melissa p.-yatmadan_once_yuz_firca_darbesi

melissa p.-yatmadan_once_yuz_firca_darbesi - Yatmadan Önce...

Info iconThis preview shows page 1. Sign up to view the full content.

View Full Document Right Arrow Icon
This is the end of the preview. Sign up to access the rest of the document.

Unformatted text preview: Yatmadan Önce IOO Fırça Darbesi MelissaP. 6 T emmuz 2 0 0 0 15 = 25 Günlük, Bu satırları duvarlarıGustavKlimt'in tıpkıbasımları veMarleneDietrich'inposterleri ile kaplı loş odamda yazıyo-rum. Kapalı panjurlar arasından süzülen ışık huzmelerinindüştüğü beyaz kâğıda bir şeyler çiziktirirken o bana yukarı-dan baygın ve kibirli gözleri ile bakıyor. Hava çok sıcak, boğucu ve kuru. İçeriden televizyonunve çizgi film kahramanını taklit eden ablamındetone sesigeliyor. Dışarıdan cırcır böceğinin umutsuz çığlığı duyulu- or. Onun dışında ev dingin y ve durgun. Sanki her şey cam - an ince bir fanusun içine kapatılıp koruma altına alınmış,sıcak da bütün d devinimleri yavaşlatmış gibi. Oysa ben ken - imi o kadar da dingin hissetmiyorum. Sanki farenin birihissettirmeden tatlıtatlı ruhumu d kemiriyor gibi. Kötü deği-imama iyi de değilim. Aslında işin garibi hiçbir şey deği-im. Ama kendimi, l l dönüp arayıp yeniden bulabiliyorum.Başımı kaldırıp aynaya bakmam ve aynadaki yansımamıgörmem tüm benliğimin dingin ve huzurlu bir mutlulukladolmasına yetiyor. Aynaya yansıyan görüntümü beğenerek izliyorum. Çiz- ileri belirginleşen bedenime, gittikçe biçimlenen g ve kendi-erinden eminlermiş gibi duran kaslarıma ve tişörtümün al-ından uçları gözüken ve her l t hareketimde hafifçe devinengöğüslerime baktıkça hayran kalıyorum. Küçüklüğümdenberi, evde annemin hiç sakınmadan çıplak dolaşması nede - iyle, erişkin bir kadın bedeni benim için bilinmeyen bir şeydeğil. n Ancak tüyler kuytu bir orman gibi "Gizem"i koruyorve gözlerden uzak tutuyor. Sıkça aynaya yansıyan görün-ümden gözümüayırmaksızm parmaklarımdan birini usulca sokuyorum ve aynada beğeni ile bakan t sevecen bakışlarımıyakalıyorum. Kendimi gözleme eylemi o denli güçlü ve odenli hoş ki aniden fiziksel bir hazza dönüşüyor ve ardındanbir dürtü ile tetiklenen anlık bir sıcaklık ve titreme hissedi- orum. Sonra bir y sıkılma, utanma geliyor. ArkadaşımAles -sandra'nınaksine, kendime dokunduğumda fanteziler kurmuyorum. Kısa bir süre önce bana zamanzaman kendinedokunduğunu ve o anlarda kendine zorla ve şiddet uygula- arak sahip olmaya çalışan, canını yakan bir erkeği düşledi -ğini, sır olarak söyledi. y Heyecanlanmam için aynaya bak- am yettiğinden söylediklerine çok şaşırdım. Bana kendimedokunup m dokunmadığımı sordu, hayır dedim. Kendi kendi- e oluşturduğum bu dünyayı yıkmak istemedim. m Bedenimve aynadan oluşan bana ait bir dünya bu ve arkadaşımın so -usunu evet diye yanıtlamak bu r dünyayı aldatmak anlamına gelecekti. Gerçekten iyi hissetmeme yol açan şey hayranlıkla bak -ığım ve sevdiğim aynadaki o yansıma, gerisi t yalan. Rast -antılarla doğan ve sıradanlıkla devam edip giden arkadaş -ıklar öylesine yüzeysel ve yapaylar l l ki. Hepsi yalan... Za- an zaman okuldaki birkaç oğlana armağan olarak sundu- um kaçamak öpücükler m ğ de yalan. Dudaklarımı dudaklarınadeğdirdiğimde ani bir tepki ile geri çekiliyorum ve dilleriniacemice ağzıma soktuklarında uzaklara kaçma isteği duyu- orum. İçinde bulunduğum ruh halini yansıtmayan ve ona y çok aykırı düşen bu ev de yalan aslında. Aniden, duvardakibütün tabloların çivilerinden kurtulup yerlere düşmelerini, paramparça olmalarını, pencerelerden dondurucu kesif birsoğuğun içeriye dolmasını ve dışarıda cırcır böceklerininşarkıları yerine köpeklerin uzunuzun ulumalarını dilerdim. Günlük, ben aşk istiyorum. İçimdeki buzların erimesini,buzdan sarkıtlarımın çatlayıp kırılmasını, kalbimin eriyipakmasını, güzellik ve tutku nehirlerinde boğulmayı istiyo-um. r 8 Temmuz 2 OOO Sokaklar bağrış çığrış. Bu boğucu yaz gününde dışarıdangülme sesleri çınlıyor. Neşeli bir akşam geçirmek için evdençıkmakta olan yaşıtlarımın parlak, canlı ve kaygılı gözleri aklıma geliyor. Bütün gece sahilde, gitar eşliğinde şarkılarsöyleyecekler. Kimileri karanlığın her şeyi örttüğü kuytula-a r çekilecek ve birbirlerinin kulaklarına aşk sözcükleri fısıl- ayacaklar. Kimileri ise yarın sabah, içinde sürüp d giden ya-amı koruyan, gizemini saklayan, güneşin ısıtmaya başladı- ı denizde yüzecek. Evet, yaşıyorlar ve ş ğ yaşamlarını nasılsürdüreceklerini biliyorlar. Ben de nefes alıyorum, biyolojik olarak her şeyim yerli yerinde... Ancak korkuyorum. Evdençıkmaya ve tanımadığım yüzlerle karşılaşmaya korkuyo-um. Evet, r farkındayım, kendi kendimle sürekli bir çatışma içindeyim. Kimi zaman başkalarının arasına karışmayı şid d - etle istiyorum ve bu bana iyi geliyor. Diğer günlerde ise is-ediğim tek şey evde yapayalnız, tek başıma t kalmak. Kedi - i yatağımdan itekleyerek kovuyorum, yatağa uzanıyorumve düşünüyorum... Kimi zaman m bir CD koyuyorum ki bu ge - ellikle bir klasik müzik CD'si oluyor. Müzikle suç ortaklı- ı yapıyoruz ve bu n ğ bana o kadar iyi geliyor ki başka herhan - i bir şeye ihtiyacım olmuyor. g Ancak sokaktan gelen bu bağırtılar ruhumu parçaparçaediyor ve biliyorum ki bu gece birileri benden daha fazla birşeyler yaşayacak. Ve ben bu odada, uyku beni kollarına alın - aya kadar, yaşamın seslerini c dinlemeye devam edeceğim. IO Eylül 2OOO 10:30 Ne düşünüyorum biliyor musun? Günlük tutmanın aslındahiç de iyi bir fikir olmadığını. Kendimi iyi tanıyorum vena sil bir kumaştan yapıldığımı biliyorum. Çokgeçmeden def-erin anahtarını bir yerlerde unutacağımya da t kendimi, ken- i düşüncelerimden kıskanarak, isteyerek yazmayı bırakaca - ım.Ya da belki, pek saygılı d ğ sayılmayan annem, çaktırma- an kâğıtlarımı karıştıracak. Yapmadığı şey de değil. Ben kendimi salak gibi d hissedeceğim ve yazmaktan vazgeçece- im. ğ İçimi dökmekle iyi mi yapıyorum bilmiyorum, ama hiçdeğilse zaman geçiriyorum. 13 Temmuz S abah Günlük, Mutluyum! DünAlessandra ile bir partiye gittim. Yüksektopuklarının üzerinde upuzun, her zamanki gibi çok güzel ve yine her zamanki gibi kaba sabaydı. Ama çok tatlı ve sevim-iydi. Bu türden eğlencelerde l canım sıkıldığından, hem dekolumu kaldıramadığım dünkü boğucu sıcak yüzünden, baş -a pek gitmek t istememiştim. AncakAlessandra onunla bir-ikte gitmem için o kadar yalvardı ki, sonunda gitmeye ka -ar l r verdim.Scooter in üstünde, şarkı söyleyesöyleye şehrin dışındaki tepelere vardık. Yazın kurakgeçmesi gür ve yem- eşil tepeyi kuru ve çorak hale getirmişti.Nikolosi halkımeydanda büyük eğlence için toplanmıştı. y Akşam saatleri- nin serinlettiği asfalt üzerine yerleştirilmiş tezgâhlara kurumeyve ve şekerlemeler koyulmuştu. Gideceğimiz ev, iyi ay- ınlatılmamış dar ve kısa bir yolun sonundaydı. Bahçe kapı -ına d s geldiğimizdeAlessandra birilerini selamlamak isterce sine el kol hareketleri yapma\a ve "'Daniele,Daniele !" diyeyüksek sesle bağırmaya başladı. Bağırdığı kişi yavaş adımlarla yaklaştı ve selam verdi.Karanlıkta tam olarak görülmese bile yakışıklı birine benzi- ordu.Alessandra bizi tanıştırdı. Hafifçe elimi sıktı. İsminifısıldadı. Utangaç biri olduğunu y düşünerek gülümsedim.Karanlıkta aniden bir şey ışıldadı; şaşırtıcı parlaklıkta ve be - azlıktaki dişleri. O y zaman elini daha kuvvetlice sıkarak"Melissa," dedim yüksek sesle. Dişlerim onunkiler kadarbeyaz olmasa bile, parıldayan ve aydınlanmış gözlerimi farketmiştir düşüncesiyle... İçeri girdikten sonra, aydınlıktaonun daha da yakışıklı olduğunu fark ettim. Tam arkasından yürüyordum ve her adım atışında sırt kaslarının hareketi gö-üyordum. Onun yanında, bir altmış boyumla kendimi küçü- ük ve biraz da çirkin r c hissediyordum. Salondaki koltuklarageçtiğimizde tam karşıma oturdu,birasını yudumlarken dikdik gözlerimin içine bakmaya baş -ladı ve o an, alnımdaki sivilcelerden ve onunkinin yanındabembeyaz kalan tenimden utanç duydum. Biçimli ve orantı- burnu aynen Yunan heykellerininkilere benziyor, ellerinin üzerindeki belirgin l damarlar gücüne güç katıyordu. İri vekoyu mavi gözleri kendini beğenmişlik ve kibirle bana ba- kıyorlardı. Bana kayıtsızca bazı sorular sordu. Bu durum ce -aretimi kırmak bir yana, kendimi daha da s güçlü hissetme- e neden oldu. m Benim gibi o da dans etmeyi sevmiyor. Böylece, diğerle-i içki içip şakalaşırlarken ve birbirlerinin r içine düşerlerkenbiz baş başa kaldık. Aramızdaki sessizlik artıyordu ki bozmaya karar verdim. "Ne kadar güzel bir ev değil mi?" dedim kendimdenemin. Yalnızca omuzlarını silkti. Boşboğaz görünmemek için ben de sessiz kaldım. Ardından iç gıcıklayıcı soruları sorma zamanı geldi; di- erleri dans etmekle meşgullerken koltuğuma ğ daha da yak -aştı ve gülümseyerek bakmaya başladı. Beklemediğim içinşaşırdım ve onun yapacağı atağı l beklemeye başladım. Ka -anlıktı, baş haşaydık ve yakınlaşmak için çok uygun bir or -am vardı. "Bakire r t misin?" diye sordu. Birden kıpkırmızı olduğumu, boğazımın düğümlendiğinive binlerce, milyonlarca iğnenin beynime battığını hisset-im. t Utanarak, usulca "evet" dedim ve içinde bulunduğum o uçsuz bucaksız sıkıntı ve şaşkınlığı göstermemek için başı- ı başka yöne çevirdim. Gülmesini bastırmak için dudakla-ını ısırdı, hafifçe m r öksürmekle yetindi ve tek kelime bile et- edi. İçimden kendime lanetler okudum: "Tebrikler, artık sana m pek yazılmaz! Beyinsiz!". İyi de, ne yapabilirim ki,gerçek bu, bakireyim. Bugüne dek bana benden başka kim -e dokunmadı ve ben bununla gurur duyuyorum. Bir yandanda fena halde merak ediyorum, s hatta fazlasıyla! Özellikle deerkek vücudunu çok merak ediyorum, çünkü öğrenebilmemiçin bu hak bana hiçbir zaman tanınmamıştır. Televizyondaaçık sahneler olduğunda babam uzaktan kumandaya atlar vehemen kanalı değiştirir. Üstüne üstlük, yaz tatilini geçirmekiçin buralara kadar gelen Floransalı bir çocukla bütün geceyan yana yattığımız halde, onun korkusuzca dokunduğu şe - e, ben cesaret edip elimi y sürememiştim. Benim dışımda biri tarafından bedenimde yaratılan zev- i hissetmeyi, başka birinin tenini tenimin k üzerinde hisset- eyi ben de istiyorum. Dahası, çevremdeki yaşıtım kızlararasındailk cinsel ilişkiyi yaşama m üstünlüğünü ele geçirme- i de istiyorum. y Bana niye böyle bir soru sordu ki? İlk seferin nasıl olaca - ını bugüne dek düşünmedim ve büyük ğ olasılıkla hiçbir za- an da düşünmeyeceğim. Yalnızca yaşamak istiyorum ve bunu ileriki yaşamımın m hüzünlü ve mutsuz anlarında banaeşlik edecek güzel bir anı olarak saklamak istiyorum, eğerolabilirse tabii. Sanırım o kişi,Daniele olabilir. Bir şekilde öyle olacağını sezinliyorum. Dün gece birbirimize telefon numaralarımızı verdik vegece yarısından sonra, benim ancak bu sabah okuyabildiğimşu mesajı göndermiş: "Seninle çok iyi zaman geçirdim, çoksevimlisin ve seni yeniden görmek isterim. Yarın benim evi- e gel, havuza gireriz". m 19:10 Şaşkın ve huzursuzum. Görüşmemiz, birkaç saat öncesinekadar tahmin bile edemeyeceğim kadar tatsızdı. Başka yazlık evler ve renkrenk , bakımlı binlerce çiçeğinekili olduğu bir bahçe ile çevrilmiş çok güzel bir ev. Güne-in altında havuz masmavi ışıldıyordu ve su davetkârdı. Neyazık ki tam da bugün regl oldum ş ve havuza giremeyece- im. Salkımsöğüdün altında, elimde buzlu çay bardağıylabambu masada oturmuş ğ havuza girip çıkanları, dalanları ve şakalaşanlanizliyordum. Zamanzaman gülümseyerek banabakıyordu ben de mutlu mesut gülümseyerek karşılık veri- ordum. Sonra bir ara havuzun basamaklarından çıktığını, bana doğru gelirken, üstünden y süzülen su damlacıkları ilepırılpırıl parıldayan göğsünü, bir taraftan silkelenip etrafasu sıçratırken bir taraftan da eliyle ıslak saçlarını düzeltisini seyrettim. "Eğlenemediğine üzüldüm," dedi alaycı bir ses tonuyla. "Sorun değil," dedim. "Güneşleniyorum". Hiçbir şey söylemeden, bir eliyle bardağımı alıp masanın üzerine koyarken diğer eliyle elimi tutup beni yerimden kal- ırdı. d "Nereye gidiyoruz?" dedim gülerek ve biraz endişeyle. Yanıtlamadı. Beş on basamak çıkarak ulaştığımız bir ka- ının önündeki paspası kaldırdı, altındaki p anahtarı aldı; işinibilen pırıltılı gözleri ile bana bakarak anahtarı deliğine sok-u. t "İyi de beni nereye götürüyorsun?" dedim, yine az önce- i kadar endişeli ama bunu iyice gizleyerek. k Yine herhangi bir yanıt vermedi, ama küçük bir kahkaha patlattı. Kapıyı açtı, beni içeri çekti ve ardımdan kapıyı ka- attı. Panjurların arasından sızan ışıkla ancak aydınlanan fe- i sıcak odanın içinde, p c sırtımı kapıya dayadı ve tutkuyla du- aklarımdan, çilek renkli ve çilek gibi kokan dudaklarınıntadına d vardırarak öpmeye başladı. Ellerini kapıya dayamıştıve o anda bedenimde dolanmaya başlayan "iyi saatte ol-sun"larındevinimlerine uygun hareket ederek onu okşarken, ellerim kol kaslarının gerginliğini hissediyordu. Sonra öp - eyi kesti, başımı ellerinin arasına aldı ve usulca, "Yapalım mı? m Dudaklarımı ısırarak "hayır" diye yanıtladım, çünkü ani- en yüzlerce korku üşüşmüştü içime. d Tanımlanamayan, so- ut korkular. Belki de tatlılıkla anlatmak istediği şeyi anla- adığım için, yanaklarımı y m tutan elleri ile yaptığı baskıyı ar-ırdı ve beni aşağılara doğru, "Bilinmeyen'Mkabaca göstere - ek biçimde t c itti. Artık tam gözlerimin önündeydi! Erkeklikkokuyordu ve yüzeyindeki damarlar, onunla hesaplaşma zo r -unluluğumu anlatan bir gücün dışavurumuydu sanki. Kalanson çilek tatlarını kaçırarak, kendinden emin bir şekilde du - aklarımın arasından içeriye girdi. d Sonra aniden beklenmedik bir şey daha oldu ve ağzımın içinde sıcak, keskin tatlı, yoğun ve miktarı bol bir sıvı bul- um. Yeni keşfedilen bu şey karşısında irkilmiştim. Elleriile başımı kavrayarak daha güçlü d bir biçimde beni kendisinedoğru çekti. Nefes nefese kalmıştı, zorlukla nefes alıyordu,öyle ki bir an için, nefesinin sıcaklığının bana kadar ulaşabi-eceğini sandım. Ne yapacağımı bilemediğimden o sıvıyı yuttum. l Yutarken yemek borumdan öyle bir ses çıktı kiutandım. Ben hâlâ diz çökmüş dururken ellerinin aşağıya düştüğünü gördüm. Başımdan tutup yukarıya kaldıracağınısanarak, gülümseyerek bekledim. Beklentimin aksine mayo-unu yukarıya çekti, mayonun terden ıslanmış bedeninde çı- arttığı acayip sesi duydum. s k Kendi kendime ayağa kalktım ve gözlerinde beni rahatlatacak, kaygılarımı hafifletecek ve beni mutlu edecek bir şeyler görmeyi, bir şeyler duymayıumdum. "Bir şey içmek ister misin?" diye sordu. Ağzımda hâlâ o keskin tat olduğu için sadece bir bardak su istedim. Odanın diğer tarafına gitti ve birkaç saniye son -a, elinde bir bardak su ile, ben hâlâ kapıya r dayanmış, onungiderken açtığı ışığın aydınlattığı odayı merakla incelerkengeri döndü. İpek perdeleri, heykelleri, şık divanların üzerin- eki kitap ve dergileri inceliyordum. Kocaman akvaryumunışığı duvarlara d vuruyordu. Mutfaktan sesler geliyordu.Utanç duymuyordumya da içimde herhangi bir huzursuzlukyoktu, yalnızca garip bir neşe vardı. Umursamaz bir tavırlasu bardağını bana doğru uzattı. "Gerçekten de böyle mi ya-pılıyor?" diye ona sorduğumda, çok sonra içimi bir utançkapladı. Alaycı bir tavırla ve o pek güzel dişlerini göstererek,"Tabii," diye yanıtladı. O zaman gülümsedim ve onu kucak -ayıp ensesinin kokusunu içime çekerken, tam da o sırada kulpunu tutarak kapıyı açmaya l çalışan ellerini hissettim. "Yarın görüşürüz," dedi ve benim için güzel olan bir öpüşmeden sonra aşağıya, diğerlerinin yanma indim. Alessandrayüzüme gülerek bakıyordu, ben de onu gü -ümseyerek selamladım ve hemen başımı öne l eğdim. Gözle-im yaşlarla dolmuştu. r 29 Temmuz 2 OOO Günlük, Yaklaşık iki haftadırDaniele ile çıkıyorum ve şimdiden ken- imi ona çok bağlanmış hissediyorum. d Benimle olan ilişki-inde inceliksiz olduğu, ağzından gönül okşayıcı, içtenliklibir sözün çıkmadığı bir s gerçek; yalnızca kayıtsızlık, sövgüve iğneleyici gülüşler var. Bilmiyor ki bu tutumu beni ona daha çok bağlıyor, sadık bir köpek haline getiriyor. Eminim,ona karşı beslediğim tutkuyu en kısa zamanda fark edecekve bu tutku onu bütünüyle benim kılacak. Yazın şu sıcak ve tekdüze günlerinde kendimi sıksık , onun tadını, çilek koku -u ağzının tazeliğini, denizden yeni çıkmış taze balık gibi di-i ve l r titrek kaslarını düşlerken buluyorum. Fantezi yüklü yo- un hazlar duyarak kendime dokunuyorum. ğ İçimdeki tutku- un bedenimden dışarıya çıkmak, zincirdenboşahnışçasınatüm gücünü dışa vurmak n istediğini, tenimde hissediyorum. Sevişmekle aklımı bozdum. İçimde beslediğim bu tutkunun tümüyle boşalması ve sonunda özgür kalması için deli gibi, günlerce ve günlerce sevişmek istiyorum. Şimdiden biliyo-um ki ne kadar sevişirsem sevişeyim hiçbir zaman doyma- acağım. Kısa bir süre sonra bir kez r y dahaçığrından çıkmaküzere, taşırdıklarımı yeniden ve yeniden geriye, kendi içime çekip eriteceğim. Ve bu döngü, her seferinde daha da tutku-u devam edecek. l I Ağustos 2OOO Bana, bende tutku yetersizliği olduğu için, o şeyi yapamaya- ağımı söyledi. Her zamanki alaycı tavrıyla c söyledi. Kendi- i aşağılanmış hissettim ve ağlayarak uzaklaştım. m Bahçelerindeki hamağa uzanmıştık. Başını bacaklarımayaslamıştı. Saçlarını okşuyor ve on sekiz yaşının gizlendiğigözlerini kapatan kirpiklere bakıyordum. Parmağımı dudak-arında gezdirdim ve usulca l ucunu arasından sokup ıslattım.Uyandı ve ne olduğunu soran bakışlarını gözlerime dikti. "Sevişmek istiyorum,Daniele ," dedim bir nefeste. Yüzüm resmen yanıyordu. Yüksek perdeden ve öyle çok, öyle çok güldü ki nefesikesildi. "Hadiordan yavrum! Bir daha söyle bakayım, ne yap - ak istiyorsun? Sen daha beni emmeyi m beceremiyorsun!" Şaşırmış ve aşağılanmıştım. Öylece bakakaldım. O an,onu, o pek bakımlı bahçesine gömmek; sonsuza kadar beni çiğneyip yok saymaya devam ederken, orada öylece çürü - eye terk etmek m istiyordum. Oradan kaçtım. Kaçarken"Bok herif!" diye öfkeyle bağırıyordum. Bahçe kapısınısertçe kapattım, gururu kırılmış, ruhu yıkılmış yok olmuş birhalde, oradan uzaklaşmak içinscooter'ımı çalıştırdım. Günlük, insanın kendini sevgiye açması, sevginin akışı- a bırakması neden bu denli güç? Sevgisini n güvence altınaalmak için sıvısını içmemin gerekli olduğunu bilmiyordum.Kendimi tümüyle ona vermemin yeterli olacağını düşünü- ordum ama vermeye hazır olduğum o anda, vermek istedi- im anda, benimle y ğ dalga geçti, yüzüme güldü ve o biçimdekovdu. Aşkımı ifade etme isteğimden hiç söz edilmedi bile. Aslında yapamayacağımı sandığı şeyi deneyebileceğimi, nekadar inatçı olduğumu ve başarabileceğimi henüz bilmiyor. 3 Aralık 2OOO Bugün benim doğum günüm. On beşime basıyorum. Dışarı-ı soğuk ve sabah çok yağmur yağdı. Eve s benim pek de mi-afirperver davranmadığım bazı akrabalarımız geldi. Annemve babam, onlar gittikten s sonra beni azarladılar. Sorun, anne ve babamın yalnızca kendi hoşlarına gidecekşeyleri görmek istemelerinden kaynaklanıyor. Kendileri ne-eli olduklarında benim neşeme eşlik ediyorlar, tatlı dilli ve anlayışlı oluyorlar. ş Mutsuz olduklarında kendi kabuklarınaçekilip uzak duruyorlar, vebalıymışım gibi benden kaçıyor-ar. l Annem, yaşayan bir ölü olduğumu, cenaze marşları din-ediğimi, tek yaptığımın odama kapanıp kitap l okumak oldu- unu söylüyor. Daha doğrusu bunları bu kelimelerle ifadeetmiyor ama ben bakışlarından ğ anlıyorum. Babamın ise gün-erimi nasıl geçirdiğim hakkında en ufak bir bilgisi bile yok, zaten bende de l ufacık da olsa anlatma isteği... Eksikliğini duyduğum şey sevgi, istediğim saçlarımınokşanması, beklediğim sıcak bir bakış. Okulda da cehennem gibi bir gün geçirdim. İki sözlüde, hiç ders çalışma isteğim olmadığından, hazırlıksız yakalan- ım ve Latince'den dönem ödevi almak zorunda kaldım.Danielesabahtan akşama d kadar başımın etini yiyor, gece rü- alarıma giriyor. Kimselere onun için duyduklarımı açamı- orum, y y anlatsam bile kimsenin anlamayacağını biliyorum. Yazılı sınav olduğumuz salon sessiz ve sigortalar attığıiçin loştu. Hannibal'i1Alpleri aşabilmesi veCampidogliobölgesinin kazlarının da onun iyileşmesini beklemeleri için rahat bıraktım ve bakışımı camlan buğulanmış pencerelere çevirdim. Gözüme mat ve donuk görüntüm ilişti; günlük,aşksız bir insan bir hiçtir, koca bir hiç... Ve ben kadın deği lim. 1.Kartacalı general ve devlet adamı (MÖ 247- MÖ 183) Roma İmparatorluğuna karşı açtığıİkinciPöıı Savaşı sırasındaPireneleri veAlpler'i aşarakTicino veTrebia'da Romalılar" ı yen - i (MÖ 218).Apeninler'i aşarken bir gözünü kaybetti.Campania Bölgesine kadar d ilerleyerekMÖ 203 yılma kadar İtalya topraklarında kaldı. Daha sonraKartaca'ya döndü. (ÇN) 25 O c a k 2 O O I Bugün o on dokuz yaşına basıyor. Uyanır uyanmaz cep tele -onuma uzandım ve tuşların çıkarttığıbipbip f sesleri odam- a çınladı. Ona yanıtlamayacağını, teşekkür etmeyeceğini,hatta okurken güleceğini bilebile d kutlama mesajı yolladım.Yazdığım son satırı okurken kendini tutamayarak gülecek-tir: "Seni seviyorum, değerli olan da zaten bu". 4 M art 2 OOI Deftere son yazı yazışımdan bu yana epey zaman geçti ve hemenhemen hiçbir değişiklik yok. Geçen bu süre içindeoradan oraya sürüklendim ve dünyanın yerli yersiz tüm so-unlarını omuzlanma yükledim. r Çevremde yalnızca ikiyüz-ülük görüyorum ve dışarı çıkma fikri bile beni hasta etme-ye yetiyor. Nereye l çıkacağım? Kimle çıkacağım? Bu süre içerisinde,Daniele'e karşı olan duygularım git-ikçe güçlendi ve şu anda benim olması için, t hatta olmasıdüşüncesiyle bile, çıldırıyorum. Evinden ağlayarak kaçtığımdan bu yana görüşmüyoruzve geçen bu süre içinde beni hiç yalnız bırakmayan mono-onluk dün akşamki telefonuyla bozuldu. Geçen bu süre içinde değişmemiş olmasını t umut ediyorum. Her şeyin o"Bilinmeyen" ile tanıştığım sabahki gibi kalmış olmasını di-iyorum. l Sesini duymak beni uzun ve ağır bir uykudan uyandırdı.İşlerin nasıl gittiğini, geçen bu süre içerisinde neler yaptığımı, daha sonra da gülerek,memişlerimin büyüyüp büyüme- iğini sordu, doğru olmadığı halde d büyüdüklerini söyledim. Havadan sudan konuşmamız bitince, ondan ayrıldığım sa- ah söylediğim şeyi, o şeyi yapmak istediğimi b yineledim. Tüm bu geçen aylar boyunca arzudan paramparça olmuş -um, öfkemi kendimden çıkarırcasına, t binlerce kez hazzaulaşarak kendime dokunmuştum. Arzu, ders saatlerinde bilebana egemen oluyordu. Böyle zamanlarda, kimsenin bana bakmadığından emin olduktan sonra, "Gizem"i sıranın de- ir kenarına m dayıyor, bedenimle hafifçe bastırıyordum. Nasıl olduysa dün, telefonda, benimle dalgageçmedi .Tam tersine ona güvenip sırrımı açıklarken beni sessizcedinledi, bunda garipsenecek herhangi bir şey olmadığını, ki- i arzular duymamın doğru ve sağlıklı m olduğunu söyledi. "Hatta," dedi, "Seni uzunca bir süredir tanıdığıma göre arzularını gerçekleştirmende yardımcı olabilirim". İçimi çektim ve başımla onayladım, "Sekiz ay içinde birgenç kız değişebilir ve daha önce anlamadığı şeyleri anla- aya başlayabilir.Daniele , anlaşılan şu sıralar emrine ama- e bir karı bulunmuyor ki birdenbire m d aklına ben geldim," di- e hırladım, içimden "sonunda aradın" diyegeçirken . y "Vay be, sen almış başını gitmişsin kızım! Kapatıyorum,senin gibi biriyle konuşamam". Yüzüme kapının bir kez daha çarpılmasından korkarakgeri adım attım ve "Yok, hayır!" diye yalvardım. "Tamam, tamam. Kusura bakma," dedim. "Görüyorum ki aklın başına çabuk geldi... Sana bir öne -im var," dedi. r Ne söyleyeceğini merak ettiğimden çocuk gibi konuşarakonu yüreklendirdim. Benimle o şeyi yalnızca, aramızdaduygusal herhangi bir şey gelişmeyecekse, salt cinselliğedayalı bir ilişki olacaksa ve birbirimizi canımızın çektiği an arayabileceksek ve yalnızca bu koşulda yapacağını söyledi. Cinselliğe dayalı bir ilişkinin, başlangıçta olmasa bile uzun dönemde, alışkanlıkla da olsa aşk ve sevgiye dayalı bir iliş- iye dönüşebileceğini düşündüm. Masum kaprislerimi k gözardı ederek isteklerine boyun eğiyordum. Bu durumda, bık-ığında fazla sorun yaşamadan üzerinden t atıp kurtulacağı,geçici süreli âşığı olacaktım. Böyle bakıldığında gerçek vemutlak bir anlaşmaydı. Bu anlaşma, taraflardan birisi olduk- a kurnaz, diğeri ise koşulları boynu bükük ve kalbi kırık,meraklı ve ç istekli olarak kabullenmiş iki kişi arasında yapı-ıyordu. Yalnızca ortada, altına imza atılıp kasada saklana l c - ak yazılı bir belge yoktu. Bütün bunlara karşın başarmak istiyorum, çünkü o anın güzel, şiirsel ve ışılışıl olmasını ve hayatımın sonuna kadarbelleğimde yer etmesini istiyorum. I5:l8 Bedenimin tükenmiş olduğunu ve inanılmaz ağırlaştığınıhissediyorum. Sanki koskocaman bir şey üzerime düştü veben altında ezildim. Fiziksel acıdan söz etmiyorum, bu bam- aşka bir acı, içerlerde b bir yerlerde. Fiziksel acı olmadı, üs -üne çıktığım anda bile fiziksel bir acı duymamıştım... t Bu sabahscooter'ımı aldım ve şehir merkezindeki evinegittim. Sabahın çok erken saatiydi, şehrin büyük bir bölümüuykuya devam ediyordu, caddeler hemenhemen boştu. Geçen kamyonlar bana korna çalıyorlar ve laf atıyorlardı. . Benidaha güzel ve parıltılı yapan neşemin farkına vardıklarınıdüşündüğümden ben de onlara gülümsüyordum. Evinin kapısına geldiğimde, her zamanki gibi feci erkengelmiş olduğumu fark ettim. Motorun üzerine oturdum, okulçantamı açtım ve bu sabah sınıfta işlememiz gereken Yu- anca dersimin kitabını çıkartarak n konunun üstündengeç- eyebaşladım. Birisi ile yatmak için okulu kırdığımı öğret - enlerim ah bir duysa! m m Tedirgindim, okuduklarımdan tekkelime anlamadan sayfaları çevirip duruyordum, kalbim kütkütatıyordu, kanımın damarlarımda son sürat aktığını deri- in altından hissedebiliyordum. Kitabımı kaldırdım ve mom tosikletin aynasında saçımı başımı düzelttim. Badem biçi- inde olan pembe gözlüklerimin nefesini m keseceğine veüzerimdeki pançoya hayran olacağına emindim. Dudakları- ı hafifçe ısırarak gülümsedim m ve kendimle gururlandığımıfark ettim. Saat dokuza yalnızca beş vardı ve kapıyı biraz er - ken çalsamdünyanınsonu gelmeyecekti. Zile bastım ve pencerelerden birinde üstü çıplak olarakdikildiğini gördüm. Ahşap kepengi kaldırdı, sert ve alaycıbir ifade ile: " Daha beş dakika var, olduğun yerde bekle, sa - t tam dokuzda çağıracağım," a dedi. Aptalaptal güldüm.Şimdi geri dönüp bir kez daha düşündüğümde, aslında yap -ığının, aramızdaki t ilişkide kimin kural koyucu, kimin kuraluygulayıcı olduğunu anlatmak olduğunu anlıyorum. Balkona çıktı ve "Gelebilirsin," dedi. Merdivenler kedi sidiği ve porsumuş çiçek kokuyordu.Kapının açıldığını duydum. Hiçbir şeye geç kalmak isteme - iğimden merdivenleri ikişerikişer atlayarak çıktım. Kapıyı d açık bırakmıştı, yavaşça seslendim. Mutfaktan tıkırtılar geli- ordu, oraya yönelmek için odayı geçerken y ortada bir yerdekarşılaştık. Çilek tadını anımsatan dudakları ile sertçe ama güzel bir öpücükle beni durdurdu. "Şu tarafa git, bir saniye sonra geliyorum," dedi, sağdakiilk odayı işaret ederken. Darmadağınık odasna girdim. Yeni yataktan kalktığıbelliydi. Duvara Amerikan araba plakaları, manga tarzı çiz- i film kahramanlarının posterleri, çıktığı seyahatlerden fo-oğraf ve kartlar asılmıştı. g t Komodininin üzerinde çocukluk fotoğrafı duruyordu, parmağımın ucuyla okşadım. Arkam- an gelip d bakmamam gerektiğini söyleyerek çerçeveyi in- irdi. d Omuzlarımdan tutarak beni döndürdü, dikkatlice süzdük -en sonra, "Ne boktan giyinmişsin!" diye t haykırdı. "Siktir gitDaniele !" dedim bir kez daha yaralanmış ola-ak. r Telefon çaldı, yanıtlamak için odadan çıktı. Ne dediğitam olarak anlaşılmamakla birlikte, kesikkesik kelimeler vepatlayan gülmeler duyuluyordu. Sonra, "Bekle biraz, gidipbakayım, sonra söylerim sana," dediğini duydum. Kapıdan kafasını uzattı, bana baktı ve telefonun olduğuyere dönerek, "Elleri ceplerinde yatağın kenarında duruyor.Gidip becereyim sonra sana nasıl olduğunu anlatırım. Hoş- a kal," dedi. ç Sırıtarak geldi. Ben de sinirli bir gülümseme ile karşılıkverdim. Tek kelime etmeden kepengi indirdi, odasının kapısınıkilitledi, bir an bana baktı, pantolonunu indirdi, donuyla kaldı. "Eee? Niye hâlâ giyiniksin? Soyunsana," dedi yüzünüburuşturarak. Ben soyunurken gülümseyerek bana bakmaya devam et -i. Çırılçıplak kaldığımda, kafasını hafifçe t eğerek "Eh! Pek fena sayılmazsın. Anlaşılan iyi bir anlaşma yapmışım," de- i. Bu kez gülmedim, d sinirliydim ve kepenklerin arasındansüzülen ışıkta bembeyaz ve duru tenli gözüken kollanmabakmayı sürdürdüm. Boynumdan öpmeye başladı, sonra ya - aş yavaş aşağılara inmeye başladı. Göğüslerime, v sonra ya - aş yavaş "Gizenr'egeldi.Lethe'de su kıpırdanmış, akma - a başlamıştı bile.2 v y "Niye tüylerini almadın," diye söylendi. "Böylesi daha çok hoşuma gidiyor," dedim aynı ses to - unda. n Başımı hafifçe eğdiğimde uyarıldığını görebiliyordum. Ozaman başlamak isteyip istemediğini sordum. "Nasıl yapmak istersin?" diye sordu duraksamadan. "Bilmem. Sen söyle. Daha önce hiç yapmadım ki," de- im, söylediğimden azıcık utanarak. d Karman çorman yatağına uzandığımda çarşaflarının so- ukluğunu hissettim.Daniele üstüme çıktı, ğ dikdik gözleri- e baktıktan sonra, "Sen üste çık," dedi. m "Canım acımaz değil mi yukarıda olunca?" diye sordum acıklı bir sesle. 2. Mitolojide gerek Homeros gerekseVergilius , yeraltında bulunan Ölüler Ülkesinden sözederler. Ölüler Ülkesi yeraltı mağaraları, gölleri ve nehirleri ve tabii ki ölü ruhlarıyla, On İki BüyükOlimpos tanrısından biri olanHades ve karısıPersephone tarafından yönetilirdi.Hades de denilen bu yeraltı Ölüler Ülkesini dünyadanayıran üç ırmaktan söz edilir. Ateş ırmağıPhlerghethon, tanrıların adına yemin ettikleriSytks ve unutuluş ırmağıLethe .Lethe'nin suyun - an içenlerin yaşanılan dünyada unutulan şeylerin hatırlatılacağına, d hatırlanmak istenmeyenşeylerin unutulacağına ve ırmağın suyundan içenlerin geleceği görebileceklerine inanılır, (ç.n.) "Umurumda bile değil," dedi yüzüme bile bakmadan. Üzerine çıktım ve aletinin bedenimin merkezine doğruyol almasını bekledim. Canım biraz acıdı, ama öyle dayanı-lamayacakgibi değildi. İçimde olduğunu hissetmek, sandı- ım gibi beni alt üst edecek kadar ğ kışkırtıcı değildi, aslındatam tersiydi. İçimdeki organı canımı yakıyordu ve sıkıntı veriyordu. Ama ona o şekilde takılı kalmak zorundaydım. Ağzımdan tek bir inilti çıkmadı, dudaklarım bir gülüşlegerilmişti. Duyduğum acıyı yansıtmak, ona, yaşamak iste - ediği duygulan açıklamak anlamına geliyordu. Bedenimikullanmak istiyordu, aydınlığımı m görmek değil. "Hadi küçüğüm, canını acıtmayacağım," dedi. "Sakin ol, korkmuyorum. Ama sen üste çıkamaz mısın?" dedim tatlı bir gülüşle. Oflayarak kabul etti ve üzerime atla- ı. d "Bir şey hissediyor musun?" dedi yavaşyavaş gidip gel- eye başladığında. m "Yo, hayır," dedim, acı duyup duymadığımı kastettiğinisanarak. "Nasılyoo ? Prezervatifin etkisiyle olsa gerek..." "Bilmem," dedim "Herhangi bir acı hissetmiyorum". Yüzünü buruşturarak baktı ve "Hassiktir, bakire değil -in!" diye patladı. s Hemen yanıt vermedim. Şaşakalmıştım. "Nasıl değilim?Affedersin ama bu ne anlama geliyor?" "Kimle yaptın daha önce ha?" diye sordu üzerimden hız-a kalkıp yerlere saçılmış giysilerini toplarken. l "Kimseyle yapmadım, yemin ederim ki!" dedim haykırarak. MelissaP. yatmadan önce IOO fırça darbesi "Hadi... Bugünlük işimiz bitti," Daha sonra olanları anlatmam gereksiz, Günlük. Ağla- ayaya da bağırmaya bile cesaret edemeden m oradan ayrıl- ım. Yüreğimi daraltan ve sinsisinsi kemiren bir hüzün ile tek başıma kalmıştım. d 6 M art 2 OOI Bugün, öğle yemeği sırasında, annem sorgulayıcı bakışları ve kaygılı ses tonuyla, bugünlerde beni bunca düşündürenşeyin ne olduğunu sordu. "Okul," dedim içimi çekerek, "Gırtlağıma kadar ödevebattım!". Babam, bir yandan spagettisini çatalına dolarken bir yan - an da boynunu uzatarak haberlerde d İtalya'nın güncel poli-ikasındaki gelişmeleri izlemeye çalışıyordu. Domates soslududak izlerim çıkacak t biçimde ağzımı masa örtüsüne sildim.Aceleyle mutfaktan çıkarken annem, benim saygısız bir in-an s olduğum, hiçbir şeye ve hiç kimseye saygı duymadığım,benim yaşımdayken onun bir sürü sorumluluğunun olduğu- u, o zamanlar masa örtüsünü kirletmek bir yana yıkayıpütülemekle yükümlü olduğu konusunda n sövüp sayıyordu. "Tabii, tabii!.." diye öteki odadan avazım çıktığı kadarbağırıyordum. Yatağımı açıp örtülerin altına büzülürken gözyaşlarını çarşaflan ıslatıyordu. Çarşaflara sinmiş yumuşatıcının kokusu burnumdanakan sümüklerimin kokusu ile garip bir bileşim oluşturmuş-u. Avucumun içiyle burnumu ve göz yaşlarımı sildim. Kısabir süre önce Taormina'ya3 t gittiğimizde, Brezilyalı kaldırım ressamının çizdiği, duvarıma astığım portreme baktım. Yol- a yürürken d durdurmuş ve "Öyle güzel yüzün var ki, izin verde çizeyim. Hediye olarak yapacağım, para istemem," de m - işti. Kara kalem kâğıt üzerinde gidip gelirken gözlerinin içigülmüş ve parlamıştı, oysa dudakları sıkısıkı kapalıydı. "Neden güzel bir yüzüm olduğunu düşündünüz ki?" diyesormuştum hareketsiz poz verirken. "Çünkü güzelliği, saflığı, yürek temizliğini ve tinselliğiyansıtıyor," demişti hareketleri ile anlatımını güçlendirmeyeçalışırken. Yatağın içinde ressamın söylediklerini ve daha dün sa - ah, yaşlı Brezilyalının, ender olarak bir arada b bulunan vebende görüldüğünü söylediği şeyleri nasıl yitirdiğimi bir kezdaha düşündüm. Buz gibi çarşafların üstünde, yüreğimi sin-ice kemirerek artık çarpmamasına yol açan birisinin elleri arasında yitirdim. Öldü. O s fark etmese bile, belki de ileridekimselerin hiçbir zaman fark etmeyeceği bir kalbim var,Günlük. Onu yeniden birine açmadan önce, bedenimi her- angi birine sunabilirim ve bunu iki nedenle yaparım. Bir, h tadıma bakarken kızgınlığın ve kırgınlığın da tadına bakıpacımayla karışık az da olsa sevgi duyabilir. İki, tutkuma öy-esine tutulur ki onsuz yapamaz hale gelebilir. Ancak ve an- ak ondan sonra, o her zaman en l c çok istediğim şeyden eksil- meden, kendimi bütünüyle ona verebilirim; duraksamadan,zorlamadan, sınırlamadan. Bu süre içinde kollarımın arasında sıkısıkı sarmalayacağım, zorlukla yetişen nazik bir çiçekgibi büyümesine yardım edecek ve deli bir rüzgârın gününbirinde onu önüne katıp birdenbire yok etmesine izin verme-yeceğim, yemin ederim ki. - Sicilya adasının kuzey doğusunda yer alan turistik belde.Etna Yanardağı ile Monte Ta-urcyabakan deniz kıyısında bulunmaktadır. Goethe ve L.H.Lawrence gibi yazarlara esin kay - ağı olmuştur, (ç.n.) n 3 9 Nisan 2 OOI Günler gittikçe güzelleşiyor. İlkbahar birdenbire geliverdi.Bir sabah kalktım ve çiçeklerin uç verdiğini, havanın ılındı- ını, göğün yansımasıyla denizin canlı maviye dönüşüverdi-ğinifark ettim. Sabahları ğ okulascooter imla giderken soğukısırıyor, ancak gökyüzündeki güneş gelecekteki güzel günle-i r müjdeliyor. Denizin içinde sivri kayalar yükseliyor,Polyphemos'ungözünü kör eden "Kimselere" fırlattıkların- an.4Denizin derinliklerinden fışkırıyorlar. kimbilir kaç yıldır oradalar ve ne savaşlar ne d depremler ne deEtna'nın akan lavları onları göçertebildi. Suyun üzerinde görkemleyükselirlerken bana yeryüzünde var olan bunca ikiyüzlülü- ü, bunca zavallılığı çağrıştırıyorlar. Konuşuyoruz, hareketediyoruz, ğ besleniyoruz, çok sayıda edimi yerine getiriyoruz ama kayalardan farklı olarak aynı yerde ve aynı biçimdekalamryoruz . Gittikçe kötüleşiyoruz, Günlük. Savaşlar öldürü- or, depremler sonumuzu getiriyor, y lavlar yutuyor ve aşklar bizleri aldatıyor. Aslında âşık bile sayılmayız, belki de eniyisi bu, değil mi? 4.Polyphemos mitolojide, tanrıZeus'un deniz tanrısı olan kardeşiPoseıdon'ım oğlu olarak ge - er. Homeros'unOdysseia'sında (MÖ ç 8-6.yy),Theokritos (MÖ 3.yy) veLukianos (MS 2,yy)eserlerinde adı geçer. Alnının ortasında tek ve büyük bir gözü olan bir devdir. Tek başına yaşadığı adaya çıkanOdysseus ve adamlarını esir alarak mağarasına kapatır.Odysseııs ve adamları, kendilerini esir ederek tektek yemeğe başlayan devi. şarap ile sarhoş edip, ateşte kızdırdıkları kazık i!e gözü - ü dağlayıp kör ederler. Acıyla uyanan dev, uyuyakaldığı, yaşadığı ve esirleri tutsak ettiği ma - arasının önüne koyduğu kayayı, n ğ çevrede bulduğu diğer kayalarla birlikte, sahilde bekleyengemilerine doğru kaçmakta olanOdysseus ve adamlarına fırlatır. Esirlerinin kim olduğunu bil - emekte verastgele fırlatmaktadır. Deniz içerisinde tektek duran kayalar,Polyphemos'un o zamanrastgele fırlattığı kayalara m benzetilir. Yazar Sicilya adasının doğusunda bulunanKatanya şehrinde yaşamaktadır ve Sicilya Adasısahilleri bu türden kayalarla çevrilidir, ( ç . n . ) Dün gece,Polyphemo'nun kayaları bize bakakaldılar, o,soğuktan titremelerime aldırmaksızın bedenimin üzerinde kasılmalarla sarsılırken, ben gözlerimi ayın deniz üzerinedüşmüş şavkına dikmişken. Her şey sessizce oldu bitti, herzamanki gibi, aynı biçimde, aynı zamanda. Yüzünü omuzla-ımın arkasına doğru r sarkıtmıştı, artık sıcak olmayan nefesi- i boynumda duyumsuyordum. Salyaları tenimin her birsantimetresini n ıslatmıştı, tembel ve üşengeç bir sümüklübö- eğin salgısının izini bıraktığı gibi. Teni, bir yaz sabahı öp - eye c m doyamadığım o ıslak ve parlak bedene ait değilmiş gi- iydi; dudakları çilek tadında değildi, hatta hiç tadı b yoktu.Bana bir ödül olarak sunduğunu sandığı o gizli hamlesiniyaptığı anda, daha çok domuz homurtusuna benzeyen o hı-ıltısını da çıkarttı. Üzerimden kalkıp benim uzandığım de - iz hasırının yanında duran kendi r n hasırına yüzükoyun uza- ırken, omuzlarına binmiş bir yükten kurtulurmuş gibi içiniçekti. Yan uzandım ve n sırtının kıvrımlarını beğeniyle seyret -im. Bir an içimde uyanan dokunma isteğiyle elimiuzattiy -sam da t tepkisinden ürkerek geri çektim. Bir ona, bir deniz- eki kayalara bakıyordum. Bakışlarımı hafifçe d kaydırırkenortada asılı duran ay gözüme ilişti. Keyifle aya bakmayı sür-dürdüm. Sonra gözlerimi kısarak yuvarlaklığını ve tanımla- amaz güzellikteki rengini görme merkezime aldım. n Sanki birden daha önce anlamadığım bir şeyi şimdi anla- ışım gibi, sanki daha önce ulaşılamaz olan bir m sırra ermişim gibi aniden dönüverdim ve "Seni sevmiyorum!" dedimusulca, kendi kendime söylüyormuşum gibi. Bunu düşünmeye zamanım olmamıştı bile.Bana doğru döndü, gözlerini açtı ve "Ne saçmalıyorsunsen?" diye sordu. Başımı çevirmeden, bir süre yüzüne baktım ve öncekin- en daha yüksek sesle, "Seni sevmiyorum!" d dedim. Bir süre sessizce durduktan sonra yeniden bana sırtınıdöndü. Biraz öteden araba kapısının kapanma sesi ile gençbir çiftin gülüşmeleri duyuldu. Yüzünü, rahatsız olduğunugösterir bir ifadeyle onlara doğru döndü ve "Ne bok yiyorbunlar... Düzüşmek için burayı mı buldular, beni rahat bı -aksalarya !" dedi. r Tırnaklarımdaki parlatıcının parıltılarını incelerken. "Sa- ırım onların da istedikleri yerde birbirlerini n becerme hakla -ı var, değil mi?" dedim. r "Bak tatlım... Başkalarının ne yapıp ne yapamayacakları- ı sen söyleyemezsin. Kararları hep ben n verdim ve veririm,hatta ve hatta senin hakkındaki kararları da hep ben verdim,bundan böyle de yine ben vermeye devam edeceğim". O konuşurken sıkıldığımı belli ederek yüzümü döndümve nemli hasırıma uzandım. Sinirlisinirli omuzlarımdansarsmaya ve sıktığı dişlerinin arasından anlaşılmaz sesler çı-kartmaya başladı. Kıpırdamadım, bedenimdeki hiçbir kashareket etmiyordu. "Bana böyle davranamazsın!" diye avazı çıktığı kadarhaykırıyordu, "Sen beni böyle fırlatıp atamazsın! Ben ko- uştuğum zaman beni dinlemek zorundasın ve sakın arkanıdönmeye kalkma, anladın n mı?" O zaman hızla döndüm, bileklerinden sıkıca kavradım veellerimin arasında güçsüzlüklerini fark ettim. Ona acıdığımıve kalbimin sıkışmakta olduğunu hissettim. "Benimle konuşsaydın seni saatlerce dinleyebilirdim,keşke dinlememe fırsat verseydin." dedim usulca. Bedeni gevşedi. Gözlerini kıstı ve aşağıya doğru çevirdi. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Utancından yüzünü elleriy-e kapatmıştı. Sonra yeniden hasırın üzerine l bacaklarını kı- ırarak uzandı. Kıvrık bacaklarıyla daha çok masum ve ko -unmasız bir çocuğa benziyordu. v r Yanaklarından öptüm, sessizce hasırımı katladım, orayaburaya dağılmış eşyalarımı toplayarak yeni gelen genç çiftedoğru döndüm. Birbirlerine sarılmışlardı. Koklaşıyorlardı.Genç kız erkeğin boynuna sarılmış, kokusunu içine çekiyor- u. Bir an için durdum ve onları seyrettim. Dalgaların çı- arttığı hışırtı d k arasında "seni seviyorum" diye fısıldaştıkları-nıduydum. Beni eve kadar getirdiler. Rahatlarını kaçırdığım içinözür diledim, defalarca teşekkür ettim. Tam aksine, bana yardım edebilmiş olmaktan ötürü mutluluk duyduklarınısöylediler. Bu satırları yazarken suçluluk duyuyorum. Günlük. Islakkumların üzerinde onu ağlarken, acınacak haldeyken bırak -ım, ona katı davrandım, bir alçak gibi uzaklaştım. Kendisi- i kötü hissetsin diye yalnız t n bıraktım. Bütün bunları onuniçin yaptım, biraz da kendim için. Bugüne kadar beni hep ağlattı ve beni sarıp sarmalamak, teselli etmek yerine be - imle dalga geçti. Yalnız kalmak onun için dram olmaya- ak. n c Benim için olmayacağı gibi. 33 3 0 Nisan 2 OOI Mutluyum, mutluyum, mutlu! Mutlu olmam için hiçbir şey olmamasına karşın mutluyum. Hiç kimse beni telefonla ara- ıyor, hiç kimse gelmiyor. Bununla birlikte tüm gözenekle-imden neşe fışkırıyor ve bugüne m r dek olmadığım kadar çokmemnunum kendimden. Paranoyalarımın tümünü kovdum,kaygıyla telefon edecek diye beklemiyorum, bedenimi vebeni umursamaksızın üzerime çıkıp tepinmelerinin bıraktığıhüzün yok artık. Anneme, kim bilir nereden döndükten son -a, nerede olduğumu sorduğunda bir araba yalan r söylemek-en kurtuldum. Her zamanki can sıkıcı yanıtlarım yok artık. Yok şehir merkezinde bira t içiyorduk da, yok sinemadaydıkda, yok tiyatrodaydık da... Eğer oralara gitmiş olsaydık ne -er olurdu diye l hayal kurarak uykuya dalmalar da yok. Emi - im çok eğlenirdim, yeni insanlar tanırdım; yalnızca ev,okul n veDaniele ile olan cinsel yaşamım arasında sıkışıp kal- ış bir yaşamım olmazdı. Şimdi öyle bir yaşam m istiyorum.Böyle bir yaşamı kurmak ne kadar zaman alır, nelere malolur umurumda değil. ŞimdiMelissa ile ilgilenecek birileri- i istiyorum. Belki yalnızlık beni tüketiyor ama beni ürküt- üyor. Ben, kendimin en iyi n m arkadaşıyım; asla kendi kendi -mi aldatmam, asla bırakıp gitmem. Belki kendime kötülük ediyorum, belki evet yapıyorum bunu. Bunu kötülük yap- aktan hoşlandığım için yapmıyorum, kendimi bir m biçimdecezalandırmak istediğimden yapıyorum. İyi de, benim gibibirisi, kendini hem sevip hem de nasıl cezalandırabilir, aynıanda? Bunun bir çelişki olduğunu biliyorum, Günlük. Bugü- e kadar aşk ve nefret, hiç n bu kadar iç içe, hiç bu kadar karşı karşıya, hiç bu kadar benim içimde olmamışlardı. 7 Temmuz 2 O Ol00:38 Bugün onu yeniden gördüm. Bir kez daha, umarım son kezduygularımı kötüye kullandı. Her zamanki gibi başladı veaynı biçimde bitti. Ben salağın tekiyim. Günlük. Bir kez da- a bana yaklaşmasına izin h vermemeliydim. 5 Ağustos 2 OOI Sonsuza kadar bitti. Alçak gönüllülük yapmayacağım amabenim bitmediğimi söyleyebilirim memnuniyetle, tam tersi- e yaşamaya yeni başlıyorum. n II Eylül 2 OOI 15=25 BelkiDaniele de şu anda televizyonda benim seyrettiğimprogramı seyrediyor ve benim gördüklerimi görüyordur. 28 Eylül 2 OOI Okul daha yeni açılmıştı ama her zamanki gibi direniş, top-antı ve gösteri rüzgârları esmeye başlamıştı. l Eylemcilerleonlara karşı çıkan yönetim arasında girişilecek kavgalarda,tartışmacıların kızgın yüzlerini kafamda canlandırabiliyorum. 35 Az sonra, küreselleşme konulu bu yılın ilk toplantısıbaşlayacak. Şu anda dersimiz boş. Arkamdaki kızlar bu sa -bahki konuşmacılardan biri hakkında konuşuyorlar. Melekyüzlü ve sivri zekâlı, yakışıklı bir çocuk olduğundan sözediyorlar. İçlerinden biri sivri zekâdan çok melek yüzününonu ilgilendirdiğini söyleyince diğerleri kıkırdadılar. Ar-kamdakiler, birkaç ay önce, hakkımda, "sevgilisi bile olma - an birine verdi" diye y dedikodu yaparak beni rezil eden tip -er. İçlerinden birine sırrımı açmış veDaniele ile aramda ge- enleri l ç anlatmıştım. O da bana sarılmış ve büyük bir ikiyüz-lülükle "Çok üzüldüm," demişti. "Niye böyle birisine ebeletmiyorsun kendini?" dedi de- inki diğerine. m "İtiraz etse bile onun zorla ırzına geçerim," diye yanıtla- ı diğeri gülerek. d "YasenMelissa ?" diye bana sordu, "Sen ne yapardın?" Arkama, onlara doğru döndüm, onu tanımadığımı ve hiç- ir şey yapmak istemeyeceğimi söyledim. b Şimdi gülüşüyor-ar. Gülme seslerine, boş saatin bittiğini haber veren zilinmetalik sesi karışıyor. l Toplantı için sahneye kurulmuş olan platforma oturum baş- anı olarak çıktığımda, düşürülmek istenen k gümrük vergile-iya da yakılanMcDonalds'lar hakkında herhangi bir hazır-ığım yoktu. Ben ve iki yanımda r l karşıt görüşlerdeki konuş - acılar, uzun toplantı masasının tam ortasında oturuyorduk.Melek yüzlü çocuk m hemen yanı başımda oturuyordu ve yakışıksız bir biçimde tükenmez kalemini kemiriyordu. Sağgörüşlü konuşmacı, kızgın sol görüşlünün söylediklerine kendinden emin bir tavırla karşı çıkarken gözlerim tüken m - ez kalemin mavi mürekkebini dişlerine bulaştırmış olanmelek yüzlüye kayıyordu. "Söz almak istiyorum, ismimi katkıda bulunacaklardanbiri olarak duyurur musun?" dedi, önündeki not kâğıtların- an kafasını kaldırmadan. d "Adın nedir?" dedim alçak sesle."Roberto," dedi bu kez gözlerime bakarak, o ana kadarbilmediğime şaşırmış bir ifadeyle. Konuşmak için ayağa kalktı. İçeriği güçlü ve sürükleyicibir konuşması vardı. Elinde mikrofon ve tükenmez kalemiile rahat tavırlarını izliyordum. Dinleyiciler, doğru noktala -a değinmesini bilen, r düşündüğünü tersine bir anlatımla,alaycı ve hazırcevap üsluplu konuşmasına dikkat kesilmiş-erdi. Hukuk l bölümünde okuyan bir öğrencinin, belirli birkonuşma becerisinin olması doğal diye düşünüyordum kizamanzaman dönerek bana baktığını fark ettim. Bunun üze-ine ben de şeytanca bir dürtüyle ama doğal r bir tavırla, göm-eğimin yakasını hafifçe, göğüs aralığına kadar görünecekbiçimde açtım. Belki de l yaptığımın farkına vararak biraz te - irgin ve meraklı görünerek daha sık dönmeye, beni kesme - e başladı, d y en azından bana öyle geldi. Konuşması bittiğin- e yerine oturdu ve alkışları umursamazcasına tükenmez ka d l -emini yine ağzına sokarak kemirmeye başladı. Sonra banadoğru dönerek, "Adını hatırlamıyorum," dedi, ben konuş- aları tutanaklar geçirirken. m Biraz oyun oynamak istedim onunla ve "Henüzsöylememistim," dedim. 37 "Aa! Evet doğru," dedi başıyla hafifçe onaylayarak. Notlarının üzerine eklemeler yapmaya başladığını gör- üm. Adımı söylememi beklediğini düşünerek d mutlumutlugülümsedim. Doğal ve saf gülümsememle, "Melissa," dedim. "Hrara... Yunanca'da 'arı' demek. Bal sever misin?" "Fazla tatlı," dedim. "Daha kuvvetli lezzetleri tercih ede-im," diye yanıtladım. r Başını salladı, gülümsedi. İkimiz de yapmakta olduğu- uz not alma işine döndük. Biraz sonra o sigara m içmek için yerinden kalktı. Başka bir yakışıklıyla güldüğünü ve el kolhareketleri yaparak konuştuğunu görüyordum. Arada sigara -ını ağzından uzaklaştırıp bana bakıyor ve gülümsüyordu.Uzaktan daha uzun s boylu ve daha ince görünüyordu. Saçla -rı yumuşacık ve kokuluymuş gibi duruyordu, bronz renkliperçemleri tatlıtatlı yüzüne düşmüştü. Elektrik direğine,tüm yükünü kalça kemiğine verircesine yaslanmıştı. Eli pan-olonunun cebindeydi ve sanki cebinden kalça kemiğini çe- ip çıkartacakmış gibi t k duruyordu. Yeşil kareli gömleği pan-olonundan dışarıya çıkmıştı. Yuvarlak gözlükleri entelektü- l t e görüntüsünü tamamlıyordu. Arkadaşını okul çıkışlarında bildiri dağıtırken sıksık görmüştüm. Ağzında hep yarı sö- ük purosu olur. n Oturum bittiğinde, temize çekip tutanak olarak teslim et - ek zorunda olduğum, masanın her yanına m dağılmış notları- ı toplarkenRoberto geldi, elimi sıktı ve güzel bir gülüm-emeyle, "Hoşça kal yoldaş!" m s dedi. Gülmeye başladım ve yoldaş olarak çağrılmamın hoşumagittiğini, bunu eğlenceli bulduğumu itiraf etmek zorundakaldım. "Hadihadi ! Orada ne çene çalıyorsun? Oturumun bittiği- i görmüyor musun?" dedi müdür yardımcısı n ellerini birbi-ine vurarak. r Bugün mutluyum. Yeni ve hoş birisiyle tanıştım ve sanı-ım bu burada kalmayacak. Biliyor musun r Günlük, bir şeye ulaşmak istersem o şeye ulaşıncaya kadar çok inatçıyımdır.Telefonunu ele geçirmenin dışında istediğim şey, bildiğin gibi, onun düşüncelerinde kendime yer açmak. Ama bütünbunlardan önce ne yapmak gerekiyor biliyor musun... 10 Ekim 2 OOI 17=15 Bugün hava nemli ve hüzünlü, gökyüzü gri renkte, güneş isebulutların ardında donuk ve yusyuvarlak bir leke gibi duru- or. Sabah yavaşyavaş yağmur yağmaya başlamıştı. Şimdiise çakan şimşeklerin y elektrikleri kesmesine ramak kaldı.Havanın nasıl olduğu hiç umurumda değil, çünkü çok mut-uyum. l Okul çıkışında, yağmura aldırmaksızın zorla kitap satma- a çalışanya da bildiri dağıtmaya çalışan her y zamanki akba- alar vardı. Yeşil yağmurluğu ve ağzında purosu ileRober -to'nunarkadaşı da vardı, b yüzünde basmakalıp gülümsemesiile kırmızı kâğıda basılmış bildiriler dağıtıyordu. Bana dabir tane vermek için yaklaştığında ne yapacağımı, nasıl dav-anacağımı bilmediğimden afallayarak baktım. Ürkek r birte -Şekkürleoradan yavaş adımlarla uzaklaşıyordum ki, her zaman böyle bir fırsatın kolaykolay elimegeçemeyeceğini dü-ündüm. Telefon numaramı, bana verdiği kâğıdın arkasınayazıp geri döndüm ve ş kâğıdı ona iade ettim. 39 "Ne yapıyorsun? Başkalarının yaptığı gibi fırlatıp atmak-tansa bana geri mi veriyorsun?" dedi gülerek. "Yooohayır,Roberto'ya vermeni istiyorum," dedim. Şaşkınşaşkın , "Roberto'dabu kâğıtlardan yüzlerce var,"dedi. Dudaklarımı hafifçe ısırarak, "Robertodaha çok arkasın - a yazılı olanla ilgilenecektir," dedim. d Daha da şaşırarak, "Aaşimdi anladım," dedi. "Biraz son -a onu göreceğim ve emin ol unutmam, r veririm". "Çok teşekkür ederim," dedim. Yanağından usulca öp - ek isterdim. m Birkaç adım atmıştım ki çağırıldığımı duyarak döndüm.Koşarak bana doğru geliyordu. "Bu arada benim adımPino . Tanıştığımıza memnun ol- um. SenMelissa'sın değil mi?" dedi nefes d nefese. "Evet adımMelissa ... Görüyorum ki kâğıdın arkasınıokumak için fazla beklememişsin". "Eeeene yapalım..." dedi gülerek, "Merak zeki insanlaraözgüdür. Sen meraklı mısındır?" Gözlerimi kapatarak, "Aaah! Hem de nasıl!" dedim. "Gördün mü bak. O zaman sen de zeki bir kızsın". Egomun açlığını gidermiş, keyiften doymuş bir halde se-am verip ayrıldım. Okulun karşısındaki meydana, l her za- anki toplanma yerimize doğru yürüdüm. Kötü hava nede- iyle meydan neredeyse boştu. m n Motosikletimi almadan öncebiraz oyalandım, çünkü bu saatte yollarda,scooter kullanıyor olsan bile, yoğun trafik olur. Birkaç dakika sonra cep te -efonum çaldı. l "Alo?" "Eee... Selam, benRoberto ". "Vaaay! Selam". "Beni şaşırttın biliyor musun?" "Gözüm karadır. Beni atamayabilirdin de. Yüzüme kapıçarpılması riskini göze aldım". "Çok iyi yapmışsın. Okula bir uğradığımda telefon nu- aranı istemeyi ben de düşünüyordum. m Çekindim biliyormusun... Kız arkadaşım sizin okulda okuyor da..." "Yaaa, demek boşta değilsin". "Evet ama... Pek de umurumda değil ". "Ben de pek umursamam". "Eeesöyle bakalım, beni aramaya nasıl karar verdin?" "Yasen, sen beni niye aradın?" "Önce ben sordum". "Çünkü seni daha iyi tanımak istedim, çünkü seninle bi-az zaman geçirelim istedim". r Sessizlik. "Şimdi sıra sende". "Aynen. Önceden söylediğim gibi gerçi, bir bağlantımvar ama". "Ben bu türden bağlantılara pek inanmam zaten. İnsanla-ın birbirlerine güvenleri sarsıldığında aynı r şekilde devametmiyor". "Yarın sabah buluşalım mı, ne dersin? "Olmaz, okul var. Cuma sabahına ne dersin, o gün okul - a direniş var. Nerede?" d "Saat 10:30'da üniversite yemekhanesinin önünde". "Tamam, orada olacağım"."Tamam o zaman, cumaya görüşmek üzere"."Cumaya... Öptüm'*. 14 Ekim 2OOI17:30 Her zamanki gibi yine kararlaştırılan buluşma saatinden çok önce gelmiştim. Hava dört gündür aynı, inanılmaz bir tekdü- elikte. z Yemekhaneden çevreye sarımsak kokulan yayılıyordu.Benim beklediğim yerden kadın aşçıların tencere tava gürül-üleri ve bir çalışma arkadaşlarının arkasından söyledikleriduyuluyordu. Önümden bana t göz kırparak birkaç erkek öğ -enci geçti, bengörmemezlikten geldim. Kendi düşüncele-rimden çok aşçı r kadınların söyledikleriyle ilgileniyordum.Sakindim, kesinlikle sinirli değildim, kendimi dış dünyanın dalgalanmasına koyuvermiştim ve kendi kendimle ilgilen- iyordum. m San arabasıyla geldi. Koskoca bir atkıyla, yalnızca göz -üklerini dışarıda bırakacak biçimde abartıyla l sarıp sarma -anmıştı. l "Tanınmamak için... Ne yapalım, biliyorsunya kız arka- aşım... Yan yollardan gideceğiz, yol biraz d uzayacak amahiç değilse risk almayız," dedi arabaya bindiğimde. Arabanın penceresini kırmak istercesine sert yağan yağ - urun çıkarttığı gürültüyü dinliyordum. m Gitmekte olduğu- uz yer, şehrin dışında,Etna eteklerindeki yazlık evleriydi. m Ağaçların kuru ve kahverengi dalları bulutlu gökyüzünüufak yaralar açarcasına parçalaraayırmıştı . Kuş sürüleri, da- a sıcak bölgelere ulaşma telaşıyla yoğun yağmurun altındagüçlükle uçmaya çabalıyorlardı. h Ben de daha sıcak bir yeriçin havalanıp uçmak isterdim. İçimde hiç telaş yoktu. San - i evden yeni bir işe k başlamak için çıkmış gibiydim. Her- angi bir heyecan bile duymadan... Yorucu, ancak yapmak zorunda h olduğum bir işe gider gibiydim. "Torpido gözünü açsana, CD olmalı". Bir tomar CD aldım ve içlerindenCarlosSantana'nınki -niseçtim. Lisemden, üniversitesinden söz ettikten sonra sıra bizegeldi. "Beni yanlış anlamanı istemem," dedim. "Dalga mıgeçiyorsun ? Kendi kendimi yanlış anlamakanlamına gelir bu. Sonuçta ikimiz de aynı şeyi aynı şekildeyapıyoruz. Aslında belki de benim için daha onursuz bir du-um bu, bir kız arkadaşım r olduğuna göre. Nasıl desem, o..." "Vermek istemiyor," diye araya girdim gülümseyerek. "Doğru anlamışsın!" dedi benimkine benzer bir gülüm-emeyle. s Bozuk, dar bir sokaktan içeriye girdi ve biraz gittiktensonra büyük yeşil bir giriş kapısının önünde durdu. Araba - an indi, kapıyı açtı, yeniden arabaya binerken sırılsıklamolmuş kazağının d üzerindekiCheGuevara baskısını gördüm. "Hassiktir!" diye bağırdı. "Daha sonbahardayız ama şim- iden hava çok iğrenç!". Sonra bana dönerek d sordu: "Heye- anlı gibi misin?". c Çenemi kaldırıp dudaklarımı sıktım, başımla destekleyerek, "Yo hayır, hiç de değil," dedim. Evin kapısına kadar, başımı çantamla koruyup koşmayabaşladım. Sağanak yağmurun altında koşarken bir yandanda aptallar gibi gülüyorduk. Evin içi kapkaranlık ve buz gibiydi. Zifiri karanlıkta güç-ükle ilerleyebiliyordum. O, alışkanlıkla tüm l köşeleri, döne - eçleri bildiğinden rahatça yürüyordu. Görece aydınlık sa- ılan bir yerde durdum. Hemen m y yakındaki divanın üzerine çantamı koydum. Robertoarkamdan yaklaşarak beni kendisine doğru dön - ürdü ve dilini de bolca kullanarak öptü. Bu d öpüşDani -ele'inkinepek benzemiyordu ve doğrusunu söylemek gere - irse biraz midemi bulandırmıştı. k Yanlış anlamasına yol aç- ayacak biçimde, nazikçe iteleyerek kendimden uzaklaştır-dımve avucumun m içiyle dudaklarımı sildim. Dudaklarımıkuruladığım elimden tutarak aynı zifiri karanlıkta ve aynı dondurucu soğukluktaki yatak odasına doğru götürdü. Boynumu öperken, "Biraz ışığı açamaz mısın?" diye sor- um. d "Açmam, böylesi daha çok hoşuma gidiyor". Beni iki kişilik geniş yatağa oturttu, önümde diz çöktü veayakkabılarımı çıkarttı. Heyecanlı değildim ama soğukkanlıda değildim. Bir an, sanki yaptıklarımızı, yalnızca o yap- aktan hoşlandığı için m yapıyormuşuz gibi geldi bana. Beni vitrinde duran bir mankeni soyuyormuş gibi soydu.Vitrindeki insan taslağını yeniden giydirmeyeceğindenemin, çabucak ve umursamazca soyan bir tezgahtar gibiydi. Çoraplarımı gördüğünde şaşırarak, "Vay be, jartiyerli ço -ap giyiyorsun ha?" dedi. r "Evet, her zaman böyle giyerim," diye yanıtladım. "Seni koca domuz seni!" diye haykırdı.5 Yersiz yorumu karşısında utandım utanmasına ama,utanmaktan daha da çok, o eğitimli ve efendi çocuğun, böy -esine kaba saba ve aşağılık bir adama dönüşmesine şaşıpkalmıştım. Gözleri alev alevdi ve l oldukça iştahlı bakıyordu. Elleri hoyratça gömleğimin vekülodumun içerisinde dolaşı- ordu. y "İstersen çıkartayım," dedim isteklerini yerine getirmedeyardımcı olmak için. "Bırak, bırak, seni daha da domuzlaştırıyor". Yüzüm bir kez daha kızardı. Ancak bu arada, ocağımın yavaşyavaş ateşlenmekte olduğunun ve nesnel gerçekliğinbenden yavaşyavaş uzaklaşmakta olduğunun farkına var- ım. "Tutku" duruma egemen d olmaya başlamış, üstünlükkurmak üzereydi. Yataktan aşağıya indim. Ayaklarımın altındaki tabanın kayganlığının ve inanılmaz soğukluğunun farkına vardım.Beni alıp götürmesini, ne istiyorsa onu yapmasını bekliyor- um. d "Em beni orospu!" diye fısıldadı. Utancımı göz ardı ettim, fırlatıp attım ve bana söyleneni yaptım. Erkeklik organının sertleştiğini ve büyüdüğünü his-ettim, koltuk altlarımdan tutup yatağa doğru kaldırdı. s Beni korunmasız bir bebek gibi üstüne çıkarttı ve aletinihenüz tam açılmamış ve yeterince ıslanmamış cinsel organı- a doğru yönlendirdi. m talyanca'dafiziki anlamda çok kirliya da ahlâki anlamda kınanacak kadar pis işler y apan- etoplum tarafından mahkûm edilip dışlananlar için kullanılan bir deyim. "Sana acı çektirmek istiyorum. Hadi, bağırmaya başla, canını yaktığımı hissettir bana". Nitekim canım acıyordu, cinsel organımın içi duvarları- ın yandığını hissediyordum ve açılma istem dışı n olarak daolsa başlamıştı. Zifiri karanlık oda başımın etrafında dönerken acıylahaykırıyordum. Utançtan eser kalmamıştı, onun yerini, be- im olması için duyduğum şiddetli arzu almıştı. n "Haykırıyorsam..." diye düşündüm "kendisi böyle istedi- ine göre halinden hoşnut olmalı. Benden ğ istediği her şeyi yapacağım". Avaz avaza bağırıyordum, acı çekiyordum ve en ufak birzevk bile almıyordum. Oysa o patlamıştı, ses tonu değişmiş-i ve edepsiz, kaba sözlerle konuşuyordu. t Bu sözler bana yönelikti. Öylesine yoğun bir şiddetle ko - uşuyordu ki ve söyledikleri öyle n yaralayıcıydı ki, içime gi-erken duyduğum acının çok ötesinde canım yanıyordu. r Sonra her şey eski haline döndü. Komodinin üzerindengözlüklerini aldı, bir mendil ile prezervatifi fırlatıp attı, ses-iz sakin giyindi, başımı okşadı ve geri dönerken arabada,biraz önce hiçbir şey olmamış s gibi Bin Ladin veBush'tansöz ettik. 25 Ekim 2OOI Robertosıksık telefon ediyor. Sesimi duyduğunda içinincanlandığını ve sevişme isteği uyandığını söylüyor. Son bö -ümünü alçak sesle, kimseye bir şey duyurmamaya çalışarakve söylediğinden utanarak söylüyor. l Benim için de aynı duyguların geçerli olduğunu ve kendime dokunurken onudüşündüğümü söylüyorum. Doğru değil, Günlük. Kendinle gurur duyması için böyle söylüyorum. Nitekim her seferin- e, kendini beğenerek, d kendiyle dopdolu "Çok iyi bir âşık olduğumu biliyorum. Kadınlar benden çok hoşlanıyorlar,"diyor. Ukalâ, kendini beğenmiş, kendinden memnun bir melek.Dayanılmaz! Hayali gün boyu peşimi bırakmıyor. Onu tut- ulu âşıktan çok kibar, efendi çocuk haliyle hayal ediyorum.Değişik anlarda değişik k kişiliğe dönüşebilen, kendini belirlibir dengede tutmayı bilen biri olduğunu düşünüyorum ve birkişilikten diğerine dönüşümü beni neşelendiriyor. Benimtam tersim. Ben her zaman aynı, her zaman ben, her zamanbizzat kendim gibiyim. Tutkum herhangi bir yerde olabili- or, şeytanlığımın olabildiği gibi. y I Aralık 2OOI İki gün sonra doğum günüm olduğunu söylediğimde sevinç-e haykırdı: "Güzel, sıra dışı bir biçimde l kutlamalıyız o hal- e!" d Güldüm ve "Roby, dün yeterince güzel bir kutlama yap-ık. Memnun kalmadın mı yoksa?" dedim. t "Aaaolmaz... Doğum günün özel olacak dedim. SenPi -no'yutanıyorsun değil mi?" "Tabii ki tanıyorum," diye yanıtladım. "Beğeniyor musun?" Yanıtın beni ondan uzaklaştırabileceğinden kaygılanarak"ir an duraksadım ama, sonra doğruyu söylemeye karar verdim: "Evet, oldukça". "Çok iyi. O halde seni yarın değil öbür gün almaya ge-irim". l "Olur," deyip telefonun ahizesini, bu imalı konuşmasınınsonucunu merak ederek yerine koydum. Ona güveniyorum. 3 Aralık 2 O Ol4:30 On altıncı doğum günüm. Burada kalmak istiyorum, dahaileriye gitmeden... On altı yaşında insan hem kendi eylemle-inin sorumluluğunu üstleniyor, hem de rastlantıların ve ön-görülemeyenlerin kurbanı r oluyor. Giriş kapısından çıktığımdaRoberto'nun sarı arabasındayalnız olmadığını gördüm. Karanlığa karışmış puronun ko - u siluetini görünce durumu anladım."Hiç değilse doğum gününde evde y kalabilirdin,"demiştiannem, evden tam çıkmak üzereyken. Kulak asmamış, dairekapısını yavaşça kapatırken, sözlerini yanıtlamamıştım bile.Kendini Beğenmiş Melek Surat gülerek banabakıyorduvebenPino'nun arkada oturduğunu fark etmemişim gibiarabaya bindim. "Eee?" demiştiRoberto başıyla arabanın arka koltuğunuişaret ederken, "Hiçbir şey söylemeyecek misin?" Başımı çevirdim ve arkada yayılmış oturanPino'yu gör- üm. Gözleri kıpkırmızıydı ve gözbebekleri d genişlemişti.Gülümsedim ve ""Ne o çektin mi?" diye sordum. Başıyla evet diye yanıtladı veRoberto , "Üstüne üslükkoca bir şişe de yaşam suyu içti," dedi 6 "Anlaşılıyor," dedim, "Kafayı bulmuş". Şehrin ışıklan arabanın camlarına yansıyordu, dükkânlarbu saatte bile açıktı ve dükkân sahipleri sabırla Noel'i bek -iyorlardı. Kaldırımlarda bir iki çift ve birkaç aile,geçmek-eolan bu arabanın içerisinde, l t benim ve kim bilir beni nere- e sürüklemekte olan iki erkeğin bulunduğun farkında ol- aksızın y m dolaşıyorlardı. EtneaCaddesi'nigeçtikten sonra beyaz ışıklarla aydınla -ılmışDuomo'yu ve onu çevreleyen görkemli t hurma ve pal- iye ağaçlarını gördüm. Bu caddenin altından, lav taşlarıy-a adeta örtülmüş bir nehir akar. m l Sessiz ve sakin akar ve fark edilemeyecek kadar ufaktır. Aynen, bilgece ördüğüm zırhı - ın altındaki m sessiz ve uysal düşüncelerim gibi... Akıyorlar.Yüreğimi parçaparça ediyorlar. Sabahları buralarda balık pazarı kurulur. Balıkçıların el-erindeki deniz kokusu çarpar burnunuza. l Balıkçıların tır- akları, balık temizlemekten simsiyahtır ve o siyah tırnaklıelleriyle kovalardan suları alır, n hâlâ canlı ve oynaşan balık-arın soğuk ve parlak pullu derilerinin üzerlerine serperler. İşte biz tam o tarafa l doğru yönelmiştik, gece atmosferi ol- ukça farklı olsa da. Arabadan iner inmez deniz kokusunun, haşhaş d ve esrarlı sigara dumanı kokusuna dönüşmüş olduğu- u fark ettim.Piercing'li gençler, tenleri güneşten n yanmışyaşlı balıkçıların yerini almışlardı. Yaşam her zamanki gibiv e bambaşka bir şekilde devam ediyordu. "' ' 1aJat ' hayat suyu anlamına gelen ve damıtılarak elde edilen alkollü bir içkiıdanönce IOO fırça darbesi Arabadan indiğimde yanımdan, çok kötü kokan yaşlı birkadın geçti. Kırmızı bir elbise giymişti ve kucağında da yine kırmızı, cılız ve tek gözü kör bir kedi vardı. Ağıt yakıyor- u:7 d - 49 Passiannu'paviaEtnea Chisfarzudiluci Chifudda'cac'e Virutantipicciotti'chejeans Simettunu'nmostra Davant'ecafe Com'ebellaCataniadisira Sutta iraggisplinnenti diluna Amuntagnaca erussa difocu AlPinnamuratil'arduriciruna Hayalet gibi yürüyordu, yavaşyavaş . Gözleri yıldızlargibi parlıyordu. Arabadan inmelerini beklerken meraklı göz-erle yaşlı kadını izliyordum. Paltosunun kolunu bana doğrusavurduğunda garip bir ürperti l duydum, kısa bir an için göz göze geldik. Öylesine yoğun bir andı ki ve öylesine derin veetkileyiciydi ki korktum, hem de gerçekten, çılgınca kork -um. Tersters ama canlı bakıyordu. Hiç de aptal durmuyor - u t d ve "İçeride ölümle karşılaşacaksın. Yüreğini yitirdiktensonra bir daha geri alamayacaksın yavrum. Ölürsün ve biri-eri gelip mezarının üstüne toprak atar. Tek bir çiçek bile ko - ulmaz," diyordu. l y 7.Nenia , eski dönemlerde cenaze alaylarında söylenen ve tekdüze biçimde yinelenen bir çeşit ağıttır. Metindeki nakarat, günümüz gerçeğine uyarlanmıştır. Sicilya lehçesi ile söylenmekte - ir. d ViaEtnea'dadolanırlar/ışıklar aydınlatmaya çalıyorlar/aman bu ne ayaz/ Bir sürü ufaklık/ kotlarını giymişler/ gösteriş içinkafelerin önündeler/ GeceKatanyane hoştur/ ayın parlak ışıl -ısı altında/ Ateş kırmızısı dağlarda/ âşıkları bu alev birleştirir, (ç.n.) t Tüylerim dikendiken oldu, o cadı beni büyülemişti. Amakulak asmadım, bana doğru gelmekte olan o iki yakışıklı vetehlikeli delikanlıya gülümsedim. Pinozar zor ayakta durabiliyordu. Yol boyunca ağzınıhiç açmamıştı,Roberto ile ben de her zaman olduğu gibi pekkonuşmam iştik. Robertopantolonun cebinden bir tomar anahtar çıkarttıve içlerinden bir tanesini kilide soktu. Giriş kapısı gıcırdadı,açmak için biraz itti ve sonunda arkamızdan gürültüyle ka- andı. p Ben hiç konuşmuyordum, soracak bir şeyim yoktu, ne yapmaya giriştiğimizi gayet iyi biliyordum. Yılların yıprat-ığı merdivenlerden çıkmaya başladık. Apartmanın duvarla-ı öylesine harap duruyorlardı ki t r birden yıkılabileceklerini,bizim de altında kalıp ölebileceğimiz aklıma geldi ve ürk-tüm. Çatlaklar vardı, hem de bir sürü. Beyaz ışık veren lam- alar, mavi badanalı duvarlarda sanki şeffafmışlar gibi biretki b bırakıyordu. İçeriden müzik sesinin geldiği kapınınönünde durduk. "İçeride birileri mi var?" diye sordum."Yoohayır. Çıkmadan önce radyoyu açık bırakmışız,'"diye yanıtladıRoberto . Pinodoğruca tuvalete gitti, kapıyı açık bıraktı. İşediğinigörüyordum. Organını elinde tutuyordu, yumuşak ve buru-uktu.Roberto öteki odaya müziğin sesini kısmaya gitti.Ben orada, koridorun ş ortasında kalmıştım. Çaktırmadan,meraklı gözlerle etrafı inceliyordum. Kendini Beğenmiş Melek Surat gülerek geri geldi, du- aklarımdan öptü ve odalardan birini göstererek: d "Arzu hücresinde bekle bizi. Az sonra yanına geleceğiz," dedi. M eli! "Vayvayvay !" diyerek güldüm. "Arzu hücresi... Düzü-şülenbir oda için ne garip bir tanımlama!". Odaya girdim, oldukça küçüktü. Duvarda yüzlerce çıplakmanken fotoğrafı,porno dergilerden sayfalar, pornografikiçerikli Japon usulü karikatürler vekamasutra pozisyonları- ı gösteren bir poster n yapıştırılmıştı. Tavana ise, elbette, üzerindeChe baskısının olduğu kızıl bayrak asılmıştı. "Nereye düştüm ben böyle?" diye düşündüm. "Adeta birseks müzesi... Kimin evi burası acaba?" Robertoelinde siyah bir mendille geri geldi. Arkamı döndürdü ve mendil ile gözlerimi kapattı, sonra yenidenkendine doğru döndürdü ve gülerek, "Şanstanrıçasınabenzedin," dedi. Elektrik düğmesinin kapanma sesini duydum, ondan son-a hiçbir şeyi göremez oldum. r Kulağıma ayak sesleri ve fısıldaşmalar geldi. Sonra iki elpantalonumuindirdi, boğazlı kazağımı ve sutyenimi çıkart-ı. G-string'im , jartiyerli çoraplarım ve sivri topuklu çizme-erimle kalmıştım. Gözüm t l bağlı ve çıplak halimi gözümde canlandırmaya çalıştım. Yüzümde yalnızca kırmızı ruj sü-ülmüş r dudaklarımı görüyordum, o dudaklar ki biraz sonra,onlara ait bir şeylerin tadına bakacaklardı. Birden eller çoğaldı, dört tane oldular. Ayırt etmek çok kolaydı çünkü iki tanesi göğüslerimi mıncıklıyordu, iki ta- esi de alt taraftakülodumun arasından cinsel organıma sür-tünüyor ve kalçamı n okşuyordu.Pino'nun alkol kokan nefe -inin kokusunu alamıyordum, belki de banyoda dişlerini s fır-çalamıştı. Kendimi, onların elinde kaderime terk edilmişdu yumsarken, uyarılmaya başlıyordum ki, arkamdan buz gibi bir şeyin bana dokunduğunu hissettim. Bu bir bardaktı. El -er bana dokunmaya devam ediyordu ama, bardak da, daha da güçlü bir biçimde tenime l bastırıyordu. Korku ile "Bu da ne böyle?" diye sordum. Odanın dip tarafından gülme sesi geldi, sonra tanımadı- ım bir ses: "Güzelim! Barmenin geldi. ğ Kaygılanma, yalnız- a içecek bir şeyler getirdim sana," dedi. c Bardağı ağzıma yaklaştırdı ve yavaşça bana sunulan vis- iyi yudumladım. Dudaklarımı yaladım ve bir k başka ağıztutkuyla beni öptü. Eller beni okşamaya, barmen içkiyi içir- eye devam ediyordu. Dördüncü m erkek de beni öpüyordu. "Ne güzelkıçm var senin böyle..." diyordu tanımadığımses. "Yumuşacık, pürüzsüz, diri. Bir ısırık alabilir miyim?"Komiğime giden bu istek karşısında güldüm ve "Yap git-in. Sorma. Ama tek bir şey bilmek s istiyorum. Kaç kişisi- iz?" n "Sakin ol aşkım," dedi arkamdaki ses. Arkamdan bir di -in omurga kemiklerimi yaladığını hissettim. l Şimdi, ken- imle ilgili gözümde canlanan görüntü, daha da baştan çıka-ıcı olmaya başlamıştı. Gözleri d r kapalı, yarı çıplak.. Beni ya -ayan, okşayan, bedenimi tüketen beş adam. Ben onların il - i odağıydım ve l g onlar arzu hücresinde yapılmasına izin ve-ilen her şeyi bana yapıyorlardı. Tek bir konuşma yoktu, yal r nızca iniltiler ve dokunuşlar vardı. Bir parmağın yavaşça "Gizem"imden içeriye doğru kay- ığını hissettiğim an, bütün bedenime ateş bastı d ve o an, mantığın beni yavaşyavaş terk ettiğini anladım. Ellerinintutsağı olmuştum ve hâlâ kim olduklarını ve nasıl birileriol' duklarınımerak etmeye devam ediyordum. "Güzel," dedi sonundaRoberto , "Şimdi sıra tamamlayıcıbölüme geldi". "Ne?" diye sordum. "Kaygılanma. Gözündeki mendili çıkartabilirsin. Şimdisırada başka bir oyun var". Mendili çıkarmakta kısa bir süre için duraksadım amasonra yavaşça çıkarttım. Odada yalnızcaRoberto ve benvardık. "Nereye gittiler?" diye sordum şaşkınlıkla."Diğer odada bizi bekliyorlar". "Odanın adı ne?" "Hımm... Tüttürme salonu. Çubuk tüttüreceğiz". Var gücümle oradan uzaklaşmak ve onları orada, öylecebırakmak istiyordum. Verdiğimiz ara beni olaydan soğut- uştu ve gerçeklik olanca acımasızlığı ile m ortaya çıkmıştı.Ama yapamazdım. Artık bu işe başlamıştım ve her şeye kar -ın bitirmeliydim. Bunu, onlar ş için yapmalıydım. Bulunduğum odadan, yere konulmuş üç tane mumla ya-ı aydınlanmış karşı odada olan biten, aşağı r yukarı, ana hat -arı ile görülebiliyordu. Gördüğüm kadarıyla, odada bulunançocukların görüntüleri pek l fena sayılmazdı ve bu az da olsa içimi ferahlattı. Odada yuvarlak bir masa vardı ve çevresine sandalyelerdizilmişti. Kendini Beğenmiş Melek Surat, sandalyelerden birine oturmuştu. "Sigara içiyor musun?" diye sorduPino . "Hayır, teşekkür ederim, ben hiç içmem". "Aaabak bu olmadı... Bu geceden sonra sen de içecek -in," dedi barmen. Uzun boylu ve biçimli bir s vücudu vardı, esmer tenliydi ve uzun, dalgalı saçları omuzlarına kadar ini- ordu. y "Üzgünüm ama seni hayal kırıklığına uğratacağım. Hayırdediğim zaman hayır demektir. Hiç içmedim, şimdi de iç- eyeceğim ve gelecekte içip içmeyeceğimi de bilmiyorum.Denemeyi gereksiz buluyorum ve m bu nedenle içme işini siz-ere bırakıyorum". l "Güzel bir manzara seyretmemize de engel olmazsınumarım," dediRoberto elini masanın üstüne vurarak, "Geçotur". Bacaklarımı aralayarak masanın üstüne oturdum, çizme- in topuklarını masanın tahtasına dayadım ve m cinsel organı- ı herkesin görebileceği biçimde açtım.Roberto sandalye-ini yaklaştırdı, yanmakta olan m s mumu, aydınlatması içinönüme doğru yaklaştırdı. Gözlerini bir sarmakta olduğu si- aranın kokulu otuna, g bir "Gizem"ime doğru çevirerek siga-a kâğıdını kıvırıyordu. Gözleri parlıyordu. r "Kendine dokun!" diye emretti. Parmaklarımdan birini, yavaşça, dudakların arasından içime doğru sokmaya başla - ım. Ot içme işleminden, cinsel organımın görüntüsüne yo- unlaşmak üzere vazgeçti. d ğ Arkamdan birisi, omuzlarımı öpmek için yaklaştı, benikollarının arasına aldı ve kendi bedenine doğru çekerek içi - e girmeye çalıştı. Kendimi koruyamıyordum. Soysuz,aşağıhkve donuk bakışlar. Boşboş m bakıyor. Görmek bile iste - edim. m 55 "Yoo,yoo ... Önceden konuşmuştuk... Bu gece kimse içi - e girmeyecek," dediPino . n Barmen öteki odaya gitti ve daha önce gözümü bağladık -arı siyah mendili getirdi. Bir kez daha l gözlerimi bağladılarve bir el beni dizlerimin üzerine çökmeye zorladı. "Melissaşimdi sana aletlerimizi vereceğiz," diyenRo -berto'nunsesini duydum. "İçimizden birisi aletini eline aldı- ında, parmaklarımızı şıkırdatacağız ve başına dokunacağız,böylece sen gelmiş olduğunu ğ anlayacaksın. Söylediğimizyere doğru yaklaşacaksın, ağzına alacaksın ve gelinceye ka - ar ağzında d tutacaksın. Beş kezMelissa , beş kez. Bundanböyle hiç konuşmayacağız. Sana kolay gelsin!". Ve böylece damağım, beş ayrı adamın beş ayrı lezzetini, beş ayrı tadı aldı. Her tadın hikâyesi başkaydı ve her pozis- on, benim için başka bir utanç oldu. O dakikalarda hazzınyalnızca insan etinde y başlayıp insan etinde sınırlı kalmadığı,aynı zamanda bir güzellik, neşe ve özgürlük de olabileceğiduygusuna ve yanılsamasına düştüm. Onların arasında çırıl- ıplak dururken bilinmeyen, ç bambaşka bir evrene ait oldu- umu hissettim. Ama çok sonra, o kapıdan çıktıktan sonra,yüreğimin ğ paramparça olduğunu hissettim ve tarif edilemez bir utanç duydum. Sonra kendimi yatağa attım ve bedenimin tümüyle uyuş-uğunu hissettim. Küçük odadaki yazı t masasının üzerindencep telefonumun ekran ışığının yandığını görüyordum \cevden aradıklarını biliyordum, saat sabahın iki buçuğu ol- uştu. Bu arada birileri odaya girmiş, üzerime uzanmış ve m beni becermişti. Sonra bir başkası onu izledi ve aletini ağzı- a doğru uzattı. Biri bitirdiğinde diğeri üzerime m beyazımsı sıvısını boşaltıyordu. Sırayla. İç çekmeler, iniltiler ve hırıltı-ar. Ve gizli gözyaşları. l Eve üstüm başım sperm lekeleriyle, akmış makyajımladöndüm ve annem divanın üzerinde uyuyakalmış, beni bek-iyordu. l "Buradayım," dedim. "Döndüm". Geç geldiğim için bana bağıramayacak kadar uykuluydu,başını tamam anlamında salladı ve yatak odasına doğru yü -üdü. r Banyoya girdim, aynada yüzüme baktım ve birkaç yılönce kendini hayranhayran seyreden o kızı bulamadım. Ya- aklara doğru akmış siyah göz kaleminin daha daacınılasıkıldığı mutsuz gözleri gördüm. n Bu gece defalarca şiddet uy - ulanan ve tazeliğini yitirmiş bir ağız gördüm. Kendimi ya-bancı yaratıklar g tarafından saldırıya uğramış ve kirletilmişhissediyordum. Sonra yüz kere saçlarımı fırçaladım, annemin anlattığımasallardaki prensesler gibi. Gecenin bir saati, sana yazdı- ım şu anda bile vajinam buramburam cinsellik kokuyor. ğ 4 Aralık 2 OOI 12:45 Dün gece eğlendin mi?" diye sordu annem, çaydanlığın çı- arttığı ıslığı esneme sesiyle bastırırken. k Omuzlarımı silktim ve "Her zamanki gibi bir geceydi iş-te ," diye yanıtladım. "Giysilerin bir garip kokuyorlardı,'" dedi herkesin, özel-ikle de benim hakkımda her şeyi bilmek l isteyen o her za - anki meraklı gözleriyle. m Sperm kokusunu aldığından korkarak hızla arkama dön - üm ve dudaklarımı ısırdım. d "Nasıl yani?" dedim, kayıtsızca mutfak penceresindengözüken güneşe bakarak ve sakin görünmeye çalışarak. "Duman gibi... Ne bileyim... Esrar gibi..." dediyüzünüburuşturarak. Cesaretimi toplayarak yüzüne baktım, tatlıtatlı gülümse- erek yanıtladım: "Bilirsin... Dün geceki gibi y mekânlardatüttüren bir sürü insan vardır. Söndürmelerini söyleyemez- imya !" d Yanyan bakarak, "Marifetmiş gibi hem eve tüttürmüş geliyorsun, hem de okula gitmiyorsun," dedi. "Hmmgüzel," dedim şakacıktan, "Benim de tam böylebir güven tazelenmesine ihtiyacım vardı. Teşekkür ederim,artık oAllahın belası derslere girmemek için mükemmel birmazeretim var". Sanki yapabileceğim tek kötü şey esrar içmekmiş gibi... İçimdeki bu garip boşluk, bu hiçlik duygusunu uzaklaştıra- ağını bilsem gramgram içerdim. Sanki yukarılarda bir yer-ere asılıp kalmışım da, c l uzaktan dün yaptıklarımı kuş bakışı izliyormuşum gibi geliyor. Hayırhayır , dünkü ben, ben de- ildim. ğ Ben, o gözü dönmüş ve tanımadığı ellerin kendisinedokunmalarından hoşlanmayanım, beş farklı erkeğin sperm-erini kabul etmeyenim, acının henüz ulaşamadığı ruhunun kirletilmediği kişiyim. l Seven, âşık olan kişiyim; bu gece yarısı, saçlarını özenle yüz kere fırçalayarak eskisi gibi ışılışıl parlatan benim. Oçocuksu yumuşaklığı ve masumiyeti yeniden bulan dudakla-ında... Dün kendisine sunulmayan aşkı kendisi ile paylaşan,öpülen dudaklar benim. r 2O Aralık 2OOI Armağanlar, yapmacık gülücükler, caddelerin kenarlarındakucaklarındaki bebekleri ile dilenen çingenelerin avuçlarınabir anlık vicdan rahatlığı için para savurma zamanı. Benbaşkalarına hediye almayı sevmiyorum, her zaman yalnızcakendim için hediye alıyorum. Bugün öğleden sonra,chat ya- arken p tanıştığımErnestoile çıktık. Daha ilk günden cana yakın gelmişti. Birbirimize telefon numaralarımızı verdik vearkadaşça görüşmeye başladık. Gizemli arkadaşlıkları ve üniversitede okuması nedeniyle bana biraz mesafeli duru- or. y Beraberce alışverişe çıkıyoruz ve onun yanında iç çama -ırı satan dükkânlara girmekten ş utanmıyorum, hatta kimi za- an o da alışveriş yapıyor. m "Yeni sevgilim için aldım," diyor her seferinde. Ama bu- üne kadar bir tanesiyle bile tanıştırmadı beni. g Tezgâhtarlarla pek sıkı fıkı, ona "sen" diye hitap ediyor-ar ve beraberce kıkırdıyorlar. Ben ise askıda l duran çamaşır-arın altını üstüne getiriyorum. Beni bir gün sevebilecekbi -r'sıiçingiyebileceğim iç l çamaşırlarını arıyorum. O zamangelinceye kadar, çekmecemin üst gözünde güzelce katlan-mı ? olarak saklıyorum. ikinci gözde,Roberto ve arkadaşları ile çıktığım zamanlarda giydiğim iç çamaşırlarımı bulunduruyorum. Burunlarıyıpranmış jartiyerli çoraplar, ateşli ellerin çekiştirip durma-ından limelime olmuş dantel s külotlar. Ben domuz olduğumsürece onlar bu türden incelikleri umursamıyorlar. Başlangıçta beyaz dantel külotlar alıyordum ve çamaşır-arımın uyumuna dikkat ediyordum. l "Siyah sende daha iyi durur," demişti bir keresinde Er-nesto, "Yüzünün ve teninin rengi ile daha uyumlu olur". Önerisine kulak verdim ve o günden beri hep siyah dan -el iç çamaşırları satın alıyorum. t Ernesto'nun, Brezilyalı bir dansçının giyeceği türdencanlı renklitangaları incelediğini fark ettim. Çingene pem- eleri, yeşiller, cam göbeği maviler ve ciddi bir izlenim ver- ek istediğinde de kırmızıyı b m seçiyor. "Senin kız arkadaşlarının garip tipler oldukları bir ger- ek!" diyorum. ç Kıkırdayarak, "Senin kadar olamazlar," diyor ve egom bir kez daha kabarıyor. Sutyenler genellikle içi desteklenmiş ve kalıplı oluyor,hiçbir zaman külotlarla uyumuna dikkat etmiyor, birbirleri-ne aykırı renkleri bir araya getirmeye özen gösteriyor. Sonra o çoraplar! Benimkiler genellikle siyah jartiyerli çoraplar oluyor. Lastikli üst tarafları, kış ayları güneş gör- emiş beyaz tenim ile çatışan siyah dantelden oluyor. Onunsatın aldıkları file oluyor ve m benim beğenilerimle uyuşmu- orlar. y Ernestobir kızdan hoşlandığında, büyük mağazaların çıl- ın kalabalığına dalıyor ve rengârenk pullarla g işlenmiş şıkırşıkır parıldayan, göğüsleri baş döndürücü derecede açık, cüretkâr yırtmaçlı elbiseler satın alıyor. "Bu kızın saat ücreti ne kadar?" diye şakalaşıyorum. Hemen ciddileşiyor ve kasaya ödemesini yapmaya gidi- or. O zaman kendimi suçlu hissediyorum ve y aptalca dav -anmaktan vazgeçiyorum. r Bugün, ışılışıl aydınlatılmış dükkânlar ve genç, sivri dil-i tezgâhtar kızların arasında dolaşırken aniden l bastıran yağ- ur, ellerimizde hiç eksik olmayan alışveriş paketlerinin kâ- ıtlarını ıslattı. m ğ "Saçaklardan birinin altına kaçalım!" dedi yüksek sesleErnesto, elimden tutmuş çekiştirirken. "Ernesto!" dedim yolun ortasında, acımasızla eğlenerek,"EtneaCaddesi'nde hiç ev yok ki kapı saçağı olsun". Bana afallayarak baktı, omuzlarını silkti ve "O zamanbenim eve gidelim," dedi. Ev arkadaşlarından birisinin,Ma -urizio'nun,Roberto'nun arkadaşı olduğunu öğrendiğim içingitmek istemiyordum. Ne onunla karşılaşmak istiyordum, ne deErnesto'nun benim gizli etkinliklerimi öğrenmesini. Bulunduğumuz nokta evine birkaç yüz metre uzaklıktaolduğundan, aceleci adımlarla ve el ele tutuşarak o tarafadoğru yöneldik. Sonradan beni yatağa atmayacak ve benim de kendimikoyverip gitmeyeceğimi bildiğim birisiyle koş- ak ne güzeldi. Hayatta bir kez, hiç değilse bir kez, ne za - an, m m nerede yapılacağına, ne kadar süreceğine ve ne kadar tutkulu olacağına ben karar vermek isterdim. "Evde kimse var mı?" diye fısıldadım merdivenleri çı- arken, sesim yankılandı. k "Yo, hayır," diye yanıt verdi nefes nefese. "Noel tatilinedeniyle herkes evine döndü. YalnızcaGianmaria var amabu s.ı.meo da dışarıda". Verdiği yanıttan hoşnut kaldım.Onu izlerken bir taraftan da çaktırmadan duvardaki aynadakendime bakıyordum. Evinde az eşya vardı ve sanki yarı yarıya boş gibiydi. Ev- e dört erkeğin yaşadığı anlaşılıyordu. d Kötü bir koku vardı.Spermin baskın kokusu ve dağınıklık odalara egemen ol - uştu. m Alışveriş paketlerini yere fırlattık ve sırılsıklam olmuşpaltolarımızı üzerimizden çıkarttık. "Benim kazaklarımdan birini ister misin, seninkiler kuru-yuncayakadar hiç değilse?" "Olur, teşekkür ederim," diye yanıtladım.Çalışma odası ve aynı zamanda yatak odası olan odayagirdiğimizde, dolabını hissedilir bir çekinceyle araladı ve tü- üyle açmadan önce bana, gidip biraz m önce yerde bıraktığı-mız alışveriş paketlerini almamı söyledi . Geri döndüğümde alelacele dolabın kapağını kapattı. Sı-ılsıklam ve şakalaşarak, "Ne saklıyorsun orada, r öldürdüğünkadınlarını mı?" diye sordum.Güldü ve "Aşağı yukarı," dedi. Söyleme biçimi dikkatimi çekti ve başka soru sormamam için paketleri elimden koparırcasına çekip aldı. "Hadi gösterbakalım küçüğüm, neler aldın?" İki eliyle ıslak paketleri açtı ve kafasını, Noel armağanı alan çocuk gibi paketlerin içine gömdü. Gözleri parladı veparmağının ucuyla siyah bir külotu çekip çıkarttı. "Ooo... Bununla ne yapıyorsun bakalım? Kimin için gi- iyorsun bunları? Okula giderken giymek için y almadın sanırım... "Sırlarımız var bizim," dedim alaylı, bir şeylerden kuş- ulanacağından emin olarak. k Afallamış bir şekilde bana bakıyordu, başını hafiften sa- a doğru eğdi ve yavaşça, "Öyle mi?Eee o ğ zaman söyle ba- alım ne gibi bir sırrın var?" k Hep kendime saklamaktan yoruldum, Günlük.Söyleyi -verdim. Yüzündeki ifade değişmedi, az önceki dalgın bakış-arıyla bakıyordu. l "Hiçbir şey söylemeyecek misin?" diye sordum, canımsıkılmıştı. "Senin tercihin küçüğüm. Sana yalnızca yavaşlamanısöyleyebilirim". "Artık çok geç," dedim yapay bir boyun eğiş tonuyla. Sıkıntılı havayı dağıtmak için yüksek sesle güldüm ve neşeli bir ses tonuyla: "Eeetatlım? Sıra sende!" Beyaz yüzü kızarmaya başladı, gözleri kuşku ve kaygıy-a odanın içinde geziniyordu. l Çiçek desenli, rengi atmış çekyattan kalktı, kocakocaadımlarla dolaba doğru gitti. Sert bir hareketle kanatlardan birini açtı, parmağıyla askılarda asılı duran iç çamaşırlarını gösterdi ve "Bunların hepsi benim!" dedi. O giysileri görmüştüm, beraberce almıştık, etiketsiz ola-ak orada asılı duruyorlardı, gözle görülür r biçimde kullanıl- ışlar ve düzenli bir şekilde katlanmışlardı. m "Ne söylemeye çalışıyorsunErnesto ?" dedim usulca. Hareketleri yavaşlamıştı, kasları gevşemişti ve gözlerini yere indirmişti. "Bu elbiseleri kendime alıyorum. Giyiyorum ve ... Çalış- aya gidiyorum". m Ben de aynen onun gibi, herhangi bir yorumda buluna- amıştım, gerçekte hiçbir şey m düşünmüyordum. Kısa bir sü-e sonra, kafamda somlar oluştu: Çalışıyorum mu? Nasıl ça -ışıyorsun? r l Nerede çalışıyorsun? Niçin çalışıyorsun? Benim bir şey sormamı beklemeden konuşmaya başladı. "Kadın gibi giyinmekten hoşlanıyorum. Birkaç yıl önce başladım. Odama kapanıyorum, kamerayı masanın üzerineyerleştirip kendime odaklıyorum ve kadın giysilerini giyme- e başlıyorum. Hoşuma y gidiyor, kendimi iyi hissediyorum.Sonra kamerada kendimi izliyorum ve... Ne yapayım, uyarı-hyorum. Zamanzaman isteyenlere de gösteriyorum". Ken- iliğinden gelişen güçlü bir kızarma boynundan d başlayıp yü- üne doğru yükseliyordu. Adeta onu boğuyordu. z Sessizlik egemen olmuştu. Yalnızca, gökten metal teller gibi inen ve ikimizi adeta kafesin içine hapseden yağmurun sesi duyuluyordu. "Kendini satıyor musun?" diye sordum sözlerimi yumu- atmadan, dosdoğru. Başını sallayarak onayladı, yüzünü elleriyle alelacele ört- üştü. m "Meli, inan ki yalnızca ağızla hizmet veriyorum, başka hiçbir şey yapmıyorum. Zamanzaman istemiyor değiller... Ama biliyorsun işte... Bir sürü sağlık sorunu; yırtıklar, par- alanmalar... Yemin ç ederim ki, hiç yapmıyorum... Okul har- amalarımı karşılamak için. Biliyorsun benim ailem üstesin- en c d gelemiyor..." Devam etmek, başkabaşka gerekçeler uy - urmak istiyordu. Ama ne önemi var ki, bunları d yapmaktanhoşlandığını biliyorum. "Seni kınamıyorum kiErnesto ," dedim biraz sonra, bir yandan da pencerede sinirsinir parıldayan yağmur damlala-ına bakıyordum. r "Gördüğün gibi herkes kendi yolunu çiziyor, kendi haya-ını yaşıyor. Az önce sen kendin söyledin. t Bazen seçilenyanlış yollar doğru olabiliyor, bazen de tersi oluyor. Önem-i olan kendi seçimimizi, kendi l düşlerimizi izlemek, çünkü ancak o zaman kendimiz için iyi olanı seçtiğimizi söyleye-biliriz. Şimdi, gerçekten neden yaptığını öğrenmek istiyo-um!". İkiyüzlülük yapıyordum. Biliyordum. r O zaman yumuşacık, duygulu, soran gözlerle baktı ve"Yasen? Sen neden yapıyorsun?" dedi. Yanıtlamadım, ancak sessiz kalışım her şeyi açıklamayayetiyordu. Vicdanım sızımsızım sızlıyordu. Susturabilmek için birdenbire, "Niçin benim için giyinmiyorsun?" dedim. "Şimdi durup dururken benden bunu niye istiyorsun?" Nedenini ben de bilmiyordum. Biraz tedirgin, usulca, "Belki de iki farklı kişiliği tek be- ende görmek güzel olabilir. Bir kadın ve bir d erkek aynı ten - e. Bir başka sır: Düşünmek beni uyarıyor, hem de oldukçafazla. Sonra özür dilerim d ama ikimizin de hoşuna giden birşey ve kimse bizi yapmaya zorlamıyor ki. Bir haz hiçbir za- an yanlış m olamaz, öyle değil mi?" dedim. Beceriksizce gizlemeye çalışsa da pantolonunun altındaŞeyinin hareketlendiğini görüyordum. "Peki tamam," dedi kurukuru . Dolaptan bir elbise, bir de kazak alıp bana fırlattı. "Kusura bakma, kalkabileceğini unutmuşum. Al giy şun-arı". l "İyi de soyunmam gerek," dedim. "Utanıyor musun?""Yok artık daha neler!" Çıplaklığım karşısında uyarılması gittikçe artarken bende soyunmamı tamamlamıştım. Üzerinde, "ByeByeBaby"yazan ve Marilyn'in, olağanüstü ve hayranlıkla kendindengeçtiğibir ayini izler gibi, arkadaşımın giyinmesini, göz kır- arak izlediği, koca pembe kazağı giymiştim. Arkasını dö - erek p n giyiniyordu. Yalnızca devinimlerini vekülodunun kı- ını karelere bölen iplerini görüyordum. Bana doğru ç döndü.Kısacık siyah etek, jartiyerli file çoraplar, çok yüksek topuk -u çizmeler, destekli kalıplı bir sutyen, l altın renkli kolsuz vegöğsü çok açık bir bluz. Her zamanLevi's veLacoste ilegördüğüm arkadaşım, şimdi karşıma böyle çıkıyordu. Be- imki dışarıdan fark edilmese de ben de uyarılmıştım. n Giydiği dapdar ip külot yüzünden her şey, öylece orta - aydı. Eline aldı ve okşamaya başladı. d Bir tiyatro oyunundaymışçasına çekyata uzandım ve dik- atlice ona baktım. Kendime dokunmak ve k karşımdaki be - ene egemen olmak istiyordum. Mastürbasyonundan gözle-imiayıramıyordum . Bu anda d r soğukluğuma şaştım ve bunu erkeksi buldum. Onun yüzü altüst olmuş, küçük ter tanecik-eriyle inci gibi l parıldarken ben, hiçbir okşama veya giripçıkma olmadan; beynimde, kendi kendime gelmiştim. Onunkiyse güçlü ve gözle görülür biçimde gelmişti. Dı-arıya fışkırdığını gördüm, gözlerini açtığında ş aniden biteninlemelerini duydum. Çekyata, yanıma uzandı, birbirimize sarıldık veErnes -to'nunbluzunun üzerindekialtm rengindeki boncuklara gözkırpan Marilyn ile birlikte uykuya daldık. 3 O cak 2 OO2 2.-3O Yeniden müze evde, aynı kişilerle birlikte... Bu kez benimtoprak, onların sürüngen kurtçuklar olup beni kazmalarıoyununu oynuyorduk. Beş kurtçuk bedenim üzerinde delik-er açtılar ve toprak, eve dönüşte l çökmüş ve ufalanmıştı. Dolabımda anneannemin sararmış kombinezonu asılıydı.Onu üstüme geçirdim, yumuşatıcının ve artık var olmayan,üstelik anlamsız şimdiki zamanla harmanlanmış geçmiş za- an m kokusunu içime çektim. Saçlarımı açtım ve o koruyucugeçmişin kapladığı omuzlarıma bıraktım. Onları çözdüm,kokladım ve yüzümde, biraz sonra gözyaşlarına dönüşecekbir gülümsemeyle yatağıma girdim. Usulca. 9 O cak 2 OO Ernesto'nunevindeki sırların sayısı çok fazla değildi.Ernes -to'ya, onun evinde yaşadıklarımın, bende iki erkeği, bir di - erinin içinde görme arzusunu uyandırdığını itiraf ettim.Evet, iki erkeğin birbirlerini ğ becermelerini görmek istiyo-um. Beni, şimdiye kadar düzdükleri şiddette ve çirkinlikte,iki erkeğin r düzüşmelerini görmek istiyorum. Kendimi frenleyemiyorum, nehir sularına kapılmış hızlaakıp giden bir dal parçası gibi hissediyorum. İçimde, çok de -inlerdeki benin, beni çevreleyen dünyaya çarpaçarpa orta - a çıkmasına izin veriyorum. r y Başkalarına hayır, kendimeevet demeyi öğreniyorum. Öğreniyorum. "Melissa, sen tam bir kâşifsin. Nasıl desem... Bir hayalgücü ve düşlem madenisin," dedi, yeni uyananlara özgü se-iyle. s "Yemin ederimErnesto , bedeli neyse öderim," dedim sa -ılmaya devam ederken. r "O zaman?" diye sordum kısa bir sessizlikten sonra. "O zaman ne?" "Yaaaişte, nasıl desem... Hani sen aynı sahadasınya ...Kendini seyrettirecek kimseyi tanımıyor musun?" "Hadi oradan! Neler karıştırıyorsun? Usluuslu kendi iş-erinle ilgilenemez misin sen?" l "Uslu sözcüğünün bana pek yakışmaması bir yana," de- im, "Kendi işlerin derken neyi d kastediyorsun?" "On altı yaşındakilerin işlerini kastediyorum,Meli . Senbir genç kız, o bir delikanlı. Aşk, yeterince düzenli cinsel ya-am". ş "Bence asıl sapkınlık bu söylediklerin!" dedim öfkeyle."Düz bir hayat eninde sonunda... Cumartesi akşamları Bü- ük Tiyatro Meydanı'nda, pazar sabahları deniz kıyısındakahvaltı, hafta sonlarında y görkemli tekdüze sevişmeler, ebe -veynlerle içli dışlı ilişkiler falan filan...Yoo, teşekkür ede-im. Ben r yalnız kalmayı tercih ederim!".Yine sessizlik. "Kaldı ki ben böyleyim işte ve hiç kimse için değişmek istemiyorum. Hem şu konuşana bir bak!" dedim yüksek ton - a, şakalaşarak. d O da güldü ve başımı okşadı. "Küçüğüm, ben seni seviyorum ve başına kötü bir şeygelmesini istemiyorum". "Asıl istediğimi yapmazsan başıma kötü şeyler gelebilir. Bu arada, ben de seni seviyorum". Hukuk fakültesinin son sınıfında okuyan iki çocuktansöz etti. Yarın tanışacağım onlarla. Yarın, okuldan sonra,VillaBellini'de , havuzunda kuğuların yüzdüğü çeşmenin ol- uğu yerden alacaklar beni. d Anneme telefon edip, tüm öğle- en sonra tiyatro kursuna kalacağımı söyleyeceğim. d IO Ocak 2OO2 15-45 "Siz kadınlar zaten kuş beyinlisiniz! İki erkeğin düzüşmesi-niseyretmek hangi akla hizmet..." dedi arabayı kullanmaktaolanGermano . İri, siyah gözleri vardı; yapılıydı ve hatlarıusta bir heykeltıraşın elinden çıkmış gibi biçimliydi. Alnına çok güzel siyah perçemler dökülüyordu. Teni beyaz olmasagüçlü ve kendinden emin bir Afrikalı gibiydi. Arabanın di-eksiyonunda ormanlar fatihi gibi oturuyordu, yüce ve gör-kemli... r Uzun ve ince parmakları direksiyondaydı. Afrikakabilelerinin simgelerini taşıyan gümüş yüzük, ellerinin be -yazlığı ve yumuşaklığıyla garip bir çelişki yaratıyordu. Arkada oturan ipince dudaklı çocuk, kibar ve ince sesiy -e benim yerime konuşuyordu: "Üstüne l varma, görmüyormusun daha çok genç o. O kadar küçücük ki... Baksana ne güzel yüzü var, ne tatlı. Küçüğüm, seyretmek istediğindenemin misin?". Kafamı sallayarak istediğimi söyledim. Anladığım kadarıyla, bu görüşme önerisini, kendileriniErnesto'yakarşı, nedenini anlayamadığım bir borcu ödemekzorunda hissettikleri için kabul etmişlerdi. Bu nedenleGermanoçok gergindi ve elinde olsa, beni, gitmekte olduğumuztenha yolun kenarnda bırakıverecekti. Bununla berabergözlerinde anlamadığım bir heyecan pırıltısı vardı, araaragelip gittiğini hissettiğim incecik bir duyguydu bu. Yol bo - u sessizlik egemen oldu. Kırlara doğruGianmaria'nın evi- e gidiyorduk, rahatsız y n edilmeyeceğimiz tek yer orasıydı.Zeytin ve çam ağaçlarıyla çevrili eski bir taş evdi. Uzaktan,bu mevsim artık cansız olan üzüm bağları görülüyordu.Rüzgâr öyle sert esiyordu ki,Gianmaria demir bahçe kapısı- ı n açmak için indiğinde kurumuş yapraklar arabanın içinedoldu, birkaç tanesi geldi saçıma yapıştı. Soğuk ısırıyordu.Havada, uzun zamandır su altında kaldığından çürümeyeyüz tutmuş yaprakların ve ıslak toprağın kokusu vardı. Çan -ama sarılmıştım ve yüksek topuklu çizmelerimin üstündedik yürümeye çalışıyordum. t Çizmelerimin derileri soğuktan daha da büzüşmüşlerdi ve dar geliyordu. Burnum donmuştu ve yanaklarım uyuşmuştu. Çocukların yazın, oyun olsun di- e tahta üzerine isimlerini kazımaları gibi, üzerine y isimlerinkazınmış olduğu ana kapıya geldik. Kazınmış isimler, zama- ın kimlerle nasılgeçtiğini anlatır n gibiydi.Germano ileGi- nmaria'nında isimleri kazılmıştı. Günlük, şimdi kaçmalı-yım... Annem kapıyı sonuna a kadar açtı ve düşüp kalça kemi- ini kıran teyzemi ziyaret için hastaneye gitmemiz gerekti- ini söyledi. ğ ğ II Ocak 2OO2 Bu gece bir rüya gördüm. Uçaktan iniyorum. Milano'nun gökyüzünde acılı ve düşman bir yüz silueti görüyorum. Dondurucu ve kemiklere işleyensoğuk, kuaförden yeni çıkmış uçuşan saçlarımı dağıtıyor,daha da ağırlaştırıyor. Gri renkteki ışık yüzümü solgun gös-eriyor. Gözlerim, ince ve t fosforlu daireler içine hapsedil- iş, boşboş bakarak görüntümü daha da garipleştiriyor. m Ellerim, bir ölününki gibi beyaz ve soğuk. Havaalanı bi- alarının içine giriyorum ve camlardan n birindeki yansıma- a bakıyorum; renksiz ve zayıf yüzümü, dolaşmış ve ürkü-ücü saçlarımı, sımsıkı m t kapalı dudaklarımı görüyorum. Sonra kendimi başka bir yerde, evdeki aynadaki görün-ümle görüyorum. Havaalanında değilim artık, t her zamankimarka giysilerimin içinde, çok az ışığın ulaştığı, karanlık vepis kokulu bir hücredeyim; öyle ki hangi koşullarda bulun- uğumu, üzerimde ne olduğumu göremez durumdayım.Yalnızım, ağlıyorum. Gece d olmalı. Koridorun sonundakiparlak ışığı fark ediyorum. Hiç ses yok. Işık bana doğru yak-aşıyor. Gittikçe l yaklaşıyor, yaklaşıyor ve beni korkutuyor.Ürküyorum çünkü hiç adım sesi duymuyorum. Ama yakla-an ş adam sakince yürüyor. Uzun boylu ve güçlü. İki elini parmaklıklara dayıyor. Ben ise,gözyaşlanmı si-erek ayağa kalkıyorum ve ona doğru l yürüyorum. Meşaleninışığı adamın yüzünü aydınlatıyor, şeytansı bir ifade veriyor.Bedeninin geri kalan yerleri görülmüyor. İri, aç ve ne renkolduğu anlaşılmayan gözlerini görüyorum. Geniş ve yarıaralık dudaklarının arasında tek sıra dizilmiş dişleri gözükü- or. Dudaklarına götürdüğü parmağı ile konuşmamam y ge-ektiğini anlatıyor. Yakından yüzünü incelemeye başlıyo-rum; çekici, gizemli ve çok yakışıklı olduğunu r görüyorum.Düzgün parmaklarını dudaklarımda dolaştırmaya başladığında içimde feci bir ürperti duyuyorum. Öyle tatlıtatlı ya- ıyor ki dudaklarım nemlenmeye başlıyor ve ister istemezparmaklıklara doğru p yaklaşıyorum, yüzümü onun yüzünedayıyorum. O zaman gözleri parlamaya başlıyor. Dinginliğiöylesine güzel öylesine zamandan öte ki... Parmaklan ağzı-mın derinliklerinde geziniyor, tükürüğüm kayganlaştırarakyol almasını kolaylaştırıyor. Sonra parmaklarını ağzımdan çıkartıyor ve diğer elininde yardımıyla üst tarafımdaki yıpranmış giysilerimi, yuvar-ak göğüslerimi ortada bırakacak biçimde parçalıyor. Memeuçlarım sert ve küçük hücre l penceresinden esen soğuk nede - iyle dik.İslak parmaklarıyla dokununca daha da uç veri- orlar. n y Dudaklarını göğüslerime değdiriyor ve önce kokusu - u içine çekip sonra da öpmeye başlıyor. Zevkten n başım ar - aya düşüyor, ama bedenim devinimsiz; yalnızca onun is-eklerine uyuyor. Duraksıyor, bana k t bakıyor ve gülümsüyor. Bir eliyle giysisinin orasını burasını yokluyor, yaklaştığım- a din adamlarına özgü d giyinmiş olduğunu fark ettiğim giy-isinin... s Önce bir anahtar şıkırtısı, ardından demir kapının yavaş- a kapanma sesi duyuluyor. Artık içeride. ç Benimle. Üstüm- e kalan giysilerimi yırtıp parçalamaya devam ediyor ve ön- e göbek çevremdekileri, d c daha sonra daha da aşağılara en sı- ak bölgeme doğru... Usulca beni yere yatırıyor. Başını vedilini c bacaklarımın arasına gömüyor. Artık üşümüyorum veonun sayesinde kendimi hissetmek ve algılamak istiyorum.Onu kendime doğru çekiyorum ve üzerine sinmiş kokuları- ı duyuyorum. Cüppesinin altında m el yordamıyla organına, o çok güzel ve uyarılmış organına dokunuyorum, solukso luğaelimle çekiştiriyorum. Aleti cüppesinin altından dışarı çıkmak istiyor ve ben de siyah örtüsünü kaldırarak yardım- ı oluyorum. c İçime giriyor ve sıvılarımız buluşuyor, tereyağında ka- an bıçak gibi olağanüstü güzellikte kayıyor ama y beni yara-amıyor. Geri çekilip çıkıyor içimden ve bir köşeye gidipoturuyor. Bir süreliğine öylece l durmasını bekliyorum, sonraona doğru yaklaşıyorum. Köpüklü sahillerime bir kez daha vuruyor. Birkaç sert, kuru ve ani vurgun beni sonsuz doyu- a götürüyor. Tek bir varlığa dönüştük. Toparlanmaya baş -ıyor m l ve beni başlangıçtakinden daha şiddetli ağlarken bıra - ıp gidiyor. k Sonra gözlerimi açıyorum ve kendimi yeniden MilanoHavaalanının camında yüzümü incelerken buluyorum. Rüya içinde rüya. Dün olup bitenlerin yankılandığı bir rüya. GözleriGermano'nunkilerinin tıpkısıydı. Odada ya- an şöminenin ateşi gözlerini aydınlatıyor ve parıldatıyordu.Gianmariaiki büyük kütük ve dal n parçaları ile içeriye girdi.Şömineyi yakmaya ve ortamı daha hoş ve rahat kılmaya ça -ışıyordu. İçimi daha l önce hiç tanımadığım rahatlatıcı bir sı- aklık kaplamıştı. İzlemekte olduğun hiçbir şey bende utançve c ürküntü verici duygular uyandırmıyordu. Tam tersine...Sanki gözlerim bazı görüntülere alışmıştı, sanki şimdiye ka - ar bedenimde hissettiğim, tenime baskı yapan bu tutkuuÇupgitmiş ve kendi isteklerinin dışında d ellerime düşmüş bu¦ki genç adamın yüzlerine vurmuştu. Birinin diğerinin içinegirdiğini görüyordum. Ben şöminenin yanındaki koltukta, °nlarkarşımdaki divanın üzerinde, birbirlerine âşık ikiru -nunbakışması ve dokunuşlarıyla. Her bir inilti birinin diğerine söylediği "seni seviyorum" sözüydü, kasıklarımın de rinliklerinde hissettiğim her yakıp yıkan, acı veren vurgun,onlar için safça bir okşamaydı. 73 Ben de bu alışılagelmedik iç-enliğin, sevgi dolu yumuşacık sığınaklarının bir parçası ol- ak istiyordum. t m Ancak hiçbir şey söylemeden, daha önce - en anlaştığımız gibi, yalnızca izledim. Bedenim çırılçıplakve d arınmıştı, düşüncelerim de. SonraGermano bana mutlubir ifadeyle baktı. Birleşmeden ayrıldı ve şaşkın bakışları- ın altında önümde diz çöktü ve usulusul baldırlarımı ara -adı. O evrene dalıp gitmek için benden m l bir işaret bekledi. Oevrene kısa bir süreliğine daldı sonra kendine döndü ve o ilkzamanki acımasız ve amansız Afrikalı kabile reisi kimliğine büründü. Yerine oturdu ve saçlarımdan çekerek önüne doğ -u r yönlendirdi. İşte o an gözlerini fark ettim. İşte tam o an- a, onun tutkusunun benimkinden farklı olmadığını d algıla- ım. İkisi el ele vermişlerdi, buluşmuşlar ve birbirlerininiçinde erimişlerdi. d Sonra o ikisi divanda birbirlerine sarılarak uyuyakaldılar,ben şöminenin kor ateşinden kızışmış tenim ile onları izle- eye devam ediyordum, tek başıma. m 24 O c a k 2 O O 2 Kış tüm duygularımla birlikte beni hantallaştırıyor. Günleröylesine birbirinin aynısı, öylesine tekdüze ki dayanmak git-ikçe güçleşiyor. Erkenden uyanıyorum. Okul, öğretmenler-e tartışmalar, eve dönüş, t l marnlamayacak kadar geç saatlerekadar süren ödevler, televizyondaki birkaç saçmalığı izle - ek, m gözlerin dayanabildiği kadar kitap okumak, sonra da uyumak. Günler böyle birbirini izliyor, Kendini Beğenmiş Melek Suratile şeytanlarının ani telefonları dışında; o zaman çalışkan öğrenci giysilerimi çıkartıp, erkekleri çılgınaçeviren kadın giysilerimi giyiyorum, hem de en âlâsından.İçinde bulunduğum grilikten beni kurtardıkları ve bambaşkabiri kıldıkları içinminettarım . Evde olduğum zamanlardainternete bağlanıyorum. Arı- orum, keşfe çıkıyorum. Beni irkilten ve kötü y hissetmemeyol açabilecek şeyleri arıyorum. Aşağılanmadan beslenen ir-kintiyi arıyorum. Hiçleşmeyi arıyorum. Banasadomazoist fotoğraflar gönderen, bana gerçek bir orospuymuşum gibidavranan tuhaf kişileri arıyorum. Boşalmak isteyenleri. Öf- e, sperm, korkular, kaygılar, iç sıkıntıları. Ben onlardan çok k da farklı değilim. Gözlerim kötü elektrikleri çekiyor,kalbim çılgınlık için çarpıyor. Belki de,internetin kabloları- ın kıvrımlarında, dolambaçlı yollarında, beni sevmeyi bek-eyen birilerini arıyorumya da bulmayı n l umuyorum. Bu na-sıl biri olacaksa: Kadın, erkek, genç, yaşlı, delikanlı, evli,bekâr, eşcinsel, cinsiyet değiştirmiş... Her kimse. Dün gecelezbiyenlerinchat odasına girdim. Bir kadınla bir deneyim yaşamak. Düşüncesi çok da itici gelmiyor. Da- a çok tedirgin ediyor ve ürkütüyor. İçlerinden bazıları be - imle bağlantı kurdu ama daha en h n başından kurulan bağı ko - ardım, fotoğraflarını bile görmek istemeden. p Bu sabah bir kızdan mesaj geldi. Yirmi yaşında bir kız.imininLetizia olduğunu ve benim gibi,Katanyalı olduğu- u söylüyor. Çok bir şey yazmamış, yalnızca adı, yaşı ve te -efon numarası. n l 74 I Ş ubat 2 OO2 Okulda, tiyatro oyununda rol almamı istediler.En sonunda günlerimi eğlenceli bir şeyler yaparak geçi r -eceğim. Oyun bir ay sonra, şehir merkezindeki tiyatrodasahnelenecek. 5 Ş ubat 2 OO2 22=OO Onu telefonla aradım, biraz tiz bir sesi var. Neşeli ve rahat;hüzünlü ve acıklı olan benimkinin tam tersi. Biraz konuştuk-an sonra çözüldüm ve güldüm. O ve yaşamı hakkında öğ -enmek istediğim hiçbir şey t r yoktu. Yalnızca dış görünüşünümerak ediyordum. Nitekim, "Özür dilerim amaLetizia , ba- a n gönderebileceğin bir fotoğrafın var mı?" diye sordum. Yüksek sesle güldü ve, "Elbette! Bilgisayarını aç, bir sa- iyede gönderiyorum, böylece sen de beni n nasıl bulduğunusöyleyebilirsin," dedi. "Tamam!" dedim memnuniyetle.Güzel, inanılmaz derecede güzel. Ve çırılçıplak. Göz kır- an, duygulu, p baştan çıkartıcı. "Gerçekten bu sen misin?"diye kekeledim. "Elbette benim. İnanmıyor musun?"."Tabii, tabii inanıyorum... Çokçok güzelsin," dedim, fo-oğraf (gözlerimfaltaşı gibi açılmıştı) ve bende yarattığı his-er t l yüzünden şaşkın bir halde. Kadınlardan hoşlanmıyor- um, uzun sözün kısası... Yolda yürürken güzel bir d kadınla karşılaşsam dönüp bakmıyorum, kadınsı biçemlere bayılmı- orum, bir kadınla ilişkiye girmeyi ciddi y olarak hiç düşün- edim. Bununla beraberLetizia'nın melek gibi bir yüzü ve etli kalın dudakları var. m Göbeğinin hemen altında yanaşıla-bilecek ve üzerine çıkılabilecek hoş bir adacık görülüyor;görkemli, bereketli ve kenarları hafifçe budanmış; kokulu veistek uyandıran. Ve göğüsler, sanki en uç noktalarında iki büyük çemberin olduğu iki tatlı tepecik gibiydi. "Senin gönderebileceğin bir fotoğrafın yok mu?" diyesordu. "Var," dedim. "Bekle bir saniye". Bilgisayarıma kayıtlı olan fotoğraflardan rasgele seçti- im bir tanesini gönderdim. ğ "Meleğe benziyorsun," dediLetizia , "Nefissin!". "Doğru, aynen bir meleğe benziyorum... Gerçekte hiç dedeğilim," dedim alaycıalaycı . "Melissa, ben seninle yüz yüze görüşmek istiyorum". "Umarım, bir gün," dedim. Görüşmeyi bitirdik, daha sonra cep telefonuma, "Ateşli öpücüklerle boynunda dolanmak, bir elimle de seni keşfet - ek isterim" diye mesaj gönderdi. m Külodumuçıkarttım, yatak örtüsünün altına sokuldum veLetizia'nıngönderdiği mesajın gereğini, tatlıtatlı kıvranın-caya kadar yerine getirdim, o bunu bilmesede öu günErnesto'nunevindeGianmaria ile karşılaştık. Çokbutluydu ve bana sıkısıkı sarıldı. Benim sayemdeGermano ile arasındaki ilişkinin çok farklılaştığını söyledi. Nasılve nelerin farklılaştığını söylemedi, ben de sormadım. Bu- unla birlikte, o günGermano'da , n onu öyle davranmaya itenşeyin ne olduğunu bilmiyorum. Hâlâ meçhul. Nedenin benolduğumu biliyorum ama neydi? Neden? Ben yalnızca ken -dim gibi davrandım, kendim gibi oldum,Günlük. 7 Ş ubat 2 OO2 77 8 Ş ubatI3=i8 Arayış, arayış... Hâlâ yeni arayışlar. Ne istediğimi bulama- ığım sürece arayışlarım devam edecek. Ne d istediğimi ger- ekten bilmiyorum. Ara, ara, aramayı sürdürMelissa , sürek -i ara. ç l İnternette"Sapık ilişki" adlıchat odasına, "orospu" adıy-a girdim. Aranılan özellik seçeneğine girip, l ilgimi çekecekverileri sıraladım. Hemen biri düştü, "şehvet" takma adıyla biri. Lafı dolandırmadı, açık seçik konuşuyordu ve rahatsızedecek kadar meraklıydı, benim de istediğim tam tamına buydu. Konuşmaya başlar başlamaz, "Nasıl düzüşmekten zevkalırsın?" diye yazdı. "Hoyratça, bana nesneymişim gibi davranılmasını iste-im," diye yanıtladım. r "Sana nesneymişsin gibi davranmamı ister misin?". "Ben bir şey istemiyorum.Yapman gerekeni yap". "Sen benim orospumsun, bunu biliyor muydun?". "Bana birisinin olmak zor gelir, kendime bile ait değil- en". k Aletini nereme ve nasıl sokacağını, ne kadar süre içinorada kalacağını ve benim bundan nasıl keyifleneceğimi an-atmaya başladı. l Gönderdiği ve gittikçe hızlanarak gelen sözcüklerin ek-anda hızla akışını izliyordum. Midem r burulmaya başlamış-ı, içeride sıkıştırılan vida ve o feci uyarıcı bir arzu, bana,boyun eğip geri çekilmekten t başka bir yol bırakmıyordu. O sözler deniz kızlarının mırıldandıkları melodiler gibi geldibana. Bilinçli olarak, ama canımı da acıtırcasına, kendimisergiledim. Avucuma düştüğünü belirttikten sonra ancak kaç yaşındaolduğumu sordu. "On altı," diye yazdım. Bütün bir sayfa boyunca hayret içinde ağzı açık kalmışgülücükler,smiley'Ier gönderdi, en sonuncusu gülensmileyidi. Sonra: "Canın çıksın! Tebrikler!" "Ne için?". "Daha şimdiden bu kadar deneyimlisin...". "Evet". "İnanmıyorum". "Ne dememi bekliyorsun ki... Gerçi ne önemi var ki, na -ıl olsa hiçbir zaman s görüşmeyeceğiz.Katanyalı değilsinki". "Nasıl değilim? Evet, BenKatanya'da yaşıyorum".Hassiktir!.. Şansa bak, düşedüşeKatanyalıya düşmü-üm. ş "Eee? Şimdi benden ne istiyorsun?" diye sordum, yanıtı- ı adım gibi biliyorken."Seni tokmaklamak". n 79 "Biraz önce tokmakladınya ". "Yoo," yazdı. Bir başka gülensmiley ve "Gerçekten". Birkaç saniye düşündüm, ekrana cep numaramı ;yazdım,birkaç saniye gönderip göndermeme konusunda 'kararsızkaldım. Ekranda "Teşekkür ederim" yazısınıgörünt -e, yaptı - ım işinboktanlığınm ğ farkına varmıştım aslında. Hakkında hiçbir şey bilmiyorum; adınınFabrizio , yaşı- ın otuz beş olduğundan başka hiçbir şey! n Randevu yarım saat sonraCorsoItalia Cadde;si'nde . 2I:OO Artık şeytanın, kimi zaman kılık değiştirerek imkanların kar-ısına çıktığını ve gerçek kimliğini ancakisted ş iğini ele ge- irdikten sonra gösterdiğini kesin olarakbiliyorum . Önce,yemyeşil ve pırılpırıl gözleriyle ç gözlerinin içjne bakıyor,sonra gönlünü okşayıcı gülümsemesi ileyüziUne glüyor,boynunu hafifçe öpüyor ve en sonunda seni yutup yok edi - or. y Önüme çıkan adam şıktı, yakışıklı sayılmazdı ı; uzun boy-u, irice, seyrek ve kır saçlıydı (gerçekten l otuz beş yaşında mıydı, onu da Allah bilir), gözleri yeşil, dişlerigıriydi . İlk görüşte etkilendim, ancak ardındanchat'te ki adam ol - uğu aklıma geldi, irkildim. Işılışıl aydınlatılın, d iş şık dük- ânların vitrinlerinin önündeki pırılpırıl temizlenamiş kaldı-ımda yürüdük. Bana kendinden, k r işinden,bebel "derinina°~ ğumundan sonra evlenmek zorunda kaldığıamt x hiçbirza 'mansevmediği karısından söz ettik. Güzel bir ses ancak benibiraz rahatsız eden aptal bir gülmesi var. Yürürken kol atarak beni kendisine doğru iyice çekti.Ben içinde bulunduğum durumdan, beni rahatsız eden say - ısızca tutumundan ve daha sonra olabileceklerin verdiği huzursuzluktan sinirliydim ve g zorunluluktan gülümsüyor-dum. Pekâlâ bırakıp gidebilirdim,scooter'ıma binip eve döne - ilirdim. Elmalı turta yapan annemin hamur b yoğurmasınıseyredebilir, kardeşimin yüksek sesle kitap okumasını dinle- ebilir, kediyle oynayabilirdim... y Normal olmayı deneyebi-ir ve normallik içinde gayet iyi yaşayabilirdim. Okulda iyi bir not aldığım için, sırf l bunun için gözlerim parlayabilirdi. Gönül okşayıcı bir söz söylendiğinde utangaçça gülümseye-bilirdim. Ama hiçbir şey beni şaşırtmıyor, her şeyin içi eşe-enmiş, kazınmış ve boşaltılmış. Her şey gereksiz, tatsız l vetutarsız. Arabasına kadar yürüdük, sonra arabaya binip dosdoğrubir garaja girdik. Garajın tavanı nemliydi ve içindeki kutu vealetler zaten küçük olan mekânı iyice küçültüp boğmuştu. Fabriziohafifçe üzerime atıldı, neyse ki ağırlığını fazla hissetmedim. Yavaşyavaş içimde gidip gelirken beni öp - ek istedi ama ben başımı çevirdim.Daniele'den beri benikimse öpmüyor. Sıcak nefesli iç m çekişlerimi aynaya yansı- an kendi görüntüm için saklıyorum. Dudaklarımınyumu -şaklığı. Kendini y Beğenmiş Melek Surat ile şeytanlarının or- anları ile yeterince sık karşılaşmış olmasına karşın, g eminim°nlartarafından bile tadılmadı. İşte bu nedenlerle başımı,°nundudakları ile karşılaşmamak için çevirdim, ama ona iğ-¦"endiğjmihissettirmedim. Sanki sadece pozisyonumu değiş-ır mekistiyormuş gibi yaptım. O, az önce beni şaşırtanyu -"Şakhğıni, domuz gibi homurdanarak, avazavaz ismimitekrarlayarak, kalçalarımı sıkarak kaba ve ilkel hayvan hali- e dönüştürdü. n "Buradayım!" diyordum ve içinde bulunduğumuz durum bana gülünç ve tuhaf geliyordu. İsmimi neden tekrarladığınıanlamıyordum ama çağrısını yanıtlamamanın daha da garipolacağını düşündüğümden "buradayım" diye yanıtlıyordum, o da sakinleşiyordu. "Boşalmama izin ver, lütfen, bırak boşalayım," diyordu hazdan alt üst olmuş biçimde."Yo, hayır, olmaz!". Adımı daha da yüksek sesle tekrarlayarak aniden dışarı çıktı. Bu, sesin gittikçe hafifleyen yankısı değil, iç çekişle-in sonuncusu gibiydi. Sonra, halinden hoşnutsuz bir şekilde yeniden üstüme geldi, r aşağıya doğru eğildi; yine içimdeydi, bu kez dili telaşlıtelaşlı dokunuyordu bana, hem de kabaca. Ben doyuma ulaşamamıştım ama onunki yeniden geliyordu,gereksiz bir çabayla uğraşıyordu ve maalesef ilgimi çekmi- ordu. y "Kalın ve sulu dudakların var, tam ısırmalık. Niye tüyle-ini almıyorsun? Daha güzel r olursun".Herhangi bir yanıt vermedim, orası benim bileceğim işti.Dışarıdan gelen araba sesinden korkup hızlagiyinmeyebaşladık(zaten zamanı gelmişti) ve garajdan dışarıya çıktık.Yüzümü okşadı ve "Bir sonraki sefere daha rahatkoşullardaolacağız küçüğüm," dedi. Camları buğulanmış arabadan aşağıya indim. Caddedeyürüyen herkes, kır saçlı, kravatı gevşemiş bir adamın kul-andığı arabadan saçı başı dağılmış olarak çıktığımı görmüştü. l II Şubat Okulda işler iyi gitmiyor. Eğer ben tembel ve bir işi sonunakadar götüremeyen biriysem, öğretmenler de gereğinden fazla kuralcı ve kesin hükümlüler. Belki genel anlamdaokul ve eğitim sistemi hakkında idealist düşüncelerim varsayılır ama somut gerçeklik beni düş kırıklığına uğratıyor.Matematikten nefret ediyorum! Söze, duyguya dayanmama-ı, bir düşünce ürünü olmaması canımı sıkıyor.Ya o beniaptal yerine s koymakta ısrarlı olan öğretmen! "Küçük Pazar"dergisinde özel ders vermek isteyen öğretmenlerin ilanları n - a baktım ve ilginç birkaç tane buldum. Yalnızca bir tanesiuygundu. Sesinden genç olduğu anlaşılan bir erkek. Yarınbuluşup koşullarda anlaşmaya çalışacağız. Letiziasabahtan akşama kadar başımın etini yiyor. Bananeler olduğunu anlamıyorum. Zamanzaman her şeyi yap- aya hazırmışım gibi geliyor. m 22=40 Fabrizioaradı, uzunuzun konuştuk. Sonunda o işi yapmakiçin uygun bir yerimin olup olmadığını sordu. Olmadığınısöyledim. "O zaman sana güzel bir armağan vermenin zamanı gel-""Ş," dedi.ve inceva P'yibeyaz gömleği, siyahboxer'ı , ıslak saçlarıtelli gözlükleri ile açtı. Dudaklarımı ısırdım ve selam ver- im. Bir gülümsemeyle karşılık verip, "Gir lütfenMelissa ,rahatına bak," d dediğinde, o an, daha çok küçükken, gün bo - u sütü, portakalı, çikolatayı, kahveyi ve çileği bol y miktardatükettiğimde, damağımda kalan tada benzer bir tat duyumsa-dım. Başka odalardan birine, yüksek sesle, benimle kendiodasına gitmekte olduğunu söyledi. Odasının kapısını açtıve hayatımda ilk kez normal bir erkeğin yatak odasıyla kar -ılaştım. Bir tane bile pornografik fotoğraf yoktu, ş herhangigerizekâhbir kupa veya ödül yoktu ve dağınık değildi. Du- arlarda eski fotoğraflar, bir v zamanlarınheavy metal grupla-ının fotoğrafları ve empresyonist ressamların tıpkıbasımla-ı asılıydı. İlginç ve r r çekici bir parfüm başımı döndürdü. Duruma pek uygun olmayan giyimi için özür dilemedi vebunu yapmamış olması benim çok hoşuma gitti. Yatağınüzerine oturmamı söyledi, kendisi çalışma masasının san- alyesini alıp bana doğru d yaklaştırırken. Allah kahretsin!Tutulup kalmıştım. Kanarya sarısı V yakalı kazağı ve kaza - ı ile uyumlu, ğ aynı renkte saçları olan, tatsız tuzsuz genç birmatematik öğretmeni bulmayı umarken, karşıma güneş ya n - ığı tenli, mis gibi parfüm kokan ve inanılmaz çekici birgenç adam çıkmıştı. Daha paltomu bile çıkartamamıştımüzerimden. Bir kahkaha attı ve "Paltonu çıkarırsan seni ye- em, söz!" dedi. m Yemeyecek olmasından üzüntü duyarak ben de güldüm.O ana kadar ayakkabıları dikkatimi çekmemişti. Neyse ki beyaz spor çorap giymemişti. "Narin ayak bilekleri vardı.Güneş yanığı, bakımlı; ders saatleri, program ve ücret hak - ında konuşurken, konuştuklarımıza dikkatini k yoğunlaştırdığıgösterir hareketlerde devinen ayakları vardı. "Çokçok baştan almalıyız," dedim."Kaygılanma," dedi göz kırparak " Çarpım tablosundaikilerden başlayacağım". Yatağın kenarına oturmuş, bacakbacak üstüne atmış, bir elimle diğer elimi sıkıyordum. "Ne güzel oturuyorsun," diye araya girdi, ben okuldakimatematik öğretmenimden söz ederken. Yeniden dudaklarımı ısırdım ve sanki söylenenlerdenutanmış gibi içimi çekerek, "Ne diyorsunuz öyle," dedim. Konuyu değiştirerek, "Ah! Söylemeyi unuttum, benimisminValerio ve bana asla öğretmenim deme, kendimi yaş-ı hissederim," dedi, parmağını azarlıyormuşgib sallayarak.Duraksadım biraz, bana indirdiği l bunca darbeden sonraben de, en azından bir tane indirmeliydim. Sesimi düzelttim ve yavaşça, "Yaben sana kendi iste - imle öğretmenim demek istersem?" dedim. ğ Dudaklarını ısırma sırası ona gelmişti, başını oynattı ve"Niye öyle demek isteyesin ki?" dedi. Omuzlarımı kaldırdım, biraz öyle tuttum ve "Böyle dahaiyi değil mi öğretmenim?" dedim. "Nasıl istersen öyle söyle, yeter ki bu bakışınla, böylebakma," dedi, huzursuzluğu gözle görülüyordu. İşte başlıyorum, her zamanki hikâye. Elimde değil, kar-ımda hoşuma giden birisi olduğunda onu ş kışkırtmadan du-amıyorum. Söylediğim ve söylemediğim her şeyle vuruyo-um onları ve bu da kendimi r r iyi hissetmeme yol açıyor. Bubir oyun. 18 Ş ubat Bizimkiler mutfakta akşam yemeğine başlamışlar bile. Biriki satır yazmak için aralarından ayrıldım, çünkü başıma ge-eni anlatmak istiyorum. l BugünValerio'dan ilk dersimi aldım. O anlattığında birşeyler anlamaya başlıyorum çünkü seyredilecek güzelomuzlan ve bir şeyler yazdığında izlenecek kibar ve ince el-leri var. Zar zor da olsa birkaç alıştırmayı çözebildim. Çokciddi ve profesyonelce davranıyor ki bu onu daha da çekicikılıyor. Beni ele geçirdi. Bakışlarından beni beğendiği belli.Şeytanlığımın yaptığı işe engel olmaması için benimle ara -ına belirli bir mesafe koyuyor. s Onu arsızca baştan çıkartmak istiyordum ve bu amacımauygun dar bir etek giymiştim. Bunun doğal sonucu olarak,ders bittiğinde kapıya gitmek için kalktığımda, arkamdanadeta üzerime çıkarcasına yürümeye başladı. Onunla oyna- ak için adımlarımı bir hızlandırıp bir yavaşlatıyordum.Böylece bana m yaklaştığında ondan uzaklaşabiliyordum. Asansörün çağırma düğmesine basarken nefesini boy- umda hissettim. Fısıltıyla, "Yarın akşam n telefonunu on ileon çeyrek arasında meşgul etme," dedi. 19 Ş ubat 2 OO2 2 2 . 3 0 İki haberim var (her zamanki gibi biri iyi, biri kötü). Fabrizio, şehir merkezine, ailelerimiz tarafından yakalanmadangörüşebilmemiz için, küçük bir apartman dairesisatın almış. Sevinçle, "Yatağın karşısına koca bir ekran koydurdum,berabermiki filmleri izleriz diye düşündüm. Ne dersin kü - üğüm? Elbette senin de anahtarın olacak. Güzel yüzündenöperim. Hoşça kal!" diye ç haykırdı. Kuşkusuz bu kötü haber. Ona cevap vermemi, kararsızlığımı ve kaygılarımı dilegetirmemi beklemedi. Görünen o ki kendini kaptırıp düşün- esizce işler yapmış. Bir kez yatmak, sonrabyebye , teşek - ür ederim deyip gitme c k niyetindeydim; evli ve hamile kızı olan bir adamın metresi olmak istemiyordum. Ne onu, nedairesini neporno film izlenecek dev ekranını istiyorum, nede her zaman satın aldığı teknoloji harikalarından biriymiş-çesinebenim itaatkârlığımı alabilmesini.Daniele ve Kendi-ni Beğenmiş Melek Surat ile yeterince acı çektim. Şimdi,kendimce yaşamaya başladığım bir sırada, şişman ve kravat -ı, küçük çocukları yiyen l bir dev çıkıp gelecek ve beni cin -el yükümlülük altına sokmak isteyecek. Allah'ın sopasıyokya ! Ceza s kesmek için başımızın üzerinde hep sallanıyorve hiç beklemediğin bir anda, beyninin ortasına indiriyor. Bir gün, bir ucundan da ben tutuyor olacağımdan, o sopaonun da başına inecek. Şimdi sıra iyi haberde. Telefon söylenen zamanda geldi ve konuşma söylenensürede bitti. Odamda, yerde, çıplak oturuyordum ve tenimde mermer -e kaplı zeminin soğukluğunu hissediyordum. l Elimde tele-on, telefonda bana duygulu ve akıcı gelen arzulu sesli... Ba- a bir fantezisini anlattı. Ben sınıfta f n verdiği dersi dinliyorum. Sonra tuvalete gitmek için izin istiyorum ve ayağakalktığım sırada eline "peşimden gel" yazan bir pusula tu-uşturuyorum. t Onu tuvalette bekliyorum, o geliyor, gömle- imi yırtıyor ve yalama olmuş musluktan akan suyla par ğ maklarını ıslatıyor. Elini göğsüme dayıyor ve sular parmak -arından aşağıya doğru süzülüyor. Sonra pilili l eteğimi kaldı-ıyor ve içime giriyor. Bu sırada ben, duvara yaslanmış ola-ak içimde bir yerlerde ondan elde r r ettiğim doyumun tadınıçıkarıyorum. Damlacıklar, tenimde çizgili izler bırakarakbedenimde aşağıya doğru kaymaya devam ediyorlar. Ayrılı- or ve sınıfa geri dönüyoruz. İlk sırada oturan ben, tahtadatebeşirin y kayışını izliyorum, aynen onun benim içimde kay- ığı gibi. d Telefonda birbirimize dokunduk. Gömüm hiç olmadığıkadar kabarmıştı ve "Gizem" unutuş ırmağıLethe'nin dü- en suyuna kapılmış gidiyordu. Parmaklarım kendimle sı-rılsıklamdı. Onun da m benimle aynı durumda olduğunu bili- ordum. Ateşini, kokusunu duyuyordum ve tadını merakediyordum. y Saat 22:15'te "İyi gecelerLoly ," diye mesaj at -ı. t İyi geceler öğretmenim. 2O Ş ubat 2 OO2 Öyle günler oluyor ki, acaba nefes almaktan tümüylevaz mıgeçsem, yoksa kalan zamanımda apneye8mi girsem diye dü-ünmekten kendimi alamıyorum. Örtülerin altından nefesalıpgözyaşlarımın tadına ş baktığım zamanlarda örneğin. Alt 8. Solunumun belirli bir süre için durması halini t anımlayan tıp terimi. üst olmuş bir yataktan darmadağınık saçlar ve yıpranmış bir ciltle kalkıyorum. Aynanın önünde çıplak bedenimi seyredi- orum. Gözümden bir damla yaşın yanağıma doğru aktığını görüyorum, parmağımla y kuruluyorum ve tırnağımla şakağı- ı kaşıyorum. Ellerimle saçlarımı düzeltip geriye doğru çe- iştiriyorum, m k kendi kendime gülmek ve kendime sevimligelmek için yüzümü gözümü oynatıyorum. Ama sonuç ba-arısız. ş Ağlamak ve kendimi cezalandırmak istiyorum. Çek- ecemin ilk rafına yöneliyorum. Önce içindekileri m seyredi- orum. Sonra birini, giymek üzere özenle alıyorum. Yavaş- a yatağımın üzerine koyuyorum. y ç Aynayı, bulunduğumnoktadan kendimi görebilecek şekilde ayarlıyorum. Bedeni- i bir kez daha m inceliyorum. Kaslarım hâlâ gergin, tenim birçocuğunki gibi yumuşak ve pürüzsüz, beyaz ve duru. Benzaten daha bir çocuğum. Yatağın kenarına oturuyorum, jar -tiyerli çoraplarımı, parmak ucumdan başlayıp baldırlarımakadar, dantel ucu baldırlarımı bastırıncaya kadar, yumuşacıktülü tenimde kaydırarak çekiyorum. Sıra, kurdeleli, bağcıklıve siyah ipekten yapılmışgepyere geliyor.9Bedenimi çepe- evre ç sarmalıyor, zaten çok ince olan belimi daha da incel -tiyor ve erkeklerin hayvanca dürtülerini daha da güçlü bo-altsınlar diye görkemli, yuvarlak ve etli olan kalçalarımıdaha bir belirginleştiriyor. Göğüslerim ş hâlâ küçücük. Beyaz,yuvarlak ve diriler, sıcaklığını iletmek isteyen bir insanınavucunun içine sığabilirler.Gepyer dar ve göğüsler birbirle-ine iyice yapışmış, baskı altındalar. Daha kendimi r incelemezamanı gelmedi. İnce burunlu ayakkabılarımı alıyorum,ayağımın burnunu bileğime kadar ayakkabının içine soku-yorum ve bir metre altmış santimken aniden on santim dahaüzüyorum. ¦ Fransızcageûpiere sözcüğünden gelen, beli ince göstermek için kadınların giydiği, kopça veağcıklarla sıkıştırılan iç giysisi, bir çeşitbüstiyer . (ç.n.) Banyoya gidiyorum, kırmızı rujumu alıyorum,yumuşak ve etli dudaklarımı onunla ıslatıyorum. Kirpikleri- i m rimel ile sıklaştırıyorum, düz ve uzun saçlarımı tarıyo-um, aynanın kenarında duran parfümümü üç kere r üzerimepüskürtüyorum. Odama dönüyorum. Orada bedenimi ve ru- umu titretecek kişiyi göreceğim. h Hayranhayran kendimiizliyorum, gözlerim parıldıyor, yaşaracak gibiler. Bedeni- in etrafını saran bir ışık m huzmesi var gibi ve omuzlarımadökülen saçlarım okşanmaya davet ediyorlar. Saçlarımı ok -ayan el, benim ş denetimim dışında boynuma doğru uzanı- or. Yumuşak teni okşuyor ve iki parmak yavaşça y bastırarakboynun çevresinde dolaşıyor. Fark edilemeyecek kadar ya- aştan yaklaşmakta olan doyumun v sesini duymaya başlıyo-um. El biraz daha aşağıya iniyor ve pürüzsüz göğsü okşa - aya başlıyor. Önümde r m duran, kadın giysisine bürünmüşçocuğun gözleri uyanmış ve arzulu. Neye? Cinselliğe? Aş- a? Gerçek k yaşama?.. Çocuk, kendisinin mutlak sahibi. Par - akları, kadifesinin üzerindeki tüylerin arasında m dolaşıyorve ateş beyninde bir şimşek çaktırıyor, binlerce duygu saldı-ıyageçiyor . r "Benimsin," diye fısıldıyorum. Aniden içimdeki dürtü arzuma egemen oluyor. Düzgün ve beyaz dişlerimle dudaklarımı ısırıyorum. Da- ılmış saçlarım sırtımı terletiyor, ter taneleri ğ bedenimde in- i taneleri gibi parlıyorlar. c Nefesler hızlanıyor, iç çekmeler derinleşerek artıyor — Gözlerimi kapatıyorum. Bedenimin her yanında kasılmalar var, zihnim özgür ve uçup gidiyor. Dizler titriyor, soluklarkesikkesik ve dil dudaklarda dolanmaktan yorgun. Gözleri- i açıyorum. Çocuk gülüyor. Aynaya yaklaşıyorum ve ço - uğu uzunuzun öpüyorum, m c nefesim aynayı buğulandırıyor.Kendimi yalnız ve terk edilmiş hissediyorum. Kendimişu anda üç uydusu olan bir gezegen gibi duyumsuyorum:Letizia,Fabrizio ve öğretmenim. Düşüncelerimde bana eşlikeden üç yıldız, gerçeklikte değil. 21 Şubat Annemle, hafif bir nefes darlığı çeken kediciğimi muayene etmesi için veterinere gittik. Doktorun eldivensiz ellerindenürküp usulca miyavlıyordu, ben de güç vermek için tatlı söz-er söyleyerek başını l okşuyordum. Arabada annem derslerimin nasıl gittiğini ve erkeklerlearamın nasıl olduğunu sordu. Her iki soruya da belirsiz ya- ıtlar verdim. Yalan söylemek artık bir kural, aksini yapmakgarip geliyor artık... n Ondan beni, matematik öğretmenimin evine bırakmasınıistedim, dersimin olduğunu söyledim."Aaaiyi, böylece sonunda tanımış olurum!" dedi heye-anla. c Bir şeyden şüphelenmemesi için herhangi bir şey söyle- dim. Öte taraftanValerio'nun erya da geç m annemle tanışmayıbeklediğini biliyordum. Neyse ki bugün giyimi biraz daha ciddiydi.Annemgaripbir biçimde, onu asansöre kadar götürmemi istedi veba - a' 'Hoşuma gitmedi. Kötü huylu birine benziyor," dedi. Umursamazca omuz silktim ve görevinin bana matema-ik dersi vermek olduğunu söyledim, t evlenmeyecektimyaonunla. Annem, insanları yüzünden okuduğunu düşünür ve bu beni gıcık ediyor. Kapıyı kapattıktan sonraValerio defterimi alıp dersebaşlamamız için beni sıkıştırdı. Telefon konuşmasından hiçsöz etmedik, yalnızca kare kökler, küpler ve iki bilinmeyen-i denklemlerden l konuştuk. Gözlerini öyle iyi saklıyordu kiaklımdan, "acaba mı"geçmedi değil.Ya o telefon konuşma-ı, s beni komik duruma düşürmek için yapıldıysa? Ufacık daolsa bir gönderme, çağrışım, bir söz bekledim ama hiç eser yok! Defterimi kapattı. Düşündüklerimi hissetmiş gibi, "Cu- artesi gecesi kimseye söz verme ve ben m telefon etmeden de sakın giyinme," dedi. Aptalaptal baktım ama hiçbir şey söylemedim. Sözlerini umursamadığımı gösterir bir ilgisizlikle, kapattığı defterimiaçtım ve x vey'lerin arasına küçük harflerle yazdığı notu okudum: Bir cennet gibiydiLolitam , alevlere gömülmüş bir cen- et. n Prof.Hubert Yine de hiçbir şey söylemedim, birbirimizle vedalaşırkenyeniden randevuyu hatırlattı. Nasıl unutabilirim ki... 22 Şubat Saat birdeLetizia aradı ve birlikte yemek yiyebilir miyiz di- e sordu. Olur dedim çünkü zaten saat y 15.30'da sahneleyeceğimiz tiyatro oyununun genel provaları başlayacağı içinbirazoyalanmahydım . Onu görmek istiyordum çünkü dün gece uykuyageçmeden önce onu sıksık düşünmüştüm. Kendisi fotoğraftan çok daha güzel ve tabii canlıydı. Bar - ağıma şarap koyarken yumuşak ellerine d gözüm takıldı.Sonra hemen kendi ellerime baktım. Sabah ayazındascootersürmekten kızarmış, kurumuş ve şebek ellerine dönmüştü. Akla gelebilecek her konuya girdi ve her şeyden söz etti.Bir saat içerisinde yaşamının tüm yirmi yılını anlatabilmiş-i. Ailesinden, zamansız ölen annesinden, Almanya'ya giden babasından, evlendiği için ara t sıra görüşebildiği ablasından, öğretmenlerinden, okuldan, üniversiteden, ilgi alanlarından, işinden söz etti. Kaşlarına baktım ve güçlü bir öpme isteği duydum. Kaş -ar ne garip şeyler!Letizia'nınkiler gözleriyle l birlikte devi- iyorlar ve öylesine güzeller ki insanda bu eşsiz güzelliğiöpme isteği uyandırıyor, sonra da n yüzünü, yanaklarını, ağzı- ı... Evet, şimdi biliyorum, onu arzuluyorum. Sıcaklığını, te - ini, ellerini, salyasını, n n fısıldayan sesini arzuluyorum. Başı- ı okşamak, nefesimle o adacığını ziyaret etmek, tüm bede - ine n n yayılacak bir şenlik düzenlemek istiyorum. Bununlabirlikte tutukluğumun doğal olduğunu biliyorum, benim içinyeni bir şey. Onun da benimle aynı duygular içerisinde ol- uğunu ileri süremem, belki de öyledir ama, d ben bunu aslabilemeyeceğim. Bana bakıyor ve dudaklarını ıslatıyordu,bakışları alaycıydı ve tutsak olduğumun farkındaydım.°nıındeğil, kaprislerimin.Sevişmek ister misin,Melissa ?" diye sordu şarap koyar k - en. Bardağımı masanın üzerine koydum, huzursuzca baktımve olur anlamında başımı salladım. "Evet ama bana öğretmelisin...''. Bir kadınla sevişmeyi mi öğretecek, yoksa sevmeyi miöğretecek? Belki de ikisi birbiriyle örtüşüyordur. 23 Şubat 5-45 Şimdi cumartesi gecesi, daha doğrusu pazar sabahı, gece bit-iğine ve ortalık aydınlandığına göre. t Kendimi mutlu hisse- iyorum Günlük. Bedenimde mutluluktan gelen bir coşku,esenlik duygusu var. îçimi d tatlı ve güçlü bir huzur kaplamışdurumda. Bu gece beğendiğin ve duygularına egemen olanbirisinin kollarına kendini bırakmanın kutsal bir şey olduğu- u anladım. O anda, kokusunu içine çektiğin, güçlü ve n yu- uşak omuzlarınıokşadığm , saçlarında ellerini kaydırdığınanda, cinsellik artık yalnızca cinsellik m olmaktan çıkıyor veaşka dönüşmeye başlıyor. Hiç gergin değildim, yapmakta olduğum şeyin ne oldu- unu biliyordum. Anne ve babamı düş ğ kırıklığına uğrattığı- ı biliyordum. İyi tanımadığım birinin arabasına biniyor- um. Pek tanımadığım, yirmi m d yedi yaşında, çekici bir mate- atik öğretmeninin. Birileri duygularımı ateşe vermişti-Evin dışında, o ulu m çam ağacının altında bekliyordum. Yeşilarabasının yaklaşmakta olduğunu gördüm. Boğazını çevre -eyen l atkısını fark ettim ve arabasının farları gözümü alıyor- u. Geçen günkü, onun telefon etmesini d beklemedengiy'n 'memem gerektiği emrinin aksine, telefon etmesini bekleme' den giyindim. Çekmecemin birinci gözünden iç çamaşırımıaldım, giydim ve üzerime kısa, siyah elbisemi geçirdim. Ay- aya baktım ve yüzümü buruşturdum, bir şeyler eksikti. Eli- i eteğimin altına soktum n m vekülodumu çıkardım. İşte o za - an gülümsedim ve usulca, "Şimdi muhteşemsin," diye fı-ıldadım, m s kendime bir öpücük gönderdim. Evden çıktığımda eteğimin altından soğuğu hissettim,rüzgâr hırçınca çıplak organıma üfürüyordu. Arabaya bindi- imde öğretmenin parıltılı ve büyülenmiş gözlerle baktı ve "Giymeni istediğim şeyi ğ giymemişsin," dedi. O zaman önüme, yola baktım ve "Öğretmenlerin söyle- iklerine kulak asmamak en iyi yaptığım d şeydir," dedim. Yanağıma sesli bir öpücük kondurdu ve bilinmeyenedoğru yol almaya başladık. Parmaklarımı durmadan saçlarımda dolaştırıyordum.Belki benim gergin olduğumu düşünüyordu, ama aslındasadece heyecanlıydım. Hemen orada, yanı başımda olmasın- an ve herhangi bir önyargı d taşımamasından... Yol boyu ne-erden söz ettik hiç anımsamıyorum, çünkü aklım fikrim onasahip l olmaktaydı. Araba kullanırken gözlerine baktım, göz-erini beğeniyorum; siyah uzun kirpikleri, karmaşık ve l çe- im gücü yüksek bakışları var. Göz ucuyla kaçamak bakı - ordu, ben hiçbir şey anlamamış gibi k y yapıyordum.Eee , buda oyunun bir parçası. Sonra Cenneteya da Cehenneme gel- ik, bu artık nereden d bakıldığına göre değişebilir. Minik ara - asıylageçilmesi olanaksız gibi gözüken yollardan, tenha ve?°k çok b dar yollardan geçtik. Sarmaşıklarla kaplı ve yosuntııtmuş, yıkık ve terk edilmiş bir kiliseyi geçtik.Valerioba - a> 'Sağma dikkatlice bak, orada bir çeşme olmalı, geçit ondan sonra," dedi. 95 Dikkatimi, olabildiğince kısa zamanda o zifiri karanlık labirent içindeki çeşmeyi bulmaya yoğunlaştırdım. "İşte şurada!" dedim, biraz yüksek kaçan bir ses tonuyla. Paslı, yeşil bir giriş kapısının önünde durdu. Arabanınfarları üzerindeki yazıyı aydınlatıyordu. Gözlerim, yaralı birkalbin izinde yazan isimlere,Valerio veMelissa'ya takılıkaldı. Aptallaşmıştım, ona okuduğum şeyi gösterdim. Güldü ve "İnanmıyorum..." dedi, sonra bana döndü ve fı s -ıldayarak "Gördün mü, yıldızlara adımız yazılmış?" dedi. Ne demek istediğini tam olarak anlayamamıştım, özellik-e de o "biz'" bölümünü. Tarafların eşit l olduğu bir birlikteli- i anlatıyor ve hatta bu konuda güvence veriyor gibiydi, o "biz" iki kişiydi ve bu, ğ ayna ile ben gibi değildi. Bu cennetten ürktüm biraz; karanlıktı, sarptı, özellikle deyüksek topuklu çizmelerin üzerindeysen aşılması zordu.Olabildiğince ona dayanmıştım, sıcaklığını hissediyordum.Kayaların, o daracık ve karanlık yolların arasından geçerkensıksık ayaklarımız takıldı. O zifiri karanlıkta tek görünengöktü, milyonlarca yıldız vardı bu gece ve ay bir görünüp birkayboluyor, bizim oynadığımız gibi o da bizimle oyun oy- uyordu. Nedenini bilmiyordum ama bu yer bende tüyler ür- ertici ve karmaşık duygular n p uyandırıyordu. Belki aptalca, belki de haklı olarak, oralarda bir yerlerde, yakınlarda, be - im önceden n kurban olarak seçildiğim, karanlık bir ayindü -'zenleniyordu . Pelerin giymiş erkekler beni bir masaya yat'']racaklar, mum ve şamdanlarla çevreleyecekler, sırayla ırz'*mageçecekleren sonunda da keskin uçlu ve kıvrımlı I" , hançerle beni öldüreceklerdi. Ama ona güveniyordum, bun-ar belki o büyülü anın bilinç altımda yarattığı l düşüncelerdi.Bende o ürküntüleri yaratan dar yollar bizi, deniz kenarında - i bir uçurumun üstünde kalan, k ağaçsız düz bir alana getir- işti, sahile köpürerek vuran dalgaların sesi duyuluyordu.Kocaman, beyaz ve m kaygan kayalar vardı. Hemen bunlarınnasıl kullanılabileceğini düşünmeye başladım. Birbirimizeyaklaşmadan önce yüzüncü kez ayaklarımız takıldı; yüzümüyüzüne yaklaştıracak biçimde beni kendisine doğru çekti,dudaklarımızı birbirlerine değdirdik öpüşmeden, kokuları- ızı içimize çekerek, m soluklarımızı duyarak. Birbirimize da - a da yaklaştık ve dudaklarımızı, öperek, ısırarak tükettik.Dillerimiz h birbiriyle buluştu. Onunki sıcak ve yumuşaktı, birtüy gibi hafifçe ağzımın içini okşuyordu ve çok sarsıcıydı.Öpüşme öylesine kızışmıştı ki bana dokunup dokunamaya- ağını, uygun zamanın o an olup c olmadığını sordu. Evet de - im, bu an o andı.Külodumun olmadığının farkına vardığın- a donup kaldı, d d çırılçıplak etim karşısında birkaç saniyedu -raladı. Sonra onda yarattığı derin etkiyi sezinledim; banasürtünen, patlamakta olan bir volkan vardı. Tadına bakmakistediğini söyledi. O zaman o koca kayalardan birine oturdum ve dili beni,yeni doğan bebeğini okşayan annenin elindeki şefkatle ok-Şadı. Usulca ve uysal, sürekli ve amansız bir doyum başla - ıştı. Yoğun ve narindi, m erimeye başlamıştım. Ayağa kalktı, öptüğünde ağzında, damağımda kalan ko - uları tattım, lezzetliydi. Bana defalarca k sürtünmüştü, kot Pantolonunun altından sert ve kabarmış olduğunu hissedi- ordum. Düğmelerini çözdü y ve bana sundu. Bugüne kadarhiç ^üniK-ılı hu adamla birlikte olmamıştım, uç tarafının böyle, neredeyse dışarıda olduğunu bilmiyordum. Ucu yu- uşak ve kaygandı ve onu denemeliydim. m Ayağa kalktım ve kulağına fısıldadım: "Hakla beni!".O da istiyordu. Diz çöktüğüm yerden yukarıya doğru kal- arken, öyle yalamayı kimden öğrendiğimi sordu. Yılan gi-bi kıvrılan dilim onu çılgına k çevirmişti. Sırt üstü yatmamı ve bacaklarımı aralamamı istedi; iyiceinceledi. Önce bu bakışını garipsedim ama sonra yuvarlak-arımı incelemesi beni feci uyardı. İlk vuruşunu ellerimi so - uk ve kaygan taşa dayayarak l ğ bekledim. Yaklaştı ve resmenhedef aldı. Ona kendimi sunuşumu nasıl algıladığın söyle- esini isterdim. m Yoksa ben dipsiz bir ambar mıyım geleningeçenin "girdiği"? İlk vuruşun hedefi bulduğunu gösterir birinleme çıktı ağzımdan, kupkuru. O hoş oyundan koptum,içimde hissetmeye devam ederken ona yalvaran gözlerlebaktım ve bedenlerimizi ele geçirmeden önce, birkaç dakikabeklemenin doyumlarımızı daha da yoğunlaştıracağını söy-edim. l "Arabaya gidelim," dedim "Orada daha rahat ederiz". Yeniden o karanlık labirentten geçtik ama bu kez kork - adım. Bedenim, halinden hoşnut birbirinin peşi sıra koştu-arak eğlenen, içimi daraltan o korkunç m r izleri hatırlatan, biryandan da kendimi iyi hissettiren, sözle anlatılamayacak bircoşku veren binlerce cin tarafından ele geçirilmişti. Arabayabinmeden önce, kapıdaki yazıyı bir kez daha inceledim vegülümsedim, onun benden önce binmesini bekledim. Çabu- ak soyundum. Bedenlerimizin ve c tenimizin her hücresinindiğerininkine değmesini, birbirlerine, şimdiye kadar bilinmeyen, yücelterek kendinden geçirecek duygulan yaşatsın -ar istedim. At biner gibi coşkuyla üzerine l çıktım ve önceyumuşak ve birbirini belirli aralıklarla tekrarlayan, daha sonra da sert ve keskin vuruşlarla devinmeye başladım.Öperken ve yalarken titremelerini duyumsadım. Onun ege- enliğini ele geçirmek m kolaydı. "İkimiz de özgürüz, ikimiz de egemeniz," dedi bir nokta- an sonra " Nasıl birbirimize boyun d eğeceğiz?'". "İki egemen güç birleşecekler ve doyuma ulaşacaklar,"diye yanıtladım. Keskin vuruşlarla hızlandım ve mucizevi olarak, hiçbirerkeğin bana vermeyi beceremediği o zevki, yalnızca benimkendi kendime verebildiğimin farkına vardım. Her yerimdekasılmalar vardı. Organımda, bacaklarımda, kollarımda, hattahatta yüzümde... Bedenim bayram yerine dönmüştü,eğleniyordu. Kazağını çıkardı ve ateşli, çıplak ve kıllı göğ-sünün benim beyaz ve duru göğsümle buluşmasını hisset-im. t Saçlarımı o muhteşem yeni buluşun üzerinde gezdir- im, tümüyle benim olması için iki elimle birden d okşamayabaşladım. Sonra üzerinden indim, bana, "Yalnızca tek bir parma - ınla dokun!" dedi. ğ Afallayarak dediğini yaptım ve çeşmesinden yaşlar dök- ekte olduğunu gördüm. Hiçbir zorlama m olmadan, kendili- inden ağzımı yaklaştırdım ve bugüne dek hiç tatmadığım kadar lezzetli ve tatlı gelen ğ sperminin tadına baktım. Birkaç saniye için beni kucakladı ve o an bana sonsuzluk gibi geldi ve her şeyin orada benimle birlikte olduğunu san- ım. Sonra başımı nazikçe koltuğa yasladı, ben hâlâçırılçıplak, büzülmüş ve ay d ışığınınaydınlığmdayken . 99 Gözlerim kapalıydı ama gözlerinin benim üzerimde ol- uğunu hissediyordum. O kadar uzun bir süre d bedenimebakmasının doğru olmayacağını; erkeklerin, senin bedenin-e hiçbir zaman, bütünüyle l yetinemeyeceklerini, onu okşa - ak ve öpmenin ötesinde, zihinlerine kazımak ve bir dahahiç silinmemek m istediklerini düşündüm. Uyuklayan ve hare - etsiz bedenimi seyrederken neler hissediyor k olabileceğinidüşündüm. Benim için yalnızca bakmak yeterli değildi, algı-amak da önemliydi ve ben bu l gece onu algılamıştım. Pan -olonunu düğmelerken, çakmağını bulamadığı için homur- anmasını t d duyduğumda gülmemi zor tuttum ve gözlerim hâ-â kapalı ve çatallaşmış sesimle, gömleğini arka koltuğa fır l l -atırken çakmağının havada uçuşunu gördüğümü söyledim. Bana bir anlığına bakmakla yetindi ve pencereyi açarak da - a önce hissetmediğim soğuğun içeriye dolmasına sebep ol- u. h d Sonra, uzun süren bir sessizlikten sonra, sigarasının du- anını üflerken, "Tüm yaşamım boyunca hiç m böyle bir şeyyaşamamıştım," dedi. Söylediklerinin ne anlama geldiğini biliyordum ve o ko- uşmanın, bu tehlikeli, geçici ve heyecanlı n ilişkiyi tehlikeyeatacakya da tam tersine güçlendirecek önemli sözlerin söy-eneceği anın başlangıcı l olduğunu anladım. Ona yaklaştım, omzuna elimi, elimin üstüne de dudakla-ım yasladım. Konuşmaya başlamadan r önce biraz bekle - im, aslında daha ilk andan itibaren ne söyleyeceğimden okadar emindim ki. d "Senin bugüne kadar böyle bir şeyi yaşamamış olmanyanlış olduğunu göstermez," dedim. Bir kez daha sigarasının dumanını üfledikten sonra,"Ama doğru da değil," dedi. "Doğruya da yanlış olmasından bize ne? Önemli olanhoşumuza gitmesi ve en sonuna, en dibine kadar gitmiş ol- amız". Erişkin bir adamın, çok bilmiş bir kızın sözlerine kulak asmayacağını bilebile m dudaklarımı ısırdım. Oysa o bana döndü, sigarasını fırlattı ve "İşte tam da bunedenden ötürü başımı döndürdün. Olgunsun, akıllısın ve içinde sınır tanımayan bir tutku var," dedi. Evet bu oydu. Onu tanıdım. Tutkumu tanıdım. Eve dönüşyolunda, bundan böyle öğrenci öğretmen ilişkisini sürdür- emizin doğru olmayacağını, beni artık öğrencisi gözüylegöremeyeceğini ve işiile m zevklerini hiç karıştırmadığınısöyledi. Benim için deböylesinin daha uygun olacağını söy-edim, l yanağından öptüm ve içeriye girmemi beklerken önkapıyı açtım. 24 Şubat Bu sabah okula gitmedim, kendimi çok yorgun hissediyor- um. Dahası bu akşam tiyatro oyunumuzun d ilk gecesi ve bu,okuldan kaytarmak için iyi bir bahane. Öğle yemeği saatindeLetizia telefonda, akşam saat tamdokuzda orada olacağını bildirdiği bir mesaj gönderdi. Doğ -uyaLetizia ... Dün onu unuttum. Bir kusursuzluk başka birkusursuzlukla nasıl r bağdaştırılabilir ki? DünValerio vardıVe bana yetiyordu; bugün yalnızım ve bu bana yetmiyor(Çünkü artık kendi kendimeyeteniiyorum ),Letizia'yı istiyorum. P.S.Ya o sersemFabrizio ! Aklını karısıyla oyuna gelipbeni seyretmeye takmış! Allah'tan dediğim dedik bir tip de - il, sonunda evde kalması gerektiğine ikna edebildim. ğ I:5O Bu akşama özel bir gerginliğim yok, tam tersine üzerimdebir durgunluk, umursamazlık var ve ne zamangeçeceği hak- ında da en ufak bir fikrim yok. Herkes zıpzıp zıplıyor, ki- i korkudan kimiyse k m mutluluktan. Bense perdenin arkasınasaklanmış salona girenleri gözlüyordum. DikkatimiLeti -zia'nın gelip gelmediği üzerine yoğunlaştırmıştım. Göreme - im. Sahne düzenleyiciAldo , başlamak üzere d olduğumuzusöyleyerek beni sahne arkasına çağırdı. Salonun ışıkları sön- ü, sahneninkiler yandı. Yayından d fırlatılmış ok gibi sahne- e girdim. Ortaya, tam tamına, provalar sırasında yönetme- in binlerce kez rica y n etmesine karşın benim hiç beceremedi - im bir biçimde fırladım. ElizaDoolittle , ben de dahil olmaküzere ğ herkesi kendine hayran bıraktı. Son derece doğal vekendiliğinden hareket ve anlatımlarla, benim bile etkilendi- im yepyeni birisi çıkmıştı ortaya. SahnedenLetizia'yı gör- eye çabaladım ama başarılı olamadım. ğ m Bu nedenle oyunun bitmesini bekledim. Selamlamalar, alkışlar... Kapanmış olanperdenin arkasından, onu bulabilmek için, misafirleri ince- en inceye izlemeye devam ediyordum. Mutluluktan uçmuşannem ve d babam kuvvetle alkışlıyorlardı, aylar var ki gör- ediğimAlessandra oradaydı ve çok m şükürFabrizio'daneser yoktu. Sonra gördüm onu, yüzü neşe içinde aydınlanmıştı, deli-er gibi alkışlıyordu. O, biraz da bunun için l hoşuma gidiyor, çünkü çok doğal, çok kendi gibi, neşeli. Uçlarda yaşayan bi -i olması insanı coşturuyor. r Yüzüne baktığında, onun ken- iyle böylesine barışık olmasından ötürü insan çileden d çıkar.Aldokolumdan çekti ve yüksek sesle: "Bravo, bravo sa - a tatlım! Hadi acele et, üstünü değiştir, n kutlamaya gidiyo-uz," dedi. Çok garipti ve deli gibi bir ifadesi vardı, yükseksesle gülmeye başladım. r Gelemeyeceğimi, birisini görmem gerektiğini söyledim.Aynı anda, gülen yüzüyleLetizia geldi.Aldo'yu gördüğün- e yüzünün ifadesi değişiverdi; gülümsemesi kayboldu,gözleri karardı.Aldo'ya baktım, onun d da bembeyaz olan yü - üne aynı ciddi ifade yerleşmişti. İki üç kere önce birine,sonra diğerine baktım, z neden sonra: "Ne oluyor? Neyinizvar sizin?" diye sorabildim. Birbirlerine sessizce, kötükötü ve adeta düşmanca, aşa-ğılarmışçasınabakıyorlardı. İlk önceAldo konuşmaya başladı: " Hiç, hiç, hiçbir şey.Hadi siz gidin. Diğerlerine gelemeyeceğini söylerim. Gülegüle git güzelim," dedi ve alnımdan öptü. Kaçıp gitmesinin ardından bakakaldım, sonraLetizia'yadoğru döndüm ve sordum: "Burada neler oluyor Allah aşkı- a, sorabilir miyim? Siz tanışıyor musunuz?". n Şimdi sakinleşmiş, yatışmıştı. Azıcık duraksadı, gözleri- i gözlerimden kaçırıyordu ve yüzünü aşağıya n Uz eğdi ve ince, un parmakları ile yüzünü kapattı. Sonra dikdik gözlerimin içine baktı ve "Aldo'nuneşcin-Se l olduğunu bildiğini sanıyordum," dedi. 103 Aldobunu saklamıyor, okulda herkes biliyor artık. Bildi- imi söyledim. ğ "Eeene olmuş?" dedim gerisini beklediğimi anlatır bi- imde. ç "Olan şu ki, bir zamanlar bir çocukla birlikteydi, sonra...Sonrasında ben ve o çocuk tanıştık, yani şey anlamında...Aldoondan bir şeyler bekliyordu," sözleri ağzından tektekçıkıyordu ve kesik kesikti. "Ne bekliyordu?" meraklı ve çılgın bir tonda sordum he- en. m O parlak kocaman gözleri ile baktı ve "Yo, yo... Sana bu - u söyleyemem... Kusura bakma... n Yapamam...". Başını öbür tarafa çevirdi ve "Yalnızcalezbiyen deği-im...". l Yaben neyim? Bir kadın bile değil, nüfus kayıtlarına gö-e hâlâ çok küçüğüm, dolayısı ile bir genç r kızım, başka bir kadının kollarında korunmak isteyen ve aşk arayan bir kız.Ama yalan söylüyorum Günlük, diğer yarıma, bana bu den-i benzeme fırsatı vermeyeceğim, ben aynı bütünün içindeyaşayan dişi l yan olacağım.Letizia'da gördüğüm ve yapma- ya giriştiğim şey yalnızca onun bedeninin çekiciliği, tenselçekimi ile ilgili değil, evet, aynı zamanda da duygusal, ruh-al nedenlerim var. Onu bir bütün olarak s beğeniyorum. Ka -amı karıştırıyor ve kendine çekiyor, uzun bir süredir fante- zilerimin baş oyuncusu f olmaya başladı. Aşk, ousanmaksı -zınaradığım şey, kimi zaman bana o kadar uzak, o kadarya -bancıymış gibi geliyor ki... 1 Mart 2 OO2 2 3:2 O Bugün evden çıktığımda babam kanepeye oturmuş, boş göz -erle televizyon ekranına bakıyordu. l Kayıtsız bir halde nere- e gittiğimi sordu. O anda ona ne yanıt verirsem vereyim,yüzündeki ifadeyi, o y kayıtsız duruşunu değiştirmeyeceğini, dolayısıyla ona herhangi bir yanıt vermemin gereksizliğinidüşündüm. "Düzüştüğüm evli adamın yeni aldığı eve gidiyorum"demeyi çok isterdim ama nasıl olsa "Alessandra'yaders ça -ışmaya gidiyorum" dememle aynı etkiyi yaratırdı. l Kapıyı yavaşça örttüm, benimle ilgili soyut düşünceleri- i bölmek istemedim. n Fabriziodairenin anahtarlarını bana daha önceden ulaş -ırmıştı ve orada onu beklememi, iş çıkışı t geleceğini söyle- işti. m Daha daireyi görmedim, anla ne kadar ilgimi çektiğini.Scooter'ımı apartmanın önüne park edip loş ve boş avluyageçtim. Kapıcı kadının kimi aradığımı soran sesiyle yerimdensıçradım ve yüzüme al bastı. "Yeni kiracıyım," dedim yüksek sesle ve sözcükleri he- eleyerek, ne akla hizmetse, kapıcı kadının c sağır olduğunu düşünerek. Nitekim duruma açıklık getirdi, "Sağır değilim.Hangi kata çıkacaksınız?". Biraz düşündükten sonra yanıtladım: "İkinci kata, BayLaudanrninyeni aldığı daireye çıkacağım". Gülümsedi ve "Aaaevet! Babanız kapıyı içeriden bir kez döndürüp kilitlemenizin doğru olacağını söylememi istemişti" dedi. Babam mı!.. Babam olmadığını söylememin yersiz kaça- ağını ve onu güç duruma düşüreceğini c düşünerek vazgeç -im. t Kapıyı açtım. Anahtarın kilidin içinde döndüğü an, yap- aya giriştiğim şeyin aslında ne denli aptalca ve m anlamsızolduğunu düşündüm. Kesinlikle başlamasını istemediğimbir şeyi yapmakta olan kişi olarak ben, tam bir aptaldım. Öğ -eden sonra beni arayıp, çok özel bir şeylerle "aşk yuvamı-ın" açılışını kutlayacağımız l z için, bugünün unutulmaz biranı olarak kalacağını mankafa bir sesle söyleyenFabri -zio'nunyaptığı anlamsızdı. En son biri bana unutulmaz biran yaşayacağımı söylediğinde, haşhaşlı sigara kokan karan -ık l bir odada beş kişinin aletini emmiştim. Bugünün ana fik-inin farklı olmasını umuyorum. Giriş oldukça r küçük ve biro kadar da sönüktü, ortama yalnızca yerdeki kırmızı halı bi-az renk katıyordu. Oradan bütün r odalar görülüyordu, en azından odaların bir bölümü. Yatak odası, oturma odası di- ebileceğim küçük bir y salon, mutfakçık ve bir sandık odası. Yatağın karşısına taktırdığı o işkence aletini görmemek içinyatak odasına girmeden salona geçtim. Önündengeçtiğimsandık odasının yerine koyulmuş, renkli kâğıtlarla sarılmışüç paketigörmemezlikten gelemedim ve oraya doğru yönel- im. Paketlerin ön tarafına büyük d harflerle yazılmış bir notiliştirilmişti: PAKETLERİ AÇ VE YALNIZCA BİR TA- ESİNİN N İÇİNDEKİLERİ GİY! Etkilendim ve merakım uyandı Paketleri eşeledim, itiraf etmeliyim ki düş gücü var. ilkkutunun içinde yumuşacık dantelli beyaz iç çamaşırları, tülden bir kombinezon, seksi ama aynı zamanda da namuslubir külot ve alttanbalenli bir sutyen var. Kutunun içinden birde not çıktı: OKŞANMAK İSTEYEN BİR BEBEK İÇİN. İkinci kutuda bir adet kırmızı Gstring vardı. Arkasında tavşan kuyruğunu anımsatan tüyler vardı. Bir çift fileli ço -ap, baş döndürücü topukları olan kırmızı ayakkabılar ve birnot daha: AVCI TARAFINDAN r AVLANMAK İSTEYENBİR TAVŞAN İÇİN. Bu paketi gözden çıkarmadan önceüçüncü paketin içinde ne sakladığını merak etmiştim.Bu oyun, isteklerini keşfetmek oyunu, hoşuma gitmişti.Seçimim üçüncü kutu oldu. Lastikli bir kumaştan yapıl- mış, siyah, parlak, bedene yapışan body gibi, mayo benzeribir giysi, yüksek topuklu deri uzun çizmeler, bir kırbaç, si-yah bir vibratör ve bir kutu vazelin. Makyaj ürünlerinin ya- ı sıra bir de not vardı: KÖLESİNİ CEZALANDIRMAKİSTEYEN BİR n PATRON İÇİN. Onu cezalandırmam içinbundan daha iyi bir yol olamazdı ve cezalandırma araçlarınıelime kendisi vermişti. Not kâğıdının sonunda bir ek not vardı: BUNU GİYMEYE KARAR VERİRSEN, HAZIROLDUKTAN SONRA BENİ ARA. Bu isteğinin nedeninitam anlamasam da bana uyardı, oyun gittikçe ilginç olmayabaşlamıştı. İstediğim zaman çağıracak, istediğim zamangönderecektim... Hoşuma gitti! Pişmanlık ve suçluluk duymadan siktir edip gönderebi-irdim onu. Bu karmaşık oyunu onunla l oynamak canımı si- yordu; ona layık bulmuyordum, hak etmiyordu. Sahi,öğ - re tmenimleve eldeki bu n olanaklarla oynamak ne muhteşem0| urdu, onu düşündüm. Ne yazık ki oynamak zorundaydım, er >im tarafımdan becerilmek için çok şey yapmış, çok çabaharcamıştı. Önce ev, sonra bu hediyeler... Cep telefonumunekranının yanıp söndüğünü gördüm, beni arıyordu. Açma- ım, yalnızca üçüncü paketi d seçtiğimi ve daha sonra onuarayacağımı belirten bir mesaj gönderdim. Salona geçtim, balkona bakan pencereyi açtım. Kapalıkalmış odanın kötü kokusunu kovup temiz havanın içeri dol- asını istedim. Sıcak ve insanı saran renkleri olan halınınüzerine uzandım. Temiz hava, m sessizlik, batmakta olan gü- eşin soluk renkleri uykumu getirdi. Usulca gözlerimi kapa - ım, nefesim bana, n d gidip gelen, sahilde patlayan ve sonrayeniden denizin enginliğine geri dönen dalga sesine benze-yinceyekadar, derinderin nefes aldım. Uyku beni koynuna,tutkumu kollarına aldı. Rüyamda kim olduğunu bilemedi- im, çıkartamadığım bir adam vardı. Kim olduğunu bilmi- ordum, yüz hatları tam ğ y görünmüyordu. Birbirimizin için- eydik; anahtarla kilit gibi, verimli ve bereketli toprak veona saplanmış d bahçıvan beli gibi kenetlenmiştik. Dikilmişorganı bir süre yatıştıktan sonra, beni, yeniden titretmeyebaşlamştı. Kesikkesik çıkan sesimle ona bu oyundan ne ka - ar hoşlandığımı anlatıyordum. d Sanki ben, duygularının gö- ün en yükseklerine ulaşması için onun başını döndüren, ye- i açılmış köpüklü ğ n bir şampanyaydım; duyduğum arzu onu öylesinebulandınp uyuşturuyordu. Sonra yavaşça içimden çıktı. Ona zaman kavramım yitir-en, önce hızlıhızlı , sonra yavaşlayarak t süren devinimlerim- en uzaklaştığını fark ettim. Okun, kanayan yeni yaradan aniden çıkmaması için d kalçamı yavaşça erkeklik organınınüstünden çektim velolita bakışlarım ile onu incelemeye ko- uldum. y Az önce bileklerimi saran ipek bağcıkları, buke onun bileklerini bağlamak için elime aldım. Kapalı duran göz kapaklan bana hızla ve şiddetle sahip olma arzusundaolduğunu sezdirdi, ama beklemek istiyordum... Biraz dahabeklemek... Sonra üst kısmı dantelli olan siyah jartiyerli çoraplarımıaldım, ayak bileklerinden yatağın kenarına yaklaştırdığımiki sandalyenin bacaklarına ayrıayrı bağladım. Şimdi hem benim, hem de onun doyumu için hazır bekliyordu. O çırıl- ıplak bedenin ortasında kendinden emin, dimdik, sertleş - iş aşk sapı pespembe ç m gizemimin egemenliği altına bir kezdaha girmekte gecikmeyecekti. Üstüne çıktım, hazzın yavaşyavaşyaklaşan dalgalanmalarına eşlik eden titremelerimizihissederk, tenimi tenine sürttüm. Uyarılmış tüylerim, pürüz-üz cildime batan tüyleriyle kaplı göğsünü tatlıtatlı okşuyor,sıcak nefesi benim nefesimle s buluşuyordu. Parmak uçlarımı, yavaşça ovuşturarak dudaklarının üze-inde dolaştırdım. Sonra parmaklarım r dudaklarının arasın- an yavaşça, tatlıtatlı içeriye girdi. İniltilerinden, parmakla -ımın inceleme gezisinin onu d r ne kadar uyardığını anladım.Sonra parmaklarımı ıslak, pembe gülüme götürdüm ve çiği- in nemi ile ıslatıp n pembe, uyarılmış organının en tepe nok -tasına götürdüm. Dokunduğum an, savaş alanından zaferledönen kumandanın ordusundaki bayrak gibi boşlukta hafif- e dalgalandı. Kalçalarımı tam karşısında duran ve ç onun ba - ış açısında olan aynaya dönerek, at biner gibi üstüne çık- tır n, göğsümü alçalttım ve kulağına "Seni k istiyorum," diyeIşıldadım. Orada öylece, uyarılmış ve gerilmiş bedeninin etrafınıÇerçeveleyen bembeyaz çarşafların üzerinde yatması, kaderini ellerime teslim etmiş beklemesi çok güzeldi. Eve girer- en boynumda olan parfümlü eşarbımla gözlerini kapattım,beklemeye bıraktığı bedeni k görmemesini istedim. Onu orada öylece, uzun süre beklettim. Çok uzun bir sü-e. Uzun zamandır dik duran, ayakta r durmaktan yorulmayan organını içme almak için çıldırıyordum. Öte yandan da bek -etmek, hep bekletmek l istiyordum. En sonunda, beni bağlıbeklemekte olduğu yatak odasına gitmek için mutfakta otur- akta m olduğum sandalyeden kalktım. Yumuşacık ve sessizolmasına çalıştığım adımlarımı duydu, sevincini gösterir de -rin bir nefes aldıktan sonra, bedenim onu sinsisinsi yutma- an önce, şöyle bir kıpırdandı. d Uyandığımda hava kararmıştı. Ay, kesilmiş tırnak gibi,dünyanın damında asılı kalmış gibi gözüküyordu. Hâlâ gör-düğüm düşün etkisi altındaydım. Cep telefonumu aldım veonu aradım. "Aramayacaksın sandım," dedi kaygılı bir sesle. "Biraz keyif yaptım," dedim kötükötü .On beş dakikaya kadar geleceğini ve onu yatakta bekle - emi m söyledi. Soyundum, çıkarttığım giysilerimi sandık odasında yere bıraktım. Kutunun içindekileri aldım ve çok dar olan giysi- i giydim, bedenime yapışıyor ve çimdiklermiş gibi etlerimi çekiyordu. Çizmeler tam y tamına baldırlarımın ortasına kadar çıkıyordu. Ateş gibi kıpkırmızı ruju, bir çift takma kirpiği veçok parlak farı kutuya niye koyduğunu pek anlamadım. Ya-ak odasına saçlarımı taramaya gittiğimde t aynadaki görün-üme baktım ve yüreğim hopladı. İşte benim yüzüncü kezbaşkalaşışım, işte yüzüncü t kez, benim değil, beni de sevmeyen birilerinin gizli ve yasak arzularıyla alçalışım. Ancak bukez farklı olacak, hakkettiğim karşılığı alacağım. Ötekinin aşağılanması... Gerçekte alçalma karşılıklı olsa bile. Söyle- iği saatten biraz geç geldi, d karısına bir yalan uydurması ge-ektiği için geciktiğini söyledi, özür diledi. "Zavallı eş," di- e düşündüm, r y "ama bu gece senin için de cezalandırılacak". Beni yatağa uzanmış, uçarken rahatsız edici bir sesle ya - an lambaya çarpan sineği incelerken buldu. n İnsanların da aynen bu aptal hayvan gibi, sürekli korku ve kaygı ile dün- ada bir şeylere çarptığını, y sarsıldığını ve çırpındığını düşü- üyordum; gürültü yapıyor, kargaşa yaratıyor, düzeni bozu- or, tam n y kavrayamadığı şeylerin etrafında dönüp vızıldıyor- u; zamanzaman isteklerini birbirine karıştırarak tuzağa d dü-üyor ve mavi yansıtıcı ışığın altındaki kafesin içinde cansızyere yıkılıyordu. ş Fabrizioiş çantasını yere koydu ve sessizce kapının eşi - inde durarak beni inceledi. Bakışları anlam ğ yüklüydü ve nedüşündüğünü anlatıyordu. Pantolonunun altındaki kıpırdan- a da düşüncelerimi m doğruluyordu. Onu yavaşyavaş amaacımasızca hırpalamalıydım. Sonra konuşmaya başladı: "Kafamın ırzına geçtin, ak-ımdan çıkartamıyorum seni. Şimdi bedenimi ele l geçirmeli-in, etimden içeriye senden bir şeyler girmeli ve orada kal - alı". s m "Bu noktada kimin esir, kimin egemen güç olduğu birbi-ine karıştı galiba. Ne yapılacağına ben karar r vereceğim ve sen boyun eğeceksin. Buraya gel!" dedim acımasız bir kölesahibi gibi. Acele ve hızlı adımlarla yatağa doğru yöneldi. Çekmecenin üzerinde duran kırbaç ve vibratöre baktığımda kanımınkaynadığını ve çılgın bir tutkunun beni uyarmaya başladığı-nın farkına vardım. Ne tür bir orgazm olacağını merak edi- ordum, daha da ötesi, kanının aktığını görmek y istiyordum.Çıplakken solucana benziyordu. Tüysüzdü, derisi parlak ve pörsümüştü, göğsü geniş veşişikti , ufaklığı hemen uya-ılmıştı. Düşümde gördüğüm türden tatlı bir hırpalamanınona verilecek çok hoş bir ödül r olacağını ve buna değmediği-nidüşündüm. Onunki ağır, kaba, kötü ve acımasız bir cezaolmalıydı. Yüzükoyun yere yatmasını istedim. Bakışlarımsoğuk, kibirli ve umursamazdı. Beni öyle görseydi, eminim, damarlarındaki kan donabilirdi. Terli ve bembeyaz yüzünüarkaya çevirmeye çalıştı, deri çizmemin sivri ucunu sırtına sertçe batırdım. Öcüm etini kırbaçlamıştı. Bağırıyordu ya- aş sesle, belki de ağlıyordu. Aklım v öylesine karışmıştı ki çevremdeki ses ve renkleri ayırt edemez olmuştum. "Kime aitsin?" dedim buz gibi bir ses tonuyla.Can çekişiyormuş gibi uzun bir hırıltı çıkardı ve çatlak bir sesle, "Sana aidim. Senin kölenim," dedi. O bunları söylerken topuğum omuriliğinden kalçalarına kadar, baskı yaparak iniyordu. "HayırMelissa ... Hayır..." dedi, sesi güçlükle çıkıyordu.Devam etmeye gücüm yetmedi. Elimi uzatıp çekmecenin üzerindeki aleti aldım ve yatağın üzerine koydum. Bir tek- e ile döndürüp sırtüstü yatırdım ve m omuriliğine uyguladı- ım işlemleri göğsüne uyguladım. ğ "Dön!" diye büyürdüm bir kez daha. Boyun eğdi. Kalça -arından birinin üzerine at biner gibi oturdum l ve yapışkan giysimin sıkıştırdığı organımla sürtünmeye başladım. "Sırılsıklamsın! Yalamama izin ver..." dedi bir nefeste. "Hayır!" dedim sertçe. Sesi kesikkesik çıkıyordu, devam etmemi, canını yak- aya devam etmemi istediğini anlıyordum. m Uyarılmam artıyordu, tüm ruhuma doluyor ve gizemli bircoşku yaratarak dişilik organımdan yeniden dışarı çıkıyor- u. Boyunduruğum altına almıştım ve bundan mutluluk du- uyordum. Kendim için de, d y onun adına da mutluydum. Onun adına mutluydum çünkü bu istediği şeydi, en büyükarzularından biriydi. Kendim için mutluydum çünkü başkabir kişilik üzerinden, onu tümüyle tüketerek, kişiliğimi, bedenimi ve ruhumu ortaya çıkarmış oluyordum. Elime kırba- ı aldım ve sapının çevresinden dolandırdım, c ipekten yapıl- ış sicimlerini kalçasına dokundurdum, vurmadan. Sonrabir kez yavaşça vurdum ve m bedeninin gerilip sıçradığını gör- üm. Üzerimizde, o koca sinek lambaya çarpmaya devamediyordu. d Önümde ise aralık kalan pencerenin önündeki per - e rüzgârdan neredeyse yırtılacakmış gibi d havalanmıştı.Sertçe vurduğum son darbe sırtını kızartmıştı ve kıvranıyor- u, bunun üzerine vibratörü d aldım. Şimdiye dek hiç böylebir şeyi elimde tutmamıştım, hiç hoşuma gitmemişti. Vaze-ini aletin l yüzeyine yayarken yapaylığını hissediyordum;Gianmariaile Germano'nunbirbirlerinin bedenine girişlerindeki o yumuşaklık, sevgi, incelik yoktu. Bambaşka amahuzur veren, gerçek bir dünyayla karşılaşma durumu gibideğildi bu. Bu karşılaştığım dünya iğrenç gelmişti; her şeyyalan, her şey açınılacak kadar ikiyüzlüydü. Küçük bir kızınayaklarına kapanmış bir solucan gibi alçalmış; yatarken, fa- işelik yaparken, h yaşamı ve ailesiile ilişkileridüşünüldügündeikiyüzlüydü. Alet zorlukla girdi ve parmaklarımınarasında, bir şeylerini, bağırsaklarını parçalayacakmış gibititremesini hissettim. Bir ayindeymişçesine aklıma gelencümleleri tekrarlıyor, bir yandan da aleti sokmaya devamediyordum . Bu, bilmediğin bir şeye giriştiğin için, ilk vuruş. Bu, gö-ündüğünden daha alçak olduğun için, ikinci r vuruş. Bu, se - in gibi bir babası olduğunu hiç bilemeyecek olan kızınınöcü için... Senin yanında yatan n karının öcü için... Beni anla- aya çalışmadığın için... Anlamadığın için, bende var olangerçekliği, güzelliği m kavrayamadığın için! Güzellik, gerçek ve saf olan güzellik, herkeste olan, sende olmayan güzellik için! Bir sürü vuruş, hepsi sert, katı, kuru ve parçalayıcı. Al -ımda inleyerek kıvranıyordu, haykırıyordu, t zamanzamanağlıyordu. Deliği genişliyordu, sürtünmeden ve kandan kıp- ırmızı olduğunu görüyordum. k "Nefesin kesildi değil mi iğrenç aşağılık!" dedim vahşi bir sırıtmayla. Yüksek sesle haykırdı, belki de orgazm olmuştu, "Yeter, yalvarırım yeter!" dedi. Gözlerim yaşlarla dolarken durdum. Onu yatağın üzerin- e öylece bıraktım. Alt üst olmuş, tükenmiş, d paramparça...Giyindim, çıktım ve avluda kapıcı kadını selamladım.Onunla vedalaşmadım, dönüp bakmadım; çıktım ve gittim,o kadar. Eve geldiğimde aynaya bakmadım, yatağa yatmadan ön- e saçlarımı yüz kere fırçalamadım. Yıkılmış c yüzümü vedarmadağın saçlarımı görmek bana iyi gelmeyecekti. Canımı yakardı, hem de çok. 4 M art 2 OO2 Gece karabasanlarla geçti, özellikle bir tanesi beni feci sars -ı. t Karanlık ve seyrek bir ormanda koşuyorum. Arkamdakaranlık düşünceli kötü insanlar var. Önümde güneşin ay- ınlattığı bir kule görüyorum. Ancak, aynenDante'nin var- ak istediği, ama kurulmuş üç ayrı d m panayır nedeniyle ulaşa- adığı tepeler gibi, oraya ulaşamıyorum. O kuleye ulaşma- ı engelleyen üç panayır m m değil, Kendini Beğenmiş MelekSurat ve şeytanları, onların ardında, karnı yuttuğu çocuklar -a doymuş bir l dev ve biraz arkalarındaki hermafrodit10 bircanavar ve ardındakisadomazoşist " gençlerdi. Ağızları kö pürmüş ve bazıları yerde, bedenlerini çorak toprağa sürtüne-rekgüçlükle sürünüyorlardı. Ben, arada bir arkama bakıpbana yaklaşıp yaklaşmadıklarını kontrol ediyordum. Bağırı- orlar ve anlamsız, anlaşılmaz y şeyler söylüyorlardı. Önüm- eki engeli görmedim ve bir çığlık attım. Gözlerimifaltaşı gibi açtığımda, iyi, d yumuşak yüzlü bir adamın elimden tut-uğunu, gizli ve karanlık geçitlerden geçirerek beni kulenin eteklerine t götürdüğünü gördüm. Parmağını öne doğru uzat-ı ve "Merdivenlerden çık ve asla ardına bakma. En t tepeyevardığında duracak ve ormanda boş yere aradığın şeyin ora - a olduğunu göreceksin," dedi. d 10- Hem kadın hem de erkek organı olanya da görüntüsü hem kadına hem de insana benze - en, (ç.n.) y ' ISadizm : Karşısındakine acıvennek yoluyla cinsel arzusunu doyurma anomalisi, başkaları - a acı vermekten cinsel haz duyma. n Mazoşizm: Cinsel doyum için bireyin ıstırap duyması,uğn Çekmesi gereken durum, (ç.n.) 1 15 "Size nasıl teşekkür edebilirim?" diye sordum. "Koş, diğerleri gelmeden koş!" diye bağırdı başını salla- arak. y "Ama sen benim kurtarıcımsın! Kuleye çıkmama gerek yok, seni buldum ben!" diye bu kez ben, neşe içinde haykırıyordum . "Koş!" diye yineledi. Gözlerindeki ifade o an değişmeyebaşladı. Gözleri şimdi kırmızıydı ve açlıkla bakıyorlardı.Ağzından köpükler saçasaça kaçıp gitti. Ben, orada, kulenindibinde, yüreği paramparça kalakaldım. 22 M art 2 OO2 Bizimkiler bir haftalığına gitmişlerdi, yarın dönüyorlar.Günlerdir özgürdüm ve giriş çıkış saatlerimi ben belirliyor-dum. Önceleri eve, bana arkadaşlık edecek birilerini çağır- ayı düşündüm; birkaç gün önce m telefonla konuştuğum Da-nieleyadaRoberto , bir cesaret gösteripGermanoya daLe -tizia. Sonra vazgeçip yalnızlığımın tadını çıkardım, kendikendimle baş başa kaldım, şu son zamanlarda başımdan ge ç - en iyi ve kötü şeyleri düşündüm. Kendi kendime kötülük yaptığımı biliyorum Günlük. Oçok sevdiğimi söylediğim kendime ve kişiliğime saygı gös-ermemekle kötülük yaptığımı biliyorum. Bir zamanlar sev- iğim gibi sevdiğimden t d bile kuşkuluyum. Seven biri bede - ini, belirli bir nedeni yokken, hattahatta yapmaya istek bi-e n l duymadan, ayrım gözetmeksizin önüne gelen erkeğe hır- alatmaz. Bunları sana, unutabileceğimi salakça p umaragizlemeye çalıştığım bir sırrımı açıklamak için söylüyorumBir akşam yalnızdım. Biraz hava almak, biraz da zaman öldürmek için çıkmamın iyi olacağını düşündüm ve her za- an gittiğim bara gittim. Biranın iki yudumu arasında geçensüre kadar kısa bir m zamanda herifin biriyle tanıştım. Daha dadoğrusu biraz sevimsiz ve pek kibar sayılmayacak biçimdebana yanaştı. Sarhoştum, başım dönüyordu ve biraz ipinucunu kaçırıp pas verdim. Beni evine götürdü, arkasındankapıyı kapattığı zaman korkmaya başlamıştım. Öylesinekorkmuştum ki sarhoşluğumgeçiverdi . Gitmem için bırak - asını söyledim, küçük deli gözleri ile bakarak soyunmayazorladı beni. Korkudan m dediğini ve ondan sonra benden iste- iği her şeyi yaptım. Elime tutuşturduğu vibratör ile içimegirmeye d zorladı beni. Rahmimin iç duvarlarının feci şekilde yandığını ve derimin parçalandığını hissettim. Ağlıyordum, başımı tutarak ufak ve yumuşak aletini ağzıma götürdüğün- e çaresizce istediğini d yapıyordum. Amacına ulaşıp boşala-madıama bu arada benim çenem ve dişlerim dayanılmaz bi- imde ç acıdı. Kendini yatağa attı ve anında uykuya daldı. İçgüdüselolarak çekmecenin üzerine baktım. Benim gibi iyi bir fahi-enin hakkedeceği para çekmecenin üzerine koyulmamıştı. Banyoya girdim ve bir an bile ş aynaya yansıyan görüntüme bakmaya cesaret edemeden yüzümü yıkadım. Herkesin ol- amı istediği m canavarı göreceğimden emindim. Bunu bana yapmalarına izin vermemeliyim, bana yapılmasına izin vermemeliyim. Kirlendim, ve yalnızca aşk, o da varsa., beni Andırabilir. 1 16 28 Mart DünValerio'ya telefonda bir önceki gece başımdan geçen-eri anlattım. "Hemen geliyorum" demesini, beni l kollarınaalıp avutmasını, hiçbir şeyden korkmamam gerektiğini,onun benim yanımda olduğunu söylemesini bekledim. Bun-arın hiçbirisi olmadı. Azarlayan, acı, hakaret dolu tonda be - im bir aptal, bir ahmak l n olduğumu söyledi ki evet öyleyim,Allah kahretsin öyleyim! Kendimi suçlamak için ben zaten kendime yetiyorum, başkalarının öğütlerine ihtiyacm yok. Ben, beni kucaklayacak ve rahatlatacak birilerini istiyorum.Bugün okulun çıkışına geldi, böyle bir davranış beklemi-yordum, şaşırdım. Motosikletle geldi, gözünde o muhteşemgözlerini kapatan güneş gözlükleri vardı, saçları rüzgârda uçuşuyordu. Arkadaşlarımla bir banka oturmuş laflıyorduk.Saçlarım darmadağınıktı, sırtımda ağır okul çantam vardı veyüzüm soğuktan kızarmıştı. Yüzünde sinsi, içten pazarlıklıve suçlayan gülümsemesiyle gördüğümde, bir an için ağzım açık kaldı. Arkadaşlarımın yanından, yarım ağız bir "kusurabakmaynf'laayrıldım ve caddeye, onun yanına doğru koş -um. Çocukça, kendiliğinden, bir o kadar da etkileyici bi-çimde kucağına atladım. t Beni görmek istediğini, gülüşümüve kokumu özlediğini, kendinilolita tarafından zorunlu per -hize sokulmuş gibi hissettiğini söyledi. "Oradakitektipleştirilmişler ne diye bakıyorlar?" diyesordu, başıyla meydanda bize bakan arkadaşlarımı göstere -ek. r "Niye böyle söylüyorsun?" diye sordum.Bana birbirinin aynı, koskocaman bir sürünün üyesi olanbu türden gençleri, erişkinlerin dünyasından ayırtedebüm ^ için böyle tanımladığını söyledi. "Bizi tanımlama biçimin ilginç... Neyse. Motosikletine,cazibene bakıyorlar ve seninle konuştuğum için beni kıska- ıyorlar. Yarın bana, dün konuştuğun o çocuk kimdi diyesorarlar". n "Sen de dersin ki?.." Yanıtını bildiği şeyi sordu. O kendinden emin tavrına sinir olup, "Gerçeği belki söy-erim, belki de söylemem. Kimin ve nasıl l sorduğuna bağlı,"dedim. Dudaklarını ıslatan diline, uzun siyah çocuksu kirpikleri- e, benimkinin tıpkısı olan burnuna n bakıyordum. Kulağınayaklaşıp, "Bana sahip olmanı istiyorum, şimdi, herkesin önünde," diye fısıldadığımda, kabarmaya başlayan aletinigördüm. Bana baktı, içinde yoğunlaşmaya başlayan uyarılmayıkontrol altında tutmaya çalışırken dudaklarını sinirlisinirligerdi ve "Loly,Loly ... Beni çıldırtmak mı istiyorsun?" dedi. Hafifçe başımı sallayarak onayladım, bir gülücükle iyicevurgulayarak. "Kokunu duymak istiyorumLo ". Duru, pürüzsüz boynumu sundum. Vanilya vemuskatkarışımı kokumu içine, ciğerlerine derinderin çekti. Sonra, "Artık gitmeliyimLo ," dedi. Gidemezdi, artık sonuna kadar oynanacaktı oyun. "Bugün nasıl bir külot giydiğimi bilmek ister misin?". Motorunu çalıştırmak üzereyken afalladı, bana döndü vedumanlanmış başı ile evet diye yanıtladı. Önümü, pantolonumun düğmelerini çözmek için hafifçeaçtım ve külot giymediğimden emin oluncaya kadar düğme -erini çözmeye devam ettim. Yanıt ararcasına yüzüme bakakalmıştı. l 1 18 "Genellikle külotsuz çıkıyorum sokağa, böyle dolaşmakhoşuma gidiyor," dedim. "Seninle ilk defa yaptığımız akşamda yoktu, hatırlıyor musun?". "Sen böyleböyle beni çıldırtacaksın," dedi. Yüzüne yaklaştım ve aramızdaki mesafeyi tehlike sınırı- a n kadar azalttım. "Evet," dedim dikdik gözlerinin içine ba - arak, "Yapmak istediğim şey de tam tamına bu". k Uzunuzun birbirimize öylece baktık, tek sözcük etme- en. Arada başıma başı ile hafifçe vuruyor ve d gülüyordu. Kulağına yaklaştım ve "Bu gece ırzıma geç," dedim. "Yoo, yoLo . Tehlikeli bu iş". "İrzımageç!" dedim muzırca ve korku verecek tonda. "Nerede Mel?" "İlk defa gittiğimiz yerde". 29 M art 1:30 Arabadan indim ve onu arabada bırakarak kapıyı kapattım.O karanlık ve çok dar yollardan ilerlemeye başladım. O ara - ada, beni izlemeden önce biraz bekleyecekti. Kötü döşen - iş yolu tek başıma b m geçtim. Uzaktan denizin sesi geliyordu,onun dışında hiçbir ses duyulmuyordu. Yıldızlara bakıyor- um, o d bir yanıp bir sönen varlıklara. Sanki olmayan sesle -ini duyabilecekmişim gibi geliyordu. Sonra arabanın r motor sesi ve farların ışığı... Sakinliğimi korudum, her şeyin öncekonuştuğumuz gibi gelişmesini istiyordum; o cellat, ben kurban olacaktık. Bedeni kurban edilmiş, aşağılanmş ve bo- unduruk altına alınmış ben. Akıllarımız söz konusu oldu- unda, benimki ile onunki y ğ arasında, buyrukları yalnızca benveririm. Bütün bunlar benim aklımın ürünü, ben istiyorumve egemen güç benim. O gerçekte egemen olmayan bir güç;benim kölem olan bir güç, benim isteklerimin ve kaprisleri-min kölesi olan bir egemen güç. Arabayı yaklaştırdı, farları söndürdü, motoru kapattı veindi. Hiçbir şey hissetmediğimi düşündüğüm anda, birkaçsaniyeliğine bile olsa kendimi yeniden yalnız duyumsamayabaşladım. İşte, duyuyorum, yavaş ve sakin adımlarla yakla-şıyor ama hızlı ve soluk soluğa kalmış gibi nefes alıp veri- or. Tam y arkamda olduğunu hissediyorum, nefesi ensemdesanki. Beklenmedik bir biçimde ürküyorum. Daha istekli iz-emeye başladı, bana doğru yaklaştı ve kolumdan yakalaya -ak duvara çarptı. l r Sesini değiştirerek, "Güzelpopolu küçük hanımlar so- aklarda tek başlarına dolaşmamalılar," dedi. k Bir eliyle kolumu bükerek acıtıyor, diğer eliyle yüzümüduvara doğru itiyordu, yüzümü çamurlu ve pürtüklü yüzeyedoğru bastırdı. "Rahat dur!" diye buyurdu. Bir sonraki hamleyi bekliyordum. Heyecanlanmıştım,aynı zamanda da korkmuştum ve bana saldıran sevgili tatlıöğretmenim değil de tanımadığım biri olsaydı ne yapardım "iye düşündüm. Sonra, birkaç gece önce ruhuma durmama- Ca sınayapılan onca saldırıyı hatırlayınca, bu düşünceyi ak-¦mdançıkardım. Ve ben bir kez daha şiddet istiyordum, dayanamayacağım noktaya gelinceye kadar şiddet. Alıştımçünkü, belki de o olmaksızın yapamıyorum artık. Bir günşefkat ve incelik kapımı çalsa ve içeri girmek istese herhal- e artık garip gelir. Şiddet beni öldürüyor, çökertiyor, kirle -tiyor ve benimle d besleniyor; ama ben onunla ve onun içinyaşıyorum, ben de ondan besleniyorum. Boşta kalan elini pantolonunun ceplerini karıştırmak içinkullandı. Beyaz bileklerimi kuvvetle sıkıyordu. Beni bir an-ığına bıraktı ve eliyle cebinden çıkarttığı şeyi tuttu. Mendilgibi bir bez parçasıydı l ve gözlerimi örtecek biçimde yüzü- ün üst tarafını kapattı. m "Böyle çok güzel oldun," dedi "Şimdi eteğini kaldıraca- ım şıllık, sakın ha konuşma ve bağırma!". ğ Ellerinikülodumun içine daldırdı ve parmaklarıyla okşa- aya başladı. Sonra bana şiddetli bir tokat m attı, acıdan inle- im. d "Yoo, olmaz... Sesini çıkartmamanı söylemiştim". "Bana bağırmamamı ve konuşmamamı söylemiştin. Bensadece inledim," diye fısıldadım, bunun için de cezalandırı-acağımı bilebile . l Nitekim, öncekinden daha şiddetli bir tokat attı. Bu defagıkımı çıkartmadım. "AferinLoly , aferin sana". Eğildi, elleriyle beni duvara doğru itmeye devam eder- en, şimdiye kadar şiddet uyguladığı k kalçalarımı ve kuyruksokumumu öpmeye başladı. Yalamaya başladığında sahipolunma arzum artmaya başlamıştı, kendime engel olamıyor-dum. İsteğimi anlamasına çalışarak sırtıma öne doğru kıvır- ım. d Yanıt olarak bir tokat daha geldi. "Ben söylediğim zaman!" diye buyurdu. Yalnızca sesleri ve bedenimde dolaşan ellerini hissedi- ordum, görmemi engellemişti, şimdi de y doyumun dorukla-ına ulaşmamı engelliyordu. r Bileklerimi bıraktı, artık tümüyle bana dayanmıştı. İkieliyle iki göğsümü tuttu, tutmasını engelleyebilecek herhan- i bir şey de yoktu. Sıktı, canımı acıttı, kızgın maşaya ben- eyen parmaklarıyla g z sıkıştırmaya devam etti. "Yavaş," diye fısıldadım incecik bir sesle. "Hayır, ben nasıl istiyorsam öyle olacak!" dedi çok şid - etli bir tokadın eşliğinde. Eteklerimi d kalçalarıma kadar sı - ırırken "Biraz daha direnmek isterdim ama yapamıyorum.Beni çok fazla y kışkırtıyorsun ve senin arzularını yerine ge-irmekten başka elimden bir şey gelmiyor," dedi. t Tek hamlede dibime kadar girdi, içimi tamamı ile uyarıl- ış ve denetlenemez tutkusuyla doldurdu. m Güçlü, hem de çok güçlü bir orgazm tüm bedenimi sard, sırtımın yırtılacağım bilebile kendimi tüm ağırlığımla duva-a yasladım. Beni tuttu. Boynunda sıcacık nefesini duydum,soluk soluğa kalmıştı, nefesi r beni rahatlatıyordu. Uzun süre orada öylece kaldık, öyle uzun bir süre ki hiç bitmesin istedim. Arabaya giden yol gerçeğe, soğuk ve acı - asız gerçeğe dönüş yoluydu. O an bunun kaçınılamaz ger- eklik olduğununayırdına vardım; m ç ruhlarımızın vardığı an-aşma orada bitmeliydi. Koşullar ikimize, ruh ve bedensel olarak, bir bütün olarak l birbirimizin olmamıza izin verme- ecekti. y Dönüş yolunda,Katanya'yı geç saatlerde sarmalayantrafıkte, gözlerime baktı, güldü, "Loly, seni seviyorum," dedi. Elimi tuttu, dudaklarına götürdü ve öptü.Loly ,Melissa de - il. OLoly'yi ğ seviyor,Melissa'mn sözünü ettiğini hiç duy- adım. m 4. Nisan 2OO2 Günlük, Bir otel odasında yazıyorum, İspanya'da, Barselona'dayım.Okul gezisindeyiz, her ne kadar zaman kaybı olarak gördü -ğüm müzeleri gezmek istemediğimi söylediğimde yüzümetersters bakan dar kafalı ve ekşimik suratlı öğretmen hanım olsa da, çok eğleniyorum. Bir yeri tarihini tanımak için gez- eyi hiç m anlamıyorum. Tamam o da önemli de, sonradan ne işime yarayacak? Barselona, derinliklerinde hüzün de olsa öyle canlı ve ne-eli ki. Güzel ve çekici bir kadın gibi, derin ş ve hüzünlü göz-eri insanın ruhuna işliyor. Bana benziyor. Gece, tıklım tık-ım dolu mekânların olduğu ve l l her türden insanın dolaştığıcaddelerde dolaşmak isterdim, ama, insanı geceyi diskotek -te geçirmeye zorluyorlar. Gırtlağına kadar alkole batmamışbirisini bulabilirsen iyi hoş da... Dans etmeyi sevmiyorum,sıkılıyorum. Kaldığım odada kıyamet kopuyor; kimi yatak -arın üstünde hopluyor, kimi l sangria12 içiyor, kimi tuvalete kusuyor, ben çıkıyorum,Giorgio kolumdan çekeliyor... 12. Su, kırmızı şarap, şeker, limon, portakallenebildiği, buzlu içilen içki. (ç.n.) 7 Nisan Yarın eve döneceğiz. Dönmek istemiyorum. Benim evimburası. Halimden memnunum, güvenli, mutlu, aynı dili ko- uşmadığımız halde beni anlayan insanlar arasında.Fabri -zio'nunyadaRoberto'nun telefon n etmediği ve isteklerinebir gerekçe uydurmak zorunda kalmadığım bir ortam nekonforlu bir ortammış meğer. Geç saatlere kadar, daha son -a yatağına girmek ve bedenimi vermek zorunda olmadığı- ı r m bildiğimGiorgio ile konuşmak ne rahatlatıcıymış. Nereye saklandınNarkissos ? 13 Hani kendini çok seviyor- un, kendine gülümsüyordun? Vermek ve d almaktan hoşlanı- ordun? Düşlerinle, ümitlerinle, deliliklerinle, çılgın yaşan-ınla nereye gittin? Aynaya y t yansıyan görüntü nerelerdesin,seni nerelerde arayayım, nerede bulayım, nasıl elimde tuta- ım? y 4 Mayıs 2OO2 Okul çıkışındaLetizia'yı gördüm. Yuvarlak yüzünde, anne- in altmışlı yıllara ait fotoğraflarında gördüğüm m gibi göz-üklerle karşıma çıkıverdi. Yanında iki kız vardı, ikisinin deyüzlerindenlezbiyen oldukları l akıyordu. Bir tanesinin ismiWendy . Benim yaşımda ama gözlerin- eki ifade çok daha büyük birine aitmiş gibi. d Diğerinin ismiFloriana,Letizia'dan biraz küçük. "Senigöresim gelmişti," dediLetizia gözlerimin içinebakarak. ; ^erek Yunan gerekse Latin mitolojisinde sıksık öykülere konu olur. Bir öyküde TaunZe -ke h" - varatt 'f' Çiçektir nergis. Bir diğer öyküde ise, T anrıların verdiği "başkalarını s evmeyen"" sevsin" cezasına çarptırılan yakışıklı delikanlıdır, (ç.n.) u "Gelmen çok iyi oldu. Ben de seni gördüğüme sevin- im," diye yanıtladım. d Bu arada öğrenciler okuldan çıkıyor ve okulun önündekiküçük meydanda yerlerini alıyorlardı. Çıkan çocuklar me-akla bize bakıp gülüyorlar ve aralarında konuşuyorlardı.Her zamanki gibi salak, kaba ve geri r kafalı yorumlan ile de - ikodu yapıp, gözlerini kırpıp burun kıvırıyorlardı. Annele-inin sabah okula gitmeden d r önce ördüğü saçlarıyla oynarlar- en, benim hakkımda söyleyebileceklerini de tahmin edebi -iyordum: "Şuna k l bak, kimlerle dolaşıyor. Onunbi garip ol- uğunu hep söylemiştim zaten..." . d Letiziabenim zor durumda kaldığımı anlayarak, "Derne- e yemeğe gidiyoruz, bizimle gelmek ister ğ misin?" dedi."Hangi derneğe?" diye sordum. "Eşcinseller Derneğine. Anahtarları bende, bizden başka kimse olmayacak," dedi. Kabul ettim.Scooterımı aldım.Letizia arkama bindi,göğüslerini sırtıma yasladı, nefesini de boynuma. Yol boyuçok güldük. Ben motosikletimin arkasında bir ağırlığın ol- asına alışık m olmadığımdan yalpalıyor, denetimimi kaybe- iyordum. O, önümüzden geçen yaşlı kadınlara küfürler d sa- uruyor, bir yandan da göğsümü kollan ile sarıyordu. v Letiziakapıyı açtığında bambaşka bir dünyayla karşılaş- ış gibi oldum. Herhangi bir ev gibiydi, m sahibinin tek kişideğil bir grup eşcinselin olduğu. Her şey düşünülmüştü. Öy -le ki kitaplıkta, kitapların arasında, içinde prezervatifler»1olduğu bir kutu bile koyulmuştu. Masanın üzerinde eşcinseldergileri, moda dergileri, birkaç motor dergisi ve hatta tıpdergileri bile vardı. Bir kedi odalar arasında dolaşıp her bacağa sürtünüyordu. Şu an bile, çalışma masamın altında bü- ülmüş uyuyan, nefes alış verişi duyulan güzeller güzeli kez dimMorino'yu okşar gibi okşadım onu. Acıkmıştık.Letizia veFloriana , sokağın köşesindekidükkândan pizza almayı önerdiler. Onlar çıkarkenWendysersemsersem bakan gözleri ve şapşal, mutlu yüzü ile bana bakıyordu. Sıçraya hoplaya yürüyordu, deliye benziyordu.Onunla yalnız kalmaktan korktum. Kapıyı açıp yüksek ses -eLetizia'ya l bağırdım ve benim de onlarla gelmek istediği- i, yalnız kalmayı canımın istemediğini söyledim. Arkada-ım m ş durumu kavradı hemen ve gülümseyerekFloriana'yaonun dernekte kalmasını rica etti. Pizzaların pişmesini bek -lerken hemenhemen hiç konuşmadık. Sonra ben, "Uff.Amaaan, parmaklarım dondu!" dedim. Letiziamuzırmuzır ama aynı zamanda da alaycı baktıve "Mmm... Bu bilgiyi verdiğin iyi oldu, dikkate alacağım,"dedi. Dönüş yolundaLetizia'nın bir arkadaşıyla karşılaştık.Her şeyi yumuşacıktı; yüzü, teni, ses tonu. Öylesine tatlıydı ki içim neşeyle doldu. O da bizimle geldi ve kızlar sofrayı hazırlarken, biz divanın üzerinde oturup biraz konuşma fır-atı bulduk. Her ne kadar açık saçık kravat deseni, finansÇevrelerinin s buz gibi soğuk evreni ile çelişkili gözükse de,"ir bankada memur olarak çalıştığını söyledi. Sesi üzgün çıkıyordu ama ne olduğunu sormak gereksiz bir düşüncesizlikolurmuş gibi geldi. Kendimi onun gibi hissettim. SonraGi -an francogitti ve biz dört kız kaldık. Masanın etrafında laf- aypgülüşüyorduk. Daha da doğrusu sürekli ben konuşu -dum.Letizia bana dikkatlice bakıyordu, yattığım erkeklerdenbirkaçını l anlattığımda iyice bozulmuştu. Sonra kalkıp bahçeye çıktım. Bakımlıydı ama pek iyi dü- enlenmemişti. Yüksek palmiye ağaçlan, z gövdesi dikenli,dallarında pembe büyük çiçekleri olan garip ağaçlar vardı. Daha sonraLetizia da geldi, arkamdan kolları ile sarıldı vedudaklarını boynumda dolaştırarak öptü. İçgüdüsel olarak döndüm ve sıcak, son derece yumuşakdudakları ile karşılaştım. Şimdi erkeklerin kadınları öpmeyi neden bu kadar çok sevdiklerini anladım. Bir kadının ağzı odenli masum ve saf ki. Benim bugüne kadar karşılaştığımerkekler, dillerini kabaca ağzımın içine doldurup geriye hep yıvışık bir salya tadı bıraktılar.Letizia'nın öpücüğü ise fark-ıydı, kadife gibi yumuşacıktı, taptaze ama aynı zamanda l da tutku yüklüydü. Yüzümü ellerinin arasına alıp, "Bugüne kadar sahip ol- uğum en güzel kadınsın," dedi. d "Sen de öylesin," dedim. Bunu neden söylediğimi bilmi- orum,Letizia benim ilk kadınım y olduğuna göre, söyledi- im anlamsız kaçıyordu. ğ Rolleri değiştirdik,Letizia benim yerime geçti. Bu kez.bedenimi bedenine sürterek oyunun denetimini eline alanbendim. Onu sıkıca kucakladım ve kokusunu içime çektim.Sonra beni diğer odaya götürdü, pantolonumu indirdi ve bir-!kaç hafta önce başlattığı o tatlı işkenceyi sonlandırdı. Dü1içimi eritiyordu ve bir kadının ağzından gelecek orgazm dü-üncesiyle ürperiyordum. Altımda diz çökmüş ş dururken, tenini yalarken, hazdan öne doğru kıvrılmışken gözlerimi kap a¦tıp korkmuş bir tavşan gibi ellerimi önümde kavuşturmaken , aklıma, küçükken düşlemimde benimle sevişenyül belirsiz küçük adam geldi. Tanınmayan küçük adamın yüzüyoktu, renksizdi; doyuma ulaşmam için kullandığım erkek-ik organı ve dilden oluşmuştu yalnızca. İşte o an güçlü venefes kesen bir orgazma l ulaştım. Ağzı salgılarımla doluydu.Gözlerimi açtığımda onu gördüm: Kesinlikle beklemediğim bir biçimde, bir elikülodunun içinde, belki de benim ulaştı- ımdan çok daha bilinçli, içten ve onun için de gelmiş ğ olanhazdan iki büklüm kıvrılmış olarak. Sonra divana uzandık ve sanırım biraz uyuduk. Güneşbatmış, hava kararmıştı. Beni kapıya kadar geçirdiğinde ona, "Lety, bir daha görüşmesek iyi olur," dedim. Başıyla onayladı, yumuşacık gülümsedi ve "Ben de öyle düşünüyorum," dedi. Son kez birbirimizi öptük. Motosikletimle eve dönerken bininci kez kullanıldığımı düşündüm, hem kendi kötü içgü- ülerim hem de başkaları tarafından. d l8 Mayıs 2 OO2 Dün, soğuk algınlığından yatarken, bana bir öykü anlatanannemin huzurlu ve güven veren sesini duyduğumu anımsı- orum. y "Çok güç ve hiç istenmeyen bir şey, bazen büyük bir ar - ağanı müjdeleyen bir şey olabilir. Biliyor m musunMelissa ,haberimiz olmadan sıksık hediyeler alıyoruz. Bu masal gen-Ce cikbir hükümdarın, bir krallığın yönetimini üstlenmesinin°yküsü. O daha kral olmadan önce de sevilen birisiymiş veü yruğualtındaki yurttaşları, taç giyme töreni şerefine birSUr "ühediye getirmiş. Törenden sonra çiçeği burnunda yenikral sarayında akşam yemeğini yiyormuş ki kapı çalınmış. Uşaklar kapıyı açmışlar. Dışarıda dilenci kılıklı, giysileri li- e lime, yaşlı bir adam duruyormuş. Yeni hükümdarı gör- ek istediğini m m söylemiş. Uşaklar, yaşlı adamı oradan uzak -aştırmak için ellerinden ne geldiyse yapmışlar, ama l boşuna.O zaman kral dışarı çıkıp yaşlı adamı görmek istemiş. Yaş -ı adam kralı övgülere boğmuş, onun l ne kadar iyi bir insanolduğunu, tebaasındaki herkesin onun hükümdar olmasın- an nasıl memnun d olduğunu söylemiş. Ona armağan olarakbir kavun getirdiğini söylemiş.Kral kavunu hiç sevmezmiş. Ama yaşlı adamı kırmamak için kavunu teşekkürederk ka - ul etmiş. Yaşlı adam bunun üzerine oradan b uzaklaşmış.Kral sarayına girmiş ve meyveyi arka bahçeye atmaları içinuşaklarına vermiş. Bir hafta sonra sarayın kapısı bir kez daha çalınmış. Kralbir kez daha kapıya çağrılmış, yaşlı dilenci yine onu övmüşve bir kavun daha getirdiğini söyleyerek krala sunmuş. Kral bir kez daha kavunu kabul etmiş, teşekkür etmiş ve kavunuyeniden bahçeye attırmış. Aynı şey haftalar boyunca devam etmiş; kral yaşlı adamı geri çevirmeyecek ve hediye verme- eki gönül yüceliğini takdir edecek kadar kibar d birisiymiş.Sonra bir akşam, yaşlı adam tam da krala kavunu verece - i sırada, sarayınrevaklarından ğ birinden bir maymun fırla-mış ve kralın elindeki kavunu yere düşürmüş. Kavun, sara - ın tam önünde y paramparça olmuş. Kral düşen kavuna bak - ış ve gözlerine inanamamış, kavunun içinden yağmur m gibipırlantalar dökülüyormuş. Hemen arka bahçeye koşmuş kine görsün? Yaşlı adamın getirdiği kavunlar dağılmış ve bah- eyi mücevher tarlasına dönüştürmüş". ç Annemi susturdum ve bu güzel masaldan etkilenmiş ola-ak "Masaldan dersi ben çıkartabilir miyim?" r dedim. Güldü ve "Tabii ki çıkartabilirsin," dedi. Ders tekrarlarken yaptığım gibi derin bir nefes aldım ve, "Bazen olumsuzluklar, sorunlarya da zorluklar olgunlaşmabelirtilerini gizlerler. Çoğu zaman zorlukların göbeğinde de- erli bir mücevher ğ parıldar. Bu nedenle olumsuzluklara ve zorluklara göğüs germek bilgeliktir". Bir kez daha güldü, saçlarımı okşadı ve, "Artık büyü- üşsün küçüğüm. Sen bir prensessin," dedi. m İçinden ağlamak geliyordu ama kendimi tuttum. Annembilmiyordu ama kralın pırlantaları benim için, sevmeyi bil- eyen kaba adamların vahşi hayvanlıklarıydı. m 2O Mayıs Bugün öğretmenim okul çıkışında beni görmeye kapıya gel- i. Onu bekliyordum, çok farklı bir külotla d birlikte yazdığımmektubu verdim. Bu külot aslında benim. Beni en iyi betimleyen şey bu. Sallantılı iki bağcığı olan bu garip şey küçükLolita 'danbaşka kimin için tasarlanmış olabilir ki? Bana ait olmasının ötesinde beni ve bedenimi sembolize ediyor. Belki seninle değil ama bu külot üstümdeyken çok seviş -im. Gerçi ne önemi var ki... O t bağcıklar duygularımı ve iç - üdülerimi engelleme görevi üstleniyor. O iki bağcık, tenim - e iz g d bırakmanın ötesinde duygularımı dizginliyor. Bedeni m; £wkülotu giymiş, çıplak olarak düşle: İlk düğüm çözül - üğünde ruhumun yalnızca bir bölümü, Duygusallığım, öz - ürlüğüne kavuşacak. d g Ruhumun Aşk tarafı, karşı taraftaki düğüm çözülmediğinden hâlâ engellenmiş olarak kalacak.Böylelikle, duygusallık tarafındaki bağcığı çözen biri, bendeyalnızca bir kadın, bir çocuk yani bir dişiyi görecek ve yal - ızca cinselliğimi ele geçirebilecek. Yalnızca bir yarımı. Bü- ük bir n y olasılıkla çoğu zaman benim de istediğim şeyi ele ge - irmiş olacak. Aşk tarafını çözen birine ise ç derinliği olma - an ufak bir bölümü düşecek. Günün birinde belki duygula -ı özgür bırakmak isteyen y r birisi çıkıp gelecek. Bu, her iki ta - afın da anahtarını elinde bulunduran bir gardiyan olacak.İşte o r zaman Aşk ve Duygusallık özgür kalacak ve uçup gök -ere yükselecek. Kendini iyi, özgür ve mutlu l hissedeceksin,bedenin ve aklın artık senden hiçbir şey beklemiyor olacak:istekleri için sana eziyet çektirmeyecek. O hassas, içini titre -en sırrı okşayaokşaya ortaya çıkartacak olan el, yalnızcave t yalnızca o elin var olduğunun düşüncesi bile, bedenini ve ruhunu ısıtmaya yetecek. Tam tamına o Aşk ve Duygusallık tarafımın orta yerindeduran yanımı içime çekiyorum: Salgılarımın arasından sü - ülerek çıkan o şey Ruhum. z Düzüşmek için doğduğumu söylediğinde haklıydın. Gör - üğün gibi Ruhum da arzulanmak d istiyor ve bunun için ko - usunu, dişilik kokusunu yayıyor. Belki de özümü ortaya çı - artan el k k senin elin, sevgili öğretmenim. Yalnızca senin koku alma duygun salgılarımı, Ruhumu jalgılamaya cesaret edebildi. Dengesizsem bunun içinbanükızma öğretmenim. Çünkü yarın, bir kez ele geçirdiği^ 1v şeyi yitirdiğim için pişmanlık duymak istemiyorum. Bu şeyiçimde, iyi yağlanmamış bir kapı gibi gıcırdıyor, sesi kulak -arımı sağır ediyor. Senin yanındayken, seninkollarınday -ken, ben l vekülodum herhangi bir engelle karşılaşmıyor vezincire vurulmuyor. Ancak o iki ruh yükselmeleri sırasında bir duvara çarptılar. Zamanın korkunç ve adaletsiz duvarı - a. Zaman biri için yavaş n geçerken diğeri için çok hızlıge - iyor. Bir dizi sayı bizi birbirimizden uzak tutuyor; matema -iğe ç t yatkın zekânın, bu güç denklemden çıkış yolunu bulma -sını umuyorum. Tek bu da değil, her ne kadar ikisini de öz-gürleştirdiysen de yalnızca bir tarafımı tanıyorsun. Yaşama -ını istediğim s yalnızca o tarafım değil. Burası bir dönemeç.İlişkimize bir yön verme, ilişkimizin daha "özlü", biraz da - a derinlikli olması kararını sen yereceksin. Sana güveniyo -um. h r Senin olanMelissa 23 Mayıs 15=14 Valerionerede? Beni niçin bir öpücük bile vermeden terk et -i? t 39 Mayıs 2OO22=30 Gözlerim yaşlı Günlük, uçsuz bucaksız bir neşeyle ağlıyor.Mutluluğun ve neşenin var olduğuna hep inanmışımdır 1 32 ¦33 Bir sürü yatakta, birçok erkekte hatta bir kadında, asılkendimde arayıp sonra da yitirdiğim şey. Onu çok bilinen vesıradan bir yerde buldum. Ve de bir insanda değil, bir insa- ın bakışlarında yakaladım. n Ben,Giorgio ve diğer arkadaş -ar, bizim evin hemen altında, yani denizden 50 metre uzak-ıkta, yeni açılan l l bir mekâna gitmiştik. Yeni bir Arap lokan-ası. Masaların etrafında göbek atan ve servis yapan dansöz -er t l var. Yerlere yastıklar ve halılar atılmış. Mum ışığı ve tüt-ü kokusu var. Ağzına kadar doluydu ve s oturabilmek için masaların boşalmasını beklemeye karar vermiştik. Ayaklıbir lambaya dayanmış,Fabrizio ile kötü biten telefon konuş- amızı düşünüyordum. Onu ve hiçbir şeyini bir daha gör- ek istemediğimi m m söylemiştim. Ağlamaya başlamış ve bana her şeyi verebileceğini söylemişti. Tabii ki kastettiği şey pa -a, r para, para! "Eğer insanlara böyle davranıyorsan,sağol ama ben al - ayayım. Yine de önerin için teşekkür m ederim," demiştimalaycı tonda. Telefonu suratına kapatmış, ondan sonraki hiç- ir aramasına yanıt b vermemiştim. Yemin ederim ki, bundan sonra da hiçbir telefonunu açmayacağım. O adamdan nefret ediyorum. O bir solucan, iğrenç bir yaratık, ona kendimi birödül gibi sunmayacağım. Bütün bunları veValerio'yu düşünüyordum. Kaşlarımı çatmıştım ve gözlerim bir noktaya dalıp gitmişti. O huzur-uz düşüncelerden sıyrıldığım anda onun gözleriyle karşı-aştım. Kim bilir ne zamandan s l beri bana bakıyordu. Bakış -arı tatlı ve yumuşacıktı. Kısa aralıklarla bir o bana, bir ben ona baktık. l Bakışlarımızı kaçırıyor, sonra yeniden, elimiz^olmaksızın, birbirimizin içine düşüyorduk. Bakışları den ve yalansızdı. Bu kez, sonradan canımı acıtacak ve cezalan- ıracak anlamsız düşlere dalıp kendimi d kandırmak istemi- ordum. Bakışlara gerçekten inandım. Gözlerine bakıyor - um. Bana odaklanmışlardı ve y d sanki beni sevdiğini, gerçek -en tanımak istediğini söyler gibiydiler. İnceden inceye göz-emlemeye t l başladım. Bağdaş kurmuş oturuyordu, elinde si- ara vardı, dolgun dudakları, belirgin ama dikkat çekici g birburnu, Arap prenslerininkine benzeyen gözleri vardı. Başka hiç kimseye bakmıyordu, yalnızca bana bakıyordu. Hem deyolda yürürken yanımdan geçen adamların baktığı gibi de - il, önyargısız ve yalın ğ bakıyordu. Hangi saçma nedenle bil- iyorum amagülmesim gelmişti, yüksek sesli bir kahkaha patlattım ve m işin kötüsü kendime engel olamıyordum. İçim- en taşan neşe, bir gülücükle sınırlandırılamayacak d kadarbüyüktü.Giorgio da bana bakarak gülüyor ve ne olduğunusoruyordu. Bir elimle merak etmemesini işaret ettim ve bek -enmedik patlamamı aklamak istercesine ona sarıldım. Başı- ı bir kez daha ona doğru l m çevirdim ki bana bakarak gülüyor ve beni o beyaz muhteşem dişlerini görme mutluluğuna eriş-iriyordu. O t dakika kendimi sakinleştirdim ve içimden, "Ha- i bakalımMelissa , elinden kaçır. Salak, beyinsiz ve aptal d biri olduğunu göster... Hemen de ver, bekletme sakın!" di- ordum. y Ben bunları düşünürken bir kız yanına gelip oturdu ve saçlarını okşamaya başladı; kıza bir anlığına baktı ve benidaha iyi görebilmek için yana doğru kaydı. Giorgiodikkatimi, "Meli, başka bir yere gidiyoruz. Mim kazmıyor, daha fazla bekleyemeyeceğim," diyerek da - ıttı. ğ İ35 "Hadi beGiorgio'cum , on dakika daha bekleyelim, hadi, boşalır şimdi..." dedim çünkü o bakışlardan uzaklaşmak is-emiyordum. t "Niye burada kalmayı istiyorsun ki? Ayağının altına bi-ileri mi dolanıyor yine?". Güldüm ve başımı r salladım. İçini çekti ve "HadiMelissa , bu konuda uzunuzun ko- uşmadık mı seninle? Sakinsakin bekle, güzel n şeyler kendi-iğinden gelir," dedi l "Ama bu sefer farklı. Hadi, ne olursun..." dedim şımarıkbir çocuk gibi. Bir kez daha iç geçirdi ve etraftaki yerlere bakmaya git -iklerini, eğer boş yer varsa, tartışmaksızın t benim de onlarlagitmek zorunda olduğumu söyledi. "Tamam," dedim, o saatte boş yeri "biraz zor" bulacak -arını düşünerek. Her masasının üzerinde Japon l şemsiyeleriolan dondurmacıya girdiklerini gördüm, lambaya daha dadayanarak elimden geldiğince ona bakmamaya çalıştım.Göz ucuyla yerinden kalktığını gördüm, yüzümün kızardığı- a eminim, ne yapacağımı n bilmez haldeydim, telaş içindey- im. Yüzümü caddeye dönerek gelen geçen arabalara, sankibirini d bekliyormuşum gibi bakmaya başladım, Hint ipeğin- en yapılmış pantolonum denizden hafifçe d esen rüzgarda uçuşuyordu. Arkamdan sımsıcak ve derinden gelen sesini duydum: "Ne bekliyorsun?" Birden aklıma, babamın ben küçükken çıktığı bir seyahat dönüşünde getirdiği masal kitabında okuduğum o eski teker-lemegeldi. Doğaçlama ve beklenmedik biçimde ona dönerek tekerlemeyi söylemeye başladım: "Bekliyorum, bekliyorum, gecenin karanlığında,Biri çalmış olsun diye umuyorum kapıyı açtığımda,İyi yazgı gelsin diye kötüsü gittiğinde,Şartşurt bilmeyen biri gitsin öteki geldiğinde". Yüzlerimiz ciddiciddi birbirine dönük, bir süre konuş- adan durduk. Sonra ikimiz de patladık ve m katılakatıla gül- ük. Yumuşacık elini uzattı, yavaşça ama kararlılıkla sıktım."Claudio," dedi gözlerimin içine d bakmayı sürdürerek."Melissa," diyebildim nasıl olduysa. "Az önce söylediğin şey neydi?"."Ne?Haa , az önceki mi? Masalda geçen bir tekerleme,yedi yaşımdan beri ezbere bilirim". Anladığını ifade ederek başını salladı. Yine bir sessizlik,panikleme korkusu sessizliği. Benim sevimli ve saf arkada -ımın koşarak gelmesiile bozulan bir sessizlik. "Akıllım,gel yer bulduk, seni bekliyoruz!". "Gitmem ş gerek," dedim fısıldayarak. "Kapını çalabilir miyim?" dedi usulca.Kendini beğenmişlikten değil, orada bitmesini isteme- ekten kaynaklanan bu atılganlık karşısında afalladım. m Hafif nemli gözlerimle kabul ettim ve sonra, "Bu taraf-arda beni sıkça görebilirsin, şurada l oturuyorum," dedim bi- im evin balkonunu göstererek. z Vedalaştık, bir kez daha bakmak için arkamı dönmedim, »ir şeyleri yıpratmaktan korktum. SonraGiorgio sordu: "Kimdi o Allah aşkına?". 1 37 Güldüm ve "Şartşurt bilmeyeni kovan öteki," dedim."Ne?" dedi anlamamış suratıyla. Gülmeye devam ederek yanaklarını sıktım ve "Yakındaanlarsın, sakin ol," dedim. 4 H aziran 2 0 0 2 l8:2O Şaka yapmıyorum Günlük! Gerçekten bana serenat yap-tı.Yoldan geçenler merakla bakıyorlardı, ben balkonda deligibi gülüyordum. Şişman ve kırmızı suratlı bir adam eski birgitar çalıyordu ve o,detone sesi ile şarkı söylüyordu. İnanı-ır ve dayanılır gibi değildi! Dayanılmaz, çünkü şarkınınsözleri gözlerimi l doldurdu, kalbim pıtpıt atıyordu. Sevdiği- in aşkından gözüne uyku girmeyen biradamm öyküsüydü.tatlı n ve insanın içini eriten bir ezgisi vardı. Aşağı yukarı şu- u diyor: n Mivotu e mirivotususpirannu passulinotti'nterisenzasonnu elibiddizzitövajucuntimplannu tipenzu di lanotti fino ajornu Pitianonpozzun'uraripusari pacinonhavichiüst'afflittucori Luvösapiriquannut'ajualassari Quannulavitamiafınisci emori . 14 Seni ne zaman terk edeceğim biliyor musun? Yaşamınıtükenip öldüğümde... 14. Şarkı, Sicilya aksanı ile söylenmektedir. Bir sağa bir sola dönüyorum iç çekerek / uykusuzum gecelerDoyu ıuurjmju .u.n .,* güzel günlerimi / sabahlara kadar seni düşünüyorum. / Bana dinlenmek haram / v ............................................ / Bilmek ister misin senden ne zaman vazgeçeceğim? / ^ muşa huzur vermiyorsuntip öldüğümde, (ç.n.) lerboyu / düşlüyorum seninle geçe' 1 iireğitutuş- ? / Yaşam"11*>'' Çokçok güzel bir flört etme biçimi, çok zarif bir kur yap - aydı. Gelenekseldi, hatta belki pek beylikti m ama insanıniçine işleyen hoşluktaydı. Bitirdiğinde balkondan bağırdım gülerek, "Şimdi ne yap- am gerekiyor? Yanlış bilmiyorsam, eğer m duygularını pay-aşıyorsam odamın ışığını açmalıyım, ama eğer reddediyor-am içeri girip ışığı sönük l s tutmam gerekiyor'. Herhangi bir yanıt vermedi ama ben ne yapmam gerekti- ini çok iyi biliyordum. Hızla içeri girdim. ğ Koridorda koşar - en neredeyse babamı düşürüyordum. Bana meraklı gözler -e aşağıda şarkı söyleyenin k l kim olduğunu sordu. Gülerek be - im de bilmediğimi söyledim. n Merdivenlerden koşarak indim. Olduğum gibi, şortumve fanilamla giriş kapısını açtım ve ondan sonrasında ne ya - acağımı bilmez halde kalakaldım. Ona doğru koşmalı vekollarına mı atlamalıydım, p yoksa mutlulukla gülmeli ve eli- i mi sıkmalıydım? Kapının önünde öylece durdum. O za- an, n m karşımdakindenilk hareket gelmediği sürece yaklaş - ayacağımı anladı ve benim yerime oilk adımı attı. m "Ürkmüş bir civcive benziyorsun... Saygısızlık yaptıy-am özür dilerim ama kendime engel olamadım". s Yavaşça beni kucakladı. Kollarım kıpırdayamadığı içinkarşılık veremedim. "Melissa... İzin verirsen, bu akşam seni yemeğe davetedebilir miyim?". Başımlaevetledim ve gülümsedim, sonra yanağındanusulca öptüm ve yukarı çıktım. Meraklı annem, "Kimdi o Allah aşkına?" diye sordu. Omuzlarımı silktim, "Hiç kimse anne, kimse değildi..."dedim. 1 39 00.45 Kendimizden konuştuk. Birbirimize düşündüğümden çokdaha fazlasını söyledik ve birbirimiz hakkımızda çok fazla şey öğrendik. Yirmi yaşında, üniversitede çağdaş edebiyatokuyor. Yüzünde, onu inanılmaz çekici kılan, zeki ve canlıbir ifade var. Can kulağı ile dinledim, konuşurken onu sey-etmek r çok hoşuma gitti. Boğazımda ve midemde bir düğümvar sanki. Boynu bükük bir çiçek gibi kaldım ama kopma - ım.Claudio uysal, sakin, güven verici. Daha önce âşık ol -duğunu, ama aşkın elinin arasından d kayıp gittiğini söyledi. Parmağını bardağın ağzında dolaştırarak sordu, "Yasen?Kendi hakkında ne anlatacaksın?". Açıldım, ruhumu sarmalayan o yoğun sisi delen küçücükışık kaynağını araladım. Mutsuzluk öykülerimden bazıları- ı, kendim hakkında bazı şeyleri anlattım. Gerçek bir duyguile karşılaşma ve onu n bulmaya çalışma isteğimden tek söz bile etmedim. Dikkatli, hüzünlü ve ciddi bir ifadeyle baktı ve "Geçmi-ini anlatmana sevindim. Senin hakkında ş düşündüklerimde yanılmamışım," dedi. "Ne düşünmüştün?" diye sordum, kolay elde edilebilirbir kız olduğum düşüncesiyle beni kırmasından korktum. "İnsanın içine işleyen o bakışa sahip olabilmek için ba-ından çok şey geçmiş bir kız, özür dilerim bir ş kadın, oldu- unu düşünmüştüm.Melissa , hayatımda hiç senin gibi birkadınla karşılaşmamıştım. ğ Yumuşacık bir sevgi duyduğumudüşündüğüm an, gizemli ve dayanılmaz çekiciliğinle büyü-eniyor l benliğim". Sözcükler ağzından tanetane çıkıyor, bircümleden ötekinegeçmeden verdiği uzun arada bana gözle-ini sunuyor sonra konuşmaya yeniden başlıyordu. r Güldüm ve "Aslında beni daha pek tanımıyorsun. Sözü- ü ettiğin bu duygularla belki karşılaşır belki n de hiç karşılaş - azsın". m "Evet, haklısın," dedi beni dikkatlice dinledikten sonra devam etti: "Ama yine de denemek istiyorum, seni tanıma- a izin verir misin?". m "Elbette, elbette izin veririm," dedim, masanın üzerinde duran elini tuttum. Sanki düş görüyorum Günlük, çok güzel ve sonu olma- an bir düş sanki. y I:2O Valerio'danbir mesaj aldım, beni görmek istediğini yazmış.Ama şu anda o bile bana o kadar uzak ki. Öğretmenimle sonbir kez sevişmemin, istediğimin tam olarak ne olduğunu,Melissa'nıngerçekte ne olduğunu; bir canavar mı yoksa ar - ağan almayı ve vermeyi hak edecek bir insan mı m olduğunuöğrenmem için, son bir kez sevişmemin yeterli olacağını sa- ıyorum. n IO Haziran 2OO2 Gözüm aydın, okullar kapandı! Bu sene notlarım oldukça düşük, ben az çalıştım, öğretmenlerim beni anlamaya pekçalışmadılar. Neyse ki, beni tümüyle yok edemeden kurtar - ım paçayı, sınıfımı geçtim. d BugünValerio'yu gördüm. BarEpoca'da olacağını veonu bulmamı söylemişti. Koşarak çıktım. Bunun, ne istedi- imi anlayabileceğim fırsat olduğunu düşünüyordum. Bara geldiğimde, asfaltta iz ğ bırakacak kadar sert bir fren yaparakdurdum, herkes dönüp baktı.Valerio masada tek başına otu ruyordu, gülümseyerek ve başını sallayarak hareketlerimiizliyordu. Ağırbaşlı görünmek ve ciddi bir tavır sergilemekiçin yavaşyavaş yürümeye başladım. Kırıtakırıta masasına yöneldim, yaklaştığımda bana,"Loly, yürürken sana nasıl baktıklarını görmüyor musun?" dedi. Başımı "yoohayır" anlamında salladım. "Her bakana dönüp bakmam," dedim. Valerio'nunyanına bir adam geldi, omzuna doğru eğildi.Karanlık yüzlüydü. Genel havası biraz da kabaydı. İsmininFlavioolduğunu söyleyerek kendini bana tanıştırdı. Dikkat-ice, süzerek baktım. Tam l onu inceliyordum ki, "Kız arka- aşının, yaşıtlarına göre çok kurnaz ama güzel gözleri var,"diyerek araya d girdi. Valerio'nunyanıtlamasını beklemeden araya girdim:"HaklısınFlavio . Üçümüz mü olacağız, yoksa başkaları da gelecek mi?" dedim. Amaç tek bir şey olunca lafı dolaştır - ayı, yapay gülücükler m dağıtmayı sevmem, sadede gelmeyitercih ederim, Günlük. AfallayanFlavio ,Valerio'ya baktı.Valerio , "Kaprislidirbiraz ama en iyisi söylediğini yapmaktır," dedi. "BakMelissa , ben veValerio seni bir gece eğlencesinegötürmeyi düşünüyorduk, özel bir geceye. Bana senden sözetmişti, yaşından ötürü ikilemde kaldım ama nasıl olduğunuayrıntılarıyla öğrenince... Neyse işte, kabul ettim ve şimdi işüstünde nasıl olduğunu merak etmeye başladım". Yalnızca "Kaç yaşındasınFlavio ?" diye sordum. Otuz beş yaşında olduğunu söyledi. Başımı salladım, da- a fazla olduğunu düşünmüştüm ama h söylediğine inanmışgöründüm. "Bu eğlence ne zaman düzenlenecek?" diye sordum. "Haftaya cumartesi saat onda, deniz kıyısındaki bir villa- a. Seni almaya ben geleceğim, d elbetteValerio ile birlik-e..." t "Eğer kabul edersem elbette," diye sözünü kestim. "Elbette, olur dersen". Kısa bir süre sessiz durduktan sonra, "Özel bir şey giyin - em gerekiyor mu?" diye sordum. m "Ne giyersen giy, yeter ki yaşın anlaşılmasın. Herkes on sekiz yaşında olduğunu biliyor gerçi," diye yanıtladıFlavio . "Kim herkes? Kaç kişi olacak ki?" diye sordum Vale-rio'yadönerek. "Kaç kişi olacağını biz de tam olarak bilmiyoruz. Beşçiftin geleceği kesin. Belki başkaları da gelir, ama şimdidenbilmiyoruz". Katılmaya karar verdim; üzgünümClaudio , benim gibi"irinin onu sevmeyi başarabileceğinden, onu mutlu edecek kişinin ben olduğumdan çok emin değilim. 15 Haziran 2OO2 Yo, hayır, onu mutlu edecek kız ben değilim. Ben onu hak - etmiyorum. Telefonum, ettiği telefonlar ve k gönderdiği me-ajlarla çınçın çınlıyor. Onu terk ediyorum, işte hepsi bu.Onu yanıtlamıyorum, hiç s yokmuş gibi davranıyorum. Enin- e sonunda bıkacak ve mutluluğu başka yerlerde arayacak -tır. d Öyleyse, içimdeki bu korku niye? 17 Haziran 2OO2 Sessizlik içinde, kısa ve havadan sudan konuşmalarla, karar -aştırılan deniz kenarındaki yere geldik. l Şehir dışında,va -macınöte yanında, dalgaların kayaları kum gibi ufaladığı ta-afta bir küçük villaydı. r Issız bir bölgeydi ve ev biraz içer-ek, gözdenuzakdı . Yüksek bir giriş kapısından içeriye gir - ik, park l d etmiş arabaları saydım, altı taneydiler. "Geldik, tatlım," dediFlavio . Bana böyle seslenilmesine sinir olurum. Beni ne kadar tanıyor ki bok herif. Bana nasıltatlım, şekerim, küçüğüm diye seslenebilir ki? Boğazınısıkasımgeliyor! Kapıyı kırk yaşlarında, çekici, hoş kokulu birkadm açtı.Beni tepeden tırnağa şöyle bir süzdü veFlavio'ya beğendi- ini gösterir biçimde baktı, o da onu kibarca gülümseyerek yanıtladı. Duvarlarında ğ büyük soyut tabloların asılı oldug0uzun bir koridoru geçtik. Salona geldiğimde huzursuzladuydum, çünkü aynı anda on tane inceleyen göz bana yöne >misti. Büyük bir bölümü erkekti. Kravat takmış ve seçkin g yimliydiler, bazısının gözünde küçük bir maske vardı amagenellikle yüzleri açıktı. Kadınlardan bir ikisi yaklaştı ve ba - a soru sordular, ben deValerio ile daha önce belirlediğimiztürden bir sürü yalan dolan n sıraladım. Öğretmenim yanımageldi ve fısıldayarak, "Bir an önce başlamak istiyorum. Se- i yalayıp n yutmayı, gece boyu içinde kalmayı, sonra da baş - aları ile yaparken seni seyretmeyi o kadar çok k istiyorumki," dedi. Aklıma hemenClaudio'nun bakışları geldi; onun beniasla başkası ile yataktayken görmek istemeyeceğini düşün- üm. d Flaviobana içinde, birkaç ay öncesini bana anımsatan, viski dolu bir bardak getirdi. Piyanoya yaklaştım ve birkaçgün önceRoberto yükünden nasıl kurtulduğumu düşündüm.Beni aramaktan vazgeçmesini, arkadaşlarının da benim hak- ımda ağızlarını sıkı tutmaları gerektiğini söyledim, aksihalde k olup biteni nişanlısına tektek anlatacaktım. Tehdidimişe yaradı, beni bir daha aramadı. Bir ara yanıma, uçacakmış gibi yumuşak adımlarla salı- arak yürüyen bir adam yaklaştı. Yuvarlak n gözlükleri ve irimavi-yeşil gözleri vardı. Yüzü hafif lekeli olmasına karşınyakışıklıydı. Dikkatlice, inceleyerek baktı ve sonra, "Selam, o çok sö - ü edilen kız sensin anlaşılan?" dedi. z Soru soruyormuşum gibi baktım ve, "Kimin söylediğineba ğlı... Hangi özelliğimden söz edildi ki?" dedim. Eee... Her ne kadar ben senin on sekiz yaşında olduğu- a"ianmasamda çok genç olduğunu biliyoruz. O kadargös - rrne diğiniçin değil, bana daha büyükmüşsün gibi geliyor. Senin bu türden gecelere çok katıldığın söylendi, yalnız er- eklerin olmadığı gecelere...". k Kızardım ve söylediğinin üstüne gitmek istedim, "Kimsöyledi?" dedim. "Ne önemi var ki... Bilirsin ortalıkta laflar dolanır du-ur... Anlaşılan sen iyi malmışsın, ha?". r Sakin olmaya, oyuna devam etmeye ve her şeyi bozma - aya çalıştım. m "Ahmaklar hiçbir zaman hoşuma gitmemiştir. Kabul et-im, çünkü yapmak hoşuma gidiyor..." t Yalan söylediğimi bilerek yüzüme baktı ve ekledi, "Ah- aklar her zaman olacak. Bazı insanların m çizgileri düzgünve derli topludur, bazılarının ise kaba, gülünç ve rüküş birkapris gibidir." "O halde benimkinin her ikisinin karması olduğunu söy-eyebilirim," dedim, söylediklerinden l etkilenmiştim. Valerioyanıma geldi ve divana doğru onunla gitmemisöyledi. Adama başımla bir işaret yaptım, selam anlamına gelme- esine çalıştım, nasıl olsa gecenin bir m saatinde birbirimiziniçine düşecektik. Divana, iyi gelişmiş ve biçimli vücutlu bir erkek ve par-ak, canlı renkli ve abartılı makyajları olan, l saçları platin sa-ısı, atkuyruklu, oldukça avam iki kadın oturmuştu. r Ben ve öğretmenim divanın ortasına geçtik. Kazağımınaltından elini soktu ve göğsümü okşamaya başlamıştı ki bir- en feci bir utanç ve rahatsızlık duydum. d "Valerio... Önce bizim mi başlamamız gerekiyor?". "Neden olmasın, utanıyor musun?" dedi kulak mememiısırırken. "Yooohiç de değil... Yüzünden arzu akıyor," dedi vücut geliştirmiş olan. "Nereden anladın?" diye meydan okudum. Yanıt vermedi, bir elini eteğimin altından kuyruk soku- umun arasına daldırırken taşkınlıkla beni m öpmeye başladı. Kendimi koyuverip gidecektim, o anlamsız şiddet beni yinekimbilirnereye sürükleyecekti. Onu öpmek için kalçamı ha -ifçe kaldırmıştım ki, öğretmenim bundan yararlanıp f kıçımı,önce yavaş ve yumuşak, sonra tavrını değiştirip daha karar -ı ve ateşli okşamaya başladı. l Çevremdeki insanlar oradadurmuş bana bakıyor, yanımdaki iki erkekten birinin içimegirmesini bekliyorlardı sanırım, ama artık benim için yoktu-ar. Vücut çalışmış olan beni öperken kadınlardan l birisionun göğsüne sarıldı ve ensesinden öpmeye başladı. SonraValerio eteğimi kaldırdı. Herkes hayranlıkla, tanımadığımbir divanın üzerinde, tanımadığım insanların arasında mey- ana çıkmış olan kıçıma d ve kukuma bakıyordu. Sırtım yay gibi önekıvnlmıştı ve kendimi onun ellerine bırakıyordum ki, herifin biri önüme geldi, mememi tuttu ve sertçe sıkma- a başladı. y "Mmmm, taze şeftali gibi kokuyorsun," dedi beni kokla- ak için yanıma yaklaşan bir diğer adam, m "Yeni yıkanmış taze şeftali gibi yumuşak ve pürüzsüzsün". Taze şeftali olgunlaşacak; önce rengini sonra tadını yiti-ecek, ardından kabuğuyıımuşayacak , r buruşacak, en sonun - a çürüyecek ve nektarını da solucanlar emecek. d Birden gözlerimfaltaşı gibi açıldı, yüzüme ateş bastı.Ani bir hareketle öğretmenime doğru döndüm ve "Kalk gidelim, istemiyorum," dedim. Ne olduysa tam da bedenimin tümüyle kendini koyuve-eceği anda olmuştu... ZavallıFlavio , zavallı r bay vücut, za- allı diğerleri, zavallı ben... Bir anda herkesi, her şeyi ve de kendimi bir kenara bıraktım, v hızla üstümü giyindim ve göz-erimde yaşlarla uzun koridoru geçtim, kapıyı açtım ve yol- a park etmiş l d olan arabanın yanına koştum. Evi ve beni sar- alayan yoğun sis nedeniyle arabanın m camlanbuğulanmıştıDönüşyolunda tek bir kelime edilmedi. Yalnızca, evingiriş kapısına geldiğimizde, "Sana yazdığım mektup konu-unda hiçbir şey söylemedin?" dedim. s Uzun bir süre sessiz kaldı ve sonra, "ElvedaLolita !" de - i. d 2,0 Haziran.6:5O Dudaklarımı telefon ahizesine dayadım ve uykudan yenikalkmış sesini duydum. "Seni yaşamak istiyorum," dedim incecik sesimle fısıldayarak. 24 Haziran Gece oldu sevgili Günlük ve evin dışında, terastayım, deni- i seyrediyorum. z Öyle dingin, öyle sessiz, sakin ve yumuşacık ki; ılıma"hava dalgalan yatıştırıyor ve çok uzaktan gelen sesler"11 ' huzurlu ve kırılgan seslerini duyuyorum... Ay bir görünüpbir kayboluyor; gizlenmiş, bağışlayan ve hoşgörülü bakışıy-a beni izliyor. l Ne yapabileceğimi soruyorum ona. "Yürekteki pasları kazımak zordur," diyor. Yüreğim... Olduğunu unutmuştum bile. Belki de varlı- ından hiç haberim olmadı. ğ Filmlerdeki duygusal sahneler beni hiç etkilemedi, içeri- i yoğun bir şarkı beni hiç duygulandırmadı ve ğ ben aşka hepyarı yarıya inandım, onu gerçekten tanımanın olanaksız ol- uğunu düşündüm. Belki de d sadece herkesten gizlediğim, derinlerde bir yerlerde sakladığım aşkı kimse çekip ortayaçıkartmayı öğretmediği içindir. Bir yerlere gömülü kalmıştı, birilerinin kazıp oradan çıkartması gerekiyordu... Ve ben deaşkın sürgün olduğu bir evrene, arzularımla dalarak onu bul- aya çalıştım. Hiç kimse, hem de hiç m kimse beni durdurup,"Bak küçük, buradan geçilmez," demedi. Yüreğim buz tutmuş bir hücrede kapalı kaldı ve kararlıtek bir vuruşta hücreyi yok etmek tehlikeliydi; yürek sonsu- a dek yaralanmış olabilirdi. z Ancak sonradan güneş açtı. Bu yakıp kavuran, alev püs - ürten, yangın çıkartan Sicilya güneşi değil; k e ılıman, ölçülü, üaçık, buzları yavaşyavaş eriterek kurak ruhumu bir andasular altında bırakmayacak bir güneş.Hkbaşta ne zaman sevişeceğimizi sormam gerekiyormuş8'bi düşündüm ama tam soracaktım ki dudaklarımı ısırarakduraksadım. Bir şey olduğunu anladı ve sordu: "Neyin varMelissa?". Beni adımla çağırıyor, onun için ben Melisayım, bir bireyim, bir varlığım; bir nesne ve beden değil. Başımı salladım. "Bir şey yok, gerçekten bir şey yokClaudio," dedim. Melis yatmadan önce IOO fırça darbesi 149 O zaman elimi tuttu ve göğsünün üstüne koydu. Derin bir nefes aldım ve homurdanarak, "Kendi kendi - e, ne zaman benimle sevişmek m isteyeceğini soruyor- um...". d Bu kez o sessiz kaldı, ben utançtan öldüm, yanaklarımaateş bastı. "YokMelissa , yok canım... Buna ben değil biz, beraberkarar vermeliyiz, sevişecek miyiz, ve sevişeceksek ne za - an diye. Sen ve ben, ikimiz," dedi gülümseyerek. m Şaşkınlıkla bakıyordum ona, afallamış yüzümün konuş- aya devam etmesini istediğim anlamına m geldiğini anlamış-ı. t "Neden biliyor musun? İki kişinin birleşmesi ruhlarının doruklara ulaşması demektir ve o doruklara ancak birbirleri - i severlerse ulaşılabilir. Girdabın iki n bedeni anafora alması gibidir; artık kimse tek başına değildir, biri diğerinin içinde- ir, en samimi, en d derin ve en güzel biçimde". Şaşkınlığım devam ederken ne demek istediğini sordum."Seni seviyorumMelissa ," diye yanıtladı.Birkaç gün öncesine kadar bulunmasının olanaksız oldu- unu sandığım şeyi bu adam nasıl bu ğ kadar iyi biliyordu?Neden bugüne dek yaşam bana yalnızca kirli, acımasız,il- el, kaba yüzünü k göstermişti? Bu olağanüstü varlık elimden tutup, beni korkuyla büzüştüğüm bu sığ ve kokuşmuş delikten çıkartabilir mi? Söyle Ay, sence yapabilir mi? Yürekten pasları söküp atmak güç. Ama belki de kalp Iöyle güçlü atmaya başlar ki, onu çevreleyen kabuğu binparçayaböler, fırlatıp atar. 30 H aziran Sanki el ve ayak bileklerimden görünmeyen bir ip ile bağ-anmış gibi hissediyorum. Havada asılı l kalmışım. Cehen- em zebanisi gibi bağıran biri beni aşağıya çekerken, bir di- eri yukarıya doğru çekiyor. n ğ Ben bir o tarafa, bir bu tarafasavruluyorum. Ağlıyorum. Bir bulutlara, bir solucanlara de-ğiyorum. Kendi kendime ismimi sayıklıyorum.Melissa ,Melissa,Melissa ... Beni kurtaracak büyülü bir sözcük gibi. Kendime sıkıca tutunuyor, kendime sarılıyorum. 7 Temmuz Odamın duvarlarım boyadım. Şimdi uçuk mavi oldular. Ça-ışma masamın üzerinde artık göz l kırpanMarleneDietrichdeğil,' kendi fotoğrafım var. Saçlarım rüzgârda uçuşurken li- ana giren çıkan m takalara huzur içinde bakıyorum. Arkam- a, beni kucaklayanClaudio var, elleriyle zarifçe beyaz blu - uma d z dokunurken yüzüyle omuzlarıma eğilmiş öpüyor. O takalarla ilgilenmiyor bile, bizimle ilgili derin düşünceleriçinde kaybolmuş gibi. Fotoğraf çekildikten sonra kulağıma, "Melissa, seni sevi- orum," diye fısıldamıştı.O zaman yanağımı y yanağına dayayıp o anın tadına vara- ilmek için derinderin nefes aldım ve ona doğru döndüm.*üzünü b ellerimin arasına aldım, o zamana dek tanımadığım,•İnlediğim bir sevecenlikle öptüm ve usulca, "Ben de seniSev iyorumClaudio ," dedim. Kendimi onun kollarına bıraktığımda bedenimin her ya- ında, hasta olduğumda hissettiğim gibi bir n titreme ve ateşdolaştı ve o beni kucaklayarak tutkuyla öptü. Cinsellik yük -ü bir tutkuyla değil, l bambaşka, aşk yüklü bir tutkuyla. O güne dek kimsenin önünde ağlamadığım kadar çok ağ -adım. l "Sevgilim, bana yardım et. Yalvarırım bana yardım et,"diye yakardım. "Buradayım, senin için buradayım, yanındayım, seniniçin..." diyordu, şimdiye kadar hiçbir erkeğin sarılmadığı gi- i beni sarıp sarmalarken. b 13 Temmuz Kumsalda birbirimize sarılarak uyuduk. Birbirimizin kolla-ında ısındık. Ruhunun soyluluğu ve bana olan r saygısı içimi titretiyor. Bana verdiği bütün bu güzelliklerin karşılığını ve-ebiliyor muyum acaba ona? r 24 Temmuz Korkuyorum, hem de çok korkuyorum. 30 Temmuz Ben kaçıyorum, o beni yakalıyor. Sıkmadan yakalayan elle-,:riniduyumsamak ne güzel... Sıksık ağlıyorum ve ne zaman»!ağlasam beni kendine doğru çekip sıkısıkı sarılıyor, saçlarımıkokluyor. Ben de başımı onun göğsüne yaslıyorum. Kaçmaya, uçurumdan aşağıya yuvarlanmaya, o dar geçittengeçmeyeve bir daha gerisin geri çıkmamaya eğilimliyim. Amaonun kollan buna engel oluyor, beni tutuyor ve ben onlara güveniyorum ve belki hâlâ kendimi kurtarabilirim. 12 Ağustos 2OO2 Ona duyduğum arzu çok güçlü ve ateşli, o olmaksızın yapa - am. Beni kucaklıyor ve kimin olduğumu m soruyor. "Seninim," diyorum. "Tamamıyla senin". Gözlerimin içine bakıyor ve "Küçük, kendine kötülükyapma, yalvarırım. Bu benim için de çok kötü olur," diyor. "Asla sana kötülük yapmam," diyorum. "Benim için yapmamalısın, ama her şeyden önce kendiniçin yapmamalısın. Çiçek gibisin, seni ayaklarının altındaezmelerine izin verme". Dudaklarıma usulca değerek beni öpüyor, içim sevgiyledoluyor. Gülümsüyorum, mutluyum. Bana, "İşte şimdi seni öpme-li, yüzündeki bu gülümsemeyi çalmalı ve dudaklarıma mü-hürlemeliyim. Beni delirtiyorsun, sen bir meleksin, bir pren -essin, bu geceyi seni s severek geçirmek isterim," diyor. Tertemiz bir yatakta bedenlerimiz mükemmel bir uyum'Çmde. Benim ve onun teni birleşiyor ve birlikte güç ve sev- i oluyoruz. O yavaşyavaş içime akarken gözlerimizbirbi -nnekenetli. Bedenimin g hırpalanmaması, yalnızca sevilmesigerektiğini söylüyor. Canımın yanmaması için sessizceka -- 'yor. Kollarım ve bacaklarımla ona sarılıyorum. İnlemelerinımkilerekarışıyor, parmaklan parmaklarıma kenetleniyor.onun hazzı benimkiyle ayırt edilemez biçimde bütünle-iyor. ş 153 Göğsündeuyuyakahyorum . Saçlarım yüzünü örtüyorama o bundan çok memnun, yüzlerce kez başımı öpüyor."Bana söz ver. Bana bir konuda söz ver. Asla ayrılmayaca - ız, bu sözü ver bana," diye ğ fısıldıyorum ona. Sessizlik... Bir kez daha sırtımı okşuyor ve dayanılmazürpertiler duyumsuyorum. Bir kez daha içime giriyor. Kal- alarımı ona dayıyorum, uyumla hareket ediyoruz. ç O sırada, "Birbirimizi terk etmememiz için iki koşul var. Kendini ne benim, ne aşkımın, ne sevgimin, ne de herhangibir şeyin esiri gibi hissetmemelisin. Özgür gezinmesi gere- en bir meleksin sen. k Yaşamının tek amacı olmama hiçbir zaman izin vermemelisin. Sen önemli bir kadın olacaksın,zaten şimdiden öylesin de..." diyor. Çatallaşmış sesimle ikinci koşulun ne olduğunu soruyo-um. r "Kendini aslaaldatmamahsın . Çünkü kendini aldattığın- a aslında hem bana, hem de kendine d kötülük yapıyorsundemektir. Ben seni seviyorum ve yollarımız ayrılsa bile se-ni sevmeye devam edeceğim." Hazlarımız birleşiyor ve elimden aşkıma sıkısıkı sarıl- aktan ve onu asla ama asla bırakmamaktan m başka bir şeygelmiyor. Yorgun, yatağındauyuyakahyorum . Gecegeçip gidiyor ve sabah beni sımsıcak ve aydınlık bir güneşle uyandın.Yastığın üzerinde bana bıraktığı not var: Görkemli varlık, yaşamında mutlulukların en büyüğünü, en mükemmelini bulmanı ve ben de sen istediğin sürece bunun taraflarından biri olmayı isterim. Çünkü ben, şimdiden bil ki, arkana dönüp bakmadan gitsen bile seni is-iyor t olacağım. Kahvaltılık bir şeyler almak için çıktım, çabucak dönece - im. ğ Açılmış tek gözümle güneşi seyrediyorum. Kulağıma tat-ı tatlı sesler geliyor. Denizde geçen bir l geceden sonra taka -ar yavaşyavaş limana girip halat bağlamaya başladılar. Bi-inmezde yapılan bir l l yolculuk... Tek bir gözyaşı damlası gö- ümden yüzüme iniyor. Çıplak sırtımda dolaşan eline ve enz semden öpmesine gülümsüyorum. Ona bakıyorum. Bakıyo-um ve anlıyorum, artık biliyorum. r Ormanda geçen yolculuğumu tamamladım. Küçük ço - ukları yiyen devin kulesinden, aldatan melek ve c şeytanları- ın zulüm veren pençesinden kaçmayı başardım, çift cinsi-yetlicanavardan kaçtım. Beni, n yumuşak kadife yastığınınüzerinde oturup bekleyen Arap prensinin sarayına sığındım.Bayağılaşmış elbiselerimi çıkartıp bana prenses elbiselerigiydirdi. Hizmetkârları çağırtıp saçlarımı tarattı, alnımdanöptü ve beni uyurken seyredeceğini söyledi. Sonra bir geceseviştik, eve döndüğümde saçlarımın hâlâ pırılpırıl parlamaktaolduğunu ve makyajımın bozulmadığını gördüm. Annemindediği gibi, düşlerin bile kıskançlıkla çalmak istediğikadar güzel bir prenses olarak... ...
View Full Document

Ask a homework question - tutors are online