorum. İki hafta •nce Natalya Dmitriyevna bana uğradı. Ona kahve ikram ettik ve bir şey almak i„in ben odadan „ıktım. G‚m‚ş şekerliğimde ne kadar şeker olduğunu gayet iyi biliyordum. Ağzına kadar doluydu. D•n‚nce bir de baktım ki, dibinde yalnızca ‚„ tane kalmış. Odada Natalya Dmitriyevna'dan başka kimse yoktu. Ne dersiniz buna? Koskoca taş bir evi, sınırsız parası var. Bu komik bir •rnek, ama siz bundan bizim insanlarımız hakkında bir fikir edinirsiniz." " Ger-„ek-ten mi?" dedi Prens, b‚y‚k bir şaşkınlıkla. Bu ne a„g•zl‚l‚k! Hepsini tek başına mı yemiş?" "İşte, o •yle m‚kemmel bir kadındır! Bu iğren„ olayı nasıl buldunuz? Ben b•yle bir şey yapacak olsam oracıkta •l‚rd‚m!" "Ah evet... Ama yine de belle femıne* biliyorsunuz..." "Natalya Dmitriyevna mı? Rica ederim Prens, tas suratlının biri! Ah Prens ah! Siz neler s•yl‚yorsunuz? Ben de sizin „ok daha zevkli olduğunuzu sanırdım..." * G‚zel kadın. . "Ah evet ya, tas suratlı... ama biliyorsunuz „ok •zel bir tarzı var... Evet, dans eden k‚„‚k kızının da oy le... „ok •zel..." "Sonechka mı? Ama Prens, o daha „ocuk! On d•rt yaşında!" "Ah evet... „ok hareketli, v‚cudu da bi„imleniyor... „ok şeker bir kız! Onunla dans eden •teki kız da „ok iyi..." "Ah zavallı •ks‚z‚n biri o Prens! Onu sık sık evlerine alırlar." "ˆk-s‚z ha? Pasaklı birine benziyor. En azından ellerini doğru d‚r‚st yıkasa bari... Ama yine de „ekici..." Prens hem b•yle s•yl‚yor, hem de g•zl‚ğ‚n‚ doğrultup b‚y‚k bir a„g•zl‚l‚kle Zina'ya bakıyordu. "Mais guelle charmante personne!"* diye mırıldandı al„ak sesle, zevkten eriyerek. " Zina bize bir şeyler „al, yok yok, en iyisi şarkı s•yle! ˆyle g‚zel sesi var ki Prens! Tam bir sanat„ı. Bir bilseniz Prens" dedi Marya Aleksandrovna yumuşak bir sesle. Zina'nın s‚z‚l‚rcesine piyanoya doğru gitmesi zavallı adama yetti de arttı bile. "Onun nasıl da •rnek bir kız olduğunu bir bilseniz! ˆyle sevgi doludur, bana karşı •yle yumuşaktır ki! Ne hassaslık, ne y‚rek!" "Ah evet, hassaslık... Hayatımda onun g‚zelliğiyle karşılaştırılabilecek tek bir kadın g•rd‚m" diye araya girdi Prens yutkunarak. "Otuz yıl •nce •len Kontes Nainskaya. ‡ok b‚-y‚-le-yi-ci bir kadındı, tarif edilemez bir g‚zelliği vardı.' Sonra aş„ıbaşısı ile evlendi..." " Aş„ıbaşısıyla mı Prens?" "Evet aş„ıbaşı... bir Fransız'dı. Onu yurtdışında kont yaptı. Hoş bir adamdı, eğitimliydi, k‚„‚c‚k bir sakalı vardı!" "Ama... ama... nasıl bir hayat s‚r‚yorlardı Prens?" "Ah evet g‚zel bir hayatları vardı. Ger„i kısa bir s‚re sonra da boşandılar. Kadının parasını alıp ka„tı. Bir sos y‚z‚nden falan kavga etmişler..." * Ne hoş şey bu. , 74 75"Anne ne „alayım?" diye sordu Zina. "Şarkı s•ylesen daha iyi olur Zina. ‡ok g‚zel s•yler Prens! M‚ziği sever misiniz?" "Ah evet! Charmant, charmantl M‚ziğe tut-ku-num. Yurtdışındayken Beethoven'la tanışmıştım." "Beethoven mı? Zina d‚ş‚nebiliyor musun, Prens Beethoven'i tanıyor!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna kendinden ge„erek. "Ah Prens! Ger„ekten tanıştınız mı?" "Ah evet... „ok sıkı f ikiydik. Enfiye „ekip dururdu. Ne komik adamdı." "Beethoven mı?" "Evet Beethoven tabii. Aslında belki Beethoven değildi, o Al-manlar'dan biriydi. O kadar „ok Alman vardı ki... Her neyse, bazen ipin ucunu ka„ırıyorum." "Ne s•ylememi istersin anne?" diye sordu Zina. "Hani şu ş•valyenin şarkısı var ya; kalenin hanımıyla †şığının şarkısı, onu s•yle... Ah Prens! Ş•valye hik†yelerine bayılıyorum! Ah o kaleler! Orta„ağ yaşamı! ‘şıklar, yarışmalar... Ben de sana eşlik ederim Zina. Biraz daha yaklaşın Prens! Ah o kaleler ah!" "Evet ya kaleler. Ben de kaleleri severim" diye mırıldandı Prens coşkuyla, tek g•z‚n‚ Zina'ya dikerek. "Aman... Tanrım!" diye bağırdı. "O aşk hik†yesi! Ben onu biliyorum! Yıllar •nce duydum... Bana •yle „ok şeyi hatırlatıyor ki... Ah Tanrım!" Zina s•ylemeğe başlayınca Prens'e neler olduğunu anlatmayacağım. Bir zamanlar „ok ‚nl‚ olan o eski, Fransız aşk şarkısını s•yledi. ‡ok g‚zel s•yl‚yordu. Etkileyici, p‚r‚zs‚z, ince sesi insanın i„ine işliyordu. Sevimli y‚z‚, şahane g•zleri, tuşlara basan ince parmaklan, kalın, kapkara, parlak sa„ları, inip kalkan g•ğs‚, gururlu, muhteşem, soylu g•r‚n‚ş‚ zavallı ihtiyarı b‚y‚ledi. Prens kız şarkı s•ylerken g•z‚n‚ ondan alamıyordu, heyecandan boğulacak gibiydi. Şampanya, m‚zik ve canlanan anılarla -kimin g‚zel 76 anıları yoktur ki?- kızışan yaşlı y‚reği uzun zamandır olmadığı kadar hızlı atmaya başladı... Neredeyse Zina'nın •n‚nde diz‚st‚ „•kecek ve şarkısını bitirene kadar ağlayacaktı. "Ma charmante enfant!" diye bağırdı Zina'nm parmaklarını •perek." Vousme ravissez!*! Şimdi hatırlıyorum... ama... ama... ma charmante enfant..." Prens s•ylemeye „alıştığı şeyin sonunu getiremedi. Marya Aleksandrovna tam zamanı olduğunu hissetti. "Neden kendinizi ‚z‚yorsunuz Prens?" diye bağırdı ciddiyetle. "Bu duygusallıkla, bu enerjiyle, bu ruhsal zenginlikle kendinizi canlı canlı g•m‚yorsunuz! İnsanlardan ve dostlarınızdan ka„ıyorsunuz! Bu affedilmez bir şey! Kendinizi d‚ş‚n‚n Prens! G•zlerinizi a„ıp hayata bir bakın! Ge„mişinizin, gen„liğinizin, kaygısız g‚nlerinizin anılarını hatırlayın, onları canlandırarak kendiniz de hareketlenin! Yine insanların arasına karışın! Yurdışına „ıkın. İtalya'ya, İspanya'ya gidin Prens!... Size rehberlik edecek birine ihtiya„ duyacaksınız, sizi seven, saygı duyan, heyecanınızı paylaşacak birine ihtiya„ duyacaksınız! Nasıl olsa dostlarınız var! ‡ağırın onları, etrafınıza toplayın, hepsi gelecektir. Her şeyi bırakıp ilk gelen ben olurum. Dostluğumuzu unutmadım Prens, kocamı bile bırakıp peşinizden gelirim... Ah eğer daha gen„ olsaydım, eğer kızım kadar g‚zel ve „ekici olsaydım, size yolculuğunuzda eşlik ederdim, refakat„iniz, eşiniz olurdum." "Ah sizin bir zamanlar ‚ne charmante personne** olduğunuzdan eminim" dedi Prens, burnunu mendiline silerken. G•z‚nde yaşlar vardı. "‡ocuklarımız sayesinde yaşıyoruz Prens" dedi Marya Aleksandrovna b•b‚rlenerek. "Benim de koruyucu bir meleğim var! Duygu ve d‚ş‚nce arkadaşım kızım! Sırf benden ayrılmak istemediği i„in yedi tane evlenme teklifini geri „evirdi." "ˆyleyse siz bana eşlik ederken o da bizimle gelecek? O zaman Aklımı başımdan aldınız. ** Hoş 'jiri. 77seve seve giderim!" dedi Prens canlanarak. "Ke-sin-lik-le giderim! Demek ‚mitlenebilirim... O b‚y‚leyici bir „ocuk! Ma charmante enfantl..." Prens yine Zina'nın ellerini •pmeye başladı. Zavallı adam, •n‚nde diz „•kmeye hazırdı. "Ama... ama Prens '‚mitlenebilirim' de ne demek?" dedi Marya Aleksandrovna lafını keserek. B‚y‚k bir laf kalabalığının başlayacağını hissediyordu. "Ne garipsiniz Prens! Siz bir kadının ilgisine layık olmadığınızı mı d‚ş‚n‚yorsunuz? Bir erkeğin „ekiciliği gen„ olmasından kaynaklanmaz ki. Unutmayın ki sizin soylu bir yanınız var! Siz kibarlığın, nazik duyguların ve tavırların temsilcisisiniz! Maria yaşlı Mazeppa'ya tutulmamış mıydı? Bilmem ka„ıncı Louis'nin sarayındaki „ekici Marki Lauzun14'i hatırlıyorum... Adam sarayın en g‚zel kadınının kalbini fethettiği zaman yaşlı bir adamdı!... Sizin yaşlı olduğunuzu kim s•ylemiş? Bu fikri kafanıza kim soktu? Sizin gibi erkekler yaşlanır mı hi„? Sizin gibi duyguları, d‚ş‚nceleri, neşesi, aklı, enerjisi ve g•rg‚s‚ zengin biri yaşlanır mı? Tek yapmanız gereken benim Zinam gibi g‚zel, gen„ biriyle evlenip, yurtdışına, ılıcalara gitmek. Tabii Zina yalnızca bir •rnek, ben onu kastetmek istemedim. Nasıl muazzam bir etki yaratacağını g•r‚rs‚n‚z! Siz tam bir soylu, o ise g‚zeller g‚zeli! Koluna girip gayet vakarlı bir şekilde y‚r‚rs‚n‚z. Siz etrafa n‚kteler sa„arken, o size b‚y‚leyici şarkılar s•yler, ılıcadaki herkes sizi g•rmeye gelir! B‚t‚n Avrupa'dan bir ses y‚kselir, „‚rk‚ b‚t‚n gazeteler ve eleştiri s‚tunları hep bir ağızdan Prens Prens diye bağırırlar! Siz h†l† ‚mitten s•z ediyorsunuz!" "Eleştiri s‚tunları ha... Ah evet!... Gazetelerdeki si tunlar..." diye mırıldandı. Marya Aleksandrovna'nın dediklerinin uncak yarısını anlamıştı. Gitgide daha „ok gevşiyordu. "‡ocukum eğer yor-gun değilseniz bize demin s•ylediğiniz aşk şar-kı-sını tekrar soy leyin l‚tfen!" " Ah Prens! Daha g‚zel başka şarkılar da bilir.. .L'hiroı de‚e* 'yi hatırlıyor musunuz Prens? Daha •nce duymuştunuz değil mi?" * Kırlangı„. 78 "Evet hatırlıyorum... Yok yok unut-muşum. Ben aynı şarkıyı istiyorum. Demin s•ylediğini! L'hirondelle'yi dinlemek istemiyorum! Eski aşkları severim" dedi Prens „ocuk gibi yal vararak. Zina şarkı /ı tekrar s•yledi. Bu kez Prens kendisini tutamadı ve Zina'nın •n‚nde diz „•kt‚. Ağlıyordu. "O ma belle ch†telaine!"* dedi hem yaşlılıktan, hem de heyecandan hırıldayan bir sesle. "O ma charmante ch†telaine! Ah benim sevgili k‚„‚ğ‚m! Bana •yle şeyler hatırlat-tın ki... ta eskilere g•t‚rd‚n... O zamanlar her şeyin ileride daha g‚zel olacağını sanırdım. Vikontesle d‚et yapardık... hem de bu aşk şarkısında... ama şimdi... artık hi„bir şey bilmiyorum..." Prens konuşurken sanki boğuluyormuş gibi sık sık nefes alıyordu. Dili dikkati „ekecek şekilde s‚r„‚yordu. Bazı kelimelerini anlamak imk†nsızdı. Heyecanına yenik d‚şt‚ğ‚ belli oluyordu. Marya Aleksandrovna yangına k•r‚kle gitti. "Prens! Sanırım siz benim Zinam'a †şık oluyorsunuz!" diye bağırdı, tam anını yakaladığını hissederek. Prens kadının beklentilerini daha da yoğunlaştıracak şekilde cevap verdi. "Deli gibi †şığım ona!" diye bağırdı, h†l† diz‚st‚ duran ve heyecandan titreyen yaşlı adam birden. Eski canlılığına tekrar kavuşmuştu. "Ona canımı bile verirdim! Yeter ki ‚midim olsun... Ah l‚tfen kalkmama yardım edin, artık eklemlerim iyice zayıfladı... Benim... ona kalbimi sunmak i„in ‚midim olsaydı... o zaman... ben... bana her g‚n aşk şarkıları s•ylerdi, ben de ona bakardım... bakardım.. . Ah Tanrım!" "Prens Prens! Yani ona evlenme teklifinde mi bulunuyorsunuz? Onu benden almak mı istiyorsunuz, Zinam'ı benden alacak mısınız? Benim tatlı, melek Zinam'ı? Seni bırakmam Zina! Seni ancak kollarımdan zorla alabilirler!" Marya Aleksandrovna kızına koştu ve * G‚zel şato sahibesi. 79Zina'nın kuvvetlice ittiğini hissetmesine rağmen onu sıkı sıkı kucakladı... Olayı biraz abartıyordu. Zina b‚t‚n varlığıyla olanların farkındaydı ve anlatılma/ bir nefretle izliyordu. Yine de sesini „ıkarmadı. Marya Aleksandrovna'nın da istediği buydu. "Annesinden ayrılmamak i„in dokuz evlenme teklifini geri „evirdi!" diye bağırdı. "Ama şimdi, kalbim bir ayrılık olduğunu hissediyor. Size nasıl baktığının farkındayım... Soylu tavırlarınızla onu „ok etkilediniz. Ah şu inceliğiniz yok mu Prens?... Ah! Bizi ayıracaksınız; bunu hissediyorum!..." "Ona tapıyorum!" diye mırıldandı Prens, kavak yaprağı gibi titreyerek. "Demek annenden ayrılıyorsun!" diye bağırdı Marya Alek-sandrovna, bir kez daha Zina'nın boynuna atılarak. Zina bu acıklı sahneyi sona erdirmek i„in acele etti. Sessizce g‚zel elini Prens'e uzattı, hatta g‚lmeyi bile başardı. Prens saygıyla karışık bir korku duyarak elini aldı ve •p‚c‚klere boğdu. "İşte şimdi yaşamaya başlıyorum" diye mırıldandı, heyecandan boğulurcasına. "Zina!" dedi Marya Aleksandrovna ciddiyetle. "Bu adama iyi bak! Tanıdığım en soylu, en onurlu adamdır! Orta„ağın ş•valyesidir o! Ama biliyor Prens, o bunu biliyor... Ah! Buraya nereden geldiniz? Size b‚t‚n hazinemi, meleğimi veriyorum! Ona iyi bakın Prens! Size bir anne olarak yalvarıyorum. Hangi anne ‚z‚ld‚ğ‚m i„in beni ayıplayabilir?" "Yeter anne!" diye fısıldadı Zina. "Onu incinmekten koruyacak mısınız Prens? Zinam'ın onurunu incitmeğe cesaret eden olursa kılıcınızla karşı karşıya gelecek mi?" "Yeter anne yoksa..." "Tabii ki..." diye mırıldandı Prens. "Ancak şimdi yaşamaya başladım... D‚ğ‚n‚n hemen şimdi, şu anda olmasını istiyorum... ben... Hemen Duk-ha-no-vo'ya haber g•ndermeliyim. Orada el-mas-larım var. Onları ayaklarına sermek istiyorum..." "Ne şevk! Ne „ılgınlık! Ne soylu duygular!" dedi Marya Aleksandrovna. D‚nyadan elinizi eteğinizi „ekerek kendinizi yavaş yavaş mahvedebilirsiniz Prens. Bunu binlerce kez s•yleyeceğim! O cehennemi d‚ş‚nd‚k„e, damarlarımda kanım alevleniyor..." "‡ok korkuyordum" diye mırıldandı Prens inleyerek, „ok heyecanlıydı. "Beni akıl hastanesine yatıracaklardı... ‡ok korkmuştum!" "Akıl hastanesi mi? Ah ne canavarlık! Onlar insan olamazlar! Ne hainlik! Prens, bunu duymuştum! Ama asıl o insanlar deli! Neden ama neden?" "Bilmiyorum!" dedi yaşlı adam g‚„s‚z bir halde koltuğa „•kerek. "Bir baloya gitmiştim, orada bir fıkra anlattım, herhalde onu sevmediler. Sonra başım belaya girdi!" "Tek neden bu muydu Prens?" "Hayır. Sonra Prens Pyotr Dementyich ile k†ğıt oynadım, bir t‚rl‚ altı yapamadım. İki papazım, ‚„ kızım vardı... yok yok, ‚„ kızım, iki papazım vardı galiba... Yo! Bir papaz! Sonra kızlar..." "Yani sırf bu y‚zden •yle mi? Nedeni buydu! Ne korkun„ bir acımasızlık! Ağlıyorsunuz Prens! Artık hepsi ge„ti! Ben sizin yanınızdayım Prens! Zina ile kalacağım, tek kelime edebilecekler mi bakalım!... Aslına bakarsanız sizin evliliğiniz onları etkileyecek. Utanacaklar! H†l† g‚„l‚ olduğunuzu anlayacaklar... Yani, b•ylesine g‚zel bir kızın bir deliyle evlenmeyeceğini fark edecekler! Artık başınızı dimdik tutabilirsiniz. G•zlerinin i„ine bakacaksınız..." "Tabii canım, g•z-le-ri-nin i„ine bakacağım" diye mırıldandı Prens g•zlerini kapatarak. "Artık tamamen gevşedi" diye d‚ş‚nd‚ Marya Aleksandrovna. "Boşu boşuna konuşup duruyorum!" "Perişan oldunuz Prens, bunun farkındayım. Artık sakinleşmeli 80 811 ve heyecanlardan kurtulmalısınız" dedi bir anne edasıyla Prens'e doğru eğilerek. "Evet ya, biraz dinlenmeliyim" dedi Prens. "Doğru, rahatlayın Prens! B‚t‚n bu heyecan... Durun ben de sizinle geleyim... Gerekirse sizi kendim yatırırım. Neden o resme bakıyorsunuz Prens? Annemin portresi. O bir kadın değil, melekti! Artık aramızda değil. ‡ok erdemli bir kadındı! ‡ok erdemliydi Prens! Onun i„in başka bir şey s•ylenemez." "Erdemli mi? C'estjo‚*... Benim de bir annem Vardı... Prenses.. . Olağan‚st‚ şişman bir kadındı... Aslında s•ylemek istediğim bu değildi... Hafızam iyice zayıfladı artık. Adieu, ma charmante enfant\... Bug‚n... ya da yarın... ne fark eder... „ok sevinirim! Au revoir, au revoirl" Tam eliyle •p‚c‚k g•ndermek ‚zereydi ki kaydı ve az kalsın yere kapaklanıverecekti. "Dikkatli olun Prens! Koluma tutunun" diye bağırdı Marya Aleksandrovna. "Charmant! Charmant!" diye mırıldandı y‚r‚rken. "Ancak şimdi ya-şa-ma-ya başladım..." Zina yalnız kalmıştı. Ruhuna dayanılmaz bir ağırlık „•kt‚. Midesi bulanıyordu. Kendisini aşağılık biri gibi hissediyor, yanakları yanıyordu. Yumruklarını sıkmış, dişlerini gıcırdatıyordu, başını •n‚ne eğmiş, hi„ kıpırdamadan duruyordu. G•zlerinden utan„ g•zyaşları d•k‚l‚yordu... Tam o anda kapı a„ıldı ve Mozgl-yakov odaya girdi. * Bu g‚zel. 82 DOKUZUNCU BˆL‹M Her şeyi, her şeyi duymuştu! Odaya y‚r‚yerek değil koşarak gelmişti. ˆfkeden ve heyecandan sapsarıydı. Zina ona şaşkın şaşkın baktı. - "Demek bunun peşindeydiniz!" diye bağırdı, nefesi kesilerek. "Sonunda nasıl bir kadın olduğunuzu anladım!" "Nasıl bir kadınmışım?" diye sordu Zina, sanki bir deliye bakıyormuş gibi bakarak. Birden g•zlerini •fke b‚r‚d‚. "Benimle b•yle konuşmaya nasıl cesaret edebiliyorsunuz?" dedi ‚zerine doğru giderek. "Her şeyi duydum!" dediMozglyakov ciddi ciddi ve elinde olmadan bir adım geriledi. "Duydunuz mu? Demek kapıları dinliyorsunuz?" dedi Zina onu k‚„‚mseyerek. "Evet! Kapıları dinliyorum! Bunun b‚y‚k bir ahlaksızlık olduğunu biliyorum, ama en azından sizin nasıl bir... bir... Sizi ta83f mmlayacak bir kelime... bulmakta zorlanıyorum" dedi Zina'nın bakışlarından gitgide daha „ok korkarak. "Duymuş olsanız bile beni neyle su„layabilirsiniz? Beni su„lamaya ne hakkınız var? Benimle b•yle k‚stah„a konuşma hakkını nereden buluyorsunuz?" "Ben mi? Nereden mi buluyorum? Bana bunu nasıl sorarsınız? Siz Prens'le evleniyorsunuz ve benim konuşmaya hakkım yok, •yle' mi?...Bana s•z vermiştiniz siz!" ' "Ne zaman?" "Ne demek 'ne zaman'?" "Bu sabah başıma musallat olduğunuz zaman, size olumlu bir cevap vermemin olanaksız olduğunu gayet kesin bir şekilde s•ylemiştim." "Ama beni geri „evirmemiş, tamamen reddetmemiştiniz. Demek beni yedekte tutuyordunuz! Yani beni kandırıyordunuz." Zina'nın y‚z‚nde, sanki bir bı„ak darbesi almış gibi bir ifade belirdi, ama duygularını bastırdı. "Eğer sizi geri „evirmediysem" diye başladı Zina, sesindeki g‚„ hissedilen titremeyi bastırmaya „alışarak, "bu size ‚z‚ld‚ğ‚m i„indi. Bana hemen 'hayır' demeyip, sizi biraz daha tanımam i„in beklemem konusunda yalvardınız. 'Onurlu bir adam olduğumu anladığınız zaman beni reddetmeyeceksiniz' dediniz. Bunlar sizin kelimeleriniz. Daha bana kur yapmaya başladığınız anda bunları s•ylediniz. İnk†r edecek değilsiniz ya! Şimdi bana sizi kandırdığımı s•yleme k‚stahlığında bulunuyorsunuz. Bug‚n s•z verdiğinizden iki hafta •nce sizi karşımda g•rd‚ g‚m anda duy d‚ğ‚m rahatsızlığı kendi g•z‚n‚zle g•rd‚n‚z, rahasızlığımı sizden gizlemedim, tam tersine •zellikle belli ettim. Bunu kendiniz de fark etmiş olmalısınız ki erken gelişinize kızıp kızmadığımı sordunuz. Bir kadın, rahatsızlığım gizleyemediği, gizlemek istemediği bir adamı kandırdığı i„in su„lanamaz herhalde. Sizi yedekte tuttuğumu s•yleme cesaretinde bulundunuz. Bu konuda da size ancak ş•yle bir cevap 84 verebilirim: 'Bir erkek en k‚„‚k bir akıl kırıntısı bile taşımıyor olabilir, ama sırf iyi bir insan olduğu i„in onunla evlenmek d‚ş‚n‚lebilir.' Oysa şimdi, sizin yalnızca bir aptal değil, aynı zamanda da zararlı bir aptal olduğunuza inandığım i„in, size iyi yolculuklar ve mutluluklar dilemekten başka bir şey kalmıyor bana. G‚le g‚le!" Zina bunları s•yledikten sonra arkasını d•n‚p ağır ağır odadan „ıktı. Her şeyin bittiğini anlayan Mozglyakov •fkeden k•p‚r‚-yordu. "Ya! Demek aptalım, •yle mi?" diye bağırdı. "Demek şimdi aptal oldum! Pek†l† o zaman, hoş„a kalın! Ama gitmeden •nce, Prens'i nasıl i„irip de kafeslediğinizi b‚t‚n kasabaya anlatacağım! Herkese s•yleyeceğim! Mozglyakov'un ne olduğunu o zaman g•receksiniz!" Zina birden korktu, sanki cevap verecekmiş gibi durakladı, ama bir an i„in d‚ş‚nd‚kten sonra aldırmazlıkla omuzlarını silkti ve kapıyı „arpıp „ıktı." Tam o anda Marya Aleksandrovna kapıda belirdi. Mozglyakov'un bağırmalarını duymuş, neler olduğunu hemen anlayarak korkudan donup kalmıştı. Mozglyakov hen‚z gitmemişti, Mozglyakov Prens'e „ok yakındı, Mozglyakov bunu b‚t‚n kasabaya yayabilirdi; oysaki kısa bir s‚re i„in de olsa gizlilik „ok •nemliydi! Marya Aleksandrovna ne yapacağını biliyordu. Bir an i„inde neyin ne olduğunu kavradı, Mozglyakov hi„bir şeye kalkışmadan onu sakinleştirmenin yolunu planladı bile. "Ne oldu mon amil" dedi ve yanma doğru gidip dost„a kolunu uzattı. "Mon ami de ne demek oluyor?" diye bağırdı •fkeyle. "B‚t‚n yaptıklarınızdan sonra bana mon ami diyebiliyor musunuz? Benimle eğlenmeyin sevgili hanımefendi! Beni ikinci kez kandıracağınızı mı sanıyorsunuz?" 85 "Sizi bu halde g•rd‚ğ‚me ger„ekten „ok ‚z‚ld‚m Pavel Alek-sandrovich. Bunlar nasıl s•zler! Bir hanımın yanında nasıl konuşuyorsunuz •yle?" "Bir hanımın yanında mı? Siz... bir hanımdan başka her şey olabilirsiniz!" diye bağırdı Mozglyakov. Bu patlamayla neye niyetlendiğini tam olarak bilemiyorum, ama can sıkıcı bir şey olduğu kesindi. Marya Aleksandrovna ona tatlı tatlı baktı. "Oturun!" dedi on beş dakika kadar •nce Prens'in oturduğu koltuğu g•stererek. "Tanrı aşkına beni dinleyin Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı şaşkına d•nen Mozglyakov. "Bana •yle bir bakıyorsunuz ki insan sizin değil de benim k•t‚ bir şeyler yaptığımı sanır! B•yle davranamazsınız!... Şu ses tonunuza bakın!... İnsan artık bu kadarına da dayanamaz... Farkında mısınız?" "Dostum!" dedi Marya Aleksandrovna. "Size b•yle hitap etmeme izin vermelisiniz, „‚nk‚ benden daha iyi dostunuz yok. Dostum! Acı „ekiyorsunuz, „ok ‚zg‚ns‚n‚z, kalbiniz yaralandı, bu y‚zden de benimle b•yle konuşmanız hi„ şaşırtıcı değil. Ama ben size i„imi a„acağım, „‚nk‚ sizin g•z‚n‚zde kendimi su„lu hissediyorum. Oturun da konuşalım." Marya Aleksandrovna'nın sesi „ok yumuşaktı. Y‚z hatlarında acı „ekiyormuş gibi bir ifade vardı. Şaşkına d•nen Mozglyakov hemen yanındaki bir koltuğa oturdu. . "Demek kapıyı dinliyordunuz?" diye devam etti ayıplayan bir şekilde y‚z‚ne bakarak. "Evet! Dinlemeseydim ahmak olacaktım! Ne olursa olsun, bana karşı hazırladığınız planı b‚t‚n ayrıntılarıyla •ğrenmiş oldum!" diye cevap verdi kaba bir şekilde ve kendi •fkesiyle kendi kendini kışkırtıyordu. "Si/in gibi prensipleri olan, okumuş biri b•yle bir davranışta bulunabiliyor demek? Aman Tanrım!" 86 Mozglyakov yerinden sı„radı. "Ama Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı. Bu dayanılmaz bir şey! Başkalarını yargılamadan •nce siz kendi prensiplerinizi ve neler planladığınızı bir d‚ş‚nsenize!" "Bir şey daha var" dedi kadın onun itirazlarına hi„ aldırmadan. "Size kapıyı dinleme fikrini kim aşıladı? Kim uyardı, casus kim? Benim bilmek istediğim şey bu?" "‹zg‚n‚m ama size bunu s•yleyecek değilim." "Nasıl isterseniz, ben kendim •ğrenirim. Size karşı su„lu olduğumu s•ylemiştim. Ama olaylara bakacak olursanız, benim sizin iyiliğiniz i„in su„lu duruma d‚şt‚ğ‚m‚ g•receksiniz!" "Benim iyiliğim i„in mi? B ir bu eksikti! Size yemin ederim artık beni kandıramayacaksınız! O kadar da değil." Koltuğunda •yle bir d•nd‚ ki koltuk „atırdadı. "Dostum, eğer m‚mk‚nse biraz soğukkanlı olmağa „alışın. S•yleyeceklerimi dikkatle dinleyecek olursanız bana hak vereceksiniz. ˆncelikle, b‚t‚n olanları, her şeyi size anlatmalıyım, kapıları dinlemeden her şeyi en ince ayrıntısına kadar benden •ğrenmiş olacaksınız. Bunları size daha •nce anlatmadıysam, hen‚z plan aşamasında olduğu i„indi. Belki ger„ekleşmeyecekti. G•r‚yorsunuz ya „ok a„ık konuşuyorum. İkinci olarak, l‚tfen kızımı su„lamayın. O sizi deli gibi seviyor. İnanılmaz bir „abayla onu sizden uzaklaştırıp Prensle evlenmeye ikna edebildim." "Evet, bu „ılgınca aşka tanık olma zevkine eriştim" dedi Mozglyakov alaylı alaylı. "Peki siz onunla nasıl bir tonda konuştunuz? Bu gen„ bir hanıma †şık olduğu sanılan bir erkeğe yakışıyor muydu? İyi yetiştirilmiş bir erkek b•yle mi davranır? Onu incittiniz ve rahatsız ettiniz." "Bunun iyi yetiştirilmekle bir ilgisi yok Marya Aleksandrovna! Bug‚n y‚z‚me g‚ld‚n‚z, ama ben Prens'le „ıkıp gittikten sonra arkamdan neler s•ylemişsiniz! S•ylediklerinizi hakaret olarak kabul ediyorum! Her şeyden haberim var, her şeyden!" 87 r "Hi„ kuşkusuz aynı pis kaynaktan •ğrenmişsiniz" dedi Marya Aleksandrovna, k‚„‚k g•ren bir g‚l‚msemeyle. "Evet Pavel Alek-sandrovich, size hakaret ettim, arkanızdan bir s‚r‚ şey s•yledim, itiraf ediyorum, „ok „aba harcadım. İşin aslı sizi kızımın g•z‚nde al„altmak, hatta m‚mk‚nse iftira etmek zorundaydım. Bu bile onu sizden vazge„irmek i„in ne kadar uğraştığımı g•sterir! Ne dar g•r‚şl‚ bir adamsınız! Eğer sizi sevmeseydi sizi k•t‚lememe, komik ve değersiz bir duruma d‚ş‚rmeme, bu t‚r „•z‚mler aramama gerek kalır mıydı hi„? Siz daha her şeyi bilmiyorsunuz! Sizi onun kalbinden „ıkarabilmek i„in b‚t‚n annelik otoritemi kullanmak zorunda kaldım, inanılmaz „abalardan sonra ancak g•stermelik bir onay alabildim. Eğer bizi dinlediyseniz Prens konusunda beni tek bir s•zle ya da tavırla bile desteklemediğini fark etmişsinizdir. Ağzını a„ıp tek kelime bile etmedi. Şarkıyı bile robot gibi s•yledi. B‚t‚n bedeniyle acı „ekiyordu, zaten ona a„ dığım i„in Prens'i odadan „ıkardım. Kendi başına kaldığında h‚ng‚r h‚ng‚r ağladığından eminim. İ„eri girdiğinizde g•rm‚ş olmalısınız..." Mozglyakov ger„ekten de odaya girdiği anda Zina'nın ağladığını hatırladı. "Peki siz neden bana karşısınız Marya Aleksandrovna?" diye bağırdı. "Neden beni k•t‚lediniz, iftira attınız, onca şeyi yaptınız?" "Ah o da başka bir şey! Bu soruyu en başında soracak kadar mantıklı olsaydınız her şeyi „oktan •ğrenmiş olacaktınız. Evet, haklısınız! B‚t‚n bunları ben yaptım, tek başıma ben. Zina'yı bu işe karıştırmayın. Peki neden yaptım? S•yleyeyim: ˆncelikle Zina i„in yaptım. Prens zengin, soylu, „evresi var, onunla evlenmekle Zina m‚kemmel bir kısmete konmuş olacak. Bir g‚n, belki de „ok ge„meden •ld‚ğ‚nde -ş•yle ya da b•yle hepimiz •l‚p gideceğizZina gen„ bir dul, bir Prenses, y‚ksek sosyetenin bir ‚yesi ve b‚y‚k olasılıkla da „ok zengin bir kadın olacak. O zaman kiminle isterse onunla evlenebilecek, m‚kemmel bir evlilik yapabilecek. Kuşkusuz sevdiği ve Prensle evlenerek kalbini kırdığı adamla evlenecek. 88 Duyduğu vicdan azabı sevdiği adamın g•nl‚n‚ almak i„in her şeyi yapmasına neden olacaktır." "Hmm!" dedi Mozglyakov, d‚ş‚nceli d‚ş‚nceli ayakkabısını seyrederken. "İkinci nedenden de kısaca s•z edeyim" diye devam etti Marya Aleksandrovna, "bunu anlayamayabilirsiniz. Şu okuduğunuz Sha-kespeare'den pek „ok y‚ce duygular „ıkarıyorsunuz. ‡ok iyi biri olmanıza rağmen daha „ok gen„siniz. Bense bir anneyim Pavel Aleksandrovich! Bakın: Ben Zina'yı Prens'le biraz da Prens'in yararı i„in evlendiriyorum, „‚nk‚ bu evlilik sayesinde onu kurtarmak istiyorum. Eskiden beri, o soylu, altın kalpli, ş•valye ruhlu, onurlu ihtiyarı severim. Biz dosttuk. O iğren„ kadının pen„eleri arasında perişan bir h†lde zavallı. Adamın •l‚m‚ onun elinden olacak. Tanrı şahidimdir, bunun kutsallığını •ne s‚rerek Zina'ya bu evliliği kabul ettirebildim. Onda da ş•valye ruhu var. En fazla bir yıllık •mr‚ kalmış biradanım desteği, avuntusu, arkadaşı, „ocuğu, sevdiği, ve il†hı olmanın bir Hıristiyanlık erdemi olacağını s•yledim. Son g‚nlerinde etrafında o iğren„ kadın, korku ve sıkıntı değil, aydınlık, dostluk ve sevgi olmalı. Son aydınlık g‚nleri ona cenneti hatırlatmalı! Bencillik bunun neresinde, s•yler misiniz? Bu bencillik değil hemşirelere yaraşır bir kahramanlık!" "Yani siz... siz bunu sırf Prens'i d‚ş‚nerek, hemşirelere •zg‚ kahramanlık adına yaptınız •yle mi?" dedi Mozglyakov aceleyle, alaylı alaylı. "Sorunuzu gayet iyi anladım Pavel Aleksandrovich. Anlamı „ok a„ık. Sanırım siz kendi „ıkarımızla Prens'inkini birbirine karıştırdığımızı d‚ş‚n‚yorsunuz. Hem ne olur ki? İnsan b•yle hesaplar d‚ş‚nebilir, ama bunlar planlı şeyler değildir, kendiliklerinden ortaya „ıkıverirler. B•ylesine a„ık bir itirafın sizi „ok şaşırttığını biliyorum, ama sizden tek bir isteğim var Pavel Aleksandrovich, Zina'yı bu işe karıştırmayın! O bir g‚vercin kadar masumdur. Hi„ hesap yapmaz. Bir tek sevmeyi bilir. Ah benim canım yavrum! Eğer hesap yapan biri varsa o da benim! Siz de elinizi vicdanınıza koyup s•yleyin: B•yle bir durumda kim „ıkarlarını 89 g•zetmez ki? En basit ve en tarafsız hareketlerimizde bile kendi „ıkarlarımızı g•zetiriz, ‚stelik bunu hi„ farkına varmadan yaparız! Bunu yaparken de soylu duygular taşıdığımızı s•yleyerek kendimizi kandırırız. Ben kendimi kandırmak istemiyorum. Ama„larım „ok soylu da olsa birtakım hesaplarım olduğunu kabul ediyorum. Ama bunu kendim i„in mi yaptım? Benim hayattan artık bir beklentim yok Pavel Aleksandrovich! Yaşayacağım kadar yaşadım. Benim hesaplarım meleğim, yavrum, kızım i„in. Bu durumda beni hangi anne ayıplayabilir?" Marya Aleksandrovna'nın g•zlerinde yaşlar parıldadı. Pavel Aleksandrovich bu a„ık itirafı dehşet i„inde dinliyor ve şaşkınlıktan boş boş bakıyordu. "Ah evet, hangi anne..." dedi sonunda. "‡ok g‚zel konuşuyorsunuz Marya Aleksandrovna, ama... ama bana s•z‚n‚z var! Siz de beni ‚mitlendirdiniz... Bana ne olacak peki? D‚ş‚nsenize, aptal durumuna d‚şmedim mi?" "Sizi hi„ d‚ş‚nmediğimi mi sanıyorsunuz mon cher Paul? Tam tersine, bu hesaplarda sizin „ıkarınız •yle b‚y‚k ki, bu işe girişmem i„in beni y‚reklendiren biraz da bu zaten." "Benim „ıkarım mı?" dedi Mozglyakov, bu kez ger„ekten hayrete d‚şm‚şt‚. "Nasıl olur?" "Tanrı aşkına! İnsanın bu kadar dar g•r‚şl‚ ve saf olması m‚mk‚n m‚?" diye bağırdı Marya Aleksandrovna g•zlerini tavana dikerek. "Ah gen„lik ah! Kendinizi Shakespeare'e kaptırıp, başkalarının aklını ve d‚ş‚ncelerini alarak, yaşadığınızı sanırsanız olacağı budur işte! Şimdi de kalkmış „ıkarınızın ne olduğunu soruyorsunuz, sevgili Pavel Aleksandrovich. Biraz konu dışına „ıkmama izin verin: Zina sizi seviyor, buna hi„ kuşku yok! Ama g•zlemlediğim kadarıyla sevgisine rağmen, size, iyi niyetinize ve duygularınıza karşı bir g‚vensizlik duyuyor. Zaman zaman kendisini •zellikle geri „ektiğini, size soğuk davrandığını fark ettim. Bu olsa olsa g‚vensizliğin ve kuşkunun sonucudur. Siz bunu fark etmediniz mi Pavel Aleksandrovich?" "Şey, e-vet fark ettim, hatta bug‚n bile... Ama ne demek istiyorsunuz Marya Aleksandrovna?" "G•r‚yorsunuz ya fark etmişsiniz. Demek yanılmamışım. Onun nedense size karşı garip bir g‚vensizliği var. Ben bir anneyim. ‡ocuğumun kalbindekileri anlamaz mıyım? Varsayalım az •nce odasına hızla girip onu azarlamadınız, hatta aşağılayıp, saf, gururlu, g‚zel ruhunu incitmediniz de -sizin b•yle yapmanız onun g‚venini daha da azaltıyor zaten- b•yle bir haberi gayet ılımlı, g•z‚n‚zde h‚z‚n yaşlan ve biraz da ‚mitsizlikle, ama yine de m‚kemmel bir y‚ce g•n‚ll‚l‚kle karşıladınız..." "Hmm..!" "Yo, s•z‚m‚.kesmeyin Pavel Aleksandrovich. B‚t‚n sahneyi olduğu gibi g•z‚n‚z‚n •n‚ne sermek istiyorum. Ona: 'Zinaida! Sizi canımdan „ok seviyorum, ama bazı ailevi nedenler bizi birbirimizden ayırıyor. Bunlara saygı g•steriyorum. Hepsi sizin iyiliğiniz i„in, onlara karşı koyamam. Zinaida sizi bağışlıyorum. Mutlu olun!' deseydiniz. Bu arada da bakışlarınızla onu kıskaca alsaydınız. Bunların onun kalbinde yaratacağı etkiyi bir d‚ş‚nsenize!" "Evet Marya Aleksandrovna, diyelim sizin dediğiniz gibi oldu. Bunları gayet iyi anladım... ama ne „ıkar? Bunları s•yleyeceğim ve yine ellerim bomboş buradan gideceğim..." "Yo yo dostum! S•z‚m‚ kesmeyin. Bırakın da her şeyi sonu„larıyla beraber resmedeyim. Varsayalım, kısa bir s‚re sonra bir baloda, pırıl pırıl aydınlatılmış bir salonda, baş d•nd‚r‚c‚ bir m‚zik ve nefis kadınların bulunduğu bir yerde karşılaşıyorsunuz. Bu muhteşemliğin ortasında siz, solgun y‚z‚n‚zle, h‚z‚nl‚ ve d‚ş‚nceli bir şekilde, kimsenin sizi fark etmeyeceği bir s‚tuna dayanmış duruyorsunuz. Balonun girdabına kapılıp, onu dans ederken izliyorsunuz. Etrafınızda Strauss'un baş d•nd‚r‚c‚ ezgileri ve sosyetenin n‚kteli konuşmaları akıp gidiyor. Ama siz solgun, yalnız ve kırgınsınız! O zaman sizce Zina ne hisseder? Onun g•z‚ne nasıl g•r‚n‚rs‚n‚z? 'Her şeyini benim i„in feda eden, kendini t‚keten bu 90 91 adamla ilgili kuşkularım vardı!' diye d‚ş‚n‚r. Hi„ kuşkusuz eski aşkı karşı konulmaz bir g‚„le yeniden canlanır!" Marya Aleksandrovna soluk almak i„in durdu. Mozglyakov koltuğunu „atırdatarak kıpırdandı. Marya Aleksandrovna devam etti. "Prens'in sağlığı i„in Zina yurtdışına gidecek, İtalya'ya, İspanya'ya. Mersin ağa„larının, limonların ‚lkesi, masmavi g•zy‚z‚, Guadalquivir'iyle, sevmeyenlere yer olmayan, g‚llerin ve •p‚c‚klerin havada u„uştuğu aşk ‚lkesi İspanya'ya! Siz de işinizden, bağlantılarınızdan, her şeyinizden vazge„ip peşinden gideceksiniz! Orada aşkınız ve gen„liğiniz dayanılmaz bir g‚„le s‚recek. İspanya ah Tanrım! Aşkınız hi„ kuşkusuz gayet masum ve kutsal olacak, ama sonunda birbirinize bakarak eriyip biteceksiniz. Beni yanlış anlamayın dostum! Elbette ki hain, adi, canavar ruhlu insanlar olacak ve sizi yurtdışına „eken şeyin yaşlı bir akrabaya duyulan ilgi olmadığını s•yleyecekler. Aşkınıza •zellikle masum dedim, „‚nk‚ bu insanlar b‚y‚k olasılıkla pek „ok şey s•yleyeceklerdir. Ben bir anneyim Pavel Aleksandrovich, size k•t‚ şeyler •ğ‚tler miyim?... Kuşkusuz Prens ikinizi de izleyebilecek bir halde olamayacak, ama bundan ne „ıkar? İnsan b•yle bir şey i„in o kadar kolay iftira atabilir mi? Sonunda Prens halinden gayet memnun g•„‚p gidecek. S•yleyin bana Zina sizden başka kiminle evlenecek? Sizin Prens'le akrabalığınız •ylesine uzak ki evlenmeniz i„in bir engel oluşturmaz. En soylu kişilerin bile evlenmekten gurur duyacakları gen„ ve zengin bir aristokratla evlenmiş olacaksınız! Onun sayesinde y‚ksek sosyeteye girecek, onun sayesinde bir gecede g•revinizde ilerleyecek ve hızla y‚kseleceksiniz. Şimdi y‚z ellilik bir mal varlığınız var, o zaman „ok zengin olacaksınız. B‚t‚n bunları Prens vasiyetinde ayarlamış olacak, ben bunun icabına bakarım. Sonuncusu ve en •nemlisi de, Zina o zamana kadar iyi kalpliliğinize, duygularınızın i„tenliğine tam anlamıyla g‚venecek, onun g•z‚nde birdenbire erdemli ve „ıkar g•zetmeyen bir kahraman olacaksınız!... Bir de kalkmış bundan ne „ıkarınız olacağını soruyorsunuz. Birka„ 92 metre •tenizde, y‚z‚n‚ze bakıp size g‚len, 'işte buradayım, ben senin „ıkarınım' diyen b•yle bir „ıkarı g•rmemek ve anlamamak i„in k•r olmak gerekir. Tanrı aşkına Pavel Aleksandrovich!" "Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı Mozglyakov heyecanla. "Şimdi her şeyi anlıyorum! ‡ok kaba ve „irkin davrandım!" Birden ayağa fırladı ve sa„larına yapıştı. "Hem de hesap bilmez" diye ekledi Marya Aleksandrovna. "En •nemli şey budur: Hesap bilmek." "Ben eşeğim Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı ‚z‚nt‚yle. "Şimdi her şey bitti, oysa ben onu deli gibi seviyorum!" "Belki de her şey bitmemiştir" dedi Bayan Aleksandrovna, sakin sakin, sanki bir şey d‚ş‚n‚yor gibiydi. "Ah keşke m‚mk‚n olsaydı! Bana yardım edin! Ne yapmam gerektiğini s•yleyin! Beni kurtarın!" Mozglyakov ağlamaya başladı. "Dostum!" dedi Marya Aleksandrovna merhametle elini uzatarak. "Duygularınızın karışıklığı ve sevgi ateşiniz y‚z‚nden, kısacası onu sevdiğiniz i„in b•yle davrandınız! ‹mitsizlikten ne yaptığınızı bilmiyordunuz! O bunu anlamıştır..." "Onu deli gibi seviyorum ve her şeyimi uğrunda feda etmeğe hazırım!" diye bağırdı Mozglyakov. "Dinleyin, ben her şeyi hallederim..." "Marya Aleksandrovna!" "Evet, bunu ‚stlenirim! Ben sizi biraraya getiririm. Ona her şeyi s•ylersir iz, her şeyi şimdi benim s•yleyeceğim gibi s•ylersiniz!" "Ah Tanrım! Ne kadar iyisiniz Marya Aleksandrovna!... Ama... hemen yapamaz mıyız?" "Tana korusun! Ne kadar acemisiniz dostum! Bunu hakaret ve k‚stahlık olarak kabul eder! Olmaz. Ben yarın her şeyi ayarlarım, ama şimdilik siz bir yerlere gidin, •rneğin t‚ccarın evine gi-debil irsini z... İsterseniz akşam gelebil irsiniz, ama gelmeseniz daha iyi olur!" 93l "Peki gidiyorum, gidiyorum! Tanrım! Bana ne ‚mitler verdiğinizi bilemezsiniz! Ama bir sorum var: Ya Prens sizin d‚ş‚nd‚ğ‚n‚z s‚re i„inde •lmezse?" "Ah saf mon cher Paul. Dua edelim de sağlığı bozulmasın. O yaşlı, d‚r‚st adamın uzun yıllar yaşamasını b‚t‚n kalbimizle dilemeliyiz. En başta ben kızımın mutluluğu i„in g•z‚mde yaşlarla dua edeceğim. Ama ne yazık ki Prens'in sağlığının pek iyi olduğunu sanmıyorum. Dahası Zina'yı toplum i„ine sokmak i„in başkente gitmesi gerekecek. Bunun onun sonu olacağından •yle korkuyorum ki! Artık gerisini Tanrı'ya bırakıyoruz cher Paul!... Şimdi gidin! G‚le g‚le mon amil Sabırlı ve cesur olun, ‚midinizi kaybetmeyin! En •nemli şey cesaret! Sizin soylu duygularınızdan hi„ kuşkum olmadı..." Elini kuvvetle sıktı ve Mozglyakov parmaklarının ucuna basa basa odadan „ıktı. "Bu aptalın işi bitti!" dedi zaferle. "Şimdi sıra •tekilerde..." Kapı a„ıldı, Zina i„eri girdi. Her zamankinden daha solgundu. G•zlerinde şimşekler „akıyordu. "Anne, bu işi „abuk hallet, yoksa dayanamayacağım! Her şey •yle iğren„ ve tatsız ki evden ka„asım geliyor. Bana işkence etme, daha fazla sinirlerimle oynama! Hasta olacağım, duyuyor musun? Bu iğren„lik beni hasta ediyor!" "Zina! Senin neyin var meleğim? Sen... sen kapıyı mı dinledin?" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, Zina'ya dikkatle bakarak. "Evet. O aptala yaptığın gibi beni de mi ayıplayacaksın? Dinle, sana yemin ederim, eğer bu tatsız oyunda tatsız roller oynat arak bana işkence etmeye devam edecek olursan, her şeyden vazge„er, bu işi bitiririm. Zaten bu pisliğin bir b•l‚m‚n‚ bile kabullenmem yeterince iğren„! Ama... ben hep diken ‚st‚ndeyim! Bu pislikte boğulacağım!..." dedi ve kapıyı „arpıp „ıktı. Marya Aleksandrovna arkasından bakakaldı ve d‚ş‚ncelere dalıp gitti. "Acele etmeliyiz!" diye bağırdı birden canlanarak. "Eğer o al„aklar bizi rahat bırakmazlar ve her yerde konuşurlarsa -ki şimdiye dek bunu yapmışlardır bile- o zaman her şey biter! Zina b‚t‚n o patırtılara katlanamaz ve işbirliğinden vazge„er. Ne olursa olsun hemen Prens'i buradan uzaklaştırmalıyız! ˆncelikle gidip şu benim kalın kafalımı buraya geri getirmeliyim. İlk defa bir işe yarar belki! O zamana kadar Prens de uykusunu almış olur, hemen yola „ıkarız!" Zile basıp uşağı „ağırdı. "Atlar ne oldu?" diye sordu gelen uşağa. "‡oktandır hazır efendim" dedi adam. Marya Aleksandrovna Prens'i yukarı „ıkarırken atların ha-zırlatılmasını emretmişti. Kendisi de hazırlandı ve ilk iş olarak Zina'nın odasına gidip kararını kaba hatlarıyla a„ıkladı, talimatlar verdi. Ama Zina dinlemedi bile. Y‚z‚n‚ yastığa g•mm‚ş yatıyordu. Ağlıyor, bembeyaz elleriyle uzun, g‚zel sa„larını „ekiyordu. Kolları dirseklerine kadar „ıplaktı. Arada bir sanki soğukta kalmış gibi tepeden tırnağa titreyerek irkiliyordu. Marya Aleksandrovna konuşmaya başladı, ama Zina başını bile kaldırmadı. Bir s‚re tepesinde dikilen Marya Aleksandrovna şaşkın ve bozulmuş bir halde dışarı „ıktı, hemen arabaya bindiği gibi olabildiğince „abuk gitmelerini emretti. "Zina'nın kapıyı dinlemesi „ok k•t‚ oldu!" diye d‚ş‚n‚yordu. "Ona s•ylediklerimin aynısını Mozglyakov'a da s•yledim. Zina „ok gururludur, belki buna g‚cenmiştir... Hmm! Ama asıl •nemli olan şey onlar kazanmadan bizim harekete ge„memiz. Peki ya şansım yaver gitmez de bizim aptal ihtiyar evde olmazsa?..." Bu d‚ş‚nce bile Afanasy Matveich'e •fkelenmesine neden oldu. Sabırsızlıktan kıvranıyordu. Atlar son hızla gidiyorlardı. 94 95ONUNCU BˆL‹M Araba sanki u„uyordu. Daha •nce de s•ylediğimiz gibi Marya Aleksandrovna Prens'i arayıp dururken beyninde birden bir şimşek „akıvermişti. Bu konudan daha ileride s•z edeceğimizi s•ylemiştik. Ger„i okuyucu bunu zaten biliyor: Marya Aleksandrovna sırası gelince Prens'i ka„ıracak, olabildiğince „abuk sersem Afanasy Mat-veich'in huzur i„inde yaşadığı „iftliğe g•t‚recekti. Marya Alek-sandrovna'nın gitgide artan, garip ve anlatılamaz bir huzursuzluk yaşadığını gizleyecek değiliz. Bu, hedefine ulaşmak ‚zere olan ger„ek kahramanların başına gelen bir şeydir. Bir his ona Mor-dasov'da kalmasının „ok tehlikeli olacağını s•ylemişti. "‡iftliğe bir varsam" diye d‚ş‚n‚yordu "o zaman isterse t‚m kasaba „alkalansın, umurumda bile olmaz!" Kuşkusuz yitirilecek zaman yoktu, „iftlikte bile. Her şey olabilirdi, hem de her şey! Kahramanımızın o anda polisten korktuğuna y•nelik dedikodulara asla inanmadığımızı s•ylemeğe hi„ gerek yok kuşkusuz! Uzun s•z‚n kısası, Zina'yı bir an •nce Prens'le evlendirmesi gerektiğini biliyordu. Bu sona ulaşmasını sağlayacak yollar hazırdı. 96 Kilisenin papazı t•ren i„in eve gelebilirdi. T•ren iki g‚n sonra yada işler k•t‚ye gidecek olursa hemen ertesi g‚n yapılacaktı. B ir iki saat i„inde yapılıveren evlenme t•renleri duyulmamış şey miydi! B•ylesine bir acelecilik ve evlenme •ncesi partileri ya da resmi nişan t•reninin olmaması Prens'e bir comıne ilfaut olarak a„ıklanabilirdi. Bunun daha uygun ve sade olacağı fikri Prens'in kafasına yavaş yavaş sokulabilirdi. Prens'in en hassas noktasına dokunarak bunun romantik bir macera olduğu s•ylenebilirdi, Œşler yolunda gitmeyecek olursa ona zorla i„ki i„irebilirler, s‚rekli sarhoş olmasını sağlayabilirlerdi. Her şey bittikten sonra artık ne olursa olsun nasılsa Zina bir Prenses olacaktı! Prens'in Petersburg'da ve Moskova'da akrabaları vardı, oralarda ka„ınılmaz bir skandal bile „ıksa bunun i„in endişelenmesi gerekmezdi. ˆncelikle bunlar ileride d‚ş‚n‚lecek şeylerdi, ikincisi de Marya Aleksandrovna y‚ksek sosyetede •zellikle evlilik olaylarının skandalsız karşılanmasının m‚mk‚n olmadığına inanırdı, skandallar ka„ınılmazdı ve sosyetedeki skandallar da Monte Cristo Kontu'nu ya da Seylan'ın Anıları 'nı hatırlatacak kadar •zel olmalıydı. Aslında b‚t‚n bunlar Zina'nın sosyetede boy g•stermesi ve annesinin ona destek vermesi i„in gerekliydi bile. O zaman herkes ama herkes hayranlık duyacak, kontların ve prenseslerin bir tanesi bile, Marya Aleksandrovna'nın kendilerinin toptan ya da teker teker haklarından gelmesi karşısında dayanamayıp dize geleceklerdi. İşte bunları d‚ş‚nd‚ğ‚ i„in Marya Aleksandrovna „ok yardımı dokunacağını sandığı Afanasy Mat-veich'i almaya gidiyordu. Ger„eğe cesaretle karşı koymak şarttı. Prens'i „iftliğe g•t‚rmek demek, onu belki de hi„ karşılaşmak istemeyeceği Afanasy Matveich'e g•t‚rmek demekti. Afanasy Mat-veich'in davet etmesi „ok başka olacaktı. ‹stelik, Prens'in gelişini duyunca ta uzaklardan kalkıp gelen aile b‚y‚ğ‚n‚n beyaz kravatı, frakı ve elinde şapkasıyla g•r‚nt‚s‚ „ok etkili olacak ve Prens'in gururunu okşayacaktı. Bu t‚r acele ve resmi bir daveti reddetmenin „ok g‚„ olacağını d‚ş‚n‚yordu Marya Aleksandrovna. Araba ‚„ verstlik yolculuğun sonuna gelmişti. Arabacı Sofron tek katlı tahta bir evin verandasının •n‚nde atları durdurdu. Ev virane gibiydi ve 97 yılların etkisiyle kararmıştı, bir dizi penceresi ve etrafında da asırlık ıhlamur ağa„ları vardı. Burası Marya Aleksandrovna'nın yazlık, kır eviydi. İ„eride ışık yanıyordu. "Nerede bizim kalın kafalı?" diye bağırdı Marya Alek-sandrovna, kasırga gibi i„eri dalarken. "Bu havlunun burada ne işi var? O mu kurulandı? Demek yine hamama gitti ha? Şimdi de „ayını zıkkımlanıyordur! Ne diye bana •yle g•zlerini devirip bakıyorsun aptal şey! Neden sa„ları h†l† kesilmemiş? Grishka! Grishka! Grishka! Sana ge„en hafta beyin sa„larını kesmeni s•ylememiş miydim, neden kesmemişsin?" Marya Aleksandrovna i„eri girerken Afanasy Matveich'i „ok daha kibarca selamlamaya niyetliydi, ama hamamdan yeni „ıkıp keyifle „ayını yudumladığını g•r‚nce •fkesine h†kim olamadı. Haksız da sayılmazdı hani! Kadıncağız bu denli telaşlı ve kaygılıyken, o hi„bir işe yaramaz hımbıl Afanasy Matveich korkun„ bir g•n‚l rahatlığıyla yayılmış oturuyordu. Bu durum onu can evinden yaraladı. Bu arada, kalın kafalı -ya da daha saygılı bir ifade kullanmak gerekirse, 'kalın kafalı' olarak anılan zat- semaverin yanına oturmuş, g•zleri yuvalarından fırlamış, ağzı a„ık bir halde, gelişiyle onu taşa „eviren karısına korkuyla bakıyordu. Grishka'nın uykulu ve hantal suratı kapıda belirdi, i„eride olanları b•n b•n seyrediyordu. "İzin vermedi de ondan" dedi kaba ve hır„ın bir sesle. "Belki on kez makası alıp yanına gittim. 'Hanım gelirse ikimiz de azar işitiriz, o zaman ne olacak?' dedim. 'Olmaz, biraz daha bekle, pazar g‚n‚ sa„larımı kıvıracağım; onun i„in uzun olması gerek' dedi." "Ne? Demek sa„larını kıvırıyor, •yle mi? Benim yokluğumdan yararlanıp b•yle şeylere mi başladın? Nereden „ıktı şimdi bu? Senin ahmak kafana „ok mu yakışacağını sanıyorsun? Tanrı aşkına, bu ne dağınıklık! Bu ne pis koku! Sana soruyorum anormal yaratık, nedir bu koku b•yle?" diye bağırdı, şaşkın ve saf kocasına gitgide daha „ok •fkelenen Marya Aleksandrovna; 98 "Ma-matushka!*" diye kekeledi yerinden kalkamayan ve yalvaran g•zlerle kadın h‚k‚mdarına bakan korkmuş adam. "Mama -matushkal" "O aptal kafana ka„ kez annen olmadığımı sokmadım mı ben? Senin annen olabilir miyim ben c‚ce! Senin gibi eşeklere değil ancak sosyeteye yaraşır benim gibi bir soyluyla ne c‚retle bu şekilde konuşuyorsun!" "Ama... ama Marya Aleksandrovna sen h†l† benim nik†hlı karımsın, ben de sana... bir koca gibi hitap ediyorum..." diye karşı „ıktı Afanasy Matveich ve iki elini kaldırıp sa„larını korumaya „alıştı. "Seni suratsız şey! S•ylediklerine bakın! Hi„ b•yle aptal bir cevap duyulmuş şey mi? Nik†hlı karın mı? Bu da ne demek oluyor? Y‚ksek sosyetede hi„ b•yle bayağı, aptalca ve ancak dini okullarda kullanılan bir s•zc‚ğ‚ s•yleyen var mı? Hem ben bunu unutmak i„in elimden gelen her şeyi yapmağa „alışırken sen ne cesaretle karın olduğumu hatırlatmaya kalkışıyorsun! Neden kafanı ellerinle saklayıp duruyorsun? Şu sa„a bir bakın! Sular damlıyor! Kuruması saatler s‚recek! Şimdi seni nasıl g•t‚receğim? İnsan i„ine nasıl „ıkacaksın? Ne yapacağım şimdi?" Marya Aleksandrovna •fkeyle ellerini ovuşturup, odada azametle bir aşağı bir yukarı dolaşıp duruyordu. Kuşkusuz bu dert •yle b‚y‚k ve ‚stesinden gelinemez bir dert değildi, ama asıl problem Marya Aleksandrovna'nın yaradılışında olan g‚„l‚ ve galip olma duygusunu kontrol edememesiydi. S‚rekli olarak •fkesini Afanasy Matveich'ten „ıkarmak i„in dayanılmaz bir gereksinim duyuyordu, „‚nk‚ zorbalık gereksinime d•n‚şen bir alışkanlıktır. Belli sosyal „evrelerin zarif hanımefendileri kapalı kapılar arkasında nasıl davranışlar sergilerler bilirsiniz, işte ben de bu zıtlığı tanımlamaya „alıştım. Afanasy Matveich karısının hareketlerini korkuyla izliyor, bir yandan da alnından ter boşanıyordu. *Anacığım. 99"Grishka!" diye bağırdı kadın sonunda. "Hemen beyefendiyi hazırla! Frakını, pantolonunu, beyaz kravatını ve yeleğini getir, hemen! Tarağı nerede, tarağı!" "Malushka! Hamamdan yeni „ıktım. Kasabaya gidecek olursak ‚ş‚t‚r‚m." "Bir şey olmaz!" "Baksana sa„ım h†l† ıslak..." "Tamam, hemen kurutacağız! Grishka! Fır„ayı al da kuruyana kadar sa„larını fır„ala, sert sert, daha sert! Daha sert! İşte •yle, tamam işte •yle!" Bu emri duyan sadık ve „alışkan Grishka b‚t‚n g‚c‚yle efendisinin sa„larını fır„alamaya başladı. Daha rahat „alışmak i„in adamı omzundan tutmuş kanepeye doğru bastırıyordu. Afanasy Matveich suratını buruşturmuştu, neredeyse ağlayacaktı. "Şimdi gel buraya! Kaldır onu Grishka! Krem nerede? Eğil eğil işe yaramaz herif, eğil asalak!" Marya Aleksandrovna kocasının g‚r, aklaşmış ve ne yazık ki kestirmediği sa„larını acımasızca „ekerek, kendi elleriyle krem-lemeye başladı. Afanasy Matveich i„ „ekiyor, inliyor, ama hi„ ağlamadan sabırla katlanıyordu. "Sen beni •ld‚receksin beceriksiz herif! Eğil eğil!" dedi Marya Aleksandrovna. "Seni nasıl •ld‚receğim matushka?" diye mırıldandı adam, elinden geldiğince başını eğerek. "Kalın kafalı! Mecazdan da anlamaz! Hadi hadi sa„ını fır„ala da hemen giyin!" Kahramanımız bir koltuğa kurularak Afanasy Matveich'in giyinme t•renini meraklı g•zlerle izlemeye başladı. Bu arada adam biraz rahat soluk alıp gevşedi, hatta beyaz kravatını bağlamaya sıra gelince attığı d‚ğ‚m‚n g‚zelliği konusunda kişisel g•r‚şlerini s•ylemeye bile cesaret edebildi. Sonunda frakını da giyen say100 gıdeğer koca iyiden iyiye canlandı ve aynada kendini hayranlıkla inceledi. "Beni nereye g•t‚r‚yorsun Marya Aleksandrovna?" diye sordu kendine „ekid‚zen verirken. Marya Aleksandrovna kulaklarına inanamadı. "Şuna bir bakın hele! Seni kukla kılıklı herif seni! Ne cesaretle bunu sorabiliyorsun?" "Ama matushka benim de bilmem gerekmez mi..." "Kes sesini! Hele gittiğimiz yerde bana bir kez bile matushka diyecek olursan bir ay „ay y‚z‚ g•remezsin!" ˆd‚ kopan adam hi„ sesini „ıkarmadı. "Şu haline bak! Bir tek nişanın bile yok, bacacı kılıklı adam!" diye devam etti kadın, Afanasy Matveich'in siyah frakına k‚„‚mseyen g•zlerle bakarken. Afanasy Matveich en sonunda alındı. "Nişanlan devlet veriyor matushka, hem ben bacacı değilim" dedi haklı bir •fkeyle. "Neler duyuyorum? Demek burada oturup fikir y‚r‚tmeyi de •ğrenmişsin! Seni k•yl‚ seni! Seni hanım evladı! Ne yazık ki seninle oyalanacak zamanım yok, olsaydı sana... Neyse canım sonra hallederim nasılsa! Şapkasını ver Grishka! K‚rk‚n‚ de getir! Ben yokken bu ‚„ odayı ve bir de yeşil odayı temizle! Hemen işe başlayın ! Aynaların ve saatlarin •rt‚lerini de kaldırın! Her şeyin bir saat i„inde hazır olmasını istiyorum. Sen de frakını giy, uşakların da eldivenlerini giymelerini s•yle, duyuyor musun Grishka!" Arabaya bindiler. Afanasy Matveich hayretler i„indeydi. Marya Aleksandrovna bulundukları durumla ilgili bazı talimatları kocasının kafasına nasıl sokacağını d‚ş‚n‚yordu, ama kocası ondan •nce davrandı. "Biliyor musun Marya Aleksandrovna, d‚n gece „ok değişik bir r‚ya g•rd‚m" dedi hi„ beklenmedik bir anda sessizliği bozarak. 101"Hıh! Seni kahrolası! Ben de burada acaba ne s•yleyecek diye bekliyorum! Meğer bir r‚ya g•rm‚ş! Bana o k•yl‚ r‚yalarını anlatmaya nasıl cesaret edersin! Değişikmiş! Sen daha bu kelimenin anlamını bile bilmezsin! Bak sana son kez s•yl‚yorum: Bir daha r‚yandan falan s•z edecek olursan başına gelecekleri bilemem! Şimdi dikkatle dinle: Prens K. beni ziyarete geldi. Prens K.'yi hatırlıyor musun?" "Hatırlıyorum, matushka, hatırlıyorum. Neden seni ziyarete gelmiş?" "Kes sesini, seni ilgilendirmez! Evin bey i olarak sana d‚şen onu „iftliğe davet etmek. Seni bunun i„in g•t‚r‚yorum. Bug‚n gidip d•neceğiz. Gece boyunca ya a yarın, •b‚r g‚n ya da başka bir sefer ağzını a„acak olursan b‚t‚n yıl boyunca kaz g‚dersin bilmiş ol! Hi„bir şey s•yleme, tek kelime bile. Senin tek yapacağın bu, anladın mı?" "Peki ya bana bir şey sorarlarsa?" "Yine de ağzını a„ma." "Ama insan s‚rekli sessiz duramaz ki Marya Aleksandrovna." "O zaman cevaplarını 'Hmm!' gibi tek heceli s•zc‚klerle sınırla ki zeki olduğunu ve konuşmadan •nce s•zc‚klerini tarttığını sansınlar." "Hmm." "Bunları iyice anla! Sen Prens'in geldiğini duydun ve saygılarını sunup onu „iftliğine davet etmek i„in hemen yanına koştun, anladın mı?" "Hmm." "Her şeye hmm deyip durma, aptal şey! Doğru d‚r‚st cevap versene." "Tamam matushka, istediğin gibi olsun; ama Prens'i neden davet edeceğim?" "Neler duyuyorum? Soru mu soruyorsun? Neden yapacağını sormak ne ‚st‚ne vazife? Ne cesaretle soruyorsun!" 102 "Ama yine aynı sorunla karşı karşıya kalıyorum Marya Aleksandrovna; eğer dediğin gibi ağzımı a„mayacak olursam onu nasıl davet edeceğim?" "Ben senin adına konuşurum, sen sadece başını eğersin, şapkanı eline alıp başını eğersin, anladın mı?" "Evet anladım mat- Marya Aleksandrovna." "Prens „ok şakacıdır. Sana s•ylemese de dediği her şeye g‚zel bir g‚l‚msemeyle karşılık verirsin, duyuyor musun?" "Hmm." "Œşte yine başladı! Bana hmm deyip durma! S•ylediklerimi duydun mu duymadın mı, sen onu s•yle." "Duydum Marya Aleksandrovna. Duydum, duymamam m‚mk‚n m‚? Yalnızca s•ylediklerini yerine getirmek i„in alıştırma yapıyorum. Ama h†l† bir sorun var matushka: Eğer Prens bir şey s•yleyecek olursa y‚z‚ne bakıp g‚l‚mseyeceğirn, tamam, ama ya bir şey sorarsa bana?" "Ne kalın kafalısın! S•yledim ya, sen „eneni tut, ben senin yerine konuşurum, sen yalnızca bakıp g‚l‚mse." "Adam benim konuşamadığımı sanacak" diye homurdandı Afanasy Matveich. "Ne fark eder canım! Bırak •yle sansın, aptal olduğunu d‚ş‚nmesinden iyidir." "Hmm... Peki ya •tekiler bir şey sorarlarsa?" "Kimse bir şey sormaz, başkaları olmayacak. Eğer -Tanrı korusun!- kazara bir başkası gelecek olursa ve sana bir şey sorar ya da s•ylerse alaylı alayl g‚l‚msersin. Alaylı alaylı g‚lmek nasıl olur biliyor musun?" "Şakacı bir g‚l‚mseme değil mi matushka?" "Şimdi ben sana g•steririm şakacıyı kalın kafalı! Neyse canım zaten senden kim şaka bekler ki! Dalgacı bir g‚l‚mseme, anladın mı? Dalgacı ve k‚„‚mseyici bir g‚l‚mseme." 103"Hmm." "Ah bu kalın kafalı beni korkutuyor doğrusu" diye fısıldadı Marya Aleksandrovna kendi kendine. "Beni •ld‚recek bu adam. Onu hi„ g•t‚rmesem daha iyi ederdim!" Kafasında bu can sıkıcı ve ‚z‚c‚ d‚ş‚nceleri evirip „eviren Marya Aleksandrovna başını camdan dışarı uzatıp arabacıya acele etmesini s•yl‚yordu. Atlar d•rt nala koşuyordu, ama ona g•re yine de yetmezdi. Afanasy Matveich k•şesinde sessizce oturmuş, •devini ezberliyordu. Sonunda araba kasabaya girdi ve Marya Alek-sandrovna'nın evinin •n‚nde durdu. Ama kahramanımız daha •n kapıya bile gelmemişti ki, „ift atlı, iki koltuklu, ‚st‚ kapalı bir kızağın evine doğru hızla yaklaştığını g•rd‚. Tıpkı Anna Ni-kolayevna Antipovna'nınkine benzeyen kızakta iki kadın vardı. Biri tabii ki Anna Nikolayevna'nın ta kendisi, •teki de son zamanlarda peşini hi„ bırakmayan, yakın arkadaşı Natalya Dmitriyevna'ydı. Marya Aleksandrovna'nın y‚reği hop etti. Daha tek kelime bile etmeye fırsat bulamadan ‚zeri kapalı bir başka kızak yaklaştı, hi„ kuşkusuz i„inde bir hanım vardı. Neşeli „ığlıklar ortalığı inletti. "Marya Aleksandrovna! Afanasy Matveich de buradaymış! Demek şimdi geldiniz! Nerelerdeydiniz? Ne şans, biz de bu geceyi sizinle ge„irmeğe gelmiştik! Ne s‚rpriz!" Konuklar hemen fırlayıp kırlangı„lar gibi cıvıldaşarak •n kapıya doğru y‚r‚d‚ler. Marya Aleksandrovna kulaklarına ve g•zlerine inanamadı. "Hay k•r şeytan!" diye d‚ş‚nd‚ kendi kendine. Bu işte bir bit yeniği var! Anlayacağız bakalım. Beni kandıracağınızı mı sandınız aptal kargalar... Durun bakalım hele!..." 104 ON BİRİNCİ BˆL‹M Mozglyakov g•r‚n‚şe g•re tamamen g•n‚l rahatlığıyla Marya Aleksandrovna'nın evinden ayrılmıştı. Kadın yine onun kanını alevlendirmişti. Adanı yalnız kalmak istediği i„in Boroduyev'e gitmemişti. Romantik ve kahramanca hayallerin saldırısı ona huzur vermiyordu. ˆnce Zina'ya ciddi bir aşk ilanında bulunduğunu hayal etti; sonra affedici y‚reğinin soylu g•zyaşlarını, St Petersburg ba-losundaki solgun ve ‚mitsiz halini; İspanya'yı; Guadalquivir'i g•rd‚; aşkı ve son nefesini veren Prens'in Zina'yla ikisinin ellerini bir-leştirişini d‚ş‚nd‚. Sonra kendisine sadık, kahramanlıklarını hayranlıkla izleyen g‚zel karısını hayal etti. Bu arada, Prens K.'nin dul karısı Zina sayesinde girdiği y‚ksek sosyeteden bir Kontes'in iltifatları, vali yardımcılığı g•revi ve servet gizliden gizliye aklını kurcaladı. Kısacası, Marya Aleksandrovna'nm g‚zel g‚zel anlattığı her şey bir kez daha ruhunu okşadı, daha da •nemlisi onu gururlandırdı. Ama sonra -bunu nasıl anlatacağımı bilemiyorum doğrusu- b‚t‚n bu zevklerden yorgun d‚ş‚nce birdenbire can sıkıcı bir fikir geldi aklına. Bunların hepsi „ok ileride olacak şeylerdi. 105Bug‚n d‚ş‚n‚ld‚ğ‚nde, aptal durumuna d‚şm‚ş birinden •te değildi. Bunları d‚ş‚n‚rken birden Mordasov'un kenar mahallelerinde hi„ bilmediği, ıssız bir yerde olduğunu fark etti. Hava kararıyordu. İki tarafı k‚„‚k, virane evlerin dizildiği sokaklar boyunca, b•yle yerlerde korunacak ve „alınacak hi„bir şey olmamasına rağmen sayıları m‚thiş boyutlara ulaşan azgın k•pekler havlıyordu. Sulusepken başlamıştı. Arada bir işi y‚z‚nden evine ge„ kalmış bir esnafa ya da ‚zerinde koyun derisi kabanı, ayağında botları olan bir k•yl‚ kadına rastlıyordu. Nedense bunlar Pavel Aleksandrovich'i kızdırmaya başlamıştı. Bu pek iyiye işaret değildi, „‚nk‚ insan ancak işleri yolunda gittiği zaman „evresindeki şeyleri ışıl ışıl ve g‚zel g•r‚r. Pavel Aleksandrovich, o ana kadar Mordasov'da ne kadar se„kin biri olduğunu hatırladı. Herkesin evlenmek i„in can atacağı bir bek†r olduğunu ima etmesi ve onu bu konuda kutlaması „ok hoşuna giderdi. B•yle se„kin bir bek†r olmaktan da gurur duyardı. Şimdi birdenbire herkesin g•z‚nde reddedilmiş biri olu-verecekti! İnsanlar ona g‚lecekti. Herkese Petersburg balolarını ve Guadalquivir'ı anlatması imk†nsızdı! Kafasında bu d‚ş‚ncelerle, ‚zg‚n ve endişeli bir halde giderken uzun zamandır kalbini kemirip duran bir d‚ş‚nce aklına geldi: "Bunlar doğru mu? Her şey Marya Aleksandrovna'nın bana resmettiği gibi olacak mı?" Tam o anda Marya Aleksandrovna'nın ne kadar kurnaz bir kadın olduğunu, herkesin ona saygı g•stermesine rağmen ne kadar dedikoducu olduğunu ve sabahtan akşama kadar yalanlar uydurup durduğunu hatırladı. Onu başından savmak i„in mutlaka kendine g•re nedenleri olmalıydı, ‚stelik herkesin hayal g‚c‚ de gayet g‚„l‚yd‚. Sonra Zina'yı d‚ş‚nd‚; ayrılırken kendisine bakışını hatırladı; bu bakışın gizli bir tutkuyla hi„ ilgisi bile yoktu. Hem bir saat kadar •nce de ona aptal demişti. Pavel Aleksandrovich yerinde dondu kaldı, utancından kıpkırmızıydı, neredeyse ağlayacaktı. Bir de bunun ‚zerine sanki •zellikle ayarlanmış gibi bir kaza geldi başına: Ayağı t•kezledi ve tahta kaldırımdan kar yığınının i„ine d‚ş‚verdi. O kar i„inde debelenip dururken bir s‚redir havlamakta olan bir s‚r‚ k•pek d•rt bir yandan etrafını sardı. Hatta i„lerinde en k‚„‚k ve yaramaz olanı ‚zerine atlayıp k‚rk‚n‚n eteklerine yapıştı. K•pekleri başından kovalayan Pavel Aleksandrovich, k‚f‚rler edip, kaderine lanetler yağdırarak, k‚rk‚n‚n eteğinde yırtıklar, ruhunda dayanılmaz bir sıkıntı y‚k‚yle caddenin k•şesine kadar topallaya topallaya gittiğinde yolunu kaybettiğini anladı. Bilirsiniz, insan bilmediği bir semtte, •zellikle de gece yansı yanlış bir yola sapacak olursa asla doğru yolu bulup „ıkamaz; i„inden bir g‚„ onu karşısına „ıkan ilk ara sokağa sapması i„in d‚rter sanki. Pavel Aleksandrovich de bunu ger„ekleştirdi ve kayboldu. "Ah şu kahrolası y‚ce fikirler!" diyerek kinle yere t‚k‚rd‚. "O y‚ce duygular da Guadalquivir de cehennemin dibine gitsin!" Mozglyakov'un o anda pek de g•r‚lmeğe değer bir hali olduğunu s•yleyemeyeceğim. Sonunda yorgun ve bitkin bir halde bir iki saat dolaştıktan sonra Marya Aleksandrovna'nm kapısına geldi. Kapıdaki arabaları g•r‚nce „ok şaşırdı. "Bu kadar konuk da nedir, bir toplantı falan mı var?" diye meraklandı. "Ne toplantısı acaba?" Orada duran bir uşağı sorguya „ekip, Marya Aleksandrovna'nın „iftliğe giderek, beyaz kravat takan Afanasy Matveich'le beraber d•nd‚ğ‚n‚ ve Prens'in uykudan yeni uyandığını, ama hen‚z aşağıya inip konuklara katılmadığını •ğrendi: Hi„ sesini „ıkarmadan yukarı amcasının yanına „ıktı. ˆyle bir ruh hali taşıyordu ki, hayatının geri kalanını pişmanlık i„inde ge„ireceğini bir an bile d‚ş‚nmeden, sırf •„ alma duygusuyla k•t‚ ve korkun„ bir şeyler yapabilecek kadar zayıf karakterli bir adam gibiydi. Merdivenleri „ıkınca, Prens'i portatif tuvalet masasının •n‚nde bir koltukta otururken buldu. Kafasının tepesi „ıplaktı, ama favorileri ve sakalı takılmıştı. Peruğu kır sa„lı, yaşlı, emektar uşağı İvan Pakhomych'in elinde duruyordu. Pakhomych peruğu derin bir saygı ve titizlikle fır„alıyordu. Prens'in „ok perişan bir hali vardı, sanki i„kinin etkisini hen‚z ‚zerinden atamamış gibiydi. Y‚z‚nde boş bir ifadeyle, oraya „•km‚ş, her yanı porsumuş bir halde yığılmıştı. Mozglyakov'u tanımamış gibi bakıyordu. 106 107"Nasılsınız Amca?" diye sordu Mozglyakov. "Ne... sen misin?" dedi Prens. "Biraz şekerleme yapmıştım da sevgili oğlum. Aman Tanrım!" dedi heyecanlanarak. "Peruğumu takmamışım!" "Endişelenmeyin Amca! Ben size yardım ederim isterseniz." "Artık sırrımı biliyorsun! Kapıyı kilitlemenizi ke-sin-lik-le s•ylemiştim. Neyse, sevgili oğlum şimdi sırrımdan yararlanmaya kalkmayacağına ve sa„ımın takma olduğunu hi„ kimseye s•ylemeyeceğine şe-ref s•z‚ vermeni istiyorum." "Tanrı aşkına Amca! Benim b•yle bir adilik yapacağımı nasıl d‚ş‚n‚rs‚n‚z?" dedi Mozglyakov ileriye yatırım yapma d‚ş‚ncesiyle. "Ah evet, evet! Onurlu bir adam olduğuna g•re sana şaşıracağın bir şey daha s•yleyeyim... b•ylece b‚t‚n sırlarımı a„ığa vurayım. Bıyığımı nasıl buluyorsun oğlum?" "Muhteşem Amca! Şaşırtıcı! Bu kadar zaman nasıl b•yle koruyabildiniz?" "Şimdi sıkı dur oğlum: O da tak-ma!" dedi Prens, Pavel Alek-sandrovich'e zafer kazanmış bir edayla bakarak. "Ger„ekten mi? S•ylemeseydiniz asla bilemezdim. Ya favorileriniz? Hadi hadi itiraf edin Amca boyuyorsunuz değil mi?" "Boyamak mı? Ne boyaması onlar da takma!" "Olamaz! Kızmayın ama buna inanamam Amca. Benimle dalga ge„iyorsunuz!" "Parole d'honneıır, mon ami!"* diye bağırdı zafer kazanmış Prens. "D‚ş‚nsene herkes senin gibi d‚ş‚n‚yor! Stepanida Mat-veyevna bazen kendi elleriyle taktığı halde zor inanırdı. Ama sırrımı saklayacağına s•z ver oğlum. Bana şeref s•z‚ ver..." "S•z veriyorum Amca s•z veriyorum. Benim b•yle bir adilik yapabileceğimi mi d‚ş‚n‚yorsunuz?" Şeref s•z‚ dostum. 108 "Ah oğlum bug‚n sen gittikten sonra •yle canım sıkkındı ki! Feofil beni yine arabadan d‚ş‚rd‚." "Yine mi? Ne zaman?" "Ma-nas-tı-ra yaklaşırken..." -"Ama Amca, o olay bu sabah oldu." "Yo yo, bir iki saat •nceydi. Manastıra gidiyordum, arabamı devirdi. Cyle bir korktum ki h†l† kal-bim „arpıyor." "İyi de Amca siz uyuyordunuz!" dedi Mozglyakov şaşkınlık i„inde. "Ah evet, uyuyordum... ama sonra yola koyuldum, ama ben... ger„ekten belki de... Ne kadar garip!" "Amca, inanın r‚ya g•rm‚şs‚n‚z! Yemekten sonra yattınız, o zamandan beri mışıl mışıl uyuyordunuz." "Ger„ekten mi?" Prens d‚ş‚nmeye başladı. "Evet ya, belki de r‚yaydı. R‚yamda g•rd‚ğ‚m her şeyi hatırlıyorum. ˆnce dehşet verici bir boğa g•rd‚m, sonra da savcıyı g•rd‚m, sanki onun da boynuzu vardı..." "Nikclay Vasilyevich Antipov'dur o Amca." "Ah evet, belki de oydu. Sonra Napolyon Bona-part'ı da g•rd‚m. Biliyor musun oğlum herkes benim Napolyon Bonapart'a ben: zediğimi s•yl‚yor... profilden de ta eskilerin bir papasına „ok benzerim! Sen ne dersin azizim papaya benziyor muyum?" "Bence daha „ok Napolyon'a benziyorsunuz Amca!" "Ah evet, ama karşıdan. Evet doğru azizim. R‚yamda onun adasındaydım, bilirsin her zaman neşeli ve konuş-kan bir adamdı. Beni „ok eğlendirirdi." "Napolyon olduğundan emin misiniz Amca?" dedi Pavel Alek-sandrovich, Prens'e d‚ş‚nceli d‚ş‚nceli bakarak. Kafasında, hen‚z kendisinin de bir anlam veremediği garip bir d‚ş‚nce titreşmeğe başladı. 109"Ah evet Napolyon ya. Birlikte felsefe tartışır dururduk. O İn-gilizler'in ona zalimce davranmaları ne kadar utan„ verici. Tabii onu bağlamasalardı yine insanlara saldırırdı kuşkusuz. Kurt gibi saldırgan bir adamdı. Yine de onun i„in ‚z‚l‚yorum. Ben olsam ona o kadar zalimce davranmaz, ıssız bir adaya g•nderirdim..." "Neden ıssız bir adaya?" diye sordu Mozglyakov dalgın dalgın. "Yok canım belki de ıssız bir adaya değil. Ama adada oturanlar mutlaka nezih insanlar olurdu. Onun i„in eğ-len-ce-ler d‚-zenletirdim: tiyatrolar, m‚zik, bale, hepsi de devlet destekli olurdu. Ok gibi fırlayıp gitmesin diye bir koruma eşliğinde onu y‚r‚y‚şe „ıkarırdım. Sosisli b•reği „ok severdi, ona her g‚n sosisli b•rekler yaptırırdım. Ona babası gibi bakardım. Benim ellerimde bambaşka bir adam olup „ıkardı." Mozglyakov yaşlı adamın tutarsız konuşmalarını hayretle dinliyor, bir yandan da sabırsızlıkla tırnaklarını kemiriyordu. Konuşmayı evlilik konusuna „ekmek istiyordu. İ„inde nedenini bilemediği sınırsız bir kin dalgalanıyordu. Yaşlı adam birden b‚y‚k bir şaşkınlıkla bağırdı. "Ah mon ami! Sana s•ylemeyi tamamen unutmuşum. Ben bug‚n bir evlenme teklifi yaptım." "Evlenme teklifi mi Amca?" diye bağırdı Mozglyakov canlanarak. "Evet ya evlenme tek-li-fı. Pakhomych gidiyormusun? Ah g‚zel. C'est ‚ne charmante personne...* Ama... Biraz a-ce-le-ci davrandığımı kabul ediyorum sevgili oğlum. Bunun sindi farkına va-rı-yo-rum. Ah canım!" "Sorduğum i„in bağışlayın Amca ama bu teklifi ne zaman yaptınız?" "Sevgili oğlum tam olarak ne zaman olduğunu hatırlaya* ‡ok hoş biri. 110 madiğimi itiraf etmeliyim. Belki de r‚ya g•rm‚ş‚md‚r! Ne garip!" Mozglyakov sevin„ten ‚rperdi. Kafasında yepyeni bir fikir şekillendi. "Peki kime teklif ettiniz Amca?" diye sordu sabırsızlıkla. "Ev sahibinin kızına mon ami... cette belle personne...* adını unuttum. Ama biliyorsun mon ami evlenmem imk†nsız. Ne yapacağım ben?" "Evet ya, evlenirseniz bu sizin sonunuz olur. İzin verirseniz başka bir soru daha soracağım. Evlenme teklif ettiğinizden emin misiniz?" "Tabii... eminim." "Peki ya tıpkı ikinci kez arabadan d‚şmeniz gibi bir r‚yaysa?" "Evet ya, belki de r‚yaydı! Aşağıda nasıl bir tavır takınmam gerektiğini bilmiyorum. Nasıl yapabilirim oğlum? Ger„ekten teklifte bulunup bulunmadığımı nasıl •ğrenebilirim? Eğer •ğrenemezsem ne duruma d‚şerim?" "Biliyor musun Amca, ortada •ğrenilecek bir şey yok bence." "Ne demek istiyorsun?" "Yani bence r‚ya g•rm‚şs‚n‚z." "Aynı fikirdeyim oğlum, sık sık b•yle r‚yalar g•rd‚ğ‚me g•re." "G•r‚yorsunuz ya Amca. Hele bir de •ğlen ve akşam yemeklerinde birer par„a i„tiğinizi d‚ş‚n‚rseniz..." "Evet oğlum. B‚y‚k olasılıkla bu y‚zden oldu." "Yoksa siz ne kadar şarap i„erseniz i„in asla b•yle acele bir teklifte bulunmazsınız. Siz benim tanıdığım en aklı başında insansınız Amca..." "Ah, evet evet. Bu g‚zel kişi. 111 i "Şunu aklınızdan „ıkarmayın: Eğer hakkınızda k•t‚ d‚ş‚nen akrabalarınız bunu duysalar neler olmaz ki?" "Aman Tanrım!" diye bağırdı dehşete d‚şen Prens. "Neler olmaz ki!" "Sevgili Amcacığım! Hepsi bir ağızdan sizin b•yle bir şeyi aklınız başınızda yapmadığınızı, deli olduğunuzu, vesayet altında tutulmanız gerektiğini, kandırıldığınızı s•ylerler ve sizi g•zetim altında bir yere kapatırlar." Mozglyakov ihtiyarı nasıl korkutacağını biliyordu. "Aman Tanrım!" diye bağırdı Prens, yaprak gibi titreyerek. "Ger„ekten de yaparlar mı?" "Bir d‚ş‚nsenize Amca: Siz hayatınızda hi„ b•yle acele bir evlenme teklifi yaptınız mı? Kendiniz i„in neyin doğru olduğunu en az benim kadar iyi bilirsiniz. Bunun bir r‚ya olduğundan kesinlikle eminim." "Tabii •yleydi canım, tabii!" dedi Prens korkuyla. "Par„alan nasıl da zekice birleştirdin oğlum! Bana mantığın sesini dinlettiğin i„in sana teşekk‚r ederim." "Ben de sizinle bug‚n karşılaştığım i„in „ok memnunum Amca. Bir d‚ş‚nsenize, eğer ben olmasaydım yanlış şeyler yapabilirdiniz, evlenmek istediğinizi sanıp, kafanızda bu niyetle aşağı inecektiniz. Nasıl da tehlikeli bir durum olurdu!" "Evetya...‡oktehlikeli!" "Bu gen„ hanım yirmi ‚„ yaşında; kimse onunla evlenmek i„in talip olmuyor, derken siz, zengin bir aristokrat, birden ona elinizi uzatıyorsunuz! Onlar bu fikre hemen d•rt elle sarılırlar, ger„ekten evlenmek istediğinize sizi inandırırlar, hatta niyetinizi ger„ekleştirmeniz i„in sizi zorlarlar. Sizin fazla yaşamayacağınız olasılığını hesaplamağa başlarlar." "Ger„ekten mi?" "Ve. dahası Amca, sizin gibi erdemli bir adam..." 112 "Evet benim gibi erdemli bir adam..." "Sizin gibi zeki ve kibar..." " Ah evet y a zeki evet!..." "Sonra bir şey daha var, siz bir Prens'siniz. Evlenmeye niyetiniz olsa b‰yle birini mi se„erdiniz? Akrabalarınızın neler s‰yleyeceğini bir dˆşˆnˆn!" "Herhalde beni „iğ „iğ yerlerdi! Zaten onların ellerinden yeterince k‰tˆlˆk ve ikiyˆzlˆlˆk g‰rdˆm... Belki inanmayacaksın ama beni akıl hastanesine kapatmak istediklerinden kuşkulanıyorum. S‰ylesene oğlum bu olacak şey mi? Ben orada... akıl hastanesinde... ne yaparım?" "Sakin olun Amca. Bu yˆzden ben de sizinle beraber aşağıya ineceğim. Şimdi orada konuklar var." "Konuklar mı? Aman Tanrım!" "Endişelenmeyin Amca yanınızda olacağım." "Sana nasıl minnnettarım oğlum, sen benim kurtancımsın! Biliyor musun en iyisi benim buradan gitmem." "Yarın Amca yarın. Yarın sabah saat yedide. Ama bugˆn herkese sevgilerinizi sunup artık ayrılacağınızı s‰yleyin." "Kesinlikle gideceğim... Peder Misail'e gideceğim... Ama sevgili oğlum ya beni evlendirmeye kalkışırlarsa?" "Korkmayın Amca ben yanınızda olacağım. Lˆtfen size ne s‰ylerlerse s‰ylesinler, ne ‰neride bulunurlarsa bulunsunlar, bunun rˆyadan başka bir şey olmadığını s‰yleyin... zaten ‰yleydi." "Evet, kesinlikle ‰yleydi! Bˆyˆleyici bir rˆya oğlum! ‡ok gˆzel biliyorsun, hem de..." "Evet Amca şimdilik hoş„a kalın, ben aşağıya iniyorum, siz de..." . "Ne? Beni yalnız bırakmayacaksın ya?" diye bağırdı Prens dehşet i„inde. 113"Hayır Amca. Yalnızca ayrı ayrı ineceğiz. €nce ben, sonra siz. B‰ylesi daha iyi." "Peki o zaman. Ben de zaten şimdi aklıma gelen bir fikri yazacaktım." "Tamam Amca. Siz fikrinizi yazın, sonra aşağıya gelin, yan „izmek yok! Yarın sabah..." "Yarın sabah pedere gideceğim, kesinlikle pedere gideceğim! Charınant, charmantl Biliyorsun oğlum „ok gˆ-zel bir kız... hem de... eğer ger„ekten evlenmek isteseydim, o zaman..." "Tanrı korusun Amca!" "Evet ya Tanrı korusun! Peki, gˆle gˆle oğlum, biraz sonra ge-liyorum... €nce bir şeyler yazmalıyım. Ha bu arada, uzun zamandır sana bir şey soracaktım: Kazanova'nın Anıları'm okudun mu sen hi„?" "Evet Amca, niye sordunuz?" "Ah evet... Amane s‰yleyeceğimi unuttum..." "Sonra hatırlarsınız Amca, hoş„a kalın!" "Gˆle gˆle sevgili oğlum, gˆle gˆle! Yine de „ok bˆyˆleyici bir rˆyaydı, „ok bˆyˆleyici!..." 114 ON İKİNCİ B€LƒM "Hepimiz sizi ziyarete geldik! Praskovya tlyinishna da geliyor, Luiza Kar‹ovna da geleceğini s‰ylˆyordu" diye cıvıldadı Anna Ni-kolayevna salona girip etrafa bakarak. Ufak tefek, hoş bir kadındı, gayet g‰sterişli ve pahalı bir kıyafet giymişti. ƒstelik gˆzelliğinin farkındaydı. Prens'in bir k‰şede Zina ile beraber olduğunu sanıyordu. "Katerina Petrovna ile Felisata Mikhailovna da geliyor" diye ekledi Natalya Dmitriyevna. İri yan bir kadındı, Prens onu pek „ekici bulurdu. Kafasının tepesine kˆ„ˆcˆk pembe bir şapka takmıştı. Uzun zamandır yanına sokulmaya „alıştığı Anna Nikolayevna ile son ˆ„ haftadır yakın arkadaş olmuştu. G‰rˆnˆşte onu kemiğiyle beraber bir lokmada yutacağa benziyordu. "İkinizi de gece oturmasında evimde g‰rmekten duyduğum sevinci anlatamam" diye s‰ze başladı, ilk şaşkınlığını ˆzerinden atan Marya Aleksandrovna. "Ama s‰ylesenize tam da bu şerefe erme ˆmidini yitirmişken bugˆn sizi buralara hangi rˆzgŠr attı?" 115"Aman canım Marya Aleksandrovna, siz de az değilsiniz!" dedi Natalya Dmitriyevna, dış g‰rˆnˆşˆne hi„ de uymayan kırıtkan, utanga„ ve tatlı bir sesle. "Mais ma charmanŒe" diye cıvıldadı Anna Nikolayevna. "D‚zenleyeceğimiz tiyatro etkinliği i„in hazırlıklarımızı tamamlamalıyız. Daha bug‚n Pyotr Mikhailovich, Kallist Sta-nislavich'e yerimizde saydığımız ve tartışıp durmaktan başka hi„bir şey yapmadığımız i„in ne kadar ‚z‚ld‚ğ‚n‚ s•yl‚yordu. Bu y‚zden de bu akşam d•rd‚m‚z toplandık, 'Marya Aleksandrovna'ya gidip şu işi bir „ırpıda hallediverelim' diye karar verdik. Natalya Dmitriyevna •tekilere de haber verdi. Hepsi geliyorlar. Bir anlaşmaya varacağız, her şey iyi olacak. Tartışmaktan başka bir şey yapmıyorlar dedirtmeyelim, n'est-ce pas, mon ange"* dedi neşeyle, Marya Aleksandrovna'yı •perek. "Tanrı aşkına Zinaida Afanasyevna! G‚n ge„tik„e daha da g‚-zelleşiyorsunuz!" dedi ve •pmek i„in Zina'ya doğru koştu. "G‚zelleşmekten başka bir işi yok ki" diye ekledi Natalya Dmitriyevna, koca ellerini ovuşturarak. "Lanet olasıcalar! Şu tiyatro işi de nereden „ıktı ya? Fırsatını yakaladı kargalar!" diye fısıldadı Marya Aleksandrovna, •fkeden k•p‚rerek. "Sevgili Prens de şimdi sizde olduğuna g•re" dedi Anna Nikolayevna. "Biliyorsunuz Dukhanovo'da eskiden kalma bir tiyatro var. Araştırdık, eski sahne, perdeler ve kost‚mlerle beraber başka bir yere kaldırılmış. Prens bug‚n beni g•rmeye geldi, gelişine •yle şaşırdım ki ona bu konudan s•z etmeyi unuttum. Şimdi tiyatro konusunu ona da a„malıyız, o d•k‚nt‚leri bize g•nderir. Yoksa burada dekor hazırlatacak kimse var mı? İşin aslı Prens'i de tiyatro işine katmak istiyoruz. Bize mutlaka bağış yapmalı, fakirler i„in uğraşıyoruz biz. Belki bir rol bile alır, „ok nazik bir insan. O zaman her şey yoluna girecek." Değil mi meleğim? 116 "Kuşkusuz bir rol alır" diye ekledi Natalya Dmitriyevna anlamlı anlamlı. Anna Nikolayevna, Marya Aleksandrovna'ya yalan s•ylemiyordu. Diğerleri de gelmeye başlamıştı. Marya Aleksandrovna onları karşılayıp," comme ilfaut" kuralları gereği hoş s•zler s•ylemeye yetişemiyordu. Konukların hepsini anlatacak değilim. Yalnız şu kadarını s•yleyeyim, her biri etrafına şeytanca bakışlar sa„ıyordu. Hepsinin y‚zlerinde bir beklenti ve ‚rkek bir sabırsızlık ifadesi vardı. Bazıları da bir rezalete tanıklık etme niyetiyle gelmişlerdi ve bunu ger„ekleştirmeden gitmek zorunda kalırlarsa bozulacaklardı. Dışardan bakıldığında son derece kibar davranışlar i„indeydiler, ama Marya Aleksandrovna kendini herhangi bir saldırıya karşı hazırlıyordu. G•r‚n‚şte Prens hakkında y•neltilen masum sorular giderek sağanak haline d•n‚şt‚, gizli imalar ve iğnelemeler taşımaya başladı. ‡ay servisi yapıldı; hepsi oturdu. Bir grup piyanonun başmage„ti. Zinapiyano „alıp şarkı s•ylemesi i„in yaptıkları teklifi, kendini pek iyi hissetmediğini s•yleyerek, soğuk bir şekilde reddetti. Y‚z‚n‚n sarılığı da bunu doğruluyordu zaten. Hemen meraklı bir soru yağmuruna tutuldu. Hanımlar bazı sorular sorup, imalarda bulunma fırsatını ka„ırmadılar. Zina'ya Mozgl-yakov'u da sordular. Marya Aleksandrovna hangi biriyle baş edeceğini bilemiyordu. Odanın her bir k•şesinde olanları g•r‚yor, bir d‚zine insanın ağzından „ıkan her kelimeyi duyuyor ve b‚y‚k bir hazırcevaplıkla tek tek cevap yetiştiriyordu. Zina i„in endişeliydi. Bu t‚r toplantılarda hep yaptığı gibi „ıkıp gitmemesine „ok şaşırmıştı. Hanımlar Afanasy Matveich'i de incelemekten geri durmuyorlardı. Belki onun aracılığıyla Marya Aleksandrovna'yı sıkıştırabilirler diye uğraşırlardı hep zaten. Şimdi de yine, saf ve doğrucu Afanasy Matveich'ten bir şeyler •ğrenmenin m‚mk‚n olabileceğini d‚ş‚n‚yorlardı. Marya Aleksandrovna kocasının i„inde bulunduğu kuşatmayı rahatsız bir şekilde seyrediyordu. Adamın sorulan her soruya "Hmm" diye cevap vermesi olayı daha da k•t‚leştiriyordu, hele y‚z‚ndeki perişan ifade kadını „ıldırtmaya yetiyordu. 117 "Marya Aleksandrovna! Afanasy Matveich bizimle hi„ konuşmuyor!" diye bağırdı hi„ kimseden, hi„bir şeyden korkusu olmayan, asla utan„ duygusu taşımayan, keskin g•zl‚ bir kadın. "Hanımlara karşı daha kibar olmasını s•yleyin ona." "Bug‚n nesi olduğunu ben de bilmiyorum" dedi Marya Aleksandrovna, Anna Nikolayevna ve Natalya Dmitriyevna ile yaptığı konuşmayı yarıda bırakıp, neşeyle g‚l‚mseyerek. "‡ok sessiz! Bana bile tek kelime etmedi. Athanase neden Felisata Mik-hailovna'ya cevap vermiyorsun? Ona ne sormuştunuz?" "Ama... ama...matushka, bana demiştin ki..." diye kekelemeğe başladı şaşkına d•nen Afanasy Matveich. Ellerini yeleğinin ceplerine sokmuş, gayet gamsız bir pozda duruyor, arada bir de „ayından bir yudum alıyordu. Kadınların sorularından •yle sıkılmıştı ki, gen„ kız gibi kızarıyordu. Ama tam bahanelerini anlatmaya başlayacağı sırada •fkeli eşinin korku sa„an bakışlarıyla karşılaşınca dehşet i„inde sapsarı kesildi. Ne yapacağını bilemeden, ama durumunu kurtarmak gayretiyle „ayından bir yudum daha aldı. ‡ay „ok sıcaktı. B‚y‚k bir yudum alınca ağzı korkun„ yandı ve fincanı elinden d‚ş‚rd‚. ˆyle boğulurcasına •ks‚r‚yordu ki herkesi şaşkınlık i„inde bırakarak, bir s‚re i„in odadan „ıktı. Durum „ok a„ıktı. Marya Aleksandrovna konuklarının her şeyi bildiğini ve k•t‚ niyetlerle geldiklerini biliyordu. Tehlikeli bir durumdu. G•zlerinin •n‚nde aptal ihtiyarıcaydırıp, amacından vazge„irebilir-lerdi. Hatta Prens'i alıp g•t‚rebilirler, hemen o akşam kendisine karşı doldurabilirlerdi. Her şey olabilirdi. Ama kaderde onun i„in „etin bir sınav daha vardı demek. Kapı a„ıldı.Boroduyevler'de olduğunu sandığı ve o akşam hi„ beklemediği Mozglyakov g•r‚nd‚. Sanki bı„aklanmış gibi ‚rperdi. Mozglyakov kapıda durdu ve ne yapacağını şaşırmış bir halde herkese tek tek baktı. Y‚z‚nde a„ık„a g•r‚nen heyecana h†kim olamıyordu. "Şuna bakın! Pavel Aleksandrovich!" diye bağırdı birka„ ses birden. "Aman Tanrım! Pavel Aleksandrovich gelmiş! Marya Aleksandrovna onun Boroduyevler'de olduğunu s•ylememiş miydi? Bize Boroduyevler'de saklandığınız s•ylenmişti Pavel Aleksandrovich !" diye bağırdı Natalya Dmitriyevna. "Saklanmak mı?" diye tekrarladı Mozglyakov, yapmacık bir g‚l‚şle. Garip bir ifade tarzı! Affedersiniz Natalya Dmitriyevna ama ben ne kimseden saklanırım, ne de birini saklamaya „alışırım" dedi Marya Aleksandrovna'ya anlamlı anlamlı bakarak. Marya Aleksandrovna titredi. "Sakın bir de bu mankafa sorun „ıkarmağa kalkışmasın!" diye d‚ş‚nd‚ Mozglyakov'a sert sert bakarak. "Yo, bir bu eksikti..." "A„ığa alındığınız doğru mu Pavel Aleksandrovich... tabii işinizi kastediyorum?" diye yumurtladı k‚stah Felisata Mikhailovna, alaylı alaylı y‚z‚ne bakarak. "A„ığa alınmak mı? Ne demek istiyorsunuz? Yalnızca g•revim değişti o kadar. Petersburg'da bir g•rev alacağım" diye cevapladı Mozglyakov soğuk soğuk. "G‚zel, •yleyse sizi kutlarız" diye devam etti Felisata Mikhailovna. "Sizin burada, Mordasov'da bir iş peşinde olduğunuzu duyunca ger„ekten şaşırmıştık. Buradaki işlere g‚ven olmaz Pavel Aleksandrovich. İnsan birden a„ıkta kalıverir." "Sanırım b•lge okulunda boş bir •ğretmenlik kadrosu var" dedi Natalya Dmitriyevna. İması o kadar belirgin ve a„ıktı ki, Anna Nikolayevna yılan dilli arkadaşının ayağını utan„la hafif„e d‚rtt‚. "Pavel Aleksandrovich'in •yle sıradan bir •ğretmenlik g•revini kabul edeceğini mi sanıyorsunuz?" dedi Felisata Mikhailovna. Pavel Aleksandrovich ne yapacağını bilmez bir halde uygun bir cevap aradı. Arkasını d•n‚nce selamlaşmak i„in elini uzatan Afanasy Matveich'le karşılaştı. Mozglyakov ona uzatılan eli sıkmadı, onun yerine eğilerek selam verdi. Dayanılmaz derecede rahatsız bir halde doğru Zina'ya y‚r‚d‚ ve y‚z‚ne •fkeyle bakarak: "B‚t‚n 118 119 bunlar hep sizin yˆzˆnˆzden. Bu akşam aptal olup olmadığımı size g‰stereceğim" diye fısıldadı. "Akşamı beklemeye gerek yok. Bu zaten yˆzˆnˆzden okunuyor" dedi Zina yˆksek sesle, eski nişanlısını tepeden tırnağa sˆzerek. Mozglyakov, onun yˆksek sesle konuşmasından rahatsız olup hemen arkasını d‰ndˆ. "Boroduyev'den mi geliyorsunuz?" diye sorma cesaretini g‰sterdi Marya Aleksandrovna sonunda. "Hayır, Amca' mın yanından." "€yle mi? Demek Prens'le beraberdiniz?" "Ah Tanrım! Bu demektir ki Prens uyanmış, bize uyuduğunu s‰ylemişlerdi" dedi Natalya Dmitriyevna, Marya Aleksandrovna'ya ters ters bakarak. "Prens'i merak etmeyin Natalya Dmitriyevna" dedi Mozglyakov. "Uyandı ve Tanrı'ya şˆkˆr aklını başına topladı. Bugˆn erken saatten beri i„ki i„ip durmuş, ‰nce sizin evde, sonra da burada. Sonunda da aklı biraz karışmış, zaten hi„bir zaman tam olarak zihni a„ık olmamıştı. Ama şimdi Tanrı'ya şˆkˆr konuştuk da yine mantıklı dˆşˆnmeğe başladı. Sizinle vedalaşmak ve konukseverliğinize teşekkˆr etmek i„in az sonra aşağıya inecek Marya Aleksandrovna. Yarın hava aydınlanır aydınlanmaz beraber manastıra gidiyoruz, sonra dˆnkˆ gibi bir kaza ge„irmeden, sağ salim, tek par„a halinde Dukhanovo'ya gitmesi i„in onu kendim g‰tˆreceğim. Orada Stepa-nidaMatveyevna'ya teslim edeceğim, o zamanakadar Moskova'dan d‰nmˆş olur, bir daha da onun bir yere gitmesine izin vermez." Mozglyakov bunları s‰ylerken Marya Aleksandrovna'ya, hi„ gizlemediği bir dˆşmanlıkla baktı. Marya Aleksandrovna hayretten donup kalmış, oturuyordu. ƒzˆlerek itiraf etmeliyim ki, kahramanım belki de hayatında ilk kez korkuya kapılmıştı. "Demek sabahın ilk ışıklarıyla gidiyorlar? Neden peki?" dedi Natalya Dmitriyevna, Marya Aleksandrovna'ya d‰nerek. "Neden sahi?" diye bağrıştı misafirler. "Oysa biz de duymuştuk ki... Garip şeyler oluyor!" Evin hanımı uygun bir cevap dˆşˆnemiyordu. Sonra birden herkesin dikkati başka bir y‰ne „evrildi. Yan odadan garip sesler ve keskin „ığlıklar geliyordu. Birden hi„ beklenmedik bir anda Sofya Petrovna Farpukhina, Marya Aleksandrovna'nın salonuna daldı. Sofya Petrovna hi„ kuşkusuz Mordasov'un en acayip kadınıydı. €yle acayipti ki Mordasov'da bile kibar „evrelere alınmamasına karar verilmişti. Dˆzenli olarak her akşam saat yedide, kendi deyimiyle "mide i„in" votka eşliğinde zakuskl* alır, bunun sonucunda da, yumuşak bir ifadeyle s‰ylemek gerekirse, biraz serbest bir ruh haline bˆrˆnˆrdˆ. O anda da aynen b‰yle bir hal i„indeydi ve hi„ beklenmedik bir şekilde Marya Aleksandrovna'nın evine dalmıştı. "Ah demek b‰yle Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı odanın i„inde. "Demek bana bunu da yaptınız! Merak etmeyin, oturacak değilim, ş‰yle bir uğradım. Bana anlatılanların doğru olup olmadığını bilmek istiyorum. Ha? Siz balolar, ziyafetler, nişan t‰renleri dˆzenleyin, ama Sofya Petrovna evde oturup „orap ‰rsˆn, ‰yle mi? Demek ben hari„ bˆtˆn kasabayı evinize davet etmişsiniz. Birka„ saat kadar ‰nce, Natalya Dmitriyevna'nın evinde Prens'e neler yaptıklarını anlatmak i„in size geldiğim zaman, bana dostunuz ve mon ange olduğumu s‰ylˆyordunuz. Oysa şimdi, bu sabah yaylım ateşine tuttuğunuz, arkanızdan atıp tutan Natalya Dmiriyevna burada, evinizde konuk olarak oturuyor. Merak etmeyin Natalya Dmitriyevna! Š-la-san‹e,** tanesi on k‰peklik „ikolatanıza kalmadım. Benim evimde „ok daha iyileri var! Hıh!" "€yledir" dedi Natalya Dmitriyevna. "Dursanıza bir dakika Sofya Petrovna!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, ‰fkeden kıpkırmızı bir halde. "Neyiniz var sizin? Aklınızı başınıza toplayın." İ„eceklerin yanında yenen aperitif şeyler. Afiyet olsun. 120 121 "Merak etmeyin Marya Aleksandrovna, her şeyi biliyorum ben!" diye bağırdı Sofya Petrovna, keskin ve tiz bir „ığlıkla, bu beklenmedik sahneye tanık olmaktan hoşnut konukların ortasında. "Hepsini biliyorum! Sizin Nastasya bana koşup bir„ok şey anlattı. Şu ihtiyar Prens'i alıp sarhoş ettiğinizi, kimsenin evlenmek istemediği kızınıza evlenme teklif etmeye zorladığınızı, bu yˆzden de b‰bˆrlenip kendinizi dˆşes olarak g‰rdˆğˆnˆzˆ biliyorum! Hıh! Hi„ endişelenmeyin, ben bir albay karışıyım! Beni nişana davet etmemeniz „ok mu umurumda sanki? Tˆkˆrˆrˆm ben sizin davetinize! Ben sizden „ok daha kaliteli insanlar arasında bulundum. Kontes Zalikhvatskaya'nın evinde yemek yedim; başkomiser Ku-rochkin bana evlenme teklif etti. Sanki sizin davetinize kaldım! Hıh!" "Bana baksanıza Sofya Petrovna!" dedi Marya Aleksandrovna, ‰fkeden deliye d‰nerek. "Size şu kadarını s‰yleyeyim, namuslu bir eve davet edilmeden, hem de bu şekilde giremezsiniz, eğer bizi varlığınızla ve gˆzel s‰zlerinizle rahatsız etmeğe devam edecek olursanız, bunu kendi y‰ntemlerimle halletmek zorunda kalacağım." "Bilirim, ihtiyar uşaklarınızla beni dışarı attırırsınız, değil mi? Merak etmeyin, ben yolu kendim bulurum. Hoş„a kalın. Kiminle isterseniz onunla evlendirin kızınızı. Natalya Dmitriyevna siz de benimle dalga ge„emezsiniz, „ikolatanızı da başınıza „alın! Buraya davet edilmemiş olabilirim, ama hi„ olmazsa Prens'in karşısında kazaska da oynamadım. Siz neden gˆlˆyorsunuz Anna Ni-kolayevna? Şu sizin Sushilov bacağını kırmış, eve g‰tˆrdˆler onu, hıh! Size gelince Felisata Mikhailovna, eğer o yalınayak Matr-yoshka'nıza s‰yleyip, her gˆn penceremin ‰nˆnde b‰ğˆrˆp duran ineğinizi oradan „ektirmezseniz o kızın bacaklarını kırarım! Hoş„a kalın Marya Aleksandrovna, size iyi şanslar dilerim! Hıh!" Sofya Petrovna gitti. Konukların hepsi gˆlˆyordu. Marya Aleksandrovna utancından yerin dibine girmişti. "İyice i„miş" dedi Natalya Dmitriyevna tatlı tatlı. 122 "Bu ne kˆstahlık!" "Quelleabominablefemme!"* " Kendini maskara etti!" "Ne rezil şeyler s‰yledi!" "Şu nişan da neyin nesi? Ne nişanı?" diye sordu Felisata Mikhailovna alaylı alaylı. "‡ok iğren„!" diye patladı Marya Aleksandrovna en sonunda. "Bu canavarlar bir sˆrˆ acayip dedikoduları sa„arak geziyorlar! Bizim „evremizde bu tˆr kadınların olması beni hi„ şaşırtmıyor, asıl şaşırtıcı olan b‰ylelerinin ilgi g‰rmesi, dinlenmesi, yˆreklendiril-mesi, inanılması..." "Prens! Prens!" diye bağırdı bˆtˆn konuklar hep bir ağızdan. "Ah ce cherprince!"** "‡ok şˆkˆr! Şimdi bˆtˆn hikŠyeyi ‰ğreniriz" diye fısıldadı Felisata Mikhailovna yanındakine. * Ne iğren„ kadın ** Şu sevgili prens. 123 ON ƒ‡ƒNCƒ B€LƒM Prens yˆzˆnde tatlı bir gˆlˆmsemeyle i„eri girdi. On beş dakika ‰nce Mozglyakov'un yˆreğine soktuğu sıkıntı kadınları g‰rˆr g‰rmez kayboluvermişti. Şeker gibi eriyiverdi. Kadınlar onu sevin„ „ığlıklarıyla karşıladılar. Genellikle kadınlar bizim ihtiyara sıcak davranır, bˆyˆk bir samimiyet g‰sterirlerdi. Onları eğlendirmenin pˆf noktalarını gayet iyi bilirdi. Daha o sabah Felisata Mikhailovna (kuşkusuz şaka olarak) Prens isteyecek olsa dizlerinde oturacağını, „ˆnkˆ "„ok tatlı, „ok sevimli bir ihtiyar" olduğunu s‰ylemişti. Marya Aleksandrovna g‰zlerini Prens'e dikmiş, tavırlarından bir şeyler anlamaya, b‰ylelikle de k‰tˆ durumundan kurtulmaya „alışıyordu. Mozglyakov'un kendisine ihanet ettiği ve bˆtˆn projesinin tehlikeye girdiği a„ıktı. Prens'in yˆz ifadesinden bu tˆr bir şey okunmuyordu. Her zamanki ve o sabahki halinden farklı değildi. "İşte sonunda Prens geldi! Biz de sizi bekleyip durduk!" dedi birka„ kadın. "Sabırsızlanmıştık Prens!" dedi diğerleri. 124 "İl-ti-fat ediyorsunuz" diye kekeledi Prens, semaverin fo-kurdadığı masaya otururken. Kadınlar hemen „evresini sardı. Marya Aleksandrovna, Natalya Dmitriyevna ve Anna Nikolayevna ile yalnız kaldı. Afanasy Matveich'in y‚z‚nde saygılı bir g‚l‚mseme vardı. Mozglyakov da g‚l‚yor ve kışkırtıcı bir şekilde Zina'yı s‚z‚yordu. Zina ise ona hi„ aldırış etmeden babasının yanına gitti ve ş•minenin •n‚ndeki koltuğa oturdu. "Ah Prens bizden ayrılmak ‚zere olduğunuz doğru mu?" dedi Felisata Mikhailovna. "Evet mesdames*" •yle. Hemen yurt-dı-şı-na „ıkmak istiyorum." "Yurtdışına mı Prens?" diye bağırdılar koro halinde. "Bu da nereden „ıktı?" "Yurt-dı-şı-na ya" dedi Prens kendine „ekid‚zen verirken. "ˆzellikle bazı yeni fi-kir-ler i„in gitmek istiyorum." "Ne t‚r yeni fikirler? Ne hakkında?" dedi kadınlar birbirlerine bakarak. "Evet, yeni fikirler" diye tekrarladı Prens, derin bir inan„ havasıyla. "Herkes bug‚nlerde yeni fikirler edinmek i„in gidiyor. Ben de yeni fikirler edinmek istiyorum." "Sanırım mason locasına katılacaksınız Amca, •yle mi?" diye araya girdi Mozglyakov, hanımların •n‚nde aklını ve şakacılığını g•stermek ister gibi. "Evet oğlum, haklısın" dedi Prens hi„ beklenmedik bir şekilde. "Zaten yurtdışında mason locasına kayıtlıydım. Pek „ok g‚zel fikirlerim \ ardı. O zamanlar „ağdaşlığa katkım olmasını istemiştim. Frankfurt tayken, yanımda g•t‚rd‚ğ‚m uşağım Sidor'a •zg‚r bir yaşam sunmaya karar vermiştim, ama o beni bırakıp ka„tı. Garip bir adamdı.. Sonra ona Paris'te rastladım, uzun favorili bir z‚ppe olup „ıkmıştı. Yanında gen„ bir kadınla y‚r‚yordu. Bana baktı, selam * HarımlŒr. 125"Haydi Prens, ger„ekten bize anlatamaz mısınız? Olağan‚st‚ bir r‚ya olmalı!" dedi Anna Nikolayevna. "‡ok giz-li" dedi Prens yine, hanımları meraklandırmaktan b‚y‚k bir zevk alarak. "‡ok ilgin„ olmalı!" diye bağırdılar. "Her iddiasına varım, Prens r‚yasında „ok g‚zel bir hanımın •n‚nde diz „•km‚ş, ona olan aşkım s•yl‚yordu!" dedi Felisata Mikhailovna. "Haydi Prens itiraf edin! Haydi sevgili Prens itiraf edin!" "İtiraf edin Prens, itiraf edin!" diye „ınladı, her taraftan gelen „ığlıklar. Prens „ığlıkları kendinden ge„miş bir zafer edasıyla dinliyordu. Kadınların s•zleri gururunu okşuyordu, neredeyse ağzının suyu akacaktı. "R‚yam „ok gizli dediysem de, „ok doğru bir tahminde bulunduğunuzu kabul etmek zorundayım, sevgili bayan." "Bildim!" diye bağırdı Felisata Mikhailovna kendinden ge„erek. "Evet Prens! Artık başka „are kalmadı, şimdi bize o g‚zel kadının kimliğini a„ıklayın!" "Evet, haydi!" "Buralı mı?" "Sevgili Prens s•yleyin!" "S•ylemelisiniz Prens! Mecbursunuz!" diye „ınladı sesler, d•rt bir yandan. "Mesdames, mesdamesl... Eğer bu kadar ısrarla bilmek istiyorsanız, size bir tek şey s•yleyebilirim: „ok b‚-y‚-le-yi-ci bir kadın, eğerdeyim yerindeyse tanıdığım en namuslu gen„ kız" dedi Prens, ağzından sular sa„arak. Tamamen eriyip bitmişti. "B‚y‚leyici! Ve... buralı! Kim olabilir?" diye meraklandılar, birbirlerine anlamlı anlamlı bakıp, g•z kırparak. 128 "İ„imizdeki en g‚zel kadın olmalı" dedi Natalya Dmitriyevna, kocaman ellerini ovuşturup, sinsi g•zlerini Zina'ya „evirerek. Herkes de Zina'ya baktı. "Ama Prens, madem b•yle r‚yalar g•r‚yorsunuz neden evlenmiyorsunuz?" diye sordu Felisata Mikhailovna, herkese anlamlı anlamlı bakarak. "Ne muhteşem bir t•ren hazırlardık size!" diye s•ze karıştı bir başkası. "Evlenmelisiniz sevgili Prens!" dedi bir ˆ„ˆncˆsˆ. "Evlenin, evlenin!" diye bağrıştılar d‰rt bir yandan. "Neden olmasın?" "Evet ya, neden olmasın?" dedi Prens utanarak, bˆtˆn bu patırtıdan şaşkına d‰nmˆştˆ. "Amca!" dedi Mozglyakov. "Ah evet, anlıyorum! Aslında bundan sonra evlenmemin imkŠnsız olduğunu size s‰ylemek ˆzereydim mesdames, sevgili ev sahibimizle „ok gˆzel bir gece ge„erdik, yarın manastıra Peder Mi-sail'e gidiyorum. Sonra da Av-ru-pa'daki fikirleri izlemek i„in yurtdışına." Zina sapsarı oldu ve anlatılmaz bir acıyla annesine baktı. Ama Marya Aleksandrovna kafasını toparlamıştı bile. O ana kadar beklemiş ve nabız yoklamıştı. Planının tahribatı „ok ilerlemiş, dˆşmanları „ok uzun yol almışlardı, bunu biliyordu. Sonunda yˆz başlı yılanı bir vuruşta ‰ldˆrmeye karar verdi. Bˆyˆk bir heybetle koltuğundan kalktı, cˆce dˆşmanlarına gururlu bir bakış atarak, kararlı adımlarla masaya yaklaştı. Bakışında ilham ateşi vardı. Zehirli dedikoducuları şaşkına „evirmeye, aşağılık Mozgyakov'u bir hamamb‰ceği gibi ezmeye, o aptal Prens ˆzerinde yitirdiği etkisini, tek bir kararlı ve cesur darbeyle geri kazanmaya kararlıydı. Kuşkusuz bunlar bˆyˆk bir yˆreklilik gerektirirdi, o da Marya Alek-sandrovna'da fazlasıyla vardı zaten! "Mesdames" diye başladı ciddi, vakarlı bir tavırla (Marya 129Aleksandrovna vakara bayılırdı). "Mesdames, deminden beri sizin konuşmalarınızı, ince şakalarınızı ve imalarınızı dinledim. Sanırım artık benim de konuşma zamanım geldi. Burada bˆyˆk bir ras-lantı sonucu toplanmış olduğumuzu hepiniz biliyorsunuz, kuşkusuz buna „ok memnun oldum... Size bir aile sırrımızı, nezaket kurallarının gerektirdiği sˆreden ‰nce a„ıklamayı hi„ dˆşˆnmˆyordum. €zellikle de sevgili konuğumuzdan ‰zˆr diliyorum. Sanırım kendisi de bazı imalarla bu konuya değindi bile. Bundan anladığım kadarıyla da, aile sırrımızın a„ıklanmasına bozulmak bir yana kendisi de bunu istiyor gibi geliyor bana... €yle değil mi Prens, yanılıyor muyum?" "Evet, haklısınız... ‡ok memnun olurum..." dedi Prens, neler olduğunu bile anlayamadan. Marya Aleksandrovna, daha bˆyˆk bir etki yaratmak i„in ş‰yle bir durup soluk aldı, oturanlara teker teker baktı. Hepsi huzursuz ve a„g‰zlˆ bir merakla onu dinliyordu. Mozglyakov ˆrperdi. Zina kıpkırmızı oldu ve koltuğundan kalktı; Afanasy Matveich olağanˆstˆ bir şeyler olacağı beklentisiyle mendiline sˆmkˆrdˆ. "Evet mesdaınes, şimdi size aile sırrımızı bˆyˆk bir zevkle a„ıklıyorum. Bugˆn ‰ğleden sonra Prens, kızımın erdemliliğinden... ve gˆzelliğinden „ok etkilendi, ona evlenme teklif etme lˆtfunda bulundu. Prens!" dedi heyecandan titreyen bir sesle. "Sevgili Prens, bunları s‰ylediğim i„in lˆtfen bana kızmayın! Duyduğum bˆyˆk sevin„, kalbimden bu sırrı koparıp aldı... hangi anne beni bu yˆzden ayıplayabilir ki?" Marya Aleksandrovna'nın tour de force*''nun yarattığı etkiyi anlatacak kelime bulamıyorum. Herkes hayretten donup kalmıştı. Sırrını bildiklerini ima etmenin Marya Aleksandrovna'yı „ok korkutacağım dˆşˆnen, sırrı ‰nceden keşfederek onu yıkmayı planlayan ve sırf imalarla bile onu ‰lˆmcˆl bir endişeye sokacaklarını hesap eden art niyetli kadınların, bu cˆretkŠr a„ıks‰zlˆlˆk karŞaşılacak bir gˆ„ ve yetenek g‰sterisi. 130 şısında dilleri tutuldu. B‰ylesi yˆrekli bir a„ıks‰zlˆlˆk bile hesaba katılması gereken bir gˆ„tˆ. Demek ki Prens Zina'y la kendi isteğiyle evleniyordu? Kandırılmamış, i„kiyle sarhoş edilmemiş ya da tuzağa dˆşˆrˆlmemişti! Kurnazlıkla evliliğe zorlanmamıştı! Demek Marya Aleksandrovna hi„ kimseden korkmuyordu? Prens baskı altında evlenmediğine g‰re bu işi bozmak imkŠnsızdı. Bir an i„in fı-sıldaşmalar oldu, arkasından da sevin„ „ığlıkları koptu. Marya Aleksandrovna'yakoşup ilk sarılan Natalya Dmitriyevna oldu; onun arkasından Anna Nikolayevna ve Felisata Mikhailovna geldiler. Herkes yerinden kalkmış, hareket halindeydi. Bazıları da dˆşmanlıktan sapsarı kesilmişti. Utanıp sıkılmış Zina'y ı kutladılar; Afanasy Matveich de elden ele dolaştı. Marya Aleksandrovna kollarını g•sterişle uzatıp, zorla kızını kucakladı. Prens b‚t‚n bu olanları hayretler i„inde seyrediyor, bir yandan da g‚l‚msemeye devam ediyordu. Aslına bakılırsa olanlar hoşuna gitmiyor da değildi. Anne kız kucaklaşırlarken mendiliyle tek g•z‚ndeki yaşı da sildi. Hemen onun da başına ‚ş‚şt‚klerini s•ylemeye gerek yok tabii. "Kutlarız Prens, kutlarız!" „ığlıkları y‚kseldi, her yandan. "Demek evleniyorsunuz?" "Ger„ekten evleniyorsunuz?" "Sevgili Prens evleniyorsunuz ha?" "Evet, evet" dedi Prens, kutlamalara „ok sevinerek. "Beni en „ok sevindiren asla unutamayacağım ilginiz. Charmant! charmant! G•zlerimi yaşarttınız..." "Gelip beni •p‚n Prens!" diye bağırdı Felisata Mikhailovna, •tekileri bastıran bir sesle. "İtiraf etmeliyim ki" diye başladı ikide bir s•z‚ kesilen Prens, "beni en „ok şaşırtan, sev-gili ev sahibemiz Marya Alek-sandrovna'nın r‚yamı ola-ğan-‚st‚ bir bi„imde bilmiş olması. Sanki r‚yayı o g•rm‚ş gibi. Olağan-‚st‚ bir yetenek! Olağan-‚st‚ bir yetenek!" 131 "Ah Prens, yine mi r‚ya?" "Haydi Prens itiraf edin, s•yleyin!" diye bağırdılar, etrafım sararak. "Evet Prens, artık bir şey saklamak i„in neden yok, bize sırrınızı s•ylemenizin zamanı geldi" dedi Marya Aleksandrovna, ciddi ve kesin bir ifadeyle. "S•z kestiğimizi herkese s•ylemek istediğiniz konusundaki ince imalarınızı ve zarafetinizi gayet iyi anlıyorum. Evet, mesdames, bug‚n Prens'in kızımın •n‚nde diz „•k‚p, ciddi bir şekilde evlenme teklif ettiği doğru, bu r‚ya falan değildi, ger„eğin ta kendisiydi." "Evet, tamamen ger„eğe benziyor, her şey anlattığınız gibi" diye onayladı Prens. "Matmazel" diye devam etti aşırı bir incelikle, h†l† şaşkınlığını ‚zerinden atamayan Zina'ya d•nerek, "matmazel, benden •nce başkaları adınızı s•y-leme-selerdi, ben s•ylemeğe asla cesaret edemezdim. Bu b‚y‚leyici bir r‚ya, b‚-y‚-le-yi-ci bir r‚ya. Bunları size s•yleme fırsatım "Iduğu i„in „ok şanslıyım. ‡harmant, charmantl..." "Tanrı aşkına, bu da nesi? H†l† r‚yadan s•z ediyor" diye fısıldadı Anna Nikolayevna, dehşete d‚ş‚p sapsarı kesilmiş Marya Aleksandrovna'ya. Yazık! Bu uyarılar olmadan bile Marya Alek-sandrovna'nın kalbine bir bı„ak saplanmış, „ırpınıp duruyordu. "Neler oluyor?" diye fısıldaştı kadınlar, birbirlerine bakarak. "Ger„ekten sevgili Prens" diye başladı Marya Aleksandrovna, zoraki bir g‚l‚msemeyle, "beni şaşırtıyorsunuz. Bu r‚ya lafı da nereden „ıktı? Şu ana kadar şaka yaptığınızı d‚ş‚n‚yordum, ama... eğer şakaysa tadı ka„tı artık... Yine de bunu dalgınlığınıza vermek istiyorum, ama..." "Belki ger„ekten de dalgınlıktandır" diye fısıldadı Natalya Dmitriyevna. "Ah evet ya... belki „ok dalgın olduğum i„in" diye onayladı Prens, daha ondan ne istediklerini doğru d‚r‚st anlayamadan. "Bakın size bir hi-k†-ye anlatayım. Bir keresinde, Petersburg'da bir cenaze 132 t•renine „ağrılmıştım, maison bourgeoise, mais honnete*, dalgınlığıma gelmiş ve isim g‚n‚yle karıştırmışım. İsim g‚n‚ kutlaması bir haf-ta •nceydi. Hanım i„in •zellikle de bir demet kamelya alıp gitmiştim. İ„eri girdim ki ne g•reyim? Saygıdeğer, yaşlıca bir adam masada uzanmış yatıyor. ˆyle şaşırdım ki elimdeki „i„ekleri ne yapacağımı bilemedim." "Prens, şimdi hik†yenin sırası değil!" dedi Marya Aleksandrovna kızgınlıkla. "Kızımın koca peşinde koşacak hali yok, siz bu sabah, tam burada, şu piyanonun •n‚nde ona evlenme teklif ettiniz. Benim zorumla yapmadınız... Hatta beni „ok şaşırttığınızı da s•yleyeyim... O anda aklıma bir şey gelmişti, ama uyuyup uyanmanızı beklemiştim. Ne de olsa ben bir anneyim, o da benim kızım... Burada bir r‚yadan s•z ediyorsunuz, ˆnce ima yoluyla nişanınızı duyurmak istediğinizi sandım. İnsanların sizi caydırmak isteyebileceklerinin farkındayım... Hatta bunların kimler olacağı konusunda da kuşkularım var... ama... hemen şimdi kendiniz a„ıklama yapın Prens, tatmin edici bir a„ıklama yapın. Namuslu bir evde b•yle şakalar yapılmaz..." "Ah evet, namuslu bir evde b•yle şakalar yapılmaz" diye kabullendi Prens, sanki trans halindeymiş gibi. Biraz rahatsızlık duymaya başlamıştı. "Soruma cevap vermediniz Prens. Bana kesin bir cevap vermenizi bekliyorum. L‚tfen, herkesin •n‚nde, bu sabah kızıma evlenme teklif ettiğinizi tekrarlayın." "Evet, tekrar edeceğim. Size daha •nce de s•ylediğim gibi Fe-lisata Mikhailovna r‚yamı zaten tahmin etmişti." "R‚ya falan değildi! Değildi!" Marya Aleksandrovna-•fkeyle bağırmağa başladı. "R‚ya değildi, ger„ekti, duyuyor musunuz ger„ekti!" "Ger„ek miydi?" diye bağırdı Prens, şaşkınlık i„inde koltuğundan kalkarak. "Baksana oğlum! Senin kehanetin ger„ekleşti!" Kentli ve şerefli bir aile. 133 dedi Mozglyakov'a d•nerek, "Œnanın sevgili Marya Stepanovna siz hayal g•r‚yorsunuz! Bunun r‚ya olduğundan eminim ben!" "Olamaz Tanrım!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna. "Canınızı -sıkmayın Marya Aleksandrovna" dedi Natalya Dmitriyevna, araya girerek. "Prens belki de unutmuştur, şimdi hatırlar." "Size de şaşıyorum Natalya Dmitriyevna" dedi Marya Aleksandrovna •fkeyle, sert sert. "B•yle şeyler unutulur mu hi„? B•yle bir şeyi insan nasıl unutur? Tanrı aşkına Prens! Bizimle alay mı ediyorsunuz? Yoksa kendinizi Dumas'nın kahramanlarından biri mi sandınız? Ama b•yle bir şey yaşınıza hi„ uymuyor, size g•re bir şey değil! Benim kızım Fransız vikontesi değil. Kısa bir s‚re •nce kızım size burada şarkı s•ylemişti, siz de ona hayran olmuş ve diz „•k‚p evlenme teklif etmiştiniz. R‚ya mı g•r‚yorum ben? Uyuyor muyum yoksa? S•yleyin Prens, uyuyorum da r‚ya mı g•r‚yorum?" "Evet ya, aslına bakılırsa uyumuyorsunuz..." dedi Prens, ne yapacağını bilmez bir halde. "Ben de uyumuyorum. Biliyorsunuz, biraz •nce uyuyordum ve bir r‚ya g•rd‚m..." "‡ok ayıp size! Tanrı aşkına bu da neyin nesi? Bir uyuyorsunuz, bir uyumuyorsunuz, sonra tekrar uyuyorsunuz, derken yine uyumuyorsunuz! Bundan ne anlaşılacağına şeytanın bile aklı ermez! Sayıklıyor musunuz Prens?" "Evet ya şeytan bile bilmez... Sanırım ipin ucunu tamamen ka„ırdım artık..." dedi Prens, etrafına endişeyle bakarak. "Eğer d‚ş olsa, siz hi„ kimseye anlatmadığınız halde ben nasıl b‚t‚n ayrıntıları bilebilirim ki?" dedi Marya Aleksandrovna „ılgın gibi. "Belki Prens birine s•ylemiştir" dedi Natalya Dmitriyevna. "Evet ya, belki de birine s•ylemişimdir" diye tekrarladı, iyiden iyiye şaşırmış,bir halde. 134 "Tam bir bilmece!" diye fısıldadı Felisata Mikhailovna ya-nındakine. "Of Tanrım! Artık sabrım t‚kendi!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, „ılgın gibi ellerini sıkarak. "Size bir aşk şarkısı s•ylemişti, bir aşk şarkısı! Bu damı r‚yaydı?" "ˆyle ya, sanki bir aşk şarkısı gibiydi" diye mırıldandı Prens d‚ş‚nceli d‚ş‚nceli, sonra birden y‚z hatlarına canlılık geldi. "Sevgili oğlum!" diye bağırdı Mozglyakov'a d•nerek. "Yu-kardayken sana bir aşk şarkısı olduğunu s•ylemeyi unutmuşum. İ„inde kaleler vardı, bir s‚r‚ kale ve bir de †şık. Evet, hatırlıyorum... sonra ağladım... Ama şimdi, r‚ya mıydı, yoksa ger„ek miydi anlamakta g‚„l‚k „ekiyorum..." "Amca, d‚r‚st„e s•ylemek gerekirse, bunda anlaşılmayacak bir şey yok, her şey „ok basit" dedi Mozglyakov, sesindeki belli belirsiz bir titremeye rağmen elinden geldiğince sakin bir şekilde. "Bence siz şarkıyı ger„ekten de dinlediniz. Zinaida Afanasy muhteşem s•yler. Yemekten sonra sizi buraya getirdiler ve Zinaida Afanasy size bir aşk şarkısı s•yledi. O zaman ben burada değildim, ama sanırım eski g‚nlerinizi hatırlayıp duygulandınız, belki de bize bu sabah anlattığınız, hani o beraber şarkı s•ylediğiniz vikontesi hatırladınız. Sonra şekerleme yapmak i„in yattığınız zaman, g‚zel hatıralarınızın etkisiyle r‚yanızda †şık oldunuz ve evlenme teklif ettiniz..." Marya Aleksandrovna bu y‚zs‚zl‚k karşısında donup kaldı. "Evet oğlum, işte aynen b•yle oldu!" diye bağırdı Prens sevin„le. "Ne g‚zel g‚nlerdi! Aşk şarkıları dinlediğimi hatırlıyorum, sonra r‚yamda evlenmek istedim. Vikontes de oradaydı... Sorunu nasıl da akıllıca „•z‚mledin, sevgili oğlum! Şimdi artık r‚ya olduğunda kesinlikle eminim! Marya Vasiyevna! Œnanın yanılıyorsunuz! R‚yaydı. Yoksa sizin y‚ce duygularınızla nasıl oynarım ben?" "İşte! B‚t‚n bu ahlaksızlığın kimin başının altından „ıktığım iyi biliyorum" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, •fkeden kendinden ge„erek Mozglyakov'a d•nd‚. "Su„lu sensin, seni onursuz 135 seni, bunlar hep senin işin! Bu zavallı ahmağın aklını karıştıran sensin. Reddedilmeyi kendine yediremedin! Ama bu aşağılamayı •deyeceksin iğren„ yaratık! ˆdeyeceksin, •deyeceksin!" "Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı Mozglyakov, ıstakoz gibi kızararak. "Kelimeleriniz „ok... bunu s•yleyecek kelime bulamıyorum. .. Sosyeteden bir hanımın b•yle kelimeler kullanması... Ben burada bir akrabamı savunmaya „alışıyorum. Kabul etmelisiniz ki b•yle tuzaklar kurmak..." "Evet ya, b•yle tuzaklar kurmak..." diye tekrarladı Prens, Mozglyakov'un arkasına saklanmaya „alışarak. " Afanasy Matveich!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, garip bir sesle. "Ne hakaretlere uğradığımızı g•rm‚yor musun? Yoksa g•revlerine sırt mı „evirdin? Ailenin reisi değil de bostan korkuluğu falan mısın? Ne diye •yle boş boş '•akıp duruyorsun? Başka bir erkek olsa ailesinin onuruna s‚r‚len bu lekeyi kanla temizlerdi!..." " Kadın!" diye başladı Afanasy Matveich ciddi bir tavırla, kendisine ihtiya„ duyulmasından gururlanarak. "Kadın! Sakın r‚ya g•rm‚ş olmayasm, belki de uyanınca ger„eklerle karıştırdın..." Bu ustaca tahminini tamamlamak kaderinde yokmuş Afanasy Matveich'in. O ana kadar hanım konuklar yapay bir ağırbaşlılıkla kendilerini tutmuşlardı, ama o andan sonra artık h†kim olunamayan bir kahkaha tufanı odayı doldurdu. G•rg‚ kurallarını bir tarafa bırakan Marya Aleksandrovna, kocasının g•zlerini oymak niyetiyle yerinden fırladı, ama onu zorla tuttular. Natalya Dmitriyevna bir par„a daha zehir akıtabilmek i„in durumdan yararlanmasını bildi. "Ah Marya Aleksandrovna, belki de ger„ekten •yle oldu ve siz boşu boşuna kendinizi t‚ketiyorsunuz" dedi bal gibi bir sesle. "Nasıl oldu yani? Ne oldu?" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, ne dediğini tam olarak anlamayarak. "Ah Marya Aleksandrovna bilirsiniz herkese olur canım..." "Ne olur? Niyetiniz nedir sizin, bana işkence etmek mi?" 136 " Belki ger„ekten r‚ya g•rd‚n‚z." "R‚ya mı? R‚ya mı? Bunu ne cesaretle y‚z‚me karşı s•y-leyebiliyorsunuz?" "Canım belki de •yle oldu" dedi Felisata Mikhailovna. "Evet ya, belki de •yle" diye mırıldandı Prens de. "Bu da karışıyor, bu da! Aman Tanrım!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna ellerini kaldırarak. "Kendinizi ‚z‚yorsunuz Marya Aleksandrovna! Unutmayın ki r‚yaları Tanrı g•nderir. Tanrı bir şey isterse ona kimse engel olamaz, her şey onun kutsal ellerindedir. Kızmakla bir şey elde edilmez." "Evet ya, kızmakla bir şey elde edilmez" dedi Prens emin bir şekilde. "Beni deli yerine mi koyuyorsunuz?" dedi Marya Aleksandrovna, •fkeden g‚„l‚kle nefes alarak. İnsan artık bu kadarına dayanamazdı. Sandalyeye doğru gidiyordu ki bayılıverdi. Bir telaş başladı. "Kibarlıktan bayıldı" diye fısıldadı Natalya Dmitriyevna, Anna Nikolayevna'ya. Tam o anda, izleyicilerin şaşkınlıkları ve ortamın gerilimi doruk noktasındayken, o ana kadar sessizliğini koruyan bir şahıs, •l„‚l‚ adımlarla ilerledi ve durum tamamen değişti... 137ON DˆRD‹NC‹ BˆL‹M Zinaida Afanayevna'nın romantik bir doğası vardı. Marya Aleksandrovna'nın dediği gibi o 'sefil •ğretmen' ile 'aptal Sha-kespeare'i „ok okuduğu i„in mi b•yle olmuştu bilemem ama Mor-dasov'da yaşadığı s‚re boyunca b•ylesine romantik daha doğrusu şimdi anlatacağımız kadar kahramanca bir girişimde bulunmamıştı hi„. Y‚z‚ sapsarı, g•zlerinde kararlılık ve heyecandan titreyerek ağır ağır y‚r‚d‚. ˆfkeliyken bile g‚zeldi. Herkesi tek tek, uzun ve k‚„‚mseyen bir bakışla s‚zerek, birden başlayan sessizliğin tar ı ortasında, daha ilk hareketini g•r‚r g•rmez canlanıp g•zlerini a„an annesine d•nd‚. "Anne!" dedi. "İnsanları kandırmanın ne anlamı var? Neden yalan s•yleyerek adımızı lekeliyoruz? Şu anda her şey o kadar kirlendi ki •rtmek i„in „aba harcamaya değmez!" "Zina! Zina! Senin neyin var? Kendine gel!" diye bağırdı, dehşete d‚şen Marya Aleksandrovna, koltuğundan fırlayarak. 138 "Bu işe kalkışmadan •nce, bu utancı kaldıramayacağımı sana s•ylemiştim anne" diye devam etti Zina. "Kendimizi daha fazla k‚„‚lt‚p, batağa saplanmak zorunda mıyız? Ben her şeyi ‚zerime alıyorum anne, bunu bilin, „‚nk‚ herkesten „ok ben su„luyum. Bu iğren„ entrikaya onay veren benim!... Sen annesin, beni seviyorsun, beni kendince mutlu etmeyi planlamıştın. Sen bağışlanabilirsin, ama ben asla!" "Herkesin i„inde bunu yapmak zorunda mısın Zina?... Ah Tanrım! Bunların başıma geleceğini tahmin etmiştim zaten!" "Evet anne, her şeyi s•yleyeceğim! Utan„ i„indeyim... Sen, hepimiz... hepimiz rezil olduk!" "Abartıyorsun Zina! Kendinde değilsin sen, ne s•ylediğini bilmiyorsun! Bunları herkesin i„inde konuşmanın ne anlamı var? Ortada hi„bir şey yok... Utanması gereken biz değiliz... Bunu sana şimdi kanıtlayacağım..." "Hayır anne!" diye bağırdı Zina, sesinde •fke belirtisiyle. Bize g‚lmek i„in gelen ve d‚ş‚ncelerini asla umursamadığım bu kadınların •n‚nde daha fazla sessiz kalamam! Aşağılamalarına katlanmaya hi„ mi hi„ niyetim yok. Hi„birisinin bana „amur atmaya hakkı yok. Şu anda hepsi senden ya da benden „ok daha k•t‚ şeyler yapabilecek kadar zehirliler! Nasıl oluyor da bizim yargıcımız olarak oturabiliyorlar?" "Aman ne g‚zel! Dediklerini duydunuz mu? Buna ne dersiniz? Bizi aşağılıyor!" yorumları geldi her taraftan. "Ne s•ylediğinin farkında değil" diye araya girdi Natalya Dmitriyevna. Burada bir parantez a„arak araya girmek istiyorum: Natalya Dmitriyevna doğru s•yl‚yordu. Zina ger„ekten onları yargı„ olarak g•rm‚yordu da, neden hepsinin •n‚nde a„ıklamalar yapmaya kalkmıştı? Zinaida Afanasyevna, genellikle biraz aceleci davranırdı. Mordasov'un kurnaz g•zlemcileri ileride b•yle bir g•r‚şte bulunmuşlardı. Her şey yoluna konup, uzlaşma sağlanabilirdi. 139 Marya Aleksandrovna o akşam aceleciliği ve y‚zs‚zl‚ğ‚yle her şeyi y‚z‚ne g•z‚ne bulaştırmıştı. Yapılması gereken ihtiyarı maskaraya „evirip yollamaktı! Ama hayır, sağduyu kuralları ve Mordasov bilgeliğinin tam tersine, Zina Prens'e d•n‚p, "Prens" diye başladı s•ze. Prens o kadar etkilenmişti ki, hemen yerinden fır-layıverdi. "Prens, beni affedin! Bizi bağışlayın! Sizi kandırdık, sizi tuzağa d‚ş‚rd‚ğ‚m‚z i„in su„luyuz..." "Kendine gel, zavallı „ocuğum!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna •fkeyle. "Sevgili bayan! Sevgili bayan! Ma charmante enfan•..." diye mırıldandı Prens. Zina'nın gururlu, coşkulu ve fazlasıyla hayalperest karakteri onu ger„eklerin •tesinde bir nezakete itiyordu. İtirafları y‚z‚nden kıvranıp duran annesini bile unutmuştu. "Evet, ikimiz de sizi kandırdık Prens. Annem, sizi benimle evlendirmeğe „alışmakla, ben de b•yle bir plana razı olmakla. Sizi şarapla sarhoş ettik, ben şarkı s•yleyip •n‚n‚zde kırıttım. Siz zayıf ve savunmasız bir adam olarak kandırıldınız, Pavel Alek-sandrovich'in dediği gibi, zenginliğiniz ve adınız y‚z‚nden kandırıldınız. B‚t‚n bunlar „ok al„ak„a, ger„ekten „ok ‚zg‚n‚m. Ama size yemin ederim Prens, benim b•yle adi bir işe karışmam bayağı bir neden y‚z‚nden değildi. Ben yalnızca... Aman canım neler s•yl‚yorum ben? İnsanın b•yle bir şeyi yaptığı i„in kendini aklamaya kalkması iki kat daha al„ak„a! Size şunu s•yleyeyim Prens, eğer sizden herhangi bir şey almış olsaydım karşılığında sizin oyuncağınız, hizmet„iniz, dans„ınız, k•leniz olacaktım... Buna and i„tim ve andımı tutacaktım!..." Boğazındaki g‚„l‚ bir kasılma bir an i„in susmasına neden oldu. B‚t‚n kadınlar yerlerine „akılmış, dinliyorlardı, g•zleri yuvalarından „ıkacaktı. Zina'nın hi„ beklenmedik ve onlara g•re tamamen akıl almaz davranışından hayrete d‚şm‚şlerdi. Yalnızca Prens, Zina'mn s•ylediklerinin yansını bile anlamadığı halde „ok duygulanmış, g•zleri yaşarmıştı. 140 "Ama ben sizinle evlenirim, ma belle enfant, eğer bu kadar istiyorsanız" diye mırıldandı. "Bu benim i„in b‚y‚k bir onur olacak! Ama inanın, b‚t‚n bunlar ger„ek-ten bir r‚ya... Bir s‚r‚ r‚ya g•r‚r‚m ben. Peki bu seferki neden bu kadar heyecan yarattı acaba? Ger„ekten hi„bir şey anlamıyorum, mon ami" diye devam etti Mozglyakov'a d•nerek. "Belki sen bana a„ıklarsın, l‚tfen..." "Size gelince Pavel Aleksandrovich!" diye araya girdi Zina, Mozglyakov'a d•nerek, "bir zamanlar, gelecekteki kocam olarak baktığım ve şimdi benden zalimce •c‚n‚ alan siz, nasıl oldu da bu kadınlarla birlik olup bana işkence ettiniz, beni utan„ i„inde bıraktınız? Birde beni sevdiğinizi s•yl‚yordunuz! Ama ben size •ğ‚t verecek durumda değilim! Sizden daha su„luyum. Size k•t‚l‚k yaptım, sizi bazı s•zlerle kandırdım, s•ylediğim her şey yalan ve şeytancaydı! Sizi hi„ sevmedim, eğer sizinle evlenme noktasına kadar geldiysem, sırf buradan, bu lanet olası kasabadan gitmek, bu pis kokan bataktan kurtulmak i„indi... Ama size yemin ederim eğer sizinle evlenseydim, iyi ve sadık bir eş olurdum... Benden •c‚n‚z‚ „ok zalimce aldınız. Bu gururunuzu okşayacaksa..." "Zinaida Afanasyevna!" diye bağırdı Mozglyakov. "Eğer h†l† bana karşı nefret besliyorsanız..." "Zinaida Afanasyevna!!" "Eğer" diye devam etti Zina, g•zyaşlarını tutmaya „alışarak, "eğer beni sevseydiniz..." "Zinaida Afanasyevna!!!" "Zina! Zina! Kızım!" diyerek ağlamaya başladı Marya Aleksandrovna. "Be ı aşağılık adamın biriyim Zinaida Afanasyevna, tanı bir aşağılığım!" dedi Mozglyakov ve odada b‚y‚k bir g‚r‚lt‚ koptu. Şaşkınlık ve •fke „ığlıkları atıldı ama Mozglyakov hi„bir şey d‚-ş‚nmedsn ve konuşamadan yerinde „akılmıştı... Uysallığa „ok alışmış ve bir aralık •fkelenip, karşı koymaya, kararlı ve tutarlı davranmaya kalkışan zayıf ve basit karakterli in141 sanlar i„in, kararlılıklarının ve tutarlılıklarının asla aşamayacağı bir ara „izgi, bir sınır vardır. Karşı „ıkmaları •nce „ok şiddetli olur. Hatta şiddet „ılgınlık derecesine kadar varır. G•zlerini sımsıkı kapatıp, karşılarına „ıkan engellere saldırırlar ve kaldıramayacakları y‚kleri omuzlarlar. Ama belli bir noktaya gelince, kendi kendilerine şaşarlar ve yıldırım „arpmış gibi durup kendilerine o korkun„ soruyu sorarlar: "Ne yaptım ben?" Sonra hemen gevşerler, sızlanmaya başlarlar, a„ıklamak isterler, diz „•k‚p bağışlanmayı dilerler, her şeyin eskisi gibi olmasını isterler!... Mozglyakov'a da aynı b•yle olmuştu. ˆnce •fkelenmiş, şu anda su„luluğunu duyduğu şeyleri yapmış, gururunu ve •fkesini tatmin ettikten sonra kendisinden nefret etmeğe başlamıştı. Zina'nın beklenmedik davranışı karşısında birden ezilip b‚z‚lm‚ş ve vicdan azabı „ekmişti. Kızın son s•zleri onu tamamen sarstı. "Ben eşeğin biriyim Zinaida Afanasyevna!" diye bağırdı, acı bir vicdan azabıyla. "Hayır, ne eşeği? Eşek bile hi„ kalır! Ben eşekten de beter biriyim! Ama Zinaida Afanasyevna, bir eşekten onurlu bir adam yaratılacağını size kanıtlayacağım... Amca, ben sizi kandırdım! Evet ya, sizi kandırdım! Uyumuyordunuz; yaptığınız evlenme teklifi ger„ekti! Ben reddedilmişliğimin •c‚n‚ almak i„in sizin r‚ya g•rd‚ğ‚n‚z‚ s•yledim." "Ne acayip itiraflar" diye fısıldadı Natalya Dmitriyevna, Anna Nikolayevna'nın kulağına. "Sevgili oğlum" dedi Prens, "biraz sakinleş, bağnşlarmla beni ger„ekten kor-ku-tu-yor-sun. Emin ol ya-nı-lı-yor-sun... Gerek-liy-se pek†l† da evlenebilirim, ama beni r‚ya olduğuna sen inandırdın..." "Size nasıl anlatayım? S•yleyin bana ona nasıl anlatabilirim? Amca! Amca! Bu „ok •nemli bir sorun, •nemli bir aile sorunu! Bir d‚ş‚n‚n! Gayret edin!" "Tamam oğlum, d‚-ş‚-ne-ce-ğim. Şimdi g•rd‚ğ‚m her şeyi sırayla hatırlayayım. ˆnce arabacım Fe-o-fil'i g•rd‚m..." 142 "Feofil konusunu a„mayın Amca!" "Ah evet, sanırım şimdi ger-„ek-ten zamanı değil. Sonra Na-pol-yon'u g•rd‚m, sonra „ay i„iyorduk, bir hanım geldi ve şekeri yiyip bitirdi...' "Ama Amca" diye parlayıverdi Mozglyakov, ne dediğinin farkına bile varmadan. "Onlar size Marya Aleksandrovna'nın Natalya Dmitriyevna i„in bu sabah anlattıklarıydı! Yani ben de oradaydım, kulaklarımla duydum! Saklanıp anahtar deliğinden sizi dinledim..." "Bu da ne demek oluyor, Marya Aleksandrovna?" dedi Natalya Dmitriyevna, araya girerek. "Demek Prens'e bile şekerliğinizden şeker „aldığımı s•ylediniz, •yle mi? Evinize şeker „almak i„in mi geliyorum?..." "‡ekil git başımdan!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, iyice fenalaşarak. "Hayır, bir yere gitmem Marya Aleksandrovna. Benimle b•yle konuşamazsınız. Demek şekerinizi „aldım •yle mi? Zaten uzun s‚redir hakkımda b•yle „irkin dedikodular yaydığınızın far-kındaydım. Sofya Petrovna bana her şeyi anlattı... Demek sizin şekerinizi „aldım ha?..." "Ama mesdames" diye bağırdı Prens, "size yalnızca bir r‚ya olduğunu s•yledim ya! Ben her t‚rl‚ r‚ya g•r‚r‚m!..." "Lanet olası tas suratlı!" diye mırıldandı Marya Aleksandrovna. "Demek tas suratlıyım ha?" diye „ığlık attı Natalya Dmitriyevna. "Peki sen nesin? Bana her yerde tas suratlı deyip gezdiğini de biliyorum! Benim hi„ olmazsa aklı başında bir kocam var, seninki ne, aptalın teki..." "Ah evet, hatırlıyorum, bir de tas suratlı vardı" diye mırıldandı Prens bilin„siz bir şekilde, Marya Aleksandrovna ile daha •nce yaptıkları konuşmayı hatırlayarak. 143 " Siz de mi soylu kadınlara ad takıyorsunuz? Bu ne c‚ret Prens! Ben tas suratlıysam siz de tek bacaklı bir moruksunuz!" "Kim? ben mi?" "Evet, siz, hem tek bacaklısınız, hem de dişsizsiniz, yaşlı bunak!" "G•z‚n‚z‚n biri de takma zaten!" diye bağırdı Marya Alek-sandrovna. "Kaburga yerine korse takıyorsunuz!" diye ekledi Natalya Dmitriyevna. "Yˆzˆnˆz tellerle tutturulmuş!" "Kafanızdaki de peruk!..." "Şu aptal favoriler bile takma!" diye bitirdi Marya Alek-sandrovna. "Bari burnum kendi burnum olsun izninizle Marya Alek-sandrovna!" dedi b‰yle ani a„ık s‰zlˆlˆkten sersemleyen Prens. "Sevgili oğlum! Sen bana ihanet ettin! Sa„ımın ger„ek olmadığını onlara sen s‰yledin..." "Amca!" "Yo oğlum, burada artık da-ha fazla kalamam. Beni baş-ka bit yere g‰tˆr... Quelle societe!* Tan-rı aşkına beni nereye getirdin b‰yle?" "Budala! Hain!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna. "Asıl problem buraya neden geldiğimi unut-muş olmam, ama nasıl olsa hatırlarım!" dedi zavallı Prens. "Beni başka bir ye-re g‰tˆr, yoksa bunlar beni par-„a-la-ya-cak-lar! ƒstelik... he-men aklıma gelen yeni bir fikri not edeceğim..." "Tamam Amca, daha o kadar ge„ olmadı; sizi bir otele g‰-tˆreyim, ben de orada sizinle kahrım..." "Ah evet, o-te-le. Adieu, ma charmante enfan‹... i„lerinde... yalnız sen... er-dem-li-sin. A-sil bir kızsın! Gidelim oğlum!" * Bu nasıl bir topluluk! 144 Prens'in gidişinden sonraki k‰tˆ kapanış sahnesini anlatmayacağım. Kadınlar bağrış „ağrış ve hakaretlerle gittiler. Marya Aleksandrovna, ‰nceki şanının yıkıntıları arasında bir başına kaldı. Yazık! Gˆ„, zafer, saygınlık, hepsi bir gecede kaybolup gitti! Marya Aleksandrovna eski nˆfuzunu bir daha asla kazanamayacağını biliyordu. Kasaba sosyetesi ˆzerindeki yıllar sˆren, zalimce egemenliği sonunda „‰kmˆştˆ. Peki ona ne kalmıştı? Felsefe yapmak mı? Ama felsefe yapmadı. Korkun„ bir ‰fkeyle bˆtˆn gece uyumadı. Zina'nın onuru zedelendi ve bitmez tˆkenmez bir dedikodu başladı! Korkun„tu! Dˆrˆst bir tarih„i olarak, bu tatsızlıktan en k‰tˆ etkilenen kişinin Afanasy Matveich olduğunu s‰ylemeliyim. Kendisini kilere kapattı ve sabaha kadar orada dondu. Sonunda, sabah oldu ama o da bir değişiklik yaratmadı. Talihsizlikler asla tek tek gelmezler... 145 ON BEŞİNCİ B€LƒM Kader bir kere insanın başına dert a„maya g‰rsˆn, artık onun darbelerinin ardı arkası kesilmez. Bunun b‰yle olduğunu tek g‰zlemleyen ben değilim. Sanki bir gˆn ‰ncesinin rezaleti ve utancı yetmezmiş gibi kader Marya Aleksandrovna i„in daha bˆyˆğˆnˆ ve beterini hazırlıyordu. Ertesi sabah saat daha on bile olmadan, garip ve inanılması gˆ„ bir s‰ylenti birden kasabada yayılmaya başladı ve insanlarımızın başına gelen her alışılmadık felakette olduğu gibi duyan herkes bunu vahşice bir zevkle karşıladı. "İnsan bu kadar da utanmaz olur mu?" diyordu insanlar, her bir yanda. "Nasıl oldu da kendisini bu kadar kˆ„ˆk dˆşˆrdˆ, g‰rgˆ kurallarını nasıl bu kadar hi„e saydı, hi„ mi utanmadı?" vs. vs. Bakın neler oldu: O sabah erkenden, saat yediye doğru zavallı, ihtiyar bir kadın g‰zˆnde yaşlarla Marya Aleksandrovna'nın evine geldi. Hizmet„iye, kˆ„ˆk hanımı -yalnızca onugizlice ve „abuk uyandırması i„in yalvarıp yakardı. B‰ylelikle Marya Aleksand146 rovna'nın haberi olmayacaktı. Zina sapsarı ve şaşkın bir halde hemen yaşlı kadının yanına koştu. Kadıncağız ayaklarına kapanıp, g‰zyaşları d‰ktˆ ve hasta oğlu Vasya'yı g‰rmeğe gelmesi i„in ona yalvardı. Bˆtˆn geceyi „ok ağır ge„irmiş, belki de sabaha „ıkmayacakmış. Yaşlı kadın Zina'ya hı„kırıklarla oğlunun son nefesini vermeden ‰nce onunla vedalaşmak istediğini, melekler ve ‰lmˆşler adına yalvardığını, gelmeyecek olursa g‰zlerinin a„ık gideceğini s‰ylˆyordu. Zina, gitmesinin, daha ‰nceki mektup olayını, yayılan „irkin dedikoduları doğrulamak olduğunu bile bile gitmeğe karar verdi. Annesine hi„ s•ylemeden, ‚zerine bir şeyler aldı ve yaşlı kadınla beraber Mordasov varoşlarının sefil sokaklarının yolunu tuttu. Yolun hemen kenarında, yanları „•km‚ş, toprağa iyice batmış, pencereden „ok yarığa benzeyen a„ık-lıklarıyla, her tarafı kardan bir duvarla „evrilmiş, k‚„‚k bir viraneye geldiler. İ„erde, k‚„‚k, al„ak tavanlı, k‚f kokulu, yansını kocaman bir sobanın işgal ettiği bir odada gen„ bir adam, boyası d•k‚lm‚ş, tahta bir yatakta, peksimete d•nm‚ş bir d•şekte, ‚zerine eski bir palto •rtm‚ş yatıyordu. Y‚z‚ solgun ve bitkindi. G•zlerinde sağlıksız bir ışık vardı. Kollan birer sopa kadar ince ve kuruydu. G‚„l‚kle soluk alıyordu. Bir zamanlar yakışıklı olduğu belliydi. Hastalık g‚zel y‚z‚n‚n ince hatlarını bozmuştu. Şimdi veremli ya da •l‚mc‚l her hastaya olduğu gibi, onun da y‚z‚ne bakmak „ok korkun„ ve ‚z‚c‚yd‚. Yaşlı annesi, son bir yıldır hep Vasya'sının iyileşmesini bekleyip durmuş, ama son saatinde artık bu d‚nyada kalıcı olmadığını fark etmişti. ‹z‚nt‚den perişan bir halde, kollarını kavuşturmuş, ağlamadan ve oğlunu seyretmekten hi„ usanmadan başında bekleyen kadın, sonunda olacağını bilmekle birlikte bir iki g‚n i„inde sevgili Vasya'sının yoksullar mezarlığında karlann altına konup, soğuk toprakla •rt‚leceğine inanmak istemiyordu. O anda kendisine bakan Vasya değildi. Acıdan s‚z‚lm‚ş y‚z‚ ilahi bir huzur sa„ıyordu. Sonunda, bir bu„uk yıldır, uzun ve acılı gecelerinde uyurken ya da uyanıkken d‚şlediği kadını karşısında buldu. Son 147 saatinde melek gibi karşısına „ıkan bu kadının onu bağışladığını anladı. Kadın ellerini tutuyor, g•z‚nde yaşlarla ona g‚l‚ms‚yor, g‚zelim g•zleriyle onu seyrediyordu. B‚t‚n bunlar •l‚m d•şeğindeki adamın ruhunu canlandırdı. Yaşam, sanki ayrılırken elveda demenin ne kadar acı olduğunu hissetmesini ister gibi zavallı adamın kalbini yaktı ge„ti. "Zina" dedi. "Zinochka! Benim i„in ağlama, acı „ekme, perişan olma, bana az zamanım kaldığını hatırlatma. Sana hep, şimdi baktığım gibi bakmak istiyorum, ruhlarımızın yine beraber olduğunu ve beni bağışladığını hissetmek istiyorum. Eskiden olduğu gibi ellerini bir kez daha •pmek istiyorum, sonra belki de farkına bile varmadan •l‚p gideceğim! Ne kadar zayıflamışsın Zinochka! Meleğim, bana ne g‚zel bakıyorsun? Hatırlıyor musun nasıl da g‚lerdin? Hatırlıyor musun?... Ah Zina, senden beni bağışlamanı istemiyorum, eski g‚nleri hatırlamak istemiyorum. Sen beni bağışlamış olsan da Zinochka, ben kendimi asla bağışlamayacağım. Uykusuz, korkun„ ve „ok uzun geceler ge„irdim Zina. O geceler boyunca, burada, bu yatakta yatıp d‚ş‚nd‚m. Kafamdan •yle „ok şey ge„ti ki, •lmemin benim i„in en iyisi olacağına karar vereli „ok oluyor, en iyisi olacak!... Benim yaşamamam gerek Zinochka!" Zina ağlıyor ve sanki kelime selini durdurabilecekmiş gibi Vasya'nın elini sessizce sıkıyordu. "Neden ağlıyorsun meleğim?" dedi hasta. "ˆl‚yorum diye mi? Ama ben zaten •l‚p g•m‚leli „ok oluyor! Sen benden daha akıllısın, senin tertemiz bir kalbin var. Sen benim ne kadar k•t‚ ve basit bir insan olduğumu uzun zamandır biliyordun! Ne kadar onurlu, ne kadar soylusun... Ah dostum, benim b‚t‚n hayatım bir r‚yaydı. Yaşamadım ben, r‚yalar g•r‚p durdum. ‡ok gururluydum, et-rafımdakileri hep k‚„‚k g•rd‚m. Peki neden o kadar gururluydum? • Ben de bilmiyorum? Kalbimin temizliğinden mi, yoksa duygularımın soyluluğundan mı gurur duyuyordum? Ama bunlar, beraber Shakespeare okuduğumuz zamanlarda kaldı. Zina, ger„ek hayata d•n‚nce saflığımı ve soyluluğumu g•sterdim işte..." 148 "Yeter" dedi Zina, "yeter!... Bunların hepsi yanlış ve boş şeyler... kendini •ld‚r‚yorsun!" \ "Neden konuşmama izin vermiyorsun Zina? Beni bağışladığını biliyorum, uzun zaman •nce bağışlamıştın. Beni tanıdın, nasıl biri olduğumu anladın. İşte bana işkence eden bu zaten! Ben senin aşkına layık değilim Zina! Sen hep temiz ve y‚ce g•n‚ll‚yd‚n. Annene benden başka kimseyle evlenmeyeceğini s•yledin ve s•z‚n‚ tuttun, „‚nk‚ senin i„in verilen s•zler •nemlidir. Ama ben, ben! İş ger„ek yaşama gelince... Biliyor musun Zinochka, o zamanlar benimle evlenmekle neleri feda ettiğini anlayamamıştım bile. Benimle evlenirsen belki de a„lıktan •leceğini g•rmemiştim. Aklıma bile gelmemişti! Tek d‚ş‚nebildiğim benimle, geleceğin b‚y‚k şairiyle evleniyor olduğundu. Evliliğimizin bir s‚re i„in ertelenmesini istediğin zaman ileri s‚rd‚ğ‚n nedenleri anlamak bile istemedim; sana işkence ettim, zorbalık yaptım, azarladım, aşağıladım ve sonunda da o mektupla seni tehdit ettim. O anda aşağılık bile değil, ahl†ksız kalleşin biriydim. Beni nasıl da k‚„‚k g•rm‚şs‚nd‚r! Evet, •lmem gerek! İyi ki benimle evlenmedin! Ben seni hi„ anlayamayacak, sana işkence edecek, fakirliğimiz y‚z‚nden senin hayatım da karartacaktım, yıllar b•yle ge„ip gidecek -kim bilir- belki de hayatıma y‚k oldun diye senden nefret edecektim. B•ylesi daha iyi oldu! En azından acı g•zyaşlarını kalbimi temizledi. Ah Zinochka! Beni eskiden olduğu gibi sev! Şimdi son nefesimde... Yani, senin sevgine layık olmadığımı biliyorum ama... ama... Ah meleğim!" Bu konuşma boyunca Zina hı„kırıklar i„inde birka„ kez onu susturmaya „alıştı. Ama dinlemedi bile. İ„indekileri s•ylemek arzusuyla yanıp tutuşuyor, g‚„l‚kle de olsa, nefesi de kesilse konuşmaya devam ediyordu. "Eğer benimle karşılaşmasaydın, beni sevmeseydin daha uzun s‚re yaşardın!" dedi Zina. "Neden yollarımız kesişti sanki?" "Yo hayatım, yo, •l‚m‚mden kendini sorumlu tutma" diye devam etti hasta. "Her şeyin su„lusu benim! Ne kadar gururluydum! Ne romantiktim! Benim aptalca hik†yemin ayrıntılarını kimse an149lattı mı sana? İki yıl kadar •nce, burada katil bir mahk•m varmış. Caninin biriymiş ama kırba„lanmaya sıra gelince y‚reksiz bir adam olu veriyormuş. Hastaların kırba„lanmadığını bildiği i„in biraz votka bulmuş ve i„ine enfiye katıp karışımı i„miş. Bunun sonucunda da kan kusmaya başlamış. O kadar „ok kusmuş ki ciğerleri hasar g•rm‚ş. Hastaneye kaldırılmış ve birka„ ay sonra da veremden •lm‚ş. Evet, meleğim, o g‚n o mektubu yazdıktan sonra o su„lu aklıma geldi... Ben de kendime aynı şeyi yapmaya karar verdim. Neden veremi se„tiğimi merak edebilirsin. Neden kendimi asmadım ya da boğmadım? Ani bir •l‚mden korkuyor muydum? Belki de. Burada bile tatlı bir romantizm olmadan edemiyoruz Zinochka! Kafamda şu d‚ş‚nce vardı: Ben burada veremden •l‚m d•şeğinde yatarken senin beni bu hallere d‚ş‚rd‚ğ‚n i„in kendini t‚ketmen „ok g‚zel olacaktı. Bana gelip su„unu kabul edecek, •n‚mde diz „•kecektin... Ben de kollarında •l‚rken seni bağışlayacaktım... ‡ok aptalca Zinochka, „ok aptalca değil mi?" "Bundan s•z etme artık! "dedi Zina. "S•yleme bunları! Sen •yle bir insan değilsin... Başka şeylerden konuşalım, birlikte ge„irdiğimiz mutlu ve g‚zel g‚nlerden!" "‡ok mutsuzum hayatım, onun i„in anlatıyorum bunları. Seni bir bu„uk yıldır g•rmedim! Şimdi de ruhumdaki b‚t‚n y‚k‚ sana boşaltıyorum! O zamandan beri yalnızım ve seni d‚ş‚nmeden ge„irdiğim bir anım bile olmadı meleğim! Senin sevgini kazanmak, hakkımdaki fikirlerini değiştirmek i„in bir şeyler yapabilmeyi nasıl da isterdim biliyor musun Zinochka? Son zamanlara kadar •leceğimi hi„ d‚ş‚nmemiştim. Hemen „ekmemiştim, uzun zaman g•ğ‚s ağrıları „ekip durdum ve sa„ma sapan fikirler aklıma geliyordu! ˆrneğin, birdenbire b‚y‚k bir şair oluyor ve yazdığım uzunca bir şiiri 'Yurdumdan Notlar' adlı bir kitapta yayımlıyordum. B‚t‚n duygularımı ve ruhumu o kitaba d•kecektim ve sen nerede olursan ol seninle olacak, şiirle sana kendimi hatırlatacaktım. En sevdiğim r‚yam senin, 'yok canım! Benim d‚ş‚nd‚ğ‚m kadar k•t‚ biri değilmiş!' demendi. Ne aptalca, değil mi Zinochka?" 150 "Hayır Vasya, hayır!" dedi Zina. Zina hastanın g•ğs‚ne yaslanıp ellerini •pt‚. "Nasıl da kıskanıyordum seni! Senin evlendiğini •ğrenecek olsam •l‚r‚m sanıyordum. Evine gizlice birilerini yollayıp seni izlettim, casusluk yaptım... Hep o geliyordu" deyip başıyla annesini işaret etti. "Mozglyakov'u sevmedin, değil mi Zina? Meleğim. Ben •l‚nce de beni hatırlayacak mısın? Hatırlayacağını biliyorum. Ama yıllar ge„ecek ve kalbin soğuyacak, ruhuna kış gelecek, beni unutacaksın Zinochka!" "Hayır, hayır asla! Hi„ evlenmeyeceğim! Sen benim ilk... ve tek..." "Her şey •l‚r Zinochka, her şey, hatta anılar bile!... Soylu duygularımız bile •l‚r. Onların yerini sağduyu alır. Yakınıp durmamızın ne yararı var? Hayatın tadını „ıkar, uzun ve mutlu yaşa Zina. Yapabilirsen birini sev, bir cesedi sevemezsin! Ara sıra da olsa beni hatırla. K•t‚ şeyleri aklına getirme, onları bağışla. Aşkımızda iyi şeyler de vardı Zinochka! Ah o altın g‚nler sonsuza g•m‚ld‚ler... Dinle meleğim: Ben g‚n batımını hep „ok sevmişimdir. Beni ara sıra o saatlerde hatırla! Yo, yo neden •lmem gerekiyor sanki? Tekrar hayata d•nmeyi nasıl da isterdim! Hatırla hayatım, hatırla, o zamanı hatırla! İlkbahardı, g‚neş pırıl pırıl parlıyordu, „i„ekler to-murcuklanmıştı, sanki etrafımızda bayram kutlanıyordu... Ama şimdi...Bak bak!" Zavallı adam solgun eliyle buz tutmuş, pis pencereyi g•steriyordu. Sonra Zina'nın elini tuttu, g•zlerine bastırdı ve acı acı hı„kırmaya başladı. Hı„kırıkları, yıpranmış g•ğs‚n‚ par„alamakla tehdit ediyorlardı sanki. B‚t‚n g‚n ağlayıp sızlayarak acı „ekti. Zina elinden geldiğince onu rahatlattı, ama ruhu dayanılmaz acılar i„indeydi. Onu asla unutmayacağını ve onu sevdiği gibi başkasını sevmeyeceğini s•yledi. İnandı adamcağız ve g‚l‚mseyip elini •pt‚, ama ge„mişin anıları ruhunu yakıp kavurdu. B•ylece ge„ti bir g‚n. Bu arada deh151sete d‚şen Marya Aleksandrovna belki on kez kızını „ağırtıp, eve d•nmesi, adını k•t‚ye „ıkarmaması i„in yalvardı. Sonunda hava kararmaya başlayınca, dehşetten aklını ka„ırıp kendisi Zina'ya gitmeğe karar verdi. Kızını •teki odaya „ağırıp yalvardı, neredeyse diz „•kerek kalbinden bu han„eri „ıkarmasını istedi. Zina hasta bir halde yanına gelmişti. Başı alev alev yanıyordu. Annesini dinledi ama dediklerini anlamadı. Sonunda Marya Aleksandrovna ‚mitsizce oradan ayrıldı, „‚nk‚ Zina o gece •l‚m d•şeğindeki adamın evinde kalmaya kararlıydı.B‚t‚n gece yatağının başında durdu. Hasta giderek k•t‚leşti. Yeni g‚n doğdu, ama hastanın o g‚n‚ g•rebileceğinden hi„ umut yoktu. Yaşlı anne „ılgına d•nd‚, hi„bir şey anlamamış gibi ortalarda dolanıyor, oğluna i„emeyeceğini bile bile ila„lar vermeğe uğraşıyordu. Adamın acısı uzun s‚rd‚. Hi„ konuşamıyor, yalnızca kaba, anlaşılmaz s•zc‚kler g•ğs‚n‚ yırtarak geliyordu. Son ana kadar Zina'ya ba.cmayı, g•zlerindeki ışık kararmağa başladıktan sonra da eliyle onun elini arayıp tutmayı s‚rd‚rd‚. Kısa kış g‚n‚ ge„iyordu. G‚neşin son ışığı k‚„‚k odanın buz tutmuş, tek penceresinde yaldızlandığında, hastanın ruhu da yorgun bedeninden ayrıldı ve ışığın peşinden u„up gitti. Yaşlı kadın sevgili Vasya'sının •l‚ bedenini •n‚nde g•r‚nce d•v‚nerek „ığlık attı ve kendini oğlunun g•ğs‚ne bıraktı. "Oğlumu yıpratan sensin yılan!" diye bağırdı Zina'ya ‚z‚nt‚yle. "Onu bu hale getiren sensin, vefasız, şeytan!" Ama Zina'nın hi„bir şeyi duyduğu yoktu. B‚t‚n duygularını yitirmiş gibi •l‚n‚n başında duruyordu. Sonunda ileri doğru eğildi, ha„ „ıkardı, onu •p‚p dalgın dalgın odadan „ıktı. G•zleri yanıyor, başı d•n‚yordu. Yaşadığı acı deneyimler ve uykusuz ge„irdiği iki gece aklını başından almıştı. B‚t‚n ge„mişinin kalbinden s•k‚l‚p alındığını hissetti belli belirsiz. Artık kasvetli ve tehditkar yeni bir yaşam başlıyordu. Daha on adım gitmemişti ki birdenbire Mozglyakov •n‚ne „ıkıverdi. Onu orada beklediği belli oluyordu. "Zinaida Afanasyevna" diye başladı korku dolu bir fısıltıyla. 152 Ortalık h†l† aydınlık olduğundan etrafını ş•yle bir kola„an etti. "Zinaida Afanasyevna ben bir eşeğim. Ama izninizle artık değilim, „‚nk‚ her şeye rağmen g‚zel bir şey yaptım. Yaptığım eşekliklere de „ok pişmanım... Aklım karmakarışık Zinaida Afanasyevna. Beni bağışlayın, bunun i„in pek „ok neden vardı..." Zina g‰rmeyen g‰zlerle ona baktı ve sessizce yoluna devam etti. Yˆksek tahta kaldırım iki kişinin yan yana yˆrˆyemeyeceği kadar daralınca Zina ona yer a„madı ve Pavel Aleksandrovich kaldırımdan inip, sˆrekl i yˆzˆne bakarak yanı sıra yˆrˆdˆ. "Zinaida Afanasyevna" diye devam etti, "dˆşˆnˆyorum da eğer siz de isterseniz ben evlenme teklifimi yinelemeye hazırım. Hatta her şeyi unutacağım Zinaida Afanasyevna, bˆtˆn o rezaletleri, utancı, sizi bağışlayacağım. İkimiz de kasabada kaldığımız sˆrece bunu kimseye s‰ylemeyeceğiz. Siz hemen buradan gidersiniz, ben de gizlice arkanızdan gelirim. Kimsenin bizi tanımadığı, ıssız bir yerde evleniriz ve posta arabasıyla yolculuk yapıp Petersburg'a gideriz. Yalnızca kˆ„ˆk bir bavul alırsınız yanınıza... tamam mı? Kabul mu Zinaida Afanasyevna? Buralarda fazla duramam; bizi beraber g‰ren olur." Zina cevap vermedi; Mozglyakov'a bakmakla yetindi. Mozglyakov bu bakıştan her şeyi anladı, şapkasını „ıkarıp veda etti ve geldiği gibi fırlayıp gitti. "Nasıl olur?" diye meraklandı. "Ge„en akşam „ok duy gˆlˆydˆ, her şeyde kendini su„luyordu. Belli ki bir gˆnˆ bir gˆnˆnˆ tutmuyor!" Bu arada Mordasov'da olaylar birbiri ˆzerine yığılıyordu. Korkun„ bir olay oldu. Mozglyakov'un otele yerleştirdiği Prens aynı gece hastalandı, durumu olduk„a ciddiydi. Mordasovlular olayı sabah ‰ğrendiler. Kallist Stanislavich hemen hemen hi„ ayrılmadan hastanın başında bekledi. Akşama doğru Mordasov'un bˆtˆn doktorları biraraya geldiler. Onlara g‰nderilen davet mektupları Latince yazılmıştı. Latince yazılsa ne olur, Prens tamamen bilincini kay153betmişti. Durmadan sayıklıyor, peruklardan s‰z ediyor, Kallist Stanislavich'ten romantik şarkılar s‰ylemesini istiyor, hatta bazen korkuyla bağırıyordu. Doktorlar Mordasov konukseverliğinin Prens' e mide iltihabı yaptığına ve bunun otele giderken yolda beynine sı„radığına karar verdiler. Zihinsel bir şok ge„irdiği olasılığı da g‰zardı edilmedi. Sonu„ta doktorlar „oktan ‰lˆme yaklaşmış olan Prens'in artık kurtulamayacağı ger„eğine dikkat „ektiler. Bu son dˆşˆncelerinde yanılmamışlardı. ƒ„ˆncˆ gˆnˆn akşamı zavallı ihtiyar otelde ‰ldˆ. Bu olay Mordasovlular'ı „ok etkiledi. Hi„ kimse olayların b‰yle ciddileşeceğini dˆşˆnmemişti. Herkes, ‰lˆ daha yıkanıp g‰mˆlmeye hazırlanmadan, kalabalıklar halinde otele doluştu. Konuştular, fikir yˆrˆttˆler, kafalarını salladılar ve Marya Aleksandrovna ile kızını kastederek 'zavallı Prens'in katillerine' lanetler yağdırdılar. Herkes bu olayın, sırf rezalet olma ‰zelliği taşıdığı i„in, hi„ hoş olmayan bir şekilde duyulacağını ve Rusya sınırları dışına bile yayılacağını hissediyordu. S‰ylenenlerin ve ileri sˆrˆlenlerin haddi hesabı yoktu. Bu zaman boyunca Mozglyakov „ok telaşlı ve ˆzgˆndˆ; oraya buraya koşturmaktan başı d‰nmˆştˆ. Zina'yı g‰rmeye gittiğinde de b‰yle bir ruh hali i„indeydi. Zor bir durumdaydı. Prens'i kasabaya getiren oydu; onu alıp otele yerleştiren de oydu; şimdi bu adamı ne yapacağını, nereye, nasıl g‰tˆreceğini bilmiyordu. Kime haber vermeliydi? Dukhanovo'ya mı g‰tˆrmeliydi? En k‰tˆsˆ de onu Prens'in yeğeni olarak tanıyor olmalarıydı. Bu ihtiyarın ‰lˆmˆnden sorumlu tutulmaktan korkuyordu. "Petersburg sosyetesinde bile bu olay konuşuluyor olabilir!" diye dˆşˆndˆ ˆrpererek. €ğˆt almak i„in Mordaso vlular'a gitmenin bir yararı olmazdı. Nedense birdenbire korkmuşlar ve Mozg-lyakov'u ˆmitsizlik i„inde ‰lˆyle yalnız bırakıp ka„ışmışlardı. Ama sonra, hi„ beklenmedik bir değişiklik oldu. Ertesi gˆn sabah erkenden kasabaya bir yabancı geldi. Bˆtˆn Mordasov onu konuşuyordu, fısıltıyla tabii. Main Caddesi'nden Vali konağına giderken her „atlakta bir g‰z onu izliyordu. Hatta vali Pyotr Mikhailovich bile şaşırmış ve bu yeni konuğa ne yapacağını bilememişti. Konuk, ‰len Prens'in akrabası olan, ˆnlˆ Prens Shchepetilov'du. Otuz beş yaşlarında, apoletli ve kordonlu bir albaydı. Mordasov'un bˆtˆn memurları kordonlarını g‰rˆnce anlatılmaz bir korkuya kapıldılar. Polis şefi „ok şaşkındı ve asık suratla da olsa gidip kendini tanıttı. Prens Shchepetilov Petersburg'dan geldiğini ve en route* Dukhanovo'ya da uğradığını s‰yledi. Dukhanovo'da kimseyi bulamayınca amcasının peşinden Mordasov'a gelmiş, orada duyduğu haber ve etrafını saran karmakarışık dedikodularla yıldırım „arpmışa d•nm‚şt‚. Pyotr Mikhailovich bile gerekli a„ıklamaları yaparken telaşlanmıştı. Aslında Mordasov'daki herkes su„luluk duyuyordu. En k•t‚s‚ de konuğun ciddi ve hoşnutsuz bir ifade takınmasıydı. Belki de kendisine kalan mirastan hoşnut kalmamıştı. Hemen olayla bizzat ilgilenmeye başladı. Mozglyakov bir dolandırıcıymış gibi derhal geri „ekildi ve ger„ek yeğene yer a„ıp ortalardan kayboldu. Kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Cenazenin manastıra g•t‚r‚lmesine karar verildi, orada bir t•ren hazırlanmıştı. Konuk Prens, ciddi, soğuk, kısa ve •z, ama nazik bir şekilde talimatlar veriyordu. Ertesi g‚n cenaze t•renine katılmak i„in b‚t‚n kasaba manastıra gitti. Kadınlar, Marya Aleksandrovna'nın, kilisenin emrettiği gibi, gelip tabutun •n‚nde diz „•kerek af dileyeceği dedikodusunu yaydılar. Kuşkusuz bunlar sa„malıktan başka bir şey değildi. Marya Alaesandrovna kiliseye falan gelmedi. Aslında s•ylemediğimiz bir şey var: Zina eve d•ner d•nmez annesi, artık orada kalmanın imk†nsız olduğunu d‚ş‚nerek hemen o akşam „iftliğe taşınmaya karar vermişti. G‚venli bir k•şeye „ekilince de kasabadan gelecek dedikodulara kulaklarını d•rt a„tı, yeni konukla ilgili bir şeyler •ğrenebilmek i„in uşaklarını keşif turlarına g•nderdi ve g‚nlerini heyecan ateşi i„inde ge„irdi. Manastırdan Dukhanovo'ya giden yol, evine bir verst bile değildi. B•ylelikle Marya Aleksandrovna t•ren bittikten sonra manastırdan Dukhanovo'ya kıvrıla kıvrıla giden t•ren alayım penceresinden kuşbakışı g•rebiliyordu. Tabut y‚ksek„e bir arabaya konmuştu. Arkasındaki uzun araba konvoyu kasaba kavşağına kadar •l‚ye eşlik etti. Bu * Yol ‚st‚nde. 154 155kasvetli araba, bembeyaz karların i„inde kapkara bir g•r‚nt‚ taşıyarak, kendine yaraşır bir g•rkemle ağır ağır ilerliyordu. Marya Aleksandrovna uzun s‚re bakmaya dayanamadı ve pencereden „ekildi. Bir hafta sonra Afanasy Matveich ve kızıyla beraber Moskova'ya taşındı. Bir ay sonra da Marya Aleksandrovna'mn „iftlikteki ve kasabadaki evlerini satışa „ıkardığı haberi Mordasov'da yayıldı. İşte Mordasov bu comme il f aut hanımı artık sonsuza dek kaybetmişti! Gidişi bile dedikodusuz olmadı. İnsanlar „iftliğin Afanasy Matveich ile birlikte satıldığını bile s•ylediler... Bir iki yıl ge„ti, o zamana kadar Marya Aleksandrovna tamamen unutuldu. Yazık! D‚nya hali b•yledir işte! Bu arada başka bir kasabadan bir „iftlik alıp oraya taşındığı ve tabii hi„ kuşkusuz oradaki herkesi de h‚km‚ altına aldığı s•ylenmişti. Zina h†l† koca bulamamıştı. Afanasy Matveich de... Belki de artık bu dedikoduları tekrarlamanın bir anlamı yok; nasıl olsa hepsi uydurma. Mordasov kayıtlarımın ilk b•l‚m‚ne son noktayı koyalı ‚„ yıl olmuş. Bir kez daha m‚sveddelerimi a„ıp, hik†yeme eklemeler yapacağım kimin aklına gelirdi? Neyse hemen konuya ge„elim! Pavel Aleksandrovich Mozglyakov'dan başlayacağım. Mor-dasov'dan ayrılınca doğru Petersburg'a gitti. Orada kendisine uzun zaman •nce s•z verilen h‚k‚met işine girdi. Mordasov'da olanları tamamen unuttu ve kendini Vasilevsky Adası ile Gallery Limam16'nın sosyete yaşamının girdabına bıraktı. G•nl‚nce yaşadı, kadınların peşinden koştu, son modaya uydu, †şık oldu, evlenme teklif etti, bir kez daha red cevabı alınca boş kafalılığı ve bir o kadar da aylaklığı y‚z‚nden bunu hazmedemedi, h‚k‚metin bir başka teftiş işi ya da ona benzer bir iş i„in, u„suz bucaksız baba topraklarımızın uzak bir b•lgesine giden bir heyette g•rev aldı. Heyet dağları tepeleri olaysızca aşıp, uzun yolculuklardan sonra o 'uzak b•lge'nin genel valisinin huzuruna „ıktı. Uzun boylu, zayıf, sert bir adam olan vali, savaşta sayısız yaralar almış, g•ğs‚nde iki yıldızı ve beyaz ha„ı olan eski bir askerdi. Heyeti gayet ciddiyet ve nezaketle karşıladı. O akşam evinde, karısının isim g‚n‚ kutlamaları onuruna d‚zenlenecek baloya hepsini davet etti. Pavel Aleksandrovich buna „ok memnun oldu. Etki yaratabilmek ‚midiyle, en iyi Petersburg kıyafetini giyip balo salonuna girdi. Yıldızlı ve kabarık apoletli bir s‚r‚ y‚ksek r‚tbe ‚niforması karşısında biraz neşesi ka„tı. Valinin gen„ ve g‚zel olduğunu duyduğu karısına iltifatlarda bulunması gerekiyordu. Hafif bir cakayla kadının yanına gitmesiyle hayretten donup kalması bir oldu. Muhteşem bir balo elbisesi ve elmaslar i„inde, gururlu ve kibirli Zina karşısında duruyordu. Pavel Alek-sandrovich'i tanımadı. Y‚z‚ne ş•yle bir bakıp kafasını „evirdi. Hayretten donup kalan Mozglyakov bir k•şeye „ekildi, kalabalığın i„inde genel valinin balosunda bulunmanın ‚rkekliğini duyan, utanga„, gen„ bir memurla „arpıştı. Pavel Aleksandrovich adamı soru yağmuruna tuttu ve fazlasıyla ilgin„ şeyler •ğrendi. Genel vali iki yıl •nce 'uzak b•lge'den Moskova'ya gitmiş ve orada aristokrat bir ailenin, zengin kızıyla evlenmiş. Karısı „ok g‚zelmiş, onun ‚zerine g‚zellik yoktur denilebilirmiş, ama son derece gururlu bir hava taşıyormuş. Yalnızca valiyle dans edermiş. O baloda, bir kısmı dışardan gelen dokuz general varmış. Vali'nin eşinin annesi de onlar)a birlikte yaşıyormuş, sosyeteden gelen, „ok akıllı bir ka-dınmış, ama o kadın bile kızının s•z‚nden „ıkmazmış.Vali deli gibi sevdiği karısını pek sık g•remezmiş. Mozglyakov Afanasy Mat-veich'i de sormayı başardı, ama oralarda adını sanını duyan yoktu. Her nasılsa birden cesaretlenip odaları dolaşmaya başladı ve-sonunda Marya Aleksandrovna'yı g•rd‚. Muhteşem bir kıyafet giymiş, pahalı bir yelpaze sallıyor ve d•rd‚nc‚ sınıf bir memur hanımıy.a neşeli neşeli konuşuyordu. Unvan meraklısı birka„ kadın etrafını sarmıştı. Marya Aleksandrovna onlara alışılmamış bir sevecenlik g•steriyordu. Mozglyakov kendisini tanıtma cesaretini buldu. Marya Aleksandrovna •nce şaşırdı, ama hemen soğukkanlığını yeniden toplayıp karşılaştıklarına memnun oldu156 157ğunu ifade etti. Petersburg'daki tanıdıklarını sordu. Neden Avrupa'ya gitmediğini merak etti. Mordasov'dan ise hi„ s•z a„madı, sanki •yle bir yer yoktu. Sonra Petersburg'dan •nemli bir Prens'in hatırını sormak istedi, ama Mozglyakov o adı hi„ duymamıştı. Derken kır sa„lı, parf‚m kokan bir adama d•nd‚ ve y‚z y‚ze durmalarına rağmen bir saniye i„inde Paveİ Aleksandrovich'i unu-tuverdi. Mozglyakov y‚z‚nde alaylı bir g‚l‚mseme ve elinde şapkasıyla balo salonuna d•nd‚. Nedense kendini bir par„a k‚„‚msenmiş ve •nemsenmemiş hissederek dans etmemeye karar verdi. Ters ve boş bir bakış, şeytani ve acı bir g‚l‚ş b‚t‚n gece y‚z‚nden hi„ silinmedi. Bir s‚tuna dayandı (sanki balo salonuna bilerek s‚tunlar konmuştu) ve balo boyunca birka„ saat, g•zleriyle Zina'yı izleyerek, hep aynı pozda durdu. Ah yazık! Takındığı pozlar bo-şunaydı. Zina onu fark etmedi bile. Sonunda hep aynı pozda durmaktan dolayı bacağının acıdığını, daha sonra da acıktığını hissetti. Acı „eken bir †şık sıfatıyla yemeğe kalacak değildi ya! Ayrıldı! Odasına d•nd‚ğ‚nde g‚zel bir dayak yemiş gibi bitkin hissediyordu kendini. Yatmadan •nce „oktandır unuttuğu şeyleri hatırladı. Ertesi sabah resmi bir iş yolculuğu olasılığı „ıkınca Mozglyakov gitmek i„in g•n‚ll‚ oldu. Kasabadan ayrılırken neşesi yerine geldi. Kar u„suz bucaksız, ıssız tarlaları parıldayan bir kefen gibi •rtm‚şt‚. Ta uzaklarda ufuk „izgjsinde, sık ormanlar belli belirsiz bir karaltı oluşturuyordu. Sabırsız atlar, ayaklarıyla karları toz gibi fırlatarak ileri doğru u„uyorlardı. Kızağın „anı şıngırtılar „ıkarıyordu. ˆnce deri n derin d‚ş‚ncelere dalan Pavel Aleksandrovich, sonra hayal kurmaya, derken uyumaya başladı. ‹„‚nc‚ durağa gelene dek uyudu. Kalktığında yeniden canlanmıştı ve aklında bambaşka d‚ş‚nceler vardı. -SON158 A„ıklamalar 1 Mordasov: Dostoyevski b‚y‚k olasılıkla bu ismi V.A. Sologub'un •yk‚s‚ The Tarantas'tan (1845) esinlenerek se„miştir. ˆyk‚de karakterler Mordasy adındaki bir k•ye yolculuk yaparlar. Morda Rus„a'da '„irkin surat' anlamına gelmektedir. 2 ... dedikodunun kesilmesi gerektiğini: Bu kısım, Marya Aleksandrovna'nın kişisel •zelliklerini anlatan diğer kısımlarda da olduğu gibi, Gogol'‚n Dostlara Mektuplardan Se„meler eserinden alınmış bir g‚l‚n„leme ‚slubudur. 3 Lizbon depremi: 1755'te Lizbon'un ‚„te ikisini harap eden ve otuz binden fazla insanın •l‚m‚ne sebep olan depremdir. Voltaire'in birka„ eserine de ilham kaynağı olmuştur. 4 Pinetti: 18. y‚zyıl İtalya'sında bir hokkabaz. 5 Eski evin koruyucuları... : Burbon Hanedanı'nın destek„ileri. 6 ... gazilerimiz i„in,..: Kırım Savaşı'na bir g•nderme. Hik†ye, herhalde 1854-1856 yılları arasında ge„iyor. 7 Onunla aramız gayet iyiydi: Gogol'‚n, Puşkin'le 'arasının iyi olduğunu' iddia eden kahramanı Khlestakov'a g•nderme (Baş M‚fettiş, 3. Perde, 6. Sahne). 8 Viyana Kongresi: Avrupa birliğinin I. Napolyon ‚zerindeki zaferinden sonra, 1814-1815 yılları arasında yapılan bir kongre. 9 Kocası oradadır da, kadın Tver'dedir...: 1845'te, Petersburg'da Alek-sandrinsky Tiyatrosu'nda sahnelenen bir komedinin adı: Kocası kapıda, ama kadın Tver'e gitti. 10 Readers' Library: Bu Petersburg dergisi, 1850'lerde, hi„ tanınmayan şairlerin şiirlerini basmakla ‚nlenmişti. 11 Florian ve gen„ k•yl‚lerine...: Jean-Pierre Florian (1755-94), masallar, pastoral ve duygusal hik†yeler yazan Fransız bir yazar. 12 Malagat: Marya Aleksandrovna, Chopin'in zaman zaman kışlan ge„irdiği Mayorka'yı kastediyor. 13 ... şalla dans...: 'Şalla dans', kız okullarında en iyi •ğrencilere tanınan bir ayrıcalık. 14 Laıızin: Antonin de Lauzıın (1633-1723). XIV. Louis'nin aşk maceralarıyla ‚nl‚ g•zdesi. 15 Seylan'ın Anıları: Fransız yazar Frederic Melchior Soulie (1800-47)'nin bir romanı. 16 Vasilevsky Adası ile Gallery Limanı: Dostoyevski burada ince bir alayda bulunuyor; „‚nk‚ adı ge„en semtler genellikle d‚ş‚k gelirli memurların ve k‚„‚k b‚rokratların oturdukları semtlerdi. 15930 KASIM 1996 DEVLET N‹SHASIl ˆTEKİ YAYINEVİ ˆTEKi KLASİK Roman YAPIM ˆteki Ajans KAPAK TASARIMI Arif Turan REDAKTˆR Celal İnal BASKI ve CİLT Emel Matbaası BİRİNCİ BASKI 1996 dostoyevski AMCANIN R‹YASI ˆTEKİ, A„t Yayıncılığın kuruluşudur. T‹RK‡ESİ Serpil DEMİRCİ YˆNETiM YERİ Mediha Eldem Sokak 52/1 06421 Kızılay/ANKARA Tel: 312 435 38 33 Fax: 312 433 96 09 ISBN 975-8012-52-5 BEYAZIT DEVLET K‹T‹PHANESi Tasnif No. Demirbaş No 891-733 349944 7804-P6 AMCANIN RƒYASIAMCANIN RƒYASI (Mordasovl'un kayıtlarından) BİRİNCİ BOLUM Marya Aleksandrovna Moskaleva, hi„ kuşkusuz Mordasov'un bir numaralı kadınıdır -bu hi„ tartışılmaz. Kadın, sanki hi„ kimseye ihtiyacı yokmuş, hatta tam tersine herkesin ona ihtiyacı varmış gibi davranır. Hi„ kimse onu sevmez, ˆstelik pek „ok kişinin ona karşı i„ten bir nefret beslediğini s‰ylemek de abartı olmaz. Ama ‰te yandan herkes ondan „ok korkar. Onun da istediği budur zaten. B‰yle bir istek politika gereğidir. Marya Aleksandrovna asılsız dedikodulara „ok meraklıdır ve eğer o gˆn kˆ„ˆk de olsa herhangi bir ‰nemli haberi yakalayamadıysa gece g‰zˆne uyku girmez. Bˆtˆn bunlara rağmen ‰yle bir tavır sergiler ki bu heybetli kadının dˆn-yanın ya da en azından Mordasov'un dedikodu kaynağı olduğu kimsenin aklına bile gelmez. Tam tersine insan onun yanındayken dedikodunun kesilmesi gerektiğini2dedikoducuların ‰ğretmenlerinin huzurundaki ‰ğrenciler gibi kizarıp bozaracağını ve tir tir titreyeceğini, yanında ancak „ok se„kin konuların konuşulması gerektiğini sanır. Mordasov'un bazı sakinleri hakkında ‰yle ciddi ve nazik şeyler bilir ki uygun bir ortamda bunlardan bahsedecek olsa ve hepsini yalnızca kendisinin bildiği bir yolla kanıtlasa, Mordasov Lizbon depremine3 eşdeğer bir sarsıntı ge„irirdi. Bildiği bu sırlar konusunda daima sessizliğini korur ve ‰zel koşullarda, en yakın hanım arkadaşlarından başka kimseye anlatmaz. Bildiklerini, konuyla ilgili kişiye son yumruğu atmaktansa, onu sˆrekli bir korku i„inde yaşatmak i„in tehdit unsuru olarak kullanır. Bu bir zekŠ ve strateji meselesidir! Marya Aleksandrovna her zaman aramızda herkesin ‰rnek aldığı o kusursuz comme il faut*'uyla dikkatleri „ekmiştir.Comme ilfaut s‰z konusu olunca Mordasov'un kadınları i„inde rakibi yoktur. Rakibini tek bir kelimeyle nasıl ‰ldˆreceğini, param par„a edeceğini ve yok edeceğini iyi bilir, buna biz de tanık olmuştuk. Bu kelimeyi s‰ylerken de ne yaptığının farkında bile değilmiş gibi g‰rˆnmeyi becerir. Herkes de bilir ki bu ancak soylulara yakışır bir ‰zelliktir. Bu tˆr numaralarda Pinetti4'yı hi„ aratmayacağı s‰ylenebilir. Sosyal ilişkilerinin alanı son derece geniştir. Mordasov'a gelen pek „ok ziyaret„i, onun konukseverliğinden gayet memnun bir şekilde gider ve sonradan haberleşmeyi de sˆrdˆrˆr. Bir beyefendi onun i„in bir şiir bile yazmıştı ve Marya Aleksandrovna bunu herkese gururla g‰sterip durur. Ziyarete gelen bir yazar kısa romanını ona ithaf etmiş ve bir akşam toplantısında yˆksek sesle okuduğu zaman „ok hoş bir etki yaratmıştı. Yalnızca bizim b‰lgede bilinen boynuzlu bir b‰cek tˆrˆnˆ incelemek i„in ‰zel bir ama„la ta Karlsruhe'den kalkıp gelen ve bu konuda d‰rt ciltlik bir kitap yazan bir Alman bilim adamı Marya Aleksandrovna'nın zarifliği ve konukseverliği karşısında ‰ylesine hayrete dˆştˆ ki bu* Gerektiği gibi, yakışık alacak bi„imde, se„kin, nitelikli. gˆne kadar halen Karlsruhe'den saygılı ve kusursuz bir mektup arkadaşlığını sˆrdˆrˆyor. Marya Aleksandrovna bazı y‰nlerden Na-polyon'a benzetilmektedir. Tabii bunun dˆşmanları tarafından yapılan ve ger„ek olmaktan „ok ,alay niyeti taşıyan bir şey olduğunu s‰ylemeğe gerek yok sanırım. Bununla beraber, bir yandan bu benzetmedeki inkŠr edilemez garipliği kabul ederken şu masum soruyu sormaya cˆret edemeden de duramıyorum: ‡ok rica ederim, neden Napolyon boyundan bˆyˆk işlere kalkışıp beceremediğinde bile ne oldum delisi oldu acaba? Eski evin koruyucuları5 bunu, Napolyon'un sadece kraliyetten gelmemekle kalmayıp, iyi bir aileden gelen bir beyefendi bile olamaması ger„eğine dayandırmaktadırlar. Bu yˆzden de doğal olarak toplumdaki yerini hatırladık„a kendi durumunun yˆceliğinden dehşete dˆşmˆştˆ. Eski Fransız sarayını akıllara getiren b‰yle nˆkteli bir benzetmeye rağmen ş‰yle bir soru sormağa yine cˆret ediyorum: Nasıl oluyor da Mordasov'un baş kadını olma ‰zelliğini hep elinde tutan Marya Aleksandrovna hi„bir koşulda ne oldum delisi olmamıştı? Kuşkusuz herkesin: "Bakalım Marya Aleksandrovna bu g‚„ durumun ‚stesinden nasıl gelecek?" diye sorduğu durumlar olmuştu. Ama o g‚„ durum ortaya „ıktığı gibi „ekip giderdi. Hem de „abucak! Her şey yine eskisi gibi hatta bazen eskisinden de daha iyi bir hale gelirdi. ˆrneğin, kocası Afa-nasy Matveich'in, yeteneksizliğinden ve aptallığından dolayı h‚k‚met m‚fettişinin gazabına uğrayarak memuriyetteki g•revini nasıl kaybettiğini herkes hatırlar. Herkes Marya Aleksandrovna'nın karamsarlığa d‚ş‚p, boyun eğeceğini, yalvarıp yakaracağını -yani kolunun kanadının kırılacağını- sanmıştı. Hi„ de •yle olmadı. Marya Aleksandrovna yalvarmakla bir yere varılamayacağını anladı ve her şeyi •yle bir ayarladı ki toplumdaki etkisine zarar getirmediği gibi evi Mordasov'un kalbur‚st‚ evi olarak anılmaya devam etti. Maliye memurunun eşi ve Marya Aleksandrovna'nın dışardan dostu gibi g•r‚nse de aslında m‚zmin d‚şmanı olan Anna Nikolayevna Antipova zaferini ilan etmişti bile. Ama herkes Marya Aleksandrovna'nın cesaretinin •yle kolay kolay kırılmadığını g•r‚nce, onun!Kendisinden biraz •nce s•z ettiğimize g•re, artık Marya Alek-sandrovna'nın kocası Afanasy Matveich hakkında birka„ kelime s•ylemenin sırası geldi. Onun hakkında ilk s•ylenecek şey gayet heybetli ve son derece prensipli bir adam olduğuydu. Bununla birlikte bir sıkıntı anında hemen paniğe kapılır ve hi„ g•rmediği bir „itle karşılaşan ke„iye benzerdi. ˆzellikle isim g‚n‚ yemeklerinde beyaz kravatlarından birini taktığı zaman olağan‚st‚ heybetli oluyordu. Ama b‚t‚n o heybetli tavrı ve haşmeti konuşmaya başladığı ana kadar s‚rerdi. B•yle bir anda, ifademi bağışlayın, kulaklara pamuk tıkamaktan başka bir „are yoktu. Hi„ kuşkusuz Marya Alek-sandrovna'ya layık biri değildi. Bu herkesin de kabul ettiği bir g•r‚şt‚. Bulunduğu mevkii elinde tutması da karısının becerisiydi. Benim fikrimce şimdiye kadar „oktan bir bostana korkuluk olarak konmuş olmalıydı. Ancak ve yalnızca orada vatandaşları i„in ger„ekten b‚y‚k bir yarar sağlardı. Marya Aleksandrovna, Afanasy Matveich'iMordasov'un ‚„ verst* dışındaki, y‚z yirmi n‚fuslu tek servetlerine s‚rg‚ne g•nderdiğinde •vg‚ye değer bir davranış sergilemişti. Şunu da s•yleyeyim, bu servetle kadın evinin onurunu layığıyla korumayı başarmaktadır. Herkes bilir ki kadın Afanasy Matveich'i yanında tutuyorsa bu, devlet dairesinde bir işi ve maaşıyla ...başka t‚r geliri olduğu i„indi. Maaşı ve diğer geliri kesilir kesilmez yeteneksizlik ve yararsızlık y‚z‚nden hemen g•zden d‚şt‚. O zaman herkes yargılarındaki d‚r‚stl‚k ve kararlı karakteri konusunda kadına •vg‚ler yağdırmıştı. Afanasy Matveich şehir dışında varlık i„inde yaşamaktadır. Bir kere onu g•rmeye gitmiş ve bir saat kadar onunla „ok hoş„a zaman ge„irmiştim. Kravatlarını takıp „ıkarıyor, kendi elleriyle ayakkabılarını boyayarak oyalanıyor. Yapacak kimsesi olmadığından değil, ayakkabılarının ışıl ışıl olmasından „ok hoşlandığı 1.07 km. Rus uzunluk •l„‚s‚. 10 i„in yapıyor bunu. G‚nde ‚„ kez „ay i„iyor ve buhar banyosuna „ok meraklı, halinden de gayet memnun. Bir bu„uk yıl kadar •nce, Afanasy Matveich ile Marya Alek-sandrovna'nın biricik kızları Zinaida Afanasyevna ile ilgili hepimizi hareketlendiren olayı hatırlıyor musunuz? Zinaida hi„ kuşkusuz g‚zel bir kadındır, iyi bir eğitim almıştır ama yirmi ‚„ yaşında olmasına rağmen evlenmemiştir. Neden h†l† koca bulamadığının a„ıklaması olarak ortaya s‚r‚lecek en •nemli sebep, bir bu„uk yıl •nce zavallı bir •ğretmenle yaşadığı s•ylenen garip aşk hik†yesinin daha unutulmamış dedikodularıdır. Bug‚n bile insanlar, Zina'nın yazdığı ve Mordasov'da elden ele dolaştığı s•ylenen aşk mektubunu konuşuyorlar. Ama s•ylesenize bu mektubu g•ren olmuş mu? Eğer elden ele gezmişse, şimdi nerede? Herkes duymuş ama hi„ g•ren olmamış. En azından ben onu kendi g•zleriyle g•ren hi„ kimseye rastlamadım. Eğer Marya Aleksandrovna'nın yanında bu konuda imada bulunacak olsanız, ne demek istediğinizi anlamayacaktır. Diyelim ki bu oldu ve Zina ger„ekten bu mektubu yazdı (ben b‚y‚k olasılıkla durumun b•yle olduğunu d‚ş‚n‚yorum): Bu Marya Aleksandrovna a„ısından b‚y‚k bir yeteneği sergilemektedir! Bu utan„ verici, rezil olay nasıl da •rtbas edilip, başarıyla gizlenmişti! Ne bir iz kaldı ne de ipucu! Şu anda Marya Aleksandrovna bu adi iftirayla ilgilenmiyor bile, oysaki Tanrı biliyor ya kadıncağız biricik kızının zedelenemez onurunu korumak i„in nasıl da „aba g•stermişti. Zina'nın h†l† bek†r olmasına gelince, bu gayet normal. Bu b•lgede uygun damat ne gezer? Zina'nın bir prensten başkasıyla evlenmesi hayal bile edilemez. Siz hi„ b‚t‚n g‚zellikleri g•lgede bırakacak b•yle bir g‚zellik g•rd‚n‚z m‚? Gururlu olduğu doğru, „ok gururlu. Herkes Mozglyakov'un ona kur yaptığını s•yl‚yor, ama evlilik s•z konusu bile olamaz. Hem Mozglyakov da kim? Doğru, gen„, yakışıklı, şık, y‚z elli n‚fuslu, ipoteksiz bir k•y‚ var ve St Petersburglu. Ama biliyorsunuz havai. Kafası yeni fikirlerle dolu, gevezenin ve ahmağın biri. Yeni fikirlere kapılmış biri i„in y‚z elli kişi ne işe yarar? Yo, bu evlilik olmaz. 11Değerbilir okuyucu tarafından okunan bu notları, beş ay •nce tam bir duygu yoğunluğu i„inde yazmıştım. Marya Aleksandrovna1 ya karşı biraz zayıf olduğumu da peşinen itiraf etmeliyim. Bu m‚kemmel kadına •vg‚ niteliğinde bir şeyler yazmağa niyetlenmiştim, hem de Kuzey Arısı ve benzer dergilerin zamanında („ok ş‚k‚r bir daha asla geri gelmeyecek olan), o eski sakin ve huzurlu g‚nlerde bir dosta yazılan muzip mektuplar gibi yazacaktım. Ama benim b•yle bir arkadaşım olmadığından ve ‚stelik doğuştan gelen edebi bir utanga„lık „ektiğim i„in yazdıklarım kalemimin edebi g‚c‚n‚n denenmesi ve boş saatlerin tatlı bir hatırası niteliğinde masamın „ekmecesinde durdular. Beş ay geride kaldı ve Mordasov'da hayret verici bir olay oluverdi birden. Bir sabah erken saatte Prens K. kasabaya geldi ve Marya Alek-sandrovna'nın evinde konakladı. Bu gelişin sayısız sonucu vardı. Prens, Mordasov'da yalnızca ‚„ g‚n kaldığı halde bu ‚„ g‚n, arkasında ka„ınılmaz ve silinemez hatıralar bıraktı. Daha da ileri gitmeğe c‚ret edip, Prens'in kasabamızda devrime benzer bir etki yarattığını s•yleyeceğim. Bu devrimin •yk‚s‚n‚n, Mordasov'un kayıtlarındaki en •nemli sayfayı oluşturduğunu s•ylemek sanırım doğru olur. Kısa bir kararsızlıktan sonra incelemeye ve saygıdeğer halkın d‚ş‚ncesine sunmaya karar verdiğim sayfa işte bu sayfa. Hik†yem, Marya Aleksandrovna'nın ve yuvasının y‚kselişi, zaferi ve g•rkemli bir şekilde „•k‚ş‚n‚n tam ve nefis tarih„esidir. Bu bir yazar i„in „ok „ekici ve değerli bir konudur. Herhangi bir şey yapmadan •nce ilk iş olarak, Prens K.'nin kasabamıza gelip Marya Aleksandrovna'nın evinde kalmasında şaşılacak ne olduğunu a„ıklamalıyım. Tabii bunu yapmak i„in de Prens K. hakkında birka„ kelime etmek gerekir. Ben de •yle yapacağım. Dahası, hik†yemizin iyice anlaşılabilmesi i„in bu adamın yaşam•yk‚s‚n‚ anlatmak zorunludur. İşte başlıyorum. 12 İKİNCİ BOLUM Prens K.'nin, Tanrı biliyor ya, hi„ de o kadar yaşlı bir adam olmadığın) s•ylemekle başlayacağım s•ze. Ama ona bir baksanız her an dağılıvereceğini sanırdınız. Hatta bitip t‚kenmiş olduğunu, tohuma ka„tığını d‚ş‚n‚rd‚n‚z. Mordasovlular bu Prens hakkında ne garip, ne inanılmaz hik†yeler anlatıp dururlardı. Yaşlı adamın aklının başında olmadığı bile s•yleniyordu. Tanınmış bir aileden gelen ve istese kasabada b‚y‚k bir etki yaratabilecek olan bir arazi sahibinin, muhteşem evinde keşiş hayatı s‚rmesini „ok garip buluyordu herkes. Pek „ok kişi onu, altı yedi yıl •nce Mordasov'da yaşadığı zamanlardan tanırdı. O zamanlar yalnızlığa dayanamadığını, b r keşişe uzaktan yakından benzemediğini s•ylerlerdi. İşte onun hakkında •ğrendiğim b‚t‚n ger„ekler: ‡ok eskilere kadar uzanan gen„lik yıllarında Prens, sosyeteye girip „ok hareketli bir yaşam s‚rm‚ş, para sa„ıp savurmuş, kadın peşinde koşmuş, birka„ kez yurtdışına „ıkıp aşk ser‚venleri ya13şamış. Pek dikkat „ekecek bir zek†sı olduğu s•ylenemezmiş. Tabii b‚t‚n servetini yiyip bitirdiğini ve ihtiyarlığında tek k•peğe bile muhta„ kaldığım belirtmeye gerek yoktur sanırım. Derken birisi ona, a„ık arttırmaya „ıkarılan topraklarına gitmesini •nermiş. O da •yle yapmış ve Mordasov'a gelip altı ay kalmış. Kasaba hayatını pek sevmiş ve bu altı ay i„inde kasabanın hanımlarıyla yakınlaşarak, Mordasov sosyetesinde sine qua non* olarak değerlendirilen, dolayısıyla da sıkıntı değil hareket yaratan, prenslere yakışır kişilik •zellikleri vardı ve temiz kalpli bir adamdı. ˆzellikle hanımlar „ekici konuklarına hayrandı. Prens g‚n‚n yarısını s‚s‚yle uğraşarak ge„irirdi. Sanki bir„ok par„anın biraraya getirilmesinden oluşuyor gibiydi. Nerede ve ne zaman bu kadar yıprandığını kimse bilmiyordu. Tek bir kılına kadar takma olan sa„ı, bıyığı, k‚„‚k sakalı ve favorileri simsiyahtı. Her g‚n allık ve pudra s‚rerdi. Y‚z‚ndeki kırışıkları germek i„in •zel teller kullandığını ve bu telleri kendine •zg‚ bir y•ntemle sa„ının altına sakladığını s•ylerlerdi. İtalya'da bir yerlerde, bir aşk ka„amağı sırasında pencereden atlayıp ka„mak zorunda kalınca, kaburgasını kırdığı ve bu y‚zden korse taktığı iddia edilirdi. Sol bacağı hafif aksardı, herkes Paris'te bir başka macerada bacağını kaybettiğini ve yerine mantardan takma bir bacak taktırdığını anlatırdı. İnsanın ağzı torba değil ki b‚zesin, konuşup dururlar! Bununla birlikte sağ g•z‚n‚n, tıpkı aslı gibi, m‚kemmel bir şekilde yapılmış camdan bir g•z olduğu doğruydu. Dişleri de takmaydı. G‚n boyu y‚z‚n‚ •zel sularla yıkar, kremler ve parf‚mler s‚rerdi. O zamanlar bile Prens'in g•zle g•r‚l‚r bir bi„imde ihtiyarladığını ve dayanılmaz şekilde gevezeleştiğini herkes „ok iyi hatırlar. Havası yavaş yavaş sona eriyormuş. Tek k•peği bile kalmadığını bilmeyen yokmuş. Sonra birden, hi„ beklenmedik bir anda, Paris'te yaşayan ve mirasından pay almayı aklının ucundan bile ge„irmediği „ok ihtiyar bir akrabası •lm‚ş. Kadının en son yasal miras„ısı da bir ay •nce •ld‚ğ‚ i„in Prens hi„ beklenmedik bir anda yasal olarak miras„ısı oluvermiş. Mordasov'un altmış verst uza* Vazge„ilmez, olmazsa olmaz. ğında, d•rt bin n‚fuslu, muhteşem bir m‚lk hi„ kimseyle pay-laşılmaksızın ona kalmış. İşlemleri y‚r‚tmek i„in hi„ zaman kaybetmeden St Petersburg'un yolunu tutmuş. Bizim hanımlar ona muhteşem bir veda yemeği d‚zenlemişler. Prens yemekte son derece neşeliymiş. Ne şakalar yapmış, ne fıkralar anlatıp herkesi g‚l‚p ge„irmiş! İlk fırsatta Dukhanovo'ya (yeni m‚lk‚n‚n adı) taşınacağına ve Petersburg'dan d•n‚nce balolar, piknikler, havai fişek g•sterileri d‚zenleyeceğine s•z vermiş. Gidişinden sonra bir yıl boyunca hanımlar, sevgili dostlarını sabırsızlıkla beklerken hep bu şenlikleri konuşmuşlar. Hatta o d•nene kadar Dukhanovo'ya turlar bile ayarlanmış. Malik†ne, i„inde aslan şeklinde kesilmiş akasya ağa„ları, yapma tepecikler, ‚zerinde tahtadan yapılmış T‚rk heykellerinin kaval „aldığı botların y‚zd‚ğ‚ g•ller, yaz evleri, „adırlar ve daha pek „ok eğlence merkezinin olduğu bir parkın i„indeymiş. Sonunda Prens geri d•nm‚ş. Ama beklenenin tersine, Mor-dasov'da hi„ duraklamadan doğruca Dukhanovo'ya gidip keşiş gibi kendini eve kapatması herkesi hayrete d‚ş‚rm‚ş. Garip dedikodular yayılmış. O zamandan bug‚ne dek Prens'in hik†yesi h†l† tuhaflığını ve inanılmazlığını korumaktadır. St Petersburg'da işlerinin pek yolunda gitmediği s•yleniyordu. İleride miras„ısı olacak bazı akrabaları, hi„ kuşkusuz yine paralan sa„ıp savuracağı korkusuyla akli dengesinin yerinde olmadığını ileri s‚rerek onu vesayet altına almaya kalkışmışlardı. Bu kadarla kalsa gene iyi. Bazılarına g•re, onu tımarhaneye kapatmaya bile uğraşmışlardı. Neyseki, s•z‚ ge„en bir beyefendi ondan yana „ıkmış ve zaten her yanı takma olan zavallı Prens'in bir ayağının „ukurda olduğunu, yakında nasıl olsa •leceğini ve tımarhaneye hi„ gerek kalmadan mirasına konacaklarını ileri s‚rm‚şt‚. Yine s•yl‚yorum, insanların ağzı torba mı ki b‚zesin, hele de Mordasov'dakilerin? Dediklerine g•re, b‚t‚n bu olanlar Prens'i „ok korkutmuş ve tamamen değişip keşiş hayatı s‚rmesine neden olmuştu. Bazı Mordasovlular onu kutlamak i„in yanına gitmişler ama ya hi„ kabul edilmemişler ya da „ok garip bir şekilde karşılanmışlardı. Prens eski dostlarını hatırlamamıştı bile. S•ylediklerine g•re hatırlamak istememişti. 14 15Vali bile onu ziyarete gitmişti. D•nd‚ğ‚ zaman Prens'in aklının pek yerinde olmadığını s•ylemişti. Herkes, Dukhanovo'ya yaptığı ziyaretten s•z ederken y‚z‚n‚ eksilirdi. Hanımlar da •fkeliydiler. Sonunda „ok •nemli bir ger„eği ortaya „ıkarmayı başardılar. Daha •nce hi„ kimsenin adını sanını duymadığı, Stepanida Matveyevna diye biri Prens'in idaresini eline almıştı. St Petersburg'dan onunla beraber gelen, ne olduğu belirsiz, bu iri yan kadın patiska elbiseler giyiyor ve elinde bir yığın anahtarla dolaşıyordu. Prens, bir „ocuk gibi, her konuda onu dinliyor, izni olmadan adım bile atmıyordu. Kadın Prens'i kendi elleriyle yıkıyor, bir bebek gibi onu her yere taşıyor ve şımartıyordu. Dahası, b‚t‚n ziyaret„ileri ondan uzak tutuyordu, •zellikle de artık yavaş yavaş Dukhanovo'ya keşfe gelen akrabalarım. Mordasov'da „oğu kadınlar olmak ‚zere hemen herkes bu akıl almaz, gizli ilişkiyi konuşuyordu. Stepanida Matveyevna' nın Prens'in m‚lk‚ ‚zerinde tam, sınırsız ve kesin bir yetkisi olduğunu da s•yl‚yorlardı. ‡iftlikteki k†hyaları, hizmet„ileri, uşakları işe alıp işten „ıkaran ve para işlerine bakan da oydu. Her şeyi •yle iyi idare ediyordu ki k•yl‚ler hallerinden „ok memnunlardı. Prens'e gelince, dediklerine g•re b‚t‚n g‚n işi g‚c‚, s‚s‚yle ilgilenmek, peruklarını denemek, ceketlerini giyip „ıkarmaktı. Geri kalan zamanını Stepanida Matveyevna ile beraber ge„iriyor, k†ğıt oynuyorlar, fal bakıyorlardı. Prens, sırf g•steriş olsun diye arada sırada İngiliz kısrağına biniyor ve eyer ‚zerinde g‚„ durduğu i„in Stepanida Matveyevna droşki* ile ona eşlik ediyordu. Bazen de ‚zerinde paltosu, başında geniş kenarlı bir şapka, boynunda pembe bir hanım eşarbı ve tek g•z‚nde g•zl‚kle, sol eline bir sepet alıp mantar, kır „i„eği ve peygamber„i„eği toplamağa „ıkıyordu. B•yle zamanlarda Stepanida Matveyevna hemen yanı başında oluyor, iki irikıyım uşak ile her ihtimale karşı bir de fayton arkalarından geliyordu. Yolda karşılaştıkları bir mujik** hemen kenara „ekilerek şapkasını „ıkarıyor ve selam verip: "İyi g‚nler Prens Hazretleri, * D•rt tekerlekli bir Rus arabası. ** ‡arlık zamanındaki Rus k•yl‚s‚. 16 g•z‚m‚z‚n nuru!" diyordu. Prens de hemen g•zl‚ğ‚n‚ d‚zeltip ona bakıyor, dost„a başını sallayıp, samimi bir şekilde: "Bonjour, mon ami, bonjour* diye karşılık veriyordu. Buna benzer pek „ok dedikodu Mordasov'da yayıldı. Prens'i unutmaları olanaksızdı. B•ylesine i„ i„e yaşıyorlardı işte! G‚zel bir sabah, bu keşiş kılıklı, antika adamın yalnız başına Mordasov'a gelip Marya Aleksandrovna'mn evinde kaldığı dedikodusu yayılınca, herkes hayretler i„inde kaldı! Bir telaş, bir heyecan yaşandı. Herkes bir a„ıklama bekliyor, herkes birbirine: "Neler oluyor?" diye soruyordu. İ„lerinden bazıları Marya Alek-sandrovna'ya gitmeğe bile kalkıştı. Prens'in gelişi herkesi hayrete d‚ş‚rm‚şt‚. Hanımlar birbirlerine notlar yazdılar, buluşmalar ayarlandı, hizmet„ilerini ve kocalarını keşif turlarına g•nderdiler. Prens'in başka bir yerde değil de Marya Aleksandrovna'da kalması •zellikle herkesi şaşırttı. Hele de Prens'in uzaktan akrabası olan Anna Nikolayevna Antipova bu duruma „ok i„erledi. B‚t‚n sorularına yanıt alabilmek i„in Marya Aleksandrovna'nın evine bizzat gitmekten başka bir „aresi yoktu. Değerbilir okuyucu bu ziyarete konuk olacaktır. Şu anda sabahın onu, ama Marya Aleksandrovna' nın bu tanıdıkları geri „evirmeyeceğine eminim. Bizi de kesinlikle kabul edecektir. G‚naydın dostum, g‚naydın. 17 ‹‡‹NC‹ BˆL‹M Saat sabahın onu. Marya Aleksandrovna'nın Main Caddesi' ndeki evinde, evin hanımının •zel g‚nlerde 'salon' olarak adlandırdığı odadayız. Marya Aleksandrovna'nın bir de •zel oturma odası var. Odanın zemini gayet g‚zel cilalanmış, duvarları •zel olarak ısmarlanmış, ince bir k†ğıtla kaplı. Hantal mobilyalarda kırmızı h†kim. ‹zerinde ayna asılı bir ş•mine var. Aynanın •n‚nde, heykelden motiflerle s‚sl‚, olduk„a zevksiz, bronz bir saat duruyor. Pencerelerin arasındaki duvarlarda, •rt‚leri kaldırılmış, iki b‚y‚k ayna ve onların •nlerinde de k‚„‚k sehpaların ‚zerinde iki saat daha var. Arkadaki duvarın dibinde, Zina i„in getirilmiş, koskoca bir piyano duruyor. Ne de olsa Zina bir mˆzisyen. Koltuklar yapay bir dˆzensizlik yaratmak amacıyla, yanmakta olan ş‰minenin etrafına gelişigˆzel konmuş. Ortalarında da kˆ„ˆk bir sehpa var. Odanın ‰bˆr ucunda, ˆzerine g‰z kamaştıracak kadar beyaz bir ‰rtˆ serilmiş masada gˆmˆş bir semaver fokurduyor ve gˆzel bir „ay tepsisi hazır bekliyor. Semaver ve „ay, Marya Aleksandrovna'nın evinde kalan, uzak akrabası Nastasya Petrovna Zyablova'nın kontrolˆ altında. Bu 18 hanım hakkında da birka„ s‰z s‰yleyelim: otuzunu aşmış, siyah sa„lı, cildi dipdiri, canlı g‰zleri koyu kahverengi bir dul. Olduk„a hoş bir kadın, akıllı, kuşkusuz dedikoduya dˆşkˆn ve her şeyi istediği gibi ayarlamayı bilen biri. Bir yerlerde okula giden iki „ocuğu var, yeniden evlenmeyi „ok istiyor ve başına buyruk hareket ediyor. Kocası bir subaymış. Marya Aleksandrovna, ˆzerinde kendisine „ok yakışan, a„ık yeşil bir elbise, muhteşem bir edayla, ş‰minenin yanında oturuyor. Şu anda, yukarıda bir yerlerde sˆsˆyle ilgilenen Prens'in gelişinden son derece memnun. €yle memnun ki sevincini gizlemeye gerek duymuyor. €nˆnde duran delikanlı, birtakım hareketlerle ona bir şeyler s‰ylˆyor. Dinleyicisini memnun etmek istediği g‰zlerinden belli. Yirmi beş yaşlarındaki bu delikanlı, zeki ve hareketli g‰rˆnmek i„in „aba harcamasa hi„ de fena bir „ocuk değil. ‡ok zevkli giyinmiş, olduk„a yakışıklı, sarışın biri. Ondan daha ‰nce de s‰z etmiştik, hani şu gelecekte bˆyˆk umutlar vaadeden Bay Mozgl-yakov. Marya Aleksandrovna'ya g‰re bir zˆppe olmasına rağmen, yine de ona iyi davranıyor. Kızı Zina'nın peşinde, kendi deyimiyle ona deli oluyor. İkide bir Zina'ya d‰nˆyor, aklıyla ve neşesiyle onu gˆldˆrmeye uğraşıyor. Ama kız ona karşı olduk„a soğuk ve ilgisiz. Piyanonun yanında durmuş nota defterini karıştırıyor. Girdiği ortamda hayranlık uyandıracak tipteki kadınlardan. Akıllara durgunluk verecek kadar gˆzel. Uzun boylu, siyah sa„lı, kapkara iri g‰zlˆ, enfes vˆcudu olan bir kadın. Omuzları ve kolları ideal ‰l„ˆlerde, başkan „ıkarıcı bacaklarıyla bir krali„e gibi yˆrˆyor. Bugˆn nedense biraz solgun. Yine de bir kere bakmakla bile ˆ„ gece rˆyalarınızı sˆsleyecek kadar gˆzel, dolgun, kırmızı dudakları ve inci gibi ışıldayan kˆ„ˆk dişleri yeter. Yˆz ifadesi ciddi ve sert. M‰sy‰ Mozglyakov sanki onun bakışlarından korkuyor, en azından ona bakmaya cesaret ettiği her sefer titriyor. Kibirli tavırları, karşısındakini aşağılar nitelikte. Beyaz, pamuklu, sade bir elbise giymiş. Beyaz ona „ok yakışıyor. Zaten yakışmayan bir şey yok ki! Parmağında sa„ telinden yapılmış bir yˆzˆk var. Rengine bakılırsa 19annesinin sa„ı değil. Kimin sa„ı olduğunu sormaya cesaret etmek Mozglyakov'un harcı değil. Zina bu sabah pek konuşkan sayılmaz, hatta sanki bir şey i„in endişeliymiş gibi hˆzˆnlˆ. €te yandan, Marya Aleksandrovna da hi„ durmadan konuşuyor. Ara sıra da kızına, sanki korkuyormuş gibi gizlice, kuşkulu ve garip bir bakış atıyor. "Sizi g‰rdˆğˆme „ok sevindim, „ok sevindim, Pavel Alek-sandrovich" diye seslendi, "şimdi i„imden pencereye „ıkıp bağırarak herkese duyurmak geliyor. S‰ylediğiniz tarihten iki hafta ‰nce gelmeniz Zina ve benim i„in bir sˆrpriz oldu, bunu s‰ylemeye bile gerek yok! Hele sevgili Prens'i getirmenize ne kadar sevindiğimi anlatamam. Şu „ekici ihtiyarı ne kadar sevdiğimi biliyor musunuz? Ama yo, yo! Siz anlayamazsınız! Ne kadar anlatsam da sizin gibi gen„ kuşak benim coşkumu anlayamaz! Altı yıl ‰nce, ne gˆzel gˆnler yaşadık, hatırlıyor musun Zina? Ah, az kalsın unutuyordum, sen o zaman teyzenle kalıyordun... inanmazsınız Pavel Alek-sandrovich, ben onun akıl hocası, kardeşi, annesiydim! ‡ocuk gibi dinlerdi beni! İlişkimizde saf, yˆce ve yumuşak bir şeyler vardı, hatta biraz da pastoraldi... Nasıl anlatacağımı bilemiyorum! Bu yˆzden şimdi bile evimi minnetle anar, cepauvreprince*. Farkında mısınız Pavel Aleksandrovich, belki de bana getirmekle, onu kurtarmış oldunuz. Şu ge„en altı yıl i„inde onu dˆşˆnˆp durdum. İnanmayacaksınız ama geceleri rˆyama bile girdi. Bir canavarın onu bˆyˆlediğini, mahvettiğini s‰ylˆyorlar. Demek sonunda onu o kadının pen„esinden kurtardınız! Şimdi bu fırsattan yararlanıp onu tamamen kurtarmalıyız. S‰ylesenize nasıl başardınız bunu? Karşılaşmanızı en ince ayrıntısına kadar anlatın. Heyecandan demin sizi tam olarak dinleyemedim, ayrıntılar „ok ‰nemli, işin ‰zˆ o aptal ayrıntılardadır hep, demek istediğimi anlıyor musunuz? Ayrıntılara „ok ‰nem veririm, en ‰nemsiz olaylarda bile ayrıntılara dikkat ederim... Hazır Prens de tuvaletiyle ilgilenirken..." "Her şey size s‰ylediğim gibi oldu, Marya Aleksandrovna!" diye * Zavallı Prens! 20 s‰ze karıştı Mozglyakov, belki yˆzˆncˆ kez hikŠyesini anlatmaya hevesli bir şekilde. Bu onun i„in bir zevkti. "Gece yolculuğu yaptım ve hi„ uyumadım tabii. Ne kadar acele ettiğimi tahmin edersiniz" diye ekledi Zina'ya d‰nerek. "Bağırıp „ağırıp at istedim, hatta kavga bile ettim. Bunları yayınlatmaya kalksam, son moda, nefis bir şiir. olurdu! Neyse-bunların konumuzla bir ilgisi yok. Saat sabahın altısında, İgishevo İstasyonu'na vardım. İliklerime kadar donmuştum, ama ısınmakla uğraşmadım. 'Atlar!' diye ‰yle bir bağırmışım ki, kucağında „ocuğu olan istasyon mˆdˆrˆnˆn eşini bile korkutmuşum. Herhalde sˆtˆ „ekilmiştir kadının... Gˆneşin doğuşu nefisti. Havadaki donmuş zerreciklerin nasıl da kırmızı kırmızı ışıldadıklarını bilirsiniz. Ama buna bile ilgi g‰stermedim. Yo, „ok acelem vardı! Atları zorla aldım, başka biri i„in hazırlamışlardı, adamı neredeyse dˆelloya davet ediyordum. İstasyonda s‰ylediklerine g‰re, prensin biri geceyi orada ge„irmiş ve on beş dakika kadar ‰nce de kendi atlarına binip gitmişti. Konuştuklarını duymadım bile, kapalı kızağıma atladığım gibi, zincirden kurtulmuş-„asma fırladım. Fet'in bir ağıtında buna benzer bir şey vardı. Kasabaya dokuz verst kalmıştı ki, tam Svetozersky Manastırı kavşağında ilgin„ bir şeyle karşılaştım. Kocaman bir yolcu kızağı devrilmişti. Sˆrˆcˆsˆyle iki uşak, başında şaşkın şaşkın dikiliyorlardı. İ„erden yˆrekler acısı feryatlar ve „ığlıklar geliyordu. İlk ‰nce ge„ip gitmeye niyetlendim. 'Aman canım boş ver' diye dˆşˆndˆm, 'ben buralı değilim ki'. Sonra, Heine'nin dediği gibi 'o her şeye burnunu sokan' hayırseverliğim tuttu. Durdum. Bizim Semyon ve tam bir Rus olan arabacımızla beraber yardıma koştum. Altı kişi kızağı ancak doğrultup dˆzelttik. Kasabaya odun g‰tˆren mujikler de yardıma koştu, karşılığında da ellerine votka parası verdim. 'Bu, o prens olabilir' diye dˆşˆndˆm. Bir de baktım ki ger„ekten de oydu: Prens Gavrila! Ne beklenmedik bir karşılaşmaydı! 'Prens! Amca!' diye bağırdım. Tabii ilk ‰nce beni tanıyamadı, ama sonra... ikinci kez bakınca hatırlar gibi oldu. Size bir şey itiraf edeyim mi, aslına bakarsanız şimdi bile, kim olduğuma dair hi„ fikri yok. Beni akrabası değil de başka biri sanıyordu. Onu yedi yıl kadar ‰nce St 21Petersburg'da g‰rmˆştˆm, tabii o zamanlar kˆ„ˆk bir „ocuktum. Beni ‰yle etkilemişti ki onu hemen tanımıştım. O beni nereden tanıyacaktı? Kendimi tanıttım, „ok sevindi ve bana sarıldı. Ama bu arada hŠlŠ korkudan tir tir titriyor ve ağlıyordu, ger„ekten ağlıyordu. Kendi g‰zlerimle g‰rdˆm! Sonra, onu benim kızağıma binip, Mor-dasov'a gelmesi ve hi„ olmazsa en az bir gˆn kalıp dinlenmesi i„in ikna ettim. İtirazsız kabul etti... S vetozersky Manastırı'na, „ok saygı duyduğu Peder Misail'i g‰rmeğe gittiğini anlattı. Hani şu, hepimizin „ok iyi bildiği, ge„en yıl beni sˆpˆrgesiyle kovalayan Stepanida Matveyevna var ya, işte o, bir mektup almış. Moskova'daki ailesinden biri ‰lmek ˆzereymiş. Babası mı, yoksa kızı mı bilmem, zaten bana ne, belki de hem kızı hem de babasıdır, hatta bir de meyhanede „alışan yeğeni de ‰lˆyormuş... Neyse canım, uzun lafın kısası, kadın o kadar k‰tˆ olmuş ki on gˆnlˆğˆne Prens'ten ayrılıp başkenti şereflendirmeye gitmiş. Sonra Prens bir gˆn oturmuş, iki gˆn oturmuş, peruklarını takıp „ıkarmış, her yerini kremlemiş, bıyığını boyamış, kŠğıt (hatta belki de bakla) falları bakmış, ama olmamış, Stepanida Matveyevna'sız hayata dayanamamış; atlarını hazırlatıp, Svetozersky Manastırı'na gitmeye karar vermiş. Stepanida Matveyevna'nın g‰lgesinden bile ‰dˆ patlayan bir uşak karşı „ıkma cesaretinde bulunmuş, ama Prens dinlememiş. Dˆn akşam yemeğinden sonra yola koyulmuş, geceyi İgishevo'da ge„irmiş, şafakta, istasyondan ayrılmış ve tam Peder Misail'e d‰nen kavşakta kızağı neredeyse hendeğe yuvarlanıyormuş. Onun yardımına koştuktan sonra, ortak dostumuz, sevgili Marya Aleksandrovna'ya ş‰yle bir uğramaya ikna ettim. Sizin, tanıdığı en „ekici hanım olduğunuzu s‰yledi ve işte buradayız. Şimdi Prens yanından hi„ ayırmadığı ve asla da ayırmayacağı uşağının yardımıyla makyajını yapıyor yukarda, „‚nk‚ hanımların huzuruna makyajsız „ıkmaktansa •lmeyi tercih eder... B‚t‚n hik†ye bu! Eine allerliebste Geschichte. * " "Ne kadar şakacı bir adam, Zina!" diye bağırdı Marya Alek-sandrovna, sonuna kadar dikkatle dinledikten sonra. "Ne kadar da * Nefis bir hik†ye! 22 g‚zel anlattı! Peki s•ylesenize Paul, sizin Prens'le yakınlığınız nedir? Sanki 'Amca' dediniz gibi geldi bana." "Doğrusunu s•ylemek gerekirse Marya Aleksandrovna, onunla yakınlık derecemi bilmiyorum. ‡ok uzak bir akrabalık galiba. Zaten b‚t‚n bunlar Ağlaya Mikhailovna Hala'nın işleri. Bilirsiniz, parmaklarıyla, hi„ durmadan akrabalarımızı saymaktan başka bir şey yapmaz. Ge„en yaz, Dukhanovo'ya gidip onu g•rmemi isteyen halamdı. Keşke kendi gitseydi! Ben ona 'Amca' diyorum o da itiraz etmiyor. İşte akrabalığımız b•yle, en azından şimdilik..." "Ne olursa olsun, sizi buraya Tanrı g•nderdi! Benimkinde değil de başka bir evde kalsaydı, zavallıya olacakları d‚ş‚nmek bile istemem! Buradaki insanlar onu kaptıkları gibi, „ekiştire „ekiştire, par„alara ayırırlardı! Sanki altın madeni ya da elmas tarlasıymış gibi ‚zerine saldırırlar, hatta onu soyup soğana „evirirlerdi. Bu ka-sabadakilerin ne rezil, ne a„g•zl‚, ne sinsi insanlar olduklarını bilemezsiniz, Pavel Aleksandrovich!..." "Yapmayın canım! Sizinkine değil de kimin evine g•t‚receklerdi yani? Siz ne diyorsunuz Marya Aleksandrovna?" diye lafa karıştı, dul Nastasya Petrovna, „ay doldururken. "Herhalde Anna Ni-kolayevna'ya g•t‚recek değillerdi!" "Neden aşağı inmesi bu kadar uzun s‚rd‚ acaba? ‡ok garip" dedi Marya Aleksandrovna, sandalyesinden sabırsızlıkla kalkarak. "Amcam mı?" dedi Mozglyakov. "Bence onun hazır olması beş saat daha s‚rer! Hafızası o kadar zayıf ki, belki de sizi ziyarete geldiğini unutmuştur. Biraz garip bir adamdır, bilirsiniz Marya Aleksandrovna!" "O kadar da değil! Siz ne demek istiyorsunuz?" "Bir şey demek istemiyorum Marya Aleksandrovna. Ger„ek bu! Zaten o tam bir adam sayılmaz, yarısı takma. Siz onu altı yıl •nce g•rm‚şt‚n‚z, oysa ben bir saat •nce g•rd‚m. Yarı •l‚ sayılır! Y‚r‚yen bir •l‚, g•mmeyi unutmuşlar o kadar! G•zleri takma, bacakları mantardan, her yanı tellerle tutturulmuş, hatta teller sayesinde konuşabiliyor!" 23"Ah Tanrım! Ne sa„ma şeyler s•yl‚yorsunuz!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, sert bir ifade takınarak. "Saygıdeğer, yaşlı bir adam i„in b•yle kelimeler kullanmak, sizin gibi gen„ bir adama hi„ yakışıyor mu? ‹stelik akrabasısınız, ne ayıp! Hem ne kadar da nazik bir adam..." O anda sesi duygusal bir tona b‚r‚nd‚. "Şunu aklınızdan hi„ „ıkarmayın, o soyluluğun en son kalıntısı, babasının bir kopyası. Dostum,mon ami* l Dilinizden hi„ d‚ş‚rmediğiniz yeni fikirler y‚z‚nden b•yle sa„ma sapan konuşuyorsunuz, bunun farkındayım. Aslında ben de bu fikirlerden yanayımdır! Soylu ve onurlu d‚ş‚nceleriniz olduğunu biliyorum. İ„imden bir his bana, bu yeni fikirlerin altında coşkulu bir şeyler olduğunu s•yl‚yor, ama bunlar benim d‚r‚st olmamı, olayları ger„ek„i bir şekilde değerlendirmemi engellemez. Ben neler g•rd‚m, sizden daha „ok şey yaşadım, ‚stelik de bir anneyim, siz daha „ok gen„siniz. Yaşlı bir adam olduğu i„in size komik geliyor. Hepsi bu kadarla da kalmıyor. Ge„en gelişinizde, b‚t‚n k•leleri serbest bırakacağınızı, artık bu devirde bir şeyler yapılması gerektiğini s•ylemiştiniz. Bunlar hep o, durmadan okuduğunuz Shakespeare'in etkisi! İnanın bana Pavel Aleksandrovich, artık Shakespeare'inizin zamanı „oktan ge„ti, şimdi dirilip, mezarından kalkacak olsa, o kadar akıllı olmasına rağmen, yaşadığımız hayatın tek bir şeyine bile akıl erdiremezdi. Eğer „ağdaş toplumumuzda h†l† kibar ve g•rkemli bir şeyler kaldıysa, bu ancak ‚st tabakada bulunabilir. ‡uval da giyse Prens Prens'tir. Viranedeki bir Prens bile saraydaki Prens'e eştir. Natalya Dmitriyevna'nın kocasını d‚ş‚n‚n, kendisine ger„ek bir saray yaptırdı, ama yine de Natalya Dmitriyevna'nın kocası olmaktan ‰teye ge„emedi. Natalya Dmitriyevna da kendisini elli tane tuvaletle donatsa bile, yine aynı Natalya Dmitriyevna'dır, kişiliğinde zerre kadar bir değişiklik olmaz. Siz de geldiğiniz ˆst tabakanın temsilcisi sayılırsınız. Ben de kendimi pek yabancı saymam. Kimse soyunu lekelemek istemez. Neyse, nasıl olsa bir gˆn bunları hep anlayacaksınız, mon cher** Paul, Shakespeare'inizi unutacaksınız. * Dostum. ** Sevgili 24 Size şimdiden s‰ylˆyorum. Zaten şu anda bile i„ten gelerek b‰yle konuşmadığınıza inanıyorum, modaya uyuyorsunuz o kadar. Neyse canım, ben de ne „ok konuşuyorum. Siz burada durun da ben yukarı „ıkıp Prens'e ne olduğuna bir bakayım, mon cher Paul. Belki uşaklarıma falan ihtiyacı vardır..." Uşaklarını hatırlayan Marya Aleksandrovna, aceleyle odadan „ıktı. "Marya Aleksandrovna, Prens'in şu moda delisi Anna Ni-kolayevna'nın eline dˆşmediğine sevindi sanırım. Biliyorsunuz Anna Nikolayevna, onun akrabası olduğunu s‰yleyip duruyor. Şu anda sinirinden kuduruyordur!" dedi Nastasya Petrovna. Zina ve Pavel Aleksandrovich'e bakıp, onlardan bir cevap alamayınca, sanki bir işi varmış gibi odadan „ıktı ve ikisini yalnız bıraktı. Dışarı „ıkınca da kapıda durup i„eriyi dinlemeğe başladı. Pavel Aleksandrovich hemen Zina'ya d‰ndˆ. €yle heyecanlıydı ki sesi titriyordu. "Zinaida Afanasyevna, bana kızgın değilsiniz ya?" dedi, korku dolu ve yalvaran bir sesle. "Size mi? Ne i„in?" dedi Zina, hafif„e kızarıp, harika g‰zlerini kaldırıp ona bakarak. "Bu kadar „abuk d‰ndˆğˆm i„in Zinaida Afanasyevna! Duramadım, iki hafta daha bekleyemedim... Geceleri rˆyama bile girdiniz. Kaderimi ‰ğrenmek i„in koşarak geldim... Ama suratınızı asıyorsunuz, kızgınsınız! Şimdi de mi kesin bir cevap alamayacağım?" Zinaida'nın ger„ekten suratı asıktı. "B‰yle s‰yleyeceğinizi biliyordum" dedi, yine g‰zlerini ka„ırarak. Sesi ciddi ve sertti, rahatsız bir ifade taşıyordu. "Beklemeyi ben de sevmem, her şey ne kadar „abuk halledilirse o kadar iyi. Yine bir cevap bekliyorsunuz, hatta yalvarıyorsunuz. Yine aynı şeyi s‰ylˆyorum. Cevabım size daha ‰nce s‰ylediğimin aynısı: Bekleyin! Henˆz kararımı vermedim ve size karınız olacağım ko25, nusunda s‰z veremem. B‰yle şeyler zorla olmaz, Pavel Aleksandrovich! Sizi rahatlatacaksa, şu kadarını s‰yleyeyim, sizi kesin olarak reddetmiyorum. Bir şeyi daha belirteyim, sabırsızlığınızı ve kaygınızı gayet iyi anladığım i„in size olumlu bir kararın umudunu da vermek istiyorum. Tekrar s‰ylˆyorum, kararımda tamamen ‰zgˆr olmak istiyorum ve eğer sonu„ta, red cevabı verecek olursam ˆmit verdiğim i„in beni su„lamayın. Bunu aklınızdan „ıkarmayın." "Bu da ne demek oluyor şimdi?" diye bağırdı Mozglyakov, acıklı bir sesle. "Bu nasıl bir ˆmit? Kelimelerinizden ˆmit ışığı „ıkarabilir miyim Zinaida Afanasyevna?" "Size s‰ylediğim hi„bir şeyi unutmayın ve nasıl istiyorsanız oy le bir anlam „ıkarın. Sizin bileceğiniz şey! Başka s‰yleyecek bir şeyim yok. Sizi reddetmedim, tek istediğim beklemeniz. Ama bir kez daha s‰ylˆyorum, reddetme hakkına sahibim. Bir şey daha s‰yleyeyim, kararlaştırılan zamandan ‰nce gelişinizle, dolamba„lı yollardan, araya ˆ„ˆncˆ bir kişiyi -‰rneğin annemi- koyarak kararımı etkilemeye „alışıyorsanız, ne yazık ki yanlış hesap yapmışsınız. €yle bir durumda sizi kesinlikle reddederim, bunu bilmiş olun. Artık yeter, lˆtfen kararlaştırılan zamana kadar bana bu konuda tek kelime bile s‰ylemeyin." Bˆtˆn bu konuşma ‰ylesine sert, heyecansız bir ses tonuyla ve duraksamadan yapılmıştı ki sanki ‰nceden ezberlenmiş gibiydi. "Bay Paul", kendisine kapının yolunun g‰sterildiğini hissetti. O anda, Marya Aleksandrovna arkasında Bayan Zyablova ile beraber odaya girdi. "Sanırım birazdan aşağıda olacak Zina! Nastasya Petrovna lˆtfen taze bir „ay demleyin!". Marya Aleksandrovna biraz heyecanlıydı. "Anna Nikolayevna birisini g•ndermiş. Anyutka aceleyle mutfağa gelip bir s‚r‚ soru sordu. Hanım biraz •fkeli galiba!" dedi Nastasya Petrovna semavere doğru giderken. "Bana ne canım?" dedi Marya Aleksandrovna, omuzlarının ‚zerinden Bayan Zyablovna'ya bakarak. "Sanki senin Anna Ni26 kolayevna'nın d‚ş‚nd‚kleri benim „ok umurumda! Emin olun ben onun mutfağına kimseyi g•ndermem. O zavallı Anna Nikolayevna' nın d‚şmanı olduğumu sanmanıza „ok şaşırdım, ger„ekten „ok şaşırdım, yalnızca siz değil b‚t‚n kasaba •yle d‚ş‚n‚yor. Size sorarım Pavel Aleksandrovich, ikimizi de tanırsınız, ben ne diye ona d‚şman olayım? Kıdem y‚z‚nden mi? Kıdem benim umrumda bile değil. İstiyorsa kıdem onun olsun! Onu ilk kutlayan ben olurum. Ama bu haksızlık. Onu savunacağım, savunmak zorundayım. Herkes onun hakkında b•yle şeyler s•yl‚yor. Neden ona saldırıyosunuz? Gen„ olduğu ve g‚zel giysileri sevdiği i„in mi? Neden bu mu? G‚zel giysilere d‚şk‚nl‚k başka şeylerden iyidir bence. Natalya Dmitriyevna'ya bir baksanıza, onun sevdiği şeyler bir toplulukta s•ylenemez bile! Anna Nikolayevna evde hi„ durmayıp b‚t‚n g‚n gezdiği i„in mi k•t‚? Tanrı aşkına! Kadının bir eğitimi yok, doğal olarak eline bir kitap alıp okuyamıyor ya da kendisini oyalayacak bir şeyler bulamıyor. Onun i„in de, fl•rt edip, yoldan ge„enlerle bakışmaktan başka ne yapsın? Bembeyaz bir surattan başka bir şeyi olmadığı halde neden herkes g‚zel olduğunu s•yl‚yor acaba? Dansa gittiğinde herkesi g‚ld‚r‚yor! Peki neden Polka'yı g‚zel yaptığını s•yl‚yorlar? ‡ok acayip şapkalar ve eşarplar takıyor, ama Tanrı onu zevkten yoksun bırakıp, saf yaratmışsa su„ onun mu? Sa„ına şeker kağıdının „ok yakışacağını s•yleseniz hi„ d‚ş‚nmeden hemen takar. Dedikoducunun biri, ama burada †dettir, hangimiz değiliz ki? Şu koca favorili Sushilov sabah akşam, hatta gece bile ziyaretine gidiyor. Tanrım! Bunun bir nedeni var kuşkusuz. Kocası sabahın beşine kadar dışarda kumar oynuyor! Her neyse, •yle „ok k•t‚ •rnek var ki! Bunların hepsi dedikodu olabilir. Yani, ben her zaman onu savunacağım!... Tanrım! Ve işte Prens! İşte o! Onu tanırım! Onu her yerde tanırım! Nihayet sizi g•rebildim monprince!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, i„eri yeni giren Prens'i karşılamak i„in koşarken. 27DˆRD‹NC‹ BOLUM İlk bakışta, Prens'in yaşlı bir adam olduğunu hi„ anlamazsınız; ancak yakından, dikkatlice bakarsanız tellerle tutturulmuş bir cesede benzediğini g•r‚rs‚n‚z. Bu mumyanın gen„ bir delikanlıya d•n‚şt‚r‚lmesi i„in, her „eşit sanat y•ntemi kullanılmıştır. Hepsi simsiyah olan şahane bir peruk, favoriler, bıyık, k‚„‚k sakal y‚z‚n‚n yarısını kapatmaktadır. Y‚z‚ pek alışılmadık bir y•ntemle bembeyaz yapılmış ve allıkla boyanmıştır ve tek bir kırışığı bile yoktur. Nereye gider bu kırışıklar? Kimse bilmez. Sanki podyumlardan inmiş gibi modaya uygun giyinir. ˆzel bir sabah ceketi ya da ona benzer bir şey giyer, tam olarak ne olduğunu ger„ekten bilmiyorum, yalnızca, son moda bir şey olduğunu ve sabah ziyaretleri i„in giyildiğini s•yleyebilirim. Eldivenleri, kravatı, yeleği, g•mleği ve diğer giysileri hep g•z kamaştıracak kadar temiz ve zevklidir. Prens hafif„e topallar, ama bunu bile sanki modaymış havasında yapar. Tek g•z‚ne -hem de camdan yapılmış olan takma g•z‚ne- tek camlı g•zl‚k takar. Parf‚me daldırılmış gibidir. Konuşurken, bazı kelimeleri değişik bir şekilde ağır ağır s•yler, tabii 28 bu yaşlılığıyla bağdaştırılacak bir şey olabilir, ama belki de takma dişlerinden ya da değişik bir etki yaratma arzusundan kaynaklanıyor da olabilir. Bazı heceleri, 'e' harfine •zel bir vurgu yaparak, alışılmamış bir yumuşaklıkla s•yler. Tavırlarında senli-benli bir hor g•rme vardır, bu da hayatını bir z‚ppe olarak ge„irmesinden kaynaklanıyor olabilir. Bu z‚ppe yaşam tarzından kalan izleri, ne yazık ki hi„bir parf‚m, hi„bir korse, makyaj .malzemesi ya da kuaf•r kapatamaz. Şunu da en baştan kabul etmeliyiz ki, yaşlı adam hen‚z aklını ka„ırmadıysa bile, hafızasını „oktan kaybetmişti ve aynı şeyleri durmadan s•yl‚yor, sa„malayıp duruyordu. Onunla konuşabilmek i„in insanda •zel bir yetenek olması gerekir. Marya Aleksandrovna kendi yeteneğine son derece g‚venir, Prens'i g•r‚nce •ylesine kendinden ge„er ki bunu tanımlamak imk†nsızdır. "Hi„ değişmemişsiniz, hi„!" diye bağırdı, konuğunu iki elinden tuttuğu gibi rahat bir koltuğa oturttu. "Oturun, oturun Prens! Birbirimizi g•rmeyeli altı yıl oldu, tam altı yıl. Sizden tek bir mektup bile almadım, onca zamandır tek satır yazmadınız! Ah bana karşı nasıl da su„lusunuz, Prens! Size nasıl kızgınım mon cher Prens! Neyse •nce bir „ay i„elim! Tann aşkına Nastasya Petrovna, hadi „ay i„elim!" "Teşekk‚r ederim, te-şek-k‚r e-de-rim. Beni ba-ğış-la-ym!" diye peltek peltek konuştu (peltek peltek konuştuğunu s•ylemeyi unuttuk, bunu bile modaymış gibi yapar). "Ba-ğış-la-ym! Daha ge„en yıl gelmeye ciddi ciddi niyetlendim, ina-nın" diye ekledi, odayı g•zl‚ğ‚yle s‚zerek. "Ko-le-ra salgını var dediler, korktum doğrusu" "Hayır Prens, kolera falan yok" dedi Marya Aleksandrovna. "Sığır humması vardı, Amca!" dedi Mozglyakov, kendini g•stermek Hevesiyle. Marya Aleksandrovna onu ciddi bir bakışla s‚zd‚. "Evet, sığır humması ya da ona benzer bir şey...Neyse, ben yerimden hpırdayamadım. Kocanız nasıl, sevgili Anna Nikolayev-na? H†l† mali-ye-de mi?" 29 "Yo-o Prens" dedi Marya Aleksandrovna, hafif„e kekeleyerek. " Kocam maliyede değil ki..." "Bahse girerim Amcam'ın kafası karıştı ve sizi Anna Ni-kolayevna Antipova ile karıştırdı!" dedi akıllı Mozglyakov, ama o. a„ıklamadan da Marya Aleksandrovna'nın her şeyi anladığını fark ederek, hemen toparlandı. "Ah evet, evet... Anna Nikolayevna... Ne korkun„ bir hafızam var! Evet, Antipovna, tabii ya Anti-povna'ydı" dedi Prens kendinden emin bir havayla. "Ha-yır Prens, „ok k•t‚ karıştırdınız" dedi Marya Aleksandrovna, acı acı g‚lerek. '"Ben Anna Nikolayevna değilim, doğrusunu s•ylemek gerekirse beni hatırlayamayacağınızı hi„ d‚ş‚nmemiştim! Beni „ok şaşırttınız, Prens! Ben sizin eski arkadaşınız Marya Aleksandrovna Moskaleva'yım. Hatırlamıyor musunuz Prens? Marya Aleksandrovna!..." "Marya A-leks-and-rovna! Şaşılacak şey! Ben de sizin şey -neydi adı?- ah evet! Anna Vasilyevna olduğunuzu sanıyorum... C'est delicieux\* Demek yanlış eve gelmişim. Beni Anna Mat-veyevna'nın evine g•t‚r‚yorsun sanmıştım. C'est charmant\**'Bu bana „ok sık oluyor... Hep yanlış yere giderim. Ama yine de halimden memnunum, ne olursa olsun hep memnun olurum. Demek siz Nastasya Va-silyevna değilsiniz? Bu „ok ilgin„..." "Marya Aleksandrovna'yım Prens, Marya Aleksandrovna! Siz nasıl da su„lusunuz! Demek en iyi arkadaşınızı unuttunuz!" "Ah evet, en iyi ar-kada-şımı... pardon pardon" diye pelteleye-rek konuştu, bir yandan da Zina'ya bakıyordu. "Bu kızım Zina. Onunla tanışmadınız Prens. 18'de geldiğiniz zaman o burada değildi." "Kızınız mı? Charmante, charmante!" dedi Prens, urun saplı * Nefis! ** Bu ne hoş! g•zl‚ğ‚yle Zina'ya arzulu arzulu bakarken. "Mais quelle beaute!"* diye fısıldadı. , "‡ayınız, Prens" dedi Marya AŒeksandrovna, elinde tepsiyle Prens'in •n‚nde duran „ocuğa dikkatini „ekerek. Prens fincanı aldı ve tombul, pembe yanaklı „ocuğa bakarken kendini kaybetti. "A-ah, bu sizin oğlunuz mu?" dedi. "Ne g‚zel bir „ocuk!... Ter-bi-yeli bir „o-cu-ğa benziyor." "Prens" diye araya girdi Marya Aleksandrovna aceleyle. "Korkun„ kazayı duydum! ‡ok korktum doğrusu... Bir yerinizi incitmediniz ya? İyice emin olmalısınız! B•yle bir şey şakaya gelmez... "O yaptı, o yaptı, arabacı yaptı bunu!" dedi Prens, alışılmadık bir hareketlilikle. "D‚nyanın sonu falan geldi sandım. İtiraf etmeliyim ki „ok korktum. Tanrı beni bağışlasın! Neredeyse aklımı ka„ırıyordum! Hi„ beklemiyordum, hi„ bek-le-miyor-dum! Arabacım Fe-o-fil'in su„u bu! Sana g‚veniyorum dostum, gerekli işlemleri hallet, bir araştırma yaptırt. Benim canıma kastettiğinden eminim!" "Tamam, tamam Amca!" dedi Pavel Aleksandrovich. "Aslını iyice araştırırım! Ama Amca, onu bu seferlik affedemez misiniz? Ne diyorsunuz?" "Kesinlikle olmaz! Beni ortadan kaldırmak istediğinden eminim. O ve evdeki Lavrenty. D‚ş‚nsenize kafasını şu yeni fikirlerle doldurmuş! Son zamanlarda „ok olumsuz davranmağa başladı... A„ık s•ylemek gerekirse, tam anlamıyla kom‚nist olmuş! Onunla karşılaşmaya bile korkuyorum!" "‡ok doğru s•yl‚yorsunuz Prens" diye bağırdı Marya Aleksandrovna. "Şu lanet olasıca, işe yaramaz adamlardan neler „ektiğimi bilemezsiniz! Bir d‚ş‚nsenize, iki tanesini değiştirdim, ama onların yerine aldıklarım da •yle aptal şeyler ki, sabahtan akşama Bu ne g‚zellik! 30 31 kadar onlarla beraber olmaktan korkuyor insan. Ne aptal olduklarım bilemezsiniz, Prens!" "ˆyle tabii, ama ben uşağın biraz kalın kafalı olmasını isterim doğrusu" dedi Prens, b‚t‚n yaşlılar gibi boş konuşmalarının dikkatle dinlenmesinden „ok memnundu. "Bir uşağa bu yakışır, hatta bu onun en •nemli erdemidir, d‚r‚st ve salak olmalıdır. Tabii bazı zamanlarda. Bu onları daha heybetli yapar, y‚zlerine bir cid-di-yet gelir; yani daha terbiyeli g•r‚n‚rler, bir uşakta en „ok aradığım şey terbiyedir. ˆrneğin, benim Te-ren-ty. Te-ren-ty'i hatırlıyorsunuz değil mi? Onu ilk g•rd‚ğ‚m anda ondan iyi bir kapıcı olacağını anlamıştım! Şaşılacak kadar aptaldı! Koyun gibi bakardı! Ama ne heybetli, ne ciddiydi! Gırtlağı a„ık pembeydi! Beyaz kravatı ve ‚niformasıyla „ok etkileyiciydi. Onu ger„ekten „ok severdim. Bazen ona bakar hayran kalırdım, sanki bilimsel bir araştırma yapıyormuş gibi •nemli bir edası vardı! Tam bir Alman filozofuna benziyordu, Kant gibi •rneğin, yok yok daha „ok besili bir hindi gibiydi. Bir uşak i„in fazlasıyla comme ilfaııt!..." Marya Aleksandrovna kahkahayı patlatıverdi, hatta alkışladı bile. Pavel Aleksandrovich de b‚t‚n kalbiyle onun duygularına katıldı. Amcasını „ok komik bulmuştu. Nastasya Petrovna da g‚lmeye başladı. Zina bile g‚ld‚. "Ne kadar şakacı, ne kadar akıllı ve esprilisiniz, Prens!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna. "En ince, en komik ayrıntıları g•zlemleme yeteneğiniz var!... B•yle bir yeteneğe sahip olup da koskoca beş yıl kendini toplumdan soyutlamak ha! Yazabilirdiniz Prens! Belki bir Fonvizin, bir Griboyedov, bir Gogol olabilirdiniz!..." "Ah evet" dedi Prens durumdan gayet memnun. "Yazabilirdim... Biliyorsunuz, eski g‚nlerde „ok daha espriliydim. Hatta sahne i„in bir ko-me-di bile yazmıştım... İ„inde birka„ tane nefis şarkı bile vardı! Ama hi„ oynanmadı..." "Okusak ne hoş olurdu! Sen de biliyorsun Zina, şimdi tam zamanı! Bizimkiler bir dizi tiyatro gecesi d‚zenliyorlar Prens, ga32 zilerimiz i„in6 vatanseverlik adına... Sizin eseriniz „ok uygun olurdu!" "Evet, tekrar yazmak isterim... ama tamamen u-nut-mu-şum. İki, ‚„ tane harika kelime oyunu olduğunu iyi hatırlıyorum (Prens, kendi elini •pt‚)... Ben yurtdışındayken b‚y‚k bir heyecan yaratmıştım. Lord Byron'u hatırlıyorum. Onunla aramız gayet iyiydi,7 Viyana Kongresi8'nde m‚kemmel dans etmişti." "Lord Byron mu, Amca! Tanrı aşkına Amca, siz ne s•yl‚yorsunuz?" "Evet, Lord Byron. Belki de Lord Byron değildi, başka biriydi. Yo, Lord Byron değildi, bir Polonyalı'ydı! •Şimdi hatırladım. ‡ok ilgin„ bir adamdı. Kont olduğunu s•yleyip duruyordu, ama sonra bir lokantacı olduğu ortaya „ıkmıştı. Neyse, „ok g‚zel dans ederdi, sonunda bacağını kırdı. Bu duruma uygun bir şiir de yazmıştım: Bizim Polonyalı Ne de g‚zel oynardı. "Sonra devam ederdi... Nasıl devam ettiğini hatırlayamıyorum... Kırınca bacağını Bıraktı oynamayı." . > "Ger„ekten b•yle devam ediyordu, değil mi Amca?" dedi, iyice j kendinden ge„en Mozglyakov. "Evet, sanırım •yle oğlum" dedi Amca. "Ya da ona benzer bir şeydi. Belki de değildi, neyse canım, komik bir şeydi işte... Bakıyorum da her şeyi unutmuşum. Hep halletmek zorunda olduğum bir s‚r‚ iş olduğu i„in." 33"S•ylesenize Prens, bunca zamandır neler yaptınız?" diye sordu Marya Aleksandrovna ilgiyle. "Sizi oyle „ok d‚ş‚nd‚m ki mon cher prince, neler olduğunu •ğrenmek i„in sabırsızlıktan •l‚yorum..." "Ne mi yaptım? Bilirsiniz işte, bir s‚r‚ iş vardı. Bazen dinlenir insan, bazen de gezintiye „ıkar ve bir s‚r‚ şeyin hayalini kurar..." "‡ok g‚„l‚ bir hayal g‚c‚n‚z vardır herhalde Amca?" "Hem de „ok oğlum. Bazen •yle şeyler d‚ş‚n‚r‚m ki sonra kendim de şaşarım... Ben Kaduyevo'dayken... Sahi sen Kaduyevo vali yardımcısıydın, değil mi?" "Ben mi Amca? Siz ne s•yl‚yorsunuz?" diye bağırdı Pavel Aleksandrovich. "Ben de seni vali yardımcısı sanıyordum, ‚stelik de ne kadar değiştiğini d‚ş‚n‚yordum... Vali yardımcisinın y‚z‚ „ok kocaman ve zeki bir y‚zd‚. Olağan‚st‚ zeki bir adamdı, her fırsatta şiir yazardı. Profilden karo papazına benzerdi..." "Ah Prens" diye araya girdi Marya Aleksandrovna. Bu yaşam tarzınızla kendi kendinizi mahvedeceksiniz, hi„ kuşkum yok! Beş yıl bir yere kapanıp, kimseyle g•r‚şmemek ve konuşmamak! Siz mahvolmuş bir adamsınız Prens! Sizi d‚ş‚nen her kime sorarsanız sorun, herkes aynı şeyi s•yleyecektir, mahvolmuşsunuz siz!" "Ger„ekten mi?" dedi Prens. "Yemin ederim! Size dostunuz ve kardeşiniz olarak syl‚yorum! Sizi d‚ş‚nd‚ğ‚m ve ge„mişimize saygı duyduğum i„in bunları s•yl‚yorum. İkiy‚zl‚l‚k yapsam elime ne ge„er? Yaşam şeklinizi tamamen değiştirmelisiniz yoksa hastalanacaksınız, kendinizi t‚ketip •leceksiniz..." "Olamaz! O kadar erken mi •leceğim?" diye bağırdı Prens, korkuyla. "Biliyor musunuz, doğru bildiniz. Basurdan „ok „ekiyorum, •zellikle de son zamanlarda. Krizim tuttuğu zaman „ok k•t‚ oluyorum. Bakın size ayrıntısıyla anlatayım... İlk •nce..." "Başka bir zaman anlatırsınız Amca" diye araya girdi Pavel Aleksandrovich. "Şimdi artık gitme zamanımız gelmedi mi?" 34 "Peki, başka bir sefere o zaman. Zaten pek de ilgin„ gelmeyecekti size. Bunu şimdi fark ettim... Yine de ilgin„ bir hastalık. ˆyle anları var ki... Bana hatırlat da sana bu akşam bir olayı ay-rın-tı-sıy-la anlatayım oğlum..." "Yurtdışında tedavi ettirmelisiniz Prens" dedi Marya Aleksandrovna, ikinci kez araya girerek. "Yurdışında mı? Evet. Kesinlikle yurtdışına gideceğim. Hatırlıyorum da, 1820'lerde yurtdışındayken, her şey m‚kemmeldi oralarda. Fransız bir vikontesle neredeyse evleniyordum. Ona fena halde †şıktım ve b‚t‚n hayatımı adamak istiyordum. Ama onunla evlenen bir başkası oldu. Olaylar tersine d•nd‚. Birka„ saat i„in ona arkamı d•nm‚şt‚m ki bir başkası gelip kaptı. Alman bir barondu. Sonraları tımarhanede yattı." "Cher prince, ben sağlığınıza dikkat etmeniz gerektiğini s•yl‚yorum. Yurtdışında iyi doktorlar var... her şey bir yana, yaşam tarzım değiştirmek mucizeler yaratır! Dukahanovo'nuzdan ayrılmalısınız, hi„ olmazsa bir s‚re i„in." "Ke-sin-lik-le doğru! Bunu „ok •nce d‚ş‚nm‚şt‚m zaten. Biliyor musunuz, su k‚r‚n‚ deneyeceğim." "Su k‚r‚ m‚?" "Evet, aynen •yle. Bir zamanlar denemiştim. İ„melere gittiğim j zamandı. Orada, Moskovalı bir hanım vardı, soyadını hatırlamıyorum. Yetmişinde, şair ruhlu bir kadındı. Elli yaşlarında, ak„ıl g•zl‚, dul bir kızı vardı. O da şiir konusunda iyiydi. Sonraları başına bir talihsizlik geldi ve „ok sinirlenerek hizmet„isini •ld‚r‚verdi. Mahkemelerde s‚r‚nd‚. İşte onlar ille de i„melere gitmem i„in direttiler. Aslında bir sıkıntım yoktu, ama onlar ısrar ettiler. Kabalık etmemek i„in gittim. Ger„ekten yararlı bir şeydi. İ„tik„e i„tim, belki bir ırmak su i„mişimdir. Su k‚r‚n‚n „ok yararlı bir şey olduğunu ve bana g‚„ verdiğini kabul etmeliyim. Eğer hasta d‚şmeseydim, inanın ki hi„bir sorunum olmazdı..." "Bu „ok doğru bir sonu„ Amca!" dedi Mozglyakov. "S•ylesenize I Amca siz mantık okudunuz mu?" 35"Tanrı aşkına! Neler soruyorsunuz •yle!" dedi Marya Alek-sandrovna sert sert, „ok şaşırmış bir halde. "Okudum „ocuğum, ama uzun yıllar •nceydi. Almanya'da felsefe de okudum. Kursun tamamını aldım, ama sonra hepsini unuttum gitti. İtiraf etmeliyim... beni bu hastalık konusunda... •yle kor-• kuttunuz ki... „ok k•t‚ oldum. Şimdi geliyorum..." "Nereye gidiyorsunuz Prens?" diye bağırdı Marya Alek-sandrovna şaşkınlıkla. "Şimdi d•nerim, şimdi... Aklıma bir şey geldi de onu bir yerlere not etmek istiyorum... au revoir*..." "Bunu nasıl buldunuz?" diye bağırdı Pavel Aleksandrovich ve kahkahayı bastı. Marya Aleksandrovna'nın sabrı t‚keniyordu. "Hi„ anlamıyorum, neden g‚ld‚ğ‚n‚z‚ ger„ekten anlamıyorum!" diye s•ze başladı •fkeyle. "Yaşlı, saygıdeğer bir adama g‚l‚yorsunuz, ‚stelik de akrabanız, her kelimesiyle alay ediyor, iyi niyetinden yararlanıyorsunuz! Sizin adınıza ben utan„ duyuyorum Pavel Aleksandrovich! S•ylesenize bu kadar g‚l‚necek nesi var? B en hi„ de komik bir şey g•rm‚yorum." "Bazen kimseyi tanımıyor ve sa„ma şeyler s•yl‚yor." "Bu, yaşadığı korkun„ hayatın bir sonucu, k•t‚ bir kadının y•netimi altında ge„en, beş yıllık bir mahk•miyetin sonucu. Ona g‚lmek yerine acmanız gerekir. Beni bile tanıyamadı, bunu kendiniz g•rd‚n‚z. Her şey ortada! Onu kurtarmak gerekiyor! Sırf o... adi kadından kendini kurtarsın diye yurtdışına „ıkmasını •nerdim!" "Bir şey s•yleyeyim mi, ona bir eş bulmalısınız, Marya Alek-sandrovna!" dedi Pavel Aleksandrovich. "Yine başladınız! Siz ıslah olmazsınız M•sy• Mozglyakov!" * Hoş„a kalın. 36 "Yo Marya Aleksandrovna! Bu kez ger„ekten „ok ciddiyim. Neden onu evlendirmiyoruz? Fena bir fikir sayılmaz! C'est ‚ne idee comme ‚ne antre! * Ne zaran olacak? Hatta tam tersine, şu anda •yle bir durumda ki, belki b•yle bir adım onun kurtuluşu olur! Yasal olarak buna bir engeli yok. Hem sonra, tabirimi bağışlayın, o yaşlı cadalozdan da kurtulmuş olur. En •nemlisi de, gen„ bir kız ya da daha iyisi, tatlı, iyi, akıllı, yumuşak, hepsinden •te ona kızıymış gibi bakabilecek, fakir bir dul se„ecek olursa, o zaman onunla evlenmekle kadının hayatını kurtardığını d‚ş‚necek. Onun i„in, o k•yl‚ kadın yerine, sevecen, i„ten, iyi bir aileden gelen ve b‚t‚n •mr‚ boyunca yanından ayrılmayacak bir kadından daha iyi bir şey olur mu? Tabii g‚zel de olması gerekiyor, „‚nk‚ Amca'm g‚zelliğe meraklıdır. Zinaida Afanasyevna'ya bakışını fark ettiniz mi?" "Ama •yle birini nereden bulacaksınız?" diye sordu, o ana kadar her şeyi dikkatle dinleyen Nastasya Petrovna. "İşte kendiniz s•ylediniz: Siz varsınız ya! İsterseniz tabii. Bakın size ş•yle s•yleyeyim: Prens'in eşi olmamanız i„in bir nedeniniz var mı? G‚zelsiniz, bu bir; hem dulsunuz, bu da iki; ‚„‚nc‚s‚, iyi bir aileden geliyorsunuz; d•rd‚nc‚s‚, zengin değilsiniz („‚nk‚, „ok paganız yok); beşincisi, „ok duygulu bir kadın olduğunuz i„in onu seversiniz, el ‚st‚nde tutarsınız, o kadını postalayıp, Prens'i yurtdışına g•t‚r‚rs‚n‚z, onu balla b•rekle beslersiniz. Ta ki, bu fani d‚nyadan g•„‚p gidene dek. Bu da en ge„ bir yıl i„inde olur zaten, hatta belki de bir iki ay bile s‚rmeyebilir. O zaman, dul bir Prenses olursunuz ve bir s‚r‚ paranız olur, fedak†rlığınızın •d‚l‚ olarak da belki bir markiyle, belki de bir generalle evlenirsiniz! C'est joli, n'est-cepas?"** "Aman Tanrım! Ne ayıp! O beni isteyecek olsa, sırf minnetten dolayı ona †şık olurdum" dedi Bayan Zyablov, kara, anlamlı g•zleri ışıldadı. "Ama b‚t‚n bunlar „ok sa„ma!" "Sa„ma mı? Siz isterseniz neden sa„ma olsun? Siz hele bir is* ** Herhangi bir fikirden farkı yok. Ne hoş, değil mi? 37teyin, eğer bug‚n nişanlanmazsanız benim parmağımı kesin! Amca'yı bunu yapmaya ikna etmekten daha kolay hi„bir şey olamaz! Her şeye 'Evet' diyor, bunu kendi kulağınızla duydunuz. Daha farkına bile varmadan onu evlendiririz ya da •nce g•z‚n‚ boyarız, sonra evlendiririz. Bu onun iyiliği i„in. Siz her ihtimale karşı en g‚zel kıyafetinizi giy seniz iyi olacak, Nastasy a Petrovna!" M•sy• Mozglyakov'un coşkusu gitgide artıyordu. Soğukkanlılığına rağmen, Bayan Zyablov'un da ağzı sulanıyordu. "Bug‚n darmadağın bir halde olduğumun farkındayım" dedi kadın. "Hayal kurmayı bırakalı uzun yıllar oldu, artık hi„ umudum yoktu. Tam bir Madam Griboussier oldum artık... S•ylesenize hizmet„iden farkım yok, değil mi?" Bu zaman boyunca, Marya Aleksandrovna y‚z‚nde bir hayret ifadesiyle oturuyordu. Pavel Aleksandrovich'in garip teklifini yıldırım „arpmış gibi dehşet i„inde dinlediğini s•ylersem yalan olmaz... Sonunda soğukkanlılığını yeniden kazandı. "Her şeyin „ok iyi d‚ş‚n‚ld‚ğ‚nden eminim, ama b‚t‚n bunlar „ok sa„ma, aptalca ve dahası uygunsuz" dedi Mozglyakov'a sert sert. "Ama neden sevgili Marya Aleksandrovna, neden sa„ma ve uygunsuz?" "Pek „ok nedenden dolayı. Bir kere, şu anda benim evimdesiniz, Prens de benim konuğum, kimsenin evime saygısızlık etmesine izin veremem. S•zlerinizi şaka olarak değerlendiriyorum Pavel Alek-sandrovich. Tanrıya ş‚k‚r ki Prens de geliyor!" "İşte geldim" diye bağırdı Prens, odaya girerken. "Bug‚n ne kadarda „ok, değişik fikirle doluyum, cherami. Buna inanması g‚„ biliyorum, ama bazen aklıma hi„bir fikir gelmez. B‚t‚n g‚n •ylece oturup dururum." "Ge„irdiğiniz kaza y‚z‚ndendir Amca. Sinirlerinizi bozmuş olmalı, hem..." 38 "Evet oğlum, bana da •yle geliyor. Sanırım k†za biraz da ha-yır-lı oldu. Bu y‚zden Feo-fil'i bağışlamaya karar verdim. Biliyor musun, aslında benim canıma falan kastettiğini sanmıyorum. Sen ne dersin? Neyse canım, zaten daha ge„enlerde sakalını kestirerek onu cezalandırmıştık." "Sakalını kestirmek mi? Ama Amca suratının yarısı kılla kaplı!" "Şey, evet, •yle. Bazen „ok doğru g•z-lem-ler-de bulunuyorsun oğlum, ama o sakal takma. Bakın ne oldu: Biri bana dışardan bir katalog g•nderdi. Efendiler ve arabacıları i„in, şahane sakallar, favoriler, top sakallar, bıyıklar falan, hepsi de kali-teli ve uygun fiyatlı. Nasıl bir şey olduğunu g•rmek i„in bir sakal ısmarlamaya karar verdim. Bir arabacı sakalı ısmarladım. Nefis bir şey geldi. Sonra bir baktık ki Feofil'in sakalı onun iki katı daha g‚r. Biraz kararsızlık yaşadık: Acaba sakalını mı kestirmeliydik yoksa o sakalı geri mi g•ndermeliydik. Bunu uzun uzun d‚ş‚nd‚m, sonra takma sakalı takmasının daha uygun olacağına karar verdim." "Hi„ kuşkusuz •yledir, sanat daima doğadan ‚st‚nd‚r Amca!" "Kesinlikle. Sakalını kestirirken ne acılar „ekti! Sanki sakalıyla beraber b‚t‚n benliği de gidiyor gibiydi... Artık gitsek iyi olacak oğlum, değil mi?" "Ben hazırım Amca." "Umarım Vali'ye gidiyorsunuzdur!" dedi Marya Aleksandrovna, heyecan i„inde. "Siz artık benimsiniz Prens. B‚t‚n g‚n benim evime aitsiniz. Buradaki sosyal „evremiz konusunda size bir şey s•yleyecek değilim kuşkusuz. Belki Anna Nikolayevna ile birlikte olmak istersiniz, size akıl vermeye kalkışacak değilim, zamanla her şey a„ığa „ıkacaktır nasıl olsa. Şunu unutmayın ki, bug‚n sizin ev sahibeniz, kardeşiniz, anneniz ve dadınız benim. İtiraf etmeliyim ki, sizin i„in endişeleniyorum Prens! Siz bu insanları bilmezsiniz, bilemezsiniz!..." "Siz bana g‚venin Marya Aleksandrovna. Her şey s•z verdiğim gibi olacak" dedi Mozglyakov. 39"Ah sizi gidi havai delikanlı! Size g‚venmek mi? Sizi yemeğe bekliyorum Prens. Biz akşam yemeğini erken yeriz. Kocamın „iftlikte olduğuna nasıl da ‚zg‚n‚m! Sizi g•rmekten „ok memnun olurdu! Size saygısı ve sevgisi vardır." "Kocanız mı? Demek bir kocanız var?" diye sordu Prens. "Ah Tanrım! Nasıl da unutkan olmuşsunuz Prens! Ge„mişle ilgili her şeyi, ama her şeyi unutmuşsunuz! Ger„ekten de kocam Afanasy Matveich'i hatırlamıyor musunuz? Şimdi „iftlikte, ama onu binlerce kez g•rm‚şt‚n‚z. Hatırlıyor musunuz Prens? Afanasy Matveich?..." "Afanasy Matveich! ‡iftlikte ha, c'est delicieıal Demek bir kocanız var? Ne garip şey! B ildiğim bir komediye benziyor: Kocası oradadır da karısı... Ah affedersiniz, devamını unuttum. Galiba kadın bir yerlere gitmişti, Tula'y a mı y oksa Yaroslavl'a mıydı, neyse canım „ok komikti." "Kocası oradadır da, kadın Tver9'dedir Amca" dedi Mozgl-yakov, ona hatırlatmak i„in. "Ah evet, evet! Teşekk‚rler oğlum, Tver'di tabii ya! Charmant, charmantl Ben de Yaroslavl mı yoksa Kostroma mı diye d‚ş‚n‚yordum. Kadının nereye gittiğini bir t‚rl‚ hatırlayamadım. Charmant, charmant! Neden bahsettiğimi unuttum... Evet! Hadi gidelim oğlum. An revoir, madame, adieu, ma charmante de-moiselle* " dedi Prens, Zina'ya d•n‚p parmaklarından •perek. "Yemeği unutmayın Prens! ‡abuk d•n‚n!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna arkasından. * Hoş„a kalın bayan, elveda g‚zel hanımefendi. 40 BEŞİNCİ BOLUM "Siz mutfağa bir baksanız iyi olacak, Nastasya Petrovna" dedi Marya Aleksandrovna Prens'i yolcu ettikten sonra. "Canavar Nikita yemeği mahvedecekmiş gibi bir his var i„imde! Şu saatte bile eminim sarhoştur..." Nastasya Petrovna emre uyarak kalktı. Dışarı „ıkarken, biraz endişeli olduğunu d‚ş‚nerek Marya Aleksandrovna'ya kuşkulu bir bakış attı. Mutfağa gidip canavar Nikita'yı kontrol etmek yerine, konuk odasına, oradan koridoru ge„ip kendi odasına, sonra da evin kirli „amaşırlarının toplandığı, sandıklarla dolu k‚„‚k, karanlık odaya ge„ti. Nefesini tutarak, parmak u„larına basa basa kapalı kapıya doğru gitti, eğilip anahtar deliğinden bakarak dinlemeye başladı. Bu kapı, biraz •nce Zina ile annesini yalnız bıraktığı odaya a„ılan ‚„ kapıdan biriydi ve her zaman kapalı ve kilitli olurdu. Marya Aleksandrovna, Nastasya Petrovna'yı her zaman dolap ‡eviren ve havai biri olarak g•r‚rd‚. Onun kapıları dinlediğini de bilirdi hi„ kuşkusuz, ama o anda Bayan Moskalev •yle heyecanlı ve 41dalgındı ki bu konuda •nlem almak aklına bile gelmedi. Koltuğa oturdu ve anlamlı anlamlı Zina'ya baktı. Zina bu bakışı ‚zerinde hissetti ve bir kasvet duygusu kalbini kapladı. "Zina!" Zina solgun y‚z‚n‚ ağır ağır ona doğru „evirdi ve kara, d‚ş‚nceli g•zlerini kaldırdı. "Zina „ok •nemli bir konuda seninle konuşmak istiyorum." Zina annesine tamamen y‚z‚n‚ d•nd‚, kollarını kavuşturup bekledi. Y‚z‚ndeki rahatsızlık ve alay ifadesini saklamaya „alışıyordu. "Mozglyakov hakkında bug‚nk‚ izlenimlerinin ne olduğunu sormak istiyorum sana." "Uzun zamandır onun hakkında d‚ş‚nd‚klerimi biliyorsun" dedi Zina istemeye istemeye. "Evet, mon enfant* ama kur yapma konusunda... gitgide daha ısrarlı gibi g•r‚n‚yor." "Beni sevdiğini s•yl‚yor, onun i„in ısrarhlığı bağışlanabilir." "Bu „ok garip! Onun bu kadar ileri gitmesine oy le kolay kolay... izin vermezdin. Tam tersine, ‚zerine saldırmak i„in fırsat kollardın." "Senin de eskiden hep ondan yana olup, onunla evlenmem konusunda diretmene rağmen şimdi nedense ona saldırıda bulunman „ok garip." "Zina, Mozglyakov ile evlenmeni istediğimi ink†r edecek değilim. Seni hep sıkıntılı g•rmek, (sen ne d‚ş‚n‚rsen d‚ş‚n) nedenini gayet iyi anladığım ve geceleri uykumun ka„masına yol a„an acılarına seyirci kalmak „ok zor. Sonunda, ancak hayatındaki ger„ek bir değişikliğin seni kurtaracağına inandım. Bu değişiklik de evlilik. Zengin değiliz ki yurtdışına gidelim. Buradaki salaklar, senin yirmi * ‡ocuğum. 42 ‚„ yaşında ve h†l† bek†r olduğuna bir anlam veremiyorlar. Bir s‚r‚ Ihik†ye uyduruyorlar. Herhalde seni m‚şavirle yada avukatımız İvan Œvanovich'le evlendirecek değilim. Burada sana g•re bir koca nereden bulayım? Mozglyakov havai bir adam kuşkusuz, ama yine de „ok iyi bir kısmet. İyi bir aileden, n‚fuzlu akrabaları var, y‚z elli kişilik bir k•ye sahip, başka ne istiyorsun, s•ylesene. R‚şvetlerle ve dalaverelerle yaşamaktan daha iyidir. Bu y‚zden ondan yanayım. D‚r‚st olmak gerekirse, aslında ondan ger„ekten hoşlandığım s•ylenemez. Tanrı'nın beni •nceden uyardığına inanıyorum. Birde senin i„in daha uygun birini g•nderecek olursa, senin Mozglyakov'a s•z vermemiş olman „ok iyi olacak! Yani ona ciddi bir s•z vermedin, değil mi Zina?" "B‚t‚n sorunu iki kelimeyle •zetlemek varken niye lafı do-|landırıp duruyorsun anne?" dedi Zina kızarak. "Lafı dolandırmak mı Zina? Lafı dolandırmak ha! Annenle ne bi„im konuşuyorsun? Aman ne olacak canım! Zaten annene „ok ızun zamandan beridir g‚venmiyorsun ki! Uzun zamandır beni annen değil de d‚şmanın gibi g•r‚yorsun." "G‚venmemek mi anne! Kelime oyunlarını bir tarafa bırakalım artık! Birbirimizi anlıyoruz, değil mi? Bunun i„in „ok zaman har-:adık." "Beni incitiyorsun „ocuğum! Senin geleceğini kurtarmak i„in her şeyi yapmaya hazır olduğuma inanmıyorsun bir t‚rl‚." Zina annesine rahatsız ve alaylı bir şekilde baktı. "Geleceğimi kurtarmak iin o Prens'le evlenmemi ister misin?" ‚ye sordu, garip bir g‚l‚msemeyle. "Bu konuda tek kelime bile etmedim. Madem sen başlattın s•yleyeyim, senin Prens'le evlenmen s•z konusu olsa, bu hi„ de ap-|talca bir şey olmazdı, gayet iyi bir kısmet..." "Bu „ok,sa„ma!" diye bağırdı Zina •fkeyle. "Sa„malık! Sa„malık! Anne, bana sorarsan sen „ok fazla şair ruhlusun. Kelimenin tam anlamıyla şair olmuşsun. Kasabadakiler de sana •yle diyorlar 43zaten. S‚rekli planlar yapıp duruyorsun. Bunların imk†nsızlığı ve sa„malığı bile seni engellemiyor. Prens buradayken, aklından bunun ge„tiğine eminim. Mozglyakov, o yaşlı adama bir eş bulmamız konusunda sa„malarken, senin y‚z‚nden ne d‚ş‚nd‚ğ‚n anlaşılıyordu. Şimdi de aynı şeyi d‚ş‚nd‚ğ‚ne bahse girerim, s•z‚ oraya getirecektin. Benim hakkımda s‚rekli olarak yaptığın planlar artık canımı sıktığı ve başımı ağrıttığı i„in, bana tek kelime bile etmeni istemiyorum, duyuyor musun anne, tek kelime bile! Bunu aklından „ıkarmasan iyi olacak!" ˆfkeden nefesi kesildi. "Sen „ocuksun Zina, hasta, •fkeli bir „ocuk!" dedi Marya Aleksandrovna i„li bir sesle ve g•z‚nde yaşlarla. "Bana saygısızca laflar s•yl‚yorsun ve beni aşağılıyorsun. Senden gece g‚nd‚z „ektiklerime hi„bir anne katlanamazdı! Ama ne yapayım sinirlisin, hastasın, acıların var ve ben de senin annenim, ‚stelik de Hı-ristiyanım. Katlanmam ve bağışlayıcı olmam gerekir. Hem sonra b•yle bir beraberliği istemenin nesi sa„ma? Bence Mozglyakov, hayatı boyunca, Prens'i evlendirmek konusunda s•ylediklerinden daha anlamlı bir laf etmemişti hi„. Tabii o şapşal Nastasya ile değil kuşkusuz. O konuda biraz sa„maladı doğrusu." "Bak anne! Bana a„ık a„ık s•yle, b‚t‚n bunları meraktan mı soruyorsun, yoksa kafanda bir şey mi var?" "Yalnızca soruyorum o kadar. Neden sa„ma olduğunu d‚ş‚n‚yorsun ki?" "Ger„ekten sıkıldım artık! Katlanmak zorunda olduğum hay ata bir bakın!" diye bağırdı Zina, ayağını yere vurarak. "Eğer h†l† an-layamadıysan s•yleyeyim: B‚t‚n anlamsızlıkları bir yana bıraksak bile; zavallı, bunak bir ihtiyardan yararlanmak, para koparmak i„in evlenerek onun gibi sakat bir insanı kandırmak, sonra her g‚n, her saat •lmesini beklemek, bence yalnızca sa„malık değil, aynı zamanda da adilik, hem de •yle bir adilik ki, kusura bakma ama anne b•yle şeyler d‚ş‚nd‚ğ‚n i„in seni kutlayacak değilim!" Bir an i„in sessizlik oldu. 44 "Zina! İki yıl •nce olanları hatırlıyor musun?" diye sordu Marya Aleksandrovna birden. Zina dehşete kapıldı. "Anne!" dedi sert bir sesle. "O konuyu bir daha a„mayacağına s•z vermiştin." "Şimdi de senden bir kere olsun s•z‚mden d•nmeme izin vermeni istiyorum „ocuğum. ‡‚nk‚ bunu bug‚ne dek i„imde sakladım. Zina! Artık birbirimize karşı d‚r‚st olma zamanımız geldi. İki yıldır sustuğum yeter! Bu b•yle devam edemez!... Diz „•k‚p sana yalvarıyorum, bırak da konuşayım. Duyuyor musun Zina? ˆz annen sana diz „•k‚p yalvarıyor! Ayrıca kızına tapan, mutsuz bir anne olarak sana yemin ediyorum, bundan sonra hi„bir zaman, hangi şartlarda olursa olsun, hayatım bile s•z konusu olsa bu konuyu bir daha a„mayacağım. Bu son olacak, ama şu anda şart!" Marya Aleksandrovna s•zc‚klerinin istediği etkiyi bırakacağına g‚veniyordu. "S•yle" dedi Zina sapsarı kesilerek. "Teşekk‚rler Zina. Artık hayatta olmayan, kardeşin Mitya'ya ders vermek i„in, iki yıl •nce bir •ğretmen gelmişti." "Neden b•yle uzun uzadıya anlatıyorsun? Bu abartılı konuşma ve b‚t‚n bu ayrıntılar tamamen gereksiz ve acı verici. Hem zaten ikimizin de bildiği şeyler" dedi Zina, nefret i„inde s•z‚n‚ keserek. "‡‚nk‚ „ocuğum, ben senin •n‚nde kendimi temize „ıkarmak istiyorum. ‡‚nk‚ b‚t‚n bu sorunu senin bakmaya alıştığın yanlış a„ıdan deha farklı bir boyutta g•zler •n‚ne sermek istiyorum. ‡‚nk‚ bundan „ıkarmayı d‚ş‚nd‚ğ‚m sonucu „ok iyi anlamam istiyorum. Senin duygularınla oynamak istediğimi sanma sakın! Hayır, Zina, i„imde gŒr„ek bir anneyi bulacaksın ve belki de biraz •nce adi dediğin bu icadının ayaklarına kapanıp, g•z‚nde yaşlarla, bug‚ne dek hep şiddetle reddettiğin uzlaşma •nerisinde bulunacaksın. Bu y‚zdŒn sana her şeyi anlatmak istiyorum Zina, hem de ta başından ıtibaren. Yoksa ağzımı bile a„mam!" 45"S•yle" dedi Zina yine, annesinin abartılı s•zc‚klere d‚şk‚nl‚ğ‚ne i„ten i„e lanet okuyarak. "Devam ediyorum Zina. Bu •ğretmen daha bir „ocuk olduğu halde, anlayamadığım bir şekilde seni etkiledi. Senin sağduyuna, soylu gururuna, daha da •tesi onun değersiz biri (a„ık konuşmak gerekir) olduğuna duyduğum g‚venle aranızda bir şey olabileceğinden hi„ kuşkulanmamıştım. Ama sen bir g‚n gelip onunla evlenmek istediğini s•yleme cesaretini g•sterdin. Zina! Bu kalbime bı„ak gibi saplandı! ‡ığlığı basıp, kendimi kaybetmişim. Bunları hatırlarsın. Senin gaddarlık dediğin otoritemi kullanmak zorunda kaldım. D‚ş‚nsene, bir zango„un oğlu, acıdıkları i„in şiirlerini yayımlayan Readers' Library'den ayda on iki ruble alan ve o uğursuz Shakespeare'dan başka bir şey bilmeyen bir şair m‚sveddesi. Bu „ocuk senin kocan olacaktı, Zinaida Moskaleva'nın kocası ha! Florian ve gen„ k•yl‚lerine^ l yaraşır bir hik†ye! Bağışla beni Zina, ama hatırlamak bile beni „ileden „ıkarıyor! Tabii onu reddettim, ama d‚nyadaki hi„bir g‚„ seni tutmaya yetmedi. Baban da y‚z‚me boş boş bakıyor, ne anlatmaya „alıştığımı an-layamıyordu bile. Onunla ilişkine devam ettin, buluştun, en korkuncu da onunla mektuplaşmaya kararlıydın. Dedikodular her yana yayıldı. İnsanlar yanımda imalı imalı konuşmaya başladılar. Bir tek davullarla herkese duyurmadıkları kalmıştı. Sonra tahmin ettiğim şey doğru „ıktı. İkiniz kavga ettiniz ve sana layık olmadığı ortaya „ıkmış oldu... Sefil „ocuk (ona adam demeye dilim varmıyor) mektuplarını kasabada elden ele dolaştırmakla bile tehdit: etti. Sen bu tehdide „ok •fkelendin ve suratına bir tokat yapıştırdın. Evet Zina, bundan da haberim var! Aynı g‚n sefil „ocuk mektuplarından birini al„ak Zaushin'e g•stermiş ve bir saat i„inde mektup benim ezeli d‚şmanım Natalya Dmitriyevna'nın eline ge„miş. Aynı akşam vicdan azabından kahrolan yarım akıllı „ocuk kendini zehirleme girişiminde bulundu. Kısacası korkun„ bir skan lal „ıktı! O şapşal Nastasya Petrovna dehşet i„inde hemen bana koştu ve korkun„ haberi verdi: Mektup bir saattir Natalya Dmitriyevna'nın 46 elindeymiş, iki saat i„inde b‚t‚n kasaba utancını duyacakmış! Kendimle m‚cadele ettim, bayılmamaya „alıştım. Az kalsın y‚reğime indiriyordun benim Zina. O utanma Œ, canavar Nastasya, mektubu alıp ger„ek sahibine vereceğine yeminler ederek, karşılığında iki y‚z g‚m‚ş ruble istedi. O g‚n ayağımda incecik ayakkabılar, karda koşarak Yahudi Bumshtein'a gittim ve annemden bana hatıra olan gerdanlığı rehine verdim. İki saat sonra mektup elimdeydi. Nastasya onu kadının „ekmecesinden „almıştı. B•ylece ortada kanıt kalmadı ve senin onurun kurtuldu! O korkun„ g‚nde bana ne endişeler yaşattın! Ertesi sabah, hayatımda ilk kez sa„ımda kırlar g•rd‚m. Zina! O „ocuğun hareketiyle ilgili bir yargıya varmak i„in yeterli zamanın oldu. Geleceğini ona emanet etmenin ne b‚y‚k bir akılsızlık olduğunu şimdi, acı bir g‚l‚msemeyle, sen de kabul edersin. Ama o g‚nden beri kendine eziyet ediyorsun, acı „ektiriyorsun „ocuğum; onu unutamıyorsun, daha doğrusu onu değil de ge„mişte kalan mutluluğunu unutamıyorsun. O hi„bir zaman sana layık biri değildi. Şimdi •l‚m d•şeğinde yatıyor. Verem olduğunu s•yl‚yorlar, ama sen -iyilik meleği!- seni h†l† deli gibi kıskandığı i„in, ‚z‚lmesin diye o hayattayken evlenmiyorsun. Bense onun seni ger„ek bir aşkla sevdiğine hi„ inanmıyorum! Mozglyakov'un sana olan ilgisini duyduğu zaman seni izlettiğini, neler olduğunu •ğrenmek i„in birilerini g•nderdiğini, araştırmalar yaptığını biliyorum. Onu h†l† d‚ş‚n‚yorsun, bunun farkındayım „ocuğum. Tanrı şahidimdir, geceleri ne i g•zyaşları d•k‚yorum!..." "Keser misin anne!" dedi Zina anlatılamaz bir acıyla. "Geceleri ne yaptığını bilmeden de yaşamayı s‚rd‚rebiliriz" diye ekledi kesin bir tavırla. "Uzun uzadıya konuşup, ayrıntılara girmeden ağzını a„amazsın zaten!" "Bana hi„ g‚venin yok Zina! Bu kadar acımasız davranma „ocuğum! Son iki yıldır g•zlerim hi„ kurumadı, ama g•zyaşlarımı senden sakladım ve sana yemin ederim o zamandan beri pek „ok y•nden değiştim! Senin duygularını gayet iyi biliyorum ve peri47sanlığının derecesini ancak şimdi anladım. B•yle bir d‚şk‚nl‚ğ‚n, istenmediği her yere burnunu sokan o lanet olası Shakespeare'den kaynaklanan bir romantizmin etkisi olduğunu d‚ş‚nmekte haksız mıyım? O zamanlar duyduğum korku, attığım adımlar ve kararlarımın ciddiyeti konusunda beni hangi anne su„layabilir? Ama şimdi, iki yıldır „ektiğin acıları g•r‚nce senin duygularını anlıyor ve hak veriyorum. Bana inan, belki de seni senden daha iyi anlıyorum. Senin asıl sevdiğin o acayip „ocuk değil, altın hayallerin, kaybettiğin mutluluğun, y‚ce ideallerin, buna eminim. Ben de sevdim, belki de senden daha „ok, ben de acı „ektim. Benim de y‚ce ideallerim vardı. Peki beni kim ayıplayabilir, her şeyden •te, Prensle evlenmenin senin şu anki durumunu kurtaracak, en zorunlu yol olduğunu d‚ş‚nd‚ğ‚m i„in sen beni su„layabilir misin?" Zina, annesinin boş yere b•yle konuşmayacağını bildiği i„in, bu uzun konuşmayı şaşkınlıkla dinledi. Hele bu sonu„ onu hayretten dondurdu. "Demek sen ciddi ciddi o Prens'le evlenmemi •neriyorsun?" diye bağırdı dehşet i„inde, annesine biraz da korkuyla bakarak. "Demek bu r‚ya ya da senin planlarından biri değil, ciddi ciddi niyetlendiğin bir şey, •yle mi? Tahminlerimde yanılmıyorum, değil mi? Peki... peki... bu evlilik beni nasıl kurtaracak, şu anki durumum i„in nasıl bir zorunluluk? Peki... peki... bunun deminden beri anlattığın, uzun hik†yeyle ne ilgisi var?... Seni ger„ekten anlayamıyorum anne!" "Anlayamadığına „ok şaşırdım mon ange*" dedi Marya Aleksandrovna gitgide heyecanlanarak. "Birincisi, bambaşka bir topluma, değişik bir d‚nyaya gireceksin! Ne bir dost ne de bir iyilik g•rd‚ğ‚n, k•t‚ dedikodularına katlandığın, g‚zelliğini kıskanan kargalarla ve k•t‚ anılarla dolu bu kasabayı sonsuza dek arkanda bırakacaksın. Bu bahar yurtdışına bile „ıkabilirsin, İtalya'ya, İsvi„re'ye, İspanya'ya gidersin, Zina, bizim lağımımız yerine Alhambra'yı, Guadalquivir'i g•receksin İspanya'da..." * Meleğim. 48 "Ama anne, izin verirsen bir şey s•yleyeyim, sanki Prens'le evlenmişim y a da bana evlenme teklif etmiş gibi konuşuyorsun!" "Hi„ endişelenme meleğim, ben ne s•ylediğimin farkındayım. Bırak da devam edeyim. Birinciyi s•ylemiştim. İkincisi, nasıl bir nefretle Mozglyakov'ad•nd‚ğ‚n‚ iyi anlıyorum..." "Onunla asla evlenmeyeceğimi senin s•ylemene hi„ gerekyok!" dedi Zina •fkeyle g•zleri parlayarak. "Ah hayatım, nefretini nasıl da iyi anladığımı bir bilsen! Asla sevemeyeceğin birini sevmek i„in yemin etmek „ok korkun„ bir şeydir! Saygı duymadığın birinin karısı olmak „ok korkun„ bir şeydir! Sonra senin aşkını isteyecek, zaten bunun i„in seninle evlenmek istiyor, sana bakışından anladım bunu. S‚rekli olarak numara yapabilecek misin? Bunun ne dernek olduğunu iyi bilirim, „‚nk‚ yirmi beş yıl aynı „ileye katlandım. Baban beni mahvetti.Benim gen„liğimi aldı, ka„ kez ağladığımı kendin de g•rd‚n!..." "Babam burada değil, l‚tfen arkasından konuşma" dedi Zina. "Bilirim, hep onun tarafını tutarsın zaten. Ah Zina! Prens'le evlenmeni isterken de i„im sızlıyor, ama en azından numara yapman gerekmeyecek. Onu sevmeyeceğini s•ylemeğe hi„ gerek yok, kuşkusuz... zaten o da b•yle bir sevginin peşinde olmayacak..." "Tanrı aşkına sa„malama! Şuna emin ol ki tahminlerinde yanılıyorsun! Kendimi hi„bir şey uğruna feda etmeğe kesinlikle niyetim yok! Kimseyle evlenmeye de kesinlikle niyetim yok, bunları bil! Evlenmediğim i„in iki yıldır hayatımı zehir ettin. İstemiyorum, o kadar! Bu konuyu kapatalım!" "Zinochka, sevgilim, Tanrı aşkına, s•yleyeceklerimi duymadan hemen sinirlenme! Ne kadar „abuk •fkeleniyorsun! Olaya benim tarafımdan baksan sen de bana katılacaksın. Prens en fazla bir iki yıl daha yaşar; bana sorarsan gen„ bir dul olmak, evde kalmış bir kız kurusu olmaktan daha iyidir. ˆld‚ğ‚ zaman senin •zg‚r ve zengin bir Prenses olacağın da cabası! Belki onun •l‚m‚yle ilgili hesaplar 49yapmam hi„ hoşuna gitmiyor! Ben bir anneyim ve uzağı g•rd‚ğ‚m i„in beni hi„bir anne ayıplayamaz. Asıl s•ylemek istediğim şu: Sen o kadar melek kalplisin ki, o „ocuk i„in „ok ‚z‚l‚yorsun ve o hayattayken evlenmek istemiyorsun. Bir d‚ş‚nsene, Prens'le evlenmekle o gen„ adamı da iyileştirmiş olacaksın, haline ş‚kredecek. Eğer biraz olsun aklı varsa, Prens'i kıskanmanın ne kadar gereksiz ve anlamsız bir şey olduğunu fark edecek, zorunluluktan ve birtakım hesaplardan dolayı evlendiğini anlayacak. Sonra anlayacak ki... neyse, demek istediğim Prens •l‚nce istediğinle evlenmekte •zg‚r olacaksın..." "Uzun lafın kısası, Prens'le evlen, varını yoğunu al, sonra da •lmesini bekle, •l‚nce de aşığınla evlen demek istiyorsun. S•zlerinin •zeti bu, değil mi? B•yle şeylerle aklımı „elmeğe „alışıyorsun... Seni anlıyorum anne, „ok iyi anlıyorum! B•yle „irkin bir olayda bile soylu duygularını sergilemeden edemiyorsun. 'Zina, „ok al„ak„a ama „ok k†rlı bir iş, en iyisi kabul et!' deseydin „ok daha iyiydi. En azından daha d‚r‚st„e." "Ama „ocuğum, neden olaya bu a„ıdan bakıyorsun, neden bir aldatmaca, hainlik ve „ıkarcılık olarak g•r‚yorsun? Demek d‚ş‚nd‚klerim adilik ve hainlik, •yle mi? Tanrı aşkına, bunun nesi adilik ve hainlik? Aynada kendine bir baksana. ˆyle g‚zelsin ki, insan senin uğruna bir krallığı bile feda edebilir! Ve sen, hayatının en g‚zel yıllarını bir ihtiyara feda ediyorsun! Alacakaranlık g‚nlerini bir yıldız gibi aydınlatacaksın, yaşlılığına yeşil bir sarmaşık gibi sarılacaksın, onu b‚y‚leyen, a„g•zl‚l‚kle kanını emen o adi kadın değil de sen! Parasının ve namının senden daha değerli mi olduğunu sanıyorsun? Adilik ve hainlik bunun neresinde? Sen ne s•ylediğini bilmiyorsun Zina!" "Bir sakatla evlenmek zorunda olduğuma g•re daha değerli olmalı! Amacı ne olursa olsun aldatmaca aldatmacadır anne." "Tam tersi hayat1 m, tam tersi! B‚t‚n bunlar Hıristiyanlık a„ısından değerlendirilmeli „ocuğum! Bir keresinde bir •fke n•betin sırasında, hemşire olmak istediğini s•ylemiştin bana. Acı „ekmiş, 50 hayata k‚sm‚şt‚n. Artık sevmenin imk†nsız olduğunu s•ylemiştin, evet s•yledin. Eğer aşka inanmıyorsan, o zaman kendini başka bir şeye, daha y‚ce bir şeye y•nelt, bir „ocuk gibi i„tenlikle, inan„la, Tanrı seni kutsayacaktır. Bu ihtiyar da acı „ekti, o da mutsuz, oradan oraya mekik dokudu. Onu yıllardır tanırım, sanki i„ime doğmuş gibi, garip bir sevgi beslemişimdir. Onun arkadaşı, kızı, hatta -b•yle konularda a„ık a„ık konuşmak gerekirse- oyuncağı ol; kalbini ısıt, o zaman Tanrı'dan yana, erdemli bir hareket yapmış olursun. Komik olmasına aldırma. O yarım bir adam, ona acı. Sen bir Hıristiyansın! Kendini zorla, b•yle şeyler zorlamayla basardır. Hastanede yatmak, karantinanın bulaşıcı havasını solumak pek hoş bir şey değildir. Ama bu işi severek yapan melekler var. İşte senin yaralı kalbin i„in bir kurtuluş yolu, bir uğraş, bir kahramanlık, hem kendi yaralarını da sarmış olursun. B•yle bir şeyde „ıkarcılık ve adilik olur mu? Ama senin bana g‚venin yok ki! Belki de b•yle şeyleri uydurduğumu d‚ş‚n‚yorsun. Bu, kibirli, bilmiş kadının kalbi, duygulan, prensipleri olduğunu anlayamazsın. Ne „ıkar? Annene g‚venme, onu aşağılayıp dur, ama en azından mantıklı ve yararlı şeyler s•ylediğimi kabul et. Senin i„in daha iyi olacaksa konuşan ben değilmişim de başkasıymış gibi d‚ş‚n; g•zlerini kapat, y‚z‚n‚ duvara d•n, sahibi g•r‚nmeyen bir sesin konuştuğunu hayal et... Senin asıl canını sıkan, bunun sanki bir alışverişmiş gibi para i„in yapılıyor olması mı? Senin i„in o kadar iğren„ geliyorsa parayı bir kenara bırak o zaman! Gerekli olduğu kadarını al, gerisini bir fakire ver. ˆrneğin, •l‚m d•şeğindeki o talihsiz „ocuğa yardım et." "Yardımı kabul etmez" dedi Zina yavaş„a, sanki kendi kendine konuşuyormuş gibi. "O etmeyebilir, ama annesi eder" dedi Marya Aleksandrovna, zafer kazanmış gibi bir tavırla. "Onun haberi olmadan alır. Hem altı ay •nce kadına vermek i„in teyzenden hediye olan k‚pelerini satmadın mı? G•r‚yorsun ya haberim var. Talihsiz oğluna bakmak i„in yaşlı kadın „amaşıra gidiyormuş." "Yakında yardıma ihtiyacı kalmayacak." ' 51"Neyi ima ettiğini biliyorum" dedi Marya Aleksandrovna aceleyle, iyice ilhama kapılmıştı. "Neden s•z ettiğini anlıyorum. Onun verem olduğunu ve yakında •leceğini s•yl‚yorlar. Peki kim s•yl‚yor bunları? Ge„en g‚n Kallist Stanislavich'e onu •zellikle sordum. Bir kalp taşıdığıma g•re bilmem gerekirdi Zina. Kallist Stanislavich hastalığın ciddi olduğunu kabul ediyor, ama verem olmadığından emin. Yalnızca ciddi bir g•ğ‚s rahatsızlığı varmış. İstersen git kendin sor. Başka bir yerde olsa, •zellikle de hava değişimi yapsa daha da iyileşirmiş. İspanya'da -zaten bunu daha •nce de duymuştum, hatta bir yerde okumuştum-12 MalagatMalaga mıydı, yoksa şarap adı gibi bir şey miydi neydi- diye bir ada varmış, orada yalnızca g•ğ‚s hastaları değil ger„ekten veremliler bile sırf ikliminden dolayı iyileşiyorlarmış. İnsanlar oraya •zellikle şifa i„in gidiyorlarmış. Tabii yalnızca kodamanlar, belki de t‚ccarlar, „ok parası olanlar yani. Ah o b‚y‚l‚ Alhambra! O mersin ağa„ları, limonlar, katırlarına binen İspanyollar! Yalnızca bunlar bile bir şair ‚zerinde olağan‚st‚ bir etki bırakır. B•yle bir yolculuğa „ıkmak i„in senin yardımını, paranı kabul etmez mi diyorsun? O halde eğer onun i„in ‚z‚l‚yorsan onu kandırabilirsin! Eğer insan hayatı s•z konusuysa aldatmalar bağışlanabilir. Ona ‚mit ver, aşkını garanti et; dul kalınca onunla evleneceğini s•yle. D‚nyada her şeyin kibarca s•ylenme yolu vardır. Annen sana utanılacak bir şey •ğretmez Zina. Bunu onun hayatını kurtarmak i„in yapacaksın, her şey normal! Umut verecek, onu yaşama d•nd‚receksin, o zaman sağlığına dikkat etmeğe başlayacak, tedavi g•recek, doktorların dediklerini yapacak. Mutluluğunu yeniden kazanmak i„in kalkmaya gayret edecek. İyileştiği zaman, sen onunla evlenmesen bile onu kurtarmış, hayata d•nd‚rm‚ş olacaksın! Ona merhamet duyacaksın! Belki de kader onu daha olgun biri yapmış, değiştirmiştir. Sana layık biri olduysa, dul kalınca neden onunla evlenmeyesin ki! Zengin ve •zg‚r olacaksın. Onu sağlığına kavuşturunca bir de işe girer. O zaman onunla evlenmen şimdikinden daha mantıklı olur. Şimdi b•yle bir d‚ş‚ncesizlik yapacak olsaydınız neler olurdu? Herkesin k‚„‚msemesi, yoksulluk, işi gereği „oluk „ocuk sesleri, karşılıklı 52 Shakepeare okumalar, hep Mordasov'da yaşamak, sonunda beklenen ve ka„ınılmaz •l‚m‚. Onu yeniden canlandırırken aynı zamanda da g‚zel ve erdemli bir yaşam sağlamış olacaksın, onu bağışlamakla kendisine saygı duymasını başaracaksın. Yaptığı k•t‚ hareketler y‚z‚nden kendisine işkence ediyor, onu bağışlayıp, yeni bir hayat sağlamakla, ‚mit verecek, kendi kendisiyle barıştıracaksın. Kim bilir belki h‚k‚mette iş bulup, y‚kselir. İyileşmese bile senin kollarında -sen yanında olacaksın- mersin ağa„larının, li-monların ve egzotik g•ky‚z‚n‚n altında mutlu, kendisiyle barışık ve senin aşkından emin bir şekilde •lecek! Ah Zina! B‚t‚n bunlar senin elinde! Her şey senden yana ve bunlara Prens'le evlenerek sahip olabilirsin." Marya Aleksandrovna sustu. Uzun bir sessizlik oldu. Zina anlatılamaz bir karışıklık i„indeydi. Zina'nın duygularını tanımlama sorumluluğunu ‚stlenecek değiliz, „‚nk‚ anlamamız zor. Ama g•r‚n‚şe bakılırsa Marya Aleksandrovna kızının kalbine giden yolu bulmuştu. O kalpte neler olduğunu bilmeden, her olasılığı denemiş ve sonunda doğru iz ‚zerinde olduğunu anlamıştı. Hassas parmaklarını Zina'nın yarasına basmış ve eski bir alışkanlıkla Zina'yı hi„ de etkilemeyen soyluluk duygularını g•stermeden de edememişti. "G‚venmezse g‚venmesin" diye d‚ş‚nd‚ Marya Aleksandrovna. "D‚ş‚nmesini sağlamam bile yeter! Doğrudan s•yleyemediğim konularda imalarda bulunurum!" D‚ş‚nd‚ğ‚n‚ yapıp amacına ulaştı. İstenilen etki yaratılmıştı. Zina dikkatle dinlemişti. Yanakları alevlendi, g•ğs‚ inip kalkmaya başladı. "Dinle anne" dedi sonunda kararlılıkla, y‚z‚nde bu kararlılığın ona nelere mal olduğunu g•steren bir solgunluk vardı. "Dinle anne..." O anda holden gelen ve Marya Aleksandrovna'yı „ağıran keskin, tiz bir ses Zina'nın daha fazla ileri gitmesini engelledi. Marya Aleksandrovna sandalyesinden sı„radı. 53"Yo olamaz!" diye bağırdı. "Albayın o karga karısını kapıma hangi şeytan getirdi! Tanrı aşkına, onu daha iki hafta •nce kapı dışarı etmemiş miydim?" dedi ‚z‚nt‚yle. "Ama... ama şimdi onu geri „eviremem! Yapamam! Mutlaka •nemli bir haberi vardır, yoksa gelmeye cesaret edemezdi. Bu „ok •nemli Zina! ˆğrenmem gerek... Altına bakılmadık bir tek taş kalmamalı!" Sonra i„eri girmek ‚zere olan konuğuna doğru d•nerek, "ziyarete gelmeniz ne hoş! Nereden aklınıza geldim sevgili Sofya Petrovna? Ne hoş bir s‚rpriz!" dedi. Zina odadan „ıktı. 54 ALTINCI BOLUM Albayın karısı Sofya Petrovna Farpukhina yalnızca ruhsal a„ıdan kargaya, fiziksel olarak daha „ok ser„eye benziyordu. Elli yaşlarında, k‚„‚k keskin g•zl‚, ufak tefek bir kadındı; y‚z‚nde „illeri ve sarı lekeleri vardı. Kuru bedeni g‚„l‚, ince, ser„e bacakları ‚zerinde duruyordu. Her zaman koyu renk, ipek elbise giyen kadın bir dakika bile yerinde duramazdı. Pis ve kinci bir dedikoducuydu. Albayın karısı olduğu i„in havalara girerdi. Emekli olan kocasıyla sık sık kavga eder, b•yle zamanlarda y‚z‚n‚ tırmaladığı bile olurdu. Sabah ve akşam d•rder bardak votka i„erdi. Ge„en hafta Anna Ni-kolayevna Antipova onu evinden kovduğu, Natalya Dmitriyevna Paskudina da ona yardım ettiği i„in ikisinden de nefret ediyordu. "Birka„ dakikalığına uğradım mon ange" diye cıvıldamaya başladı. "Oturacak değilim! Neler olduğunu anlatmak i„in geldim. B‚t‚n kasaba aklını şu Prensle bozdu! Bizim 'yaşlı tilkiler' voııs comprenez-* ona tuzak kuruyorlar, avlamağa „alışıyorlar, bir* Anlıyor musunuz! 55birlerinden „alıyorlar, şampanya i„iriyorlar! İnanamazsınız! İnanamazsınız! Nasıl oldu da onu bıraktınız? Şimdi Natalya Dmit-riyevna'da olduğunu biliyor musunuz?" "Natalya Dmitriyevna'da mı?" diye bağırdı Marya Aleksand-rovna, sandalyesinden fırlayarak. "Ama valiyi g•rmeğe gidecekti, tabii sonra da Anna Nikoiayevna'yı, hatta bunlar da kısa ziyaretler olacaktı!" "ˆyle mi? Artık yakalayabilirseniz yakalayın! O uğradığı zaman vali dışarıdaymış. Sonra Anna Nikolayevna'ya gitmiş, orada akşam yemeği teklifi almış. Oradan hi„ „ıkmayan Natalya Dmit-riyevna da onu zorla kendi evine •ğle yemeğine g•t‚rd‚. İşte sizin Prensiniz!" "Peki ya... Mozglyakov? Yani, o bana s•z vermişti..." "Aman canım, ne Mozglyakov'u! Bırakın onu... O da onlarla beraber gitti! Dua edin de oyuna oturmasınlar. Ge„en yıl olduğu gibi b‚t‚n parasını kaybedecek. Ona k†ğıt oynatıp varını yoğunu alacaklar. O Natashka sizin i„in neler s•yl‚yor! G‚ya Prens'i... şey yani... bazı ama„lar i„in kandırmaya „alışıyormuşsunuz vous comprenez! Bu konudaki d‚ş‚ncelerini Prens'e de s•yledi. Tabii o neden s•z ettiğini anlamadı, orada kukla gibi oturdu, s•ylenen her şeye 'Ah evet!' dedi durdu. Sonra kızı Sonka piyasaya „ıktı. Bir d‚ş‚nsenize kız on beş yaşında, ama annesi onu h†l† dizlerinin ‚zerinde, kısacık elbiselerle ortalarda dolaştırıyor. Bu size bir fikir veriyordur herhalde... Sonra •ks‚z Mashka'yı „ağırdılar, o da kısa bir elbise giyiyordu, g•zl‚klerimi takıp inceledim, onunki daha da kısaydı... Ne anlamı vardı bilmem, ama ikisi de kafalarına t‚yl‚, k‚„‚k, kırmızı şapkalar takmışlardı. O iki sıska şey Prens'in •n‚nde, piyano eşliğinde kazaska yaptılar! Prens'in bu konuda zayıf olduğunu bilirsiniz ya! Heyecandan eriyip bitti. G•zl‚klerini takıp dikkatle inceledi, ger„ekten de o k‚„‚k kargalar kendilerini fark ettiriyorlardı ! Suratları kıpkırmızı kesildi, hele o bacak atışları! Hıh! Bu dans mı oluyor yani? Ben Madam Jarnis'in yatılı kız oku-lundayken şalla dans13 etmiştim. Mezuniyet balosuydu. M‚thiş bir (başarıydı! Senat•rler beni alkışlamışlardı! Biliyorsunuz, prenslerin ve kontların kızları okurlardı orada. Bunların yaptığı kankandan başka bir şey değildi ki! Utancımdan yanıp tutuştum! Seyredemedim bile!..." "Ama... siz de mi Natalya Dmitriyevna'daydınız? Yani, demek istediğim..." "Evet ge„en hafta bana hakaret etmişti. Hi„ „ekinmeden herkese •anlattım bunu. Mais, ma chere* anahtar deliğinden bile olsa Prens'i g•rmek istedim, onun i„in gittim. Başka nasıl g•rebilirdim? O bunak |Prens olmasaydı o eve gider miydim! D‚ş‚nsenize, benden başka herkese „ikolata ikram edildi, sanki ben orada değilmişim gibi kimse benimle konuşmadı! Bunu bile bile ayarlamıştı... Ah o tas suratlı kadın! Ben ona yapacağımı bilirim! Şimdi gitmem gerek mon ange, acelem var, ger„ekten... Akulina Panfilovna'yı bulup, ona şeyi... Siz de Prens'i unutabilirsiniz artık! Buraya d•neceği falan yok. Bi-jliyorsunuz, aklŒ başında değil, Anna Nikolayevna onu evine „ek-neyi başaracak. Hepsinin sizden •d‚ kopuyor... Biliyorsunuz, Zina meselesi..." "Quelle horreur!"** İnanın, b‚t‚n kasaba bunu konuşuyor! Anna Nikolayevna onu yemeğe alacak ve onu bir yere bırakmayacak. Sırf sizi kızdırmak i„in yapıyor, mon ange. Anahtar deliğinden o d•k‚nt‚ mutfağına bir baktım da, i„erde bir telaştır gidiyordu, şampanya aldırıyorlar, bı„aklar takırdıyor, yemek hazırlanıyordu... Acele ederseniz onu yolda yakalarsınız. Ne de olsa •nce sizin davetinizi kabul etmişti! Sizin konuğunuz, onun değil! O yaşlı tilkinin, d‚zenbaz, şapşalın size g‚ld‚ğ‚n‚ d‚ş‚nd‚k„e! Savcı karısı da olsa benim ayağımı bastığım taş kadar bile değeri yok! Hem ben albay karışıyım! Madam Jarnis'in yatılı kız okulunda okudum... Hıh! Mais adieu, mon ange! Kızağımla gelmeseydim beraber giderdik..." * Ama hayatım. ** Ne ayıp şey! 56 57Ayaklı gazete gitti. Marya Aleksandrovna heyecandan titremeye başladı. Albayın karısının •ğ‚d‚ gayet a„ık ve akıllıcaydı. Geciktirmek i„in bir neden ve kaybedilecek zaman yoktu. H†l† en b‚y‚k problem „•z‚ms‚z duruyordu. Zina'nın odasına koştu. Zina kollarını g•ğs‚nde kavuşturmuş, başı •ne eğik, ‚zg‚n ve solgun bir halde odada bir aşağı bir yukarı dolaşıyordu. G•zlerinde yaş vardı. Annesine „evirdiği bakışları bir kararlılık ışıltısı taşıyordu. Aceleyle g•zyaşlarını sakladı, dudaklarında alaylı bir g‚l‚mseme belirdi. "Anne" dedi, Marya Aleksandrovna'dan •nce davranarak. "Şimdiye dek „ok s•zc‚k oyunu yaptın bana, hem de „ok. Ama beni k•r edemedin. ‡ocuk değilim. Bir iyilik meleği gibi kahramanca davranmam konusunda beni ikna etmeye uğraştın, ama benim b•yle bir yeteneğim yok. Bencilliğinden dolayı, kendi bayağı fikirlerini doğrulamaya „alışman ve onlara bir de soyluluk katman „ok d‚zenbazca, ama beni kandıramazsın, duyuyor musun? Tekrar s•yl‚yorum. Beni bu şekilde kandıramazsın, bunu bilmeni istiyorum!" "Ama mon angel..." diye bağırdı Marya Aleksandrovna, geri „ekilerek. "Sakin ol anne! Beni sonuna kadar dinleme sabrını g•ster. B‚t‚n bunların bir entrika ve al„aklık olduğunu gayet iyi bilmeme rağmen, teklifini kabul ediyorum, tamamen, duyuyor musun, tamamen? Şimdi Prens'le evlenmeye hazırım ve bu konudaki „abalarına da yardımcı olacağım. Bunu neden yaptığımı sana s•yleyecek değilim. Karar verdiğimi bil yeter. Her şeyi yapacağım, yaptığım adiliği affettirmek i„in ayakkabılarını giydireceğim, hizmet„isi olacağım, onu eğlendirmek i„in dans bile edeceğim. Benimle evlendiğine pişmanlık duymaması i„in yapılması gereken her şeyi yaparım! Ama buna karşılık, her şeyi nasıl ayarlayacağını a„ık a„ık anlatmanı istiyorum. Bu kadar ısrarlı konuştuğuna g•re, seni tanıdığım kadarıyla, kafanda mutlaka bir plan vardır. Hayatında bir kez olsun a„ık ol, a„ıklık olmazsa hi„bir şey m‚mk‚n değildir! Eğer senin bunu nasıl yapacağını bilmezsem ger„ek bir karar alamam." 58 Zina'nın d‚ş‚nce tarzındaki bu beklenmedik değişikliğe „ok şaşıran Marya Aleksandrovna bir s‚re g•zlerini kızına dikip, hi„ konuşmadan, hareketsizce kalakaldı. Sertliğinden „ok korktuğu kızının inadıyla m‚cadele etmeye hazırdı, bir yandan da y‚zde y‚z anlaşmak ‚zere olduklarını ve inan„larına ters d‚şse bile her konuda işbirliğine a„ık olduğunu fark etti! Bunun sonucunda da, birdenbire ciddiyete binen planı Marya Aleksandrovna'nın g•zlerinde ışıldadı. "Zinochka!" diye bağırdı coşkuyla. "Zinochka! Benim canım, kanım!" Daha fazla bir şey s•ylemedi ve gidip kızını kucakladı. "Aman Tanrım' Anne beni kucaklamanı falan istemiyorum" diye bağırdı Zina, tatsız bir sabırsızlıkla. "Senin taşkın hareketlerini istemiyorum! Benim senden tek istediğim soruma cevap vermen, hepsi bu." "Ama Zina ben seni seviyorum! Ben sana tapıyorum, oysa sen beni itiyorsun... Yani, b‚t‚n bunları senin mutluluğun i„in yapıyorum..." G•zlerinde sahtelikten uzak, ger„ek g•zyaşları ışıldıyordu. Marya Aleksandrovna Zina'yı „ok seviyordu, ama kendi tarzında. O anda kazandığı başarı onu „ok etkiledi, heyecanlandırdı, dayanma g‚c‚n‚ zorladı. Zina da, her şeye rağmen, annesinin onu „ok sevdiğini biliyor ve bu sevgiyi bir y‚k olarak g•r‚yordu. Annesi ondan nefret etse her şey daha kolay olacaktı... "Sinirlenme anne, biraz sarsıldım da ondan" dedi Zina annesini yatıştırmak i„in. "Kızgın değilim, kızgın değilim, meleğim!" diye cıvıldadı Marya Aleksandrovna hemen kendine gelerek. "Yani sarsıldığının farkındayım. Bak tatlım, a„ıklık istiyorsun, tamam o zaman a„ık olacağım, tamamen a„ık, inan! Sen bana g‚ven yeter. Başlangı„ olarak, kesin bir planım olmadığını s•yleyeyim Zinochka, hem nasıl olsun, bunun nedenini senin gibi zeki bir kız hemen anlar. Bazı 59g‚„l‚kleri g•zardı edemem... Şu karga da kulağımın dibinde bir şeyler konuşup durdu... (Ah Tanrım! Acele etmeliyim!) G•r‚yorsun ya tamamen a„ığım! Amacıma ulaşacağıma yemin ederim!" dedi kendinden ge„erek. "Benim duyduğum g‚ven, senin dediğin gibi şiirsel bir g‚ven değil meleğim, ger„eklere dayanan bir g‚ven. Bu da Prens'in biraz budala olmasından kaynaklanıyor, yani o, ‚zerine istediğini işleyebileceğin bir kanvastır. Ben bir şeye kalkışınca sakın kimse karşıma „ıkmasın! Sanki o aptallar benimle başa „ıkabileceklermiş gibi!" diye bağırdı, g•zleri ışıl ışıl, elini masaya vurarak. "Bu benim işim! Bunu başarmak i„in en •nemli şey, olabildiğince erkenden başlamaktır, hatta b‚y‚k bir kısmını halletsek iyi olacak." "‡ok g‚zel anne. Biraz daha a„ıklık istiyorum. Planınla neden bu kadar ilgilendiğimi ve h†l† neden g‚ven duymadığımı biliyor musun? ‡‚nk‚ ben kendime g‚venmiyorum. Bu adiliği yapmaya karar verdiğimi s•yledim ama planının ayrıntıları iğren„ ve pis olursa, seni uyarıyorum, buna dayanamam ve havlu atarım. Ger„i aşağılık bir şey yapmaya karar vermek, sonra da bunun i„inde y‚zd‚ğ‚ pislikten korkmak da iğren„ bir şey, ama yapılacak başka bir şey yok. Bunun tek yolu bu!..." "Ama Zinochka, sana •nerdiğim şeyin nesi iğren„ mon ange?" diye karşı „ıktı Marya Aleksandrovna ‚rkek„e. "Bu yalnızca yararlı bir evlilik yapma meselesi, herkes yapabilir! Tek yapman gereken olaya bu a„ıdan bakmak, o zaman g•z‚ne daha onurlu g•r‚necek..." "Ah anne, Tanrı aşkına, bana kurnazlık yapmaya kalkışma! Bak, her şeyi, her şeyi kabul edeceğim. Daha ne istiyorsun? Yaptığımız şeylerin ger„ek adını s•ylemekten „ekinme, ben „ekinmiyorum! Belki de bundan sonra tek tesellim bu!" Yine dudaklarında acı bir g‚l‚mseme belirdi. "Tamam, tamam meleğim. Bir yandan fikir ayrılığına d‚ş‚p, bir yandan da birbirimize saygı duymamız m‚mk‚n. Eğer ayrıntılar 60 konusunda endişeleniyorsan ve k•t‚ şeyler olacağından kor-kuyorsan, her şeyi bana bırak. Yemin ederim, sana tek damla „amur bile sı„ramayacak. Seni herkesin •n‚nde tehlikeye atacağımı mı sanıyorsun? Sen bana g‚ven, her şey „ok g‚zel ve onurlu bir şekilde işleyecek, en •nemlisi de bu zaten! Hi„bir skandal „ıkmayacak. Ka„ınılmaz birka„ k‚„‚k olay olsa bile biz „ok uzaklarda olacağız! Yani burada kalacak değiliz! Bırakalım arkamızdan bağırıp dursunlar, onlara aldırmayacağız! L‚tfen bana kızma, ama bu kadar gururlu olmana rağmen onlardan „ekinmene „ok şaşıyorum doğrusu Zinaida." "Ah anne, onlardan korktuğum falan yok ki! Beni anlamıyorsun" diye cevap verdi, rahatsız bir sesle. "Peki, peki sevgilim kızma! Sen belki hayatında ilk kez yapacaksın, ama onlar haftanın her g‚n‚n‚ pis oyunlar d‚ş‚nerek ge„iriyorlar... Aman canım, ben de neler s•yl‚yorum, ne salak kadınım! Bu pis bir oyun değil ki! B•yle pislik olur mu? Aslına bakarsan „ok soylu bir davranış! Bunu sana a„ıklayayım Zinochka. Yalnızca bakış a„ısına bağlı bir şey..." "Anne, senin a„ıklamalarını dinlemek istemiyorum!" diye bağırdı Zina •fkeyle, sabırsızlıkla ayaklarını yere vuruyordu. "Tamam sevgilim, tamam! Yine baltayı taşa vurduk..." Kısa bir sessizlik oldu. Marya Aleksandrovna Zina'ya uysallıkla yaklaştı ve rahatsız bir ifadeyle, sanki yaramazlık yapan bir fino k•peği sahibine bakıyormuş gibi g•zlerinin i„ine baktı. "Nasıl halledeceğini hi„ anlayamıyorum" diye devam etti Zina nefretle. 'Sonunda utanacaksın, bundan eminim. Ne d‚ş‚necekleri umurum la bile değil ama senin i„in utan„ olacak." "Meleğim, eğer seni endişelendiren buysa l‚tfen rahat ol! Sana yalvarıyorum! Planımızda anlaştığımız s‚rece beni d‚ş‚nmene hi„ gerek yo c. Ne belalardan sıyrıksız kurtulduğumu bir bilsen! Ayarlanacak şeyler var! En azından deneyeceğim! Ne olursa olsun Prens'le olabildiğince „abuk yalnız kalmalıyız. İlk adım bu. Her şey 61buna bağlı. Kuşkusuz sonra olacakları da d‚ş‚nebiliyorum. Herkes •fkeden kuduracak ama... olsun! Onların işlerini bitiririm ben! Bir de Mozglyakov var. O beni korkutuyor..." "Mozglyakov mu?" dedi Zina k‚„‚mseyerek. "Evet ya Mozglyakov! Ama sen korkma Zinochka! Sana yemin ederim, onu •yle bir hale getireceğim ki, bize yardım bile edecek! Daha sen benim g‚c‚m‚ g•rmedin Zinochka! İş başındayken nasıl olduğumu bilmezsin. Ah Zinochka sevgilim! Prens'in geldiğini duyduğum anda beynimde şimşekler „aktı! Sanki pırıltılı bir şey b‚t‚n varlığımı etkiledi! Bizim evimize geleceği kimin aklına gelirdi? B•yle bir şans insana kırk yılda bir gelir! Zinochka! K‚„‚k meleğim! Sakat bir ihtiyarla evlenmende utanılacak bir şey yok, ama „ekilmez olduğunu d‚ş‚nd‚ğ‚n bir adamla evlenecek olursan işte ondan utanmalısın. Zaten bu ger„ek bir evlilik olmayacak, biliyorsun. Karşılıklı bir anlaşma olacak. Yani o yaşlı bunak bu işten en „ok kazanan kişi olacak! Kendisine bahşedilen değer bi„ilmez talihin tadını „ıkaracak! Bug‚n ne kadar g‚zelsin Zinochka. Bu g‚zellik değil ger„ek bir tablo! Erkek olsaydım, sen yeter ki iste, sahip olduğum krallığın yarısını verirdim. Bunların hepsi inat„ı! Kim bu g‚zel eli •pmeden durabilir?" Marya Aleksandrovna kızının elini •pt‚. "Bu benim kendi kanımdan, canımdan! O yaşlı bunağı gerekirse zorla seninle evlendiririz. Ah Zinochka, ikimiz i„in yepyeni bir hayat başlayacak! Benden ayrılmayacaksın, değil mi Zinochka? Şansı yakaladın diye anneni başından atmayacıksın ya? Tartışabiliriz k‚„‚k meleğim, ama sen yine de benim gibi bir dost bulmazsın, hem..." "Anne! Bunu yapmayı kafana koyduysan belki de artık başlamanın... zamanı gelmiştir. Burada zaman kaybediyorsun!" dedi Zina sabırsızlıkla. "Evet Zinochka, zamanı geldi. Doğru. Ne diye „ene „alıp duruyorum sanki!" dedi Marya Aleksandrovna lafı alarak. "Prens'i ayartmaya „alışıyorlar. Hemen oraya gitmem gerek! Gidince Mozglyakov'† sorarım, sonra da... Olmazsa o yaşlı bur ağı zorla 62 getiririm! Hoş„a kal Zina, hoş„a kal hayatım. ‹z‚lme, canını sıkma, huzursuz olma, en •nemlisi bu, huzursuz olma! Her şey en g‚zel ve en onurlu bir şekilde sonu„lanacak! Her şey olaya nasıl baktığına bağlı... Hoş„a kal, hoş„a kal!" Marya Aleksandrovna Zina'yı kutsadı ve odadan fırlayıp „ıktı. Odasına gidince bir s‚re aynanın karşısında durdu. İki dakika sonra, hep o saatte, dışarı „ıkar diye atları koşulu bekletilen, ‚st‚ kapalı arabasıyla Mordasov sokaklarında gidiyordu. Marya Aleksandrovna gayet g•rkemli yaşıyordu. "Yo, benimle başa „ıkamazsınız!" diye d‚ş‚nd‚ arabasına yerleşirken. "Zina kararını verdiğine g•re, savaşın yarısını kazandık demektir. Prens'i bırakacak mıyım? Asla! Aferin Zina'ya! Sonunda kabul etti! Bu da demektir ki k‚„‚k beyni b•yle şeylere işliyor. Zaten Zina'ya sunduğum şeyler „ok cazipti! Onu etkiledi! Bug‚n ger„ekten de „ok g‚zel! Onun g‚zelliği bende olsa Avrupa'nın yarısını alt‚st ederdim! Bakalım, neler olacak... Prenses olduğu zaman b‚t‚n o Shakespeare sa„malıkları bitecek, neyin ne olduğunu •ğrenecek! Mordasov'dan ve o •ğretmen bozuntusundan başka ne bilir ki? Ah... ondan ne prenses olur! Onu cesaretine ve gururuna hayranım, yanına bile yaklaşılmıyor! ˆyle bir bakışı var ki, insan Krali„e'yle karşılaşmış gibi oluyor. Nasıl oluyor da halinin farkında değil? Neyse sonunda anladı canım! Yakında aklı iyice başına gelecek... Ben zaten hep yanı başında olacağım. Sonunda her konuda benimle aynı fikirleri paylaşacak. Bensiz yapamayacak! Ben de bir Prenses olacağım, Petersburg'da bile insanlar beni tanıyacaklar. Elveda berbat kasaba! O Prens •lecek, o sefil „ocuk •lecek; ben de onu kraliyet ailesinden biriyle evlendireceğim. Beni endişelendiren bir tek şey var: Acaba ona biraz fazla mı g‚vendim? Ona karşı „ok mu a„ık oldum, „ok mu fazla coşkuya kapıldım? Beni korkutuyor, hem de „ok korkutuyor..." Marya Aleksandrovna d‚ş‚ncelerine dalıp gitmişti. Kuşkusuz bunlar problemli d‚ş‚ncelerdi. Hani ne derler ya: Azmin elinden bir Şey kurtulmaz. 63Zina kendi haline kalınca, kollarını g•ğs‚nde kavuşturup, odasında bir aşağı bir yukarı dolaşarak d‚ş‚nd‚ durdu. Pek „ok şeyi d‚ş‚n‚yordu. "Zamanı geldi, hem de tam zamanı!" diye tekrarlayıp duruyordu hi„ darmadan. Bu tutarsız s•zlerin ne anlamı vardı? Uzun kirpiklerinde yaşlar ışıldıyordu. Onları silmek aklına bile gelmiyordu. Ama annesinin, Zina'nın d‚ş‚nceleri konusunda endişelenmesine hi„ gerek yoktu. ‡‚nk‚ Zina kararını vermiş ve sonu„larına kendisini hazırlamıştı bile... "Sen bir dur bakalım hele!" diye d‚ş‚n‚yordu Nastasya Pet-rovna, albayın karısı gittikten sonra, karanlık odada el yordamıyla yolunu bulmaya „alışırken. "Ben de şu bunak Prens'i memnun etmek i„in pembe kurdeleler bağlamaya niyetleniyordum. Ne salak bir kadınım, benimle evleneceğine iyiden iyiye inanıyordum. Ah Marya Aleksandrovna, demek şapşalım, demek dilenci kılıklıyım ha, demek iki y‚z ruble r‚şvet aldım? Keşke sana bir oyun yapıp o parayı almasaydım, seni kurnaz s‚rt‚k! İyi niyetimden yaptım hep, yaptığım işin masraflarını aldım... Ben de birisine r‚şvet vermek zorunda kalabilirdim. Ama bunu yapmayıp kilidi kendim kırdırma bundan sana ne? Senin kirli işlerini ben yaptım, uyuşuk! Tek bildiğin nakış işlemek! Sen dur hele, ben nakısı g•steririm sana. Şapşal mıyım değil miyim, g•r‚rs‚n! Nastasya Petrovna neymiş anlayacaksın!" 64 YEDİNCİ BˆL‹M Marya Aleksandrovna kendisini dehasına kaptırmıştı. Cesaret gerektiren, b‚y‚k bir projesi vardı. Kızını, varlıklı, sakat bir Prens'le, herkesten gizlice evlendirmek; adamın bunaklığından ve savunmasızlığından yararlanmak; ‚stelik bunu bir hırsız edasıyla yapmak, Marya Aleksandrovna'nın d‚şmanlarının dediği gibi yalnızca bir cesaret işi değil, aynı zamanda da k‚stahlıktı. Kuşkusuz, „ok avantajları olan bir projeydi, ama başarısızlıkla sonu„lanacak olursa sahibini, en hafif deyimiyle, rezil edecekti. Marya Aleksandrovna bunun farkındaydı, ama bunun i„in canını sıkmıyordu. "Ben ne belalardan sıyrıksız kurtuldum!" demişti Zina'ya ve haklıydı. Yoksa bir kahraman olabilir miydi hi„? B‚t‚n bunlar yol kesip soygun yapmaya benziyordu hi„ kuşkusuz, ama Marya Aleksandrovna'nın aldırdığı falan yoktu. Bu konuda „‚r‚t‚lemez bir inancı vardı: "Bu işi başardığı anda artık kimse bir şey yapamayacaktı." Bu •yle avantajlı bir şeydi ki d‚-ş‚ncesi bile Marya Aleksandrovna'nın t‚ylerini ‚rpertmeye yetiyordu. Aynı zamanda da i„inde korkulu bir heyecan vardı, sanki 65 iğneli bir minderde oturuyor gibiydi. İlham dolu bir kadın olması ona ink†r edilemez yetenekler de sağlamıştı, hareket planı hazırlama konusunda da başarılıydı. Ger„i şu aşamada, planı yalnızca taslak halindeydi, belli belirsiz bir şekilde kafasında canlanıyordu. Y‚zlerce ayrıntı ve olasılık hesaplanmayı bekliyordu. Ama Marya Aleksandrovna kendisine g‚veniyordu. Onu heyecanlandıran başarısız olma korkusu değil, işe bir an •nce başlama, kavgaya „abucak katılma arzusuydu. Engelleri ve gecikmeleri d‚ş‚nd‚k„e sabırsızlıktan •l‚yordu. Gecikmelerden s•z a„ılmışken, d‚ş‚ncelerimizden bahsetmek i„in izninizi istiyoruz. Marya Aleksandrovna belanın b‚y‚ğ‚n‚ Mordasovlu soylulardan, •zellikle de Mordasov sosyetesinin kadınlarından bekliyordu. Kendisine duydukları acımasız nefreti deneyimleriyle •ğrenmişti. Şu anda bile, daha hi„ kimseye s•ylemediği halde, planının b‚t‚n kasaba tarafından bilindiğinin farkındaydı. Evinde sabah yaşanan bir olayın, akşama kalmadan, pazardaki satıcı kadından, d‚kk†ndaki tezg†htara kadar herkesin kulağına gittiğini bir„ok defa tekrarlanan acı deneyimlerden •ğrenmişti. Marya Aleksandrovna'nın i„inde bir tehlike •nsezisi vardı ve •nsezileri onu hi„ yanıltmazdı. Bu kez de bunlar kuruntu değildi. Hen‚z bilmediği şeyler olmuştu. ˆğlene doğru, yani Prens'in Mordasov'a gelişinden ‚„ saat kadar sonra, kasabada garip dedikodular yayılmaya başladı. Kimden „ıktığı belli değildi, ama b‚y‚k bir hızla yayılmıştı. Marya Aleksandrovna'nın yirmi ‚„ yaşındaki, drahomasız kızı Zina'yı Prens'le nişanladığını; Mozgl-yakov'un da postalandığını ve her şeyin ayarlandığını konuşuyorlardı. Bu dedikoduların nedeni ne olabilirdi? Herkes Marya Aleksandrovna'yı, kalbinden ge„enleri ve arzularını b•ylesine iyi bilecek kadar tanıyor olabilir miydi? Ne dedikoduların olayların seyrine uymaması (ki b•yle olayların bir saat i„inde d‚zenlenebilmesi „ok zordu), ne de hik†yenin asılsızlığı (ki hi„ kimse dedikodunun nereden kaynaklandığını bilmiyordu) Mordasovlular'ın duyduklarına inanmalarını engelleyebilirdi. Dedikodu yayıldık„a yayıldı ve inatla k•k saldı. İşin en ilgin„ yanı dedikodunun, Marya 66 Aleksandrovna'nın kızı Zina'ya bu konuyu a„maya başladığı anda yayılmış olmasıydı. İşte kasabalılar b•yleydi! Kasabalıların dedikoduları zaman zaman mucize boyutlarına varır, kuşkusuz bunun nedenleri vardır. Bu, onların birbirlerini uzun zamandır, yakından tanıyıp, ilgilenmelerinden kaynaklanır. Her biri diğerinin bakışları altında yaşar. Sayın hemşerilerinden bir şey saklaması imk†nsızdır. Seni ezbere bilirler; hatta senin kendi hakkında bilmediğin şeyleri bile bilirler. İnsan, kasabalıların doğuştan psikolog ve kalp uzmanı olduklarını d‚ş‚nmeden edemez. Bu y‚zden de b•yle kasabalarda psikologlara ya da kalp uzmanlarına değil de inat„ı eşeklere rastlayınca ger„ekten şaşırırım. Neyse canım, şimdi bunun sırası değil. Haber g•k g‚r‚lt‚s‚ etkisi yarattı. Herkes, Prens'le evliliği •yle parlak ve akıllıca bir şey olarak g•r‚yordu ki acayipliğine kimse j dikkat bile etmiyordu. Olayın bir başka a„ısını da belirtmemiz gerek: Nedendir bilinmez ama Mordasovlular, Marya Alek-sandrovna'dan „ok Zina'dan nefret ediyorlardı. Zina'nın g‚zelliği bunun nedenlerinden biriydi herhalde. Mordasovlular'ın g•z‚nde ne kadar kusurlu olursa olsun, Marya Aleksandrovna onlardan biriydi. Oradan ayrılıp gidecek olsa, kim bilir, belki de onu •zlerlerdi. Onun dertleri ve karmakarışık işleri hayatlarına hareket getiriyordu. Onsuz bir yaşam sıkıcı olurdu. Oysa Zina sanki Mordasov'da değil de bulutların ‚zerinde yaşıyor gibi davranıyordu. Kasabalılar onu kendi denkleriymiş gibi g•rm‚yorlardı. Zina da belki farkına bile varmadan, onlara kibirle bakıyordu. İşte şimdi bu Zina, hakkında skandallı haberler yayılan, kibirli, burnu b‚y‚k bu Zina, bir Prenses, bir milyoner olacak, soylular sınıfına girecekti! Bir iki yıl i„inde dul kalınca, belki de bir d‚kle ya da generalle evlenecekti; hatta belki de valinin karısı olurdu („‚nk‚ vali hem duldu, hem de kadınlara d‚şk‚n biriydi). Sonra kasabanın •nde gelen kadını olacaktı, hi„ kuşkusuz bunun d‚ş‚ncesi bile dayanılacak şey değildi. Mor-dasov'un tarihinde hi„bir haber, Zina'nın Prens'le evlenme haberi kadar •fke yaratmamıştı. Her kafadan bir itiraz „ığlığı y‚kseliyordu. Bunun bir g‚nah, bayağı ve pis bir şey olduğu, yaşlı adamın 67aklının başında olmadığı, aldatıldığı, oyuna getirildiği, dolandırıldığı, bunaklığından yararlanıldığı, kana susayanların pen„elerinden kurtarılması gerektiği, bunun korsanlık ve ahlaksızlık olduğu bas bas bağınldı. Hem sonra Zina'nın •zelliği neydi ki, pek†l† bir başkası da Prens'le evlenebilirdi/Marya Aleksandrovna bu „ığlıkları ve konuşmaları yalnızca tahmin edebiliyordu, ama bu ona yetti. Herkesin, onun planını bozmak i„in m‚mk‚n olan olmayan her t‚rl‚ şeyi kullanacağını biliyordu. Prens'i gasp etmeye „alışıyorlardı, onu tekrar ele ge„irmek i„in uğraş vermek gerekecekti. Hem Prens'i ele ge„irmeyi ve ayartmayı basarsa bile, onu sonsuza dek kontrol altında tutamazdı ya. Hem, o g‚n, iki saate kalmadan, - Mordasov'un b‚t‚n kadınlarının, bir bahaneyle salonuna doluşmayacakları ne malumdu? Artıkkurtulabilirsen kurtul. Kapıdan atsan bacadan girerlerdi, bu Mordasov i„in imk†nsız bir şey değildi. Yani, kaybedilecek saat, hatta dakika bile yoktu, hem daha plan uygulanmaya başlanmamıştı bile. Birdenbire Marya Aleksand-rovna'nın kafasında bir şimşek „aktı ve hemen bir fikir olgunlaştı. Yeri gelince bu fikirden s•z edeceğiz. Şimdilik, kahramanımızın, sert bir y‚zle, ilham dolu olarak ve -eğer Prens'i geri almanın tek yolu buysa- bir savaşa hazırlanarak Mordasov sokaklarında son s‚rat gittiğini s•yleyelim. Bunun nasıl başarılacağını yada ona rastlayıp rastlamayacağını bilmiyordu, ama bildiği bir şey varsa, o da b‚t‚n Mordasov yerin dibine de batsa planından d•nmeyeceğiydi. İlk adımı umduğundan daha başarılıydı. Yolda Prens'le karşılaştı ve onu evine yemeğe g•t‚rmeyi başardı. D‚şmanlarının b‚t‚n uğraşlarına rağmen istediğini nasıl başardığım ve Anna Ni-kolayevna'yı nasıl aptal durumuna d‚ş‚rd‚ğ‚n‚ soracak olursanız, b•yle bir sorunun Marya Aleksandrovna'nın şanına yakışmayacağını s•ylemem gerekir. Anna Nikolayevna Antipova gibi bir rakibin ‚stesinden gelememesi nasıl m‚mk‚n olabilir ki? Rakibinin evine doğru yaklaşan Prens'i yakalamış ve hi„bir şeyin onu amacından saptırmasına izin yermeden •zellikle de skandal „ıkmasından „ok korkan Mozglyakov'a aldırmadan- arabaya attığı gibi g•t‚rd‚. Marya Aleksandrovna'yı rakiplerinden ayıran •zelliği, bir l tehlike anında herhangi bir skandaldan korkmaması, başarıya giden her yolu doğru bulmasıydı. Kuşkusuz Prens s•z‚n‚ etmeye değecek bir direnme g•stermedi. Her zaman †deti olduğu ‚zere her şeyi „abucak unuttu. Halinden gayet memnundu. Yemekte hi„ durmadan konuştu, „ok neşeliydi, şakalar ve kelime oyunları yaptı, sonunu getiremediği ya da farkına varmadan bir başkasıyla karıştırdığı fıkralar anlattı. Natalya Dmitriyevna'nın evinde ‚„ kadeh şampanya i„mişti. Yemekte daha da fazlasını i„ip tamamen şaşkınlaştı. Marya Aleksandrovna kadehini doldurup duruyordu. Yemek hi„ de fena ge„medi. Canavar Nikita hi„bir şeyi mahvetmemişti. Ev sahibi neşesiyle konukları canlandırıyordu. ˆtekiler her nasılsa pek havalarında değillerdi. Zina ciddi sessizliğini koruyordu. Mozgl-yakov'un kendinde olmadığı belliydi, pek yemek yemedi. Sanki bir şey d‚ş‚n‚yor gibiydi. Bu alışılmamış bir şey olduğundan Marya Aleksandrovna endişelendi. Nastasya Petrovna suratını asmış oturuyor, Mozglyakov'a gizliden gizliye, garip işaretler yapıyordu, ama Mozglyakov farkında bile değildi. Hoş tavırlı ev sahibi olmasaydı yemek cenaze yemeğine benzeyecekti. Marya Aleksandrovna'nın g•r‚nt‚s‚n‚n altında anlatılmaz bir heyecan vardı. Zina'nın g•z‚nde yaş izleri taşıyan, yaslı g•r‚nt‚s‚ annesine •l‚m korkusu vermeye yetiyordu da artıyordu bile. Bir başka problem daha vardı: Zaman „ok •nemliydi, acele etmeleri gerekiyordu, bir de orada kukla gibi oturan ve her şeye engel olan 'lanet Mozglyakov' vardı! O varken herhangi bir girişimde bulunmak s•z konusu değildi. Marya Aleksandrovna korkun„ bir endişe i„inde masadan kalktı. Yemekten kalktıkları anda, Mozglyakov'un yanına gelip, hi„ beklenmedik bir şekilde, hemen gitmesi gerektiği i„in „ok iz‚ld‚ğ‚n‚ s•ylemesi deyim yerindeyse onu şok etti. "Neden ama?" diye soruşturdu, i„tenlikle. "Şey, Marya Aleksandrovna" diye başladı Mozglyakov rahatsız ve biraz da şaşkın bir şekilde, "bana garip bir şey oldu. Nasıl s•yleyeceğimi bilemiyorum... L‚tfen, Tanrı aşkına bana bir •ğ‚t verin!" 68 69l "Neler oluyor?" "Bugˆn vaftiz babama rastladım. Hani tˆccar Boroduyev... tanırsınız. Yaşlı adam „ok ‰fkeliydi, burnumun bˆyˆdˆğˆnˆ s‰yleyerek, beni azarladı. Bu Mordasov'a ˆ„ˆncˆ gelişim ve ona uğ-ramadım. 'Bugˆn „aya gel' dedi. Saat d‰rdˆ ge„ti. Her zaman, klasik bir şekilde, şekerlemesini yapar ve saat beşte „ayını i„er. Ne yapabilirim? Bir dˆşˆnsenize Marya Aleksandrovna, huzur i„inde yatsın, babam hˆkˆmet fonundan para alıp kumar oynadığı zaman onu ‰lˆmden kurtarmıştı. Zaten bu yˆzden de benim vaftiz babam olmuştu. Eğer Zinaida Afanasyevna ile evlenecek olursam, benim sadece yˆz elli nˆfuslu bir k‰yˆm olacak, ama onun bir milyonluk k‰yˆ var. Hi„ „ocuğu da yok. Eğer her şey yolunda giderse vasiyetinde bana da yˆz bin bırakabilir. Yetmişine geldi, bir dˆşˆnsenize!" "Aman Tanrım! B‰ylesini hi„ duymadım! Peki ne bekliyorsun?" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, sevincini saklayamadan. "Hemen gidin, hemen! Zaman kaybetmemelisiniz. Yemek boyunca sizi izledim, renginiz u„muştu. Hemen gidin mon ami, hemen gidin! Hatta bu sabah uğrayıp sevgisine layık olduğunuzu g‰stermeniz gerekirdi! Ah şu gen„ler, ah!" "Ama Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı Mozglyakov şaşkınlıkla. "Onunla konuştuğum i„in beni eleştiren siz değil miydiniz? Meyhanelerde, bodrumlarda avare avare dolaşıp duran, sakallı mujiğin biri olduğunu s‰ylˆyordunuz." "Ah mon ami! İnsan iyice dˆşˆnˆp taşınmadan pek „ok şey s‰ylˆyor! Ben de hata yapabilirim, aziz değilim ya! Her neyse canım, zaten ‰yle bir şey s‰ylediğimi hatırlamıyorum, ama belki de ruh halim iyi değildi... ƒstelik siz o zaman Zina'ya talip değildiniz daha... Kuşkusuz bu bencillik, ama artık her şeye başka bir a„ıdan bakmak gerekir. B‰yle yaptığım i„in beni hangi anne su„layabilir? Hemen gidin, bir dakika bile kaybetmeyin! Akşam da orada kalın... Ona benden de s‰z edin, saygı duyduğumu, sevdiğimi, değer verdiğimi iletin, elinizden geldiğince gˆzel anlatın! Ah Tanrım tamamen aklımdan „ıkmış, bunu benim size daha ‰nce ‰nermem gerekirdi." "Bana ˆmit verdiniz Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı Mozglyakov, kendinden ge„miş bir halde. "Yemin ederim, artık her dediğinizi yapacağım! Size anlatmaya korkuyordum!... Şimdi gidiyorum, hoş„a kalın! Lˆtfen Zina Afanasyevna'dan benim adıma ‰zˆr dileyin. Tekrar d‰neceğim..." "Kalbim sizinle mon ami! Benden s‰z etmeyi unutmayın! Ger„ekten tatlı bir ihtiyar. Onun hakkındaki dˆşˆncelerim „oktandır değişti... Zaten onun eski Rus tavırlarını her zaman sevmişimdir... Au revoir, mon ami, au revoirl" "Onu buradan uzaklaştırmak Seytan'ın işi! Yo, yo Tanrı yardım ediyor olmalı!" diye dˆşˆndˆ, sevin„ten nefesi kesilerek. Pavel Aleksandrovich, hole „ıkmış kˆrkˆnˆ giyiyordu ki Nas-tasya Petrovna birden fırlayıp yanına gitti. Hep bu anı bekliyor gibiydi. "Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu, onu kolundan tutarak. "Boroduyev'in evine, Nastasya Petrovna! Benim vaftiz babamdır o... ‡ok zengin bir ihtiyardır, biraz onunla ilgileneyim ki mirasında beni de hatırlasın!..." Pavel Aleksandrovich „ok keyifli bir ruh hali i„indeydi. "Boroduyev'e mi? O halde nişanlınıza elveda diyebilirsiniz" dedi Nastasya Petrovna kesin bir ifadeyle. "Elveda da ne demek oluyor?" "O demek oluyor işte! Onun size ait olduğunu sanıyordunuz, değil mi? Ama onu Prens'le evlendirmeye „alışıyorlar. Kendi kulaklarımla duydum." "Prens'le mi? Rica ederim Nastasya Petrovna!" "Ne diye rica ediyorsunuz canım? Kendi kulaklarınızla duymak isterseniz paltonuzu bırakıp benimle gelin." Dili tutulan Pavel Aleksandrovich paltosunu „ıkarıp, parmak u„larına basarak Nastasya Petrovna'yı izledi. Kadın onu, sabah gizlenip casusluk yaptığı k‚„‚k odaya g•t‚rd‚. "Beni bağışlayın, ama Nastasya Petrovna, b‚t‚n bunların ne demek olduğunu anlayamıyorum!..." 70 71"Eğilip dinlediğiniz zaman anlayacaksınız. Herhalde oyun şimdi başlar." "Ne oyunu?" "Şşş! Bağırarak konuşmayın! Oyun demekle sizi kandırmaya niyetlendiklerini s•ylemeğe „alışıyorum. Siz Prensle „ıktıktan sonra Marya Aleksandrovna tam bir saat, Zina'yı Prens'le evlenmesi i„in ikna etmeye uğraştı. Onu aldatmaktan daha kolay bir şey olmadığını s•yledi ve onu evlenmeye zorladı. ˆyle kurnazlıklar denedi ki midem bulandı. Buradan her şeyi dinledim. Zina razı oldu. Sizin hakkınızda da konuştular. Tam anlamıyla aptal yerine koydular sizi! Zina sizinle evlenmeyeceğini a„ık a„ık s•yledi. Ben de az aptal değilim! Az kalsın kurdele takıp gezecektim! Dinleyin, bakın!" "Eğer bu doğruysa, ikili oynuyorlar demektir!" diye fısıldadı Pavel Aleksandrovich, NastasyaPetrovna'nın g•zlerinin i„ine aptal aptal bakarak. "Dinleyin, bakın daha neler duyacaksınız." "Peki nereden dinleyeyim?" "Buradan, eğilin ve anahtar deliğinden dinleyin..." "Ama Nastasya Petrovna, ben... ben başkalarının konuşmalarını gizlice dinleyemem ki." "Artık bunu d‚ş‚nmek i„in ge„ kaldınız. Gururu bir yana bırakın, geldiğinize g•re dinlemelisiniz!" "Ama..." "Bunu yapamazsanız o zaman sizi kandırmalarına g•z yumun. Ben sizin i„in ‚z‚leyim, siz nazlanın. Bana ne sanki? Yani bunları kendim i„in yapmıyorum ya. B‚t‚n akşam burada kalacak değilim!" Pavel Aleksandrovich cesaretini toplayıp anahtar deliğine eğildi. Kalbi g‚m g‚m atıyor, şakakları zonkluyordu. Ona neler olduğunu bilmiyordu. 72 SEKİZİNCİ BˆL‹M "Demek Natalya Dmitriyevna'da iyi zaman ge„irdiniz, •yle mi Prens?" dedi Marya Aleksandrovna, yaklaşan savaşı a„g•zl‚l‚kle beklerken. Bir yandan da masum bir sohbet başlatmaya „alışıyordu. Kalbi beklemenin heyecanıyla hızla atıyordu. Yemekten sonra Prens sabah ağırlandığı salona alındı. Marya Aleksandrovna'nın evinde, b‚t‚n •nemli olaylar ve ciddi toplantılar hep bu salonda yapılırdı. Ovunurdu salonuyla. Altı kadeh şaraptan sonra, yaşlı adam iyice gevşemişti, ayakta duramıyordu. Bir yandan da konuşmadan edemiyordu. Gitgide boşboğaz olmuştu. Marya Aleksandrovna bunun ge„ici olduğunu ve konuğunun yorgun d‚ş‚p uyuklayacağmı biliyordu. Demir tavında d•v‚l‚rd‚. Savaş alanını ş•yle bir kola„an ettikten sonra, „apkın ihtiyarın Zina'ya tatlı tatlı " •aktığını fark etti ve ana y‚reği neşeyle kıpırdandı. "Hem de „ok i-yiy-di" dedi Prens. "Bilirsiniz, Natalya Dmit-iyevna „ok m‚-kem-mel bir kadındır, „ok m‚-kem-rnel bir :adın!" 73f Marya Aleksandrovna her ne kadar planlarına dalmış olsa da rakibine •vg‚ler yağdırılmasına dayanamadı. "Aman canım, Prens!" diye bağırdı, g•zleri ışıldayarak. "Siz de ona m‚kemmel derseniz ben ne d‚ş‚neceğimi bilemem artık! Siz bizim buradakileri hi„ tanımıyorsunuz demektir, hem de hi„. Hepsi g•steriş, altın kılıfın altında hepsi d‚zen, hepsi oyun. Kılıfı kaldırırsanız, „i„eklerin altında eşekarısı yuvası bulacaksınız, orada iliğinizi kemiğinizi s•m‚recekler!" "Ger„ekten mi?" diye bağırdı Prens. "‡ok şaşırdım." "Yemin ederim ki ‰yle. Ah mon Prince. Bak Zina, ge„en hafta Natalya Dmitriyevna'nın evinde olan gˆlˆn„ ve sevimsiz olayı anlatmalıyım. Hatırlıyorsun, değil mi? Evet, Prens, hakkında „ok iyi şeyler dˆşˆndˆğˆnˆz o Natalya Dmitriyevna ile ilgili bir olay. Ah sevgili Prens, size yemin ederim dedikoducu değilim ben! Bunu sizi eğlendirmek, buradaki insanların nasıl olduğunu anlamanız i„in canlı bir ‰rnek olarak anlatıyorum. İki hafta ‰nce Natalya Dmitriyevna bana uğradı. Ona kahve ikram ettik ve bir şey almak i„in ben odadan „ıktım. Gˆmˆş şekerliğimde ne kadar şeker olduğunu gayet iyi biliyordum. Ağzına kadar doluydu. D‰nˆnce bir de baktım ki, dibinde yalnızca ˆ„ tane kalmış. Odada Natalya Dmitriyevna'dan başka kimse yoktu. Ne dersiniz buna? Koskoca taş bir evi, sınırsız parası var. Bu komik bir ‰rnek, ama siz bundan bizim insanlarımız hakkında bir fikir edinirsiniz." " Ger-„ek-ten mi?" dedi Prens, bˆyˆk bir şaşkınlıkla. Bu ne a„g‰zlˆlˆk! Hepsini tek başına mı yemiş?" "İşte, o ‰yle mˆkemmel bir kadındır! Bu iğren„ olayı nasıl buldunuz? Ben b‰yle bir şey yapacak olsam oracıkta ‰lˆrdˆm!" "Ah evet... Ama yine de belle femıne* biliyorsunuz..." "Natalya Dmitriyevna mı? Rica ederim Prens, tas suratlının biri! Ah Prens ah! Siz neler s‰ylˆyorsunuz? Ben de sizin „ok daha zevkli olduğunuzu sanırdım..." * Gˆzel kadın. . "Ah evet ya, tas suratlı... ama biliyorsunuz „ok ‰zel bir tarzı var... Evet, dans eden kˆ„ˆk kızının da oy le... „ok ‰zel..." "Sonechka mı? Ama Prens, o daha „ocuk! On d‰rt yaşında!" "Ah evet... „ok hareketli, vˆcudu da bi„imleniyor... „ok şeker bir kız! Onunla dans eden ‰teki kız da „ok iyi..." "Ah zavallı ‰ksˆzˆn biri o Prens! Onu sık sık evlerine alırlar." "€k-sˆz ha? Pasaklı birine benziyor. En azından ellerini doğru dˆrˆst yıkasa bari... Ama yine de „ekici..." Prens hem b‰yle s‰ylˆyor, hem de g‰zlˆğˆnˆ doğrultup bˆyˆk bir a„g‰zlˆlˆkle Zina'ya bakıyordu. "Mais guelle charmante personne!"* diye mırıldandı al„ak sesle, zevkten eriyerek. " Zina bize bir şeyler „al, yok yok, en iyisi şarkı s‰yle! €yle gˆzel sesi var ki Prens! Tam bir sanat„ı. Bir bilseniz Prens" dedi Marya Aleksandrovna yumuşak bir sesle. Zina'nın sˆzˆlˆrcesine piyanoya doğru gitmesi zavallı adama yetti de arttı bile. "Onun nasıl da ‰rnek bir kız olduğunu bir bilseniz! €yle sevgi doludur, bana karşı ‰yle yumuşaktır ki! Ne hassaslık, ne yˆrek!" "Ah evet, hassaslık... Hayatımda onun gˆzelliğiyle karşılaştırılabilecek tek bir kadın g‰rdˆm" diye araya girdi Prens yutkunarak. "Otuz yıl ‰nce ‰len Kontes Nainskaya. ‡ok bˆ-yˆ-le-yi-ci bir kadındı, tarif edilemez bir gˆzelliği vardı.' Sonra aş„ıbaşısı ile evlendi..." " Aş„ıbaşısıyla mı Prens?" "Evet aş„ıbaşı... bir Fransız'dı. Onu yurtdışında kont yaptı. Hoş bir adamdı, eğitimliydi, kˆ„ˆcˆk bir sakalı vardı!" "Ama... ama... nasıl bir hayat sˆrˆyorlardı Prens?" "Ah evet gˆzel bir hayatları vardı. Ger„i kısa bir sˆre sonra da boşandılar. Kadının parasını alıp ka„tı. Bir sos yˆzˆnden falan kavga etmişler..." * Ne hoş şey bu. , 74 75"Anne ne „alayım?" diye sordu Zina. "Şarkı s‰ylesen daha iyi olur Zina. ‡ok gˆzel s‰yler Prens! Mˆziği sever misiniz?" "Ah evet! Charmant, charmantl Mˆziğe tut-ku-num. Yurtdışındayken Beethoven'la tanışmıştım." "Beethoven mı? Zina d‚ş‚nebiliyor musun, Prens Beethoven'i tanıyor!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna kendinden ge„erek. "Ah Prens! Ger„ekten tanıştınız mı?" "Ah evet... „ok sıkı f ikiydik. Enfiye „ekip dururdu. Ne komik adamdı." "Beethoven mı?" "Evet Beethoven tabii. Aslında belki Beethoven değildi, o Al-manlar'dan biriydi. O kadar „ok Alman vardı ki... Her neyse, bazen ipin ucunu ka„ırıyorum." "Ne s•ylememi istersin anne?" diye sordu Zina. "Hani şu ş•valyenin şarkısı var ya; kalenin hanımıyla †şığının şarkısı, onu s•yle... Ah Prens! Ş•valye hik†yelerine bayılıyorum! Ah o kaleler! Orta„ağ yaşamı! ‘şıklar, yarışmalar... Ben de sana eşlik ederim Zina. Biraz daha yaklaşın Prens! Ah o kaleler ah!" "Evet ya kaleler. Ben de kaleleri severim" diye mırıldandı Prens coşkuyla, tek g•z‚n‚ Zina'ya dikerek. "Aman... Tanrım!" diye bağırdı. "O aşk hik†yesi! Ben onu biliyorum! Yıllar •nce duydum... Bana •yle „ok şeyi hatırlatıyor ki... Ah Tanrım!" Zina s•ylemeğe başlayınca Prens'e neler olduğunu anlatmayacağım. Bir zamanlar „ok ‚nl‚ olan o eski, Fransız aşk şarkısını s•yledi. ‡ok g‚zel s•yl‚yordu. Etkileyici, p‚r‚zs‚z, ince sesi insanın i„ine işliyordu. Sevimli y‚z‚, şahane g•zleri, tuşlara basan ince parmaklan, kalın, kapkara, parlak sa„ları, inip kalkan gğs‚, gururlu, muhteşem, soylu g•r‚n‚ş‚ zavallı ihtiyarı b‚y‚ledi. Prens kız şarkı s•ylerken g•z‚n‚ ondan alamıyordu, heyecandan boğulacak gibiydi. Şampanya, m‚zik ve canlanan anılarla -kimin g‚zel 76 anıları yoktur ki?- kızışan yaşlı y‚reği uzun zamandır olmadığı kadar hızlı atmaya başladı... Neredeyse Zina'nın •n‚nde diz‚st‚ „•kecek ve şarkısını bitirene kadar ağlayacaktı. "Ma charmante enfant!" diye bağırdı Zina'nm parmaklarını •perek." Vousme ravissez!*! Şimdi hatırlıyorum... ama... ama... ma charmante enfant..." Prens s•ylemeye „alıştığı şeyin sonunu getiremedi. Marya Aleksandrovna tam zamanı olduğunu hissetti. "Neden kendinizi ‚z‚yorsunuz Prens?" diye bağırdı ciddiyetle. "Bu duygusallıkla, bu enerjiyle, bu ruhsal zenginlikle kendinizi canlı canlı g•m‚yorsunuz! İnsanlardan ve dostlarınızdan ka„ıyorsunuz! Bu affedilmez bir şey! Kendinizi d‚ş‚n‚n Prens! G•zlerinizi a„ıp hayata bir bakın! Ge„mişinizin, gen„liğinizin, kaygısız g‚nlerinizin anılarını hatırlayın, onları canlandırarak kendiniz de hareketlenin! Yine insanların arasına karışın! Yurdışına „ıkın. İtalya'ya, İspanya'ya gidin Prens!... Size rehberlik edecek birine ihtiya„ duyacaksınız, sizi seven, saygı duyan, heyecanınızı paylaşacak birine ihtiya„ duyacaksınız! Nasıl olsa dostlarınız var! ‡ağırın onları, etrafınıza toplayın, hepsi gelecektir. Her şeyi bırakıp ilk gelen ben olurum. Dostluğumuzu unutmadım Prens, kocamı bile bırakıp peşinizden gelirim... Ah eğer daha gen„ olsaydım, eğer kızım kadar g‚zel ve „ekici olsaydım, size yolculuğunuzda eşlik ederdim, refakat„iniz, eşiniz olurdum." "Ah sizin bir zamanlar ‚ne charmante personne** olduğunuzdan eminim" dedi Prens, burnunu mendiline silerken. G•z‚nde yaşlar vardı. "‡ocuklarımız sayesinde yaşıyoruz Prens" dedi Marya Aleksandrovna b•b‚rlenerek. "Benim de koruyucu bir meleğim var! Duygu ve d‚ş‚nce arkadaşım kızım! Sırf benden ayrılmak istemediği i„in yedi tane evlenme teklifini geri „evirdi." "ˆyleyse siz bana eşlik ederken o da bizimle gelecek? O zaman Aklımı başımdan aldınız. ** Hoş 'jiri. 77seve seve giderim!" dedi Prens canlanarak. "Ke-sin-lik-le giderim! Demek ‚mitlenebilirim... O b‚y‚leyici bir „ocuk! Ma charmante enfantl..." Prens yine Zina'nın ellerini •pmeye başladı. Zavallı adam, •n‚nde diz „•kmeye hazırdı. "Ama... ama Prens '‚mitlenebilirim' de ne demek?" dedi Marya Aleksandrovna lafını keserek. B‚y‚k bir laf kalabalığının başlayacağını hissediyordu. "Ne garipsiniz Prens! Siz bir kadının ilgisine layık olmadığınızı mı d‚ş‚n‚yorsunuz? Bir erkeğin „ekiciliği gen„ olmasından kaynaklanmaz ki. Unutmayın ki sizin soylu bir yanınız var! Siz kibarlığın, nazik duyguların ve tavırların temsilcisisiniz! Maria yaşlı Mazeppa'ya tutulmamış mıydı? Bilmem ka„ıncı Louis'nin sarayındaki „ekici Marki Lauzun14'i hatırlıyorum... Adam sarayın en g‚zel kadınının kalbini fethettiği zaman yaşlı bir adamdı!... Sizin yaşlı olduğunuzu kim s•ylemiş? Bu fikri kafanıza kim soktu? Sizin gibi erkekler yaşlanır mı hi„? Sizin gibi duyguları, d‚ş‚nceleri, neşesi, aklı, enerjisi ve g•rg‚s‚ zengin biri yaşlanır mı? Tek yapmanız gereken benim Zinam gibi g‚zel, gen„ biriyle evlenip, yurtdışına, ılıcalara gitmek. Tabii Zina yalnızca bir •rnek, ben onu kastetmek istemedim. Nasıl muazzam bir etki yaratacağını g•r‚rs‚n‚z! Siz tam bir soylu, o ise g‚zeller g‚zeli! Koluna girip gayet vakarlı bir şekilde y‚r‚rs‚n‚z. Siz etrafa n‚kteler sa„arken, o size b‚y‚leyici şarkılar s•yler, ılıcadaki herkes sizi g•rmeye gelir! B‚t‚n Avrupa'dan bir ses y‚kselir, „‚rk‚ b‚t‚n gazeteler ve eleştiri s‚tunları hep bir ağızdan Prens Prens diye bağırırlar! Siz h†l† ‚mitten s•z ediyorsunuz!" "Eleştiri s‚tunları ha... Ah evet!... Gazetelerdeki si tunlar..." diye mırıldandı. Marya Aleksandrovna'nın dediklerinin uncak yarısını anlamıştı. Gitgide daha „ok gevşiyordu. "‡ocukum eğer yor-gun değilseniz bize demin s•ylediğiniz aşk şar-kı-sını tekrar soy leyin l‚tfen!" " Ah Prens! Daha g‚zel başka şarkılar da bilir.. .L'hiroı de‚e* 'yi hatırlıyor musunuz Prens? Daha •nce duymuştunuz değil mi?" * Kırlangı„. 78 "Evet hatırlıyorum... Yok yok unut-muşum. Ben aynı şarkıyı istiyorum. Demin s•ylediğini! L'hirondelle'yi dinlemek istemiyorum! Eski aşkları severim" dedi Prens „ocuk gibi yal vararak. Zina şarkı /ı tekrar s•yledi. Bu kez Prens kendisini tutamadı ve Zina'nın •n‚nde diz „•kt‚. Ağlıyordu. "O ma belle ch†telaine!"* dedi hem yaşlılıktan, hem de heyecandan hırıldayan bir sesle. "O ma charmante ch†telaine! Ah benim sevgili k‚„‚ğ‚m! Bana •yle şeyler hatırlat-tın ki... ta eskilere g•t‚rd‚n... O zamanlar her şeyin ileride daha g‚zel olacağını sanırdım. Vikontesle d‚et yapardık... hem de bu aşk şarkısında... ama şimdi... artık hi„bir şey bilmiyorum..." Prens konuşurken sanki boğuluyormuş gibi sık sık nefes alıyordu. Dili dikkati „ekecek şekilde s‚r„‚yordu. Bazı kelimelerini anlamak imk†nsızdı. Heyecanına yenik d‚şt‚ğ‚ belli oluyordu. Marya Aleksandrovna yangına k•r‚kle gitti. "Prens! Sanırım siz benim Zinam'a †şık oluyorsunuz!" diye bağırdı, tam anını yakaladığını hissederek. Prens kadının beklentilerini daha da yoğunlaştıracak şekilde cevap verdi. "Deli gibi †şığım ona!" diye bağırdı, h†l† diz‚st‚ duran ve heyecandan titreyen yaşlı adam birden. Eski canlılığına tekrar kavuşmuştu. "Ona canımı bile verirdim! Yeter ki ‚midim olsun... Ah l‚tfen kalkmama yardım edin, artık eklemlerim iyice zayıfladı... Benim... ona kalbimi sunmak i„in ‚midim olsaydı... o zaman... ben... bana her g‚n aşk şarkıları s•ylerdi, ben de ona bakardım... bakardım.. . Ah Tanrım!" "Prens Prens! Yani ona evlenme teklifinde mi bulunuyorsunuz? Onu benden almak mı istiyorsunuz, Zinam'ı benden alacak mısınız? Benim tatlı, melek Zinam'ı? Seni bırakmam Zina! Seni ancak kollarımdan zorla alabilirler!" Marya Aleksandrovna kızına koştu ve * G‚zel şato sahibesi. 79Zina'nın kuvvetlice ittiğini hissetmesine rağmen onu sıkı sıkı kucakladı... Olayı biraz abartıyordu. Zina b‚t‚n varlığıyla olanların farkındaydı ve anlatılma/ bir nefretle izliyordu. Yine de sesini „ıkarmadı. Marya Aleksandrovna'nın da istediği buydu. "Annesinden ayrılmamak i„in dokuz evlenme teklifini geri „evirdi!" diye bağırdı. "Ama şimdi, kalbim bir ayrılık olduğunu hissediyor. Size nasıl baktığının farkındayım... Soylu tavırlarınızla onu „ok etkilediniz. Ah şu inceliğiniz yok mu Prens?... Ah! Bizi ayıracaksınız; bunu hissediyorum!..." "Ona tapıyorum!" diye mırıldandı Prens, kavak yaprağı gibi titreyerek. "Demek annenden ayrılıyorsun!" diye bağırdı Marya Alek-sandrovna, bir kez daha Zina'nın boynuna atılarak. Zina bu acıklı sahneyi sona erdirmek i„in acele etti. Sessizce g‚zel elini Prens'e uzattı, hatta g‚lmeyi bile başardı. Prens saygıyla karışık bir korku duyarak elini aldı ve •p‚c‚klere boğdu. "İşte şimdi yaşamaya başlıyorum" diye mırıldandı, heyecandan boğulurcasına. "Zina!" dedi Marya Aleksandrovna ciddiyetle. "Bu adama iyi bak! Tanıdığım en soylu, en onurlu adamdır! Orta„ağın ş•valyesidir o! Ama biliyor Prens, o bunu biliyor... Ah! Buraya nereden geldiniz? Size b‚t‚n hazinemi, meleğimi veriyorum! Ona iyi bakın Prens! Size bir anne olarak yalvarıyorum. Hangi anne ‚z‚ld‚ğ‚m i„in beni ayıplayabilir?" "Yeter anne!" diye fısıldadı Zina. "Onu incinmekten koruyacak mısınız Prens? Zinam'ın onurunu incitmeğe cesaret eden olursa kılıcınızla karşı karşıya gelecek mi?" "Yeter anne yoksa..." "Tabii ki..." diye mırıldand Prens. "Ancak şimdi yaşamaya başladım... D‚ğ‚n‚n hemen şimdi, şu anda olmasını istiyorum... ben... Hemen Duk-ha-no-vo'ya haber g•ndermeliyim. Orada el-mas-larım var. Onları ayaklarına sermek istiyorum..." "Ne şevk! Ne „ılgınlık! Ne soylu duygular!" dedi Marya Aleksandrovna. D‚nyadan elinizi eteğinizi „ekerek kendinizi yavaş yavaş mahvedebilirsiniz Prens. Bunu binlerce kez s•yleyeceğim! O cehennemi d‚ş‚nd‚k„e, damarlarımda kanım alevleniyor..." "‡ok korkuyordum" diye mırıldandı Prens inleyerek, „ok heyecanlıydı. "Beni akıl hastanesine yatıracaklardı... ‡ok korkmuştum!" "Akıl hastanesi mi? Ah ne canavarlık! Onlar insan olamazlar! Ne hainlik! Prens, bunu duymuştum! Ama asıl o insanlar deli! Neden ama neden?" "Bilmiyorum!" dedi yaşlı adam g‚„s‚z bir halde koltuğa „•kerek. "Bir baloya gitmiştim, orada bir fıkra anlattım, herhalde onu sevmediler. Sonra başım belaya girdi!" "Tek neden bu muydu Prens?" "Hayır. Sonra Prens Pyotr Dementyich ile k†ğıt oynadım, bir t‚rl‚ altı yapamadım. İki papazım, ‚„ kızım vardı... yok yok, ‚„ kızım, iki papazım vardı galiba... Yo! Bir papaz! Sonra kızlar..." "Yani sırf bu y‚zden •yle mi? Nedeni buydu! Ne korkun„ bir acımasızlık! Ağlıyorsunuz Prens! Artık hepsi ge„ti! Ben sizin yanınızdayım Prens! Zina ile kalacağım, tek kelime edebilecekler mi bakalım!... Aslına bakarsanız sizin evliliğiniz onları etkileyecek. Utanacaklar! H†l† g‚„l‚ olduğunuzu anlayacaklar... Yani, b•ylesine g‚zel bir kızın bir deliyle evlenmeyeceğini fark edecekler! Artık başınızı dimdik tutabilirsiniz. G•zlerinin i„ine bakacaksınız..." "Tabii canım, g•z-le-ri-nin i„ine bakacağım" diye mırıldandı Prens g•zlerini kapatarak. "Artık tamamen gevşedi" diye d‚ş‚nd‚ Marya Aleksandrovna. "Boşu boşuna konuşup duruyorum!" "Perişan oldunuz Prens, bunun farkındayım. Artık sakinleşmeli 80 811 ve heyecanlardan kurtulmalısınız" dedi bir anne edasıyla Prens'e doğru eğilerek. "Evet ya, biraz dinlenmeliyim" dedi Prens. "Doğru, rahatlayın Prens! B‚t‚n bu heyecan... Durun ben de sizinle geleyim... Gerekirse sizi kendim yatırırım. Neden o resme bakıyorsunuz Prens? Annemin portresi. O bir kadın değil, melekti! Artık aramızda değil. ‡ok erdemli bir kadındı! ‡ok erdemliydi Prens! Onun i„in başka bir şey s•ylenemez." "Erdemli mi? C'estjo‚*... Benim de bir annem Vardı... Prenses.. . Olağan‚st‚ şişman bir kadındı... Aslında s•ylemek istediğim bu değildi... Hafızam iyice zayıfladı artık. Adieu, ma charmante enfant\... Bug‚n... ya da yarın... ne fark eder... „ok sevinirim! Au revoir, au revoirl" Tam eliyle •p‚c‚k g•ndermek ‚zereydi ki kaydı ve az kalsın yere kapaklanıverecekti. "Dikkatli olun Prens! Koluma tutunun" diye bağırdı Marya Aleksandrovna. "Charmant! Charmant!" diye mırıldandı y‚r‚rken. "Ancak şimdi ya-şa-ma-ya başladım..." Zina yalnız kalmıştı. Ruhuna dayanılmaz bir ağırlık „•kt‚. Midesi bulanıyordu. Kendisini aşağılık biri gibi hissediyor, yanakları yanıyordu. Yumruklarını sıkmış, dişlerini gıcırdatıyordu, başını •n‚ne eğmiş, hi„ kıpırdamadan duruyordu. G•zlerinden utan„ g•zyaşları d•k‚l‚yordu... Tam o anda kapı a„ıldı ve Mozgl-yakov odaya girdi. * Bu g‚zel. 82 DOKUZUNCU BˆL‹M Her şeyi, her şeyi duymuştu! Odaya y‚r‚yerek değil koşarak gelmişti. ˆfkeden ve heyecandan sapsarıydı. Zina ona şaşkın şaşkın baktı. - "Demek bunun peşindeydiniz!" diye bağırdı, nefesi kesilerek. "Sonunda nasıl bir kadın olduğunuzu anladım!" "Nasıl bir kadınmışım?" diye sordu Zina, sanki bir deliye bakıyormuş gibi bakarak. Birden g•zlerini •fke b‚r‚d‚. "Benimle b•yle konuşmaya nasıl cesaret edebiliyorsunuz?" dedi ‚zerine doğru giderek. "Her şeyi duydum!" dediMozglyakov ciddi ciddi ve elinde olmadan bir adım geriledi. "Duydunuz mu? Demek kapıları dinliyorsunuz?" dedi Zina onu k‚„‚mseyerek. "Evet! Kapıları dinliyorum! Bunun b‚y‚k bir ahlaksızlık olduğunu biliyorum, ama en azından sizin nasıl bir... bir... Sizi ta83f mmlayacak bir kelime... bulmakta zorlanıyorum" dedi Zina'nın bakışlarından gitgide daha „ok korkarak. "Duymuş olsanız bile beni neyle su„layabilirsiniz? Beni su„lamaya ne hakkınız var? Benimle b•yle k‚stah„a konuşma hakkını nereden buluyorsunuz?" "Ben mi? Nereden mi buluyorum? Bana bunu nasıl sorarsınız? Siz Prens'le evleniyorsunuz ve benim konuşmaya hakkım yok, •yle' mi?...Bana s•z vermiştiniz siz!" ' "Ne zaman?" "Ne demek 'ne zaman'?" "Bu sabah başıma musallat olduğunuz zaman, size olumlu bir cevap vermemin olanaksız olduğunu gayet kesin bir şekilde s•ylemiştim." "Ama beni geri „evirmemiş, tamamen reddetmemiştiniz. Demek beni yedekte tutuyordunuz! Yani beni kandırıyordunuz." Zina'nın y‚z‚nde, sanki bir bı„ak darbesi almış gibi bir ifade belirdi, ama duygularını bastırdı. "Eğer sizi geri „evirmediysem" diye başladı Zina, sesindeki g‚„ hissedilen titremeyi bastırmaya „alışarak, "bu size ‚z‚ld‚ğ‚m i„indi. Bana hemen 'hayır' demeyip, sizi biraz daha tanımam i„in beklemem konusunda yalvardınız. 'Onurlu bir adam olduğumu anladığınız zaman beni reddetmeyeceksiniz' dediniz. Bunlar sizin kelimeleriniz. Daha bana kur yapmaya başladığınız anda bunları s•ylediniz. İnk†r edecek değilsiniz ya! Şimdi bana sizi kandırdığımı s•yleme k‚stahlığında bulunuyorsunuz. Bug‚n s•z verdiğinizden iki hafta •nce sizi karşımda g•rd‚ g‚m anda duy d‚ğ‚m rahatsızlığı kendi g•z‚n‚zle g•rd‚n‚z, rahasızlığımı sizden gizlemedim, tam tersine •zellikle belli ettim. Bunu kendiniz de fark etmiş olmalısınız ki erken gelişinize kızıp kızmadığımı sordunuz. Bir kadın, rahatsızlığım gizleyemediği, gizlemek istemediği bir adamı kandırdığı i„in su„lanamaz herhalde. Sizi yedekte tuttuğumu s•yleme cesaretinde bulundunuz. Bu konuda da size ancak ş•yle bir cevap 84 verebilirim: 'Bir erkek en k‚„‚k bir akıl kırıntısı bile taşımıyor olabilir, ama sırf iyi bir insan olduğu i„in onunla evlenmek d‚ş‚n‚lebilir.' Oysa şimdi, sizin yalnızca bir aptal değil, aynı zamanda da zararlı bir aptal olduğunuza inandığım i„in, size iyi yolculuklar ve mutluluklar dilemekten başka bir şey kalmıyor bana. G‚le g‚le!" Zina bunları s•yledikten sonra arkasını d•n‚p ağır ağır odadan „ıktı. Her şeyin bittiğini anlayan Mozglyakov •fkeden k•p‚r‚-yordu. "Ya! Demek aptalım, •yle mi?" diye bağırdı. "Demek şimdi aptal oldum! Pek†l† o zaman, hoş„a kalın! Ama gitmeden •nce, Prens'i nasıl i„irip de kafeslediğinizi b‚t‚n kasabaya anlatacağım! Herkese s•yleyeceğim! Mozglyakov'un ne olduğunu o zaman g•receksiniz!" Zina birden korktu, sanki cevap verecekmiş gibi durakladı, ama bir an i„in d‚ş‚nd‚kten sonra aldırmazlıkla omuzlarını silkti ve kapıyı „arpıp „ıktı." Tam o anda Marya Aleksandrovna kapıda belirdi. Mozglyakov'un bağırmalarını duymuş, neler olduğunu hemen anlayarak korkudan donup kalmıştı. Mozglyakov hen‚z gitmemişti, Mozglyakov Prens'e „ok yakındı, Mozglyakov bunu b‚t‚n kasabaya yayabilirdi; oysaki kısa bir s‚re i„in de olsa gizlilik „ok •nemliydi! Marya Aleksandrovna ne yapacağını biliyordu. Bir an i„inde neyin ne olduğunu kavradı, Mozglyakov hi„bir şeye kalkışmadan onu sakinleştirmenin yolunu planladı bile. "Ne oldu mon amil" dedi ve yanma doğru gidip dost„a kolunu uzattı. "Mon ami de ne demek oluyor?" diye bağırdı •fkeyle. "B‚t‚n yaptıklarınızdan sonra bana mon ami diyebiliyor musunuz? Benimle eğlenmeyin sevgili hanımefendi! Beni ikinci kez kandıracağınızı mı sanıyorsunuz?" 85 "Sizi bu halde g•rd‚ğ‚me ger„ekten „ok ‚z‚ld‚m Pavel Alek-sandrovich. Bunlar nasıl s•zler! Bir hanımın yanında nasıl konuşuyorsunuz •yle?" "Bir hanımın yanında mı? Siz... bir hanımdan başka her şey olabilirsiniz!" diye bağırdı Mozglyakov. Bu patlamayla neye niyetlendiğini tam olarak bilemiyorum, ama can sıkıcı bir şey olduğu kesindi. Marya Aleksandrovna ona tatlı tatlı baktı. "Oturun!" dedi on beş dakika kadar •nce Prens'in oturduğu koltuğu g•stererek. "Tanrı aşkına beni dinleyin Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı şaşkına d•nen Mozglyakov. "Bana •yle bir bakıyorsunuz ki insan sizin değil de benim k•t‚ bir şeyler yaptığımı sanır! B•yle davranamazsınız!... Şu ses tonunuza bakın!... İnsan artık bu kadarına da dayanamaz... Farkında mısınız?" "Dostum!" dedi Marya Aleksandrovna. "Size b•yle hitap etmeme izin vermelisiniz, „‚nk‚ benden daha iyi dostunuz yok. Dostum! Acı „ekiyorsunuz, „ok ‚zg‚ns‚n‚z, kalbiniz yaralandı, bu y‚zden de benimle b•yle konuşmanız hi„ şaşırtıcı değil. Ama ben size i„imi a„acağım, „‚nk‚ sizin g•z‚n‚zde kendimi su„lu hissediyorum. Oturun da konuşalım." Marya Aleksandrovna'nın sesi „ok yumuşaktı. Y‚z hatlarında acı „ekiyormuş gibi bir ifade vardı. Şaşkına d•nen Mozglyakov hemen yanındaki bir koltuğa oturdu. . "Demek kapıyı dinliyordunuz?" diye devam etti ayıplayan bir şekilde y‚z‚ne bakarak. "Evet! Dinlemeseydim ahmak olacaktım! Ne olursa olsun, bana karşı hazırladığınız planı b‚t‚n ayrıntılarıyla •ğrenmiş oldum!" diye cevap verdi kaba bir şekilde ve kendi •fkesiyle kendi kendini kışkırtıyordu. "Si/in gibi prensipleri olan, okumuş biri b•yle bir davranışta bulunabiliyor demek? Aman Tanrım!" 86 Mozglyakov yerinden sı„radı. "Ama Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı. Bu dayanılmaz bir şey! Başkalarını yargılamadan •nce siz kendi prensiplerinizi ve neler planladığınızı bir d‚ş‚nsenize!" "Bir şey daha var" dedi kadın onun itirazlarına hi„ aldırmadan. "Size kapıyı dinleme fikrini kim aşıladı? Kim uyardı, casus kim? Benim bilmek istediğim şey bu?" "‹zg‚n‚m ama size bunu s•yleyecek değilim." "Nasıl isterseniz, ben kendim •ğrenirim. Size karşı su„lu olduğumu s•ylemiştim. Ama olaylara bakacak olursanız, benim sizin iyiliğiniz i„in su„lu duruma d‚şt‚ğ‚m‚ g•receksiniz!" "Benim iyiliğim i„in mi? B ir bu eksikti! Size yemin ederim artık beni kandıramayacaksınız! O kadar da değil." Koltuğunda •yle bir d•nd‚ ki koltuk „atırdadı. "Dostum, eğer m‚mk‚nse biraz soğukkanlı olmağa „alışın. S•yleyeceklerimi dikkatle dinleyecek olursanız bana hak vereceksiniz. ˆncelikle, b‚t‚n olanları, her şeyi size anlatmalıyım, kapıları dinlemeden her şeyi en ince ayrıntısına kadar benden •ğrenmiş olacaksınız. Bunları size daha •nce anlatmadıysam, hen‚z plan aşamasında olduğu i„indi. Belki ger„ekleşmeyecekti. G•r‚yorsunuz ya „ok a„ık konuşuyorum. İkinci olarak, l‚tfen kızımı su„lamayın. O sizi deli gibi seviyor. İnanılmaz bir „abayla onu sizden uzaklaştırıp Prensle evlenmeye ikna edebildim." "Evet, bu „ılgınca aşka tanık olma zevkine eriştim" dedi Mozglyakov alaylı alaylı. "Peki siz onunla nasıl bir tonda konuştunuz? Bu gen„ bir hanıma †şık olduğu sanılan bir erkeğe yakışıyor muydu? İyi yetiştirilmiş bir erkek b•yle mi davranır? Onu incittiniz ve rahatsız ettiniz." "Bunun iyi yetiştirilmekle bir ilgisi yok Marya Aleksandrovna! Bug‚n y‚z‚me g‚ld‚n‚z, ama ben Prens'le „ıkıp gittikten sonra arkamdan neler s•ylemişsiniz! S•ylediklerinizi hakaret olarak kabul ediyorum! Her şeyden haberim var, her şeyden!" 87 r "Hi„ kuşkusuz aynı pis kaynaktan •ğrenmişsiniz" dedi Marya Aleksandrovna, k‚„‚k g•ren bir g‚l‚msemeyle. "Evet Pavel Alek-sandrovich, size hakaret ettim, arkanızdan bir s‚r‚ şey s•yledim, itiraf ediyorum, „ok „aba harcadım. İşin aslı sizi kızımın g•z‚nde al„altmak, hatta m‚mk‚nse iftira etmek zorundaydım. Bu bile onu sizden vazge„irmek i„in ne kadar uğraştığımı g•sterir! Ne dar g•r‚şl‚ bir adamsınız! Eğer sizi sevmeseydi sizi k•t‚lememe, komik ve değersiz bir duruma d‚ş‚rmeme, bu t‚r „•z‚mler aramama gerek kalır mıydı hi„? Siz daha her şeyi bilmiyorsunuz! Sizi onun kalbinden „ıkarabilmek i„in b‚t‚n annelik otoritemi kullanmak zorunda kaldım, inanılmaz „abalardan sonra ancak g•stermelik bir onay alabildim. Eğer bizi dinlediyseniz Prens konusunda beni tek bir s•zle ya da tavırla bile desteklemediğini fark etmişsinizdir. Ağzını a„ıp tek kelime bile etmedi. Şarkıyı bile robot gibi s•yledi. B‚t‚n bedeniyle acı „ekiyordu, zaten ona a„ dığım i„in Prens'i odadan „ıkardım. Kendi başına kaldığında h‚ng‚r h‚ng‚r ağladığından eminim. İ„eri girdiğinizde g•rm‚ş olmalısınız..." Mozglyakov ger„ekten de odaya girdiği anda Zina'nın ağladığını hatırladı. "Peki siz neden bana karşısınız Marya Aleksandrovna?" diye bağırdı. "Neden beni k•t‚lediniz, iftira attınız, onca şeyi yaptınız?" "Ah o da başka bir şey! Bu soruyu en başında soracak kadar mantıklı olsaydınız her şeyi „oktan •ğrenmiş olacaktınız. Evet, haklısınız! B‚t‚n bunları ben yaptım, tek başıma ben. Zina'yı bu işe karıştırmayın. Peki neden yaptım? S•yleyeyim: ˆncelikle Zina i„in yaptım. Prens zengin, soylu, „evresi var, onunla evlenmekle Zina m‚kemmel bir kısmete konmuş olacak. Bir g‚n, belki de „ok ge„meden •ld‚ğ‚nde -ş•yle ya da b•yle hepimiz •l‚p gideceğizZina gen„ bir dul, bir Prenses, y‚ksek sosyetenin bir ‚yesi ve b‚y‚k olasılıkla da „ok zengin bir kadın olacak. O zaman kiminle isterse onunla evlenebilecek, m‚kemmel bir evlilik yapabilecek. Kuşkusuz sevdiği ve Prensle evlenerek kalbini kırdığı adamla evlenecek. 88 Duyduğu vicdan azabı sevdiği adamın g•nl‚n‚ almak i„in her şeyi yapmasına neden olacaktır." "Hmm!" dedi Mozglyakov, d‚ş‚nceli d‚ş‚nceli ayakkabısını seyrederken. "İkinci nedenden de kısaca s•z edeyim" diye devam etti Marya Aleksandrovna, "bunu anlayamayabilirsiniz. Şu okuduğunuz Sha-kespeare'den pek „ok y‚ce duygular „ıkarıyorsunuz. ‡ok iyi biri olmanıza rağmen daha „ok gen„siniz. Bense bir anneyim Pavel Aleksandrovich! Bakın: Ben Zina'yı Prens'le biraz da Prens'in yararı i„in evlendiriyorum, „‚nk‚ bu evlilik sayesinde onu kurtarmak istiyorum. Eskiden beri, o soylu, altın kalpli, ş•valye ruhlu, onurlu ihtiyarı severim. Biz dosttuk. O iğren„ kadının pen„eleri arasında perişan bir h†lde zavallı. Adamın •l‚m‚ onun elinden olacak. Tanrı şahidimdir, bunun kutsallığını •ne s‚rerek Zina'ya bu evliliği kabul ettirebildim. Onda da ş•valye ruhu var. En fazla bir yıllık •mr‚ kalmış biradanım desteği, avuntusu, arkadaşı, „ocuğu, sevdiği, ve il†hı olmanın bir Hıristiyanlık erdemi olacağını s•yledim. Son g‚nlerinde etrafında o iğren„ kadın, korku ve sıkıntı değil, aydınlık, dostluk ve sevgi olmalı. Son aydınlık g‚nleri ona cenneti hatırlatmalı! Bencillik bunun neresinde, s•yler misiniz? Bu bencillik değil hemşirelere yaraşır bir kahramanlık!" "Yani siz... siz bunu sırf Prens'i d‚ş‚nerek, hemşirelere •zg‚ kahramanlık adına yaptınız •yle mi?" dedi Mozglyakov aceleyle, alaylı alaylı. "Sorunuzu gayet iyi anladım Pavel Aleksandrovich. Anlamı „ok a„ık. Sanırım siz kendi „ıkarımızla Prens'inkini birbirine karıştırdığımızı d‚ş‚n‚yorsunuz. Hem ne olur ki? İnsan b•yle hesaplar d‚ş‚nebilir, ama bunlar planlı şeyler değildir, kendiliklerinden ortaya „ıkıverirler. B•ylesine a„ık bir itirafın sizi „ok şaşırttığını biliyorum, ama sizden tek bir isteğim var Pavel Aleksandrovich, Zina'yı bu işe karıştırmayın! O bir g‚vercin kadar masumdur. Hi„ hesap yapmaz. Bir tek sevmeyi bilir. Ah benim canım yavrum! Eğer hesap yapan biri varsa o da benim! Siz de elinizi vicdanınıza koyup s•yleyin: B•yle bir durumda kim „ıkarlarını 89 g•zetmez ki? En basit ve en tarafsız hareketlerimizde bile kendi „ıkarlarımızı g•zetiriz, ‚stelik bunu hi„ farkına varmadan yaparız! Bunu yaparken de soylu duygular taşıdığımızı s•yleyerek kendimizi kandırırız. Ben kendimi kandırmak istemiyorum. Ama„larım „ok soylu da olsa birtakım hesaplarım olduğunu kabul ediyorum. Ama bunu kendim i„in mi yaptım? Benim hayattan artık bir beklentim yok Pavel Aleksandrovich! Yaşayacağım kadar yaşadım. Benim hesaplarım meleğim, yavrum, kızım i„in. Bu durumda beni hangi anne ayıplayabilir?" Marya Aleksandrovna'nın g•zlerinde yaşlar parıldadı. Pavel Aleksandrovich bu a„ık itirafı dehşet i„inde dinliyor ve şaşkınlıktan boş boş bakıyordu. "Ah evet, hangi anne..." dedi sonunda. "‡ok g‚zel konuşuyorsunuz Marya Aleksandrovna, ama... ama bana s•z‚n‚z var! Siz de beni ‚mitlendirdiniz... Bana ne olacak peki? D‚ş‚nsenize, aptal durumuna d‚şmedim mi?" "Sizi hi„ d‚ş‚nmediğimi mi sanıyorsunuz mon cher Paul? Tam tersine, bu hesaplarda sizin „ıkarınız •yle b‚y‚k ki, bu işe girişmem i„in beni y‚reklendiren biraz da bu zaten." "Benim „ıkarım mı?" dedi Mozglyakov, bu kez ger„ekten hayrete d‚şm‚şt‚. "Nasıl olur?" "Tanrı aşkına! İnsanın bu kadar dar g•r‚şl‚ ve saf olması m‚mk‚n m‚?" diye bağırdı Marya Aleksandrovna g•zlerini tavana dikerek. "Ah gen„lik ah! Kendinizi Shakespeare'e kaptırıp, başkalarının aklını ve d‚ş‚ncelerini alarak, yaşadığınızı sanırsanız olacağı budur işte! Şimdi de kalkmış „ıkarınızın ne olduğunu soruyorsunuz, sevgili Pavel Aleksandrovich. Biraz konu dışına „ıkmama izin verin: Zina sizi seviyor, buna hi„ kuşku yok! Ama g•zlemlediğim kadarıyla sevgisine rağmen, size, iyi niyetinize ve duygularınıza karşı bir g‚vensizlik duyuyor. Zaman zaman kendisini •zellikle geri „ektiğini, size soğuk davrandığını fark ettim. Bu olsa olsa g‚vensizliğin ve kuşkunun sonucudur. Siz bunu fark etmediniz mi Pavel Aleksandrovich?" "Şey, e-vet fark ettim, hatta bug‚n bile... Ama ne demek istiyorsunuz Marya Aleksandrovna?" "G•r‚yorsunuz ya fark etmişsiniz. Demek yanılmamışım. Onun nedense size karşı garip bir g‚vensizliği var. Ben bir anneyim. ‡ocuğumun kalbindekileri anlamaz mıyım? Varsayalım az •nce odasına hızla girip onu azarlamadınız, hatta aşağılayıp, saf, gururlu, g‚zel ruhunu incitmediniz de -sizin b•yle yapmanız onun g‚venini daha da azaltıyor zaten- b•yle bir haberi gayet ılımlı, g•z‚n‚zde h‚z‚n yaşlan ve biraz da ‚mitsizlikle, ama yine de m‚kemmel bir y‚ce g•n‚ll‚l‚kle karşıladınız..." "Hmm..!" "Yo, s•z‚m‚.kesmeyin Pavel Aleksandrovich. B‚t‚n sahneyi olduğu gibi g•z‚n‚z‚n •n‚ne sermek istiyorum. Ona: 'Zinaida! Sizi canımdan „ok seviyorum, ama bazı ailevi nedenler bizi birbirimizden ayırıyor. Bunlara saygı g•steriyorum. Hepsi sizin iyiliğiniz i„in, onlara karşı koyamam. Zinaida sizi bağışlıyorum. Mutlu olun!' deseydiniz. Bu arada da bakışlarınızla onu kıskaca alsaydınız. Bunların onun kalbinde yaratacağı etkiyi bir d‚ş‚nsenize!" "Evet Marya Aleksandrovna, diyelim sizin dediğiniz gibi oldu. Bunları gayet iyi anladım... ama ne „ıkar? Bunları s•yleyeceğim ve yine ellerim bomboş buradan gideceğim..." "Yo yo dostum! S•z‚m‚ kesmeyin. Bırakın da her şeyi sonu„larıyla beraber resmedeyim. Varsayalım, kısa bir s‚re sonra bir baloda, pırıl pırıl aydınlatılmış bir salonda, baş d•nd‚r‚c‚ bir m‚zik ve nefis kadınların bulunduğu bir yerde karşılaşıyorsunuz. Bu muhteşemliğin ortasında siz, solgun y‚z‚n‚zle, h‚z‚nl‚ ve d‚ş‚nceli bir şekilde, kimsenin sizi fark etmeyeceği bir s‚tuna dayanmış duruyorsunuz. Balonun girdabına kapılıp, onu dans ederken izliyorsunuz. Etrafınızda Strauss'un baş d•nd‚r‚c‚ ezgileri ve sosyetenin n‚kteli konuşmaları akıp gidiyor. Ama siz solgun, yalnız ve kırgınsınız! O zaman sizce Zina ne hisseder? Onun g•z‚ne nasıl g•r‚n‚rs‚n‚z? 'Her şeyini benim i„in feda eden, kendini t‚keten bu 90 91 adamla ilgili kuşkularım vardı!' diye d‚ş‚n‚r. Hi„ kuşkusuz eski aşkı karşı konulmaz bir g‚„le yeniden canlanır!" Marya Aleksandrovna soluk almak i„in durdu. Mozglyakov koltuğunu „atırdatarak kıpırdandı. Marya Aleksandrovna devam etti. "Prens'in sağlığı i„in Zina yurtdışına gidecek, İtalya'ya, İspanya'ya. Mersin ağa„larının, limonların ‚lkesi, masmavi g•zy‚z‚, Guadalquivir'iyle, sevmeyenlere yer olmayan, g‚llerin ve •p‚c‚klerin havada u„uştuğu aşk ‚lkesi İspanya'ya! Siz de işinizden, bağlantılarınızdan, her şeyinizden vazge„ip peşinden gideceksiniz! Orada aşkınız ve gen„liğiniz dayanılmaz bir g‚„le s‚recek. İspanya ah Tanrım! Aşkınız hi„ kuşkusuz gayet masum ve kutsal olacak, ama sonunda birbirinize bakarak eriyip biteceksiniz. Beni yanlış anlamayın dostum! Elbette ki hain, adi, canavar ruhlu insanlar olacak ve sizi yurtdışına „eken şeyin yaşlı bir akrabaya duyulan ilgi olmadığını s•yleyecekler. Aşkınıza •zellikle masum dedim, „‚nk‚ bu insanlar b‚y‚k olasılıkla pek „ok şey s•yleyeceklerdir. Ben bir anneyim Pavel Aleksandrovich, size k•t‚ şeyler •ğ‚tler miyim?... Kuşkusuz Prens ikinizi de izleyebilecek bir halde olamayacak, ama bundan ne „ıkar? İnsan b•yle bir şey i„in o kadar kolay iftira atabilir mi? Sonunda Prens halinden gayet memnun g•„‚p gidecek. S•yleyin bana Zina sizden başka kiminle evlenecek? Sizin Prens'le akrabalığınız •ylesine uzak ki evlenmeniz i„in bir engel oluşturmaz. En soylu kişilerin bile evlenmekten gurur duyacakları gen„ ve zengin bir aristokratla evlenmiş olacaksınız! Onun sayesinde y‚ksek sosyeteye girecek, onun sayesinde bir gecede g•revinizde ilerleyecek ve hızla y‚kseleceksiniz. Şimdi y‚z ellilik bir mal varlığınız var, o zaman „ok zengin olacaksınız. B‚t‚n bunları Prens vasiyetinde ayarlamış olacak, ben bunun icabına bakarım. Sonuncusu ve en •nemlisi de, Zina o zamana kadar iyi kalpliliğinize, duygularınızın i„tenliğine tam anlamıyla g‚venecek, onun g•z‚nde birdenbire erdemli ve „ıkar g•zetmeyen bir kahraman olacaksınız!... Bir de kalkmış bundan ne „ıkarınız olacağını soruyorsunuz. Birka„ 92 metre ‰tenizde, yˆzˆnˆze bakıp size gˆlen, 'işte buradayım, ben senin „ıkarınım' diyen b‰yle bir „ıkarı g‰rmemek ve anlamamak i„in k‰r olmak gerekir. Tanrı aşkına Pavel Aleksandrovich!" "Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı Mozglyakov heyecanla. "Şimdi her şeyi anlıyorum! ‡ok kaba ve „irkin davrandım!" Birden ayağa fırladı ve sa„larına yapıştı. "Hem de hesap bilmez" diye ekledi Marya Aleksandrovna. "En ‰nemli şey budur: Hesap bilmek." "Ben eşeğim Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı ˆzˆntˆyle. "Şimdi her şey bitti, oysa ben onu deli gibi seviyorum!" "Belki de her şey bitmemiştir" dedi Bayan Aleksandrovna, sakin sakin, sanki bir şey dˆşˆnˆyor gibiydi. "Ah keşke mˆmkˆn olsaydı! Bana yardım edin! Ne yapmam gerektiğini s‰yleyin! Beni kurtarın!" Mozglyakov ağlamaya başladı. "Dostum!" dedi Marya Aleksandrovna merhametle elini uzatarak. "Duygularınızın karışıklığı ve sevgi ateşiniz yˆzˆnden, kısacası onu sevdiğiniz i„in b‰yle davrandınız! ƒmitsizlikten ne yaptığınızı bilmiyordunuz! O bunu anlamıştır..." "Onu deli gibi seviyorum ve her şeyimi uğrunda feda etmeğe hazırım!" diye bağırdı Mozglyakov. "Dinleyin, ben her şeyi hallederim..." "Marya Aleksandrovna!" "Evet, bunu ˆstlenirim! Ben sizi biraraya getiririm. Ona her şeyi s‰ylersir iz, her şeyi şimdi benim s‰yleyeceğim gibi s‰ylersiniz!" "Ah Tanrım! Ne kadar iyisiniz Marya Aleksandrovna!... Ama... hemen yapamaz mıyız?" "Tana korusun! Ne kadar acemisiniz dostum! Bunu hakaret ve kˆstahlık olarak kabul eder! Olmaz. Ben yarın her şeyi ayarlarım, ama şimdilik siz bir yerlere gidin, ‰rneğin tˆccarın evine gi-debil irsini z... İsterseniz akşam gelebil irsiniz, ama gelmeseniz daha iyi olur!" 93l "Peki gidiyorum, gidiyorum! Tanrım! Bana ne ˆmitler verdiğinizi bilemezsiniz! Ama bir sorum var: Ya Prens sizin dˆşˆndˆğˆnˆz sˆre i„inde ‰lmezse?" "Ah saf mon cher Paul. Dua edelim de sağlığı bozulmasın. O yaşlı, dˆrˆst adamın uzun yıllar yaşamasını bˆtˆn kalbimizle dilemeliyiz. En başta ben kızımın mutluluğu i„in g‰zˆmde yaşlarla dua edeceğim. Ama ne yazık ki Prens'in sağlığının pek iyi olduğunu sanmıyorum. Dahası Zina'yı toplum i„ine sokmak i„in başkente gitmesi gerekecek. Bunun onun sonu olacağından ‰yle korkuyorum ki! Artık gerisini Tanrı'ya bırakıyoruz cher Paul!... Şimdi gidin! Gˆle gˆle mon amil Sabırlı ve cesur olun, ˆmidinizi kaybetmeyin! En ‰nemli şey cesaret! Sizin soylu duygularınızdan hi„ kuşkum olmadı..." Elini kuvvetle sıktı ve Mozglyakov parmaklarının ucuna basa basa odadan „ıktı. "Bu aptalın işi bitti!" dedi zaferle. "Şimdi sıra ‰tekilerde..." Kapı a„ıldı, Zina i„eri girdi. Her zamankinden daha solgundu. G‰zlerinde şimşekler „akıyordu. "Anne, bu işi „abuk hallet, yoksa dayanamayacağım! Her şey ‰yle iğren„ ve tatsız ki evden ka„asım geliyor. Bana işkence etme, daha fazla sinirlerimle oynama! Hasta olacağım, duyuyor musun? Bu iğren„lik beni hasta ediyor!" "Zina! Senin neyin var meleğim? Sen... sen kapıyı mı dinledin?" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, Zina'ya dikkatle bakarak. "Evet. O aptala yaptığın gibi beni de mi ayıplayacaksın? Dinle, sana yemin ederim, eğer bu tatsız oyunda tatsız roller oynat arak bana işkence etmeye devam edecek olursan, her şeyden vazge„er, bu işi bitiririm. Zaten bu pisliğin bir b‰lˆmˆnˆ bile kabullenmem yeterince iğren„! Ama... ben hep diken ˆstˆndeyim! Bu pislikte boğulacağım!..." dedi ve kapıyı „arpıp „ıktı. Marya Aleksandrovna arkasından bakakaldı ve d‚ş‚ncelere dalıp gitti. "Acele etmeliyiz!" diye bağırdı birden canlanarak. "Eğer o al„aklar bizi rahat bırakmazlar ve her yerde konuşurlarsa -ki şimdiye dek bunu yapmışlardır bile- o zaman her şey biter! Zina b‚t‚n o patırtılara katlanamaz ve işbirliğinden vazge„er. Ne olursa olsun hemen Prens'i buradan uzaklaştırmalıyız! ˆncelikle gidip şu benim kalın kafalımı buraya geri getirmeliyim. İlk defa bir işe yarar belki! O zamana kadar Prens de uykusunu almış olur, hemen yola „ıkarız!" Zile basıp uşağı „ağırdı. "Atlar ne oldu?" diye sordu gelen uşağa. "‡oktandır hazır efendim" dedi adam. Marya Aleksandrovna Prens'i yukarı „ıkarırken atların ha-zırlatılmasını emretmişti. Kendisi de hazırlandı ve ilk iş olarak Zina'nın odasına gidip kararını kaba hatlarıyla a„ıkladı, talimatlar verdi. Ama Zina dinlemedi bile. Y‚z‚n‚ yastığa g•mm‚ş yatıyordu. Ağlıyor, bembeyaz elleriyle uzun, g‚zel sa„larını „ekiyordu. Kolları dirseklerine kadar „ıplaktı. Arada bir sanki soğukta kalmış gibi tepeden tırnağa titreyerek irkiliyordu. Marya Aleksandrovna konuşmaya başladı, ama Zina başını bile kaldırmadı. Bir s‚re tepesinde dikilen Marya Aleksandrovna şaşkın ve bozulmuş bir halde dışarı „ıktı, hemen arabaya bindiği gibi olabildiğince „abuk gitmelerini emretti. "Zina'nın kapıyı dinlemesi „ok k•t‚ oldu!" diye d‚ş‚n‚yordu. "Ona s•ylediklerimin aynısını Mozglyakov'a da s•yledim. Zina „ok gururludur, belki buna g‚cenmiştir... Hmm! Ama asıl •nemli olan şey onlar kazanmadan bizim harekete ge„memiz. Peki ya şansım yaver gitmez de bizim aptal ihtiyar evde olmazsa?..." Bu d‚ş‚nce bile Afanasy Matveich'e •fkelenmesine neden oldu. Sabırsızlıktan kıvranıyordu. Atlar son hızla gidiyorlardı. 94 95ONUNCU BˆL‹M Araba sanki u„uyordu. Daha •nce de s•ylediğimiz gibi Marya Aleksandrovna Prens'i arayıp dururken beyninde birden bir şimşek „akıvermişti. Bu konudan daha ileride s•z edeceğimizi s•ylemiştik. Ger„i okuyucu bunu zaten biliyor: Marya Aleksandrovna sırası gelince Prens'i ka„ıracak, olabildiğince „abuk sersem Afanasy Mat-veich'in huzur i„inde yaşadığı „iftliğe g•t‚recekti. Marya Alek-sandrovna'nın gitgide artan, garip ve anlatılamaz bir huzursuzluk yaşadığını gizleyecek değiliz. Bu, hedefine ulaşmak ‚zere olan ger„ek kahramanların başına gelen bir şeydir. Bir his ona Mor-dasov'da kalmasının „ok tehlikeli olacağını s•ylemişti. "‡iftliğe bir varsam" diye d‚ş‚n‚yordu "o zaman isterse t‚m kasaba „alkalansın, umurumda bile olmaz!" Kuşkusuz yitirilecek zaman yoktu, „iftlikte bile. Her şey olabilirdi, hem de her şey! Kahramanımızın o anda polisten korktuğuna y•nelik dedikodulara asla inanmadığımızı s•ylemeğe hi„ gerek yok kuşkusuz! Uzun s•z‚n kısası, Zina'yı bir an •nce Prens'le evlendirmesi gerektiğini biliyordu. Bu sona ulaşmasını sağlayacak yollar hazırdı. 96 Kilisenin papazı t•ren i„in eve gelebilirdi. T•ren iki g‚n sonra yada işler k•t‚ye gidecek olursa hemen ertesi g‚n yapılacaktı. B ir iki saat i„inde yapılıveren evlenme t•renleri duyulmamış şey miydi! B•ylesine bir acelecilik ve evlenme •ncesi partileri ya da resmi nişan t•reninin olmaması Prens'e bir comıne ilfaut olarak a„ıklanabilirdi. Bunun daha uygun ve sade olacağı fikri Prens'in kafasına yavaş yavaş sokulabilirdi. Prens'in en hassas noktasına dokunarak bunun romantik bir macera olduğu s•ylenebilirdi, Œşler yolunda gitmeyecek olursa ona zorla i„ki i„irebilirler, s‚rekli sarhoş olmasını sağlayabilirlerdi. Her şey bittikten sonra artık ne olursa olsun nasılsa Zina bir Prenses olacaktı! Prens'in Petersburg'da ve Moskova'da akrabaları vardı, oralarda ka„ınılmaz bir skandal bile „ıksa bunun i„in endişelenmesi gerekmezdi. ˆncelikle bunlar ileride d‚ş‚n‚lecek şeylerdi, ikincisi de Marya Aleksandrovna y‚ksek sosyetede •zellikle evlilik olaylarının skandalsız karşılanmasının m‚mk‚n olmadığına inanırdı, skandallar ka„ınılmazdı ve sosyetedeki skandallar da Monte Cristo Kontu'nu ya da Seylan'ın Anıları 'nı hatırlatacak kadar •zel olmalıydı. Aslında b‚t‚n bunlar Zina'nın sosyetede boy g•stermesi ve annesinin ona destek vermesi i„in gerekliydi bile. O zaman herkes ama herkes hayranlık duyacak, kontların ve prenseslerin bir tanesi bile, Marya Aleksandrovna'nın kendilerinin toptan ya da teker teker haklarından gelmesi karşısında dayanamayıp dize geleceklerdi. İşte bunları d‚ş‚nd‚ğ‚ i„in Marya Aleksandrovna „ok yardımı dokunacağını sandığı Afanasy Mat-veich'i almaya gidiyordu. Ger„eğe cesaretle karşı koymak şarttı. Prens'i „iftliğe g•t‚rmek demek, onu belki de hi„ karşılaşmak istemeyeceği Afanasy Matveich'e g•t‚rmek demekti. Afanasy Mat-veich'in davet etmesi „ok başka olacaktı. ‹stelik, Prens'in gelişini duyunca ta uzaklardan kalkıp gelen aile b‚y‚ğ‚n‚n beyaz kravatı, frakı ve elinde şapkasıyla g•r‚nt‚s‚ „ok etkili olacak ve Prens'in gururunu okşayacaktı. Bu t‚r acele ve resmi bir daveti reddetmenin „ok g‚„ olacağını d‚ş‚n‚yordu Marya Aleksandrovna. Araba ‚„ verstlik yolculuğun sonuna gelmişti. Arabacı Sofron tek katlı tahta bir evin verandasının •n‚nde atları durdurdu. Ev virane gibiydi ve 97 yılların etkisiyle kararmıştı, bir dizi penceresi ve etrafında da asırlık ıhlamur ağa„ları vardı. Burası Marya Aleksandrovna'nın yazlık, kır eviydi. İ„eride ışık yanıyordu. "Nerede bizim kalın kafalı?" diye bağırdı Marya Alek-sandrovna, kasırga gibi i„eri dalarken. "Bu havlunun burada ne işi var? O mu kurulandı? Demek yine hamama gitti ha? Şimdi de „ayını zıkkımlanıyordur! Ne diye bana •yle g•zlerini devirip bakıyorsun aptal şey! Neden sa„ları h†l† kesilmemiş? Grishka! Grishka! Grishka! Sana ge„en hafta beyin sa„larını kesmeni s•ylememiş miydim, neden kesmemişsin?" Marya Aleksandrovna i„eri girerken Afanasy Matveich'i „ok daha kibarca selamlamaya niyetliydi, ama hamamdan yeni „ıkıp keyifle „ayını yudumladığını g•r‚nce •fkesine h†kim olamadı. Haksız da sayılmazdı hani! Kadıncağız bu denli telaşlı ve kaygılıyken, o hi„bir işe yaramaz hımbıl Afanasy Matveich korkun„ bir g•n‚l rahatlığıyla yayılmış oturuyordu. Bu durum onu can evinden yaraladı. Bu arada, kalın kafalı -ya da daha saygılı bir ifade kullanmak gerekirse, 'kalın kafalı' olarak anılan zat- semaverin yanına oturmuş, g•zleri yuvalarından fırlamış, ağzı a„ık bir halde, gelişiyle onu taşa „eviren karısına korkuyla bakıyordu. Grishka'nın uykulu ve hantal suratı kapıda belirdi, i„eride olanları b•n b•n seyrediyordu. "İzin vermedi de ondan" dedi kaba ve hır„ın bir sesle. "Belki on kez makası alıp yanına gittim. 'Hanım gelirse ikimiz de azar işitiriz, o zaman ne olacak?' dedim. 'Olmaz, biraz daha bekle, pazar g‚n‚ sa„larımı kıvıracağım; onun i„in uzun olması gerek' dedi." "Ne? Demek sa„larını kıvırıyor, •yle mi? Benim yokluğumdan yararlanıp b•yle şeylere mi başladın? Nereden „ıktı şimdi bu? Senin ahmak kafana „ok mu yakışacağını sanıyorsun? Tanrı aşkına, bu ne dağınıklık! Bu ne pis koku! Sana soruyorum anormal yaratık, nedir bu koku b•yle?" diye bağırdı, şaşkın ve saf kocasına gitgide daha „ok •fkelenen Marya Aleksandrovna; 98 "Ma-matushka!*" diye kekeledi yerinden kalkamayan ve yalvaran g•zlerle kadın h‚k‚mdarına bakan korkmuş adam. "Mama -matushkal" "O aptal kafana ka„ kez annen olmadığımı sokmadım mı ben? Senin annen olabilir miyim ben c‚ce! Senin gibi eşeklere değil ancak sosyeteye yaraşır benim gibi bir soyluyla ne c‚retle bu şekilde konuşuyorsun!" "Ama... ama Marya Aleksandrovna sen h†l† benim nik†hlı karımsın, ben de sana... bir koca gibi hitap ediyorum..." diye karşı „ıktı Afanasy Matveich ve iki elini kaldırıp sa„larını korumaya „alıştı. "Seni suratsız şey! S•ylediklerine bakın! Hi„ b•yle aptal bir cevap duyulmuş şey mi? Nik†hlı karın mı? Bu da ne demek oluyor? Y‚ksek sosyetede hi„ b•yle bayağı, aptalca ve ancak dini okullarda kullanılan bir s•zc‚ğ‚ s•yleyen var mı? Hem ben bunu unutmak i„in elimden gelen her şeyi yapmağa „alışırken sen ne cesaretle karın olduğumu hatırlatmaya kalkışıyorsun! Neden kafanı ellerinle saklayıp duruyorsun? Şu sa„a bir bakın! Sular damlıyor! Kuruması saatler s‚recek! Şimdi seni nasıl g•t‚receğim? İnsan i„ine nasıl „ıkacaksın? Ne yapacağım şimdi?" Marya Aleksandrovna •fkeyle ellerini ovuşturup, odada azametle bir aşağı bir yukarı dolaşıp duruyordu. Kuşkusuz bu dert •yle b‚y‚k ve ‚stesinden gelinemez bir dert değildi, ama asıl problem Marya Aleksandrovna'nın yaradılışında olan g‚„l‚ ve galip olma duygusunu kontrol edememesiydi. S‚rekli olarak •fkesini Afanasy Matveich'ten „ıkarmak i„in dayanılmaz bir gereksinim duyuyordu, „‚nk‚ zorbalık gereksinime d•n‚şen bir alışkanlıktır. Belli sosyal „evrelerin zarif hanımefendileri kapalı kapılar arkasında nasıl davranışlar sergilerler bilirsiniz, işte ben de bu zıtlığı tanımlamaya „alıştım. Afanasy Matveich karısının hareketlerini korkuyla izliyor, bir yandan da alnından ter boşanıyordu. *Anacığım. 99"Grishka!" diye bağırdı kadın sonunda. "Hemen beyefendiyi hazırla! Frakını, pantolonunu, beyaz kravatını ve yeleğini getir, hemen! Tarağı nerede, tarağı!" "Malushka! Hamamdan yeni „ıktım. Kasabaya gidecek olursak ‚ş‚t‚r‚m." "Bir şey olmaz!" "Baksana sa„ım h†l† ıslak..." "Tamam, hemen kurutacağız! Grishka! Fır„ayı al da kuruyana kadar sa„larını fır„ala, sert sert, daha sert! Daha sert! İşte •yle, tamam işte •yle!" Bu emri duyan sadık ve „alışkan Grishka b‚t‚n g‚c‚yle efendisinin sa„larını fır„alamaya başladı. Daha rahat „alışmak i„in adamı omzundan tutmuş kanepeye doğru bastırıyordu. Afanasy Matveich suratını buruşturmuştu, neredeyse ağlayacaktı. "Şimdi gel buraya! Kaldır onu Grishka! Krem nerede? Eğil eğil işe yaramaz herif, eğil asalak!" Marya Aleksandrovna kocasının g‚r, aklaşmış ve ne yazık ki kestirmediği sa„larını acımasızca „ekerek, kendi elleriyle krem-lemeye başladı. Afanasy Matveich i„ „ekiyor, inliyor, ama hi„ ağlamadan sabırla katlanıyordu. "Sen beni •ld‚receksin beceriksiz herif! Eğil eğil!" dedi Marya Aleksandrovna. "Seni nasıl •ld‚receğim matushka?" diye mırıldandı adam, elinden geldiğince başını eğerek. "Kalın kafalı! Mecazdan da anlamaz! Hadi hadi sa„ını fır„ala da hemen giyin!" Kahramanımız bir koltuğa kurularak Afanasy Matveich'in giyinme t•renini meraklı g•zlerle izlemeye başladı. Bu arada adam biraz rahat soluk alıp gevşedi, hatta beyaz kravatını bağlamaya sıra gelince attığı d‚ğ‚m‚n g‚zelliği konusunda kişisel g•r‚şlerini s•ylemeye bile cesaret edebildi. Sonunda frakını da giyen say100 gıdeğer koca iyiden iyiye canlandı ve aynada kendini hayranlıkla inceledi. "Beni nereye g•t‚r‚yorsun Marya Aleksandrovna?" diye sordu kendine „ekid‚zen verirken. Marya Aleksandrovna kulaklarına inanamadı. "Şuna bir bakın hele! Seni kukla kılıklı herif seni! Ne cesaretle bunu sorabiliyorsun?" "Ama matushka benim de bilmem gerekmez mi..." "Kes sesini! Hele gittiğimiz yerde bana bir kez bile matushka diyecek olursan bir ay „ay y‚z‚ g•remezsin!" ˆd‚ kopan adam hi„ sesini „ıkarmadı. "Şu haline bak! Bir tek nişanın bile yok, bacacı kılıklı adam!" diye devam etti kadın, Afanasy Matveich'in siyah frakına k‚„‚mseyen g•zlerle bakarken. Afanasy Matveich en sonunda alındı. "Nişanlan devlet veriyor matushka, hem ben bacacı değilim" dedi haklı bir •fkeyle. "Neler duyuyorum? Demek burada oturup fikir y‚r‚tmeyi de •ğrenmişsin! Seni k•yl‚ seni! Seni hanım evladı! Ne yazık ki seninle oyalanacak zamanım yok, olsaydı sana... Neyse canım sonra hallederim nasılsa! Şapkasını ver Grishka! K‚rk‚n‚ de getir! Ben yokken bu ‚„ odayı ve bir de yeşil odayı temizle! Hemen işe başlayın ! Aynaların ve saatlarin •rt‚lerini de kaldırın! Her şeyin bir saat i„inde hazır olmasını istiyorum. Sen de frakını giy, uşakların da eldivenlerini giymelerini s•yle, duyuyor musun Grishka!" Arabaya bindiler. Afanasy Matveich hayretler i„indeydi. Marya Aleksandrovna bulundukları durumla ilgili bazı talimatları kocasının kafasına nasıl sokacağını d‚ş‚n‚yordu, ama kocası ondan •nce davrandı. "Biliyor musun Marya Aleksandrovna, d‚n gece „ok değişik bir r‚ya g•rd‚m" dedi hi„ beklenmedik bir anda sessizliği bozarak. 101"Hıh! Seni kahrolası! Ben de burada acaba ne s•yleyecek diye bekliyorum! Meğer bir r‚ya g•rm‚ş! Bana o k•yl‚ r‚yalarını anlatmaya nasıl cesaret edersin! Değişikmiş! Sen daha bu kelimenin anlamını bile bilmezsin! Bak sana son kez s•yl‚yorum: Bir daha r‚yandan falan s•z edecek olursan başına gelecekleri bilemem! Şimdi dikkatle dinle: Prens K. beni ziyarete geldi. Prens K.'yi hatırlıyor musun?" "Hatırlıyorum, matushka, hatırlıyorum. Neden seni ziyarete gelmiş?" "Kes sesini, seni ilgilendirmez! Evin bey i olarak sana d‚şen onu „iftliğe davet etmek. Seni bunun i„in g•t‚r‚yorum. Bug‚n gidip d•neceğiz. Gece boyunca ya a yarın, •b‚r g‚n ya da başka bir sefer ağzını a„acak olursan b‚t‚n yıl boyunca kaz g‚dersin bilmiş ol! Hi„bir şey s•yleme, tek kelime bile. Senin tek yapacağın bu, anladın mı?" "Peki ya bana bir şey sorarlarsa?" "Yine de ağzını a„ma." "Ama insan s‚rekli sessiz duramaz ki Marya Aleksandrovna." "O zaman cevaplarını 'Hmm!' gibi tek heceli s•zc‚klerle sınırla ki zeki olduğunu ve konuşmadan •nce s•zc‚klerini tarttığını sansınlar." "Hmm." "Bunları iyice anla! Sen Prens'in geldiğini duydun ve saygılarını sunup onu „iftliğine davet etmek i„in hemen yanına koştun, anladın mı?" "Hmm." "Her şeye hmm deyip durma, aptal şey! Doğru d‚r‚st cevap versene." "Tamam matushka, istediğin gibi olsun; ama Prens'i neden davet edeceğim?" "Neler duyuyorum? Soru mu soruyorsun? Neden yapacağını sormak ne ‚st‚ne vazife? Ne cesaretle soruyorsun!" 102 "Ama yine aynı sorunla karşı karşıya kalıyorum Marya Aleksandrovna; eğer dediğin gibi ağzımı a„mayacak olursam onu nasıl davet edeceğim?" "Ben senin adına konuşurum, sen sadece başını eğersin, şapkanı eline alıp başını eğersin, anladın mı?" "Evet anladım mat- Marya Aleksandrovna." "Prens „ok şakacıdır. Sana s•ylemese de dediği her şeye g‚zel bir g‚l‚msemeyle karşılık verirsin, duyuyor musun?" "Hmm." "Œşte yine başladı! Bana hmm deyip durma! S•ylediklerimi duydun mu duymadın mı, sen onu s•yle." "Duydum Marya Aleksandrovna. Duydum, duymamam m‚mk‚n m‚? Yalnızca s•ylediklerini yerine getirmek i„in alıştırma yapıyorum. Ama h†l† bir sorun var matushka: Eğer Prens bir şey s•yleyecek olursa y‚z‚ne bakıp g‚l‚mseyeceğirn, tamam, ama ya bir şey sorarsa bana?" "Ne kalın kafalısın! S•yledim ya, sen „eneni tut, ben senin yerine konuşurum, sen yalnızca bakıp g‚l‚mse." "Adam benim konuşamadığımı sanacak" diye homurdandı Afanasy Matveich. "Ne fark eder canım! Bırak •yle sansın, aptal olduğunu d‚ş‚nmesinden iyidir." "Hmm... Peki ya •tekiler bir şey sorarlarsa?" "Kimse bir şey sormaz, başkaları olmayacak. Eğer -Tanrı korusun!- kazara bir başkası gelecek olursa ve sana bir şey sorar ya da s•ylerse alaylı alaylı g‚l‚msersin. Alaylı alaylı g‚lmek nasıl olur biliyor musun?" "Şakacı bir g‚l‚mseme değil mi matushka?" "Şimdi ben sana g•steririm şakacıyı kalın kafalı! Neyse canım zaten senden kim şaka bekler ki! Dalgacı bir g‚l‚mseme, anladın mı? Dalgacı ve k‚„‚mseyici bir g‚l‚mseme." 103"Hmm." "Ah bu kalın kafalı beni korkutuyor doğrusu" diye fısıldadı Marya Aleksandrovna kendi kendine. "Beni •ld‚recek bu adam. Onu hi„ g•t‚rmesem daha iyi ederdim!" Kafasında bu can sıkıcı ve ‚z‚c‚ d‚ş‚nceleri evirip „eviren Marya Aleksandrovna başını camdan dışarı uzatıp arabacıya acele etmesini s•yl‚yordu. Atlar d•rt nala koşuyordu, ama ona g•re yine de yetmezdi. Afanasy Matveich k•şesinde sessizce oturmuş, •devini ezberliyordu. Sonunda araba kasabaya girdi ve Marya Alek-sandrovna'nın evinin •n‚nde durdu. Ama kahramanımız daha •n kapıya bile gelmemişti ki, „ift atlı, iki koltuklu, ‚st‚ kapalı bir kızağın evine doğru hızla yaklaştığını g•rd‚. Tıpkı Anna Ni-kolayevna Antipovna'nınkine benzeyen kızakta iki kadın vardı. Biri tabii ki Anna Nikolayevna'nın ta kendisi, •teki de son zamanlarda peşini hi„ bırakmayan, yakın arkadaşı Natalya Dmitriyevna'ydı. Marya Aleksandrovna'nın y‚reği hop etti. Daha tek kelime bile etmeye fırsat bulamadan ‚zeri kapalı bir başka kızak yaklaştı, hi„ kuşkusuz i„inde bir hanım vardı. Neşeli „ığlıklar ortalığı inletti. "Marya Aleksandrovna! Afanasy Matveich de buradaymış! Demek şimdi geldiniz! Nerelerdeydiniz? Ne şans, biz de bu geceyi sizinle ge„irmeğe gelmiştik! Ne s‚rpriz!" Konuklar hemen fırlayıp kırlangı„lar gibi cıvıldaşarak •n kapıya doğru y‚r‚d‚ler. Marya Aleksandrovna kulaklarına ve g•zlerine inanamadı. "Hay k•r şeytan!" diye d‚ş‚nd‚ kendi kendine. Bu işte bir bit yeniği var! Anlayacağız bakalım. Beni kandıracağınızı mı sandınız aptal kargalar... Durun bakalım hele!..." 104 ON BİRİNCİ BˆL‹M Mozglyakov g•r‚n‚şe g•re tamamen g•n‚l rahatlığıyla Marya Aleksandrovna'nın evinden ayrılmıştı. Kadın yine onun kanını alevlendirmişti. Adanı yalnız kalmak istediği i„in Boroduyev'e gitmemişti. Romantik ve kahramanca hayallerin saldırısı ona huzur vermiyordu. ˆnce Zina'ya ciddi bir aşk ilanında bulunduğunu hayal etti; sonra affedici y‚reğinin soylu g•zyaşlarını, St Petersburg ba-losundaki solgun ve ‚mitsiz halini; İspanya'yı; Guadalquivir'i g•rd‚; aşkı ve son nefesini veren Prens'in Zina'yla ikisinin ellerini bir-leştirişini d‚ş‚nd‚. Sonra kendisine sadık, kahramanlıklarını hayranlıkla izleyen g‚zel karısını hayal etti. Bu arada, Prens K.'nin dul karısı Zina sayesinde girdiği y‚ksek sosyeteden bir Kontes'in iltifatları, vali yardımcılığı g•revi ve servet gizliden gizliye aklını kurcaladı. Kısacası, Marya Aleksandrovna'nm g‚zel g‚zel anlattığı her şey bir kez daha ruhunu okşadı, daha da •nemlisi onu gururlandırdı. Ama sonra -bunu nasıl anlatacağımı bilemiyorum doğrusu- b‚t‚n bu zevklerden yorgun d‚ş‚nce birdenbire can sıkıcı bir fikir geldi aklına. Bunların hepsi „ok ileride olacak şeylerdi. 105Bug‚n d‚ş‚n‚ld‚ğ‚nde, aptal durumuna d‚şm‚ş birinden •te değildi. Bunları d‚ş‚n‚rken birden Mordasov'un kenar mahallelerinde hi„ bilmediği, ıssız bir yerde olduğunu fark etti. Hava kararıyordu. İki tarafı k‚„‚k, virane evlerin dizildiği sokaklar boyunca, b•yle yerlerde korunacak ve „alınacak hi„bir şey olmamasına rağmen sayıları m‚thiş boyutlara ulaşan azgın k•pekler havlıyordu. Sulusepken başlamıştı. Arada bir işi y‚z‚nden evine ge„ kalmış bir esnafa ya da ‚zerinde koyun derisi kabanı, ayağında botları olan bir k•yl‚ kadına rastlıyordu. Nedense bunlar Pavel Aleksandrovich'i kızdırmaya başlamıştı. Bu pek iyiye işaret değildi, „‚nk‚ insan ancak işleri yolunda gittiği zaman „evresindeki şeyleri ışıl ışıl ve g‚zel g•r‚r. Pavel Aleksandrovich, o ana kadar Mordasov'da ne kadar se„kin biri olduğunu hatırladı. Herkesin evlenmek i„in can atacağı bir bek†r olduğunu ima etmesi ve onu bu konuda kutlaması „ok hoşuna giderdi. B•yle se„kin bir bek†r olmaktan da gurur duyardı. Şimdi birdenbire herkesin g•z‚nde reddedilmiş biri olu-verecekti! İnsanlar ona g‚lecekti. Herkese Petersburg balolarını ve Guadalquivir'ı anlatması imk†nsızdı! Kafasında bu d‚ş‚ncelerle, ‚zg‚n ve endişeli bir halde giderken uzun zamandır kalbini kemirip duran bir d‚ş‚nce aklına geldi: "Bunlar doğru mu? Her şey Marya Aleksandrovna'nın bana resmettiği gibi olacak mı?" Tam o anda Marya Aleksandrovna'nın ne kadar kurnaz bir kadın olduğunu, herkesin ona saygı g•stermesine rağmen ne kadar dedikoducu olduğunu ve sabahtan akşama kadar yalanlar uydurup durduğunu hatırladı. Onu başından savmak i„in mutlaka kendine g•re nedenleri olmalıydı, ‚stelik herkesin hayal g‚c‚ de gayet g‚„l‚yd‚. Sonra Zina'yı d‚ş‚nd‚; ayrılırken kendisine bakışını hatırladı; bu bakışın gizli bir tutkuyla hi„ ilgisi bile yoktu. Hem bir saat kadar •nce de ona aptal demişti. Pavel Aleksandrovich yerinde dondu kaldı, utancından kıpkırmızıydı, neredeyse ağlayacaktı. Bir de bunun ‚zerine sanki •zellikle ayarlanmış gibi bir kaza geldi başına: Ayağı t•kezledi ve tahta kaldırımdan kar yığınının i„ine d‚ş‚verdi. O kar i„inde debelenip dururken bir s‚redir havlamakta olan bir s‚r‚ k•pek d•rt bir yandan etrafını sardı. Hatta i„lerinde en k‚„‚k ve yaramaz olanı ‚zerine atlayıp k‚rk‚n‚n eteklerine yapıştı. K•pekleri başından kovalayan Pavel Aleksandrovich, k‚f‚rler edip, kaderine lanetler yağdırarak, k‚rk‚n‚n eteğinde yırtıklar, ruhunda dayanılmaz bir sıkıntı y‚k‚yle caddenin k•şesine kadar topallaya topallaya gittiğinde yolunu kaybettiğini anladı. Bilirsiniz, insan bilmediği bir semtte, •zellikle de gece yansı yanlış bir yola sapacak olursa asla doğru yolu bulup „ıkamaz; i„inden bir g‚„ onu karşısına „ıkan ilk ara sokağa sapması i„in d‚rter sanki. Pavel Aleksandrovich de bunu ger„ekleştirdi ve kayboldu. "Ah şu kahrolası y‚ce fikirler!" diyerek kinle yere t‚k‚rd‚. "O y‚ce duygular da Guadalquivir de cehennemin dibine gitsin!" Mozglyakov'un o anda pek de g•r‚lmeğe değer bir hali olduğunu s•yleyemeyeceğim. Sonunda yorgun ve bitkin bir halde bir iki saat dolaştıktan sonra Marya Aleksandrovna'nm kapısına geldi. Kapıdaki arabaları g•r‚nce „ok şaşırdı. "Bu kadar konuk da nedir, bir toplantı falan mı var?" diye meraklandı. "Ne toplantısı acaba?" Orada duran bir uşağı sorguya „ekip, Marya Aleksandrovna'nın „iftliğe giderek, beyaz kravat takan Afanasy Matveich'le beraber d•nd‚ğ‚n‚ ve Prens'in uykudan yeni uyandığını, ama hen‚z aşağıya inip konuklara katılmadığını •ğrendi: Hi„ sesini „ıkarmadan yukarı amcasının yanına „ıktı. ˆyle bir ruh hali taşıyordu ki, hayatının geri kalanını pişmanlık i„inde ge„ireceğini bir an bile d‚ş‚nmeden, sırf •„ alma duygusuyla k•t‚ ve korkun„ bir şeyler yapabilecek kadar zayıf karakterli bir adam gibiydi. Merdivenleri „ıkınca, Prens'i portatif tuvalet masasının •n‚nde bir koltukta otururken buldu. Kafasının tepesi „ıplaktı, ama favorileri ve sakalı takılmıştı. Peruğu kır sa„lı, yaşlı, emektar uşağı İvan Pakhomych'in elinde duruyordu. Pakhomych peruğu derin bir saygı ve titizlikle fır„alıyordu. Prens'in „ok perişan bir hali vardı, sanki i„kinin etkisini hen‚z ‚zerinden atamamış gibiydi. Y‚z‚nde boş bir ifadeyle, oraya „•km‚ş, her yanı porsumuş bir halde yığılmıştı. Mozglyakov'u tanımamış gibi bakıyordu. 106 107"Nasılsınız Amca?" diye sordu Mozglyakov. "Ne... sen misin?" dedi Prens. "Biraz şekerleme yapmıştım da sevgili oğlum. Aman Tanrım!" dedi heyecanlanarak. "Peruğumu takmamışım!" "Endişelenmeyin Amca! Ben size yardım ederim isterseniz." "Artık sırrımı biliyorsun! Kapıyı kilitlemenizi ke-sin-lik-le s•ylemiştim. Neyse, sevgili oğlum şimdi sırrımdan yararlanmaya kalkmayacağına ve sa„ımın takma olduğunu hi„ kimseye s•ylemeyeceğine şe-ref s•z‚ vermeni istiyorum." "Tanrı aşkına Amca! Benim b•yle bir adilik yapacağımı nasıl d‚ş‚n‚rs‚n‚z?" dedi Mozglyakov ileriye yatırım yapma d‚ş‚ncesiyle. "Ah evet, evet! Onurlu bir adam olduğuna g•re sana şaşıracağın bir şey daha s•yleyeyim... b•ylece b‚t‚n sırlarımı a„ığa vurayım. Bıyığımı nasıl buluyorsun oğlum?" "Muhteşem Amca! Şaşırtıcı! Bu kadar zaman nasıl b•yle koruyabildiniz?" "Şimdi sıkı dur oğlum: O da tak-ma!" dedi Prens, Pavel Alek-sandrovich'e zafer kazanmış bir edayla bakarak. "Ger„ekten mi? S•ylemeseydiniz asla bilemezdim. Ya favorileriniz? Hadi hadi itiraf edin Amca boyuyorsunuz değil mi?" "Boyamak mı? Ne boyaması onlar da takma!" "Olamaz! Kızmayın ama buna inanamam Amca. Benimle dalga ge„iyorsunuz!" "Parole d'honneıır, mon ami!"* diye bağırdı zafer kazanmış Prens. "D‚ş‚nsene herkes senin gibi d‚ş‚n‚yor! Stepanida Mat-veyevna bazen kendi elleriyle taktığı halde zor inanırdı. Ama sırrımı saklayacağına s•z ver oğlum. Bana şeref s•z‚ ver..." "S•z veriyorum Amca s•z veriyorum. Benim b•yle bir adilik yapabileceğimi mi d‚ş‚n‚yorsunuz?" Şeref s•z‚ dostum. 108 "Ah oğlum bug‚n sen gittikten sonra •yle canım sıkkındı ki! Feofil beni yine arabadan d‚ş‚rd‚." "Yine mi? Ne zaman?" "Ma-nas-tı-ra yaklaşırken..." -"Ama Amca, o olay bu sabah oldu." "Yo yo, bir iki saat •nceydi. Manastıra gidiyordum, arabamı devirdi. Cyle bir korktum ki h†l† kal-bim „arpıyor." "İyi de Amca siz uyuyordunuz!" dedi Mozglyakov şaşkınlık i„inde. "Ah evet, uyuyordum... ama sonra yola koyuldum, ama ben... ger„ekten belki de... Ne kadar garip!" "Amca, inanın r‚ya g•rm‚şs‚n‚z! Yemekten sonra yattınız, o zamandan beri mışıl mışıl uyuyordunuz." "Ger„ekten mi?" Prens d‚ş‚nmeye başladı. "Evet ya, belki de r‚yaydı. R‚yamda g•rd‚ğ‚m her şeyi hatırlıyorum. ˆnce dehşet verici bir boğa g•rd‚m, sonra da savcıyı g•rd‚m, sanki onun da boynuzu vardı..." "Nikclay Vasilyevich Antipov'dur o Amca." "Ah evet, belki de oydu. Sonra Napolyon Bona-part'ı da g•rd‚m. Biliyor musun oğlum herkes benim Napolyon Bonapart'a ben: zediğimi s•yl‚yor... profilden de ta eskilerin bir papasına „ok benzerim! Sen ne dersin azizim papaya benziyor muyum?" "Bence daha „ok Napolyon'a benziyorsunuz Amca!" "Ah evet, ama karşıdan. Evet doğru azizim. R‚yamda onun adasındaydım, bilirsin her zaman neşeli ve konuş-kan bir adamdı. Beni „ok eğlendirirdi." "Napolyon olduğundan emin misiniz Amca?" dedi Pavel Alek-sandrovich, Prens'e d‚ş‚nceli d‚ş‚nceli bakarak. Kafasında, hen‚z kendisinin de bir anlam veremediği garip bir d‚ş‚nce titreşmeğe başladı. 109"Ah evet Napolyon ya. Birlikte felsefe tartışır dururduk. O İn-gilizler'in ona zalimce davranmaları ne kadar utan„ verici. Tabii onu bağlamasalardı yine insanlara saldırırdı kuşkusuz. Kurt gibi saldırgan bir adamdı. Yine de onun i„in ‚z‚l‚yorum. Ben olsam ona o kadar zalimce davranmaz, ıssız bir adaya g•nderirdim..." "Neden ıssız bir adaya?" diye sordu Mozglyakov dalgın dalgın. "Yok canım belki de ıssız bir adaya değil. Ama adada oturanlar mutlaka nezih insanlar olurdu. Onun i„in eğ-len-ce-ler d‚-zenletirdim: tiyatrolar, m‚zik, bale, hepsi de devlet destekli olurdu. Ok gibi fırlayıp gitmesin diye bir koruma eşliğinde onu y‚r‚y‚şe „ıkarırdım. Sosisli b•reği „ok severdi, ona her g‚n sosisli b•rekler yaptırırdım. Ona babası gibi bakardım. Benim ellerimde bambaşka bir adam olup „ıkardı." Mozglyakov yaşlı adamın tutarsız konuşmalarını hayretle dinliyor, bir yandan da sabırsızlıkla tırnaklarını kemiriyordu. Konuşmayı evlilik konusuna „ekmek istiyordu. İ„inde nedenini bilemediği sınırsız bir kin dalgalanıyordu. Yaşlı adam birden b‚y‚k bir şaşkınlıkla bağırdı. "Ah mon ami! Sana s•ylemeyi tamamen unutmuşum. Ben bug‚n bir evlenme teklifi yaptım." "Evlenme teklifi mi Amca?" diye bağırdı Mozglyakov canlanarak. "Evet ya evlenme tek-li-fı. Pakhomych gidiyormusun? Ah g‚zel. C'est ‚ne charmante personne...* Ama... Biraz a-ce-le-ci davrandığımı kabul ediyorum sevgili oğlum. Bunun sindi farkına va-rı-yo-rum. Ah canım!" "Sorduğum i„in bağışlayın Amca ama bu teklifi ne zaman yaptınız?" "Sevgili oğlum tam olarak ne zaman olduğunu hatırlaya* ‡ok hoş biri. 110 madiğimi itiraf etmeliyim. Belki de r‚ya g•rm‚ş‚md‚r! Ne garip!" Mozglyakov sevin„ten ‚rperdi. Kafasında yepyeni bir fikir şekillendi. "Peki kime teklif ettiniz Amca?" diye sordu sabırsızlıkla. "Ev sahibinin kızına mon ami... cette belle personne...* adını unuttum. Ama biliyorsun mon ami evlenmem imk†nsız. Ne yapacağım ben?" "Evet ya, evlenirseniz bu sizin sonunuz olur. İzin verirseniz başka bir soru daha soracağım. Evlenme teklif ettiğinizden emin misiniz?" "Tabii... eminim." "Peki ya tıpkı ikinci kez arabadan d‚şmeniz gibi bir r‚yaysa?" "Evet ya, belki de r‚yaydı! Aşağıda nasıl bir tavır takınmam gerektiğini bilmiyorum. Nasıl yapabilirim oğlum? Ger„ekten teklifte bulunup bulunmadığımı nasıl •ğrenebilirim? Eğer •ğrenemezsem ne duruma d‚şerim?" "Biliyor musun Amca, ortada •ğrenilecek bir şey yok bence." "Ne demek istiyorsun?" "Yani bence r‚ya g•rm‚şs‚n‚z." "Aynı fikirdeyim oğlum, sık sık b•yle r‚yalar g•rd‚ğ‚me g•re." "G•r‚yorsunuz ya Amca. Hele bir de •ğlen ve akşam yemeklerinde birer par„a i„tiğinizi d‚ş‚n‚rseniz..." "Evet oğlum. B‚y‚k olasılıkla bu y‚zden oldu." "Yoksa siz ne kadar şarap i„erseniz i„in asla b•yle acele bir teklifte bulunmazsınız. Siz benim tanıdığım en aklı başında insansınız Amca..." "Ah, evet evet. Bu g‚zel kişi. 111 i "Şunu aklınızdan „ıkarmayın: Eğer hakkınızda k•t‚ d‚ş‚nen akrabalarınız bunu duysalar neler olmaz ki?" "Aman Tanrım!" diye bağırdı dehşete d‚şen Prens. "Neler olmaz ki!" "Sevgili Amcacığım! Hepsi bir ağızdan sizin b•yle bir şeyi aklınız başınızda yapmadığınızı, deli olduğunuzu, vesayet altında tutulmanız gerektiğini, kandırıldığınızı s•ylerler ve sizi g•zetim altında bir yere kapatırlar." Mozglyakov ihtiyarı nasıl korkutacağını biliyordu. "Aman Tanrım!" diye bağırdı Prens, yaprak gibi titreyerek. "Ger„ekten de yaparlar mı?" "Bir d‚ş‚nsenize Amca: Siz hayatınızda hi„ b•yle acele bir evlenme teklifi yaptınız mı? Kendiniz i„in neyin doğru olduğunu en az benim kadar iyi bilirsiniz. Bunun bir r‚ya olduğundan kesinlikle eminim." "Tabii •yleydi canım, tabii!" dedi Prens korkuyla. "Par„alan nasıl da zekice birleştirdin oğlum! Bana mantığın sesini dinlettiğin i„in sana teşekk‚r ederim." "Ben de sizinle bug‚n karşılaştığım i„in „ok memnunum Amca. Bir d‚ş‚nsenize, eğer ben olmasaydım yanlış şeyler yapabilirdiniz, evlenmek istediğinizi sanıp, kafanızda bu niyetle aşağı inecektiniz. Nasıl da tehlikeli bir durum olurdu!" "Evetya...‡oktehlikeli!" "Bu gen„ hanım yirmi ‚„ yaşında; kimse onunla evlenmek i„in talip olmuyor, derken siz, zengin bir aristokrat, birden ona elinizi uzatıyorsunuz! Onlar bu fikre hemen d•rt elle sarılırlar, ger„ekten evlenmek istediğinize sizi inandırırlar, hatta niyetinizi ger„ekleştirmeniz i„in sizi zorlarlar. Sizin fazla yaşamayacağınız olasılığını hesaplamağa başlarlar." "Ger„ekten mi?" "Ve. dahası Amca, sizin gibi erdemli bir adam..." 112 "Evet benim gibi erdemli bir adam..." "Sizin gibi zeki ve kibar..." " Ah evet y a zeki evet!..." "Sonra bir şey daha var, siz bir Prens'siniz. Evlenmeye niyetiniz olsa b•yle birini mi se„erdiniz? Akrabalarınızın neler s•yleyeceğini bir d‚ş‚n‚n!" "Herhalde beni „iğ „iğ yerlerdi! Zaten onların ellerinden yeterince k•t‚l‚k ve ikiy‚zl‚l‚k g•rd‚m... Belki inanmayacaksın ama beni akıl hastanesine kapatmak istediklerinden kuşkulanıyorum. S•ylesene oğlum bu olacak şey mi? Ben orada... akıl hastanesinde... ne yaparım?" "Sakin olun Amca. Bu y‚zden ben de sizinle beraber aşağıya ineceğim. Şimdi orada konuklar var." "Konuklar mı? Aman Tanrım!" "Endişelenmeyin Amca yanınızda olacağım." "Sana nasıl minnnettarım oğlum, sen benim kurtancımsın! Biliyor musun en iyisi benim buradan gitmem." "Yarın Amca yarın. Yarın sabah saat yedide. Ama bug‚n herkese sevgilerinizi sunup artık ayrılacağınızı s•yleyin." "Kesinlikle gideceğim... Peder Misail'e gideceğim... Ama sevgili oğlum ya beni evlendirmeye kalkışırlarsa?" "Korkmayın Amca ben yanınızda olacağım. L‚tfen size ne s•ylerlerse s•ylesinler, ne •neride bulunurlarsa bulunsunlar, bunun r‚yadan başka bir şey olmadığını s•yleyin... zaten •yleydi." "Evet, kesinlikle •yleydi! B‚y‚leyici bir r‚ya oğlum! ‡ok g‚zel biliyorsun, hem de..." "Evet Amca şimdilik hoş„a kalın, ben aşağıya iniyorum, siz de..." . "Ne? Beni yalnız bırakmayacaksın ya?" diye bağırdı Prens dehşet i„inde. 113"Hayır Amca. Yalnızca ayrı ayrı ineceğiz. ˆnce ben, sonra siz. B•ylesi daha iyi." "Peki o zaman. Ben de zaten şimdi aklıma gelen bir fikri yazacaktım." "Tamam Amca. Siz fikrinizi yazın, sonra aşağıya gelin, yan „izmek yok! Yarın sabah..." "Yarın sabah pedere gideceğim, kesinlikle pedere gideceğim! Charınant, charmantl Biliyorsun oğlum „ok g‚-zel bir kız... hem de... eğer ger„ekten evlenmek isteseydim, o zaman..." "Tanrı korusun Amca!" "Evet ya Tanrı korusun! Peki, g‚le g‚le oğlum, biraz sonra ge-liyorum... ˆnce bir şeyler yazmalıyım. Ha bu arada, uzun zamandır sana bir şey soracaktım: Kazanova'nın Anıları'm okudun mu sen hi„?" "Evet Amca, niye sordunuz?" "Ah evet... Amane s•yleyeceğimi unuttum..." "Sonra hatırlarsınız Amca, hoş„a kalın!" "G‚le g‚le sevgili oğlum, g‚le g‚le! Yine de „ok b‚y‚leyici bir r‚yaydı, „ok b‚y‚leyici!..." 114 ON İKİNCİ BˆL‹M "Hepimiz sizi ziyarete geldik! Praskovya tlyinishna da geliyor, Luiza Kar‹ovna da geleceğini s‰ylˆyordu" diye cıvıldadı Anna Ni-kolayevna salona girip etrafa bakarak. Ufak tefek, hoş bir kadındı, gayet g‰sterişli ve pahalı bir kıyafet giymişti. ƒstelik gˆzelliğinin farkındaydı. Prens'in bir k‰şede Zina ile beraber olduğunu sanıyordu. "Katerina Petrovna ile Felisata Mikhailovna da geliyor" diye ekledi Natalya Dmitriyevna. İri yan bir kadındı, Prens onu pek „ekici bulurdu. Kafasının tepesine kˆ„ˆcˆk pembe bir şapka takmıştı. Uzun zamandır yanına sokulmaya „alıştığı Anna Nikolayevna ile son ˆ„ haftadır yakın arkadaş olmuştu. G‰rˆnˆşte onu kemiğiyle beraber bir lokmada yutacağa benziyordu. "İkinizi de gece oturmasında evimde g‰rmekten duyduğum sevinci anlatamam" diye s‰ze başladı, ilk şaşkınlığını ˆzerinden atan Marya Aleksandrovna. "Ama s‰ylesenize tam da bu şerefe erme ˆmidini yitirmişken bugˆn sizi buralara hangi rˆzgŠr attı?" 115"Aman canım Marya Aleksandrovna, siz de az değilsiniz!" dedi Natalya Dmitriyevna, dış g‰rˆnˆşˆne hi„ de uymayan kırıtkan, utanga„ ve tatlı bir sesle. "Mais ma charman‹e" diye cıvıldadı Anna Nikolayevna. "Dˆzenleyeceğimiz tiyatro etkinliği i„in hazırlıklarımızı tamamlamalıyız. Daha bugˆn Pyotr Mikhailovich, Kallist Sta-nislavich'e yerimizde saydığımız ve tartışıp durmaktan başka hi„bir şey yapmadığımız i„in ne kadar ˆzˆldˆğˆnˆ s‰ylˆyordu. Bu yˆzden de bu akşam d‰rdˆmˆz toplandık, 'Marya Aleksandrovna'ya gidip şu işi bir „ırpıda hallediverelim' diye karar verdik. Natalya Dmitriyevna ‰tekilere de haber verdi. Hepsi geliyorlar. Bir anlaşmaya varacağız, her şey iyi olacak. Tartışmaktan başka bir şey yapmıyorlar dedirtmeyelim, n'est-ce pas, mon ange"* dedi neşeyle, Marya Aleksandrovna'yı ‰perek. "Tanrı aşkına Zinaida Afanasyevna! Gˆn ge„tik„e daha da gˆ-zelleşiyorsunuz!" dedi ve ‰pmek i„in Zina'ya doğru koştu. "Gˆzelleşmekten başka bir işi yok ki" diye ekledi Natalya Dmitriyevna, koca ellerini ovuşturarak. "Lanet olasıcalar! Şu tiyatro işi de nereden „ıktı ya? Fırsatını yakaladı kargalar!" diye fısıldadı Marya Aleksandrovna, ‰fkeden k‰pˆrerek. "Sevgili Prens de şimdi sizde olduğuna g‰re" dedi Anna Nikolayevna. "Biliyorsunuz Dukhanovo'da eskiden kalma bir tiyatro var. Araştırdık, eski sahne, perdeler ve kostˆmlerle beraber başka bir yere kaldırılmış. Prens bugˆn beni g‰rmeye geldi, gelişine ‰yle şaşırdım ki ona bu konudan s‰z etmeyi unuttum. Şimdi tiyatro konusunu ona da a„malıyız, o d‰kˆntˆleri bize g‰nderir. Yoksa burada dekor hazırlatacak kimse var mı? İşin aslı Prens'i de tiyatro işine katmak istiyoruz. Bize mutlaka bağış yapmalı, fakirler i„in uğraşıyoruz biz. Belki bir rol bile alır, „ok nazik bir insan. O zaman her şey yoluna girecek." Değil mi meleğim? 116 "Kuşkusuz bir rol alır" diye ekledi Natalya Dmitriyevna anlamlı anlamlı. Anna Nikolayevna, Marya Aleksandrovna'ya yalan s‰ylemiyordu. Diğerleri de gelmeye başlamıştı. Marya Aleksandrovna onları karşılayıp," comme ilfaut" kuralları gereği hoş s‰zler s‰ylemeye yetişemiyordu. Konukların hepsini anlatacak değilim. Yalnız şu kadarını s‰yleyeyim, her biri etrafına şeytanca bakışlar sa„ıyordu. Hepsinin yˆzlerinde bir beklenti ve ˆrkek bir sabırsızlık ifadesi vardı. Bazıları da bir rezalete tanıklık etme niyetiyle gelmişlerdi ve bunu ger„ekleştirmeden gitmek zorunda kalırlarsa bozulacaklardı. Dışardan bakıldığında son derece kibar davranışlar i„indeydiler, ama Marya Aleksandrovna kendini herhangi bir saldırıya karşı hazırlıyordu. G‰rˆnˆşte Prens hakkında yneltilen masum sorular giderek sağanak haline d‰nˆştˆ, gizli imalar ve iğnelemeler taşımaya başladı. ‡ay servisi yapıldı; hepsi oturdu. Bir grup piyanonun başmage„ti. Zinapiyano „alıp şarkı s‰ylemesi i„in yaptıkları teklifi, kendini pek iyi hissetmediğini s‰yleyerek, soğuk bir şekilde reddetti. Yˆzˆnˆn sarılığı da bunu doğruluyordu zaten. Hemen meraklı bir soru yağmuruna tutuldu. Hanımlar bazı sorular sorup, imalarda bulunma fırsatını ka„ırmadılar. Zina'ya Mozgl-yakov'u da sordular. Marya Aleksandrovna hangi biriyle baş edeceğini bilemiyordu. Odanın her bir k•şesinde olanları g•r‚yor, bir d‚zine insanın ağzından „ıkan her kelimeyi duyuyor ve b‚y‚k bir hazırcevaplıkla tek tek cevap yetiştiriyordu. Zina i„in endişeliydi. Bu t‚r toplantılarda hep yaptığı gibi „ıkıp gitmemesine „ok şaşırmıştı. Hanımlar Afanasy Matveich'i de incelemekten geri durmuyorlardı. Belki onun aracılığıyla Marya Aleksandrovna'yı sıkıştırabilirler diye uğraşırlardı hep zaten. Şimdi de yine, saf ve doğrucu Afanasy Matveich'ten bir şeyler •ğrenmenin m‚mk‚n olabileceğini d‚ş‚n‚yorlardı. Marya Aleksandrovna kocasının i„inde bulunduğu kuşatmayı rahatsız bir şekilde seyrediyordu. Adamın sorulan her soruya "Hmm" diye cevap vermesi olayı daha da k•t‚leştiriyordu, hele y‚z‚ndeki perişan ifade kadını „ıldırtmaya yetiyordu. 117 "Marya Aleksandrovna! Afanasy Matveich bizimle hi„ konuşmuyor!" diye bağırdı hi„ kimseden, hi„bir şeyden korkusu olmayan, asla utan„ duygusu taşımayan, keskin g•zl‚ bir kadın. "Hanımlara karşı daha kibar olmasını s•yleyin ona." "Bug‚n nesi olduğunu ben de bilmiyorum" dedi Marya Aleksandrovna, Anna Nikolayevna ve Natalya Dmitriyevna ile yaptığı konuşmayı yarıda bırakıp, neşeyle g‚l‚mseyerek. "‡ok sessiz! Bana bile tek kelime etmedi. Athanase neden Felisata Mik-hailovna'ya cevap vermiyorsun? Ona ne sormuştunuz?" "Ama... ama...matushka, bana demiştin ki..." diye kekelemeğe başladı şaşkına d•nen Afanasy Matveich. Ellerini yeleğinin ceplerine sokmuş, gayet gamsız bir pozda duruyor, arada bir de „ayından bir yudum alıyordu. Kadınların sorularından •yle sıkılmıştı ki, gen„ kız gibi kızarıyordu. Ama tam bahanelerini anlatmaya başlayacağı sırada •fkeli eşinin korku sa„an bakışlarıyla karşılaşınca dehşet i„inde sapsarı kesildi. Ne yapacağını bilemeden, ama durumunu kurtarmak gayretiyle „ayından bir yudum daha aldı. ‡ay „ok sıcaktı. B‚y‚k bir yudum alınca ağzı korkun„ yandı ve fincanı elinden d‚ş‚rd‚. ˆyle boğulurcasına •ks‚r‚yordu ki herkesi şaşkınlık i„inde bırakarak, bir s‚re i„in odadan „ıktı. Durum „ok a„ıktı. Marya Aleksandrovna konuklarının her şeyi bildiğini ve k•t‚ niyetlerle geldiklerini biliyordu. Tehlikeli bir durumdu. G•zlerinin •n‚nde aptal ihtiyarıcaydırıp, amacından vazge„irebilir-lerdi. Hatta Prens'i alıp g•t‚rebilirler, hemen o akşam kendisine karşı doldurabilirlerdi. Her şey olabilirdi. Ama kaderde onun i„in „etin bir sınav daha vardı demek. Kapı a„ıldı.Boroduyevler'de olduğunu sandığı ve o akşam hi„ beklemediği Mozglyakov g•r‚nd‚. Sanki bı„aklanmış gibi ‚rperdi. Mozglyakov kapıda durdu ve ne yapacağını şaşırmış bir halde herkese tek tek baktı. Y‚z‚nde a„ık„a g•r‚nen heyecana h†kim olamıyordu. "Şuna bakın! Pavel Aleksandrovich!" diye bağırdı birka„ ses birden. "Aman Tanrım! Pavel Aleksandrovich gelmiş! Marya Aleksandrovna onun Boroduyevler'de olduğunu s•ylememiş miydi? Bize Boroduyevler'de saklandığınız s•ylenmişti Pavel Aleksandrovich !" diye bağırdı Natalya Dmitriyevna. "Saklanmak mı?" diye tekrarladı Mozglyakov, yapmacık bir g‚l‚şle. Garip bir ifade tarzı! Affedersiniz Natalya Dmitriyevna ama ben ne kimseden saklanırım, ne de birini saklamaya „alışırım" dedi Marya Aleksandrovna'ya anlamlı anlamlı bakarak. Marya Aleksandrovna titredi. "Sakın bir de bu mankafa sorun „ıkarmağa kalkışmasın!" diye d‚ş‚nd‚ Mozglyakov'a sert sert bakarak. "Yo, bir bu eksikti..." "A„ığa alındığınız doğru mu Pavel Aleksandrovich... tabii işinizi kastediyorum?" diye yumurtladı k‚stah Felisata Mikhailovna, alaylı alaylı y‚z‚ne bakarak. "A„ığa alınmak mı? Ne demek istiyorsunuz? Yalnızca g•revim değişti o kadar. Petersburg'da bir g•rev alacağım" diye cevapladı Mozglyakov soğuk soğuk. "G‚zel, •yleyse sizi kutlarız" diye devam etti Felisata Mikhailovna. "Sizin burada, Mordasov'da bir iş peşinde olduğunuzu duyunca ger„ekten şaşırmıştık. Buradaki işlere g‚ven olmaz Pavel Aleksandrovich. İnsan birden a„ıkta kalıverir." "Sanırım b•lge okulunda boş bir •ğretmenlik kadrosu var" dedi Natalya Dmitriyevna. İması o kadar belirgin ve a„ıktı ki, Anna Nikolayevna yılan dilli arkadaşının ayağını utan„la hafif„e d‚rtt‚. "Pavel Aleksandrovich'in •yle sıradan bir •ğretmenlik g•revini kabul edeceğini mi sanıyorsunuz?" dedi Felisata Mikhailovna. Pavel Aleksandrovich ne yapacağını bilmez bir halde uygun bir cevap aradı. Arkasını d•n‚nce selamlaşmak i„in elini uzatan Afanasy Matveich'le karşılaştı. Mozglyakov ona uzatılan eli sıkmadı, onun yerine eğilerek selam verdi. Dayanılmaz derecede rahatsız bir halde doğru Zina'ya y‚r‚d‚ ve y‚z‚ne •fkeyle bakarak: "B‚t‚n 118 119 bunlar hep sizin y‚z‚n‚zden. Bu akşam aptal olup olmadığımı size g•stereceğim" diye fısıldadı. "Akşamı beklemeye gerek yok. Bu zaten y‚z‚n‚zden okunuyor" dedi Zina y‚ksek sesle, eski nişanlısını tepeden tırnağa s‚zerek. Mozglyakov, onun y‚ksek sesle konuşmasından rahatsız olup hemen arkasını d•nd‚. "Boroduyev'den mi geliyorsunuz?" diye sorma cesaretini g•sterdi Marya Aleksandrovna sonunda. "Hayır, Amca' mın yanından." "ˆyle mi? Demek Prens'le beraberdiniz?" "Ah Tanrım! Bu demektir ki Prens uyanmış, bize uyuduğunu s•ylemişlerdi" dedi Natalya Dmitriyevna, Marya Aleksandrovna'ya ters ters bakarak. "Prens'i merak etmeyin Natalya Dmitriyevna" dedi Mozglyakov. "Uyandı ve Tanrı'ya ş‚k‚r aklını başına topladı. Bug‚n erken saatten beri i„ki i„ip durmuş, •nce sizin evde, sonra da burada. Sonunda da aklı biraz karışmış, zaten hi„bir zaman tam olarak zihni a„ık olmamıştı. Ama şimdi Tanrı'ya ş‚k‚r konuştuk da yine mantıklı d‚ş‚nmeğe başladı. Sizinle vedalaşmak ve konukseverliğinize teşekk‚r etmek i„in az sonra aşağıya inecek Marya Aleksandrovna. Yarın hava aydınlanır aydınlanmaz beraber manastıra gidiyoruz, sonra d‚nk‚ gibi bir kaza ge„irmeden, sağ salim, tek par„a halinde Dukhanovo'ya gitmesi i„in onu kendim g•t‚receğim. Orada Stepa-nidaMatveyevna'ya teslim edeceğim, o zamanakadar Moskova'dan d•nm‚ş olur, bir daha da onun bir yere gitmesine izin vermez." Mozglyakov bunları s•ylerken Marya Aleksandrovna'ya, hi„ gizlemediği bir d‚şmanlıkla baktı. Marya Aleksandrovna hayretten donup kalmış, oturuyordu. ‹z‚lerek itiraf etmeliyim ki, kahramanım belki de hayatında ilk kez korkuya kapılmıştı. "Demek sabahın ilk ışıklarıyla gidiyorlar? Neden peki?" dedi Natalya Dmitriyevna, Marya Aleksandrovna'ya d•nerek. "Neden sahi?" diye bağrıştı misafirler. "Oysa biz de duymuştuk ki... Garip şeyler oluyor!" Evin hanımı uygun bir cevap d‚ş‚nemiyordu. Sonra birden herkesin dikkati başka bir y•ne „evrildi. Yan odadan garip sesler ve keskin „ığlıklar geliyordu. Birden hi„ beklenmedik bir anda Sofya Petrovna Farpukhina, Marya Aleksandrovna'nın salonuna daldı. Sofya Petrovna hi„ kuşkusuz Mordasov'un en acayip kadınıydı. ˆyle acayipti ki Mordasov'da bile kibar „evrelere alınmamasına karar verilmişti. D‚zenli olarak her akşam saat yedide, kendi deyimiyle "mide i„in" votka eşliğinde zakuskl* alır, bunun sonucunda da, yumuşak bir ifadeyle s•ylemek gerekirse, biraz serbest bir ruh haline b‚r‚n‚rd‚. O anda da aynen b•yle bir hal i„indeydi ve hi„ beklenmedik bir şekilde Marya Aleksandrovna'nın evine dalmıştı. "Ah demek b‰yle Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı odanın i„inde. "Demek bana bunu da yaptınız! Merak etmeyin, oturacak değilim, ş‰yle bir uğradım. Bana anlatılanların doğru olup olmadığını bilmek istiyorum. Ha? Siz balolar, ziyafetler, nişan t‰renleri dˆzenleyin, ama Sofya Petrovna evde oturup „orap ‰rsˆn, ‰yle mi? Demek ben hari„ bˆtˆn kasabayı evinize davet etmişsiniz. Birka„ saat kadar ‰nce, Natalya Dmitriyevna'nın evinde Prens'e neler yaptıklarını anlatmak i„in size geldiğim zaman, bana dostunuz ve mon ange olduğumu s‰ylˆyordunuz. Oysa şimdi, bu sabah yaylım ateşine tuttuğunuz, arkanızdan atıp tutan Natalya Dmiriyevna burada, evinizde konuk olarak oturuyor. Merak etmeyin Natalya Dmitriyevna! Š-la-san‹e,** tanesi on k‰peklik „ikolatanıza kalmadım. Benim evimde „ok daha iyileri var! Hıh!" "€yledir" dedi Natalya Dmitriyevna. "Dursanıza bir dakika Sofya Petrovna!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, ‰fkeden kıpkırmızı bir halde. "Neyiniz var sizin? Aklınızı başınıza toplayın." İ„eceklerin yanında yenen aperitif şeyler. Afiyet olsun. 120 121 "Merak etmeyin Marya Aleksandrovna, her şeyi biliyorum ben!" diye bağırdı Sofya Petrovna, keskin ve tiz bir „ığlıkla, bu beklenmedik sahneye tanık olmaktan hoşnut konukların ortasında. "Hepsini biliyorum! Sizin Nastasya bana koşup bir„ok şey anlattı. Şu ihtiyar Prens'i alıp sarhoş ettiğinizi, kimsenin evlenmek istemediği kızınıza evlenme teklif etmeye zorladığınızı, bu yˆzden de b‰bˆrlenip kendinizi dˆşes olarak g‰rdˆğˆnˆzˆ biliyorum! Hıh! Hi„ endişelenmeyin, ben bir albay karışıyım! Beni nişana davet etmemeniz „ok mu umurumda sanki? Tˆkˆrˆrˆm ben sizin davetinize! Ben sizden „ok daha kaliteli insanlar arasında bulundum. Kontes Zalikhvatskaya'nın evinde yemek yedim; başkomiser Ku-rochkin bana evlenme teklif etti. Sanki sizin davetinize kaldım! Hıh!" "Bana baksanıza Sofya Petrovna!" dedi Marya Aleksandrovna, ‰fkeden deliye d‰nerek. "Size şu kadarını s‰yleyeyim, namuslu bir eve davet edilmeden, hem de bu şekilde giremezsiniz, eğer bizi varlığınızla ve gˆzel s‰zlerinizle rahatsız etmeğe devam edecek olursanız, bunu kendi y‰ntemlerimle halletmek zorunda kalacağım." "Bilirim, ihtiyar uşaklarınızla beni dışarı attırırsınız, değil mi? Merak etmeyin, ben yolu kendim bulurum. Hoş„a kalın. Kiminle isterseniz onunla evlendirin kızınızı. Natalya Dmitriyevna siz de benimle dalga ge„emezsiniz, „ikolatanızı da başınıza „alın! Buraya davet edilmemiş olabilirim, ama hi„ olmazsa Prens'in karşısında kazaska da oynamadım. Siz neden gˆlˆyorsunuz Anna Ni-kolayevna? Şu sizin Sushilov bacağını kırmış, eve g‰tˆrdˆler onu, hıh! Size gelince Felisata Mikhailovna, eğer o yalınayak Matr-yoshka'nıza s‰yleyip, her gˆn penceremin ‰nˆnde b‰ğˆrˆp duran ineğinizi oradan „ektirmezseniz o kızın bacaklarını kırarım! Hoş„a kalın Marya Aleksandrovna, size iyi şanslar dilerim! Hıh!" Sofya Petrovna gitti. Konukların hepsi gˆlˆyordu. Marya Aleksandrovna utancından yerin dibine girmişti. "İyice i„miş" dedi Natalya Dmitriyevna tatlı tatlı. 122 "Bu ne kˆstahlık!" "Quelleabominablefemme!"* " Kendini maskara etti!" "Ne rezil şeyler s‰yledi!" "Şu nişan da neyin nesi? Ne nişanı?" diye sordu Felisata Mikhailovna alaylı alaylı. "‡ok iğren„!" diye patladı Marya Aleksandrovna en sonunda. "Bu canavarlar bir sˆrˆ acayip dedikoduları sa„arak geziyorlar! Bizim „evremizde bu tˆr kadınların olması beni hi„ şaşırtmıyor, asıl şaşırtıcı olan b‰ylelerinin ilgi g‰rmesi, dinlenmesi, yˆreklendiril-mesi, inanılması..." "Prens! Prens!" diye bağırdı bˆtˆn konuklar hep bir ağızdan. "Ah ce cherprince!"** "‡ok şˆkˆr! Şimdi bˆtˆn hikŠyeyi ‰ğreniriz" diye fısıldadı Felisata Mikhailovna yanındakine. * Ne iğren„ kadın ** Şu sevgili prens. 123 ON ‹‡‹NC‹ BˆL‹M Prens y‚z‚nde tatlı bir g‚l‚msemeyle i„eri girdi. On beş dakika •nce Mozglyakov'un y‚reğine soktuğu sıkıntı kadınları g•r‚r g•rmez kayboluvermişti. Şeker gibi eriyiverdi. Kadınlar onu sevin„ „ığlıklarıyla karşıladılar. Genellikle kadınlar bizim ihtiyara sıcak davranır, b‚y‚k bir samimiyet g•sterirlerdi. Onları eğlendirmenin p‚f noktalarını gayet iyi bilirdi. Daha o sabah Felisata Mikhailovna (kuşkusuz şaka olarak) Prens isteyecek olsa dizlerinde oturacağını, „‚nk‚ "„ok tatlı, „ok sevimli bir ihtiyar" olduğunu s•ylemişti. Marya Aleksandrovna g•zlerini Prens'e dikmiş, tavırlarından bir şeyler anlamaya, b•ylelikle de k•t‚ durumundan kurtulmaya „alışıyordu. Mozglyakov'un kendisine ihanet ettiği ve b‚t‚n projesinin tehlikeye girdiği a„ıktı. Prens'in y‚z ifadesinden bu t‚r bir şey okunmuyordu. Her zamanki ve o sabahki halinden farklı değildi. "İşte sonunda Prens geldi! Biz de sizi bekleyip durduk!" dedi birka„ kadın. "Sabırsızlanmıştık Prens!" dedi diğerleri. 124 "İl-ti-fat ediyorsunuz" diye kekeledi Prens, semaverin fo-kurdadığı masaya otururken. Kadınlar hemen „evresini sardı. Marya Aleksandrovna, Natalya Dmitriyevna ve Anna Nikolayevna ile yalnız kaldı. Afanasy Matveich'in y‚z‚nde saygılı bir g‚l‚mseme vardı. Mozglyakov da g‚l‚yor ve kışkırtıcı bir şekilde Zina'yı s‚z‚yordu. Zina ise ona hi„ aldırış etmeden babasının yanına gitti ve ş•minenin •n‚ndeki koltuğa oturdu. "Ah Prens bizden ayrılmak ‚zere olduğunuz doğru mu?" dedi Felisata Mikhailovna. "Evet mesdames*" •yle. Hemen yurt-dı-şı-na „ıkmak istiyorum." "Yurtdışına mı Prens?" diye bağırdılar koro halinde. "Bu da nereden „ıktı?" "Yurt-dı-şı-na ya" dedi Prens kendine „ekid‚zen verirken. "ˆzellikle bazı yeni fi-kir-ler i„in gitmek istiyorum." "Ne t‚r yeni fikirler? Ne hakkında?" dedi kadınlar birbirlerine bakarak. "Evet, yeni fikirler" diye tekrarladı Prens, derin bir inan„ havasıyla. "Herkes bug‚nlerde yeni fikirler edinmek i„in gidiyor. Ben de yeni fikirler edinmek istiyorum." "Sanırım mason locasına katılacaksınız Amca, •yle mi?" diye araya girdi Mozglyakov, hanımların •n‚nde aklını ve şakacılığını g•stermek ister gibi. "Evet oğlum, haklısın" dedi Prens hi„ beklenmedik bir şekilde. "Zaten yurtdışında mason locasına kayıtlıydım. Pek „ok g‚zel fikirlerim \ ardı. O zamanlar „ağdaşlığa katkım olmasını istemiştim. Frankfurt tayken, yanımda g•t‚rd‚ğ‚m uşağım Sidor'a •zg‚r bir yaşam sunmaya karar vermiştim, ama o beni bırakıp ka„tı. Garip bir adamdı.. Sonra ona Paris'te rastladım, uzun favorili bir z‚ppe olup „ıkmıştı. Yanında gen„ bir kadınla y‚r‚yordu. Bana baktı, selam * HarımlŒr. 125"Haydi Prens, ger„ekten bize anlatamaz mısınız? Olağan‚st‚ bir r‚ya olmalı!" dedi Anna Nikolayevna. "‡ok giz-li" dedi Prens yine, hanımları meraklandırmaktan b‚y‚k bir zevk alarak. "‡ok ilgin„ olmalı!" diye bağırdılar. "Her iddiasına varım, Prens r‚yasında „ok g‚zel bir hanımın •n‚nde diz „•km‚ş, ona olan aşkım s•yl‚yordu!" dedi Felisata Mikhailovna. "Haydi Prens itiraf edin! Haydi sevgili Prens itiraf edin!" "İtiraf edin Prens, itiraf edin!" diye „ınladı, her taraftan gelen „ığlıklar. Prens „ığlıkları kendinden ge„miş bir zafer edasıyla dinliyordu. Kadınların s•zleri gururunu okşuyordu, neredeyse ağzının suyu akacaktı. "R‚yam „ok gizli dediysem de, „ok doğru bir tahminde bulunduğunuzu kabul etmek zorundayım, sevgili bayan." "Bildim!" diye bağırdı Felisata Mikhailovna kendinden ge„erek. "Evet Prens! Artık başka „are kalmadı, şimdi bize o g‚zel kadının kimliğini a„ıklayın!" "Evet, haydi!" "Buralı mı?" "Sevgili Prens s•yleyin!" "S•ylemelisiniz Prens! Mecbursunuz!" diye „ınladı sesler, d•rt bir yandan. "Mesdames, mesdamesl... Eğer bu kadar ısrarla bilmek istiyorsanız, size bir tek şey s•yleyebilirim: „ok b‚-y‚-le-yi-ci bir kadın, eğerdeyim yerindeyse tanıdığım en namuslu gen„ kız" dedi Prens, ağzından sular sa„arak. Tamamen eriyip bitmişti. "B‚y‚leyici! Ve... buralı! Kim olabilir?" diye meraklandılar, birbirlerine anlamlı anlamlı bakıp, g•z kırparak. 128 "İ„imizdeki en g‚zel kadın olmalı" dedi Natalya Dmitriyevna, kocaman ellerini ovuşturup, sinsi g•zlerini Zina'ya „evirerek. Herkes de Zina'ya baktı. "Ama Prens, madem b•yle r‚yalar g•r‚yorsunuz neden evlenmiyorsunuz?" diye sordu Felisata Mikhailovna, herkese anlamlı anlamlı bakarak. "Ne muhteşem bir t•ren hazırlardık size!" diye s•ze karıştı bir başkası. "Evlenmelisiniz sevgili Prens!" dedi bir ‚„‚nc‚s‚. "Evlenin, evlenin!" diye bağrıştılar d•rt bir yandan. "Neden olmasın?" "Evet ya, neden olmasın?" dedi Prens utanarak, b‚t‚n bu patırtıdan şaşkına d•nm‚şt‚. "Amca!" dedi Mozglyakov. "Ah evet, anlıyorum! Aslında bundan sonra evlenmemin imk†nsız olduğunu size s•ylemek ‚zereydim mesdames, sevgili ev sahibimizle „ok g‚zel bir gece ge„erdik, yarın manastıra Peder Mi-sail'e gidiyorum. Sonra da Av-ru-pa'daki fikirleri izlemek i„in yurtdışına." Zina sapsarı oldu ve anlatılmaz bir acıyla annesine baktı. Ama Marya Aleksandrovna kafasını toparlamıştı bile. O ana kadar beklemiş ve nabız yoklamıştı. Planının tahribatı „ok ilerlemiş, d‚şmanları „ok uzun yol almışlardı, bunu biliyordu. Sonunda y‚z başlı yılanı bir vuruşta •ld‚rmeye karar verdi. B‚y‚k bir heybetle koltuğundan kalktı, c‚ce d‚şmanlarına gururlu bir bakış atarak, kararlı adımlarla masaya yaklaştı. Bakışında ilham ateşi vardı. Zehirli dedikoducuları şaşkına „evirmeye, aşağılık MozgŒyakov'u bir hamamb•ceği gibi ezmeye, o aptal Prens ‚zerinde yitirdiği etkisini, tek bir kararlı ve cesur darbeyle geri kazanmaya kararlıydı. Kuşkusuz bunlar b‚y‚k bir y‚reklilik gerektirirdi, o da Marya Alek-sandrovna'da fazlasıyla vardı zaten! "Mesdames" diye başladı ciddi, vakarlı bir tavırla (Marya 129Aleksandrovna vakara bayılırdı). "Mesdames, deminden beri sizin konuşmalarınızı, ince şakalarınızı ve imalarınızı dinledim. Sanırım artık benim de konuşma zamanım geldi. Burada b‚y‚k bir ras-lantı sonucu toplanmış olduğumuzu hepiniz biliyorsunuz, kuşkusuz buna „ok memnun oldum... Size bir aile sırrımızı, nezaket kurallarının gerektirdiği s‚reden •nce a„ıklamayı hi„ d‚ş‚nm‚yordum. ˆzellikle de sevgili konuğumuzdan •z‚r diliyorum. Sanırım kendisi de bazı imalarla bu konuya değindi bile. Bundan anladığım kadarıyla da, aile sırrımızın a„ıklanmasına bozulmak bir yana kendisi de bunu istiyor gibi geliyor bana... ˆyle değil mi Prens, yanılıyor muyum?" "Evet, haklısınız... ‡ok memnun olurum..." dedi Prens, neler olduğunu bile anlayamadan. Marya Aleksandrovna, daha b‚y‚k bir etki yaratmak i„in ş•yle bir durup soluk aldı, oturanlara teker teker baktı. Hepsi huzursuz ve a„g•zl‚ bir merakla onu dinliyordu. Mozglyakov ‚rperdi. Zina kıpkırmızı oldu ve koltuğundan kalktı; Afanasy Matveich olağan‚st‚ bir şeyler olacağı beklentisiyle mendiline s‚mk‚rd‚. "Evet mesdaınes, şimdi size aile sırrımızı b‚y‚k bir zevkle a„ıklıyorum. Bug‚n •ğleden sonra Prens, kızımın erdemliliğinden... ve g‚zelliğinden „ok etkilendi, ona evlenme teklif etme l‚tfunda bulundu. Prens!" dedi heyecandan titreyen bir sesle. "Sevgili Prens, bunları s•ylediğim i„in l‚tfen bana kızmayın! Duyduğum b‚y‚k sevin„, kalbimden bu sırrı koparıp aldı... hangi anne beni bu y‚zden ayıplayabilir ki?" Marya Aleksandrovna'nın tour de force*''nun yarattığı etkiyi anlatacak kelime bulamıyorum. Herkes hayretten donup kalmıştı. Sırrını bildiklerini ima etmenin Marya Aleksandrovna'yı „ok korkutacağım d‚ş‚nen, sırrı •nceden keşfederek onu yıkmayı planlayan ve sırf imalarla bile onu •l‚mc‚l bir endişeye sokacaklarını hesap eden art niyetli kadınların, bu c‚retk†r a„ıks•zl‚l‚k karŞaşılacak bir g‚„ ve yetenek g•sterisi. 130 şısında dilleri tutuldu. B•ylesi y‚rekli bir a„ıks•zl‚l‚k bile hesaba katılması gereken bir g‚„t‚. Demek ki Prens Zina'y la kendi isteğiyle evleniyordu? Kandırılmamış, i„kiyle sarhoş edilmemiş ya da tuzağa d‚ş‚r‚lmemişti! Kurnazlıkla evliliğe zorlanmamıştı! Demek Marya Aleksandrovna hi„ kimseden korkmuyordu? Prens baskı altında evlenmediğine g•re bu işi bozmak imk†nsızdı. Bir an i„in fı-sıldaşmalar oldu, arkasından da sevin„ „ığlıkları koptu. Marya Aleksandrovna'yakoşup ilk sarılan Natalya Dmitriyevna oldu; onun arkasından Anna Nikolayevna ve Felisata Mikhailovna geldiler. Herkes yerinden kalkmış, hareket halindeydi. Bazıları da d‚şmanlıktan sapsarı kesilmişti. Utanıp sıkılmış Zina'y ı kutladılar; Afanasy Matveich de elden ele dolaştı. Marya Aleksandrovna kollarını g•sterişle uzatıp, zorla kızını kucakladı. Prens b‚t‚n bu olanları hayretler i„inde seyrediyor, bir yandan da g‚l‚msemeye devam ediyordu. Aslına bakılırsa olanlar hoşuna gitmiyor da değildi. Anne kız kucaklaşırlarken mendiliyle tek g•z‚ndeki yaşı da sildi. Hemen onun da başına ‚ş‚şt‚klerini s•ylemeye gerek yok tabii. "Kutlarız Prens, kutlarız!" „ığlıkları y‚kseldi, her yandan. "Demek evleniyorsunuz?" "Ger„ekten evleniyorsunuz?" "Sevgili Prens evleniyorsunuz ha?" "Evet, evet" dedi Prens, kutlamalara „ok sevinerek. "Beni en „ok sevindiren asla unutamayacağım ilginiz. Charmant! charmant! G•zlerimi yaşarttınız..." "Gelip beni •p‚n Prens!" diye bağırdı Felisata Mikhailovna, •tekileri bastıran bir sesle. "İtiraf etmeliyim ki" diye başladı ikide bir s•z‚ kesilen Prens, "beni en „ok şaşırtan, sev-gili ev sahibemiz Marya Alek-sandrovna'nın r‚yamı ola-ğan-‚st‚ bir bi„imde bilmiş olması. Sanki r‚yayı o g•rm‚ş gibi. Olağan-‚st‚ bir yetenek! Olağan-‚st‚ bir yetenek!" 131 "Ah Prens, yine mi r‚ya?" "Haydi Prens itiraf edin, s•yleyin!" diye bağırdılar, etrafım sararak. "Evet Prens, artık bir şey saklamak i„in neden yok, bize sırrınızı s•ylemenizin zamanı geldi" dedi Marya Aleksandrovna, ciddi ve kesin bir ifadeyle. "S•z kestiğimizi herkese s•ylemek istediğiniz konusundaki ince imalarınızı ve zarafetinizi gayet iyi anlıyorum. Evet, mesdames, bug‚n Prens'in kızımın •n‚nde diz „•k‚p, ciddi bir şekilde evlenme teklif ettiği doğru, bu r‚ya falan değildi, ger„eğin ta kendisiydi." "Evet, tamamen ger„eğe benziyor, her şey anlattığınız gibi" diye onayladı Prens. "Matmazel" diye devam etti aşırı bir incelikle, h†l† şaşkınlığını ‚zerinden atamayan Zina'ya d•nerek, "matmazel, benden •nce başkaları adınızı s•y-leme-selerdi, ben s•ylemeğe asla cesaret edemezdim. Bu b‚y‚leyici bir r‚ya, b‚-y‚-le-yi-ci bir r‚ya. Bunları size s•yleme fırsatım "Iduğu i„in „ok şanslıyım. ‡harmant, charmantl..." "Tanrı aşkına, bu da nesi? H†l† r‚yadan s•z ediyor" diye fısıldadı Anna Nikolayevna, dehşete d‚ş‚p sapsarı kesilmiş Marya Aleksandrovna'ya. Yazık! Bu uyarılar olmadan bile Marya Alek-sandrovna'nın kalbine bir bı„ak saplanmış, „ırpınıp duruyordu. "Neler oluyor?" diye fısıldaştı kadınlar, birbirlerine bakarak. "Ger„ekten sevgili Prens" diye başladı Marya Aleksandrovna, zoraki bir g‚l‚msemeyle, "beni şaşırtıyorsunuz. Bu r‚ya lafı da nereden „ıktı? Şu ana kadar şaka yaptığınızı d‚ş‚n‚yordum, ama... eğer şakaysa tadı ka„tı artık... Yine de bunu dalgınlığınıza vermek istiyorum, ama..." "Belki ger„ekten de dalgınlıktandır" diye fısıldadı Natalya Dmitriyevna. "Ah evet ya... belki „ok dalgın olduğum i„in" diye onayladı Prens, daha ondan ne istediklerini doğru d‚r‚st anlayamadan. "Bakın size bir hi-k†-ye anlatayım. Bir keresinde, Petersburg'da bir cenaze 132 t•renine „ağrılmıştım, maison bourgeoise, mais honnete*, dalgınlığıma gelmiş ve isim g‚n‚yle karıştırmışım. İsim g‚n‚ kutlaması bir haf-ta •nceydi. Hanım i„in •zellikle de bir demet kamelya alıp gitmiştim. İ„eri girdim ki ne g•reyim? Saygıdeğer, yaşlıca bir adam masada uzanmış yatıyor. ˆyle şaşırdım ki elimdeki „i„ekleri ne yapacağımı bilemedim." "Prens, şimdi hik†yenin sırası değil!" dedi Marya Aleksandrovna kızgınlıkla. "Kızımın koca peşinde koşacak hali yok, siz bu sabah, tam burada, şu piyanonun •n‚nde ona evlenme teklif ettiniz. Benim zorumla yapmadınız... Hatta beni „ok şaşırttığınızı da s•yleyeyim... O anda aklıma bir şey gelmişti, ama uyuyup uyanmanızı beklemiştim. Ne de olsa ben bir anneyim, o da benim kızım... Burada bir r‚yadan s•z ediyorsunuz, ˆnce ima yoluyla nişanınızı duyurmak istediğinizi sandım. İnsanların sizi caydırmak isteyebileceklerinin farkındayım... Hatta bunların kimler olacağı konusunda da kuşkularım var... ama... hemen şimdi kendiniz a„ıklama yapın Prens, tatmin edici bir a„ıklama yapın. Namuslu bir evde b•yle şakalar yapılmaz..." "Ah evet, namuslu bir evde b•yle şakalar yapılmaz" diye kabullendi Prens, sanki trans halindeymiş gibi. Biraz rahatsızlık duymaya başlamıştı. "Soruma cevap vermediniz Prens. Bana kesin bir cevap vermenizi bekliyorum. L‚tfen, herkesin •n‚nde, bu sabah kızıma evlenme teklif ettiğinizi tekrarlayın." "Evet, tekrar edeceğim. Size daha •nce de s•ylediğim gibi Fe-lisata Mikhailovna r‚yamı zaten tahmin etmişti." "R‚ya falan değildi! Değildi!" Marya Aleksandrovna-•fkeyle bağırmağa başladı. "R‚ya değildi, ger„ekti, duyuyor musunuz ger„ekti!" "Ger„ek miydi?" diye bağırdı Prens, şaşkınlık i„inde koltuğundan kalkarak. "Baksana oğlum! Senin kehanetin ger„ekleşti!" Kentli ve şerefli bir aile. 133 dedi Mozglyakov'a d•nerek, "Œnanın sevgili Marya Stepanovna siz hayal g•r‚yorsunuz! Bunun r‚ya olduğundan eminim ben!" "Olamaz Tanrım!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna. "Canınızı -sıkmayın Marya Aleksandrovna" dedi Natalya Dmitriyevna, araya girerek. "Prens belki de unutmuştur, şimdi hatırlar." "Size de şaşıyorum Natalya Dmitriyevna" dedi Marya Aleksandrovna •fkeyle, sert sert. "B•yle şeyler unutulur mu hi„? B•yle bir şeyi insan nasıl unutur? Tanrı aşkına Prens! Bizimle alay mı ediyorsunuz? Yoksa kendinizi Dumas'nın kahramanlarından biri mi sandınız? Ama b•yle bir şey yaşınıza hi„ uymuyor, size g•re bir şey değil! Benim kızım Fransız vikontesi değil. Kısa bir s‚re •nce kızım size burada şarkı s•ylemişti, siz de ona hayran olmuş ve diz „•k‚p evlenme teklif etmiştiniz. R‚ya mı g•r‚yorum ben? Uyuyor muyum yoksa? S•yleyin Prens, uyuyorum da r‚ya mı g•r‚yorum?" "Evet ya, aslına bakılırsa uyumuyorsunuz..." dedi Prens, ne yapacağını bilmez bir halde. "Ben de uyumuyorum. Biliyorsunuz, biraz •nce uyuyordum ve bir r‚ya g•rd‚m..." "‡ok ayıp size! Tanrı aşkına bu da neyin nesi? Bir uyuyorsunuz, bir uyumuyorsunuz, sonra tekrar uyuyorsunuz, derken yine uyumuyorsunuz! Bundan ne anlaşılacağına şeytanın bile aklı ermez! Sayıklıyor musunuz Prens?" "Evet ya şeytan bile bilmez... Sanırım ipin ucunu tamamen ka„ırdım artık..." dedi Prens, etrafına endişeyle bakarak. "Eğer d‚ş olsa, siz hi„ kimseye anlatmadığınız halde ben nasıl b‚t‚n ayrıntıları bilebilirim ki?" dedi Marya Aleksandrovna „ılgın gibi. "Belki Prens birine s•ylemiştir" dedi Natalya Dmitriyevna. "Evet ya, belki de birine s•ylemişimdir" diye tekrarladı, iyiden iyiye şaşırmış,bir halde. 134 "Tam bir bilmece!" diye fısıldadı Felisata Mikhailovna ya-nındakine. "Of Tanrım! Artık sabrım t‚kendi!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, „ılgın gibi ellerini sıkarak. "Size bir aşk şarkısı s•ylemişti, bir aşk şarkısı! Bu damı r‚yaydı?" "ˆyle ya, sanki bir aşk şarkısı gibiydi" diye mırıldandı Prens d‚ş‚nceli d‚ş‚nceli, sonra birden y‚z hatlarına canlılık geldi. "Sevgili oğlum!" diye bağırdı Mozglyakov'a d•nerek. "Yu-kardayken sana bir aşk şarkısı olduğunu s•ylemeyi unutmuşum. İ„inde kaleler vardı, bir s‚r‚ kale ve bir de †şık. Evet, hatırlıyorum... sonra ağladım... Ama şimdi, r‚ya mıydı, yoksa ger„ek miydi anlamakta g‚„l‚k „ekiyorum..." "Amca, d‚r‚st„e s•ylemek gerekirse, bunda anlaşılmayacak bir şey yok, her şey „ok basit" dedi Mozglyakov, sesindeki belli belirsiz bir titremeye rağmen elinden geldiğince sakin bir şekilde. "Bence siz şarkıyı ger„ekten de dinlediniz. Zinaida Afanasy muhteşem s•yler. Yemekten sonra sizi buraya getirdiler ve Zinaida Afanasy size bir aşk şarkısı s•yledi. O zaman ben burada değildim, ama sanırım eski g‚nlerinizi hatırlayıp duygulandınız, belki de bize bu sabah anlattığınız, hani o beraber şarkı s•ylediğiniz vikontesi hatırladınız. Sonra şekerleme yapmak i„in yattığınız zaman, g‚zel hatıralarınızın etkisiyle r‚yanızda †şık oldunuz ve evlenme teklif ettiniz..." Marya Aleksandrovna bu y‚zs‚zl‚k karşısında donup kaldı. "Evet oğlum, işte aynen b•yle oldu!" diye bağırdı Prens sevin„le. "Ne g‚zel g‚nlerdi! Aşk şarkıları dinlediğimi hatırlıyorum, sonra r‚yamda evlenmek istedim. Vikontes de oradaydı... Sorunu nasıl da akıllıca „•z‚mledin, sevgili oğlum! Şimdi artık r‚ya olduğunda kesinlikle eminim! Marya Vasiyevna! Œnanın yanılıyorsunuz! R‚yaydı. Yoksa sizin y‚ce duygularınızla nasıl oynarım ben?" "İşte! B‚t‚n bu ahlaksızlığın kimin başının altından „ıktığım iyi biliyorum" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, •fkeden kendinden ge„erek Mozglyakov'a d•nd‚. "Su„lu sensin, seni onursuz 135 seni, bunlar hep senin işin! Bu zavallı ahmağın aklını karıştıran sensin. Reddedilmeyi kendine yediremedin! Ama bu aşağılamayı •deyeceksin iğren„ yaratık! ˆdeyeceksin, •deyeceksin!" "Marya Aleksandrovna!" diye bağırdı Mozglyakov, ıstakoz gibi kızararak. "Kelimeleriniz „ok... bunu s•yleyecek kelime bulamıyorum. .. Sosyeteden bir hanımın b•yle kelimeler kullanması... Ben burada bir akrabamı savunmaya „alışıyorum. Kabul etmelisiniz ki b•yle tuzaklar kurmak..." "Evet ya, b•yle tuzaklar kurmak..." diye tekrarladı Prens, Mozglyakov'un arkasına saklanmaya „alışarak. " Afanasy Matveich!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, garip bir sesle. "Ne hakaretlere uğradığımızı g•rm‚yor musun? Yoksa g•revlerine sırt mı „evirdin? Ailenin reisi değil de bostan korkuluğu falan mısın? Ne diye •yle boş boş '•akıp duruyorsun? Başka bir erkek olsa ailesinin onuruna s‚r‚len bu lekeyi kanla temizlerdi!..." " Kadın!" diye başladı Afanasy Matveich ciddi bir tavırla, kendisine ihtiya„ duyulmasından gururlanarak. "Kadın! Sakın r‚ya g•rm‚ş olmayasm, belki de uyanınca ger„eklerle karıştırdın..." Bu ustaca tahminini tamamlamak kaderinde yokmuş Afanasy Matveich'in. O ana kadar hanım konuklar yapay bir ağırbaşlılıkla kendilerini tutmuşlardı, ama o andan sonra artık h†kim olunamayan bir kahkaha tufanı odayı doldurdu. G•rg‚ kurallarını bir tarafa bırakan Marya Aleksandrovna, kocasının g•zlerini oymak niyetiyle yerinden fırladı, ama onu zorla tuttular. Natalya Dmitriyevna bir par„a daha zehir akıtabilmek i„in durumdan yararlanmasını bildi. "Ah Marya Aleksandrovna, belki de ger„ekten •yle oldu ve siz boşu boşuna kendinizi t‚ketiyorsunuz" dedi bal gibi bir sesle. "Nasıl oldu yani? Ne oldu?" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, ne dediğini tam olarak anlamayarak. "Ah Marya Aleksandrovna bilirsiniz herkese olur canım..." "Ne olur? Niyetiniz nedir sizin, bana işkence etmek mi?" 136 " Belki ger„ekten r‚ya g•rd‚n‚z." "R‚ya mı? R‚ya mı? Bunu ne cesaretle y‚z‚me karşı s•y-leyebiliyorsunuz?" "Canım belki de •yle oldu" dedi Felisata Mikhailovna. "Evet ya, belki de •yle" diye mırıldandı Prens de. "Bu da karışıyor, bu da! Aman Tanrım!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna ellerini kaldırarak. "Kendinizi ‚z‚yorsunuz Marya Aleksandrovna! Unutmayın ki r‚yaları Tanrı g•nderir. Tanrı bir şey isterse ona kimse engel olamaz, her şey onun kutsal ellerindedir. Kızmakla bir şey elde edilmez." "Evet ya, kızmakla bir şey elde edilmez" dedi Prens emin bir şekilde. "Beni deli yerine mi koyuyorsunuz?" dedi Marya Aleksandrovna, •fkeden g‚„l‚kle nefes alarak. İnsan artık bu kadarına dayanamazdı. Sandalyeye doğru gidiyordu ki bayılıverdi. Bir telaş başladı. "Kibarlıktan bayıldı" diye fısıldadı Natalya Dmitriyevna, Anna Nikolayevna'ya. Tam o anda, izleyicilerin şaşkınlıkları ve ortamın gerilimi doruk noktasındayken, o ana kadar sessizliğini koruyan bir şahıs, •l„‚l‚ adımlarla ilerledi ve durum tamamen değişti... 137ON DˆRD‹NC‹ BˆL‹M Zinaida Afanayevna'nın romantik bir doğası vardı. Marya Aleksandrovna'nın dediği gibi o 'sefil •ğretmen' ile 'aptal Sha-kespeare'i „ok okuduğu i„in mi b•yle olmuştu bilemem ama Mor-dasov'da yaşadığı s‚re boyunca b•ylesine romantik daha doğrusu şimdi anlatacağımız kadar kahramanca bir girişimde bulunmamıştı hi„. Y‚z‚ sapsarı, g•zlerinde kararlılık ve heyecandan titreyerek ağır ağır y‚r‚d‚. ˆfkeliyken bile g‚zeldi. Herkesi tek tek, uzun ve k‚„‚mseyen bir bakışla s‚zerek, birden başlayan sessizliğin tar ı ortasında, daha ilk hareketini g•r‚r g•rmez canlanıp g•zlerini a„an annesine d•nd‚. "Anne!" dedi. "İnsanları kandırmanın ne anlamı var? Neden yalan s•yleyerek adımızı lekeliyoruz? Şu anda her şey o kadar kirlendi ki •rtmek i„in „aba harcamaya değmez!" "Zina! Zina! Senin neyin var? Kendine gel!" diye bağırdı, dehşete d‚şen Marya Aleksandrovna, koltuğundan fırlayarak. 138 "Bu işe kalkışmadan •nce, bu utancı kaldıramayacağımı sana s•ylemiştim anne" diye devam etti Zina. "Kendimizi daha fazla k‚„‚lt‚p, batağa saplanmak zorunda mıyız? Ben her şeyi ‚zerime alıyorum anne, bunu bilin, „‚nk‚ herkesten „ok ben su„luyum. Bu iğren„ entrikaya onay veren benim!... Sen annesin, beni seviyorsun, beni kendince mutlu etmeyi planlamıştın. Sen bağışlanabilirsin, ama ben asla!" "Herkesin i„inde bunu yapmak zorunda mısın Zina?... Ah Tanrım! Bunların başıma geleceğini tahmin etmiştim zaten!" "Evet anne, her şeyi s•yleyeceğim! Utan„ i„indeyim... Sen, hepimiz... hepimiz rezil olduk!" "Abartıyorsun Zina! Kendinde değilsin sen, ne s•ylediğini bilmiyorsun! Bunları herkesin i„inde konuşmanın ne anlamı var? Ortada hi„bir şey yok... Utanması gereken biz değiliz... Bunu sana şimdi kanıtlayacağım..." "Hayır anne!" diye bağırdı Zina, sesinde •fke belirtisiyle. Bize g‚lmek i„in gelen ve d‚ş‚ncelerini asla umursamadığım bu kadınların •n‚nde daha fazla sessiz kalamam! Aşağılamalarına katlanmaya hi„ mi hi„ niyetim yok. Hi„birisinin bana „amur atmaya hakkı yok. Şu anda hepsi senden ya da benden „ok daha k•t‚ şeyler yapabilecek kadar zehirliler! Nasıl oluyor da bizim yargıcımız olarak oturabiliyorlar?" "Aman ne g‚zel! Dediklerini duydunuz mu? Buna ne dersiniz? Bizi aşağılıyor!" yorumları geldi her taraftan. "Ne s•ylediğinin farkında değil" diye araya girdi Natalya Dmitriyevna. Burada bir parantez a„arak araya girmek istiyorum: Natalya Dmitriyevna doğru s•yl‚yordu. Zina ger„ekten onları yargı„ olarak g•rm‚yordu da, neden hepsinin •n‚nde a„ıklamalar yapmaya kalkmıştı? Zinaida Afanasyevna, genellikle biraz aceleci davranırdı. Mordasov'un kurnaz g•zlemcileri ileride b•yle bir g•r‚şte bulunmuşlardı. Her şey yoluna konup, uzlaşma sağlanabilirdi. 139 Marya Aleksandrovna o akşam aceleciliği ve y‚zs‚zl‚ğ‚yle her şeyi y‚z‚ne g•z‚ne bulaştırmıştı. Yapılması gereken ihtiyarı maskaraya „evirip yollamaktı! Ama hayır, sağduyu kuralları ve Mordasov bilgeliğinin tam tersine, Zina Prens'e d•n‚p, "Prens" diye başladı s•ze. Prens o kadar etkilenmişti ki, hemen yerinden fır-layıverdi. "Prens, beni affedin! Bizi bağışlayın! Sizi kandırdık, sizi tuzağa d‚ş‚rd‚ğ‚m‚z i„in su„luyuz..." "Kendine gel, zavallı „ocuğum!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna •fkeyle. "Sevgili bayan! Sevgili bayan! Ma charmante enfan•..." diye mırıldandı Prens. Zina'nın gururlu, coşkulu ve fazlasıyla hayalperest karakteri onu ger„eklerin •tesinde bir nezakete itiyordu. İtirafları y‚z‚nden kıvranıp duran annesini bile unutmuştu. "Evet, ikimiz de sizi kandırdık Prens. Annem, sizi benimle evlendirmeğe „alışmakla, ben de b•yle bir plana razı olmakla. Sizi şarapla sarhoş ettik, ben şarkı s•yleyip •n‚n‚zde kırıttım. Siz zayıf ve savunmasız bir adam olarak kandırıldınız, Pavel Alek-sandrovich'in dediği gibi, zenginliğiniz ve adınız y‚z‚nden kandırıldınız. B‚t‚n bunlar „ok al„ak„a, ger„ekten „ok ‚zg‚n‚m. Ama size yemin ederim Prens, benim b•yle adi bir işe karışmam bayağı bir neden y‚z‚nden değildi. Ben yalnızca... Aman canım neler s•yl‚yorum ben? İnsanın b•yle bir şeyi yaptığı i„in kendini aklamaya kalkması iki kat daha al„ak„a! Size şunu s•yleyeyim Prens, eğer sizden herhangi bir şey almış olsaydım karşılığında sizin oyuncağınız, hizmet„iniz, dans„ınız, k•leniz olacaktım... Buna and i„tim ve andımı tutacaktım!..." Boğazındaki g‚„l‚ bir kasılma bir an i„in susmasına neden oldu. B‚t‚n kadınlar yerlerine „akılmış, dinliyorlardı, g•zleri yuvalarından „ıkacaktı. Zina'nın hi„ beklenmedik ve onlara g•re tamamen akıl almaz davranışından hayrete d‚şm‚şlerdi. Yalnızca Prens, Zina'mn s•ylediklerinin yansını bile anlamadığı halde „ok duygulanmış, g•zleri yaşarmıştı. 140 "Ama ben sizinle evlenirim, ma belle enfant, eğer bu kadar istiyorsanız" diye mırıldandı. "Bu benim i„in b‚y‚k bir onur olacak! Ama inanın, b‚t‚n bunlar ger„ek-ten bir r‚ya... Bir s‚r‚ r‚ya g•r‚r‚m ben. Peki bu seferki neden bu kadar heyecan yarattı acaba? Ger„ekten hi„bir şey anlamıyorum, mon ami" diye devam etti Mozglyakov'a d•nerek. "Belki sen bana a„ıklarsın, l‚tfen..." "Size gelince Pavel Aleksandrovich!" diye araya girdi Zina, Mozglyakov'a d•nerek, "bir zamanlar, gelecekteki kocam olarak baktığım ve şimdi benden zalimce •c‚n‚ alan siz, nasıl oldu da bu kadınlarla birlik olup bana işkence ettiniz, beni utan„ i„inde bıraktınız? Birde beni sevdiğinizi s•yl‚yordunuz! Ama ben size •ğ‚t verecek durumda değilim! Sizden daha su„luyum. Size k•t‚l‚k yaptım, sizi bazı s•zlerle kandırdım, s•ylediğim her şey yalan ve şeytancaydı! Sizi hi„ sevmedim, eğer sizinle evlenme noktasına kadar geldiysem, sırf buradan, bu lanet olası kasabadan gitmek, bu pis kokan bataktan kurtulmak i„indi... Ama size yemin ederim eğer sizinle evlenseydim, iyi ve sadık bir eş olurdum... Benden •c‚n‚z‚ „ok zalimce aldınız. Bu gururunuzu okşayacaksa..." "Zinaida Afanasyevna!" diye bağırdı Mozglyakov. "Eğer h†l† bana karşı nefret besliyorsanız..." "Zinaida Afanasyevna!!" "Eğer" diye devam etti Zina, g•zyaşlarını tutmaya „alışarak, "eğer beni sevseydiniz..." "Zinaida Afanasyevna!!!" "Zina! Zina! Kızım!" diyerek ağlamaya başladı Marya Aleksandrovna. "Be ı aşağılık adamın biriyim Zinaida Afanasyevna, tanı bir aşağılığım!" dedi Mozglyakov ve odada b‚y‚k bir g‚r‚lt‚ koptu. Şaşkınlık ve •fke „ığlıkları atıldı ama Mozglyakov hi„bir şey d‚-ş‚nmedsn ve konuşamadan yerinde „akılmıştı... Uysallığa „ok alışmış ve bir aralık •fkelenip, karşı koymaya, kararlı ve tutarlı davranmaya kalkışan zayıf ve basit karakterli in141 sanlar i„in, kararlılıklarının ve tutarlılıklarının asla aşamayacağı bir ara „izgi, bir sınır vardır. Karşı „ıkmaları •nce „ok şiddetli olur. Hatta şiddet „ılgınlık derecesine kadar varır. G•zlerini sımsıkı kapatıp, karşılarına „ıkan engellere saldırırlar ve kaldıramayacakları y‚kleri omuzlarlar. Ama belli bir noktaya gelince, kendi kendilerine şaşarlar ve yıldırım „arpmış gibi durup kendilerine o korkun„ soruyu sorarlar: "Ne yaptım ben?" Sonra hemen gevşerler, sızlanmaya başlarlar, a„ıklamak isterler, diz „•k‚p bağışlanmayı dilerler, her şeyin eskisi gibi olmasını isterler!... Mozglyakov'a da aynı b•yle olmuştu. ˆnce •fkelenmiş, şu anda su„luluğunu duyduğu şeyleri yapmış, gururunu ve •fkesini tatmin ettikten sonra kendisinden nefret etmeğe başlamıştı. Zina'nın beklenmedik davranışı karşısında birden ezilip b‚z‚lm‚ş ve vicdan azabı „ekmişti. Kızın son s•zleri onu tamamen sarstı. "Ben eşeğin biriyim Zinaida Afanasyevna!" diye bağırdı, acı bir vicdan azabıyla. "Hayır, ne eşeği? Eşek bile hi„ kalır! Ben eşekten de beter biriyim! Ama Zinaida Afanasyevna, bir eşekten onurlu bir adam yaratılacağını size kanıtlayacağım... Amca, ben sizi kandırdım! Evet ya, sizi kandırdım! Uyumuyordunuz; yaptığınız evlenme teklifi ger„ekti! Ben reddedilmişliğimin •c‚n‚ almak i„in sizin r‚ya g•rd‚ğ‚n‚z‚ s•yledim." "Ne acayip itiraflar" diye fısıldadı Natalya Dmitriyevna, Anna Nikolayevna'nın kulağına. "Sevgili oğlum" dedi Prens, "biraz sakinleş, bağnşlarmla beni ger„ekten kor-ku-tu-yor-sun. Emin ol ya-nı-lı-yor-sun... Gerek-liy-se pek†l† da evlenebilirim, ama beni r‚ya olduğuna sen inandırdın..." "Size nasıl anlatayım? S•yleyin bana ona nasıl anlatabilirim? Amca! Amca! Bu „ok •nemli bir sorun, •nemli bir aile sorunu! Bir d‚ş‚n‚n! Gayret edin!" "Tamam oğlum, d‚-ş‚-ne-ce-ğim. Şimdi g•rd‚ğ‚m her şeyi sırayla hatırlayayım. ˆnce arabacım Fe-o-fil'i g•rd‚m..." 142 "Feofil konusunu a„mayın Amca!" "Ah evet, sanırım şimdi ger-„ek-ten zamanı değil. Sonra Na-pol-yon'u g•rd‚m, sonra „ay i„iyorduk, bir hanım geldi ve şekeri yiyip bitirdi...' "Ama Amca" diye parlayıverdi Mozglyakov, ne dediğinin farkına bile varmadan. "Onlar size Marya Aleksandrovna'nın Natalya Dmitriyevna i„in bu sabah anlattıklarıydı! Yani ben de oradaydım, kulaklarımla duydum! Saklanıp anahtar deliğinden sizi dinledim..." "Bu da ne demek oluyor, Marya Aleksandrovna?" dedi Natalya Dmitriyevna, araya girerek. "Demek Prens'e bile şekerliğinizden şeker „aldığımı s•ylediniz, •yle mi? Evinize şeker „almak i„in mi geliyorum?..." "‡ekil git başımdan!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna, iyice fenalaşarak. "Hayır, bir yere gitmem Marya Aleksandrovna. Benimle b•yle konuşamazsınız. Demek şekerinizi „aldım •yle mi? Zaten uzun s‚redir hakkımda b•yle „irkin dedikodular yaydığınızın far-kındaydım. Sofya Petrovna bana her şeyi anlattı... Demek sizin şekerinizi „aldım ha?..." "Ama mesdames" diye bağırdı Prens, "size yalnızca bir r‚ya olduğunu s•yledim ya! Ben her t‚rl‚ r‚ya g•r‚r‚m!..." "Lanet olası tas suratlı!" diye mırıldandı Marya Aleksandrovna. "Demek tas suratlıyım ha?" diye „ığlık attı Natalya Dmitriyevna. "Peki sen nesin? Bana her yerde tas suratlı deyip gezdiğini de biliyorum! Benim hi„ olmazsa aklı başında bir kocam var, seninki ne, aptalın teki..." "Ah evet, hatırlıyorum, bir de tas suratlı vardı" diye mırıldandı Prens bilin„siz bir şekilde, Marya Aleksandrovna ile daha •nce yaptıkları konuşmayı hatırlayarak. 143 " Siz de mi soylu kadınlara ad takıyorsunuz? Bu ne c‚ret Prens! Ben tas suratlıysam siz de tek bacaklı bir moruksunuz!" "Kim? ben mi?" "Evet, siz, hem tek bacaklısınız, hem de dişsizsiniz, yaşlı bunak!" "G•z‚n‚z‚n biri de takma zaten!" diye bağırdı Marya Alek-sandrovna. "Kaburga yerine korse takıyorsunuz!" diye ekledi Natalya Dmitriyevna. "Y‚z‚n‚z tellerle tutturulmuş!" "Kafanızdaki de peruk!..." "Şu aptal favoriler bile takma!" diye bitirdi Marya Alek-sandrovna. "Bari burnum kendi burnum olsun izninizle Marya Alek-sandrovna!" dedi b•yle ani a„ık s•zl‚l‚kten sersemleyen Prens. "Sevgili oğlum! Sen bana ihanet ettin! Sa„ımın ger„ek olmadığını onlara sen s•yledin..." "Amca!" "Yo oğlum, burada artık da-ha fazla kalamam. Beni baş-ka bit yere g•t‚r... Quelle societe!* Tan-rı aşkına beni nereye getirdin b•yle?" "Budala! Hain!" diye bağırdı Marya Aleksandrovna. "Asıl problem buraya neden geldiğimi unut-muş olmam, ama nasıl olsa hatırlarım!" dedi zavallı Prens. "Beni başka bir ye-re g•t‚r, yoksa bunlar beni par-„a-la-ya-cak-lar! ‹stelik... he-men aklıma gelen yeni bir fikri not edeceğim..." "Tamam Amca, daha o kadar ge„ olmadı; sizi bir otele g•-t‚reyim, ben de orada sizinle kahrım..." "Ah evet, o-te-le. Adieu, ma charmante enfanŒ... i„lerinde... yalnız sen... er-dem-li-sin. A-sil bir kızsın! Gidelim oğlum!" * Bu nasıl bir topluluk! 144 Prens'in gidişinden sonraki k•t‚ kapanış sahnesini anlatmayacağım. Kadınlar bağrış „ağrış ve hakaretlerle gittiler. Marya Aleksandrovna, •nceki şanının yıkıntıları arasında bir başına kaldı. Yazık! G‚„, zafer, saygınlık, hepsi bir gecede kaybolup gitti! Marya Aleksandrovna eski n‚fuzunu bir daha asla kazanamayacağını biliyordu. Kasaba sosyetesi ‚zerindeki yıllar s‚ren, zalimce egemenliği sonunda „•km‚şt‚. Peki ona ne kalmıştı? Felsefe yapmak mı? Ama felsefe yapmadı. Korkun„ bir •fkeyle b‚t‚n gece uyumadı. Zina'nın onuru zedelendi ve bitmez t‚kenmez bir dedikodu başladı! Korkun„tu! D‚r‚st bir tarih„i olarak, bu tatsızlıktan en k•t‚ etkilenen kişinin Afanasy Matveich olduğunu s•ylemeliyim. Kendisini kilere kapattı ve sabaha kadar orada dondu. Sonunda, sabah oldu ama o da bir değişiklik yaratmadı. Talihsizlikler asla tek tek gelmezler... 145 ON BEŞİNCİ BˆL‹M Kader bir kere insanın başına dert a„maya g•rs‚n, artık onun darbelerinin ardı arkası kesilmez. Bunun b•yle olduğunu tek g•zlemleyen ben değilim. Sanki bir g‚n •ncesinin rezaleti ve utancı yetmezmiş gibi kader Marya Aleksandrovna i„in daha b‚y‚ğ‚n‚ ve beterini hazırlıyordu. Ertesi sabah saat daha on bile olmadan, garip ve inanılması g‚„ bir s•ylenti birden kasabada yayılmaya başladı ve insanlarımızın başına gelen her alışılmadık felakette olduğu gibi duyan herkes bunu vahşice bir zevkle karşıladı. "İnsan bu kadar da utanmaz olur mu?" diyordu insanlar, her bir yanda. "Nasıl oldu da kendisini bu kadar k‚„‚k d‚ş‚rd‚, g•rg‚ kurallarını nasıl bu kadar hi„e saydı, hi„ mi utanmadı?" vs. vs. Bakın neler oldu: O sabah erkenden, saat yediye doğru zavallı, ihtiyar bir kadın g•z‚nde yaşlarla Marya Aleksandrovna'nın evine geldi. Hizmet„iye, k‚„‚k hanımı -yalnızca onugizlice ve „abuk uyandırması i„in yalvarıp yakardı. B•ylelikle Marya Aleksand146 rovna'nın haberi olmayacaktı. Zina sapsarı ve şaşkın bir halde hemen yaşlı kadının yanına koştu. Kadıncağız ayaklarına kapanıp, g•zyaşları d•kt‚ ve hasta oğlu Vasya'yı g•rmeğe gelmesi i„in ona yalvardı. B‚t‚n geceyi „ok ağır ge„irmiş, belki de sabaha „ıkmayacakmış. Yaşlı kadın Zina'ya hı„kırıklarla oğlunun son nefesini vermeden •nce onunla vedalaşmak istediğini, melekler ve •lm‚şler adına yalvardığını, gelmeyecek olursa g•zlerinin a„ık gideceğini s•yl‚yordu. Zina, gitmesinin, daha •nceki mektup olayını, yayılan „irkin dedikoduları doğrulamak olduğunu bile bile gitmeğe karar verdi. Annesine hi„ s•ylemeden, ‚zerine bir şeyler aldı ve yaşlı kadınla beraber Mordasov varoşlarının sefil sokaklarının yolunu tuttu. Yolun hemen kenarında, yanları „•km‚ş, toprağa iyice batmış, pencereden „ok yarığa benzeyen a„ık-lıklarıyla, her tarafı kardan bir duvarla „evrilmiş, k‚„‚k bir viraneye geldiler. İ„erde, k‚„‚k, al„ak tavanlı, k‚f kokulu, yansını kocaman bir sobanın işgal ettiği bir odada gen„ bir adam, boyası d•k‚lm‚ş, tahta bir yatakta, peksimete d•nm‚ş bir d•şekte, ‚zerine eski bir palto •rtm‚ş yatıyordu. Y‚z‚ solgun ve bitkindi. G•zlerinde sağlıksız bir ışık vardı. Kollan birer sopa kadar ince ve kuruydu. G‚„l‚kle soluk alıyordu. Bir zamanlar yakışıklı olduğu belliydi. Hastalık g‚zel y‚z‚n‚n ince hatlarını bozmuştu. Şimdi veremli ya da •l‚mc‚l her hastaya olduğu gibi, onun da y‚z‚ne bakmak „ok korkun„ ve ‚z‚c‚yd‚. Yaşlı annesi, son bir yıldır hep Vasya'sının iyileşmesini bekleyip durmuş, ama son saatinde artık bu d‚nyada kalıcı olmadığını fark etmişti. ‹z‚nt‚den perişan bir halde, kollarını kavuşturmuş, ağlamadan ve oğlunu seyretmekten hi„ usanmadan başında bekleyen kadın, sonunda olacağını bilmekle birlikte bir iki g‚n i„inde sevgili Vasya'sının yoksullar mezarlığında karlann altına konup, soğuk toprakla •rt‚leceğine inanmak istemiyordu. O anda kendisine bakan Vasya değildi. Acıdan s‚z‚lm‚ş y‚z‚ ilahi bir huzur sa„ıyordu. Sonunda, bir bu„uk yıldır, uzun ve acılı gecelerinde uyurken ya da uyanıkken d‚şlediği kadını karşısında buldu. Son 147 saatinde melek gibi karşısına „ıkan bu kadının onu bağışladığını anladı. Kadın ellerini tutuyor, g•z‚nde yaşlarla ona g‚l‚ms‚yor, g‚zelim g•zleriyle onu seyrediyordu. B‚t‚n bunlar •l‚m d•şeğindeki adamın ruhunu canlandırdı. Yaşam, sanki ayrılırken elveda demenin ne kadar acı olduğunu hissetmesini ister gibi zavallı adamın kalbini yaktı ge„ti. "Zina" dedi. "Zinochka! Benim i„in ağlama, acı „ekme, perişan olma, bana az zamanım kaldığını hatırlatma. Sana hep, şimdi baktığım gibi bakmak istiyorum, ruhlarımızın yine beraber olduğunu ve beni bağışladığını hissetmek istiyorum. Eskiden olduğu gibi ellerini bir kez daha •pmek istiyorum, sonra belki de farkına bile varmadan •l‚p gideceğim! Ne kadar zayıflamışsın Zinochka! Meleğim, bana ne g‚zel bakıyorsun? Hatırlıyor musun nasıl da g‚lerdin? Hatırlıyor musun?... Ah Zina, senden beni bağışlamanı istemiyorum, eski g‚nleri hatırlamak istemiyorum. Sen beni bağışlamış olsan da Zinochka, ben kendimi asla bağışlamayacağım. Uykusuz, korkun„ ve „ok uzun geceler ge„irdim Zina. O geceler boyunca, burada, bu yatakta yatıp d‚ş‚nd‚m. Kafamdan •yle „ok şey ge„ti ki, •lmemin benim i„in en iyisi olacağına karar vereli „ok oluyor, en iyisi olacak!... Benim yaşamamam gerek Zinochka!" Zina ağlıyor ve sanki kelime selini durdurabilecekmiş gibi Vasya'nın elini sessizce sıkıyordu. "Neden ağlıyorsun meleğim?" dedi hasta. "ˆl‚yorum diye mi? Ama ben zaten •l‚p g•m‚leli „ok oluyor! Sen benden daha akıllısın, senin tertemiz bir kalbin var. Sen benim ne kadar k•t‚ ve basit bir insan olduğumu uzun zamandır biliyordun! Ne kadar onurlu, ne kadar soylusun... Ah dostum, benim b‚t‚n hayatım bir r‚yaydı. Yaşamadım ben, r‚yalar g•r‚p durdum. ‡ok gururluydum, et-rafımdakileri hep k‚„‚k g•rd‚m. Peki neden o kadar gururluydum? • Ben de bilmiyorum? Kalbimin temizliğinden mi, yoksa duygularımın soyluluğundan mı gurur duyuyordum? Ama bunlar, beraber Shakespeare okuduğumuz zamanlarda kaldı. Zina, ger„ek hayata d•n‚nce saflığımı ve soyluluğumu g•sterdim işte..." 148 "Yeter" dedi Zina, "yeter!... Bunların hepsi yanlış ve boş şeyler... kendini •ld‚r‚yorsun!" \ "Neden konuşmama izin vermiyorsun Zina? Beni bağışladığını biliyorum, uzun zaman •nce bağışlamıştın. Beni tanıdın, nasıl biri olduğumu anladın. İşte bana işkence eden bu zaten! Ben senin aşkına layık değilim Zina! Sen hep temiz ve y‚ce g•n‚ll‚yd‚n. Annene benden başka kimseyle evlenmeyeceğini s•yledin ve s•z‚n‚ tuttun, „‚nk‚ senin i„in verilen s•zler •nemlidir. Ama ben, ben! İş ger„ek yaşama gelince... Biliyor musun Zinochka, o zamanlar benimle evlenmekle neleri feda ettiğini anlayamamıştım bile. Benimle evlenirsen belki de a„lıktan •leceğini g•rmemiştim. Aklıma bile gelmemişti! Tek d‚ş‚nebildiğim benimle, geleceğin b‚y‚k şairiyle evleniyor olduğundu. Evliliğimizin bir s‚re i„in ertelenmesini istediğin zaman ileri s‚rd‚ğ‚n nedenleri anlamak bile istemedim; sana işkence ettim, zorbalık yaptım, azarladım, aşağıladım ve sonunda da o mektupla seni tehdit ettim. O anda aşağılık bile değil, ahl†ksız kalleşin biriydim. Beni nasıl da k‚„‚k g•rm‚şs‚nd‚r! Evet, •lmem gerek! İyi ki benimle evlenmedin! Ben seni hi„ anlayamayacak, sana işkence edecek, fakirliğimiz y‚z‚nden senin hayatım da karartacaktım, yıllar b•yle ge„ip gidecek -kim bilir- belki de hayatıma y‚k oldun diye senden nefret edecektim. B•ylesi daha iyi oldu! En azından acı g•zyaşlarını kalbimi temizledi. Ah Zinochka! Beni eskiden olduğu gibi sev! Şimdi son nefesimde... Yani, senin sevgine layık olmadığımı biliyorum ama... ama... Ah meleğim!" Bu konuşma boyunca Zina hı„kırıklar i„inde birka„ kez onu susturmaya „alıştı. Ama dinlemedi bile. İ„indekileri s•ylemek arzusuyla yanıp tutuşuyor, g‚„l‚kle de olsa, nefesi de kesilse konuşmaya devam ediyordu. "Eğer benimle karşılaşmasaydın, beni sevmeseydin daha uzun s‚re yaşardın!" dedi Zina. "Neden yollarımız kesişti sanki?" "Yo hayatım, yo, •l‚m‚mden kendini sorumlu tutma" diye devam etti hasta. "Her şeyin su„lusu benim! Ne kadar gururluydum! Ne romantiktim! Benim aptalca hik†yemin ayrıntılarını kimse an149lattı mı sana? İki yıl kadar •nce, burada katil bir mahk•m varmış. Caninin biriymiş ama kırba„lanmaya sıra gelince y‚reksiz bir adam olu veriyormuş. Hastaların kırba„lanmadığını bildiği i„in biraz votka bulmuş ve i„ine enfiye katıp karışımı i„miş. Bunun sonucunda da kan kusmaya başlamış. O kadar „ok kusmuş ki ciğerleri hasar g•rm‚ş. Hastaneye kaldırılmış ve birka„ ay sonra da veremden •lm‚ş. Evet, meleğim, o g‚n o mektubu yazdıktan sonra o su„lu aklıma geldi... Ben de kendime aynı şeyi yapmaya karar verdim. Neden veremi se„tiğimi merak edebilirsin. Neden kendimi asmadım ya da boğmadım? Ani bir •l‚mden korkuyor muydum? Belki de. Burada bile tatlı bir romantizm olmadan edemiyoruz Zinochka! Kafamda şu d‚ş‚nce vardı: Ben burada veremden •l‚m d•şeğinde yatarken senin beni bu hallere d‚ş‚rd‚ğ‚n i„in kendini t‚ketmen „ok g‚zel olacaktı. Bana gelip su„unu kabul edecek, •n‚mde diz „•kecektin... Ben de kollarında •l‚rken seni bağışlayacaktım... ‡ok aptalca Zinochka, „ok aptalca değil mi?" "Bundan s•z etme artık! "dedi Zina. "S•yleme bunları! Sen •yle bir insan değilsin... Başka şeylerden konuşalım, birlikte ge„irdiğimiz mutlu ve g‚zel g‚nlerden!" "‡ok mutsuzum hayatım, onun i„in anlatıyorum bunları. Seni bir bu„uk yıldır g•rmedim! Şimdi de ruhumdaki b‚t‚n y‚k‚ sana boşaltıyorum! O zamandan beri yalnızım ve seni d‚ş‚nmeden ge„irdiğim bir anım bile olmadı meleğim! Senin sevgini kazanmak, hakkımdaki fikirlerini değiştirmek i„in bir şeyler yapabilmeyi nasıl da isterdim biliyor musun Zinochka? Son zamanlara kadar •leceğimi hi„ d‚ş‚nmemiştim. Hemen „ekmemiştim, uzun zaman g•ğ‚s ağrıları „ekip durdum ve sa„ma sapan fikirler aklıma geliyordu! ˆrneğin, birdenbire b‚y‚k bir şair oluyor ve yazdığım uzunca bir şiiri 'Yurdumdan Notlar' adlı bir kitapta yayımlıyordum. B‚t‚n duygularımı ve ruhumu o kitaba d•kecektim ve sen nerede olursan ol seninle olacak, şiirle sana kendimi hatırlatacaktım. En sevdiğim r‚yam senin, 'yok canım! Benim d‚ş‚nd‚ğ‚m kadar k•t‚ biri değilmiş!' demendi. Ne aptalca, değil mi Zinochka?" 150 "Hayır Vasya, hayır!" dedi Zina. Zina hastanın g•ğs‚ne yaslanıp ellerini •pt‚. "Nasıl da kıskanıyordum seni! Senin evlendiğini •ğrenecek olsam •l‚r‚m sanıyordum. Evine gizlice birilerini yollayıp seni izlettim, casusluk yaptım... Hep o geliyordu" deyip başıyla annesini işaret etti. "Mozglyakov'u sevmedin, değil mi Zina? Meleğim. Ben •l‚nce de beni hatırlayacak mısın? Hatırlayacağını biliyorum. Ama yıllar ge„ecek ve kalbin soğuyacak, ruhuna kış gelecek, beni unutacaksın Zinochka!" "Hayır, hayır asla! Hi„ evlenmeyeceğim! Sen benim ilk... ve tek..." "Her şey •l‚r Zinochka, her şey, hatta anılar bile!... Soylu duygularımız bile •l‚r. Onların yerini sağduyu alır. Yakınıp durmamızın ne yararı var? Hayatın tadını „ıkar, uzun ve mutlu yaşa Zina. Yapabilirsen birini sev, bir cesedi sevemezsin! Ara sıra da olsa beni hatırla. K•t‚ şeyleri aklına getirme, onları bağışla. Aşkımızda iyi şeyler de vardı Zinochka! Ah o altın g‚nler sonsuza g•m‚ld‚ler... Dinle meleğim: Ben g‚n batımını hep „ok sevmişimdir. Beni ara sıra o saatlerde hatırla! Yo, yo neden •lmem gerekiyor sanki? Tekrar hayata d•nmeyi nasıl da isterdim! Hatırla hayatım, hatırla, o zamanı hatırla! İlkbahardı, g‚neş pırıl pırıl parlıyordu, „i„ekler to-murcuklanmıştı, sanki etrafımızda bayram kutlanıyordu... Ama şimdi...Bak bak!" Zavallı adam solgun eliyle buz tutmuş, pis pencereyi g•steriyordu. Sonra Zina'nın elini tuttu, g•zlerine bastırdı ve acı acı hı„kırmaya başladı. Hı„kırıkları, yıpranmış g•ğs‚n‚ par„alamakla tehdit ediyorlardı sanki. B‚t‚n g‚n ağlayıp sızlayarak acı „ekti. Zina elinden geldiğince onu rahatlattı, ama ruhu dayanılmaz acılar i„indeydi. Onu asla unutmayacağını ve onu sevdiği gibi başkasını sevmeyeceğini s•yledi. İnandı adamcağız ve g‚l‚mseyip elini •pt‚, ama ge„mişin anıları ruhunu yakıp kavurdu. B•ylece ge„ti bir g‚n. Bu arada deh151sete d‚şen Marya Aleksandrovna belki on kez kızını „ağırtıp, eve d•nmesi, adını k•t‚ye „ıkarmaması i„in yalvardı. Sonunda hava kararmaya başlayınca, dehşetten aklını ka„ırıp kendisi Zina'ya gitmeğe karar verdi. Kızını •teki odaya „ağırıp yalvardı, neredeyse diz „•kerek kalbinden bu han„eri „ıkarmasını istedi. Zina hasta bir halde yanına gelmişti. Başı alev alev yanıyordu. Annesini dinledi ama dediklerini anlamadı. Sonunda Marya Aleksandrovna ‚mitsizce oradan ayrıldı, „‚nk‚ Zina o gece •l‚m d•şeğindeki adamın evinde kalmaya kararlıydı.B‚t‚n gece yatağının başında durdu. Hasta giderek k•t‚leşti. Yeni g‚n doğdu, ama hastanın o g‚n‚ g•rebileceğinden hi„ umut yoktu. Yaşlı anne „ılgına d•nd‚, hi„bir şey anlamamış gibi ortalarda dolanıyor, oğluna i„emeyeceğini bile bile ila„lar vermeğe uğraşıyordu. Adamın acısı uzun s‚rd‚. Hi„ konuşamıyor, yalnızca kaba, anlaşılmaz s•zc‚kler g•ğs‚n‚ yırtarak geliyordu. Son ana kadar Zina'ya ba.cmayı, g•zlerindeki ışık kararmağa başladıktan sonra da eliyle onun elini arayıp tutmayı s‚rd‚rd‚. Kısa kış g‚n‚ ge„iyordu. G‚neşin son ışığı k‚„‚k odanın buz tutmuş, tek penceresinde yaldızlandığında, hastanın ruhu da yorgun bedeninden ayrıldı ve ışığın peşinden u„up gitti. Yaşlı kadın sevgili Vasya'sının •l‚ bedenini •n‚nde g•r‚nce d•v‚nerek „ığlık attı ve kendini oğlunun g•ğs‚ne bıraktı. "Oğlumu yıpratan sensin yılan!" diye bağırdı Zina'ya ‚z‚nt‚yle. "Onu bu hale getiren sensin, vefasız, şeytan!" Ama Zina'nın hi„bir şeyi duyduğu yoktu. B‚t‚n duygularını yitirmiş gibi •l‚n‚n başında duruyordu. Sonunda ileri doğru eğildi, ha„ „ıkardı, onu •p‚p dalgın dalgın odadan „ıktı. G•zleri yanıyor, başı d•n‚yordu. Yaşadığı acı deneyimler ve uykusuz ge„irdiği iki gece aklını başından almıştı. B‚t‚n ge„mişinin kalbinden s•k‚l‚p alındığını hissetti belli belirsiz. Artık kasvetli ve tehditkar yeni bir yaşam başlıyordu. Daha on adım gitmemişti ki birdenbire Mozglyakov •n‚ne „ıkıverdi. Onu orada beklediği belli oluyordu. "Zinaida Afanasyevna" diye başladı korku dolu bir fısıltıyla. 152 Ortalık h†l† aydınlık olduğundan etrafını ş•yle bir kola„an etti. "Zinaida Afanasyevna ben bir eşeğim. Ama izninizle artık değilim, „‚nk‚ her şeye rağmen g‚zel bir şey yaptım. Yaptığım eşekliklere de „ok pişmanım... Aklım karmakarışık Zinaida Afanasyevna. Beni bağışlayın, bunun i„in pek „ok neden vardı..." Zina g•rmeyen g•zlerle ona baktı ve sessizce yoluna devam etti. Y‚ksek tahta kaldırım iki kişinin yan yana y‚r‚yemeyeceği kadar daralınca Zina ona yer a„madı ve Pavel Aleksandrovich kaldırımdan inip, s‚rekl i y‚z‚ne bakarak yanı sıra y‚r‚d‚. "Zinaida Afanasyevna" diye devam etti, "d‚ş‚n‚yorum da eğer siz de isterseniz ben evlenme teklifimi yinelemeye hazırım. Hatta her şeyi unutacağım Zinaida Afanasyevna, b‚t‚n o rezaletleri, utancı, sizi bağışlayacağım. İkimiz de kasabada kaldığımız s‚rece bunu kimseye s•ylemeyeceğiz. Siz hemen buradan gidersiniz, ben de gizlice arkanızdan gelirim. Kimsenin bizi tanımadığı, ıssız bir yerde evleniriz ve posta arabasıyla yolculuk yapıp Petersburg'a gideriz. Yalnızca k‚„‚k bir bavul alırsınız yanınıza... tamam mı? Kabul mu Zinaida Afanasyevna? Buralarda fazla duramam; bizi beraber g•ren olur." Zina cevap vermedi; Mozglyakov'a bakmakla yetindi. Mozglyakov bu bakıştan her şeyi anladı, şapkasını „ıkarıp veda etti ve geldiği gibi fırlayıp gitti. "Nasıl olur?" diye meraklandı. "Ge„en akşam „ok duy g‚l‚yd‚, her şeyde kendini su„luyordu. Belli ki bir g‚n‚ bir g‚n‚n‚ tutmuyor!" Bu arada Mordasov'da olaylar birbiri ‚zerine yığılıyordu. Korkun„ bir olay oldu. Mozglyakov'un otele yerleştirdiği Prens aynı gece hastalandı, durumu olduk„a ciddiydi. Mordasovlular olayı sabah •ğrendiler. Kallist Stanislavich hemen hemen hi„ ayrılmadan hastanın başında bekledi. Akşama doğru Mordasov'un b‚t‚n doktorları biraraya geldiler. Onlara g•nderilen davet mektupları Latince yazılmıştı. Latince yazılsa ne olur, Prens tamamen bilincini kay153betmişti. Durmadan sayıklıyor, peruklardan s•z ediyor, Kallist Stanislavich'ten romantik şarkılar s•ylemesini istiyor, hatta bazen korkuyla bağırıyordu. Doktorlar Mordasov konukseverliğinin Prens' e mide iltihabı yaptığına ve bunun otele giderken yolda beynine sı„radığına karar verdiler. Zihinsel bir şok ge„irdiği olasılığı da g•zardı edilmedi. Sonu„ta doktorlar „oktan •l‚me yaklaşmış olan Prens'in artık kurtulamayacağı ger„eğine dikkat „ektiler. Bu son d‚ş‚ncelerinde yanılmamışlardı. ‹„‚nc‚ g‚n‚n akşamı zavallı ihtiyar otelde •ld‚. Bu olay Mordasovlular'ı „ok etkiledi. Hi„ kimse olayların b•yle ciddileşeceğini d‚ş‚nmemişti. Herkes, •l‚ daha yıkanıp g•m‚lmeye hazırlanmadan, kalabalıklar halinde otele doluştu. Konuştular, fikir y‚r‚tt‚ler, kafalarını salladılar ve Marya Aleksandrovna ile kızını kastederek 'zavallı Prens'in katillerine' lanetler yağdırdılar. Herkes bu olayın, sırf rezalet olma •zelliği taşıdığı i„in, hi„ hoş olmayan bir şekilde duyulacağını ve Rusya sınırları dışına bile yayılacağını hissediyordu. S•ylenenlerin ve ileri s‚r‚lenlerin haddi hesabı yoktu. Bu zaman boyunca Mozglyakov „ok telaşlı ve ‚zg‚nd‚; oraya buraya koşturmaktan başı d•nm‚şt‚. Zina'yı g•rmeye gittiğinde de b•yle bir ruh hali i„indeydi. Zor bir durumdaydı. Prens'i kasabaya getiren oydu; onu alıp otele yerleştiren de oydu; şimdi bu adamı ne yapacağını, nereye, nasıl g•t‚receğini bilmiyordu. Kime haber vermeliydi? Dukhanovo'ya mı g•t‚rmeliydi? En k•t‚s‚ de onu Prens'in yeğeni olarak tanıyor olmalarıydı. Bu ihtiyarın •l‚m‚nden sorumlu tutulmaktan korkuyordu. "Petersburg sosyetesinde bile bu olay konuşuluyor olabilir!" diye d‚ş‚nd‚ ‚rpererek. ˆğ‚t almak i„in Mordaso vlular'a gitmenin bir yararı olmazdı. Nedense birdenbire korkmuşlar ve Mozg-lyakov'u ‚mitsizlik i„inde •l‚yle yalnız bırakıp ka„ışmışlardı. Ama sonra, hi„ beklenmedik bir değişiklik oldu. Ertesi g‚n sabah erkenden kasabaya bir yabancı geldi. B‚t‚n Mordasov onu konuşuyordu, fısıltıyla tabii. Main Caddesi'nden Vali konağına giderken her „atlakta bir g•z onu izliyordu. Hatta vali Pyotr Mikhailovich bile şaşırmış ve bu yeni konuğa ne yapacağını bilememişti. Konuk, •len Prens'in akrabası olan, ‚nl‚ Prens Shchepetilov'du. Otuz beş yaşlarında, apoletli ve kordonlu bir albaydı. Mordasov'un b‚t‚n memurları kordonlarını g•r‚nce anlatılmaz bir korkuya kapıldılar. Polis şefi „ok şaşkındı ve asık suratla da olsa gidip kendini tanıttı. Prens Shchepetilov Petersburg'dan geldiğini ve en route* Dukhanovo'ya da uğradığını s•yledi. Dukhanovo'da kimseyi bulamayınca amcasının peşinden Mordasov'a gelmiş, orada duyduğu haber ve etrafını saran karmakarışık dedikodularla yıldırım „arpmışa d•nm‚şt‚. Pyotr Mikhailovich bile gerekli a„ıklamaları yaparken telaşlanmıştı. Aslında Mordasov'daki herkes su„luluk duyuyordu. En k•t‚s‚ de konuğun ciddi ve hoşnutsuz bir ifade takınmasıydı. Belki de kendisine kalan mirastan hoşnut kalmamıştı. Hemen olayla bizzat ilgilenmeye başladı. Mozglyakov bir dolandırıcıymış gibi derhal geri „ekildi ve ger„ek yeğene yer a„ıp ortalardan kayboldu. Kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Cenazenin manastıra g•t‚r‚lmesine karar verildi, orada bir t•ren hazırlanmıştı. Konuk Prens, ciddi, soğuk, kısa ve •z, ama nazik bir şekilde talimatlar veriyordu. Ertesi g‚n cenaze t•renine katılmak i„in b‚t‚n kasaba manastıra gitti. Kadınlar, Marya Aleksandrovna'nın, kilisenin emrettiği gibi, gelip tabutun •n‚nde diz „•kerek af dileyeceği dedikodusunu yaydılar. Kuşkusuz bunlar sa„malıktan başka bir şey değildi. Marya Alaesandrovna kiliseye falan gelmedi. Aslında s•ylemediğimiz bir şey var: Zina eve d•ner d•nmez annesi, artık orada kalmanın imk†nsız olduğunu d‚ş‚nerek hemen o akşam „iftliğe taşınmaya karar vermişti. G‚venli bir k•şeye „ekilince de kasabadan gelecek dedikodulara kulaklarını d•rt a„tı, yeni konukla ilgili bir şeyler •ğrenebilmek i„in uşaklarını keşif turlarına g•nderdi ve g‚nlerini heyecan ateşi i„inde ge„irdi. Manastırdan Dukhanovo'ya giden yol, evine bir verst bile değildi. B•ylelikle Marya Aleksandrovna t•ren bittikten sonra manastırdan Dukhanovo'ya kıvrıla kıvrıla giden t•ren alayım penceresinden kuşbakışı g•rebiliyordu. Tabut y‚ksek„e bir arabaya konmuştu. Arkasındaki uzun araba konvoyu kasaba kavşağına kadar •l‚ye eşlik etti. Bu * Yol ‚st‚nde. 154 155kasvetli araba, bembeyaz karların i„inde kapkara bir g•r‚nt‚ taşıyarak, kendine yaraşır bir g•rkemle ağır ağır ilerliyordu. Marya Aleksandrovna uzun s‚re bakmaya dayanamadı ve pencereden „ekildi. Bir hafta sonra Afanasy Matveich ve kızıyla beraber Moskova'ya taşındı. Bir ay sonra da Marya Aleksandrovna'mn „iftlikteki ve kasabadaki evlerini satışa „ıkardığı haberi Mordasov'da yayıldı. İşte Mordasov bu comme il f aut hanımı artık sonsuza dek kaybetmişti! Gidişi bile dedikodusuz olmadı. İnsanlar „iftliğin Afanasy Matveich ile birlikte satıldığını bile s•ylediler... Bir iki yıl ge„ti, o zamana kadar Marya Aleksandrovna tamamen unutuldu. Yazık! D‚nya hali b•yledir işte! Bu arada başka bir kasabadan bir „iftlik alıp oraya taşındığı ve tabii hi„ kuşkusuz oradaki herkesi de h‚km‚ altına aldığı s•ylenmişti. Zina h†l† koca bulamamıştı. Afanasy Matveich de... Belki de artık bu dedikoduları tekrarlamanın bir anlamı yok; nasıl olsa hepsi uydurma. Mordasov kayıtlarımın ilk b•l‚m‚ne son noktayı koyalı ‚„ yıl olmuş. Bir kez daha m‚sveddelerimi a„ıp, hik†yeme eklemeler yapacağım kimin aklına gelirdi? Neyse hemen konuya ge„elim! Pavel Aleksandrovich Mozglyakov'dan başlayacağım. Mor-dasov'dan ayrılınca doğru Petersburg'a gitti. Orada kendisine uzun zaman •nce s•z verilen h‚k‚met işine girdi. Mordasov'da olanları tamamen unuttu ve kendini Vasilevsky Adası ile Gallery Limam16'nın sosyete yaşamının girdabına bıraktı. G•nl‚nce yaşadı, kadınların peşinden koştu, son modaya uydu, †şık oldu, evlenme teklif etti, bir kez daha red cevabı alınca boş kafalılığı ve bir o kadar da aylaklığı y‚z‚nden bunu hazmedemedi, h‚k‚metin bir başka teftiş işi ya da ona benzer bir iş i„in, u„suz bucaksız baba topraklarımızın uzak bir b•lgesine giden bir heyette g•rev aldı. Heyet dağları tepeleri olaysızca aşıp, uzun yolculuklardan sonra o 'uzak b•lge'nin genel valisinin huzuruna „ıktı. Uzun boylu, zayıf, sert bir adam olan vali, savaşta sayısız yaralar almış, g•ğs‚nde iki yıldızı ve beyaz ha„ı olan eski bir askerdi. Heyeti gayet ciddiyet ve nezaketle karşıladı. O akşam evinde, karısının isim g‚n‚ kutlamaları onuruna d‚zenlenecek baloya hepsini davet etti. Pavel Aleksandrovich buna „ok memnun oldu. Etki yaratabilmek ‚midiyle, en iyi Petersburg kıyafetini giyip balo salonuna girdi. Yıldızlı ve kabarık apoletli bir s‚r‚ y‚ksek r‚tbe ‚niforması karşısında biraz neşesi ka„tı. Valinin gen„ ve g‚zel olduğunu duyduğu karısına iltifatlarda bulunması gerekiyordu. Hafif bir cakayla kadının yanına gitmesiyle hayretten donup kalması bir oldu. Muhteşem bir balo elbisesi ve elmaslar i„inde, gururlu ve kibirli Zina karşısında duruyordu. Pavel Alek-sandrovich'i tanımadı. Y‚z‚ne ş•yle bir bakıp kafasını „evirdi. Hayretten donup kalan Mozglyakov bir k•şeye „ekildi, kalabalığın i„inde genel valinin balosunda bulunmanın ‚rkekliğini duyan, utanga„, gen„ bir memurla „arpıştı. Pavel Aleksandrovich adamı soru yağmuruna tuttu ve fazlasıyla ilgin„ şeyler •ğrendi. Genel vali iki yıl •nce 'uzak b•lge'den Moskova'ya gitmiş ve orada aristokrat bir ailenin, zengin kızıyla evlenmiş. Karısı „ok g‚zelmiş, onun ‚zerine g‚zellik yoktur denilebilirmiş, ama son derece gururlu bir hava taşıyormuş. Yalnızca valiyle dans edermiş. O baloda, bir kısmı dışardan gelen dokuz general varmış. Vali'nin eşinin annesi de onlar)a birlikte yaşıyormuş, sosyeteden gelen, „ok akıllı bir ka-dınmış, ama o kadın bile kızının s•z‚nden „ıkmazmış.Vali deli gibi sevdiği karısını pek sık g•remezmiş. Mozglyakov Afanasy Mat-veich'i de sormayı başardı, ama oralarda adını sanını duyan yoktu. Her nasılsa birden cesaretlenip odaları dolaşmaya başladı ve-sonunda Marya Aleksandrovna'yı g•rd‚. Muhteşem bir kıyafet giymiş, pahalı bir yelpaze sallıyor ve d•rd‚nc‚ sınıf bir memur hanımıy.a neşeli neşeli konuşuyordu. Unvan meraklısı birka„ kadın etrafını sarmıştı. Marya Aleksandrovna onlara alışılmamış bir sevecenlik g•steriyordu. Mozglyakov kendisini tanıtma cesaretini buldu. Marya Aleksandrovna •nce şaşırdı, ama hemen soğukkanlığını yeniden toplayıp karşılaştıklarına memnun oldu156 157ğunu ifade etti. Petersburg'daki tanıdıklarını sordu. Neden Avrupa'ya gitmediğini merak etti. Mordasov'dan ise hi„ s•z a„madı, sanki •yle bir yer yoktu. Sonra Petersburg'dan •nemli bir Prens'in hatırını sormak istedi, ama Mozglyakov o adı hi„ duymamıştı. Derken kır sa„lı, parf‚m kokan bir adama d•nd‚ ve y‚z y‚ze durmalarına rağmen bir saniye i„inde Paveİ Aleksandrovich'i unu-tuverdi. Mozglyakov y‚z‚nde alaylı bir g‚l‚mseme ve elinde şapkasıyla balo salonuna d•nd‚. Nedense kendini bir par„a k‚„‚msenmiş ve •nemsenmemiş hissederek dans etmemeye karar verdi. Ters ve boş bir bakış, şeytani ve acı bir g‚l‚ş b‚t‚n gece y‚z‚nden hi„ silinmedi. Bir s‚tuna dayandı (sanki balo salonuna bilerek s‚tunlar konmuştu) ve balo boyunca birka„ saat, g•zleriyle Zina'yı izleyerek, hep aynı pozda durdu. Ah yazık! Takındığı pozlar bo-şunaydı. Zina onu fark etmedi bile. Sonunda hep aynı pozda durmaktan dolayı bacağının acıdığını, daha sonra da acıktığını hissetti. Acı „eken bir †şık sıfatıyla yemeğe kalacak değildi ya! Ayrıldı! Odasına d•nd‚ğ‚nde g‚zel bir dayak yemiş gibi bitkin hissediyordu kendini. Yatmadan •nce „oktandır unuttuğu şeyleri hatırladı. Ertesi sabah resmi bir iş yolculuğu olasılığı „ıkınca Mozglyakov gitmek i„in g•n‚ll‚ oldu. Kasabadan ayrılırken neşesi yerine geldi. Kar u„suz bucaksız, ıssız tarlaları parıldayan bir kefen gibi •rtm‚şt‚. Ta uzaklarda ufuk „izgjsinde, sık ormanlar belli belirsiz bir karaltı oluşturuyordu. Sabırsız atlar, ayaklarıyla karları toz gibi fırlatarak ileri doğru u„uyorlardı. Kızağın „anı şıngırtılar „ıkarıyordu. ˆnce deri n derin d‚ş‚ncelere dalan Pavel Aleksandrovich, sonra hayal kurmaya, derken uyumaya başladı. ‹„‚nc‚ durağa gelene dek uyudu. Kalktığında yeniden canlanmıştı ve aklında bambaşka d‚ş‚nceler vardı. -SON158 A„ıklamalar 1 Mordasov: Dostoyevski b‚y‚k olasılıkla bu ismi V.A. Sologub'un •yk‚s‚ The Tarantas'tan (1845) esinlenerek se„miştir. ˆyk‚de karakterler Mordasy adındaki bir k•ye yolculuk yaparlar. Morda Rus„a'da '„irkin surat' anlamına gelmektedir. 2 ... dedikodunun kesilmesi gerektiğini: Bu kısım, Marya Aleksandrovna'nın kişisel •zelliklerini anlatan diğer kısımlarda da olduğu gibi, Gogol'‚n Dostlara Mektuplardan Se„meler eserinden alınmış bir g‚l‚n„leme ‚slubudur. 3 Lizbon depremi: 1755'te Lizbon'un ‚„te ikisini harap eden ve otuz binden fazla insanın •l‚m‚ne sebep olan depremdir. Voltaire'in birka„ eserine de ilham kaynağı olmuştur. 4 Pinetti: 18. y‚zyıl İtalya'sında bir hokkabaz. 5 Eski evin koruyucuları... : Burbon Hanedanı'nın destek„ileri. 6 ... gazilerimiz i„in,..: Kırım Savaşı'na bir g•nderme. Hik†ye, herhalde 1854-1856 yılları arasında ge„iyor. 7 Onunla aramız gayet iyiydi: Gogol'‚n, Puşkin'le 'arasının iyi olduğunu' iddia eden kahramanı Khlestakov'a g•nderme (Baş M‚fettiş, 3. Perde, 6. Sahne). 8 Viyana Kongresi: Avrupa birliğinin I. Napolyon ‚zerindeki zaferinden sonra, 1814-1815 yılları arasında yapılan bir kongre. 9 Kocası oradadır da, kadın Tver'dedir...: 1845'te, Petersburg'da Alek-sandrinsky Tiyatrosu'nda sahnelenen bir komedinin adı: Kocası kapıda, ama kadın Tver'e gitti. 10 Readers' Library: Bu Petersburg dergisi, 1850'lerde, hi„ tanınmayan şairlerin şiirlerini basmakla ‚nlenmişti. 11 Florian ve gen„ k•yl‚lerine...: Jean-Pierre Florian (1755-94), masallar, pastoral ve duygusal hik†yeler yazan Fransız bir yazar. 12 Malagat: Marya Aleksandrovna, Chopin'in zaman zaman kışlan ge„irdiği Mayorka'yı kastediyor. 13 ... şalla dans...: 'Şalla dans', kız okullarında en iyi •ğrencilere tanınan bir ayrıcalık. 14 Laıızin: Antonin de Lauzıın (1633-1723). XIV. Louis'nin aşk maceralarıyla ‚nl‚ g•zdesi. 15 Seylan'ın Anıları: Fransız yazar Frederic Melchior Soulie (1800-47)'nin bir romanı. 16 Vasilevsky Adası ile Gallery Limanı: Dostoyevski burada ince bir alayda bulunuyor; „‚nk‚ adı ge„en semtler genellikle d‚ş‚k gelirli memurların ve k‚„‚k b‚rokratların oturdukları semtlerdi. 15930 KASIM 1996 DEVLET N‹SHASIl ˆTEKİ YAYINEVİ ˆTEKi KLASİK Roman YAPIM ˆteki Ajans KAPAK TASARIMI Arif Turan REDAKTˆR Celal İnal BASKI ve CİLT Emel Matbaası BİRİNCİ BAS ...
View Full Document

This note was uploaded on 03/07/2011 for the course IE TURK-102 taught by Professor Esergüleer during the Spring '11 term at Bilkent University.

Ask a homework question - tutors are online